ebeveyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ebeveyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.06.2015

Çocuk ve Yol



Çocuğunla birlikte aynı yolları yeniden yürümeye başlarsın. Sen ben bu yollardan geçtim dersin, tekrar aynı yolu yürüdüğünü sanırsın ama aslında yolcuda, yoldakilerde çok farklıdır artık. Öyle duraklar vardır ki o yolda; bazen oturursun yol kenarına, gülümsersin bu yol sahi böyle miydi dersin bazen de hüzün çöker üzerine, o ayağının takıldığı taş hala oradadır. Bir anda çocuğun da takılacak sanırsın o taşa; alıp atmak istersin taşı çok uzağa ama taş yerinden kıpırdamaz, sonra çocuğunun hızlıca koşarak geldiğini görürsün; dur demek istersin; takılacaksın, düşeceksin. Ama ne ağzından tek bir kelime çıkar ne de elini uzatıp tutabilirsin çocuğunu. O da takılır o da düşer ve senin canın daha çok acır; sızlar aynı yer yeniden. Çocuğun sana bakar, gözlerine, sen bilirsin ki geçecek acısı; bu kez kolların uzanır ve sarılısın ona sımsıkı; geçecek dersin,geçecek.... Kollarında tutarken onu ve o yüzünü göremezken senin, yaşların süzülür ince ince; kendi sızına mı daha çok ağlıyorsundur yoksa çocuğunun acısına mı birbirine karışır.


Çocuğun seni o yola döndürür; o yolda tekrardan yürümek zorundasındır, ebeveyn olabilmek için, büyüyebilmek için. Yol tektir çünkü! Aynı yolda yürür insan, yol değişmez ama insan değişir ve değişebilmenin parçasıdır aynı yolda yürümek. 


Aynı yolda yürüdüğü için telaşlıdır ebeveynler evlatları adına; lakin ne var ki evlatları da aynı yolu yürümelilerdir. Ne bir taşın yerini değiştirebilirsin, ne çocuğuna müdahale edebilirsin sadece eşlik edebilirsin. Aynı yolu yürüdüğünüz için birlikte büyürsünüz...

Ebeveynlik yolu kendinden kendine yürümektir yeniden; her ne yaşıyorsan çocuğunla, her neye seviniyorsan, her neye kızıyorsan, her neye tahammül edemiyorsan; dur yolun o kısmında; bir bak etrafına, çocukken başına gelenlerden sormlu değilsin ama artık bir yetişkinsin ve davranışlarından sorumlusun; tekrardan aynı yolu yürüyorsun çünkü başına gelenleri farkedebilecek ve kendini dönüştürebileceksin. 

Haydi bakalım yolcu yolunda gerek!




14.01.2015

Başarılı Ebeveyn Diye Bir Şey Var mı?



İnsanların hayatta kıstasları var; başarı- başarısızlık gibi mesela. Hayatta edindikleri rolleri değerlendirirken bu kıstaslardan yararlanıyorlar. Başarılı anne olmak, başarılı eş olmak, başarılı arkadaş olmak ve benzerleri.... 

Başarı'yı belirleyen bazı maddeleri de var elbette; bu maddeler her ne kadar kendi maddeleri gibi dursada aslında toplumca kanıksanmış doğrular, başarı kriterleri oluyor. 

Mesela siz anneliğinizde hangi yönünüzü veya ne yaptığınızda kendinizi başarılı görüyorsunuz? Uyuduğunda mı, odasında yatmaya alıştığında mı veya yemek yediğinde mi? Gittiğiniz misafirlikte uslu çocuk olduğunda mı? Biraz daha büyüdüğünde ödevini kendi yaptığında mı? Eve gelen misafire nasılsınız dediğinde mi? Büyüklerini sayıp küçüklerini sevdiğinde mi? İşte bu benim bizim başarımız mı diyorsunuz. 

Peki ya ne zaman kendinizi çok başarısız hissediyorsunuz; çocuğunuz uyumadığında mı? Hala odasına geçmediğinde mi? Hala yemek yemediğinde mi? Gittiğiniz misafirlikte etrafı dağıtması yetmediği gibi size vurduğunda mı? Yoksa büyüdü ve hala aynı mı? Ödevlerini yapmıyor, büyüklerine karşı saygısız ve küçükleriyle de sadece kavgayı biliyor. İşte bu sizin başarısızlığınız mı? Aman allahım siz n'aptınız böyle ne kadar da başarısız ebeveynler oldunuz böyle.... 

Şimdi bir durun ve yaklaşın iyice yaklaşın bir hayat gerçeğinden bahsedeceğim size :) Başarı veya başarısızlık diye bir şey yok! Hele çocuk büyütürken var olan tek şey eşlik etmek. Ebeveynlerin başardığı hiçbir şey yok!!! Söz konusu illa başarı olacaksa başaran biri var ise o çocuğunuz ve başaramayan biri var ise o yine çocuğunuz. Çocuğunuzun başarısı sizi gururlandırıyor ve başarısızlığı sizi küçük düşmüş hissettiriyorsa orada egonuz söz konusu hem de fena halde! 

Çocukların serüveninde çocuğunuza eşlik edebilirsiniz; ama onun yolunda onun adına yürüyemezsiniz, yolunu da çizemezsiniz ancak onun için iyi bir koç, iyi bir öğretmen, iyi bir yaren olabilirsiniz. Zaten öyle olduğunuzda çocuğunuz sizin peşinizden gelecektir; iyi bir eğitimenin iyi bir koçun ve iyi bir yarenin peşinden gitmeyecek insan yoktur. 

İyi bir eşlikçi çocuğundan önce kendine sıfatlar takmayı bırakır. Yani başarılı ebeveyn veya başarısız ebeveyn diye bir şey yok. Çocuğuna ihtiyacı doğrultusunda eşlik edebilen veya edemeyen ebeveynler var. 

Çocuğuna ihtiyacı doğrultusunda eşlik etmek için de  başarılı olmaya değil farkında olmaya ihtiyaç var. 




8.12.2014

Öfkeli Bir Çocuğa Nasıl Davranmalı?


Yetişlinler bile öfkelenirken çocukların öfkelenmesi oldukça doğal öyle değil mi? Ama henüz bizler bile öfkemizi nasıl yöneteceğimi bilemezken, çocuğumuzdan bunu bekliyoruz zaman zaman; ve hatta öfkelenmesine kızıyor, onun öfkelenmesi bizi de öfkelendiriyor böylece ortaya birbirimize attığımız bir öfke topu yapıyoruz. 
Uzmanlar tarafından onaylanmış; hatta öyle ki televizyon programlarında bile önerilen bir uygulama olan "Mola" yöntemi tavsiye edilir ebeveynlere. Çocuk öfkelendi mi kızdı mı gönder odasına biraz düşünsün yaptığını, biraz sakinleşsin. Hangi akla hizmettir inanın anlamış değilim ama çok şükür bunun ne denli yanlış ve ne denli sakıncalı olduğunu savunan uzmanlarda var. 
Bir çocuk öfkelendiğinde, kızdığında onu yanlız bırakırsak verdiğimiz mesaj şu olacaktır; seni bu duygularınla kabul etmiyorum; öfke duymamalısın, böyle duygular hissetmemelisin. Dünya üzerinde adı konmuş, konmamış tüm duygular insana aittir ve hiçbir şey bunların hissedilmesini engellemeyecektir; engellenmeye çalışılan bu duygular, bastırılacak ve bastırılan her şey gibi bir sonraki seferde daha da beter ortaya çıkacaktır. 
Kimse duygularının kendisi değil; yani öfke değiliz, öfke hissediyoruz. Önce kendinden başlamalı insan, önce kendi duygularının farkına varıp bunları yönetebilmeli ki çocuğuna da yardımcı olabilsin. Çocuğunuza şu an öfkelisin demek yerine öfkeli hissediyorsun diyebilirsiniz. Çocuğunuzun öfkeli halini kabullenemiyorsanız muhtemelen kendinizin de öfkeli halinize tahammülünüz yok. Duygularımızı yadsıyamayız, kontrol edebiliriz ama. Ve bir çocuğa duygu kontrolünü öğretebilirsek hayatta her şeyle mücadele edebilmelerinin yetisini kazandırabiliriz. 
Çocuğunuz öfkelendiğinde bir an için durun ve kendinize bakın; o anda ne hissediyorsunuz, hissettikleriniz bedeninzde nasıl tepkilere yok açıyor; vurup, kırmak, deli gibi bağırmak mı istiyorsunuz yoksa çocuğunuzu alıp duvardan duvara vurmak mı? Açık olmayın deneyin kendinize; bunların hepsi içindeki duygular, duyguları yadsımanın hiçbir anlamı yok; ama kendinizi kontrol ediyorsunuz öyle değil mi? Alıpta çocuğu duvara vurmuyorsunuz, buna engel olan bir şeyler var; ama mesela o anda kendi kolunuzu sıkıyorsunuz hem de deli gibi. Yani fiziksel bir tepki veriyorsunuz; çünkü kabul edemiyorsunuz. Şimdi bir dhaa düşünün siz bu büyük duyguyla başa çıkamazken çocuk nasıl çıksın ki? 
Ona farkında olduğunuzu söyleyerek başlayabilirsiniz. Ne kadar öfkeli hissettiğinin farkındayım. İçinden vurmak geliyor ama bunu yapamayız. Duygularına limit koymayın ama davranışlarına limit koymak elbette gerekiyor. Sımsıkı sarılmak, sırtını sıvazlamak, belki de birlikte ağlamak, bunların hepsi iyi gelecektir. 
Lafı uzatmaya hiç gerek yok; önce kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmeliyiz, duygular gelirler ve giderler ama gerçekten gitmeleri için içimizde bariyerlere çarpmamaları gerekir; kapıların, kabullenme kapılarının açık olması gerekir; açın tüm kapıları ardına kadar duygularınıza ve çocuklarınızın duygularına. Sorun öfkeli hissetmek değil sorun bu öfkeyi davranışla dışa vurmak. 

Olduğu gibi kabul görmeyen her insan şüphesiz ki öz güven sorunu yaşayacaktır; tıpkı geçmişin çocukları şimdinin yetişkinleri bizler gibi. 




10.11.2014

Çocuğunla Oyun Oynarken Kontrolü Elinden Bırak


3 yaşla birlikte Aren'de ciddi korkular başladı; her şeyden korkar oldu; dahası korku kelimesini cümle içinde kullanmaktan ve bu şekilde var olmaktan zevk almaya başladı. Olayın anlaşılır, yaşına ve gelişimine bağlı olarak kontrol edilebilir boyutunun yanında, bir de anlamadığımız ve kontrolümüzün dışında olan kısımları vardı. 

Aslında tüm bu sürecin su yüzüne iyice çıkması okula başlamasıyla oldu; okul süreci korkularını ciddi manada tetikledi ve tanıyamadığımız bir Aren'le karşılaştık. 

Okul'a gitmek istemedi, okuldan korktu; sonra odasında uyumak istemedi, hayaletler, canavarlar ve benzerlerinden korkmaya başladı, ardından sinema, tiyatro ve benzeri yerlerden delice korkmaya başladı; bilmediği ortamlarda bizden asla ayrı kalmamak, yani yanlız kalma korkusu başladı; en son kakasını yapmaktan korkar hale gelince, ve bizim bilgimizin, bilincimizin yetmediği noktada her zamanki gibi işin uzmanına gitmeye karar verdik; en etkili yol olan oyun terapisine gittik. 

Oyun terapisini size anlatmam mümkün değil; zaten terapi dediğimiz şey tek seferlik bir şey olmuyor. Ama ilk seferde ebeveyn çok şeyi öğrenmiş oluyor; çünkü asıl çözüm ebeveyn'de, sadece çocuğunuz değil siz de gözlemleniyorsunuz. Ben şunları öğrendim ve hemen hemen hepsinde a-ha dedim ;)

Oyun oynarken çocuğunuzun söylediklerini düzeltir misiniz? Mesela kaplana aslan dediğinde, hayır canım o bir kaplan der misiniz? Ben derim; çünkü işte tam da fırsatı diye düşünürdüm, kaplanı aslan sanıyorsa doğrusunu bilsin hem de oyun içinde.  Ama hayır bu olmaması gereken bir şeymiş. 

Bir şeyi yapmaya çalışıyor ve anne yardım eder misin diyor, ne yaparsınız? Ben elbette kuzum der ve yardım ederim; bunun da iyi bir şey olduğuna bunun ilişkiyi güçlendirdiğine inanırdım; meğer hiç de doğru değilmiş. Yardım etmek yerine yapmasına vesile olmak yardımsız. 

Peki oyun içinde size soru soruyor; bu neden böyle diye, hemen cevabını mı verirsiniz? Evet ben genellikle veririm; sorusuna neden sence gibi soruyla yanıt vermem genellikle. Oysaki çocuğun biraz zorlanması gerekiyormuş, biraz o durumun, o duygunun içinde kalıp, cevapları bulması gerekiyormuş. 

Çocuğun duygusunu anlamak ve bunu çocuğunuza ifade etmek; benim ebeveynlikte en önem verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm noktalardan biriydi. Oyun terapisinde şunu öğrendim; diyelim ki çocuğunuz ağlıyor, ne yaparsınız? Ben hemen sarılırım ve üzgünsün biliyorum, ağla ve rahatla canım derim. İşte 3 yıldır çuvalladığımın resmi!. 

Ne mi yapılmalıymış. Biraz fırsat vermeliymiş, biraz o duyguda kalmasına fırsat vermeli elbette yanında olarak; ağlamaya başlar başlamaz, evet seni anlıyorum üzgünsün gel sarılayım demek yerine biraz o duygu durumuyla yüzleştirmek gerekliymiş. 

Sonuç olarak; çocuğunuzla oyun oynarken doğru, yanlış, olmalı, olmamalı gibi şeylere yer yok! Oyun oynamanın bir  şeye hizmet etmesine gerek yok; oyun sadece oyun için olmalı. Oyundaki en önemli şey akış; oyun akıyorsa tamamdır. 

Sizin de çocuğunuzun en sevdiği oyunlar; saklanbaç, kovalamaç ve benzerleriyse biraz daha düşünün neden acaba diye? Çünkü bu ve benzer oyunlarda hep akış var, herkes an'da ve herkes oyunda bu nedenle de çok seviliyor. 

Ben dersimi aldım sıra uygulamada; çocukla oyun oynarken kontrol edilecek hiçbir şey yok, kendiniz dahil, duygular dahil! Kendimizi oyunun kollarına atıyoruz; oyunda herşey mübah! 




31.10.2014

Hafta Sonu İçin Kitap & Film Önerisi

Daha önce sevgili arkadaşlarım Öznur (@laedri) ve Gamze (@gamzecihan81) ile birlikte her ay bir kitap ve film önerisi yazacaktım; böyle aylık yazıları yazmak konusunda pek başarılı değilim. Kızlar saolsun paylaşıyorlar ama ben o fırsatı yaratıp yazamıyorum. 

Neyse bakalım; haftasonu için hem film hem kitap önerisi gelsin. Bence film & kitap ikilisi kışın geçirilecek haftasonlarına çok yakışıyor. 

Şimdi gelelim Öznur'cuğumun önerdiği filme Aynı Yıldızın Altında; Öznur'un önerdği bir filmi izlerseniz pişman olmazsınız, mutlaka keyif verir. 





Oznur sanırım havaların gidişiyle uyumlu depresif bir film bu öyle değil mi? 

Evet tam olarak öyle de denilebilir.Yanınıza kağıt mendil  almanızı öneririm ;)

Çok mu ağlarız çok mu bunalırız, ama bir yandan da şöyle doyasıyla ağlayıp rahatlar mıyız? 

Yok yok,daha çok ağlamaya sebep olanı izledim diyebilirim.Bu daha çok boğazınızda bir düğümle,içinizde buruklukla.gözünüzde yaşla izlerken bir yandan yüzünüzü  de  güldüren bir film.Mutluluk,hüzün el ele..

Doğru söyle filmi izlerken kanser olmaktan korktun mu yoksa olursam da böyle atlatırım dedin mi? 

Korkmaz olur muyum,çokça da empati yaptım.Ama son zamanlarda aldığım haberlerden olsa gerek kanser olmaktan daha zorunun,kanser hastası bir çocuğun annesi olmak olduğu da döndü dolaştı zihnimde.

Filmden sana kalan bir cümleyi paylaşır mısın? 

Filmde altı çizilmelik o kadar çok cümle vardı ki ama beni en çok sarsan,filmi durdurup ağlamama sebep olan hiçbir edebi ve felsefik anlamı olmayan gayet yalın bir cümleydi. Annenin kızının çektiği acı karşısında elinden hiçbir şeyin gelmediği bir an çaresizlikle ağlarken ‘’Artık anne olmayacağım’’ demesiydi..Bu cümledeki acı o kadar ağır ki..

Bir de güzel bir cümle konduralım ; ‘'' Bana sayılı günler içinde sonsuzluk verdin''

Filmin tanıtımını sen yazsaydın ne yazardın; kendini NY times'a yazıyormuşcasına havaya sok lütfen :)

İtiraf ediyorum afişi gördüğümde klasik bir ergen filmi galiba diye geçirmiştim içimden.Konusunu okuduğumda da ise e zaten daha önceden çekilmişleri var (now is good,my sister keeper) ve izledim,daha farklı ne verebilirler ki demiştim ama izledikten sonra pişman olmadığımı söylemeliyim.

İki kanser hastası bu gencin ölümün nefesi enselerindeyken,yaşakları aşkı,hayallerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleyi,yaşarken fark edemediğimiz küçük mutluluklaırn belki de hayatımızın en büyük mutluluğu olabileceğini ve daha da fazlasını öğrenmek için izlemenizi tavsiye ederim.


Öznur'a bu nefis anlatımı için teşekkür edip sözü kitap önerisi için Gamze'ye bırakıyorum. 


Bu kitabı okumam için bana 3 şey söyle? 

Korkmak" korkulacak bırsey degıl aslında gelısımsel ve olması gereken bir sey,

Yaslarına gore korkuları bılırsek normal mı yoksa anormal bır durummu daha kolay anlayabılırız

Korkunun turu ne olursa olsun ustunde calısılırken ebeveyn çocuk arasındaki bag hepsinde en esas olan ve temek oluşturan sey. korkularla uğraşırken bağınız da guclenır.



Bu kitabı okumak korkuyu sevdirir mi gerçekten? 

Bu kıtabı okuyunca korkuyu daha ıyı tanıyabılırıız, çocukların hangı yaslarda hangı korkuları normaldır bunu anlarsak bızımde korkudan korkmamıza gerek kalmıyor aslında. onemlı olan bu korku ortaya çıkınca ona nasıl yaklaşmamız gerektıgını bılmek.

Okuduktan sonra çocuğumun korkusuyla veya kendi korkularımla başa çıkabilir miyim? 

Evet coguyla basa cıkabılırsın. kıtapta gerçek vakalardan ornekler ve onerılen cozumler var. mesela bazı korkuları ne yazıktır kı bız gecırıyoruz çocuklarımıza. kopekten hıc korkmayan bır cocugun ebeveynının kopegın yanında verdıgı tepkıye gore korkmaya başlaması gıbı.


Bu kitabın arkasına senden görüş istenseydi ne yazardın? 

Cocugunuz korkuyor olabılır. Ancak bu korkudan "sız" korkmadan once bunun normal olup olmadığını ve buna karsı nasıl tavır almanız hangı sekılde davranmak gerektıgını bılmek ıstemezmısınız. Cocugunuzun korkularıyla başa çıkmanın yollarını öğrenmek için her ebeveyn okumalı dıye düşünüyorum. 


Şimdiden keyifli seyirler ve okumalar; fikirlerinizi izledikten ve okuduktan sonra paylaşırsanız bence çok güzel olur ;)

18.09.2014

Bazı Çocuklar Öfkeyle Doğarlar




Bazen  çocuklar ki,her insan bir zamanlar çocuktu, öfkeyle doğarlar; önlenemez önüne geçilemez ağlamaları ve hatta ağlama krizleri olur, annesinin kucağında olmak bile çoğu zaman işe yaramaz, emmek bile istemez. Bu hal özellikle anneye kendini çok çaresiz ve kötü hissettirir. 

Doğum şekli ne olursa olsun, annenin bedeninden ayrılıp dünyaya gelmek tüm insanlar için hayattaki ilk travma. Ve doğum ile birlikte acı bedeni dediğimiz  beden aktive oluyor. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığını biliyoruz, öyle değil mi? Bir bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz var; ve bunlar birbirine öylesi geçmiş durumdaki çoğu zaman hangisiyle varız farkında bile değiliz. Aslında bizler ruha sahip bedenler değil bir bedene sahip ruhlarız. 

İnsanların verdiği duygusal tepkilerin yoğunluğu acının da yoğunluğunu gösterir. Ağlamak da bir duygusal tepkidir. Bebekler tüm ihtiyaçları giderildiği halde ağlıyorlarsa bu acı bedenlerinin bir tepkisidir. Ve acı beden yine acıdan beslenir; acı bedenin uykuya geçmesi ve aktive olmaması için yapılması gereken tek şey ise onun farkında olmak ve sadece an'da kalmaktır; tepkiye tepkiyle cevap vermemek yani. 

Bir bebek tüm ihtiyaçları giderildiği halde çok çok ağlıyorsa  ve bu ağlama annenin de acı bedenini tetikliyorsa ve anne bunun farkında bile değilse işte o zaman her iki tarafta yani anne ve bebek birbirilerinin öfkeyle, stresle acı bedenlerini besliyor olacaktır. Anne tetiklense dahi bunun farkında olup sadece o duygunun içinden akıp gitmesine izin verir ve böylece strese girmez ise ve bebeğinin de doğumdan ve belki de anne karnında yaşadıklarının duygusal bir tepkisi olduğunu farkeder ve sadece bebeğini stressiz bir biçimde kucağına alırsa işte o zaman bebek daha çabuk ve daha kolay sakinleşecek. Anne bebeğin acı bedenini beslemediği içinde kısa sürede bu ağlamalar son bulacaktır. 


Peki farkında olmayıp bir şekilde büyüyünce ne oluyor?  Acı bedeni beslenen bebekler büyüdüklerinde öfkeli, vuran, kıran, çabuk sinirlenen, eşyaları yerlere atan, kısacası kolaylıkla ve sıklıkla öfke nöbetleri geçiren çocuklar haline geliyorlar.  Bu hale drama denilebilir; çünkü bu durumlar oldukça dramatik oluyor. Peki ebeveyn ne yapmalı. Elbette yapacağı tek şey farkında olmak ve an'da kalarak yani tepki göstermeyerek, çocuğun bu acı bedenini beslemeyerek çocuğa örnek olmalı. Nasıl besliyoruz bu halleri; bağırarak, bazen çıldırarak, bazen malesef döverek (hala çocuğunu dövebilen büyük bir kesim var); aslında o anda çocuğun acı bedenin istediği şey tam da bu ve sizin tetiklenen acı bedeninizin de istediği şey aynen bu; bunu yaptıktan sonra siz rahatlarsınız çocuğunuzun şok geçirdiğini düşünürsünüz çünkü çocuklarda genellikle pısmak, sinmek vb dediğimiz hallere bürünürler oysaki acı beden istediğini almış ve bir süreliğine meydandan çekilmiştir. Bunu bağımlılık gibi düşünebilirsiniz; bir madde bağımlısı, maddeyi aldıktan sonra sakinleşir ama sonra yeniden krize girer! İşte beslenen acı beden de böyledir. 


Böyle anlarda çocuğunuzla konuşmak, durumunun farkında olduğunu cümlelerinizle anlatmak çoğunlukla işe yaramaz. Yapılabilecek tek bir şey var o an tepki göstermemek sadece durumun farkında olmak ve sonra sular durulduğunda çocuğa yaşadığı şey hakkında bilgi verip, çocuğun da kendini ifade etmesini sağlamak. Zaman alır ama doyurulmayan her acı beden bir süre sonra tamamen ortamı terkeder. 

Siz bunu başardğıınızda bu tam da kazan-kazan durumuna müthiş bir örnek olur. Boşuna sadece ebeveyn çocuğu değil çocukta ebeveyn'i büyütür denilmemiş. Siz kendinizinde içindeki acı-bedeni farkettiğinde artık o farkedilmenin ve ortadan kaybolacağının farkındalığı ile sizi çok zorlayacak bile olsa başlarsa bir süre sonra tepkisizliğinden ve yüksek farkındalığınızdan kaybolup gidecektir. 

Kendinizin ve çocuğunuzun duygularının daha doğrusu duygusal tepkilerinin acı-bedeninin farkında olun. Ve sadece izleyin, bu duyguların kaybolup gitmesine fırsat tanıyın. Sizin farkındalığınız çocuğunuzun en önemli öğretmeni ve çocuğunuzun sizin hayat rehberiniz. 

Dinginliğin, sakinliğin ve farkındalığın gücü sizinle olsun. 






3.09.2014

Çaresi Var: OYUN



Çocuğunuz uyumuyor mu? Yoksa yemek mi yemiyor? Uyumsuz mu? Çok mu öfkeli?  Ve daha nicesi mi. Hepsinin çaresi tek bir kelimede gizli o da OYUN!. 

Oyunun çocuğunun can damarlarından biri olduğuna daima inandım ve bildim ama bu inandığım şeyi pratiğe dökebilmem tam tamına 2,5 yılımı aldı. Şahane ve gerçekçi nedenlerim vardı çocuğumla oyun oynayamamak için; 


Bir bebekle ne oynanabilirdi ki; 

Benim çocuğum erkek çocuktu kız olsa neyse oynardım da, erkek çocuk ile ne oynayacaktım ki ben. 
Hiç oturarak bir şey oynamayı tercih etmiyorduki oturupta oynayayım
Dikkati çok kısa süreliydi ee 10 dk bir oyun mu değiştirecektik. 
Baklaım annem & babam benimle oyun oynamış mıydı ki ben bunu bileyim. 
Hem hem en önemlisi bağlı olduğu sevdiği elinden düşürmediği bir oyuncağı yoktu. 

Gibi gibi bir çok güzel bahanem vardı ve bana çok gerçek gelirdi; ama ben hiçbir zaman tam olarak orada oyunun içinde olamazdım, bundan da keyif aldığımı söyleyemem. 

Sonra ne mi oldu? Baktım ki işler hiç iyiye gitmiyor; sınırsız sevgi bu çocuğun deposunu doldurmuyor; sevgi kadar önemli ne var, sıradaki neydi elbetteki oyundu. Çocukla oyun oynamak ona kendini değerli hissettiren, onu sevdiğinizi gösteren ve farkedildiğini, varlığının kabul edildiğini ispat eden yegane şey. 

Bir görüşmemizde Nilüfer hanım demişti ki; oyunu senin kurmana gerek yok, sen ona eşlilk et. Üzerimden ne oynayacağızki şimdi stresini attım en başta. Sonra düşündüm de ben çocuklar tarafından hep çok sevilen biri oldum ve onlarla iyi geçindim; abuk subuk oyunlar bulmada ve oynamada üstüme yoktur aslında; mesela pırt oyunu. Biri pırt mı yaptı burada offf çok kokuttu ama pırt pırttt buna gülmeyen ve hemen oyuna dahil olmayan bir çocuk tanımadım henüz; hemen kıkırdamalar, hemen gülüşmeler, bir daha pırt yapsanaaaa. Aren'le en keyifli oyunlarımızdan biridir bu :) Anneeee pırt yapmaca oynayalım mı? Vallahi üzerine tanımam, kahkaha garantisi kesin ve evet çok abuk bir oyun :)






Oyun çocuğu tanımak için harika bir vesile. Oyun oynarken çocuğunu çok iyi tanıma fırsatı yakalıyorsun; nelerden hoşlanır, sosyalleşmedeki araçları ne, neye nasıl tepki veriyor ve daha nicesi. Oyun çocukların kendilerini ve duygularını açıkça ifade edebildikleri bir süreç 

Oyun çocuğu da anneyi de enerjjik kılar. Bir çiftlikte yaşayıp etrafta serbestçe koşmak, yürümek harika olurdu ama bu hepimizin sahip olabileceği şey değil; ama mesela biz evde canavarcılık oynuyoruz; sırayla canavar olup birbirimizi kovalıyoruz, hem eğleniyoruz, hem enerji yakıyoruz. TV karşısında miskin miskin oturmaktan daha iyi geldiği kesin. Elbette TV karşısında oturup beraber güldüğümüz, heyecanladığımız çizgi filmler de var; ama onu seyrederken bile bir alışverişimiz oluyor, sohbet ediyoruz. 


Oyun yorar. Oyun çocuklar için fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir faaliyet dolayısıyla her anlamda yoruluyorlar; bu da uykuya geçişte ciddi etkili. Hem yoruluyor hem doyuyor daha ne! Dikkat dikkat ben uykudan çok çekmiş bir anneyim, benim çoucğum uyuyorsa ve uykuya geçisinde bunun çok büyük etkisi var ise ciddiye alın pişman olmazsınız derim. Oyun çocukların işi, iş insanı yorar ama sevdiği bir işi yapıyorsa o tatlı yorgunlukla uykuya kolayca dalar. 



Oyun bağları kuvvetlendirir. Çocukla birlikte geçen her zaman özel ama onunla oyun oynarken geçirdiğimiz zaman en kıymetlisi. Oyun çocuğun öğrendiği, iletişim kurduğu ve gelişiminin büyük bir parçası olduğu bir süreç bu sürece dahil olmak çocuğun hemen farkettiği ve onu motive ettiği bir hal. 

Oyun hayalgücünün temeli. Oyun oynarken hayal gücünün temelleri atılıyor; çocukla beraber oynayıp onun hayal gücüne eşlik etmek, onu yüreklendirmek ise çocuğun özgüvenini fazlasıyla destekliyor. 

Oyun çocuğun iletişim dili. Çocuklar konuşabiliyor ve duygularını sözlü ifade edebiliyor bile olsalar; bazı duygularını sadece oyunla dile getirebiliyorlar. Bir annenin hikayesini biliyorum; çalışan bir anne, akşam oynarlarken çocuk bebeğin bacaklarını koparır gibi yapıp geri takıyor; bebek oyunda anne bu arada, çocuk burada anneye ciddi bir mesaj veriyor; gitmeni istemiyorum!. Çocukların en güçlü iletişimleri oyun ile. 

Oyun öğretir. Herhangi bir şeyi çocuğa oyun aracılığı ile öğretmek dil dökmekten hatta çoğu zaman örnek olmaktan daha etkili. Oyun içersinde vermek istediğiniz mesajı çok daha rahat verebiliyorsunuz ve çocuk bunu daha kolay içselleştirebiliyor. 

Oyun ebeveyn'e de şifadır. Çocukla oyun oynarken gerçekten orada oyun içersinde olursanız bu size de en iyi gelen şey oluyor; çünkü oyun an'da kalmaktır, çünkü oyun ibadet gibidir; içinde huzur gizlidir ve bu yüzden vazgeçilmezdir!

Oyun çocuğa  seni seviyorum mesajıdır. Çocuklar ilgili çok severler; hatta ilgi manyağı bile diyebiliriz onlara; ve oyun oynarken sadece onunla orada olduğunuzu bilmeleri onlara verilebilecek en güzel hediye. Ben varım, seviliyorum,ilgileniyorum ve onlar için değerliğimi hissettirecek yegane şey. 

Oyun eğlencedir! Eğlence de her şeydir!

Peki ama ne oynayacağımız hangi soruna hangi oyunun iyi geleceğinden hiç bahsetmemişsin derseniz; bu soruların cevabı evinizde ve çocuğunuzda gizli; kendinizi onun kollarına bırakın, elbette bazen siz de oyunu başlatan ve yöneten taraf olabilirsiniz; ama oyunun lideri çocuğunuz olmalı. Oynuyoruz ama sonuç alamadık hiç derseniz; emin misiniz oynadığınıza, emin misiniz orada tüm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuzla olduğunuza diyeceğim; çünkü öyle olsaydı emin olabilirsinizki işe yarardı. 


Oyun evdeki terapidir, tüm aile halkına en iyi gelen terapi üstelik! 

28.08.2014

Eureka! Çocuğum Neden ..... Hiç İlgilenmiyor



Bazen çocuklarımıza çok iyi örnek olduğumuzu düşünürüz ama çocuklarımız bizi hiç örnek almazlar; sonra oturup düşünürüz biz nerede yanlış yapıyoruz diye.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada arkadaşım Aslıhan (@aslihanveogullari) ile konuşuyorduk; çocukların kitap okuması üzerine ki Aslıhan tanıdığım çok okuyan, güzel okuyan kadınlardan. Elinde kitaptan daha fazla ne tutuyordur bilemiyorum.  2 oğlu var ve oğullarından biri kitaplarla pek ilgilenmiyormuş; ben de bunun üzerine şöyle dedim ki bunu düşünüp demedim, o anda öyle yazıverdim: "Elbette ilgilenmez Aslıhancım, kitap sizin aranıza giren bir şey". Ben de evde kitap okuyabilmeye ki yine de çok nadir yeni başlayabildim.

O akşam bana bir aydınlanma geldi :) Aren akıllı telefon, ipad ve benzerleriyle hiçbir zaman ilgilenmedi; ilgilenmesini istediğimizde hep reddetti, deyim yerindeyse elinin tersiyle itti. diyebilirsiniz ki ee bu güzel bir alışkanlık değil ki, evet değil, konu da bu değil zaten. 

Konu şu doğduğu günden beri benim ve zaman zaman babasının elinde telefon, ipad gibi şeyler gördü bu çocuk. Emzirirken elimde, yedirirken elimde, konuşurken elimde. 



Tüm bu cihazlar onun için aramıza giren şeylerdi, ilişkimize mesafe koyan şeyler; doğal olarak tepki duymaya başladı. Annesiyle arasına bir şey giriyordu. 

İşte elimizdeki veya ilgimizi fazlaca yönelttiğimiz her şey çocuk için "düşman" olabiliyor. Elimizdeki kitap ise ve bu çocuğun vaktinden çalışıyor ise kitabı nasıl sevebilir ki. 

Buradan şu anlamı çıkarmıyorum; elimizde kitap olmasın ve kazanmasını istediğimiz güzel alışkanları sergilemeyelim. Hayır sadece dozuna dikkat edelim ve devam edelim. Aslında Aslı, evde kitap okuyan aileler en doğrusunu yapıyor; çünkü eninde sonunda armut dibine düşüyor ve alışıyor. 

Bu çıkarımı yapabilmende kendi çocukluğumun da etkisi var; büyüdüğüm evde en çok yer kaplayan şey evdeki kitaplıklardı. Annemin, babamın ve abimin kocaman kütüphaneleri vardı. Abim çok erken okumayı sökmüş, bazen kitap okuyabilmek için okula gitmeyen bir çocuktu. Evde herkes tuvalete kitapla girerdi, sokağa çıkılırken çantaya ilk atılan kitaptı. Evde herkes okur ben okumazdım; liseye kadar elime bir kitap alıp okumuşluğum yoktu; neden okuyayım ki herkes okuyordu evde ve ben tepki geliştirmiştim buna. 

Benimki sadece varsayım belki sizde çocuğunuzda kitap okumaya çok meraklıdır, belki siz teknolojiye çok düşkünsünüzdür çocuğunuzda öyle. Benimki bilimsel bir kanıt değil neticede sadece varsayım :) Gözlemekte fayda var ama belki de ilgilenmediğini düşündüğümüz şey çocuğun tamamen tepkisidir. 






15.07.2014

Okula Gitmemek İçin Milyon Neden Varken Okullu Olduk


What We Learn Typographic Print. Education Art. Quote About Learning. Gift For Teacher Appreciation. Classroom Decor. Classroom Wall Art.


Okula gitmek konusunu teraziye koyduğumda ağır çeken taraf hep okulun dezavantajları oluyor; teraziye zaten Türkiye'de okula gitmek başlığını koyduğun anda avantajlarının ağır çekme olasılığını ortadan kaldırmış bile olabilirsin. 

Böyle düşünürken neden okullu olduk onu da yazacağım; özellikle ilkokul öncesi neden gidilmesinin çok da gerekli olmadığını, benim için en önemli nedenlerini  yazayım, şöyle bir içimi dökeyim istedim. 

Çocuklar 6 yaşına kadar evet o kadar uzunca süre kendilerine söylenen şeylerin doğru& yanlış olarak değerlendiremiyor;  öz-saygı ve öz-güvenlerini bu yıllar içerisinde kendilerine söylenilenleri doğru kabul ederek oluşturuyorlar.Çocuğun temelleri ailede atılıyor ve okula erken başladığında temelde okulun da izleri oluyor. Hiçbir ebeveyn okulda tam olarak çocuğuna ne söylendiği ve çocuğun söylenenler karşısında nasıl hissettiğini bilemez. İşte bence en baba nedenlerden biri, okula erken gitmenin gereksiz ve hatta gidilmemesi gerekmesi üzerine bu. Öyle 1-2 saatini geçirdiği yer değil çünkü haftanın 5 günü belki evden bile çokça vakit geçirdiği bir yer haline geliyor okul. 

Kendinizden yola çıkarak şöyle düşünebilirsiniz ki ben böyle düşünüyorum; ne kadar bilinçli bir ebeveyn olmaya çalışsam da, okusam, seminerlere gitsem de içimdeki annem & babamın uyandığı ve doğru bulmadığım davranışlarım oluyor ve kalıplaşmış inançlarım. Çocuğun baş rollerde olduğu mesleklerde profesyonellik bir yere kadar; anaokulundaki öğretmenlerinde kendi çocukluğundan getirdiği kalıplar ve anlayışlar var; işin okuluna gidip doğrusunu öğrenmiş bile olsa bilmediği ve hatta bilinçli bir halle yapmasa dahi içindeki o kalıplaşmış duygu ön plana çıkabilir ki çıkıyordur da; bu noktada, çocuğunuzda hoop ailesi dışında da fazlaca vakit geçirdiği yerde ve kişiden etkileniyor ve o kişinin doğrusu birden bire çocuğun doğrusu olabiliyor. Çocukların ilk yıllarda pusulası ailesi olmalı diye düşünüyorum; bu yüzden yürüdüğü yolda daha çok anne & babasının ayak izlerine rastlamalı. 

En az bunun kadar önem verdiğim hatta çokça önem verdiğim bir başka sebep ise; 


Doğuştan yaratıcı, doğuştan özgür ve doğuştan sınırsız düşünebilen bir varlıkken çocuk, okul işine bulaştığı anda yaratıcılığı, özgürlüğü ve hayal kurma sınırsızlığı birden bire sınırların içerisine giriyor; birden bire düşünmenin bile belli kuralları olduğunu öğreniveriyor.  Ve işin en absurd olan kısmı nedir biliyor musunuz? Birer yetişkin olup çalışmaya başladığınızda sizden "out of box" yani kutunun dışında düşünebilen biri olmanız beklenir oysa tüm eğitim hayatınız boyunca size öğretilen tam aksidir; en yaratıcı en "out of box" düşünceyi besleyen eğitim sistemlerinde bile "box" yani bir kutu mevcuttur. Oysa yaratıcılıkların, özgürlüklerine ve sınırsız düşünce biçimine el değmemiş çocukların hayatlarında "box" yani kutu yoktur! Çocuk olmanın şahaneliği buradan gelir bir kutunun olmamasından

İşte; ben çocukların mümkün olduğunda "kutu"nun dışında tutulması gerektiğine inananlardanım. Bir kez ayağının biri en harika kutunun içine bile girdimi mutlaka diğer ayağını da kutunun içine sokarsın evet kutunun ağzı açıktır bazı eğitimlerde, kafan dışarıdadır ve çok şükür ki görebilirsin etrafını ama yine de ayakların o güzel kutunun içindedir! 

Peki o halde neden okula başladığımızı, hangi okula gönderdik bu da bir başka iç dökme yazısı olacak elbet; takipte kalınız, merak iyidir:)

15.04.2013

Baba Olacak Adam....


Birtek babam olsun bana birşey olmaz! (Hep anneleri mi övelim yani :))

Blogumu takip eden erkek yok bildiğim kadarıyla; özellikle bekar olanlar neden takip etsin zaten, onları açacak hiçbir şey yok bu blogta :) Peki o zaman neden yazıyorum; içimde kalacağına blogta kalsın dedim. 

Benim gözlemlediğim erkeklerin çok az bir kısmı baba olmak için evleniyor; evlenmelerindeki ilk amaç baba olmak değil yani. Bu düşünceyle evlenen erkek sayısı çok az ki, onlar bile baba olmaya ne kadar hazır tartışılır bir konu; bu da çok doğal, çünkü erkeğin ilkel ve modern dünyasında "baba" olmak doğasında olmayan, sonradan öğrenilen birşey. Biz kadınlarla karşılaştırıldığında gerçekten zor bir durumdalar bu anlamda. 

Örneğin Güray, benim eşim olur kendisi, baba olmak için evlenmiş biri, ne zaman kendini fikren&ruhen baba olmaya hazır hissetti, o zaman evlendik ve zaten bu hazırlık neticesinde hemen hamile kaldım ve Aren doğdu. (Aren'den önceki bebeğimizi 8 haftalıkken kaybettik). Bunca hazırken bile baba olmaya, baba olmak hiç sarsmadı desem kendisini doğru söylemiş olmam. Biz kadınlar bile, bedenen ve doğamız gereği çocuğa hazırken 8 şiddetinde deprem görmüş gibi oluyorsak, erkeklerin baba olduğunda temelinden sarsılması çok doğal.

Aslında söyleyeceklerim çok uzun değil; baba olacak erkeklerin bilmesi gereken şeyler var bana kalırsa;

*Sevdiği kadın anne olduktan sonra değişecek ve bu değişim tıpkı her değişim gibi sancılı bir süreç olacak; bu sancıyı çekerken, en çok ama en çok kocasına ihtiyaç duyacak, bunu dile getirse de getirmese de yanında isteyecek onu, belki de sadece sünger görevini görsün isteyecek kocası & sevgilisi yani dinlesin isteyecek sadece dinlesin; ne öneride bulunsun ne seni anlıyorum desin ne de başka birşey. Orada yanında olsun tüm bedeniyle, ruhuyla. 


*Anne olan kadının öncelikleri değişecek ve kocasınınkinin de değişmesini isteyecek, hatta bunu bekleyecek.  Baba olacak her adam önceliklerinin değişmesine hazır olmalı.


*Anne olan kadın sevildiğini, beğenildiğini duymaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacak. Anne bebeğini nasıl şımartıp, şevkat gösteriyorsa, kocasından da aynısını görmek isteyecek. Baba olacak adam sözlü iletişim yönünü kuvvetlendirmeli. Ve hep aklından tutmalı&hatırlamalı; bir babanın yapabileceği en önemli şey çocuğunun annesini sevmektir, çok sevmek. 

*Çocuğun sadece anne ve babayla değil anne&babanın arasındaki ilişkiyle de ilişkisi olduğunu bilecek ve bu nedenle karısıyla olan ilişkisini sağlıklı tutmak için elinden geleni yapacak. Evliliğini sorgulamayacak, sorgulayacağı şey ilişkimizi nasıl daha sağlıklı, daha iyi hale getirebiliriz olacak. Çocuğunun annesi kadar kendisine de ihtiyacı olduğunu bilecek.

Ve son sözüm; daima hatırlatacak kendine ancak mutlu bir annenin mutlu ve sağlıklı çocukları olabilir!. Karısıyla, sevgilisiyle mutlu olabilmek için elinden geleni yapacak. Bunun için çaba sarfeden bir adamın hayatı huzurlu, mutlu olduğu gibi çocuğu için de çok önemli bir şey yapıyor olacak.





1.02.2013

Pozitif Ebevenylik, İyi de Nasıl?


Yine bir AHA Pareting makalesi. Pozitif ebevenylik üzerine çokça yazılan, çokca duyduğumuz bir kavram öyle değil mi? Peki bu yaklaşımı nasıl kullanacağız. 

Disiplinin cezayla hiçbir ilişiği yok. Cezalandırma, cezayı verecek kişinin hoşnutsuz bir davranış biçimi olarak addediği şeye karşı kişiye empoze etmeye çalışıtığı şeye verilen ad.  Displin kelimesi Latinçeden geliyor ve aslında anlamı öğretme, yol gösterme. 

İşte bu nedenle Pozitif Disiplin, Pozitif Yol Gösterme anlamına geliyor. 
Bir çok insan bu yönteme, kavrama Hoşgörülü Yol Gösterme demeyi tercih ediyor; çünkü hepimizi "disiplin" kelimesinin olumsuz olduğu gerçeği ile büyüdük. Aslında pozitif disiplin çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin, onu destekleme biçimimizin her yönünü kapsıyor; bu sayede çocuklarımız da yol göstermemize açık hale geliyor.

Pozitif ebevenyliğin iyi bir fikir olup olmadığı konusunda soru işaretleriniz varsa; emin olun ceza çocuğunuzla olan ilşikinizi baltalayacak, çocuğunuzun kendisini kötü hissetmesine sebeb olacak ve doğal olarak bu da hoş olmayan davranışlar sergilemesini beraberinde getirecek, dahası bu yöntem çocuğunuzun gelişimini ve kendi disiplinini kurmasını sabote edecek. Sizce de sizin amacınız çocuğunuzun kendini iyi hissetmesi ve iyi davranmasına vesile olmak değil mi? 
   
Pozitif ebevenyliği nasıl kullanacağınıza dair bir kaç ipucu paylaşmak istiyorum. Pozitif ebevenylikle büyüyen çocukların duygusal zekalarının oldukça iyi olduğunu da belirtmek isterim. 
1. Pozitif ebevenylik çocuğunuzla kuracağınız iyi iletişimle başlar, en etkili disiplin stratejisi çocuğunuzla yakın ilişki kurmaktır.  Ebevenyleriyle iyi ilişki kuran çocuklar doğal olarak ebeveynlerini de mutlu etmek isterler.
   
2.  Öğreteceğiniz herşeyi önce değerlendirin; çocuğunuzla ilişkinizi güçlendirecek mi zayıflatacak mı?  Sevgiyi herşeyden önce tutun. Sevgiyle yön gösterdiğiniz çocuğunuz doğal olarak iyi davranışlar sergileyecek; sınırlar kendiliğinden belirlenecek , beklentilerinizin karşılanması sağlayacak. Bu yöntemle çocuklar yapmanızı istediklerinizi size sinir olarak değil, empatiyle yapıyor olacaklar.

3. Düzeltmek istediklerinizi çocuğunuzla ilişkinizi yeniden doğrulayarak yapın.  Hatırlayın; çocuğunuzun hoş olmayan davranışları sizinle arasında iletişim bozukluğu olduğunda ve kendilerini kötü hissettiklerinde suyu yüzüne çıkar. 
  • Onun seviyesine inin ve gözlerine bakın ""Delirdiğinin farkındayım ama ısırmak yok!
  • Kucağınıza alın: "Daha oyununun bitmediğinin farkındayım, biraz daha oynamak istiyorsun ama şimdi uyku zamanı."
  • Mutlaka göz teması kurun: "Şuan çok üzgünsün farkındayım"
  • Ellerinizi omuzlarına koyun: "YBana kurabiyeye ne olduğunu söylemeye korkuyorsun."

4. Gerektiğinde sınır koymaktan çekinmeyin, ama bunu empati ile yapın.  Elbette kurallarınızı uygulamanız gerekiyor; fakat aynı zamanda onun bakış açısını da kabullenebilirsiniz. Çocuklar anlaşıldıklarına inandıklarında sizin koyduğunuz limitleri kabullenmeye daha yatkın olurlar. 
  • "Canın çok acıdı ve kendini çok kötü hissediyorsun ama yine de ısırmak yok. Bunun yerine hissettiklerini paylaş lütfen."
  • ""Oynamaya devam etmek istediğini biliyorum; ama şimdi uyku zamanı"
  • "Annenin sana Hayır demesini istemiyorsun ve bundan hoşlanmıyorsun, ama cevabım Hayır. Birbirimize kapa çeneni demiyoruz, delirmek, üzülmek serbest."
  • "Korktuğunun farkındayım; ama her zaman birbirimize doğruyu söylüyoruz."
   
5. Herhangi bir tehlike anında otomatik olarak sınır koyarız ama aslında empati gerekir. "Kuralımız vurmamak, farkındayım seni deli etti ve çok sinirlendi ama gel oturalım ve bu konu hakkında konuşalım"
 
6. Başkaldırma her zaman iletişimin iyi olmadığının göstergesidir. Eğer çocuğunuz sizin dediğinizi, gösterdiğiniz yoldan gitmiyorsa (Ne söylediğin umrumda bile değil, bana karışamazsın) bu her zaman aranızdaki ilşkinin birşeyleri öğretmek, yol göstermek için güçlü olmadığının göstergesidir. Bu hepimizin başına zaman zaman gelir. Böyle zamanlarda oturup düşünmek gerekiyor, ilişkiyi güçlendirmek için neler yapabilirim diye. Böyle durumlarda güç mücadelesine girmek çocuklara aranızdaki kopukluğu daha da kopuk hale getirecektir. 

 
7.  Molaların önüne geçin, bu hoşnutsuz davranışları arttırır. Çocukları duygularıyla başbaşa bırakma da ceza vermenin bir başka yoludur. Çocukları duygularıyla başa çıkması için yanlız bırakmak demek, duygusal zekalarını baltalamak demektir.  Dolayısıyla çocuğunuza odana git ve biraz orada kal.  Otur ve yaptığını düşün gibi şeyler söylemek işe yaramaz, bu aranızdaki iletişimi güçlendireceğine kötü bir hale getirir. 
 
8. Davranışlarının sonucuna müdahale ediyorsanız bu onlara yanlış şeyi öğretir. Çocuk birşeyi yapmak istediğinde veya istemediğinde siz sonuca müdahale etmezseniz sonucunu öğrenme
şansını elde eder ki bu da onun için harika bir deneyim olacaktır. Fakat; çoğu zaman ebevenyler sonuca müdahale ederler, hatta sonucu yönetmeye çalışırlar. Bu nedenle çocuklar için sonuçlar genellikle cezalandırma olarak nitelendirilir.

Ebeveynin sonuca dahil olmadığı bir örnek vermek gerekirse, mesela çocuk dersine çalışmıyor ve sınavı geçemiyor veya dişlerini fırçalamıyor ve dişi çürüyor-eğer bu kötü sonuca katlanabilirseniz- çocuğunuz bundan çok şey öğrenecektir; yapmış olduğu davranışın sonucundan dolayı acı çekece veya üzülecektir. Elbette bunun 1'den daha fazla kere olmasını siz de istemezsiniz veya sırf bu yüzden kişisel imajlarının zedelenmesini. Aslında bu uygulanabilecek en son strateji olmalı, gerçekten çareler tükendiğinde başvurulabilecek bir strateji; şu da bir gerçekçi hepimiz birşeyler yolunda gitmediğinde, olumsuz sonuçlarla karşılaştığımızda çok şey öğrenebiliyoruz.

"Sonuçları"ceza olarak kullanan ebeveynlerin çocukları malesef davranışlarının sorumlusu olarak kendilerini göremiyorlar. (Öğle yemeğimi bugün yanıma almayı unuttum; o yüzden de aç kaldım). Ebeveynlerinden dişlerini sıkmış bir şekilde, tehtit edermişcesine şu sözleri duyan çocuklar "Beni bunu yapmaya zorlarsan SONUÇLARINA katlanırsın" asla davranışlarının sonuçlarından öğrenmesi gerekeni öğrenemiyorlar; sonuçları da ceza olarak algılıyorlar. Ebeveynler sonuca dahil olmamalı.

Sonuçlara dahil olmak hiçbir zaman çocukları iyi ve doğru davranışa teşvik etmiyor. Bunu mümkün olduğunda kullanmamak gerekiyor.

9. Ne düşündüğünüz ve hissettiğiniz çocuğunuza verdiğiniz cevaptan çok daha önemli. Çocuklarımızdan istediğimiz şeyi yürekten ve doğru bir biçimde istersek neredeyse yapmayacakları şey yok.  Sınırlarınızı belirlerken HAYIR yerine EVET ile cümleler kurmanın bir yolunu bulun. "EVET şimdi odanı toplama zamanı ve EVET ben sana yardım edeceğim, EVET o yapmış olduğun kuleyi olduğu gibi bırakabiliriz ve EVET hızlıca bu işi bitirirsek seninle biraz daha oyun oynayabiliriz EVET birlikte bunu eğlenceli hale getirebiliriz ve EVET ben ne kadar şanlı bir anneyim ki senin gibi bir çocuğum var." Çocuğunuz bu cömertçe kullanılan EVET'leri karşılıksız bırakmayacaktır.

10. Çocuğunuza nasıl davranıyorsanız o da kendisine öyle davranmayı öğrenecek. Eğer siz çocuğunuza sert davranırsanız o da kendisine sert davranacaktır.  Ona uygun limitleri koyarken bir yandan da onu severseniz dahası bunu ona hissettirirseniz o da bu beceriyi kendisi adına kazanabilir.

Cezalandırma ve sert disiplin çocuğunuzun kendi disiplinini kurmasına engel olacaktır; dahası çocuğunuzun mutsuz bir çocuk olmasına vesile olacak, mutsuz bir çocuk mutsuz bir ebeveyn'e dönüşecektir. Ve böyle çocuklar ileride birer yetişkin olduklarında kendi kendilerini yönetemeyen, sevemeyen birer birey haline dönüşecektir.

Kendimize karşı sertsek bunun sebebi yetiştiriliz biçimizdendir, bu yetiştirilme tarzımıza hayatın içinde isyan ederek cevap veriyoruz; kaç kere diyetinizi bozduğunuzu düşünün, kendimizi bir çok şeye kurban ediyoruz ve eninde sonunda arıza'ya geçiyoruz.

Pozitif disiplinle yetiştirilen çocuklar ise, kendilerine de böyle yaklaşıyorlar; yani kendilerine hedef koyabilen ve iç displinini oluşturabilen birer birey haline geliyorlar. Yani bu biçimde büyütülen çocuklar günün sonunda kendi kendini yönetebilen, seven ve kendilerine güvenen birer yetişkin oluyorlar.

--- Bu makaleyi çevirirken çok zevk aldım. Ve bir kez daha ebevenliğin oya işlemek gibi çok ince bir  olduğunu, hassasiyet gerektirdiğine ama ortaya çıkan sonucunda mutluluk vesilesi olduğuna inandım. Çocuk yetiştirmek büyük sorumluluk ve özen gerektiriyor. Ama bir çocuğun yetişmesine vesile olmanın keyfini insan hiçbir şeyde bulamıyor. Bunu ancak ve ancak anne&baba olanlar anlayabilir.

Karşındakini DOĞRU anlamak ve anladığını hissettirmek ne denli önemli öyle değil mi? Bebek, çocuk, yetişkin hepimizin istediği şey DOĞRU anlaşılmak ve bunu hissetmek değil mi? 

Ve hayatın tek bir şifresi var o da SEVGİ.