doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.09.2014

Bazı Çocuklar Öfkeyle Doğarlar




Bazen  çocuklar ki,her insan bir zamanlar çocuktu, öfkeyle doğarlar; önlenemez önüne geçilemez ağlamaları ve hatta ağlama krizleri olur, annesinin kucağında olmak bile çoğu zaman işe yaramaz, emmek bile istemez. Bu hal özellikle anneye kendini çok çaresiz ve kötü hissettirir. 

Doğum şekli ne olursa olsun, annenin bedeninden ayrılıp dünyaya gelmek tüm insanlar için hayattaki ilk travma. Ve doğum ile birlikte acı bedeni dediğimiz  beden aktive oluyor. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığını biliyoruz, öyle değil mi? Bir bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz var; ve bunlar birbirine öylesi geçmiş durumdaki çoğu zaman hangisiyle varız farkında bile değiliz. Aslında bizler ruha sahip bedenler değil bir bedene sahip ruhlarız. 

İnsanların verdiği duygusal tepkilerin yoğunluğu acının da yoğunluğunu gösterir. Ağlamak da bir duygusal tepkidir. Bebekler tüm ihtiyaçları giderildiği halde ağlıyorlarsa bu acı bedenlerinin bir tepkisidir. Ve acı beden yine acıdan beslenir; acı bedenin uykuya geçmesi ve aktive olmaması için yapılması gereken tek şey ise onun farkında olmak ve sadece an'da kalmaktır; tepkiye tepkiyle cevap vermemek yani. 

Bir bebek tüm ihtiyaçları giderildiği halde çok çok ağlıyorsa  ve bu ağlama annenin de acı bedenini tetikliyorsa ve anne bunun farkında bile değilse işte o zaman her iki tarafta yani anne ve bebek birbirilerinin öfkeyle, stresle acı bedenlerini besliyor olacaktır. Anne tetiklense dahi bunun farkında olup sadece o duygunun içinden akıp gitmesine izin verir ve böylece strese girmez ise ve bebeğinin de doğumdan ve belki de anne karnında yaşadıklarının duygusal bir tepkisi olduğunu farkeder ve sadece bebeğini stressiz bir biçimde kucağına alırsa işte o zaman bebek daha çabuk ve daha kolay sakinleşecek. Anne bebeğin acı bedenini beslemediği içinde kısa sürede bu ağlamalar son bulacaktır. 


Peki farkında olmayıp bir şekilde büyüyünce ne oluyor?  Acı bedeni beslenen bebekler büyüdüklerinde öfkeli, vuran, kıran, çabuk sinirlenen, eşyaları yerlere atan, kısacası kolaylıkla ve sıklıkla öfke nöbetleri geçiren çocuklar haline geliyorlar.  Bu hale drama denilebilir; çünkü bu durumlar oldukça dramatik oluyor. Peki ebeveyn ne yapmalı. Elbette yapacağı tek şey farkında olmak ve an'da kalarak yani tepki göstermeyerek, çocuğun bu acı bedenini beslemeyerek çocuğa örnek olmalı. Nasıl besliyoruz bu halleri; bağırarak, bazen çıldırarak, bazen malesef döverek (hala çocuğunu dövebilen büyük bir kesim var); aslında o anda çocuğun acı bedenin istediği şey tam da bu ve sizin tetiklenen acı bedeninizin de istediği şey aynen bu; bunu yaptıktan sonra siz rahatlarsınız çocuğunuzun şok geçirdiğini düşünürsünüz çünkü çocuklarda genellikle pısmak, sinmek vb dediğimiz hallere bürünürler oysaki acı beden istediğini almış ve bir süreliğine meydandan çekilmiştir. Bunu bağımlılık gibi düşünebilirsiniz; bir madde bağımlısı, maddeyi aldıktan sonra sakinleşir ama sonra yeniden krize girer! İşte beslenen acı beden de böyledir. 


Böyle anlarda çocuğunuzla konuşmak, durumunun farkında olduğunu cümlelerinizle anlatmak çoğunlukla işe yaramaz. Yapılabilecek tek bir şey var o an tepki göstermemek sadece durumun farkında olmak ve sonra sular durulduğunda çocuğa yaşadığı şey hakkında bilgi verip, çocuğun da kendini ifade etmesini sağlamak. Zaman alır ama doyurulmayan her acı beden bir süre sonra tamamen ortamı terkeder. 

Siz bunu başardğıınızda bu tam da kazan-kazan durumuna müthiş bir örnek olur. Boşuna sadece ebeveyn çocuğu değil çocukta ebeveyn'i büyütür denilmemiş. Siz kendinizinde içindeki acı-bedeni farkettiğinde artık o farkedilmenin ve ortadan kaybolacağının farkındalığı ile sizi çok zorlayacak bile olsa başlarsa bir süre sonra tepkisizliğinden ve yüksek farkındalığınızdan kaybolup gidecektir. 

Kendinizin ve çocuğunuzun duygularının daha doğrusu duygusal tepkilerinin acı-bedeninin farkında olun. Ve sadece izleyin, bu duyguların kaybolup gitmesine fırsat tanıyın. Sizin farkındalığınız çocuğunuzun en önemli öğretmeni ve çocuğunuzun sizin hayat rehberiniz. 

Dinginliğin, sakinliğin ve farkındalığın gücü sizinle olsun. 






7.01.2014

Doğum İznindeki Anneye....





Doğum yapan her kadın karmaşık duygular içindedir ; üstelik bu karman çorman hal sadece ilk doğumunu yapan kadınlara özel değildir, ikinciyi üçüncüyü doğuran kadınlar içinde bu geçerlidir; nereden biliyorsun doğurdun mu ikinciyi derseniz; doğurmadım ama doğuranları gözlemedim ve dinledim. Zaten bu hale lohusalık denir. 




Doğum iznine ayrılmış, çalışan bir annenin duyguları ise biraz daha karmaşıktır; geçen her gün bebeğinden ayrılacağı güne biraz daha yaklaşıyordur. Lohusaya söylenmemesi gereken 10001 cümlenin içine extra cümleler girer; 


Ay sen bundan nasıl ayrılacaksın şimdi
Ay buna nasıl kıyarsın da işe dönersin şimdi sen
Ay sen bunu çok özlersin 
Ama annesi şuna bak daha süt çocuğu bu
Gerçekten işe dönmeyi düşünüyor musun?





Zaten duygularını çözemeyen sen, zaten ne olduğunu bile anlamayan sen, daha da karman çorman hale gelirsin. Vicdanın üzerine gelir oturur kocaman bir şey. Her gelen biraz daha yerleştirir yerine o kocaman şeyi.

Anne olan her kadın çocuğu ile birlikte bir başka insan oluverir; ve o bir başka insana, yeni bir bene alışmak zaman alır. Hayatın anlamı tamamiyle değişir; herşeyin anlamsızlaştığı bir tek evladının anlam kazandığı günler yaşarsın. Çoğu zaman sevişmek bile saçma ve anlamsız gelir sana o günlerde ki, evladını o sevişmeye borçlusundur. Hal böyleyken iş hayatı, çalışmak bunların hepsi anlamını ve önemini yitirir. Çoğu kadın için kendinin bile anlamı kalmaz. Yaşanması ve hissedilmesi gayet normal ve beklenen hallerken sağlıklı haller değildir bunlar; ama hemen hemen tüm anneler bu duygu çukuruna düşer; bazısı ebediyen o çukurda kalır, bazısı zamanla kendini, bebeğini ve ailesini o dipsiz çukurdan çıkarır. 



Doğum iznindeki annenin endişeleri vardır; bebekle arasındaki bağ kuvvetli olabilecek mi? Acaba beni sevecek mi? Ve çalışmaya geri dönecek her anne çocuğunu bakacak insanı kıskanır; bu insan kendi annesi bile olsa; çünkü bakacak kişi bebekle daha çok vakit geçirecek, daha çok dokunacaktır ona. Elbette kendisine sorulan o sorularda içini kemirip durur; toplumsal baskılar, aile baskısı ve nicesi. Çoğu anne yüreğini ama bunu evladım için yapıyorum zaten diye rahatlatır. İşe dönmek isteyen bir anne kolay kolay ama ben işimi özledim, dönmek istiyorum diyemez. Neden; utanır çünkü; ayıptır çünkü, ne derler sonra; ne yani evladından daha mı önemli? 

Toplumun ve geleneksel aile yapısının kadına biçtiği bir rol vardır; kadınlar anne olduklarında sahip oldukları bu sıfat herşeyden önce gelmelidir; kendini düşünen bir anne bencillikle suçlanır en çok. Oysaki kendini düşünmeyen bir insan evladını hiç düşünemez ama bunu kavramak her baba yiğidin harcı değildir. Doğaya karşı gelmek ve direnmek saçmadır; evet kadın kutsaldır ve evet annelik çok özeldir ve yine evet çocuğun ihtiyacı olan tek şey o ilk aylarda anne ve anne sevgidir. Ve yine evet bir anne en az 6 ay süreyle bebeğiyle et tırnak olmalıdır; gözünü açtı mı bebeği görmeli gözün kapatınca, kapatabilirse tabii, bebeğini görmelidir. 

Tüm bu bilgilerle büyütülmüş ve içine işlemiş bir kadının anne olduktan sonra işe dönmek konusunda vicdan azabı çekmesi gayet doğaldır. Bir çok kadın bu sorulara ve aslında sadece içine işlemiş bilgilerle doğru bir karar veremez. Hayatın her aşamasında tüm bilinçaltı bilgilerden sıyrılıp doğru karar vermek zordur zaten. Ancak ve ancak farkındalık düzeyi ciddi manada yüksek ve bilinçli insanlar doğru karar verip vermediklerini anlayabilirler. (Merak etmeyin ben de pek onlardan sayılmam)








Ben bugün neden mi bu konuyu yazıyorum; dün Alternatif Anne'de yazan Burcu (Burcu1Anne) şöyle bir yazı kaleme almış: http://alternatifanne.com/cocugunuzun-aklindan-gecenleri-anlayabiliyor-musunuz/. Yazıyı samimiyetiyle yazmış elbette, kendi duygu ve düşünceleri.  Çalışan bir anne olduğu için çocuğunun aklından geçenleri anlamadığını söylemiş; en sevdiği yemeği bile bilmediğinden bahsetmiş. 


Twitter üzerinden kendisine geribildirimde bulunmak istedim; bir annenin çalışıyor olması çocuğunun aklından geçenleri anlamayacağı anlamına gelmez.Bir anne çocuğunu tanıyamıyorsa orada farkında olması gereken başka detaylar vardır.  Uzman mısın da yorum yapıyorsun diyebilirsiniz; hayır uzman değilim elbette ama çalışan bir anneyim ve çocuğumun duygu ve düşüncelerini dahası en sevdiği yemeği bilebiliyorum. Neredeyse 7/24 çalışan anneler ve hatta babalar tanıyorum ve onlar da evlatlarını tanıyabiliyorlar.

Kimsenin kendi duygu ve düşüncesine karışamam ama genelleme yapılmasına karşı gelirim; çünkü binlerce doğum izninde olan ve işe dönüp dönmeme konusunda vicdan azabı çeken, böyle yazıları okuyup eyvah bak işte korkutuğum kadar varmış; işe döneceğim ve evladımı hiç tanıyamayacağım diye düşünen anne olacaktır. 



Korkma sevgili doğum iznindeki anne; evladını tanıyıp tanıyamamak çalışıp çalışmamakla alakalı değil. Sen kendini bilinçlendirmeye, sen farkındalığını her geçen gün yükseltmeye bak emin ol bilinçli olursan evladını senden daha iyi kimse tanıyamaz. Hatırla lütfen sizin aranızdaki bak daha o ilk anda içine düştüğü anda başladı, kimbilir belki de daha önce hayallerinde başladı evladınla iletişimin, ilişkin. Onu memene ilk dayadıkları anı hatırlıyor musun veya ona ellerinle ilk biberonunu verdiğin anı veya kuvozde ona ilk dokunduğun anı! Hatırla sevgil,i doğum iznindeki anne; nasıl da o kapalı gözlerini açıp bakmıştı sana, nasıl da o biberonu tutan elini kavramıştı nasıl da kuvozdeyken ona ilk dokunduğunda kalp atışları hızlanmıştı. Sence bir evlat o anı utunabilir mi, sen biran olsun unutabiliyor musun o anı. Evlat annesini kokusundan tanır bir anne evladını görmese de hisseder. 

Sevgili deneyimli anne hiç mi içine bir his gelip evi aradığın olmadı ve o hissin doğru çıktığı; çocuğuna bakan kişi hiç mi seni arayıp şimdi ne yapayım demedi. Ben evladımı çok iyi tanıyorum ve biliyorum ki çalışan bir çok anne evladını çok çok çok  iyi tanıyabiliyor.  Çalışmaya devam edip etmeme kararını kendi içine bakarak karar ver sevgili doğum iznindeki anne; ne beni ve benim gibileri ne Burcu ve Burcu gibileri dinle; sadece kendini ve evladını dinle! Senin tek kılavuzun yine sensin! Kimbilir belki senin, evladın ve ailen için en doğrusu işini sonlandırmaktı, o zaman arkana bile bakma istifanı ver. Ama şundan emin ol evladını tanıyabilmek için işini sonlandırmana gerek yok! 

Çalışan bir anne olarak ben de aynı süreçlerden geçtim; çalışmayı daima seven bir insan oldum ama hiçbir zaman işim herşeyden daha da önemlisi ailemden önce gelmedi. Çalışmak benim için daha konforlu bir hayatın aracı oldu bugüne kadar ve üretmeyi daima sevdim. Doğum iznindeyken herşey bir yana evladım bir yanaydı ki hala öyle; iş hayatına zorunluluktan dönmedim ama dönmemeyi düşündüğüm bir dönem oldu; yine çalışmayı düşünüyordum ama daha esnek bir biçimde; bunu Güray'a söylediğimde; bu kararı nasıl bir durumdayken verdiğinin farkında mısın dedi? Şuan resme o kadar yakından bakıyorsun ki uzaklaşmanda mümkün değil dedi. Ben senin yerinde olsam işe geri dönerim ve resme biraz da uzaktan bakar kararımı öyle veririm dedi; kararın her ne olacaksa arkamdayın senin dedi. Eğer aklında maddiyatla ilgili en ufak bir soru işareti varsa o soru işaretini virgule çeviririm ben bunu dert etme sen dedi. İçimi öylesi rahatlattı ki; çok haklıydı o resme uzaktan bakmadan ve sadece kendimi dinlemeden doğru bir karar veremezdim. İşe başladım ve resme geniş açıdan, uzaktan bakma şansım oldu. Şimdi öylesi mutluyum ki verdiğim karardan. Çocuğum güvendiğim, inandığım ama en önemlisi çok sevilen bir kişilerle, evladım o eve döneceğimizin güvencesiyle. Evladım eve döndüğümüz andan itibaren uykuda bile bizimle temas ve iletişim halinde, evladım bize biz ona doyabiliyoruz. 

Eve dönersin çocuğun uyuyor olur mesela; gidersin opersin, elini tutarsın ve kulağına burdayım, yanındayım ve seni seviyorum dersin; çocuğun bunu duyar, çocuğun bunu hisseder! Nereden mi biliyorum çünkü ömrünü bize adayıp bizden uzak kalan babam her gece kulağıma gelip bunu fısıldadırdı; çocukluğuma dair en güzel anımlarımdan biridir; babamı onca şeye rağmen seviyorsam çok seviyorsam yegane sebebi budur belkide!


Kendine izin ver sevgili anne; önce kendini tanı, yeniden keşfet kendini ve muhteşem serüvene bırak kendini, kendini yeniden tanırken evladını da tanıyacaksın!  Hatırla; mutlu annelerin mutlu çocukları olur. Kararın her ne olursa olsun zorunluluktan dahi olsa mutlu olmaya bak, şikayet etme, kendine kurban rolü seçme; çocuğunun seni örnek aldığını, çocuğunun pusulası olduğu daima hatırla!


















21.12.2012

Mevzu Bahis 2. Çocuk





Başlığın devamını getirirsek ve hatta 3. çocuk ve hatta çok çocuk. Hep diyorum ya bana önceden bu dünyaya gelme amacını ne olarak görüyorsun deseler çocuk yapıp anne olmak için derdim. Öylesi çok inanıyordum ki buna. Sanırım lohusalığımı haddiden fazla ağır geçirmeme sebeb olan şeylerden biri bu inancın kendi içimde kırılmış olmasıydı.

Farkındalığı her zaman yüksek bir insan oldum. Anneliğin de toz pembe bir hal olmadığını çok iyi biliyordum. Tüm zorluklarının farkındaydım lakin en sevdiğim sözlerden biridir: Yolu bilmekle o yolda yürümek aynı şey değil. Hehh işte, buydu tam da başıma gelen. Ben o yolda tökezlemeden, yolu şaşırmadan yürüyeceğime sonsuz inanıyordum; kendime hiç açık kapı bırakmamışım, ve doğurduğumda tüm kapılar çoktan kapanmıştı.


2. çocuğum olacağını biliyorum ama ne zaman ve nasıl olacak onu bilemiyorum bir de asıl mesele 3. yapacak mıyım? 2. çocuğu yaparsam mutlaka 3. yaparım diyordum ki hala bu söylemi sürdürüyorum. 2 çocuğa bakan 2'yle başa çıkan 3 çocuğa da bakar ve başa çıkabilir diye düşünüyorum. Madem büyük bir aile olacağız o zaman 3. çocuk şart bana kalırsa.



Penguen en sevdiğim hayvandır sırf görüntüsü itibariyle değil. Yaşayış biçimleri hamilelik süreçleri, sadakat duygusuna sahip hayvanlar oluşu beni daima etkilemiştir. Blogumda Yolukar ailesi diye 3 çocuklu Penguen ailesi koymam tamamen buna olan inancımdandır.

Çocuk insanın hayatını zorlaştırdığı kadar kolaylaştırıp güzelleştiriyor da. Kolaylaştırmak mı o da nasıl oluyor derseniz bu konu hakkında sonra yazayım eteğimdeki taşları bir başka yazıya saklayayım.

Son zamanlarda düşünüyorum da hayattaki en güzel zorluk en çekilesi zorluk evlattan gelen zorluk. Kaldıki zorluğu yaratan da evladın kendisi değil senin o zorlukla başa çıkma veya çıkamama biçimin. Benim gibi 30'larında anne olmuş insanlar için durum kesinlikle çok daha farklı. Hele bir de bu 30 yılı oldukça dolu ve özgür yaşadıysanız. Dünyaya baktığında dünyadan kendi coğrafyana indiğinde oradan kendi şehrinde oradan kendi mahallene ve en nihayetinde kendi hayatına ulaştığında  gördüğün gözlemlediğin ve kendi içinde yaşadığın sıkıntılardan en güzeli çocuğundan ötürü çektiğinden başka nedir ki? Allah herkese böyle dertler verse keşke misal: Uykusuzluk, yemeyen çocuk, yerinde durmayan çocuk, çocuktan ötürü yapamadıkların veya ertelediklerin.... Dert mi bunlar sahi, sahi bunlar başa çıkılamayacak şeyler mi?

Evet ebeveynlik dünyanın en sorumluluk gerektiren alanı ve fakat alınabilecek en güzel de sorumluluk. İnsanı insan yapan varlığına şükrettiğin ve seni var etmeye aracı olan en güzel şey değil de nedir? Bu yazıyı okuyan bekarlar veya henüz çocuk sahibi olmayanlar Anne olunca, ebeveyn olunca anlayacaksınız bu satırları. Hiç çocuk sahibi olmayı düşünmeyenlere de saygım sonsuz lakin çocuk sahibi olmak istememek de bir tercih ama olur da birgün kararınız değişirse bilinki bir hayrı vardır...

Kısacası, ben 2. çocuğa ve hatta 3. çocuğa varım diyorum. Biliyorum belki akşama belki haftasonu Aren'den gayri Aren'nin vesile olduğu zorlukların neticesinde aman aman aynı film tekrardan mı kalsın diyeceğim. Ama yine biliyorum bunu derken bile 2. çocuğun zamanlamasını düşünüp duracağım. Benim kafamı en çok meşgul eden şey 2. çocuğumun geliş zamanı. Arenimin zerre olumsuz etkilenmesini istemiyorum. Ne ondan ne ona ayrılan zamandan çalmak istemiyorum. Biliyorum kardeş gelirken de geldiğinde de 1. çocuk kaç yaşında olursa olsun hayat toz pembe olmuyor ve yine biliyorum bunu bilmek yetmiyor.

Sosyal medyada arkadaş olduklarımın veya olmadıklarımın hamileliğini öğrenmek hala beni çok sevindiriyor. Her şahit olduğum doğum ve gördüğüm bebek içimi titretip beni heyecanlandırıyor. Bir çocuğum daha olmazsa hayatta eksik kalacakmışım gibi hissediyorum. Aren'le tam olduk hissini yaşadığım halde içimden bir ses bir tane daha olsun tam olmak ne demek asıl o zaman gör diyor.

Bu sefer kapılarım sonuna kadar açık ne kendime ne anneliğime güveniyorum. Herşey daha kolay olur demiyorum, diyemiyorum. Şayet olursa yine yeniden çaylak anne olacağıma eminim bu sefer. Hazır 2. hatta 3. düşünürken bir ikiz hamileliği olsa beni 3. kere doğurmaktan ve hamile kalmak, sonuna kadar hayırlısıyla ulaşmak zahmetinden 1 kerede kurtarsa beni hayat hımm nasıl olurdu :) Kısmet öyle değil mi? Neden olmasın öyle değil mi?

NOT: Hayır hamile değilim :) veya öyleyse de yemin ederim bilmiyorum. (yemin ederken ayağımı kaldırmadım :))




7.12.2012

Bir Daha Doğurursam



İlk hamile kaldığımda inanılmaz heyecanlıydım. Daha önce üzerine çok yazdım. İlk hamileliğimi öğrendiğimde 4 haftalık hamileydim ve duyurmadığımız bir TV kanalları kalmıştı. Evneleli henüz 3 ay olmuştu üstelik.Evlat sahibi olmayı herşeyden çok istiyordum yıllarca flört ettiğimiz süre boyunca Güray'a sürekli bir evlat sahibi olmanın o sürecinin harikalığından hayattaki yegane amacımın evlat sahibi olmasından bahsedip durdum ee tabii sonuç adamın gözü korktu ve 7 yıl flört ettikten sonra evlendik. Hamile kalmak kolay mı canım ne korunması dedik ve bingo ilk aydan hamileydim. Sanırım yıllar  boyu sarf niyet arzusuyla istediğim birşey bana gelmişti.

Sonra ne oldu nasıl oldu üzerine yazdığım eski yazılar çok, hatırlamak da istemiyorum. Özetle 8. haftada kalp atışlarını duymayı hayal ettiğimiz zamanda bebeğimizi kaybettik. Hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Herşeyi sorgulamaya başladığım bir dönemdi. Allah hiç kimseyi düşmanımı bile evlat acısıyla ama doğmuş ama doğmamış sınamasın. O acıyı ve o acının öğretilerini yaşatmasın.

Neyse geçelim o karanlık günleri... Düşük olayından çok kısa bir süre sonra Arenciğime hamile kaldım. Süpriz bir şekilde öğrendim.Hamile kalmamın en az 6 ay süreceğini söylüyordu bilim dünyası oysa ben 2 ay sonra tekrardan hamileydim. Biz sevinçten havalar uçarken tıp dünyası havalandığımız yerden tutup çekti bizi. Çok kısa bir süre önce düşük yapmıştım ve hemen arkasından hamile kaldığım ve düşük hikayem olduğu için riskli gebelik kategorisindeydim. Doktorum riskli gebelik uzmanıydı  bir yanı çok rahat bir yani çok titiz birisidir Cem Batukan. Gözüm kapalı tavsiye edebileceğim riskli gebelik uzmanlarındandır. Perinatoloji alanında önemli bir yere sahip. Örneğin Cem beye gidiyorsanız alanında en meşhur olan ve elbetteki işinde çok çok iyi olan Atıl Kurtoğluna gitmenize gerek kalmaz. Onun yapabileceği tüm test ve taramaları Cem bey yapabilir ve doğru kararı verebilir. Ve kendisi bilmiyorsa emin değilse kendisinden daha iyi birine yönlendirebilecek kadar da kendine güven egolarını işinden önce tutmayan biridir ki bunu her doktorda görmek mümkün değil.

Tekrardan içimde bir bebek vardı ama sadece o mu? Korku ve endişe de içimde büyüyordu. Dahası çok zor bir hamilelik geçiriyordum. Bir yandan çalışıyordum bir yandan da korkunç mide bulantısı ve bu bulantıyı takip eden kusmalar, baş dönmeleri ve halsizlik yaşıyordum. Günde 4-5 kereden az öğürürsem bugün az öğürdüm diye seviniyordum. Hamileliğimin çok başında yine bir kanamayla Areni kaybetme korkusu yaşadık. Tam herşey rayında gitmeye başlamıştı ki bu seferde erken yapılan gebelik diabet testi sonucu yüksek çıktı ve risklerime yeni bir tanesi daha eklendi.

Kısacası şu hamileliği masal tadında geçen masal gibi olmasa da rahat geçen hamilelerden biri olamadım. Dolayısıyla aklıma olan yapmak istediğim özendiğim herşeyi bir kenara bıraktım. Tek dileğim vardı bebeğimi en güvenli ve sağlıklı bir biçimde içimde büyütmek. Vakti zamanı geldiğinde yine en güvenli ve en doğal yol ile doğurmak. Gözüm başka hiçbir şey görmüyordu. Bu arada tüm bu fiziksel anlamda yaşadıklarıma ek olarak canım sevgilim kendi hamileymiş gibi davranıyordu ve üzerime fazlasıyla düşüp titizleniyordu. Hani imkan olsa Areni kendine transfer ettirir kendisi taşırdı. Yarım bardak kola içtiğim bir gün evde yastıklar havada falan uçuşmuştu. 5 adım fazladan yürüdüğüm günler veya araba kullandığım günler neler yaşadığımı anlatmama gerek yok sanırım. Kendisinin "control freak" olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek :) Ama hakkını yemiyeyim çok iyi bir baba ve çok iyi bir yol arkadaşı bu anlamda. Her kontrole mutlaka gelmiştir. En az benim kadar araştırıp her anlamda yanımda olmaya çalışmıştır....

Peki ben neler yapmak istiyordum ve yapamadım. Bir daha hamile olursam nasıl bir süreç yaşamak isterim neler yapmak isterim. Ki ortada ne hamilelik fikri ne de planı yok ve fakat hani bir daha doğurursam ve bunları yaparsam Aren'e haksızlık edeceğimi düşünüp üzülüyorum. Tamam biliyorum pek aklı selim biri değilim :)


Hamilelik Müjdesi
Evet sevgilim sakin ol hamileyim :)

Ooo bin tane senaryom vardı. İlk hamileliğimde şüpheleniyordum zaten, beraber tatildeydik ay hadi gidelim kan ttesti yaptıralım dedik zaten aynı anda telefonda öğrenmiş olduk. Aren'e hamile kaldığımı öğrendiğimde ise Güray doktora bile gideceğimi bilmiyordu. Doktora gittim, Cem bey sanırım şu gördüğümüz nokta senin bebeğin dedi git bir kan ver dedi. Kan verip Güray'ı aradım ben hamileyim galiba dedim. O da ne nasıl yani nerden çıktı nerdesin ki dedi :) Doktora geldim ben dedim. Sonra Öğlen mail ile gebelik testinin sonucunun aldım. Telefon ile aradım hamileymişim hemen mailine bak dedim :)

Oysa ben süprizle bildirecektim bunu. Mesela akşam yemeğe bir servis daha koymak. Güray hayırdır kim davetli deyince veya işte ne derse misafirimiz 9 ay sonra gelecek falan diyecektim. Veya geçen gün yazdığım Yetişkinlere Süpriz Yumurta gibi birşeyler hazırlayacaktım. Ama sanırım kocaya hamilelik müjdesi vermek zor. Ee bu bebeği birlikte yapıyoruz ve konuşuyoruz zaten korunmuyoruz hemfikiriz falan diye zaten bir şekilde çok da süpriz olmuyor. Regly olmadım vb konuşmalarda geçiyor zor yani süpriz kısmı.

Ama bir daha hamile olursam müjdemi isterim tadında süpriz yapmak istiyorum. Bu süprizi aileye eşe dosta da güzel bir şekilde duyurmak istiyorum. Bakalım kısmet :)

Böyle fotolar için koca kişisini de ikna etmek var tabii. Hoş benim kocam  düğün fotoları için kalpli gözlük takmış insan kırmaz beni :)

Fotoğraflarla Hamilelik Sürecini Yaşamak

Ahh ahh içimde uktedir arkadaş o kadar az hamile fotoğrafım varki ve bir tanesi bile iyi bir fotoğraf değil. Oysa ben ay ay göbeğimi çekecektim sonra göbeğim yerinde dursa bile kucağımda bebeğimle fotoğrafım olacaktı. Kocam profesyonel anlamda foto çektiği halde ve ben rica ettiğim halde amannn kim ne yapsın senin göbeğinin fotosunu dedi ee kimse birşey yapmasın ben anı olsun istiyorum dedim bakarız dedi. Gel çekeyim dediği zamanlarda nedense pijamalı ve uykudan az önce haliydi yok kalsın dedim. Kimbilir belki bir daha doğurmayacağım ve hiçbir zaman böyle fotoğraflarım olmayacak :(

Ama ama çok güzel değil mi :)


Bu fotoğrafa bayıldım :)



Şöyle artistlik fotolarım olsaydı fena mı olurdu hımmm fena mıııı






Parti Parti Parti Zamanı

Aslında böyle bizim kültürümüzde olmayan ve hiç de bağdaşmayan kutlama ve benzerlerini sevmem. Mesela Baby Shower bana inanılmaz saçma geliyor ve yapan herkesten özür dileyerek fikrimi belirtmek istiyorum ki bana görgü kurallarının çok ötesinde geliyor listeler yapıp hadi bakalım bunları getirin demek. Bizim kültürümüzde doğan bebeğe ziyarete gidilir hediyelerde bebeği görüp verilir. Uzun uzun anlatmayayım şimdi yurtdışındaki yaşama biçimi için çok uygun baby shower ama bizim için olduğunu sanmıyorum. Yine de çok katı değilim kutlamasını yapana giderim hediyemi de götürürüm ama hastaneye de eve de ziyarete giderim arkadaş :)

Herşeyi parti haline dönüştüren şu Avrupalı ve Amerikalılar sanırım eğlenecek yer arıyorlar. Aslında bence biraraya gelmek için bahane yaratmaya çalışıyorlar. Sosyalojik analizimi de yaparım işte böyle. Neyse Boy or  a Girl Party Kız mı Erkek mi partisi bakın bunu çok sevdim. Toplaşmak için eğlenmek için yiyip içmek ve güzelleşmek için iyi bir bahane. Hem herkes cinsiyeti merak etmez mi? İşte merak edenlerle paylaşmak için harika bir fırsat. Gördüğüm parti fotoğrafları beni  gülümsetti ve hoşuma gitti.


Ya her ikisi ise ne kadar keyifli olur öyle değil mi?

Ve bir de doğurduktan sonra yapılabilecekler var. Zor bir doğum sonrası yapmak istediklerimin hepsini rafa kaldırmıştım ve hiçbirini yapmak için fırsatım ve gönlüm olmadı. En basitinden 24 saatlik normal doğum süresinde çok istediğim ve Ayça Oğuş ile anlaştığım halde bebeğimin doğum fotoğraflarını çekemedik.

Ama bunların hepsi hamileliğin ve doğum sonrasının cicili bicili kısımları bunlar olmasa da hamilelik tüm zorluklarına rağmen ve evlat sahibi olmak muhteşem bir serüven!

10.11.2011

Doğal Doğum Doğal mı ?!?

Özellikle sezeryan olmak zorunda kalmış olanlar ve bundan dolayı üzülenler sanırım bu yazı sayesinde biraz olsun rahatlarlar.

Doğal doğum yapmış hatta bu konuda çok inat etmiş neredeyse kendinin ve çocuğunun hayatını tehlikeye atmış birinin yani benim hikayem bu.

Doğal doğumun faydalarını anlatmayacağım. Blogcu anne Elif'in de dediği gibi tek bir doğum şekli vardır o da doğal doğum sezeryan bir ameliyat şeklidir ve gerekli olmadığı sürece tercih edilmemelidir (mi acaba;?)
Kendi doğumumdan sonra özellikle bazı insanların sezeryanı tercih etmesi gerektiğine inandım. Doğal doğumun çok tramvatik olabileceği durumlar olabiliyor gerçekten.

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere doğal doğum her zaman doğal olarak gelişemiyor ve aslında anne, kadın için sezeryandan çok da bir farkı kalmıyor. Nasıl mı? Dikişse alası olabiliyor doğal doğumda. Kesilmek mi? Alası olabiliyor yine doğal doğumda. Doğum sonrası acı, sancı, bakım problemleri mi yine sezeryan sonrasını aratmayacak durumlar olabiliyor doğal doğumda da.

Doğal doğumdan ne anlıyorsunuz ben müdahale edilmeyen doktorun sadece teknik olarak orada olduğu doğumu anlıyorum. Peki böyle mi her zaman? Hayır değil, istatistikleri bilmem ama normal doğumla doğum yapmış bir çok kadın suni sancı alıyor, suyunu doktor patlatıyor, epidurel kullanıyor, dikişi oluyor vb. Bunların hepsi ciddi müdahaleler aslında.

Elbette bebeğin vajinadan çıkıyor olmasının ciddi yararları var hem anne hem de bebek için. Ama sonuçta o aşamaya kadar da ciddi müdahalelere maruz kalınmış olunabiliyor. Ben kaldım örneğin. Pişman mısın derseniz hayır değilim dedim ya ben doğal doğuma baş koymuştum ve sonuna kadar da denedim. 22 saat sonunda başardım ama tramvatik bir sonuçtan kaçınamadım. Bugün olsa yine aynı süreci yaşardım çünkü doğal doğumun bir bebek için ne denli önemli olduğunu biliyorum son ana kadar mücadele ederdim benim ruh halim bunu kaldırabilecek bir hal ama herkesin olmayabilir.

Fakat diyeceğim o ki; bazen sezaryen gerçekten en hayırlısı olabilir hem bebek hem de annenin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı açısından. Her zaman herkesi doğal doğuma teşvik etmemek dahası zorlamamak gerekiyor. En nihayetinde en önemlisi bebeğin ve annenin sağlıklı olması değil mi? Bu müdahaleli doğal doğumlar her kadının kaldırabileceği cinsten değil. Ve bir kadının, annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı doğumdan hemen sonra o kadar önemliki bebeğe bakabilmek.

Yukarıda sıraladığım müdahalelerin olmadığı doğal doğumların gerçek doğal doğum olduğuna, benim gibi ve müdahale ile doğal doğum yapanların pek de farkı olmadığını düşünüyorum sezeryan yapanlardan fiziksel olarak elbette. Yoksa o müdahaleli doğal doğuma katlanmak her baba yiğidin harcı değil gerçekten. Ben ve benim gibiler gerçek bir takdiri hak ediyor. İnanın aynı dönemde sezeryan yapmış tanıdıklarımdan daha uzun sürede kendime geldim ben ciddi dikişlerim ve ciddi sancılarım oldu.

Bu arada kendi doğumumu referans alarak şunu da söyleyebilirim. Doktorunuz ciddi manada doğal doğumu destekleyen biri ise hayati bir risk olmadığı sürece isterse sizi normal olarak doğurtur. Doktorum kordon dolanması olan bir bebeğin bile sorun teşkil etmeden doğal olarak doğabileceğini söylemişti. Doktorum Cem Batukan olmasaydı eminim bir başka doktor 12. saatin sonunda belki daha da erken beni sezeryana alırdı. Oysa doktorum 18 saatin sonunda kafanın bir türlü dönmediğini riskin çok yüksek olduğunu ama yine de doğurtabileceğini söyledi, bizimle bir fiil 22 saat bekledi destek verdi. En son 21. saatte yoo risk çok büyük bebeği tehlikeye atamam deyip sezeryana alıyordu ki dur son kontrolünü yapayım dedi ve mucize gerçekleşti.

Doğal doğum yapmak isteyenler için kendimce ufak bir kontrol listesi yazayım.(liste çok daha uzun olabilir ben ilk aklıma gelen ve olmazsa olmazları yazacağım kendi deneyimimime dayanarak) Aşağıdaki özelliklere kesinlikle sahip olmanız gerekiyor. Eğer kendinizde bu özellikleri görmüyorsanız bir kez daha düşünün derim:

  • Herşeyden önce sabırlı mısınız? Sabırla bekleyebilecek misiniz doğunun başlamasını?
  • Ağrı eşiğiniz yüksek mi? Eğer değil ise epidureli tereddüt etmeden yaptırmalısınız.
  • Herşeye hazırlıklı bir ruh haliniz var mı? Ani karar vermeniz gerekebilir.
  • Sakin birimisiniz yoksa fazlaca telaşlı mısınız? sakin kalabilmek çok önemli
  • Etraftan ve ani değişikliklerden kolay etkilenir misiniz? Eğer öyleyse doğal doğum kararınızı gözden geçirin.
Sonuç olarak, en önemlisi sağlıkla sadece fiziksel değil ruhsal sağlıkta elden gitmeden bebeği kucağa almak. Ben son saatlerimde neden bu çocuk dünyaya gelmek istemiyor diye ağlıyordum madem gelmek istemiyor sezeryan da olamam diyordum. Oysa şimdi düşünüyorum da belki çocuk doğal doğumla gelmek istemedi yormak istemedi kendini bekledi belki alırlar onu ordan diye :) Ama yok anası çok inatçıydı çıkacaksın oğlum dedi. Ço konuştum ben onunla lütfen doğal yollarla gel diye belki de mucize de bu konuşmanın da faydası var bilemiyorum.

Altını çizerek söylüyorum herkese doğal doğumu tavsiye etmeyin. Hele de karşınızdaki insanı tanımıyorsanız onun ruh halini bilmiyorsanız. Bazen sezeryan en hayırlısı olabilir inanın buna.  Ve hiç kimsenin doğumu başkasına referans olmasın. Herkesin hikayesi kendine özel. Elbette çok hazır birini çok yakından tanıdığınız birini destekleyebilirsiniz ama o da ancak kendisini desteğe açık ve bunu istiyorsa.

Son söz olarak, bugün olsa yine aynı şeyi yapardım doğru anlaşılmak isterim kesinlikle doğal doğuma ve yararına inanıyorum.

3.11.2011

Lohusa Cinleri




Hepimizn ortak hayatı diyebileceğimiz alanda yani yaşamın içinde pek de güzel şeyler olmadığı için, şehitler, deprem, 13 yaş tecavüzü gibi ben de güzel olmayan bir başka şey yazmak istemezdim aslında ama yazıyorum işte.

Yarın oğlumun yarı kırkı. Yani lohusalığı yarılamış olacağız. Doğumdan önce lohusa depresyonuna girmeyeceğimi düşünüyordum bu konuda oldukça ümitliydim. Girersem de girdiğim gibi çıkarım diye düşünüyordum. Bu konuda da oldukça şuursuzmuşum. Kocam da geçen gün ben karımı tanıyamıyorum dediğinde anladım ki ben fazlaca hayalperest fazlaca başıma gelecekler konusunda iyi niyetli biriyim. Neyse....

Tramvatik bir doğumdan sonra (bu konuda da daha sonra yazacağım her normal doğum normal gelişmiyor) oldukça mutluydum. Örneğin doğum anından sonra çok ağlarım gibi geliyordu ama hiç ağlamadım belki şoktandı bilemiyorum. Mutluluk perisiydim ama bu bir gerçek. İçimden svgi taşıyordu herkesi çok seviyordum buna hastane görevlileri bile dahil düşünün içimden taşan sevgiyi. Doğumun ertesi günü de ruh halim aynen böyleydi. Oğlumun emdiğini sanıyordum ve emzirmenin hastanedeki gibi birşey olduğunu yani acı vermeyen keyifli birşey olarak cikliyodum twitterda emzirmek harika birşey falan diye. Emin misin diye soranlara da aa niye ki evet diyordum :) İçimden de tamam ya sen lohusa depresyona falan girmezsin baksana ne mutlusun diyordum.

Ve eve çıktık. Cinler evde beni bekliyormuş. Evdeki ilk gecemizde yatağın içinden böcek çıktığını söyledim. Yatağa yattık, ben bir anda böcekkkk böcek çıkıyor dedim. Herkes sakindi kayınvaldem tamam buluruz öldürürüz falan dedi. Gördüğüm bir halisülasyondu sanırım. Gece uykusuz kalmalar, halsizlik, yorgunluk, doğru emzirememe, memelerin çok acıması gibi durumlar gümdür gümbür üzerime gelmeye başladı. Lohusalık depresyonu hoşgeldin demek düştü bana da.

Bu süreçte galipten sesler de duydum evin içinde geçen cinleri de gördüm lakin bunu kimseyle paylaşmadım. Hem durumumum çok kötü olduğunu sanırlar hem de endişe ederle diye kocam bile bu yazıyı okursa öğrenecek. Hala zaman zaman galipten sesler duyuyorum ve sadece kulaklarımı kapatıyorum.

Vicdan azabı çok çektim ve çekiyorum. Lohusa depresyonuna girmeye hakkım yokmui gibi düşündüm zira bunu kocam ve etrafımda bana hissettirdi. Herkes etrafımdaydı evde ev işlerine ve bebek bakımına yardımcı olan biri var. Bir elim yağda bir elim baldayken bebeğimi sadece emzirirken altını bile başkaları değiştirirken nasıl olurda depresyona girerdim. Girdim ama işte.

Lohusa depresyonunu belki yanlız kalmak yani etrafınızda yardım edecek kimsenin olmaması daha da perçinliyordur. Benim ki hafif şiddetli bir depresyon farkındayım. Belki de sadece hormonal. Ama bir kadının durumu  ne olursa olsun depresyona gireceği varsa giriyor işte. Doğumda ve doğumdan hemen sonra akıtmadığım gözyaşlarını şu 20 günde oldukça çok akıttım. Geceleri emzirmeye kalktığımda ansızın gözlerimden yaşlar boşanıyor. Oğluma anne üzgün değil merak etme diyorum  bir yandan. Onu da üzmek istemiyorum çünkü.

Şimdi ya geçmezse diye korkuyorum. İnsanların da beklentisi olduğunu düşünüyorum yani 40. gün gelecek ve 41. gün aaa ama bitti lohusalık hadi artık diyeceklermiş gibi geliyor bu da beni geriyor aslında. Ama en iyisi iyi düşünmek güzel düşünmek. Geçen akşam kocam neden o müthiş güçlü düşünce gücünü kullanmıyorsun dedi. gücüm yok ki düşünebileyim dedim. Gerçekten böyle gücüm yok ki kullanayım.

Geçecek diyecek deneyimli anneler biliyorum ve buna yürekten inanmak istiyorum.

27.10.2011

Son Günlerde

Yazmaya korkuyorum, gündem de önce şehitler vardı ki hala olmalı bence ve şimdi de insan gibi insan olan herkesin kalbinin sızlatan Van Depremi. Gündem de bunlar varken insan kendi hayatındaki ıvır gıvır sorunlardan bahsetmeye korkuyor veya güzel birşeyler yazmaya da çekiniyor. Sosyal medyanın bunda etkisi çok fazla. Bir grup var ki yemek yedim desen üzerine sıçrayacak nasıl yersin diyecek. Ben de üzerimde bu baskıyı çok fazla hissettiğim için suskun kalıyorum blog'umda.

Son günlerde ne mi yapıyorum nasıl mı geçiyor günlerim. Emziriyorum evet sadece emziriyorum. Emzirmediğim ve canım oğlumun uyuduğu dakika veya saatlerde de tuvalete giriyorum, yemek yiyorum, cevapsız çağrılara dönmeye çalışıyorum, şirketle iletişimim kesmemek için maillerimi kontrol ediyorum. Bazen de uyumaya çalışıyorum. Ve diğer emme saati geliyor. Memeyi kaptı kapmadı, uzun emdi, kısa emdi. Emdikten sonra gazı çıktı çıkmadı emdikten sonra hemen uykuya daldı dalmadı derken gece oluyor. Ve benim pilim bitmiş oluyor.

Evet bu rutin beni sıkıyor hele gece oldu mu cinler etrafımdaymış gibi geliyor bana. Oğluma kıyamıyorum ağladı mı o dudağı büktü mü memelerim sızlamaya başlıyor. Ne olursa olsun emziriyorum. İsterdim ki şu emzirmekten deli gibi zevk alan kadınlardan olabileyim. Olamadım. Canım çok acıyor, yoruluyorum ve 15 dk'dan sonra sıkılmaya başlıyorum. Dualara sığınıyorum o vakit. Allah aklımı korusun sabır ve enerji versin diye. Oğlum memeyi emerken bir yandan da enerjimi emiyor sanki enerjim tükenmiş oluyor.

İşte böyle bir kısır döngüyle yaşıyorum. Biliyorum işte buna Lohusalık deniliyor. Elbette her anım şükür dolu. Zaten böyle hissettiğim için de bol bol vicdan azabı çekiyorum. Oğluma bakarken içim gidiyor 1 saatten fazla uyuduğunda özlemiş oluyorum onu. Biliyorum ki derdim kesinlikle o değil. Benim derdim uykusuzluk ve her gün aynı rutini yaşamak, emzirirken canımın ciddi manada çok mu çok acıması.

Kendime kızıyorum şımarık mısın sen diyorum neden düşünce gücünü kullanmıyorsun neden güzelliklere odaklanmıyorsun diye ama bunun için enerjimin olması lazım. Enerjiye gerçekten çok fazla ihtiyacım var.

Bebeğine tek başına bakan annelerin elinin öpülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bravo gerçekten, nasıl kadınlarsınız siz öyle harikasınız gerçekten. Ben tek başıma sanırım sadece 2 gözümle bakabilirdim çocuğuma.

İşte böyle son günlerim benim...

21.10.2011

Kişiye Özel Doğum Hikayesi

İtiraf edeyim bu yazıyı yazmaya 3 gün önce başladım. Sadece 1 cümle yazmıştım ki sanırım meme saati gelmişti bilgisayarı kapamamıştım bile o 3 gün içinde kendisi kapanmış. Ve şu an tam da yazarken cennet kokulu oğlumun mıykkk mıyyk sesi geliyor sanırım yine uyanacak ve belki bugün yine bitiremeyeceğim ama olsun herşeyden önce kendimden önce bile o geliyor artık. Ve onun gelişi beni inanılmaz huzurlu ve mutlu kılıyor. Bir bebek hayatı gerçekten her anlamda değiştiriyor. Hani Mevlana demiş ya hayatım alt üst olacak diye korkma ne biliyorsun belki altı üstünden güzel. Evet hayat tepetaklak oluyor ama altı da güzel emin olun buna çok emin olun. Evet ben biraz şuursuzmuşum annelik zor iş gerçekten ama zorlukları zorluk değil de deneyim ve fırsat olarak görürseniz yani bakış açınızı hep olumluya göre ayarlarsanız zorlukların üstesinden gelmek de kolaylaşıyor. Bir de insanın evladı sağlıklı olunca yanında olunca ve bir çok anne çok taze evladını kaybetmişken bu da birşey mi diyorsunuz ve ağlarken bile bazen şükür yanımda kollarımda ağlıyor diyorum. Bir çok bebek kimsesiz ağlarken sarılanı geliyorum şimdi diyeni meme vereni yok. ŞÜKÜR O YÜZDEN ŞÜKÜR. Anneliğimin her anı şükür dolu.

Gelelim benim doğum hikayeme. Şunu altı çizili ve koyu bir şekilde belirtmek istiyorum: Doğurduktan sonra anladım ki her doğum kişiye özel bir başkasına ne fikir verebilir ne yol gösterici olabilir. Bu benim hikayem sadece paylaşıyorum. Ve siz de doğurduğunuzda böyle hissedeceksiniz eminim her doğum kendine has kendine özel.

Biliyorsunuz doğumumun kendi kendine başlayıp başlamayacağı belirsizdi ve 14 Ekim Cuma günü hastaneye yatıyordum suni sancı ile doğumum başlatılacaktı. O sabah uyandık hazırlandık ve hastaneye gittik. Yoldayken nişan geldi. Hastaneye gittiğimizde saat sabah 8:00 idi. Kontrolde doktor doğumun kendiliğinden gerçekleşecek bugün başlıyor dedi. İnanılmaz mutlu olmuştum çünkü oğlumun kendi isteği ile gelmesini istiyordum. Sürekli konuşuyordum onunla. Mutlu mutlu yatış işlemlerimizi yaptık ve odamıza çıktık NST bağlandık ve süreç başladı herşey yolunda gidiyordu. Kalp atışları sancının şiddeti. Kalkıp yürüyordum keyifliydim. Gelen her sancıyı memnuniyetle karşılıyordum oğluma yaklaştırıyor ya beni. Sancılar 50-60 arası seyrederken bile gülümsüyordum. Akşam üstü 5:00 gibi doğururum diye düşünüyorduk. Lakin saatler geçiyor rahimde hiç bir açılma olmuyordu. 2 cm 3 cm ki bu açılmayı 4-5 saat içinde yakaladık. Aslında o gün planlı olarak hastaneye gitmeseydik evde bailayacaktı bu sancılar ve hastaneye daha geç gidip bekleme süremizi kısaltmış olacaktık.

Akşam üstü oldu dediğim saatler 5:00-6:00 doğumuma girmesini istediğim ebe de geldi tamam herşey hazırdı. Sancılar düzene girdi açılma artmaya başladı. Pilates topuyla çalışmaya başladık. Ebe geldi hadi ılık bir duş alalım dedi. ılık duşa girdim duşta da sancılar devam ediyordu ve bunun doğum için güzel birşey olduğunu biliyordum yalancı sancı olsaydı duşta devam etmezdi çünkü.

Ve sonra kabus başladı. Duştan sonra doğum durdu. Sancılarım azaldı. Sanırım oğlum rahat etmesi gerekenden daha fazla rahat etti. Ben de hiçbir şey hissetmemeye başladım sancıların şiddeti de azaldı düzeni. Doktorumun hiç hoşuna gitmedi bu elbette. Suni sancı vermeyi teklif etti eğer şimdi verirsek 1-2 saatte doğum olur dedi. Kabul etmedim.

Bu aradaki süreçte doktorum epidurale bile gerek olmadan doğurabileceğimi düzenli gelen şiddetli olan sancılara dayanmamın gayet iyi olduğunu söyleyip duruyordu. Herkes mutlu herkes heyecanlı ve hazırdı yani.

Suni sancının o anda verilmesini kabul etmeyince bekleyeceğiz o zaman dedi doktorum. Beklemeye başladık kah NST takılı kah değil. Pilates çalışmaları yürüyüşler. Tüm bu süreçte en büyük yardımcım ciddi manada bana koçluk yapan kişi sevgili kocamdı. Şu doğumla birlikte aşık olduğum adama bir daha bir daha bir daha aşık oldum. İçimden oğlum çıktı içime 2 aşk düştü biri oğlumun aşkı biri kocamın aşkı. Biz o gün o doğum sırasında çoğalmakla kalmadık çoştuk kenetlendik.

Hikayemiz öylesi uzun ki saatleri yazmam mümkün değil. 22 saat süren bir doğum hikayesi benim ki.

Ve saatler geceyi göstermeye başladı. Suni sancıyı kabul ettim. Benim suni sancı hikayem pek güzel değil. Nefes almana bile izin vermeyen cinsten derim ben suni sancı nasıl birşey derseniz .50-60 şiddetinde kendiliğinden ve düzenli gelen sancıları mutlulukla karşılayan ben şiddeti 30 olan suni sancıyı çığlıklar eşliğinde karşıladım. Dayanamıyordum. Epidurel takıldı ama normal doğumu beklediğimiz için öyle belden aşağının tamamen uyuştuğu bir epidurel değildi. Ve ben niyee bu etki etmiyor neden bağladınız madem bu sancıları çekeceksem niye deyim yerindeyse hönkürüyordum.  Yapacak birşey yok diyorlardı.
Koridor boyunca volta atıyorduk kocamla suni sancıyı sıklıkla kapattırdım dayanılacak gibi değildi çünkü.

Sonraa saatler gece yarısına yaklaştığında ve doğum için gerekli açılma olmayınca ve bir de üzerine oğlam kafasını yan çevirince kabus dakikalar başladı. Sezeryan seçeneği önüme alttan alta sunulmaya başladı. Ama doktorum Cem Batukan öylesi hastasını düşünen ve normal doğumu destekleyen kimselerin normal doğum yaptırmayacağı kadınları normal doğum yaptırmış biri ki benimle bekleyeceğini söyledi.

Bu arada yazmayı atlamışım. Öğleden sonra suyum da geldi kendiliğinen hem de ne gelme tamamen boşaldı. Heh dedik işte doğum şimdi 1-2 saate kalmaz başlar. Ama suyumun gelmesinin üzerinden 12-13 saat geçmişti ve istenilen açıklık kesinlikle yoktu.

Saatler gece yarısı 2:00'yi gösterdiğinde ise doktorum geldi  başka uzman doktorla birlikte muayene edildim ve başının yan durduğunu bu şekilde gelmesinin zor olduğunu gelirken bir çok soruna sebeb olabileceği söylendi. Bebek için çok uzun süre susuz kaldığı için sorunlarda başlamaya başlamıştı. Ben bitiktim ama vazgeçmiyordum. Doktor bize olabilecek riskleri anlattı doğumda omuz ile gelirse veya kafası sıkışırsa olabilecekleri de belirtti ve seçimi bize bıraktı. Eşimle yanlız kalmak istediğimi söyledim. Eşim tamam artık dedi daha fazla 2'imizi riske atamayacağını daha fazla direnmememi söyledi. Öylesi bitik bir haldeydim ki her gelen lütfen riske girme deyip duruyordu. Pes ettim madem risk bu kadar fazla tamam dedim. Doktor her geçen saniye riskin çok fazla olduğunu söylüyordu.

Kocam da odadan çıktı. Tek başıma kaldım. Dua ettim, oğlumla konuştum. Kocam geldi doktorun son bir kez muayene edeceğini söyledi. Veee son kontrol! Kafa dönmüştü açılma artmıştı 6 cm doğum başlıyordu. Kocam o anın eşsiz olduğunu söylüyor gözlerim parlamış yüzüm ifadem herşeyim değişmiş. O saatten sonra ebe ile odada yanlız kaldık. Pilates ve çömelme hareketleri yapıldı 2 saat boyunca. Arada kontroller devam etti. Saat 4:30'da acil doğumhaneye gidildi. Eşim doktorlar ve ebeler sayesinde kafasının sıkışmasına suyumun bitmesine ve tüm olumsuzluklara rağmen oğlum benim hayatımın kahramı saat 5:05'de kucağıma düştü. Allahım o çıkış anı o ilk bakış o ilk göğüse yaslanış tarif edilemez bir duygu. Sevgili eşim yanımda ağlıyor bebeğim ağlıyor ben şaşkınım.

Sonrası mı orası da kolay değildi. Anlatmayacağım hiç.

Velhasıl kimseye normal doğum yapmalısın veya yapmamalısın diyemem ben. Sadece şunu söyleyebilirim normal doğum süreci için psikolojik olarak hazır olmanız gerekiyor. Mutlaka ama mutlaka size destek verecek bir eşiniz veya çok yakınınız olması gerekiyor. Doktorunuzun da en az yakınınız kadar destekleyiciğiniz olması gerekiyor.

İşte böyle benim, bizim hikayemiz.