çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.10.2015

Duygularına mı Davranışlarına mı Sınır Koyuyorsunuz?





Biz ebeveynlerin genel sorunlarından biridir sınır koymak. Peki farkıda mısınız, çocuğunuzun davranışlarına mı sınır koyuyorsunuz yoksa duygularına mı? 

Çocuklar duygularını gösterme ve yaşama anlamında sınırsız olmalılar ama davranışları konusunda sınırları olmalı. Örneğin; canları acıdığında veya sinirli hissettiklerinde uzunca bir süre bağıra bağıra ağlayabilmeliler ama canları acıdı diye başkasının canını acıtmamalılar. Ağlarken tamam artık çok ağladın biraz sus diyor musunuz mesela? Veya bunda ağlanacak ne var? Veya buna bu kadar ağlanmaz? Bu cümleler duygularına sınır koymak oluyor. Oysa ağlarken bir yandan size vurmaya çalışıyor ise ve etrafındaki her şeyi atıyor ise ve siz ağlayabilirsin ama bana vuramazsın diyorsanız, davranışına sınır koyuyorsunuz ki bu da aslında çocuğunuza yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri. 


Çocukların duygularına sınır koymak, onların üzülmesine ve üzgün hissetmesine engel değil. Aksine çocuk şu mesajı alıyor; yanlış bir şey yapıyorum ve bu yüzden kabul görmüyorum; şimdi hemen bu duygumu baskılamam gerek. Duygular baskılandığında bilinçin bu duygular üzerinde hiçbir etkisi kalmıyor; bu nedenle regule olmamış bir biçimde ortaya çıkıyorlar ve bir süre sonra otomatikleşmiş hale geliyorlar. Çünkü duyguların da bir enerjisi var ve akıp gitmek istiyor; oysa baskılanan duygular bloke olup kalıverir insanın içersinde. 

Çocuğunuza bu konuda yapabileceğiniz ne güzel şey; ona duygularını tanımlaması için fırsat vermeniz sonra da bu duyguları yaşamasına izin vermeniz. Delirip ağladığı bir zaman ona şuan üzgün hissediyorsun farkındayım demeniz ve üzgünken insanların ağlamasının doğal olduğunu söylemeniz ve ağlamasına izin vermeniz; işte bu bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en iyi şeylerden biri. Duyguların iyisi kötüsü yoktur, duyguların hepsi insan olmanın parçası. Hislerimize engel olamayız biz bastırmak istesek de bir şekilde bastırılan her şey gibi ortaya çıkacaklardır; ama nasıl davranabileceğimizi seçebiliriz. 

İzin verelim de çocuklarımız hislerini değil davranışlarını seçebilsinler; onlara nasıl hissetmeleri gerektiğini değil nasıl davranmaları gerektiğini öğretelim. 

6.10.2015

Çocuğum Bütün mü Olsun İyi mi?






Her ebeveyn çocuğunun iyi bir çocuk olmasını ister. Hatta çoğu insanın hayat amaçlarından biri de iyi insan olmaktır, bu yönüyle anılmak, nasıl bilirdiniz sorusuna, iyi biliriz denmesini istemek... 

Sevgili Carl Jung ise diyor ki; "Bütün olmayı iyi olmaya yeğlerim". 

Hiçbir insan sadece iyi veya sadece kötü olamaz. Çocuklarımızın da sadece iyi olmasını istememiz ve onlara sürekli iyi insan ol dememiz aslında onlara farkında olmadan yaptığımız bir kötülük. İnsan yaradılışı gereği hem ilahi yanlara hem de insani yanlara sahip. Yani herkesin içinde olumsuz ve kötü olarak etiketlenmiş duygular ve özellikler var. Ve bu duygular aslında sadece duygu, yeri geldiğinde gerekli ve hayat kurtarıcıda. 

Çocukluktan itibaren gerek ebeveynlerimiz gerekse toplum tarafından davranışlarımız kategorize ediliyor ve hissettiğimiz bazı duygularımızı ve gösterdiğimiz bazı davranışlarımızı bastırmamız isteniyor. Oysa yapılması gereken tek şey farketmek! Dedim ya sadece iyi insan olmak beyhude bir çaba. 

Bir kızılderili reisi bir gün torununu alıyor ve ormana götürüyor; oturuyorlar bir ağacın dibine; dede diyor ki; Evladım bugun hayatta olan her insanoğlunun kafasının ve kalbinin içinde bir savaş vardır. Benim de var. içimizde bir beyaz bir de siyah kurt var. İçindeki bu 2 kurtla birlikte yaşamak insana bazen zor gelir; çünkü ikisi de ruhuna hükmetmek için var gücüyle çalışır. Çocuk, peki dedeciğim savaşı hangi kurt kazanır diye sorar. Dedesi de her ikisi de der. Çocuk nasıl yani dedecim der; sadece beyaz kurtu beslersem, siyah kurt ilk fırsatta ona saldırır ve hepimizin başına iş açar, oysa ben onları iki yanıma alırım ve ikisini de beslerim böylece ikisi de gerektiği zaman bana yardım eder der. Ve her ikisini beslediğimde içimdeki o savaşa son verir bilgeliğimin sesini duyabilirim. 

Siyah kurda ne zaman mı ihtiyacımız var? İnsanın kötü diye sıfatlandırılmış yanından nasıl fayda sağlayabilir ki öyle değil mi? Siyah kurt pes etmez, uyanık ve tetiktedir ve kendini korumaya almayı bilir; insan bu özelliklerini gerektiği zaman ortaya çıkarması bazı koşullar altında hayat kurtarıcı olur. 

Gelelim çocuk dünyasına; çocuklar bazen paylaşmayı sevmezler ve hemen ebeveynleri veya çevreden bencil  sıfatıyla yargılanırlar; bunun doğru olmadığını söylenir çocuğa; ama paylaşmalısın canım, iyi çocuklar paylaşır. Çocuk dile getiremese de içinden çıkan bu insani duyguyla "iyi" olmadığını, olduğu gibi kabul göremeyeceğini, dahası kendinde bir terslik olduğunu düşünmeye başlar. İşte böyle zamanlarda duygularını yadsıma, duygularını göstermeme tohumları ekilir; kişinin içindeki savaş tam orada, çocuklukta başlar.

Halbuki paylaşmamak, bencil olmak bazı durumlarda gereklidir. Arkadaşınla oyuncağı paylaşmak konusunda gerekli olmayabilir elbette, ama hayatın içinde öyle zamanlar olacaktır ki keşke çocuğum bencil olmayı öğrenebilseydi diyebilirsiniz. 

Yapılması gereken tek şey; duyguların ve insani yönlerin farkına varılması, kabul edilmesi ve ne zaman kullanılması gerektiğini öğrenmek. 

Çocuğunuz, çocuklarımız sadece iyi olmasınlar! Çocuklarımız bir bütün olsunlar. 

31.07.2015

Çocuğunun Karşısında Kimsin?




Çocuğunun karşısında adınla yaşınla ve daha önceden kendine yapıştırdığın veya sana yapıştırılmış bir çok kimlikle duruyorsun ama kendine kısaca anne diyorsun. 

Çocuğun ağlıyor, mızmızlık ediyor, inat ediyor ve sen kendini artık bunları duymak istemiyorum diye bağırırken buluyorsun, bunu söylemek seni rahatsız ediyor bazen sırf bu söylemekten rahatsız olmadığını farkediyorsun seni rahatsız eden derinlerde başka bir şey; bu cümle senin kendi kulaklarını da tırmalıyor aslında. Sonra bir anda gözünün önüne annen geliyor ve sesi kulağında artık bunları duymak istemiyorum. Sonra hayat öyle bir akıyor ki sen de öyle bir kapılmışsın ki bir daha bir cümleyi söyleyene kadar bunu unutuyorsun, üzerinde bile durmuyorsun. 

Oysa o anın içinde müthiş bir armağan saklı sana; o an şifalanman için yaşandı. Çocuğunun karşısında o anda sen yoksun annen var, aynı annen gibi davranıyorsun ve bunu otomatik olarak yapıyorsun. Otomatik yaşadıkça bataklığa saplanıyor insan! 

Çocuğun duygusal veya fiziksel bir acıyla karşı karşıya kalıyor ve aslında bakarsan kolay da atlatıyor; ama senin için eziliyor haddinden çok daha fazla sevgi, ilgi gösteriyor ve üzülüyorsun bu duruma. Öyle ki çocuğun bile anlamıyor bu durum karşısında gösterdiğin ilginin sebebini. içinde bir yer var o da çocuktu o da düşerdi o da duygusal acılar yaşardı ve genellikle duyduğu şey bunda ne var kalk kalk bir şey olmaz idi ama bir şeyler olurdu. Çocuğuna söylediğin çoğu şey aslında içindeki o yerin hiç duyamadığı şeyler; çocuğuna değil kendine söylüyorsun aslında o cümleleri. Ama hayat yine hızlıca akıyor ve sen o akıntıya kapılıyorsun, farketmek yerine şöyle söylüyorsun ah benim şu duygusallığım ah benim şu yufka yürekliliğim. Kendine bu sıfatları yakıştırıyorsan içindeki o yere acil pansuman gerekiyor; asıl ilgiliyi asıl sevgiyi o yer görmek istiyor, çocuğun çoktan unutmuş, başının çaresine bakmış bile. 

Evi dağıtıyor kızıyorsun, üstüste söylediği anne sözlerine tahammülün kalmamış; azcık nefes alma fırsatın olduğunda aslında neden tahammül edemiyorum ki çocuk da bir şey yapmamıştı diyorsun; yine hayat çok hızlı akıyor bunu düşündüğün dakikaların yerini saatler günler alıyor ve durup düşünmüyorsun farketmiyorsun ki asıl tahammül gösteremediğin kendinsin. 

Velhasıl kelam; çocuğunun karşısında çoğu zaman annensin, kendi çocukluğunsun ve içindeki o yersin; bunları farkettiğinde büyük bir dönüşümü başlatabilirsin, bu dönüşümün adımı önce sana sonra evladına şifa oluyor. 




4.05.2015

Çocuğunu Korumak Yerine Ne Yapmalısın?



Bilinçlenmeye ve farkındalık sahibi olmaya baslayan anneler özellikle de Türk anneler bir yandan çocuk gelişimi konusunda güçlenirken bir yandan da fazlaca korumacı oluyorlar. Doğası gereği her memeli anne evladını koruyor, bu içgüdüsel bir nimet aslında. 

Ne yapiyor bilinçli anne; biliyor ki çocukla  konuşma biçimi çok önemli, bu bilince sahip olmayan daha önceki kuşaklar ise şüphesiz ki sadece bilinçsizlikten çocukla konuşurken "çirkin şey seni"  diye sevebiliyor mesela veya çok ayıp bir daha duymamayayım ay kiz çocuk gibi bu, annenler kardeşini daha çok sever simdi pabucun dama atılır senin ve daha nice nice örnek.

Bilinçli ama farkındalık yolunun çok başındaki ebeveynler öfkelenip sinirlenip karşı tarafa çocuk eğitimi vermeye başlıyor oysaki karşındaki ne o bilinç ne de farkındalık düzeyinde ve kötü niyetle değil bildiği yolla otomatik olarak konuşuyor. 

Çocuğun gururunu şahsiyetini ve kendisini korumak için yapabileceğin şey böyle konuşanları değiştirmek o insanlara ders vermek değil; çocuğunu bilinçlendirmek ve farkındalık sahibi yapmak. 






Nasil mi? Sürekli onunla konuşarak zaman zaman doğrudan zaman zaman dolaylı yoldan farketmesini sağlamak...









Örnek vermek gerekirse; Aren'i sıklıkla ne güzel kız diye severler, 2 yaşından beri dönüp anne ben kız değilim di miiii diyor? Geçen gün markette kısacık saçlı bir teyze yine Aren'i kız diye sevdi, Güray da o erkek dedi; kadında ama saçı da uzun dedi; güray da sizin de saçınız kısacık erkek gibi ama erkek değilsiniz değil mi dedi. Kadın oradan anında utanarak uzaklaştı, sanırım cinsiyet üzerinden konuşmaya o an itibariyle son vermiştir :) Eminim aydınlanma yaşadı. 

Bu konuşmaların ardından Aren'e bir insanı kadın ya da erkek yapanın ne giyimi ne saçı ne başı olduğundan bahsediyoruz, bu ayrımın sadece ve sadece özel yerlerle yapılabileceğini söylüyoruz. 


Aren'e insanları 2'ye ayırabileceğini söyledim. Bilinçli insanlar ve bilinçsiz insanlar. Ne zaman böyle na-hoş durumlarla karşılaşsak tek verdiği cevap anne bilinçsiz insan di miiii? Evet canım demek ki daha bilinçlenememiş diyorum o kadar. 

Bir gün annem Aren'e sen salak mısın dedi? Aren'in yanında annemle hiç tartışmadım, Aren de ne bilinçsiz anneannesin sen dedi ve bence gereken cevabı vermiş oldu :) 


Parkta ve benzeri yerlerde de artık hiç kimseye karışmıyorum. Örneğin parkta al çocuğum al da sen de ye diye şeker uzatıldığında hiçbir şey söylemiyorum Aren bazen alıp yiyor bazen ben yemem, anne zararlı di miiii diyor, elbette ki şekere bayılıyor ve kaçırmaz, o an canı istemediği için öyle söylüyor. Ama parktan eve yürürken teyzenin bilinçsiz insan olması üzerine konuşuyoruz :)


Örnekler çoğaltılabilir hele de Türkiye'de yaşıyorsan. Ama yazının başlığında da söylediğim üzere, çocuğunu korumak yerine ona farkındalık ve bilinçli olma halini öğretirsen, o kendini korumayı, insanları sadece bilinç düzeyinde değerlendirebileceğini çok erken yaşta öğrenmiş oluyor. 






17.03.2015

Çocuğun Ne Yapıyor?



Tam bir yere gideceksiniz; ağır ağır giyiniyor, bir ayakkabıyı ayağına geçirmesi 5 dk, paltosunu falan giymesi 10 dk, tabii her şey yolunda giderse. Ve sen de öyle hızlı yaşamaya alışmışsın ki zaten her şeyi otomatik pilot haliyle yapıyorsun; bu yavaşlık seni deli ediyor. Oysaki çocuğun henüz otomatik pilot değil ve iyi ki değil, ne mi yapıyor farkındalık haliyle giyiniyor; çünkü acele etmek nedir bilmiyor; öğrendiyse de bunu malesef senden öğrendi. 

Masaya oturuyorsunuz; kaşığı tabağa götürmesi 10 dk, o kaşığı ağzına götürmesi 20 dk, yemeğini bitirmesi bile bir ömür. Çocuğun yavaş yemek yemiyor, çocuğun sadece yemek yiyor, yapması gerekeni yapıyor; yemeğin yarısında da doymuş oluyor; çünkü yavaş yediği için beyni gerçek doyma sinyalini alabiliyor. Çocuğun ne mi yapıyor; farkındalıkla yemek yiyor. Peki sen ne yapıyorsun. Hayır doymuş olamazsın diyorsun ve hooop iç güdüsel halini baltalıyorsun. Onun o yavaş ve farkındalıklı yemek hali sana batıyor. 

Çocuğun yataktan hoop diye kalkmıyor; biraz oyalanıyor; çünkü bedeninin her bir zerresini farkında olmasa da hissediyor; yataktan hoop diye kalkılmaz zaten, biraz dönülür, biraz vücudun ve beynin tekrardan senkronize olması beklenir. Ama sen hadi kalk kalp off bir türlü kalkamıyorsun diyorsun. Oysa çocuğun sadece anda kalmaya ve farkındalıkla hareket etmeye çalışıyor. 

Daha böyle günlük rutinlerden bir çok örnek verebilirim. Ebeveynlerin çocuklarının yavaş olduğunu düşündüğü ama aslında çocukların yavaş değil an'da ve farkındalıkla kalarak yaşadıklarına dahil. 

Her insan hayatının belli noktalarında otomatik hale gelir; ki buna alışkanlık deriz; bunların çoğu aslında sakıncalı hallerdir; çünkü farketmemeye başlarsın. Farketmediğinde de içinden gelen sesi duyamazsın bu mümkün değil. Mesela uzunca bir tatile çıkıp evinize geri döndüğünüzde eviniz size daha başka gelir, gözünüz tekrardan ayrıntıları görmeye başlar. Aaa bu burada mı duruyormuş dersiniz; aa benim buyum da mı varış dersiniz; çünkü vermiş olduğunuz mola tekrardan ayrıntıları görmenize vesile olur. Oysa çocuklar yetişkinler onların doğal ritimlerine karışmadıkları sürece hep bu farkındalık halinde kalabiliyorlar. 

Özetle; çocuklar yavaş değil, ebeveynler çok hızlı. Çocuklar ruhlarının hızına ayak uydurabiliyorlarken yetişkinler ruhunu duymaktan oldukça uzak. 


10.03.2015

Çocuğunun Derdi Kiminle?

The Curse of the Terrible Twos
O AN NEYE DELİRDİĞİNİ HAKKINDA HİÇBİR FİKRİ OLMADIĞI :)

Seninle olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun; çocuğunun derdi kendiyle. Ve sen de derdinin çocuğun olduğunu sanıyorsan yine yanılıyorsun; çünkü derdin kendinle.

Çocuk henüz bebekken, ebeveynlerin "dert" diye nitelendirdiği oysaki sadece büyümenin parçası olan hal ve durumları oluyor. Henüz bebekken, akıl ve ruh sağlığı yerinde  biriysen bebeğin haline sadece üzülebiliyorsun; çünkü derdinin seninle ilgili olmadığını çok iyi biliyorsun. Devreye elinden bir şey gelmemek, bazen acı çekmesini izlemek zorunda kalmak gibi durumlar giriyor. Bu bambaşka bir konu. 


Charlie
AĞLAMAKTAN BEN DE BIKTIM :(
Gelelim çocuğun derdinin ne olduğuna. "Terrible 2" dönemi başladığında, bebeğin farklılaşıyor; sık sık nereye gitti benim o uslu, sadece bebeklik dertleri olan çocuğum demeye de başlıyor anne& baba. 2 yaş döneminde çocuğun ego ile tanışıyor; aslında farkına vardığı kendi "ben değil" sahte kimlik sahte benlik hali. Ve birden bire onun egemenliği altına giriyor. O tüm tutturmalar, kendini ispat etme çabaları hepsi aslında sahte ben halinin eseri. Ve aslında çocuk da bu halden oldukça rahatsız. 

Ebeveyn'in bu noktada çocuğuna yapacağı ruhsal rehberlik çok çok önemli. Ama bir çok ebeveyn yani bizler ego'nun yönetiminde olduğumuzun farkında değilsek ve zaten bir çocuğumuz da böyle büyüdüğümüz için; çocuğumuzla derdimiz olmaya başlıyor; dahası çocuğumuzun da derdinin biz olduğu yanılsamasına düşnebiliyoruz. 

İnatlaşıyor, beni deli ediyor, eminim beni sinir etmek için yapıyor, bu çocuğun bizimle kesin bir derdi var cümleleri bu dönemde başlıyor. Bilir kişiler diyor ki; çocuğun henüz seni kasıtlı sinir etmesi mümkün değil; çünkü sinir sistemi henüz bu denli gelişmiş değil. Mutlaka ki altında yatan bir çok neden var. 

Sizi rahatlatır mı bilmem; aynı duyguları hissettiğimde sakin kalmama yarayan yegane cümle şu oluyor; Tüten Aren'nin derdi seninle değil o şuan egosuyla mücadele ediyor; hatırla Tüten sinir sistemi henüz buna müsait değil. İçimden bu cümleyi tekrarladığımda; tüm o aslında beni sinirden delirtip, ona bağırmama ve sözlü şiddet uygulamama neden olacak delirtici hareketleri bir anda yerini sakinliğe ve gel kuzum gel canım benim dememe sebeb oluyor. 

Sanmayın ki her zaman böyle; elbette değil. Ama bu sakinliği koruyamadığım zamanlarda biliyorum ki kendime dönüp bakmam gerekiyor, ben neden sakinliğimi koruyamadım? Ne oldu da sinirlerim zipladı ve bağırdım. O zaman da kendime kızmak yerine önce şefkat göstermeyi deniyorum. Kendime şefkat gösterip, bunu arkadaşlarımdan veya kocamdan da açık seçik istiyorum. Lütfen gel ve durumu sen yönet ben şuan bunu yapabilecek bir iç dinginliğe sahip değilim diyorum; arkadaşlarımla paylaşıp bana destek olur musunuz diyorum. 

Peki asıl konuya gelirsek; çocuğuna bu rehberliği nasıl yapabilirsin, aslında çocuğun için anlatıyorum ama ilk önce kendin için yapabilmelisin bunu, çocuğun delice öfkelendiğinde sinirlendiğinde, ona öfkenin kendisi olmadığını söyle, şuan öfkelisin demek yerine öfkeli hissettiğinin farkındayım diyebilirsin. Çocuğun öfkenin kendisi değil, öfkeli hissediyor çünkü henüz egosunun farkında değil, farkında olduğu tek şey ona bir şeyler olduğu, değişmeye başladığı. Ego daima ister, daima ben der, daima kişiyi zorla, daima kavgacıdır, daima acıyı sever. Bunları hatırla. 

İşe yaradığını söyleyebilirim; böylece çocuğun öfkesiyle özdeşleşmek yerine öfkesini, sinirini farketmeye başlıyor; öfkelendiği anda vurmak veya bir şeyleri fırlatmak yerine durmaya ve çare aramaya başlıyor. Örnek vermemi ister misin? Her öfkelendiğinde tükürmeyi adet edinen oğluma her defasında sakin kalmayı denerek; biliyorum şuan çok öfkeli hissediyorsun ama sen aslında sakin kalabilen ve konuşarak anlaşabilen bir çocuksun, tükürmek güzel bir davranış değil dedim. Zamanla sinirlendiğinde tükürmeden önce duraksadi o durma anında hemen işte bu tatlım sen sakin kalabilen bir çocuksun, öfkeli hissetmen doğal ve anlıyorum bunu dedim. 

Önce bunu kendiniz için uygulamanız çok çok önemli; siz ego'nuzun devrede olduğu anları yakaladığınızda ve kendinize dur diyebildiğinizde emin olun çocuğunuza karşı anlayış, tahammül ve sabır gücünüzde artacak. Ve bir ebeveyn olarak çocuğunuzun ruhsal gelişimine büyük bir katkı sağlamış olacaksınız. 


6.03.2015

İyi Bir Anne miyim?




Anne olup bu soruyu kendine sormayan olduğunu sanmam. Kimisi bu sorunun cevabına, evet ben mükemmel bir anneyim diye cevap verir, kimisi de ben hiç iyi anne değilim der; hatta ne kadar kötü ve yetersiz olduğundan bahseder.

Aslında her iki cevapta doğru değildir; ne mükemmel ne de yetersiz bir annesindir. Çünkü  aslında sorduğun soru doğru değildir. Ya kendini yetersiz hissediyorsundur ve bu soruyu kendine veya etrafına sorma ihtiyacı duyuyorsundur ya da onaya ihtiyacın vardır; sen kendini çok iyi bir anne olarak görüyorsundur ama işte başkalarından da bunu duymaya ihtiyacın vardır.
 
Konu hangi sosyal rol olursa olsun; nasıl olduğunu sormaya kendine bile sormaya ihtiyacın olmadığında anla ki her şey yolunda gidiyor.

 Sadece annesin. Koyacağın sıfatlar iyi, kötü, yeterli, yetersiz hiçbir anneliğini tanımlamıyor sadece kendi hakkında düşündüklerin bunlar. Anneliğinle ilgili değil ama kendi hakkında ne düşündüğünü tanımlayan çok önemli veriler.

Anneliğin önüne ille de bir sıfat getirmeye çalışıyorsan işte o zaman anne olmaya çalışıyorsun demektir ama aslında bu zaten olduğun bir şeyi farketmemek ve ol'ma halinden çıkıp olmaya çalışma haline geçmek demektir.

Sen çocuğunun ihtiyacı olduğu annesin öyle olmasaydı annesi olmazdın; sana değil başkasına emanet edilirdi. 








Nasıl bir anne olmak istediğinizi bilmiyorum ama bunun için çabalamak yerine anne olma halinin o doğasını yaşamak daha huzur verici olacak onu biliyorum. Doğa da bir anne, hayvanlar da anne ve onların kendilerine iyi miyim yeterli miyim diye sorduklarını, sorguladıklarını hiç görmedik. Çünkü onlar olan şeyi sadece yaşıyorlar. Anne olmak zaten yeterince iyiliği beraberinde getiriyor. İyi bir anne olmadığını düşünüyorsan aslında bakacağın şey anneliğin değil, ruh hallerin, kendinle ilgili taktıkların ve psikolojin.

Özetle sadece annesin ve bunun tadını çıkar :)




9.02.2015

Çocuğunuzu Değiştiremezsin Peki ya Kendinizi?

ok so life get reaaalll hard and then someone you live with acts like a mean jerk and makes it even harder.....
Insanların sana nasıl davrandığını veya ne söylediğini değiştiremezsin; yapabileceğin tek şey tepkilerini değiştirmek veya kontrol etmektir. 


Başlığı çocuğunuzu değiştiremezsiniz peki ya kendinizi diye attım; ama aslında kendiniz haricinde kimseyi değiştiremezsiniz bu hayatta. Yola bununla başlamak o yolda yürüyemeyeceğinizin ve gelişemeyeceğinizin ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinizin garantisidir. 

İnsan ebeveyn olduğunda; sana muhtaç olan o küçücük varlığı değiştirebilecek güce de sahip olduğunu düşünüyor. Ve sonra o küçük varlığı değiştiremediğini görünce kendini aciz, yetersiz ve bazen çok gereksiz görmeye başlıyor. Aslında tüm hikaye de bu noktada başlıyor.Çocuğun uyumuyor, uyutamiyorsun, çocuğun yemiyor, yediremiyorsun, çocuğun vuruyor, kırıyor engel olamıyorsun. Ve kendini çok kötü hissediyorsun; hala çocuğunu nasıl değiştirebileceğini düşünüyorsun, aklına değişmek gelmiyor bile. Öyle ya sen kocaman, yetişkin birisin ve sen olmasan hayatını sürdüremeyecek ufacık bir canlı karşısında acizsin. 

When you change the way you look at things,  the things you look at change.  ~~ Wayne Dyer
İşte çocuk aslında mütiş bir rehber; çocuğunu değiştiremeyeceğini anladığın anda dönüp kendine bakmalı insan! Peki ya ben değişebilir miyim demeli! Şüphesiz ki değişebilirsin. Ve sen değişirsen, olaylar aynı bile kalsa, herşey gözüne bambaşka gözükecek. 

Çocuğun uyumuyor, ne yapabilirsin bu durumda; vazgeç olmuyorsa olmuyordur; sen nasıl uykusuzlukla başa çıkabilirsin ne yapabilirsin ona bak? Çocuğun yemek yemiyor, ne hissediyorsun; öncelikle açlıktan ölmeyeceğini veya gelişmeyeceği fikrini kafandan at çıkar; nereden girdi o fikir aklına onu bul?  Kendi olumsuz hislerini düşün, kabul et ve dönüştür. 

Çocuğun büyüdü artık, uyku, yemek ve daha nice bebeklik sıkıntıları bitti; şimdi de başka krizler var. Ve sen delirmek üzeresin; çünkü başedemiyorsun. En çok da tutturmaları ve ağlamaları ile başedemiyorsun. Ve çoğu zaman yeniliyorsun ona karşı, istediklerini yapıyorsun. 5 dk 10 dk 15 dk ama yok 1 saat tutturan ve ağlayan bir çocuğa dayanamıyorsun; halbuki o senden kat be kat küçük olan çocuk 1 saat ağlamaya ve tutturmaya dayanabiliyor; bunu düşününce daha da deliriyorsun. Elin kolun bağlanmış hissettin mi ya çocuğuna ya da kendine zarar veriyorsun. Bazen fiziksel zararın kıyısından dönüyorsun. 

Sakin ol ve hatırla: Çocuğunu değiştiremezsin ama kendini pek de güzel değiştirirsin. Öyle anlarda bırak çocuğunu ve içine çekil, duygularını gözlemle ve bak sonra kendini olduğun gibi kabul et, derin nefesler al ver ve sevginin her şeye iyi geleceğini hatırla! 

Hadi bakalım yolun açık olsun; çocuğun 30 yaşına da gelse 60 yaşındaki seni deli edebilir bunu da hatırla ;) Belki şimdi anneni arar ve ona durduk yerde canım dersin; annen hayatta değilse ruhuna bir dua gönderiver de kadın emeklerinin boşa gitmediğine sevinsin ;)

19.01.2015

Çocuğa Bağırmamanın Sırrı Var mı?


Çocuğa bağırmamanın bir sırrı var ama bu sır öyle yastığın  taşın altına falan saklanmış durumda değil. Hangi durumlarda çocuklarınıza bağırıyorsunuz? Durun tahmin edeyim; stres altındayken, yorgunken, canınız başka bir şeye sıkılmışken, çok ama çok sıkılmışken, başka bir şeylere çok kızmışken. Bu sıraladıklarımın arasına neden çocuğunuz sizi çok kızdırmışken, çocuğunuz sizi çok yormuşken yazmadım biliyor musunuz? Çünkü kimse kimseyi kızdıramaz ancak içindeki kızgınlığı, sıkıntıyı ve benzerlerini ortaya çıkarabilir ve ne tesadüftür ki en çok çocuklar bunu başarabilirler. Aslında çocuklar bu anlamda en doğru rehberlerdir.  Sana seni gösterir, seni sarsıp yol almanı gelişmeni sağlarlar; ama tabii atalarımız ne demiş; anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az. 

Çocuğa hiç bağırmamak, hiç kızmamak mümkün değil, o idealize edilmiş ebeveynlik modelleri çizgi filmlerde veya 120 dakikalık sinema filmlerinde oluyor; ve çocukların da hep uslu olduğu, hep söz dinledikleri, hiç öfkelenmedikleri, bunlarda sadece filmlerde oluyor. 


Her gün bağırıyor, yakıp geçiyorsanız o zaman acilen bir terapistin yolunu tutmalısınız! 

Peki çocuğa bağırmamak için ne yapmak gerekiyor? Elbette önce kendini duygusal ve sosyal anlamda beslemek gerekiyor. Aman ne beslemesi ya ben evden adım mı atabiliyorum diyebilirsiniz; bu sadece bahane bulmak olur; git bir ruj sur, ellerini suya tut, arkadaşına mesaj yaz, güzel fotoğraflara bak ama en önemlisi o zihninden kurtul! otur yatağa koltuğa yere bir yere otur gözlerini kapa ve derin derin nefesler al! Bırak elinde ne varsa, çocuğun her ne yapıyorsa; kendini camdan atmıyorsa, büfeye çıkıp tarzancılık oynamıyorsa yapabilirsin bunu! 

Farket öfkeli sinirli ve stresli olduğunu farket; kendine şefkat göster önce. Bu haldeyken zorlama kendini çocuğuna iyi davranmak için. Gerekirse al karşına; tatlım bugün çok kendimi çok stresli hissediyorum sana elimden geldiğince sakin davranacağım ama lütfen beni affet bugünlük idare et de. Bazen çocuklar ebeveynlerden daha olgundur; 3-4 yaşındaki bir çocuk muhtelemen tamam anne diyecektir; muhtemelen size sarılacak ve duyarlı davranacaktır. Ve sizin bu davranışınızdan çok ama çok şey öğrenecektir. Duygularını dile getirmeyi, insanların duygularının doğal olduğunu; kendini sinirli stresli hissederken size gelip bunun için anlayış bekleyebileceğini söylemeyi. 

Bazen bağırırız, kızarız. Hemen ardından özür diler ve yaptığınızın doğru olmadığını soylerseniz çocuğunuz için konu kapanır ve lütfen siz de zihninizde içinizde konuyu kapatın!. 

Duygularınızı kabul ederseniz kendinizi kabul etmiş olursunuz; duygularınızı farkederseniz sonradan pişman olacağınız şeyleri yapmanıza engel olursunuz ama en önemlisi bunu sevdiklerinizle açık seçik paylaşırsanız rahat edersiniz. 

Daima hatırlayın amaç en iyi en harika en sakin ebeveyn olmak değil; ebeveynliğin bir amacı da yok. Birlikte büyümek var, birlikte öğrenmek, birlikte yolculuk etmek var. 



25.12.2014

Rüzgarın Sesi





9 yaşındaki yiğenim Günçe ve abim konuşuyorlar: 

Günçe: Ben Allah'ın ve ölen iyi insanların nerede olduklarını biliyorum
Ben: Neredeler kızım
Günçe: Rüzgârdalar, rüzgâr her yerde uzayda bile rüzgâr var, güneşten bile üstün, güneş her yere gidemez ama rüzgâr gidebilir, içimize bile girebilir
Ben: Bu çok ilginç hiç duymamıştım bunu
Günçe: Ben biliyorum çünkü rüzgâr benimle konuşuyor


Senelerdir okuduğum tüm büyük spritual ustadlar Yaradana ulaşmak için doğaya bak diyor; doğayı kendine öğretmen olarak seç diyor; doğadan ve kendi doğandan başka hiç kimse sana yardım edemez, cevapsız soruların cevabı doğanda ve doğanda gizli diyor ki buna ben de inanıyorum. Her ibadet aslında doğanın bir parçasından ilham almış durumda.

9 yaşındaki bir çocuk henüz farkında olmasa da, kimbilir belki farkındadır, özünden henüz kopmamış, koparılmamış; insan olarak yaşadığımız sürece tek amacımız başa dönmek aslında, ne kadar çocuksak o kadar baştayız; 36 yaşındayım son 10-15 senedir bir yol'a girmiş yolculuğumu yapıyorum; karşıma çıkan tüm engeller, tüm güzel yollar doğumumdan, çocukluğumdan izler taşıyor; yürüdükçe başa gidiyorum ve biliyorum son nefesimi verdiğimde anne karnından bile önce olduğum yere gideceğim. 

İnsan en çok kaderi sorgular; kader varsa ben niye varım ki der; insanın yeryüzünde olma sebebi deneyimlemek, kaderini deneyimlemek; Nietzche bile kaderiniz sizin için en iyisidir demişse durup düşünmemiz lazım. 

Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum, o halde korkucak ne var der ünlü filozoflardan Lucretius; ölüm korkusuna belki de iyi gelebilecek tek sözdür bu. 

Ölünce doğanın bir parçası olacaksın ve Günçe'nin dediği gibi belki de rüzgar olup sevdiklerinin içine bile girebileceksin. 

Bir çocuğa ölümü anlatmanın en güzel yollarından biri de bulmuş oldum böylece; şayet sevdiklerimizden birini fiziken kaybedersek ve Aren bunu sorgularsa doğadaki en sevdiği şeylerden birine dönüştüğünü onu hala görüp, anıp hissedebileceğini söyleyebilirim ona. 

Evrenden hiçbir şeyin yok olmadığını, buna kelimelerin, düşüncelerinde dahil olduğunu hatırlatmak isterim, her şey dönüşür; sevdiklerinizin günü geldiğinde rüzgara dönüp içinize esip içinizi ısıtmanızı dilerim, kimbilir belki bir an tüyleriniz ürperir, sevdiklerinizden biri oradadır :)


Bu yazıyı okuduktan sonra şu şarkı bence çok iyi gider ;)










8.12.2014

Öfkeli Bir Çocuğa Nasıl Davranmalı?


Yetişlinler bile öfkelenirken çocukların öfkelenmesi oldukça doğal öyle değil mi? Ama henüz bizler bile öfkemizi nasıl yöneteceğimi bilemezken, çocuğumuzdan bunu bekliyoruz zaman zaman; ve hatta öfkelenmesine kızıyor, onun öfkelenmesi bizi de öfkelendiriyor böylece ortaya birbirimize attığımız bir öfke topu yapıyoruz. 
Uzmanlar tarafından onaylanmış; hatta öyle ki televizyon programlarında bile önerilen bir uygulama olan "Mola" yöntemi tavsiye edilir ebeveynlere. Çocuk öfkelendi mi kızdı mı gönder odasına biraz düşünsün yaptığını, biraz sakinleşsin. Hangi akla hizmettir inanın anlamış değilim ama çok şükür bunun ne denli yanlış ve ne denli sakıncalı olduğunu savunan uzmanlarda var. 
Bir çocuk öfkelendiğinde, kızdığında onu yanlız bırakırsak verdiğimiz mesaj şu olacaktır; seni bu duygularınla kabul etmiyorum; öfke duymamalısın, böyle duygular hissetmemelisin. Dünya üzerinde adı konmuş, konmamış tüm duygular insana aittir ve hiçbir şey bunların hissedilmesini engellemeyecektir; engellenmeye çalışılan bu duygular, bastırılacak ve bastırılan her şey gibi bir sonraki seferde daha da beter ortaya çıkacaktır. 
Kimse duygularının kendisi değil; yani öfke değiliz, öfke hissediyoruz. Önce kendinden başlamalı insan, önce kendi duygularının farkına varıp bunları yönetebilmeli ki çocuğuna da yardımcı olabilsin. Çocuğunuza şu an öfkelisin demek yerine öfkeli hissediyorsun diyebilirsiniz. Çocuğunuzun öfkeli halini kabullenemiyorsanız muhtemelen kendinizin de öfkeli halinize tahammülünüz yok. Duygularımızı yadsıyamayız, kontrol edebiliriz ama. Ve bir çocuğa duygu kontrolünü öğretebilirsek hayatta her şeyle mücadele edebilmelerinin yetisini kazandırabiliriz. 
Çocuğunuz öfkelendiğinde bir an için durun ve kendinize bakın; o anda ne hissediyorsunuz, hissettikleriniz bedeninzde nasıl tepkilere yok açıyor; vurup, kırmak, deli gibi bağırmak mı istiyorsunuz yoksa çocuğunuzu alıp duvardan duvara vurmak mı? Açık olmayın deneyin kendinize; bunların hepsi içindeki duygular, duyguları yadsımanın hiçbir anlamı yok; ama kendinizi kontrol ediyorsunuz öyle değil mi? Alıpta çocuğu duvara vurmuyorsunuz, buna engel olan bir şeyler var; ama mesela o anda kendi kolunuzu sıkıyorsunuz hem de deli gibi. Yani fiziksel bir tepki veriyorsunuz; çünkü kabul edemiyorsunuz. Şimdi bir dhaa düşünün siz bu büyük duyguyla başa çıkamazken çocuk nasıl çıksın ki? 
Ona farkında olduğunuzu söyleyerek başlayabilirsiniz. Ne kadar öfkeli hissettiğinin farkındayım. İçinden vurmak geliyor ama bunu yapamayız. Duygularına limit koymayın ama davranışlarına limit koymak elbette gerekiyor. Sımsıkı sarılmak, sırtını sıvazlamak, belki de birlikte ağlamak, bunların hepsi iyi gelecektir. 
Lafı uzatmaya hiç gerek yok; önce kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmeliyiz, duygular gelirler ve giderler ama gerçekten gitmeleri için içimizde bariyerlere çarpmamaları gerekir; kapıların, kabullenme kapılarının açık olması gerekir; açın tüm kapıları ardına kadar duygularınıza ve çocuklarınızın duygularına. Sorun öfkeli hissetmek değil sorun bu öfkeyi davranışla dışa vurmak. 

Olduğu gibi kabul görmeyen her insan şüphesiz ki öz güven sorunu yaşayacaktır; tıpkı geçmişin çocukları şimdinin yetişkinleri bizler gibi. 




10.11.2014

Çocuğunla Oyun Oynarken Kontrolü Elinden Bırak


3 yaşla birlikte Aren'de ciddi korkular başladı; her şeyden korkar oldu; dahası korku kelimesini cümle içinde kullanmaktan ve bu şekilde var olmaktan zevk almaya başladı. Olayın anlaşılır, yaşına ve gelişimine bağlı olarak kontrol edilebilir boyutunun yanında, bir de anlamadığımız ve kontrolümüzün dışında olan kısımları vardı. 

Aslında tüm bu sürecin su yüzüne iyice çıkması okula başlamasıyla oldu; okul süreci korkularını ciddi manada tetikledi ve tanıyamadığımız bir Aren'le karşılaştık. 

Okul'a gitmek istemedi, okuldan korktu; sonra odasında uyumak istemedi, hayaletler, canavarlar ve benzerlerinden korkmaya başladı, ardından sinema, tiyatro ve benzeri yerlerden delice korkmaya başladı; bilmediği ortamlarda bizden asla ayrı kalmamak, yani yanlız kalma korkusu başladı; en son kakasını yapmaktan korkar hale gelince, ve bizim bilgimizin, bilincimizin yetmediği noktada her zamanki gibi işin uzmanına gitmeye karar verdik; en etkili yol olan oyun terapisine gittik. 

Oyun terapisini size anlatmam mümkün değil; zaten terapi dediğimiz şey tek seferlik bir şey olmuyor. Ama ilk seferde ebeveyn çok şeyi öğrenmiş oluyor; çünkü asıl çözüm ebeveyn'de, sadece çocuğunuz değil siz de gözlemleniyorsunuz. Ben şunları öğrendim ve hemen hemen hepsinde a-ha dedim ;)

Oyun oynarken çocuğunuzun söylediklerini düzeltir misiniz? Mesela kaplana aslan dediğinde, hayır canım o bir kaplan der misiniz? Ben derim; çünkü işte tam da fırsatı diye düşünürdüm, kaplanı aslan sanıyorsa doğrusunu bilsin hem de oyun içinde.  Ama hayır bu olmaması gereken bir şeymiş. 

Bir şeyi yapmaya çalışıyor ve anne yardım eder misin diyor, ne yaparsınız? Ben elbette kuzum der ve yardım ederim; bunun da iyi bir şey olduğuna bunun ilişkiyi güçlendirdiğine inanırdım; meğer hiç de doğru değilmiş. Yardım etmek yerine yapmasına vesile olmak yardımsız. 

Peki oyun içinde size soru soruyor; bu neden böyle diye, hemen cevabını mı verirsiniz? Evet ben genellikle veririm; sorusuna neden sence gibi soruyla yanıt vermem genellikle. Oysaki çocuğun biraz zorlanması gerekiyormuş, biraz o durumun, o duygunun içinde kalıp, cevapları bulması gerekiyormuş. 

Çocuğun duygusunu anlamak ve bunu çocuğunuza ifade etmek; benim ebeveynlikte en önem verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm noktalardan biriydi. Oyun terapisinde şunu öğrendim; diyelim ki çocuğunuz ağlıyor, ne yaparsınız? Ben hemen sarılırım ve üzgünsün biliyorum, ağla ve rahatla canım derim. İşte 3 yıldır çuvalladığımın resmi!. 

Ne mi yapılmalıymış. Biraz fırsat vermeliymiş, biraz o duyguda kalmasına fırsat vermeli elbette yanında olarak; ağlamaya başlar başlamaz, evet seni anlıyorum üzgünsün gel sarılayım demek yerine biraz o duygu durumuyla yüzleştirmek gerekliymiş. 

Sonuç olarak; çocuğunuzla oyun oynarken doğru, yanlış, olmalı, olmamalı gibi şeylere yer yok! Oyun oynamanın bir  şeye hizmet etmesine gerek yok; oyun sadece oyun için olmalı. Oyundaki en önemli şey akış; oyun akıyorsa tamamdır. 

Sizin de çocuğunuzun en sevdiği oyunlar; saklanbaç, kovalamaç ve benzerleriyse biraz daha düşünün neden acaba diye? Çünkü bu ve benzer oyunlarda hep akış var, herkes an'da ve herkes oyunda bu nedenle de çok seviliyor. 

Ben dersimi aldım sıra uygulamada; çocukla oyun oynarken kontrol edilecek hiçbir şey yok, kendiniz dahil, duygular dahil! Kendimizi oyunun kollarına atıyoruz; oyunda herşey mübah! 




31.10.2014

Hafta Sonu İçin Kitap & Film Önerisi

Daha önce sevgili arkadaşlarım Öznur (@laedri) ve Gamze (@gamzecihan81) ile birlikte her ay bir kitap ve film önerisi yazacaktım; böyle aylık yazıları yazmak konusunda pek başarılı değilim. Kızlar saolsun paylaşıyorlar ama ben o fırsatı yaratıp yazamıyorum. 

Neyse bakalım; haftasonu için hem film hem kitap önerisi gelsin. Bence film & kitap ikilisi kışın geçirilecek haftasonlarına çok yakışıyor. 

Şimdi gelelim Öznur'cuğumun önerdiği filme Aynı Yıldızın Altında; Öznur'un önerdği bir filmi izlerseniz pişman olmazsınız, mutlaka keyif verir. 





Oznur sanırım havaların gidişiyle uyumlu depresif bir film bu öyle değil mi? 

Evet tam olarak öyle de denilebilir.Yanınıza kağıt mendil  almanızı öneririm ;)

Çok mu ağlarız çok mu bunalırız, ama bir yandan da şöyle doyasıyla ağlayıp rahatlar mıyız? 

Yok yok,daha çok ağlamaya sebep olanı izledim diyebilirim.Bu daha çok boğazınızda bir düğümle,içinizde buruklukla.gözünüzde yaşla izlerken bir yandan yüzünüzü  de  güldüren bir film.Mutluluk,hüzün el ele..

Doğru söyle filmi izlerken kanser olmaktan korktun mu yoksa olursam da böyle atlatırım dedin mi? 

Korkmaz olur muyum,çokça da empati yaptım.Ama son zamanlarda aldığım haberlerden olsa gerek kanser olmaktan daha zorunun,kanser hastası bir çocuğun annesi olmak olduğu da döndü dolaştı zihnimde.

Filmden sana kalan bir cümleyi paylaşır mısın? 

Filmde altı çizilmelik o kadar çok cümle vardı ki ama beni en çok sarsan,filmi durdurup ağlamama sebep olan hiçbir edebi ve felsefik anlamı olmayan gayet yalın bir cümleydi. Annenin kızının çektiği acı karşısında elinden hiçbir şeyin gelmediği bir an çaresizlikle ağlarken ‘’Artık anne olmayacağım’’ demesiydi..Bu cümledeki acı o kadar ağır ki..

Bir de güzel bir cümle konduralım ; ‘'' Bana sayılı günler içinde sonsuzluk verdin''

Filmin tanıtımını sen yazsaydın ne yazardın; kendini NY times'a yazıyormuşcasına havaya sok lütfen :)

İtiraf ediyorum afişi gördüğümde klasik bir ergen filmi galiba diye geçirmiştim içimden.Konusunu okuduğumda da ise e zaten daha önceden çekilmişleri var (now is good,my sister keeper) ve izledim,daha farklı ne verebilirler ki demiştim ama izledikten sonra pişman olmadığımı söylemeliyim.

İki kanser hastası bu gencin ölümün nefesi enselerindeyken,yaşakları aşkı,hayallerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleyi,yaşarken fark edemediğimiz küçük mutluluklaırn belki de hayatımızın en büyük mutluluğu olabileceğini ve daha da fazlasını öğrenmek için izlemenizi tavsiye ederim.


Öznur'a bu nefis anlatımı için teşekkür edip sözü kitap önerisi için Gamze'ye bırakıyorum. 


Bu kitabı okumam için bana 3 şey söyle? 

Korkmak" korkulacak bırsey degıl aslında gelısımsel ve olması gereken bir sey,

Yaslarına gore korkuları bılırsek normal mı yoksa anormal bır durummu daha kolay anlayabılırız

Korkunun turu ne olursa olsun ustunde calısılırken ebeveyn çocuk arasındaki bag hepsinde en esas olan ve temek oluşturan sey. korkularla uğraşırken bağınız da guclenır.



Bu kitabı okumak korkuyu sevdirir mi gerçekten? 

Bu kıtabı okuyunca korkuyu daha ıyı tanıyabılırıız, çocukların hangı yaslarda hangı korkuları normaldır bunu anlarsak bızımde korkudan korkmamıza gerek kalmıyor aslında. onemlı olan bu korku ortaya çıkınca ona nasıl yaklaşmamız gerektıgını bılmek.

Okuduktan sonra çocuğumun korkusuyla veya kendi korkularımla başa çıkabilir miyim? 

Evet coguyla basa cıkabılırsın. kıtapta gerçek vakalardan ornekler ve onerılen cozumler var. mesela bazı korkuları ne yazıktır kı bız gecırıyoruz çocuklarımıza. kopekten hıc korkmayan bır cocugun ebeveynının kopegın yanında verdıgı tepkıye gore korkmaya başlaması gıbı.


Bu kitabın arkasına senden görüş istenseydi ne yazardın? 

Cocugunuz korkuyor olabılır. Ancak bu korkudan "sız" korkmadan once bunun normal olup olmadığını ve buna karsı nasıl tavır almanız hangı sekılde davranmak gerektıgını bılmek ıstemezmısınız. Cocugunuzun korkularıyla başa çıkmanın yollarını öğrenmek için her ebeveyn okumalı dıye düşünüyorum. 


Şimdiden keyifli seyirler ve okumalar; fikirlerinizi izledikten ve okuduktan sonra paylaşırsanız bence çok güzel olur ;)