korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.11.2014

Çocuğunla Oyun Oynarken Kontrolü Elinden Bırak


3 yaşla birlikte Aren'de ciddi korkular başladı; her şeyden korkar oldu; dahası korku kelimesini cümle içinde kullanmaktan ve bu şekilde var olmaktan zevk almaya başladı. Olayın anlaşılır, yaşına ve gelişimine bağlı olarak kontrol edilebilir boyutunun yanında, bir de anlamadığımız ve kontrolümüzün dışında olan kısımları vardı. 

Aslında tüm bu sürecin su yüzüne iyice çıkması okula başlamasıyla oldu; okul süreci korkularını ciddi manada tetikledi ve tanıyamadığımız bir Aren'le karşılaştık. 

Okul'a gitmek istemedi, okuldan korktu; sonra odasında uyumak istemedi, hayaletler, canavarlar ve benzerlerinden korkmaya başladı, ardından sinema, tiyatro ve benzeri yerlerden delice korkmaya başladı; bilmediği ortamlarda bizden asla ayrı kalmamak, yani yanlız kalma korkusu başladı; en son kakasını yapmaktan korkar hale gelince, ve bizim bilgimizin, bilincimizin yetmediği noktada her zamanki gibi işin uzmanına gitmeye karar verdik; en etkili yol olan oyun terapisine gittik. 

Oyun terapisini size anlatmam mümkün değil; zaten terapi dediğimiz şey tek seferlik bir şey olmuyor. Ama ilk seferde ebeveyn çok şeyi öğrenmiş oluyor; çünkü asıl çözüm ebeveyn'de, sadece çocuğunuz değil siz de gözlemleniyorsunuz. Ben şunları öğrendim ve hemen hemen hepsinde a-ha dedim ;)

Oyun oynarken çocuğunuzun söylediklerini düzeltir misiniz? Mesela kaplana aslan dediğinde, hayır canım o bir kaplan der misiniz? Ben derim; çünkü işte tam da fırsatı diye düşünürdüm, kaplanı aslan sanıyorsa doğrusunu bilsin hem de oyun içinde.  Ama hayır bu olmaması gereken bir şeymiş. 

Bir şeyi yapmaya çalışıyor ve anne yardım eder misin diyor, ne yaparsınız? Ben elbette kuzum der ve yardım ederim; bunun da iyi bir şey olduğuna bunun ilişkiyi güçlendirdiğine inanırdım; meğer hiç de doğru değilmiş. Yardım etmek yerine yapmasına vesile olmak yardımsız. 

Peki oyun içinde size soru soruyor; bu neden böyle diye, hemen cevabını mı verirsiniz? Evet ben genellikle veririm; sorusuna neden sence gibi soruyla yanıt vermem genellikle. Oysaki çocuğun biraz zorlanması gerekiyormuş, biraz o durumun, o duygunun içinde kalıp, cevapları bulması gerekiyormuş. 

Çocuğun duygusunu anlamak ve bunu çocuğunuza ifade etmek; benim ebeveynlikte en önem verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm noktalardan biriydi. Oyun terapisinde şunu öğrendim; diyelim ki çocuğunuz ağlıyor, ne yaparsınız? Ben hemen sarılırım ve üzgünsün biliyorum, ağla ve rahatla canım derim. İşte 3 yıldır çuvalladığımın resmi!. 

Ne mi yapılmalıymış. Biraz fırsat vermeliymiş, biraz o duyguda kalmasına fırsat vermeli elbette yanında olarak; ağlamaya başlar başlamaz, evet seni anlıyorum üzgünsün gel sarılayım demek yerine biraz o duygu durumuyla yüzleştirmek gerekliymiş. 

Sonuç olarak; çocuğunuzla oyun oynarken doğru, yanlış, olmalı, olmamalı gibi şeylere yer yok! Oyun oynamanın bir  şeye hizmet etmesine gerek yok; oyun sadece oyun için olmalı. Oyundaki en önemli şey akış; oyun akıyorsa tamamdır. 

Sizin de çocuğunuzun en sevdiği oyunlar; saklanbaç, kovalamaç ve benzerleriyse biraz daha düşünün neden acaba diye? Çünkü bu ve benzer oyunlarda hep akış var, herkes an'da ve herkes oyunda bu nedenle de çok seviliyor. 

Ben dersimi aldım sıra uygulamada; çocukla oyun oynarken kontrol edilecek hiçbir şey yok, kendiniz dahil, duygular dahil! Kendimizi oyunun kollarına atıyoruz; oyunda herşey mübah! 




31.10.2014

Hafta Sonu İçin Kitap & Film Önerisi

Daha önce sevgili arkadaşlarım Öznur (@laedri) ve Gamze (@gamzecihan81) ile birlikte her ay bir kitap ve film önerisi yazacaktım; böyle aylık yazıları yazmak konusunda pek başarılı değilim. Kızlar saolsun paylaşıyorlar ama ben o fırsatı yaratıp yazamıyorum. 

Neyse bakalım; haftasonu için hem film hem kitap önerisi gelsin. Bence film & kitap ikilisi kışın geçirilecek haftasonlarına çok yakışıyor. 

Şimdi gelelim Öznur'cuğumun önerdiği filme Aynı Yıldızın Altında; Öznur'un önerdği bir filmi izlerseniz pişman olmazsınız, mutlaka keyif verir. 





Oznur sanırım havaların gidişiyle uyumlu depresif bir film bu öyle değil mi? 

Evet tam olarak öyle de denilebilir.Yanınıza kağıt mendil  almanızı öneririm ;)

Çok mu ağlarız çok mu bunalırız, ama bir yandan da şöyle doyasıyla ağlayıp rahatlar mıyız? 

Yok yok,daha çok ağlamaya sebep olanı izledim diyebilirim.Bu daha çok boğazınızda bir düğümle,içinizde buruklukla.gözünüzde yaşla izlerken bir yandan yüzünüzü  de  güldüren bir film.Mutluluk,hüzün el ele..

Doğru söyle filmi izlerken kanser olmaktan korktun mu yoksa olursam da böyle atlatırım dedin mi? 

Korkmaz olur muyum,çokça da empati yaptım.Ama son zamanlarda aldığım haberlerden olsa gerek kanser olmaktan daha zorunun,kanser hastası bir çocuğun annesi olmak olduğu da döndü dolaştı zihnimde.

Filmden sana kalan bir cümleyi paylaşır mısın? 

Filmde altı çizilmelik o kadar çok cümle vardı ki ama beni en çok sarsan,filmi durdurup ağlamama sebep olan hiçbir edebi ve felsefik anlamı olmayan gayet yalın bir cümleydi. Annenin kızının çektiği acı karşısında elinden hiçbir şeyin gelmediği bir an çaresizlikle ağlarken ‘’Artık anne olmayacağım’’ demesiydi..Bu cümledeki acı o kadar ağır ki..

Bir de güzel bir cümle konduralım ; ‘'' Bana sayılı günler içinde sonsuzluk verdin''

Filmin tanıtımını sen yazsaydın ne yazardın; kendini NY times'a yazıyormuşcasına havaya sok lütfen :)

İtiraf ediyorum afişi gördüğümde klasik bir ergen filmi galiba diye geçirmiştim içimden.Konusunu okuduğumda da ise e zaten daha önceden çekilmişleri var (now is good,my sister keeper) ve izledim,daha farklı ne verebilirler ki demiştim ama izledikten sonra pişman olmadığımı söylemeliyim.

İki kanser hastası bu gencin ölümün nefesi enselerindeyken,yaşakları aşkı,hayallerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleyi,yaşarken fark edemediğimiz küçük mutluluklaırn belki de hayatımızın en büyük mutluluğu olabileceğini ve daha da fazlasını öğrenmek için izlemenizi tavsiye ederim.


Öznur'a bu nefis anlatımı için teşekkür edip sözü kitap önerisi için Gamze'ye bırakıyorum. 


Bu kitabı okumam için bana 3 şey söyle? 

Korkmak" korkulacak bırsey degıl aslında gelısımsel ve olması gereken bir sey,

Yaslarına gore korkuları bılırsek normal mı yoksa anormal bır durummu daha kolay anlayabılırız

Korkunun turu ne olursa olsun ustunde calısılırken ebeveyn çocuk arasındaki bag hepsinde en esas olan ve temek oluşturan sey. korkularla uğraşırken bağınız da guclenır.



Bu kitabı okumak korkuyu sevdirir mi gerçekten? 

Bu kıtabı okuyunca korkuyu daha ıyı tanıyabılırıız, çocukların hangı yaslarda hangı korkuları normaldır bunu anlarsak bızımde korkudan korkmamıza gerek kalmıyor aslında. onemlı olan bu korku ortaya çıkınca ona nasıl yaklaşmamız gerektıgını bılmek.

Okuduktan sonra çocuğumun korkusuyla veya kendi korkularımla başa çıkabilir miyim? 

Evet coguyla basa cıkabılırsın. kıtapta gerçek vakalardan ornekler ve onerılen cozumler var. mesela bazı korkuları ne yazıktır kı bız gecırıyoruz çocuklarımıza. kopekten hıc korkmayan bır cocugun ebeveynının kopegın yanında verdıgı tepkıye gore korkmaya başlaması gıbı.


Bu kitabın arkasına senden görüş istenseydi ne yazardın? 

Cocugunuz korkuyor olabılır. Ancak bu korkudan "sız" korkmadan once bunun normal olup olmadığını ve buna karsı nasıl tavır almanız hangı sekılde davranmak gerektıgını bılmek ıstemezmısınız. Cocugunuzun korkularıyla başa çıkmanın yollarını öğrenmek için her ebeveyn okumalı dıye düşünüyorum. 


Şimdiden keyifli seyirler ve okumalar; fikirlerinizi izledikten ve okuduktan sonra paylaşırsanız bence çok güzel olur ;)

24.09.2014

Hey Sen Daha Sakin Olmak İster misin?

Bir insanın sakinliği ağaç gölgesine benzer, sığınmak isteyen ona gelir. 

Ebeveyn olduğunda en sık duyduğun kelimelerden biri rutindir. Bebeğin kendini güvende hissetmesi için rutine ihtiyacı vardır; ve rutini olan bebek başına ne geleceğini bildiği için daha rahat ve daha sakindir; daha açık ve kibar olmadan söylersek daha arızasız olur. 

Sizin rutinleriniz nelerdir mesela? Uyanınca yüzünüzü yıkamak, yatmadan önce diş fırçalamak, eve gelince üzerinizi değiştirmek, yemekten sonra çay içmek. Örnekler çoğaltabilir ve baktığınızda tüm bunları otomatik olarak yaparsınız ve tüm bunlar aslında sizi rahatlatan şeylerdir ve farkında olmasanız da tüm bu yaptıklarınızda size kendinizi güvende ve iyi hissettirir. 


Streslerinizden, korkularınızdan, sabırsızlığınızdan kurtulmak istiyorsanız, daha sakin daha yavaş daha olumlu olmak  istiyorsanız günlük yaşamınıza ekleyebileceğiniz ve rutininiz haline getirebileceğiniz bir şey var o da meditasyon. Meditasyon sizi ele geçirmiş ve fiziksel yorgunluktan daha da çok yoran zihinsel yorgunluğa birebirdir. Sakinleşmenin, yavaşlamanın anahtarıdır. 

Kısacası rutini olan bir bebek gibi arızasız olmak istiyorsanız günlük rutininizin içine meditasyonu ekleyin. 

Meditasyon yapmak için illa özel bir kursa gitmenize gerek yok. Peki nasıl yapacağım derseniz; 


Rahat bir yer seç kendine. Önce rahat bir yer bulun kendinize, bir odada olur ufak bir kabin bile olabilir, yeterki kendinizi rahat hissedebileceğiniz ve temiz havanın içeride dolaştığı bir yer olsun. İsterseniz çıkın çimenlere oturun, tuvalette rahatım diyorsanız veya banyoda o da olur. Özetle nerede kendinizle başbaşa kalabilecek ve kendinizi rahat hissedecekseniz. Dikkat etmeniz gereken tek nokta, özellikle yeni başladığınızda, yatarak yapmamanız çünkü bu direkt uykuya geçmeniz anlamına gelir. 

Mantranı Seç. Mantra denilen şey hiçbir anlamı olamayan bir kelimeden ibarettir. meditasyon sırasında içinizden bu kelimeyi tekrarlarsınız ve bunun amacı dikkatinizi düşüncelerinizden ayırmaktır, anlamsız bir kelimeye dikkatinizi verdiğinizde aklınıza gelen diğer düşünceler etkisini yitirecektir. Mesela meditasyon guruları So Hum kelimesini kullanırlar. Bazı meditasyon eğitimlerinde size özel kelimeler seçilir size ait. Bir eğitime giderseniz size özel kelimenizi öğrenirsiniz ama dediğim gibi şart değil. 


Gözlerini kapat ve derin nefes al. Bulduğunuz mu o rahat mekanı, seçtiniz mi mantranızı. Tamam şimdi gözlerinizi kapatın ve burnunuzdan derin nefes alın karnınız şöyle iyice şişsin sonra derin bir biçimde nefesinizi verin karnınız şöyle sırtınıza yapışacak gibi olsun. Bir kaç derin nefesten sonra nefesinizi normal hızına döndürebilirsiniz. 

Mantranı tekrarlamaya başla. Haydi  bakalım seçtiğiniz mantrayı tekrarlayın içinizden. Aslında bu illa şart olan bir şey değil, isterseniz öylece durun zihninize gelen milyonlarca düşünceye sadece bakın düşünmeyin lütfen üdşünmeyin geçip gitmesine izin verin.  Tekrar yaparken dikkat etmeniz gerken nokta dilinizin ve dudaklarınızın oynamaması bunu içinizden zihninizle tekrar etmeniz. 

Kendini Zorlama. Doğru mu yapıyorum yanlış mı yapıyorum diye düşünme, aklına düşünceler geldiğinde tamam farkındayım de kendine ve geri dön mantra veya nefesini dinlemeye veya sadece ve sadece öyle durmaya. 

Dur ve Bitir.  Mantranı söylemeyi bitir ve bir süre daha öylece kal. Sonra aç gözlerini ve gününe devam et. 

Bana sorarsan bir 5 dk ile başla ertesi gün 7 dakikaya çıkar sonra 10 dakikaya ve zamanla 1 saat bile yapabilirsin öyle de keyifli. 

Zamanla nasıl sakinleşmeye başladığını hem zihninde hem bedeninde göreceksiniz. Sabah yataktan kalkar kalkmaz veya uyumadan önce veya bebeğiniz saah uykusuna yattığı anda şirkette herkes yemeğe gidip yanlız kaldığınızda kısacası ne zaman vaktiniz olursa, deneyin, fayda görmezseniz paranızı iade edeceğim :) 


"Nefes almaya vaktiniz var ise meditasyon yapmaya da vardır"



10.06.2014

Nasıl Karar Vermeli

Hepimiz seçilmiş ebeveynleriz kendi çocuklarımız tarafından ve seçilmiş olmamızın bir nedeni ve amacı var. 

Biz yetişkinler hayatımızda bilinçli seçimler yaparız veya öyle olduğuna inanırız; örneğin avukata ihtiyacımız olur, hukuk okumadığımız, bilmediğimiz ve avukat ünvanımız olmadığı için kendimize ihtiyaç halinde avukat seçeriz, tıp okumadığımız ve doktor ünvanımız olmadığı için de doktor seçeriz, liste böyle uzar gider; hatta bazen avukatlar da kendilerine avukat seçerler.... 

Seçim yaparken bazı kriterlerimiz vardır, ihtiyacımızı karşılayacağına güvendiğimiz, inandığımız ve içimize sineni seçmeye çalışırız; burada devreye en çok giren hislerimizdir aslında; bunun farkında olmasakta. 

İşte çocuklarda anne ve babalarını seçerek doğarlar, ben buna inanıyorum, siz inanmıyorsanız bile bu söyleyeceğim şeyleri değiştirmeyecek yani yazıyı okumaya devam edebilirsiniz :)

Çocuklarımızın ilk rehberleriyiz biz; onlar adına karar veren, onlar adına seçimler yapan. Bize güveniyorlar, bize inanıyorlar. Doğrularının, inançlarının ve hayatlarının temelleri bizim tarafımızdan atılıyor. 

Endişe ve korkunun olduğu yerde seçimler ve alınan kararlar doğru olamaz. Endişe ve korkunun yönettiği insanların algıları,duygu ve düşüncesinin önüne ciddi bir perde çekilmiştir. 

Konuyu gündeme bağlayarak devam etmek istiyorum; bir gün gazetede haber çıkıyor; Suriyeliler ülkemize çocuk felçi virusu taşıdı, vakalar görülmeye başladı o yüzden çocuklarınız aşılanmalı. Anneler hemen paniğe kapılıyor; aman allahım aman allahım hemen aşı yaptırmalıyım çocuğuma; bu riski alamam. Gazetede haber çıkmasaydı riski almıştınız ama? Haber çıktığı gün başlamadı risk; şimdi haberdar olduk sadece. 

Söz konusu evlat oldu mu endişe ve korku çok doğal ama endişeleriniz ve korkularınız ebeveynliğinizi yöneten duygularınız ise orada büyük bir hata var, orada büyük bir yanlışlık var. Kararlar ve seçimler sakinlik ve sukunet içinde alınmalı & verilmeli. 

Bu haberi ilk duyduğumda  merak ettiğim tek şey bu virusun nasıl bulaştığı oldu; grip gibi havadan bile bulaşabilecek bir şey olmamalıydı herhalde; google'a yazınca karşınıza tonlarca bilgi çıkıyor ve örnekler; bu noktada şunu anlamıyorum; çocuğu için endişelenen ve korkan biri nasıl bulaşıyor olduğunu neden merak etmez? Sorgulamayı hiç öğrenmediğimiz için mi? Araştırmayı sevmediğimiz için mi? Buraya uzun uzun yazmayacağım ama bugüne kadar bakmadıysanız, bakmanızı öneririm veya çok üşengeçseniz doktorunuza da nasıl bulaşıyor diye sorabilirsiniz.Bulaşma şekli şu değil onu söyleyebilirim: bir Suriyeli çocuk yanımızdan geçti, Bir Suriyeli çocuk bizim parkta dolaşıyor.... (bu arada parkta oynayan Suriyeli çocuk görmedim (siz görmüş olabilirsiniz) var ise ne mutlu çocuk olduğunu hatırlıyordur; zira onlar ekmek peşinde oyun akıllarına bile gelmiyordur; )

Aşının da %90 oranında koruma sağladığını %10 riskin her zaman olduğunu yazıyor kaynaklar; aynı zamanda viruse yakalanan herkesin felç olmadığını yine büyük bir çoğunluğun felç geçirdiğini yazıyor yani her viruse maruz kalan da felç olmuyor. 

Daha önce yapılan çocuk felci aşılarının koruyuculu ise doktorları ikiye ayırmış durumda kimisi korur kimisi yok ek doz olur yapılsın diyor. 

Seçimlerden bahsetmiştik değil mi? Seçtiğiniz doktora güveniyorsunuzdur ve yapılsın diyorsa yaptırırsınız ama yine de çocuğunuzun doktorunuzu değil sizi seçtiğini hatırlatmak isterim bende. 

Size çok uçuk bir örnek gibi gelebilir çevrenizde olmadığı için; aşı yapılıp ölen, sakat kalan veya başka hastalıklar geçiren çocuklar var! O aileler ve o aileleri bilenler de aşının büyük risk olduğunu savunuyorlar. Ben aşı karşıtı değilim; aksine şükürler olsun ki Allahın ve tıbbin böyle bir armağanı var insanlığa; yıllar önce aşı olmadığı için ölünen hastalıklar neredeyse bitti. 

Konunun bir başka boyutuda devlet ve devletin sağlık politikaları. Bunları da en azından yüzeysel bile olsa bilmek gerekiyor; herhangi bir sağlık konusunda karar vermeden önce. Ülkeye kaçak yollarla giren Suriyelileri devlet ne yapıyor? Doğru politika Suriyelileri sokmamak değil mi veya soktuğu Suriyelileri tespit edip, onların aşılanmasını ve sağlık kontrolunden geçilmesini sağlamak değil mi? Her bir vatandaş bunu sorgulamak zorunda değil mi? Yapabileceğimiz çok şey var; ama yapabileceklerimize ancak ve ancak selim ve salim halde karar verebiliriz.Devlet sorgulanabilir, devlete hesapta sorulabilir!

Sonuç olarak bu konuyu yazma nedenim bazılarının fikrimi sorması ve sosyal medya üzerinden fikirlerin net bir biçimde ifade edilememesi ve canım istediği için yazmam :)  aşı karşıtı değilim; insanların çocukları için aldıkları kararları eleştirecek ve karışacak da değilim; bu hadsizlik olur. Ama şunu defalarca tekrar edebilirim; endişe ve korkuyla karar veriyorsanız lütfen tekrardan gözden geçirin o kararınızı. Biraz sakinleşin biraz içinize dönün ve cevabı orada arayın!. Çocuğunuzun sizi seçmesinin bir nedeni var hem de önemli bir nedeni; korkunuzla karar verirken sizi korkunuz yönetiyor, korkuya cevap veriyorsunuz ihtiyaca değil! Ve lütfen araştıralım, sorgulayalım. 

Dilerim tüm çocuklar sağlık & sıhhat ve sükunetle büyür. 










28.08.2013

Korkuyorum Anne



Yaşım 34 hala karanlıktan pek haz etmem; evde özellikle gece yanliz kalmayı sevmem, elektrik kesilirse ödüm patlar, bir canavarın veya hırsızın önüme çıkıp beni öldüreceğini düşünürüm; var olmayan sesler duyarım; ışık olmadan uyumaya üniversite 2'de birine söylediğim, evet ben de karanlıkta uyuyorum, yalanından sonra alıştım; madem yalan söyledim bari gerçeğe dönüşsün dedim ve kendimi telkin edip o yalanı söylediğim gün karanlıkta uyumaya başladım. Çocukluğumdan beri uyurken ellerimin, ayaklarımın açıkta kalmasından pek hazetmem, hep bir canavarın gelip yiyeceğinden korkarım. Yetişkin halimle bunların komik ve gerçek olmayan şeyler olduğunu biliyorum; telkin yoluyla kendimi rahatlatıyorum ve fakat korkum tamamen geçmiyor.


Hal böyleyken; 2 yaşında bile olmayan oğlumun korkuları olmasını doğal karşılıyorum. Uzmanlar korkunun öğrenilen birşey olduğunu söylüyorlar; oysa birden bire de ortaya çıktığı olabiliyor ki, biz de böyle oldu. Aren birdenbire uzun saçlı erkeklerden korkmaya hatta aşırı korkmaya başladı. Önce panikledik, anlam veremedik; sonra izledikçe, parçaları birleştirdikçe gördük ki uzun saçlı erkeklerden ciddi manada korkuyor. Dedektif misali çözmeye çalıştık; etrafında uzun saçlı kimler ve ne yaşanmış olabilir ki, hiçbir şey yaşanmadığından emin olduk, öyle bir korku geldi işte çocuğa. İlk kez bir IKEA ziyareti sırasında, Aren'e yol veren uzun saçlı gençte bu korku ile karşılaştık; Aren'e yol verirken hafifçe dokundu ve Aren deli gibi ağlamaya başladı; biz önce sakallı insanlardan korktuğunu sanıyorduk; sakal ile uzun saç birleşince olay daha da vahim hale geliyordu. 



Ne yaptık. Öncelikle sabırlı olduk; uzun saçlı birini gördüğünde her defasında daha o korkuyorum demeden, evet uzun saçlı insanları sevmiyorsun, bakmamayı tercih edebilirsin, kafanı çevir Aren dedim. Buradan gitmemizi istiyorsan söyle dedik; ve çoğu zaman da evet gidelim dedi ve gittik. Olayın üzerinden zaman geçince; Güray hep oğlum onlar uzun saçlı insanlar, tamam sen uzun saçlıları sevmiyorsun dedi. Zaman içersinde bu tutumumuz Aren'i çok mu çok rahatlattı ve minik adımlar atmaya başladı biz yine de her uzun saçlı gördüğünde; evet Aren sevmediğin tipte bir insan daha dedik o da evet dedi ama ağlama krizlerine girmedi; yine oradan uzaklaşınca Güray aynı söylemde bulundu ve kısa sürede Aren bu korkuyu atlattı. 



Aren ne zaman korkuyorum dese biz "korku" cümlesini kullanmadan evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, haklı olabilirsin dedik. Hep aynı söyle mi söyledik. Ama hiç ağzımıza korku kelimesini almadık. 



Profesyonel ebeveyn değiliz bildiğin yurdum insanıyız :) Elbette arada sırada aman Aren bunda korkulacak ne var, korkma Aren gibi söylemlerimiz de oldu. Güray korkma Aren dediğinde, ulen böyle demiyorduk di mi dedi arkasından. Bu bilinçli ebeveyn olma halleri gerçekten çok zor. Ben de arada of Aren dediğim de hemen lafı çevirdim ki ne kadar ofluyorsam, Aren hoşuna gitmeyen bir şeyle karşılaştığında hemen off ya off der. Çocuğunda kendini görmek her zaman güzel olmuyor :)



Hala bilmediği bir ses duyduğunda korktum der; korktum kelimesini sıklıkla kullandığı bile oluyor. Ota boka korkabiliyor yani, ama biz hiç üzerinde durmuyoruz; söylemimiz klasik evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, evet korktun canım bu kadar. Aren de üzerinde durmuyor, bazen takılmış plak gibi korktum, korktum ben diyor biz de hemen takılmış plak havasına geçiyoruz; evet sevmedin sen o sesi cümlesini tekrarlıyoruz ve hoop değiş tonton yaparak konuyu değiştiriyoruz. 



Korku her yaşta insanın bünyesine gelen bir durum. Yaşlara göre değişiyordur verilecek tepkiler, davranış biçimleri. Bu yazımızın konusu 2 yaş ve civarını kapsıyor; daha büyükler için hep birlikte Aren'in büyümesini bekleyeceğiz :) 



Her zaman olduğu üzere bir Baby Center çocuğu olan Aren'in bu durumu gelen   haftalık maillerde birebir anlatılıyor; detaylı bilgi almak isterseniz linki tıklayın diyor ve ben de hemen tıklıyorum. Baby Center dışında birkaç kaynaktan daha korkuyla ilgili okudum ama artık her konuyu her kaynaktan okuma dönemini sonlandırmış bulunuyorum, yaşasın sezgisel annelik :)



Bakalım Baby Center neler demiş. Aşağıdakiler Baby Center'daki makaleden benim derlediklerim,anladıklarım ve kendi görüşlerim. Her seferinde belirtiyorum yine belirteyim, ben çevirmen değilim :) İngilzcem iyidir; okuduğumu anlarım, sonra da onu yazıya dökerim, sadece bu kadar. 




2 Yaş ve Korkular



Çocukların korkuları olması gayet doğaldır. Herşey bir yana, korkular bize yeni şeyleri deneyimlemede yardımcı oldukları gibi bizi tehlikelerden de korurlar. Bazı 2 yaş çocukları spesifik şeylerden korkarlar: böcekler, köpekler, karanlık ve hatta süpürge makinasının sesi. Bazı çocuklar ise yeni insanlarla tanışmaktan, karşılaşmaktan korkarlar. (Bu bazı çocukların içinde Aren'de var misal :)) 2 yaş civarında ortaya çıkan bu korkuların bir çoğu çocuğun kendine ve etrafına güveni arttığında kendiliğinden kaybolacaktır. 



Buradaki kilit cümle, son cümle. Çocuğun kendine ve çevresine güveni arttığında. Demek ki neymiş, çocuklarımızın kendilerine ve etraflarına güvenmelerini sağlayacakmışız. Korkuları ortaya çıktığında; onlara güven vermemiz oldukça önemli. Sanıyorum biz bunu az çok başardık. 



Belki de çocuğunuzun korkusu ortaya çıktığında gözlemlemeniz gereken şey; etrafında neye güvenmediği veya kendine güven duymada neden zorlandığı. Malesef çocuklarla ilgili her konuda olduğu üzere yine suç bizdedir yani ebeveynlerdedir. Her taşın altından biz çıkıyoruz ya bu da öyledir. Dolayısıyla siz çocuğunuza değil kendinize bakın ilk önce. 




Çocuğunuzun Korkularını Hafifletmek İçin Neler Yapabilirsiniz



Korkularını onaylayın. Evet gerçek olmayan ve aslında aptalca korkular olabiliyor ama bu korkular çocuğunuz için oldukça gerçekçi ve ciddi. Mesela sifon sesinden korktuğunu söylediğinde gülmemeniz gerekiyor. Hepimizin bu tip aptalca korkular karşısında gülmüşlüğümüz vardır ki; bazen Aren korkarken öyle abuk bir hal alıyor ki bizim de güldüğümüz oluyor. Ama en fenası dalga geçmek ki malesef bunu belli bir yaşın üzerindekiler, evet evet doğru tahmin ettiniz, anneanne babaanne sokaktaki teyze tayfası çok fazla yapıyor. Sizinkiler yapmıyor mu ay ne güzel :)



Eğer siz bu korkusunu anladığınızı ifade ederseniz, o zaman çocuğunuzda korkmasının normal olduğunu ve önemli olanın bununla başa çıkmak olduğunu kavrayacaktır. Bizim örneğimizde böyle oldu; uzun saçlı insanlardan hoşlanmamasının doğal olduğunu ve istiyorsa o insana bakmamayı tercih edebileceğini ve çok istiyorsa oradan uzaklaşabileceğimizi söyledik. 



Korkuların yok sayılması ve en önemlisi bunda korkulacak bir şey yok söylemi çocukların korkusunu daha da tetikleyen davranış biçimleri. Örneğin; köpekten korkulacak hiçbir şey yok seni ısırmayacak demeniz çocuğunuzu rahatlatmak yerine daha da korkmasına sebeb oluyor; bunun yerine anlıyorum, köpek seni korkutuyor; gel beraber yanından yürüyerek geçelim; bunu da yapmak istemiyorsan köpek geçip gidene kadar seni kucağımda tutabilirim diyebilirsiniz. Burada köpek seni korkutuyorsa denilmiş ama biz korku cümlesini kullanmamaya özen gösterdik; hep sevmiyorsun, hoşlanmıyorsun dedik. 


Sevdiği nesneleri kullanın. Bizim hiç olmadığı için bilemiyorum tabii :) Ama biliyorum ki bazı çocukların çok sevdiği bir battaniye veya oyuncak olabiliyor işte her yere onu götürün diyorlar; bir de kendisini rahatlatan bu objelerden 4 yaş civarı vazgeçerlermiş; dolayısıyla çocuğunuz büyüdüğü halde ay battaniyesine bağımlı napacağım şimdi diye paniklemenize gerek yok, gayet doğalmış. Ayrıca bence bir insana bağımlı olmaktanda battaniyeye bağımlı olmak daha iyi :)

Özellikle yeni insanlar, anaokulu, doktor ziyaretlerinde mutlaka yanınızda bulundurun denilmiş. Nasıl unuttum; bizim uzunca süre doktor korkumuz oldu; çok şükür çok yeni onu da atlattık. Hepsi geçiyor be sevgili okur :)

Açıklayın, Açığa Çıkarın, Keşfedin. Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanlardır. Banyoya girmekten korkan çocuğun belki de korkusu su gibi o delikten gideceğidir ama bunu dillendirmemiştir. Mesela böylesi bir durumda; su ve köpükler bu delikten kayıp gidiyor ama çocuklar ve oyuncaklar gitmez diyebilirsiniz. Ambulans gibi yüksek seslerden korktuğunda; ambulans bu sesi çıkarmak zorundaki herkes duysun ve yolu açsın gibi basit ama gerçek açıklamalar yapabilirsiniz. 

İlk cümle bana ait: Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanladır :) Evet bu böyle; çocukla konuşurken basit konuşacaksın tek cümleyle işi bitireceksin. Uzun açıklamalar, mantık sıralamaları yok bunlar hiçbir çocuğa gelmiyor; arkadaşınla çay sohbeti yapmıyorsun ki en nihayetinde karşındaki daha bir kaç ay veya sene önce ingalayan,  sensiz adım atamayan bir varlıktı. 

Evde karanlıktan korkan bir çocuk için dışarıda karanlıkta yürüyüş yapmak ve bu işi oyuna çevirip, karanlıkta keşfedilecek şeylere bakmak bu korkusunun üstesinden gelmesine yarayabilir. Ben mesela gece karanlıkta parlayan yıldızlar vb aldım; şimdiye kadar karanlıkla ilgili ciddi bir sıkıntı yaşamadık; hadi gel karanlıkta parlayan yıldızlara ve hayvanlara bakalım dedim Aren'e; elbette o da bu işten çok hoşlandı. 

Saçını kestirmek istemeyen bir çocuk için de önce aynı berberin sizin saçınızı kesmesini rica edebilirsiniz; yani her durumda olduğu üzere önce görmesini, sizin de yaptığınızı ve birşey olmadığını ona göstermeniz iyi olabilir. Bazen ki biz de çoğu zaman Aren böyle şeylerle tatmin olmuyor. Aslında ebeveynlerden daha çok kendi yaşıtlarının aynı şeyi yaptığını görmeleri onları rahatlatıyor. Mesela ben ilk berber deneyimimize Aren'in yaşıtlarında bildiği biriyle gitmeyi düşünüyorum; çünkü eminim onu görünce ben ben ben diye tutturacak. Malum bir başka çocuk birşey yapıyorsa mutlaka o da yapmalı. 


Süpürge makinasından bir çocuğun korkması o kadar doğal ki. Düşünsenize yüksek sesli bir makina herşeyi içine çekiyor ya onu da çekerse!!! Aren bu konuda sapık :) Eline orasına burasına makinayı dayayıp çektirmeye bayılıyor; ama bence bundan korkmak çok doğal, aramızda kalsın ben çok korkarım da :)


Doktor, aşı korkusu. Bu tip korkularda olayı süslendirmek veya dramatize etmek; her ikisi de doğru değil. Ben başından beri bu konuda Aren'e gerçekçi oldum; bebekken bile söylemimi hep aynıydı; şimdi doktora gidiyoruz ve bugün aşı olacağız, canın acıyabilir ama bu geçici, canın acıdığı için de istediğin kadar ağlayabilirsin bu da gayet normal. Büraz büyüdüğünde; evet canın acıyabilir ama geçecek biliyorsun; oradan çıktıktan sonra gider dondurma yeriz bu da bize iyi gelir dedim, diyorum. 


Çocuğun korktuğu şeylerle arasında güvenli bir mesafe, ilişki yaratmakta önemli. Korktuğu şeylerin olduğu bir kitabı okumak mesela. Korkunun üzerine gidilmesini önerir bazıları ama ben ve bir çok uzman bunun doğru olmadığını söylüyor. (vay be kendimi uzmanlarla aynı kefeye de koydum ya :))Üzerine gitmek yerine o korkuyla ilişki kurmasını sağlamak bence daha önemli. 



Problemleri beraber çözün. Karanlıktan mı korkuyor, odasına gece ışığı alabilirsiniz. Canavarlardan mı korkuyor; canavarları etkisiz hale getiren sprey yapıp (bir fısfıs şişesine su koyup sıkmak gibi) sıkabilirsiniz; veya uyduruk bir cümleye işte bu canvarları etkisiz hale getiren cümle deyip birlikte söyleyebilirsiniz. Bu korkuların bir anda geçmeyeceğini bilin ve beklentinizi fazla yukarıda tutmayın 



Kendi korkularınızı PAYLAŞMAYIN. İşte ben bunu yaptım; ben de korkuyorum ben de sevmem o sesi dedim; iyi bok yedim :) Bunu yapınca çocuk anaa doğru yoldayım baksana koskoca annem bile korkuyor gibi bir duyguya kapılıyor; aslında bunu yaparken olayı normalleştirdiğimizi sanıyoruz, yani ben öyle sanıyordum; ama değil işte daha da çocuğu korkmak için cesaretlendiriyor. 


Çocuk biraz daha büyüdüğünde; örneğin, dişçiye gitmeyi sizin de çocukken sevmediğinizden ama sağlıklı dişler için gittiğinizden ve zamanla buna alıştığınızdan bahsedebilirsiniz. Böylece çocuğunuz da hee iyi ben de normal bir insanım der :) yok yok böylece bunun doğal olduğunu ve bu korkuyla başa çıkılabildiğini öğrenmiş olur. Hoş bu veletler büyüyüp aman annneee dişçiden korkacak ne var, sen de çok korkasın hee der. Böyle bunlar çıktıkları yeri unuturlar :)


Gelelim çok önemli bir noktaya; çocuğunuzun korkusu günlük yaşantısını sekteye uğratıyorsa; örneğin sudan korktuğu için yıkanmayı reddediyor ve şiddetle karşı çıkıyorsa, köpeklerden korktuğu için evden asla çıkmıyorsa; ve özellikle bu korkusu günden güne şiddetleniyorsa işte o zaman muhtemelen çocuğunuzun korkusu değil fobisi var demektir. Fobi; , bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir; aşırıdır, güçlüdür ve irrasyoneldir. Aynı zamanda fobi mitolojide dehşet tanrısıdır (bunu da yazamadan geçemedim :)


İşte böyle; çocuğunuzun korkusu mu var yoksa fobisi mi bunu iyi gözlemleyin derim; şayet sadece korkusu var ise fazla üzerinde durmayın; ebeveynlikte herşeyin anahtarı olduğu üzere sabır gösterin, onu anladığınızı doğru bir biçimde gösterin ve hissettirin ve sıradaki soruna kadar kafayı takmayın! 

Bir sonraki sorunda görüşmek üzere ;)


23.05.2011

Endişe Etmeden....

Resim der ki(Çok da doğru söyler): Endişe yarının sıkıntılarını alıp götürmez ama bugünün enerjisini alıp götürür!




Endişe'nin korkudan bile tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar sağlamasını kendi hayatımda ve isteklerimde yaptığım üzere endişe etmediğim nasılsa olur dediğim veya sadece hayal ettiğim gerisini evrene allaha bıraktığım herşey oldu. Örnek vermek gerekirse hayatım boyunca hep bir işim olacağına inandım. Ve ne zaman çalıştığım yerde canım sıkılsa kendimi çaresiz hissetsem o gün telefonum çaldı ve yeni bir iş teklifi aldım sanki evren bu konuda kölem gibi gerçekten. Ne zaman öfflesem ne zaman iş değiştirmek istesem biraz korksam ama hiç endişe etmesem telefon çalar. Anlarım o andaki yeni bir iş teklifi alacağım.


Bir kaç konu daha var böyle hayatta hiç endişe etmediğim. Ve bir kaç konu daha var hayatta hep endişe ettiğim ve nitekim endişenin sonucu ters giden olmayan.



Gelelim bir hayalime üzerine hiç endişe kurmadığım konuya. Çocuğumun gideceği okul! Güray'la bile tanışmadan önce birgün bir çocuğum olursa kesinlikle Galatasaray lisesinde okumasını istemişimdir ve hep buna inandım. Çocuğum adı o kuradan çıkacak!. Sonra Güray'la tanıştık. Öğrendim ki o da bunu çok istermiş. Sonra ikimizde bunun hayalini kurduk.



Hatta bu haftasonu Taksim'de okulun önünden geçerken oğlumuza işte okulun oglum dedik :)


Bakalım endişesiz bu isteğim de gerçekleşecek mi bunu bilmek için çnümüzde bir 8 sene var :)


Endişesiz hayaller dilerim ;)