oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.11.2014

Çocuğunla Oyun Oynarken Kontrolü Elinden Bırak


3 yaşla birlikte Aren'de ciddi korkular başladı; her şeyden korkar oldu; dahası korku kelimesini cümle içinde kullanmaktan ve bu şekilde var olmaktan zevk almaya başladı. Olayın anlaşılır, yaşına ve gelişimine bağlı olarak kontrol edilebilir boyutunun yanında, bir de anlamadığımız ve kontrolümüzün dışında olan kısımları vardı. 

Aslında tüm bu sürecin su yüzüne iyice çıkması okula başlamasıyla oldu; okul süreci korkularını ciddi manada tetikledi ve tanıyamadığımız bir Aren'le karşılaştık. 

Okul'a gitmek istemedi, okuldan korktu; sonra odasında uyumak istemedi, hayaletler, canavarlar ve benzerlerinden korkmaya başladı, ardından sinema, tiyatro ve benzeri yerlerden delice korkmaya başladı; bilmediği ortamlarda bizden asla ayrı kalmamak, yani yanlız kalma korkusu başladı; en son kakasını yapmaktan korkar hale gelince, ve bizim bilgimizin, bilincimizin yetmediği noktada her zamanki gibi işin uzmanına gitmeye karar verdik; en etkili yol olan oyun terapisine gittik. 

Oyun terapisini size anlatmam mümkün değil; zaten terapi dediğimiz şey tek seferlik bir şey olmuyor. Ama ilk seferde ebeveyn çok şeyi öğrenmiş oluyor; çünkü asıl çözüm ebeveyn'de, sadece çocuğunuz değil siz de gözlemleniyorsunuz. Ben şunları öğrendim ve hemen hemen hepsinde a-ha dedim ;)

Oyun oynarken çocuğunuzun söylediklerini düzeltir misiniz? Mesela kaplana aslan dediğinde, hayır canım o bir kaplan der misiniz? Ben derim; çünkü işte tam da fırsatı diye düşünürdüm, kaplanı aslan sanıyorsa doğrusunu bilsin hem de oyun içinde.  Ama hayır bu olmaması gereken bir şeymiş. 

Bir şeyi yapmaya çalışıyor ve anne yardım eder misin diyor, ne yaparsınız? Ben elbette kuzum der ve yardım ederim; bunun da iyi bir şey olduğuna bunun ilişkiyi güçlendirdiğine inanırdım; meğer hiç de doğru değilmiş. Yardım etmek yerine yapmasına vesile olmak yardımsız. 

Peki oyun içinde size soru soruyor; bu neden böyle diye, hemen cevabını mı verirsiniz? Evet ben genellikle veririm; sorusuna neden sence gibi soruyla yanıt vermem genellikle. Oysaki çocuğun biraz zorlanması gerekiyormuş, biraz o durumun, o duygunun içinde kalıp, cevapları bulması gerekiyormuş. 

Çocuğun duygusunu anlamak ve bunu çocuğunuza ifade etmek; benim ebeveynlikte en önem verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm noktalardan biriydi. Oyun terapisinde şunu öğrendim; diyelim ki çocuğunuz ağlıyor, ne yaparsınız? Ben hemen sarılırım ve üzgünsün biliyorum, ağla ve rahatla canım derim. İşte 3 yıldır çuvalladığımın resmi!. 

Ne mi yapılmalıymış. Biraz fırsat vermeliymiş, biraz o duyguda kalmasına fırsat vermeli elbette yanında olarak; ağlamaya başlar başlamaz, evet seni anlıyorum üzgünsün gel sarılayım demek yerine biraz o duygu durumuyla yüzleştirmek gerekliymiş. 

Sonuç olarak; çocuğunuzla oyun oynarken doğru, yanlış, olmalı, olmamalı gibi şeylere yer yok! Oyun oynamanın bir  şeye hizmet etmesine gerek yok; oyun sadece oyun için olmalı. Oyundaki en önemli şey akış; oyun akıyorsa tamamdır. 

Sizin de çocuğunuzun en sevdiği oyunlar; saklanbaç, kovalamaç ve benzerleriyse biraz daha düşünün neden acaba diye? Çünkü bu ve benzer oyunlarda hep akış var, herkes an'da ve herkes oyunda bu nedenle de çok seviliyor. 

Ben dersimi aldım sıra uygulamada; çocukla oyun oynarken kontrol edilecek hiçbir şey yok, kendiniz dahil, duygular dahil! Kendimizi oyunun kollarına atıyoruz; oyunda herşey mübah! 




3.09.2014

Çaresi Var: OYUN



Çocuğunuz uyumuyor mu? Yoksa yemek mi yemiyor? Uyumsuz mu? Çok mu öfkeli?  Ve daha nicesi mi. Hepsinin çaresi tek bir kelimede gizli o da OYUN!. 

Oyunun çocuğunun can damarlarından biri olduğuna daima inandım ve bildim ama bu inandığım şeyi pratiğe dökebilmem tam tamına 2,5 yılımı aldı. Şahane ve gerçekçi nedenlerim vardı çocuğumla oyun oynayamamak için; 


Bir bebekle ne oynanabilirdi ki; 

Benim çocuğum erkek çocuktu kız olsa neyse oynardım da, erkek çocuk ile ne oynayacaktım ki ben. 
Hiç oturarak bir şey oynamayı tercih etmiyorduki oturupta oynayayım
Dikkati çok kısa süreliydi ee 10 dk bir oyun mu değiştirecektik. 
Baklaım annem & babam benimle oyun oynamış mıydı ki ben bunu bileyim. 
Hem hem en önemlisi bağlı olduğu sevdiği elinden düşürmediği bir oyuncağı yoktu. 

Gibi gibi bir çok güzel bahanem vardı ve bana çok gerçek gelirdi; ama ben hiçbir zaman tam olarak orada oyunun içinde olamazdım, bundan da keyif aldığımı söyleyemem. 

Sonra ne mi oldu? Baktım ki işler hiç iyiye gitmiyor; sınırsız sevgi bu çocuğun deposunu doldurmuyor; sevgi kadar önemli ne var, sıradaki neydi elbetteki oyundu. Çocukla oyun oynamak ona kendini değerli hissettiren, onu sevdiğinizi gösteren ve farkedildiğini, varlığının kabul edildiğini ispat eden yegane şey. 

Bir görüşmemizde Nilüfer hanım demişti ki; oyunu senin kurmana gerek yok, sen ona eşlilk et. Üzerimden ne oynayacağızki şimdi stresini attım en başta. Sonra düşündüm de ben çocuklar tarafından hep çok sevilen biri oldum ve onlarla iyi geçindim; abuk subuk oyunlar bulmada ve oynamada üstüme yoktur aslında; mesela pırt oyunu. Biri pırt mı yaptı burada offf çok kokuttu ama pırt pırttt buna gülmeyen ve hemen oyuna dahil olmayan bir çocuk tanımadım henüz; hemen kıkırdamalar, hemen gülüşmeler, bir daha pırt yapsanaaaa. Aren'le en keyifli oyunlarımızdan biridir bu :) Anneeee pırt yapmaca oynayalım mı? Vallahi üzerine tanımam, kahkaha garantisi kesin ve evet çok abuk bir oyun :)






Oyun çocuğu tanımak için harika bir vesile. Oyun oynarken çocuğunu çok iyi tanıma fırsatı yakalıyorsun; nelerden hoşlanır, sosyalleşmedeki araçları ne, neye nasıl tepki veriyor ve daha nicesi. Oyun çocukların kendilerini ve duygularını açıkça ifade edebildikleri bir süreç 

Oyun çocuğu da anneyi de enerjjik kılar. Bir çiftlikte yaşayıp etrafta serbestçe koşmak, yürümek harika olurdu ama bu hepimizin sahip olabileceği şey değil; ama mesela biz evde canavarcılık oynuyoruz; sırayla canavar olup birbirimizi kovalıyoruz, hem eğleniyoruz, hem enerji yakıyoruz. TV karşısında miskin miskin oturmaktan daha iyi geldiği kesin. Elbette TV karşısında oturup beraber güldüğümüz, heyecanladığımız çizgi filmler de var; ama onu seyrederken bile bir alışverişimiz oluyor, sohbet ediyoruz. 


Oyun yorar. Oyun çocuklar için fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir faaliyet dolayısıyla her anlamda yoruluyorlar; bu da uykuya geçişte ciddi etkili. Hem yoruluyor hem doyuyor daha ne! Dikkat dikkat ben uykudan çok çekmiş bir anneyim, benim çoucğum uyuyorsa ve uykuya geçisinde bunun çok büyük etkisi var ise ciddiye alın pişman olmazsınız derim. Oyun çocukların işi, iş insanı yorar ama sevdiği bir işi yapıyorsa o tatlı yorgunlukla uykuya kolayca dalar. 



Oyun bağları kuvvetlendirir. Çocukla birlikte geçen her zaman özel ama onunla oyun oynarken geçirdiğimiz zaman en kıymetlisi. Oyun çocuğun öğrendiği, iletişim kurduğu ve gelişiminin büyük bir parçası olduğu bir süreç bu sürece dahil olmak çocuğun hemen farkettiği ve onu motive ettiği bir hal. 

Oyun hayalgücünün temeli. Oyun oynarken hayal gücünün temelleri atılıyor; çocukla beraber oynayıp onun hayal gücüne eşlik etmek, onu yüreklendirmek ise çocuğun özgüvenini fazlasıyla destekliyor. 

Oyun çocuğun iletişim dili. Çocuklar konuşabiliyor ve duygularını sözlü ifade edebiliyor bile olsalar; bazı duygularını sadece oyunla dile getirebiliyorlar. Bir annenin hikayesini biliyorum; çalışan bir anne, akşam oynarlarken çocuk bebeğin bacaklarını koparır gibi yapıp geri takıyor; bebek oyunda anne bu arada, çocuk burada anneye ciddi bir mesaj veriyor; gitmeni istemiyorum!. Çocukların en güçlü iletişimleri oyun ile. 

Oyun öğretir. Herhangi bir şeyi çocuğa oyun aracılığı ile öğretmek dil dökmekten hatta çoğu zaman örnek olmaktan daha etkili. Oyun içersinde vermek istediğiniz mesajı çok daha rahat verebiliyorsunuz ve çocuk bunu daha kolay içselleştirebiliyor. 

Oyun ebeveyn'e de şifadır. Çocukla oyun oynarken gerçekten orada oyun içersinde olursanız bu size de en iyi gelen şey oluyor; çünkü oyun an'da kalmaktır, çünkü oyun ibadet gibidir; içinde huzur gizlidir ve bu yüzden vazgeçilmezdir!

Oyun çocuğa  seni seviyorum mesajıdır. Çocuklar ilgili çok severler; hatta ilgi manyağı bile diyebiliriz onlara; ve oyun oynarken sadece onunla orada olduğunuzu bilmeleri onlara verilebilecek en güzel hediye. Ben varım, seviliyorum,ilgileniyorum ve onlar için değerliğimi hissettirecek yegane şey. 

Oyun eğlencedir! Eğlence de her şeydir!

Peki ama ne oynayacağımız hangi soruna hangi oyunun iyi geleceğinden hiç bahsetmemişsin derseniz; bu soruların cevabı evinizde ve çocuğunuzda gizli; kendinizi onun kollarına bırakın, elbette bazen siz de oyunu başlatan ve yöneten taraf olabilirsiniz; ama oyunun lideri çocuğunuz olmalı. Oynuyoruz ama sonuç alamadık hiç derseniz; emin misiniz oynadığınıza, emin misiniz orada tüm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuzla olduğunuza diyeceğim; çünkü öyle olsaydı emin olabilirsinizki işe yarardı. 


Oyun evdeki terapidir, tüm aile halkına en iyi gelen terapi üstelik! 

11.04.2013

Oyuncaksız Oyun Oynama





Çocuklar için hayatın oyundan ibaret olduğunu ebeveyn olan herkes bilir. Bernard Show'un en sevdiğim sözlerden biridir: "We don't stop playing because we grow old; we grow old because we stop playing." Türkçeleştirirsek; "Büyüdüğümüz için oyun oynamayı bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için büyürüz. "

Aren için oyuncakların hiçbir anlamı ve önemi yok, aynı zamanda teknolojik bir çocukta değil, ne i-pad, ne iphone ne de TV hiçbiriyle alakası yok; bunun için özel bir çaba sarfetmedik sadece onun bu yaradılışını destekledik o kadar. TV konusunda güray hiç katı değil hatta belli bir süre 15-20 dk seyretmesinin iyi bile olacağını savunuyor, bu nedenle Baby TV açtığımız oluyor ama Aren için ekrana bakma süresi 5-10 dk arası.  

Oyuncaklarla ilgilenmemesinin nedeni de tamamen kendinden kaynaklı; biz de fazla oyuncak almadık. Her çocuk gibi evdeki herşey özellikle mutfak ve mutfak malzemeleri onun için en güzel oyuncak ve oyun alanı. 2 şey var ki Aren için en güzel oyuncak; 1- Balonlar 2- Her çeşit top.  

Aren'i kendi haline bıraktığında, yani ne oynamak istiyorsa ona izin verdiğimizde konsantrasyonu oldukça uzun.  Çocuğu kendi doğasına bıraktığında ve kendi oyununu seçmesine izin verdiğinde, gelişimini destekler denilen, bir takım öğrenme felsefesi adı altında geçen herşeyi kendiliğinden yaptığını görebilirsiniz. Dolayısıyla ben uzun bir süredir bu yolu tercih ediyorum; sonradan karşıma çıkarsa okuyorum ve görüyorum ki, çocuğumun kendiliğinden seçtiği oyunlar ve oynadıkları önerilen şeyler. Oyunu bir kural içersine koymaya karşıyım.

Oyuna yaklaşım biçimimi en çok etkileyen ve içimi rahatlatan da daha önce notlarını paylaştığım Nilüfer Devecigil'in İnternet Anneleri aracılığı ile vermiş olduğu seminer oldu. Artık ne oynayalım diye hiç düşünmüyorum; oyunun patronu Aren, o ne oynamak isterse, bana hangi rolü biçerse ben sadece onu yapıyorum. 

Peki Aren ne oynamayı seviyor neler yapıyor. Geçen gün sosyal medyada eve gelir gelmez benimle oynamak istediği bir oyundan kareler paylaşmıştım; şimdi yine o karelerden bazılarını paylaşacağım. Bizim ev halimiz, oyunlarımız genellikle böyle.  Dibine kadar pisliğe bulanmadan oyunu bitirmiyoruz :) 

Bu konuda ne kadar rahat bir insan, anne olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Başta annem olmak üzere bir çok insana göre, etrafı pisletme konusunda fazlasıyla tavizkarım; ama ben bu halimizden son derece memnunum. Aren'in eğlendiğini dahası tatmin olduğunu görmek benim için en keyifli şeylerden biri. Titiz bir insan değilim, evin alt sınırda temiz olması benim için yeterli, gerisi insanın ömründen yiyor bana kalırsa.... 

Bu ev içi versiyonun sokak halini de paylaşacağım; lakin elimde sookaktan pek fazla kare olamıyor; nedeni çok açık değil mi? Peşinden koşma, yerlere yatmai tırmanda, çamura bulanma derken telefon neredeydi onu bile hatırlamıyorum :)


Salı günü eve girer girmez; Aren beni elimden tuttuğu gibi mutfağa soktu; kiler dolabını açtı ve tarhanayı çıkarttırdı; çorbamı istiyor nedir derken, gitti şu yerde gördüğünüz tepisiyi aldı ve su doldurmamı istedi, aa kendi Tarhana pişirecek herhalde derken, yere oturdu tarhanayı suya döktü ve oynamaya başladı; sonra mercimek istedi, onu da verdim. İlginç bir yemek olacak derken, sertleşen tarhana ellerini rahatsız etti biraz daha su istedi; sanırsın ki yeni bir çiğköfte tarifi deniyor. Sonra biraz daha su ekle biraz daha mercimek biraz daha tarhana derkenn (İçimden gitti caanıım organik tarhana, mercimek demekten geri kalmadım elbette! Eve ucuzundan böyle şeyler alınmalı dedim, oyun için. Nimetle oyun olmaz da dedim ama bunlar hep iç sesimdi :))


Oyunda geldiğimiz son nokta buydu. O son kareye gelindiğinde bir 45 dk geçmişti; ve Aren bu oyuna doymuştu. Güray Aren'i yıkayıp paklarken, ben de mutfağı temizliyordum. Bana biçilen rol hep bu oluyor; temizle kızım işin ne!



Bu da dünen bir kare; mutfakta lavabonun içine oturmuş, suyu açtırıyor ki az önce yıkanmıştı, oyun oynayacakmış. Lavaboyu fırçalama, bezi ıslatıp tezgahı silme oyunu falan. Aren'i yegane rahatlatan şey su. Bir parça nefes almak istiyorsan, Aren'i eğlendirmek, rahatlatmak istiyorsan işin içinde mutlaka su olmalı. 



Bu karede dünden, lavabodaki faaliyet bittikten sonra odaya geldik ve legoları yıkamaya başladık. Günde kaç kez üst bas değiştirdiğimizi söylememe gerek yok sanırım :)



Hemen hemen hergün oynadığımız bir başka oyun ise, diş fırçalarını yıkama oyunu. Hepimizinkini yıkar, paklar ve yerine koyar. Oynarken diş fırçalarının kime ait olduğunu tekrarlamaya bayılır; kendi fırçası haricindekini ağzına götürüyormuş gibi yapıp tepki vermemize bayılır. Ağzının içine girmesine ramak kala ııhh ıhhhhh deyip hin hin gülmeyi de ihmal etmez. Evdeki büyük masraf kalemlerinden birinin diş fırçası almak olduğunu söylememe gerek var mı peki :)


 Ev içinde oynadığımız hergün tekrarlanan oyunlarımızdan bazısı böyle... 

Hayata oyun gözüyle bakarsak, hele bir de çocuğumuzun gözünden bakarsak eğlenmek garanti sanki ne dersiniz ;)




19.03.2013

"Oyunumu İstiyorum"



Pazar günü İnternet Annelerinin düzenlediği Nilüfer Devecigil'in "Oyunumu İstiyorum" seminerine online, evden pijamalarımla katıldım. Seminer notlarına başlamadan önce internet anneleri grubuna; (Azra, Perihan, Gülderen ve Nihan'a) çok teşekkür ederim. Online eğitim & seminer benim iş hayatımn bir parçası ve olabilecek teknik arızaları, çıkabilecek diğer sorunlara karşı donanımlıyım ve söyleyebilirim ki; kızlar bu işi çok iyi kotarmışlar. 

Nilüfer hanım bizim belli aralıklarla gidip danıştığımız bir psikolog, görüşlerine oldukça değer veriyorum ve kendimi rahatlıkla kendisinin söylediklerine teslim edebiliyorum. Söz konusu "oyun"  oluncada ne yapıp edip kaçırmamam gerekiyordu. Online katılım sayesinde evden yazının başında da belirttiğim üzere pijamalarımla katılabildim. Hatta seminer başladığında şöyle bir tweet yazdım: "Üzerimde pijamalarım, ocakta yemeğim, çocuğu uyuttum, babası yanında ben de online eğitimdeyim. Domestik miyim, modern mi belli değil "

 Buradaki notlar benim aklımda kalanlar, benim nasıl anladığım. Ve herkesin algısı kendi hayatına ve vizyonuna göredir; biliyorum ki bir çok insan seminer notlarını takip ediyor ve belki de bizzat eğitime gitmeyi gerekli görmüyor; ama emin olabilirsiniz ki belki siz katılsaydınız bambaşka şeyler öğrenecek, bambaşka yerlerin üzerinde duracaktınız. Ben seminere katılan herkesin notlarını yazması taraftarıyım, böylece aynı konuya farklı açılardan bakarak zenginlik elde edebiliriz. 

Ve gelelim seminer notlarına; 

Nilüfer hanım konuşmaya geçmişin avantajlarından ve şimdinin dezavantajlarından bahsederek başladı. Geçmişte o hepimizin bildiği ve bizzat yaşadığı üzere; sokakta oynamaktan, ev dışında vakit geçirmenin öneminden bahsetti. Şimdi ise her türlü ekranın hayatımızın içinde olduğundan ve oyuna az vakit ayrıldığından. Bir iyi haber; ekranın hayatımızda olmasının kabul edilebilir olduğunu ve fakat ne kadar içinde olduğuna da dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. 9-10 yaşında bileklerini kesen çocuklar olduğunu ve bu çocukların tramvatik evlerde büyüyen çocuklar değil, gayet normal ailelerin çocukları olduğundan bahsetti. Resmin bütününe dışarıdan bakabilmenin önemi üzerinde durdu. Sahi ne kadar yapabiliyoruz bunu; ne kadar durup sahip olduğumuz hayata, yaşadığımız anlara dışardan bakabiliyoruz?

Regülasyon
Nilüfer hanımı tanıyanlar, regülasyon kelimesine de aşinadırlar. Regülasyon sakinleşmek demek değildir. Regülasyonun ne olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için Nilüfer hanım regüle makinası örneğini veriyor; nasıl ki elektrik akımının arttığı veya azaldığı durumlarda devreye regüle makinası girer ve dengede tutar elektriği, işte regülasyon da dengede olma halidir aslında. VE çocukların hatta yetişkinlerin kendi kendini regüle edebilmesi çok önemli. Regülasyonu öğrenen bir çocuk hayatı boyunca duygularını yönetmeyi becerebiliyor. Duygularına teslim olmak yerine, onları farkeder ve hepsinin karşısında dengede durabilir. Ebeveyn olarak çocuklarımıza kazandırabileceğimiz en en önemli şey regülasyon bana kalırsa. Ve bir çocuğu regüle edebilmek için elimizde eşşiz bir araç var o da OYUN!

Bazı çocuklar vardır; koyduğun yerde durur, kendi kendiyle vakit geçirebilir çok uzunca bir süre, sen gidip dürtmediğin sürece orada öylece durur. Ve bu çocuklar en çok takdir toplayan çocuklardır; ailelerin en çok sahip olmak istediği, sahip olunduğunda da en çok övünülenler. İşte Nilüfer hanım bunun da bir regülasyon problemi olduğunu aslında sanıldığı kadar iyi birşey olmadığını, bu tip çocuklarında harekete geçmeye ihtiyacı olduğunu belirtti. Elbette yine oyun'la. 


0-5 Yaş
Özellikle ilk 3 yıl çocukların sadece sağ beyni aktif ve beyin sosyal bir organ, iletişim halindeyken gelişiyor.  Peki sağ beynin aktif olması ne anlama geliyor; herşeyin duygusal olması anlamına geliyor. Çocuklar için ilk 3 yıl mantık denilen şey yok; yani açıklamaların hiçbir anlamı olmadığı gibi çocukların davranışlarında, yaptıklarında mantık aramak da düşülebilecek en büyük yanlış. Çocuklarımızı gözlerken, yaptıklarını anlamlandırmaya çalışırken biz yetişkinler sol beynimizi devre dışı bırakmalıyız. Nilüfer hanım diyor ki: Her ne yapıyorsa altında duygusal bir neden vardır ve bir ihtiyaç yatar. İşte bu sebeble çocuğumuz biz yetişkinlere göre saçma, anlamsız, gereksiz ve yersiz birşeyler yapıyorsa hemen sağ beynimizi devreye sokmalı ve hangi duygunun buna neden olduğuna bakmalıyız. Çocuğun duygusunu anlamak elimizdeki en önemli anahtar. O anahtarı doğru duygu kilidine taktınız mı tüm kapılar açılıverir. Mantık anahtarlarınızı şimdi hemen gidip çöpe atın!. 

Duyguyu anlamak ve bunu kabul etmek çok kolay değil yetişkinlerin dünyasında, çünkü bizler büyüdük ve sağ beynimiz küçüldü bana kalırsa; oysa bence ebevenyler olarak da sağ beynimizin gelişimi için daha çok çalışmalıyız. Çocuklar bu güçlü yanları nedeniyle sizin onu gerçekten anlayıp anlamadığını hissedebiliyorlar. Çocuklar, beden dilini ve iç dünyanızı sizden daha iyi görebiliyorlar. Bu nedenle inanmadan, gerçekten anlamadan ve hak vermeden çocuğunuza: "Seni anlıyorum, şuan üzgünsün" demek hiçbir şey ifade etmiyor. Gerçekten çocuğu anlamak gerekiyor!. 

Nilüfer hanım burada şöyle bir örnek verdi; bir çift gelmiş ve adam sürekli karısına seni anlıyorum diyormuş kadın da inanılmaz öfkeleniyormuş; Nilüfer hanım neden öfkelendiğini sorduğunda: Bu cümleyi yeni öğrendi ve sürekli söylüyor; beni anladığı falan yok demiş :). Gerçekten böyle değil mi? Kendi hayatınızdan düşünün, ne zaman gerçekten anlaşıldığınıza inanırsınız? Buradan yola çıkarak çocuğunuzu dinlerken, gözlemlerken gerçekten anlamaya çalışın. Eğitimlerden sonra eve gidip ilk arıza anında çocuğu kucağa alıp hımm şimdi seni anlıyorum demeliydim değil mi demek işe yaramıyor yani :)

Sık sık duyarız; çocuklarınızla konuşun, onlara açıklama yapın diye. Evet sık konuşmak oldukça önemli; çünkü konuşmak iletişimin en bilindik yolu. Açıklamalar yetişkinlerin dünyasına ait olunca, mantık içerince çocuk için hiçbir şey ifade etmiyor; dahası çocuğu daha da sinirlendiriyor. Nilüfer hanımın bu konuda verdiği örnek, çalışan ebevenylere aitti. Hep denir ya işe gidiyourm para kazanmam gerekiyor, sana mama alacağım vb vb vb. Çocuk için bu mantık silsilesinin hiçbir anlamı yok; o anda ihtiyacı olan tek şey anlaşılmak. Anne & baba işe gidiyor ve çocuk üzgün. Ve istediği tek şey üzgün olduğunun anlaşılması. Şöyle söylenilse: "Biliyorum üzgünsün, seni anlıyorum; benim evde kalmamı ve seninle oynamamı isterdin" Bu kadar işte sadece bu kadar. Evet ağlamaya devam edebilir, hala gitmenize onay vermeyebilir ama emin olun ki anlaşıldığını hissedecek ve bu da kendini regüle etmesine fırsat verecektir. 

Buradan yola çıkarak çok sık yaptığım bir durum var; Areni giydirmeye çalışırken ona mantıklı açıklamalar yapmak her ne kadar duygusunu anlasam da gerçekten anlıyorum ve bunu dillendirsem de; mesela şunu demekten geri durmuyorum: "lütfen Aren üşürsün ama karının ağrıyabilir" Üşümek, karın ağrısı biliyorum bunların Aren içib hiçbir anlamı yok. O giyinmek istemiyor; çünkü giyinmek özgür hareketinden çalmak, oyuna ara vermek ve sıkıcı. Bunları da inanarak belirtiyorum aslında ona ama bilemiyorum işte! (Yazar burada gözyaşlarını tutamaz; biriniz gelin giydirin şu çocuğu yahu !)

Çocuk gerçekten anlaşıldığına siz bir bütün olarak; beden dili, ruh hali ve sözcükleriniz ile uyumlu olduğunuzda inanıyor. Yani denge çok önemli. 

Ebeveyn'e Düşen Rol 
Sizi bilmem ama tüm bilgiler aslında beni çoğu zaman hafiften depresyona sokuyor; peki ama nasıl diyorum kendime ve kendimi bolca suçluyorum, vicdan azabı çekiyorum. Ebeveyn olup özellikle de anne olup vicdan azabı çekmeyen var mıdır? Hiç sanmam. Nilüfer hanım sık sık şunu söyler; kendinize şevkat gösterin. Bu ne kadar önemli değil mi? O çocuğumuzu gerçekten anlamak isteyip de anlayamadığımız anlar var ya, o öfkeden çılgına dönüp dişlerimizi sıktığımız anlar, o deli gibi bağırmak isteyip yutkunduğumuz anlar, o vicdanın sesini gümbür gümbür duyduğumuz anlar işte bu anlarda bir durmak ve kendine şevkat göstermek gerekiyor. Elini kalbinin üzerine koyup derin nefesler almak ve evet işin doğrusu öyle anlarda kendini düşünmek sadece kendini. Biliriz, duyarız ama pek uygulayamayız; önce kendin felsefesini. Biz iyi olursak çocuğumuz da iyi olacaktır bu kural hiç şaşmaz ama biz iyi olmayı, kendimizi düşünmeyi hep erteleriz ve Godot'u beklemekten hiçbir farkımız kalmaz. Bekleriz, bekleriz ve bekleriz. Oysa harekete geçmek gerek, oysa kendini sevmek, kendini her halinle onaylamak gerek ki çocuğunu da her haliyle onaylayabilir. 

Hangi duygu halinde olursanız olun ve çocuğunuzda hangi halde olursa olsun, onunla iletişim halinde kalmak, göz temasını kaybetmemek oldukça önemli. İçinizden hiçbir şey söylemek gelmeyebilir; sadece yanında durmak bile işe yarayacaktır. 

Oyun konusunda öyle birşey söylüyor ki Nilüfer hanım benim yüreğime su serpiliyor; oyunun direktörü çocuktur , size düşen ise onun verdiği rolü oynamaktır. Oyun çocuğun kendini güçlü hissedeceği yegane alan; dolayısıyla oyun oynarken baştan yenik düşmeyi kabullenmeli ve çocuğa güçlü olduğunu sonuna kadar yaşatmalı. Bu bilgi neden mi beni çok rahatlattı; çünkü ben hep şimdi ne oynasak ki diye düşünüp dururdum. Ve oynarken de ne yapmalıyım diye düşünürdüm. Şimdi bu kaygım ortadan kalktı ve 2 günde çok şey değişti. Aren ne isterse onu oynuyorum; bana verdiği role de sadık kalıyorum. Hiçbir yönlendirme yapmıyorum, ne yapmamı istiyorsa zaten bana bildiği 2-3 kelimeyle ama en çok da vücut diliyle anlatıyor. Oyunla birşey öğretmeye, bir mesaj vermeye hiç gerek yok. Oyunun kendisi zaten öğretici. Bizim ebeveyn olarak işimiz OYUN OYNAMAK, onun verdiği rolü yerine getirmek!


Oyun'a Genel Bakış, Genel Bilgiler
Bu bilgileri özellikle sona bıraktım; yukarıdaki bilgileri iyice sindirmek anlamak gerekiyor bence, genel bilgileri özümseyebilmek için. 

* Çocuğunuzla oynarken sıkılıyorsanız öncelikle bilmelisiniz ki bu çok normal. Nilüfer hanımın en sevdiğim yani "bizden" biri olması ve bunu açıkca dile getirmesidir. Kendisi 5 yıldır oyun terapistliği yapıyor ve kendi kızıyla oynarken arada sırada  sıkıldığını açıkca dile getirebiliyor. Yani siz de sıkılıyorsanız çocuğunuzla oynarken, bilin ki bu çok normal; peki neden? 

* İşte nedeni geçmişte gizli. Eğer çocukken anne & babanız "oyuncu ebevenyler" olmamışlarsa siz de oyuncu olamıyorsunuz. Oyuncu muyuz değil miyiz bunu görmek için torun sahibi olmamız gerekiyor yani :) Ve biliyor musunuz nasıl ebevenyler olduğumuzu çocuğumuz anne & baba olduğunda anlayacağız, insanın torun sahibi olası geliyor :)

* Çok önemli bir kavramla tanıştım: Beden hafızası. Çocuklarımza verdiğimiz cevaplar, otomatik pilota bağladığımız haller; işte bunların hepsi beden hafızası. Bir örnek vermek gerekirse; çocuğu oyalama hallerimiz; aaa bak kuş, aa kim geçiyor buradan. Veya hoşlanmadığımız bir davranışı yaptığında aaa çok ayıp dememiz gibi. Oyun içersinde de böyle şeyler yapabiliyoruz. 


*Yarın oyuncu ebeveyn olacağım demek ile yarın diyete başlıyorum demek arasında hiçbir fark yok; zamana ihtiyaç var. Ufak ufak adımlar atmakla başlamalı işe. Çocuğunuzla 5 dk oynamak ama 5 dakikanın tümünü ona ayırmak önemli. 

* Oyun önerileri soruldu Nilüfer hanıma. Cevap oldukça güzeldi; çocuğunuza bakın, o size söyler. İşte direktör olan o, o ne isterse onu oynayacağız. Gıdıklama oyunun sakıncalarından bahsedildi. Gıdıklanan çocuk kontrolünü yitiriyor ve hiç iyi bir şey değil; eğer çocuğunuzu kahkahalara boğmak istiyorsanız başka alternatifleri denemelisiz. Nilüfer hanım burada çorap çıkarma oyunundan bahsetti; emekleme pozisyonunda herkes birbirinin çoraplarını çıkarmaya çalışıyor, dakikada herkes gülme krizinde garanti! :) Aynı zamanda itiş-kakış  oyunlarının matematik zekasına katkı sağladı; kız & erkek farketmez oynanması gerektiği söylendi. Ama saygılı biçimde yine, oyundaki en temel şeylerden biri göz teması bunu daima hatırlamadı.

* Oyuncak önerisi de soruldu. Oyuncağın son derece basit olması gerektiğini söyledi Nilüfer hanım. Konuşan, herşeyi yapan ve çok oyuncak çocuğun yaratcılığı geliştirmesine yardımcı değil tam aksine köstek. Aslında çocukların oyuncakları çok belli, tabiiki de bizleriz. Ve elbetteki yaşayan, kullandığımız herşey. Her anne & baba şu cümleyi en az bir kere kurar: Boşuna alıyoruz bu oyuncakları, o gidip mutfak malzemesiyle, bir sus şidesiyle, kumandalarla vakit geçiriyor. Ebeveyn olarak yaptığım en iyi şeylerden biri Aren'e oyuncak almamaktır. Çoğu hediyedir, ayda 1 oyuncak bile aldığımız nadirdir. 

*Oyun oynarken çocuğa karşı hep saygılı kalmak gerekiyor; eninde sonunda çocuk da saygılı olmayı öğreniyor. 

* Oyun içersinde regülasyon yani çocuğun dengesi bozulursa o oyuna son verilmeli ve başka oyuna geçilmeli. 

*Oyun çocuğun duygularını dışa vurduğu yer; bu yüzden bir oyun defalarca oynamak isteyebilir, siz de oynamalısınız. Örneğin bir oyun içinde ağladığınızı görmesi çok hoşunuza gidecektir, ya işte ben de böyle hissediyorum diye düşünüp defalarca bir daha hadi bir daha diyebilir. Yılmadan oynamak gerekiyor. 

*Herşey eğlenceye dönüşebilir, neden dönüşmesinki. Oyuncakları toplamak gibi. Ve herşey bir oyun olabilir; birlikte yemek yapmak, birlikte ev toplamak. Benim anladığım oldu; çocukla iletişim halinde olduğumuz her an bir oyun fırsatı ve oyunun ta kendisi aslında. Arada yazıyorum ya yine yazacağım; hayat bir oyun  aslında! :)


KISA KISA KISA....


  • Ebeveyn ile sağlıklı bağ kurmuş çocuğun kovası çabuk boşalır; yani mazotu çabuk biter, bu nedenlede sık sık ebeveynine gelir ve ondan birşeyler talep eder. Örneğin tüm gün sakin olan çocuk siz eve dönünce birden bire ağlamaya huysuz olmaya başlar; sevinin! Evet sevinin buradaki mesaj şu: Bütün gün seni bekledim, senin yerine hiçbir şeyi koyamıyorum, sen farklısın ve kovamı en iyi sen dolduruyorsun.  Benim bir sorum üzerine şunu da belirtti Nilüfer hanım; bu hal çok sık yaşanıyorsa ve çocuk hiç tatmin olmuyorsa arada derinlemesine bakılması gereken bir sorun vardır. 
  • Çocuklar regüle olabildiklerinde ve kovaları doluyken koyduğunuz sınırları ihlal etmezler; ancak ortada bir sorun var ise sınırları ihlal ederler. Kovası dolu olmayan çocuki öfkelenir, sinirlenir ve agresif tavırlar sergiler.
  • Ebeveynin işi çocuğu kurtarmak değil, onun dengede kalmasına vesile olmak. 
  • Çocuğun duygusunda kalmasına fırsat vermeliyiz ve sonra da onu regüle etmeye vesile olmalıyız. Yani ağlamasına izin vermeliyiz ama arkasından çok önemli birşey söyledi Nilüfer hanım: Ağlatmak ile ağlamasına izin vermek çok farklı şeyler. İşte bu dedim!... 
  • Çocuğun ağlamasına izin vermek, duygusunu yaşamasına, o duyguda kalıp aslında o duyguyu yaşamanın kötü birşey olmadığını görmesine vesile olma, onu o halde de kabul etme ve bağrına basma bunlar çok önemli. Ama çocuğu ağlatmak bambaşka. Ben bu çocuğu ağlatma kısmına en çok uyku eğitimde karşılaşıyorum; ve bu yüzden çok karşıyım. uyku eğitimi sırasında (herkesi ve her tekniği kastetmiyorum elbette) çocuğun ağlamasına izin verilmiyor, çocuk ağlatılıyor! Bu hiç iyi birşey değil! lütfen ama lütfen ağlamasına izin vermek ile ağlatmak arasında farkı iyi anlayalım. 

  • Sınır koyma & hayır demek; elbette bu çocukla aramızda bir yarık açacaktır. Sınırlarla ve hayırlarla tanışan çocuk afallayacaktır ama hemen arkasından pozitif bir davranış sergilerseniz, onun bu duygusunu, hayal kırıklığını anladığınızı ifade ederseniz, çocukta hemen duygusunu dile getirir. Uzun vadede hayata karşı güçlü bir çocuk yetiştirmiş oluruz. Her zaman yanlarında olamayacağız; arkadaşlık ilişkilerinde hayır diyebilmek, kötü davranışlara kapılmamak oldukça önemli, öyle değil mi?

  • İç rahatlatan bir bilgi daha: Yapmış olduğumuz bir hatanın, yanlış davranışın çocukta yara haline gelebilmesi için çok kereler tekrarlanması gerekiyor. Şimdi 1 kere bağırdığınız diye oturup vicdan azabı yaşamak yerine, önünüze bakın. Telafisi olmayacak tek şey sevgi bunu söylüyorum daima; hatalarımızın farkında olmak çok değerli. Sevgiyle herşey tamir edilir eskiden bile iyi hale gelebilir. 
ALTIN BİLGİ

Çocuğunuzun duygularından korkmayın; duygular geçicidir, hayat devam eder. Çocuk dirayetli olmayı öğrenir. Ve bu uzun dönemde çocuğun hayata adaptasyonunu kolaylaştırır. 



Bu bilgi benim için altın değerinde oldu. Kendime bir süre önce itiraf etmiştim de dillendirmemiştim. Ben Aren'in duygularından korktuğumu farkettim. Burada duygu ile kastettiğim, ağlama, böğürerek ağlama, kriz geçirme ve benzeri. Çünkü tüm bu duyguların karşısında kendimi çaresiz hissediyorum; ne yapacağımı bilemiyorum ve çoğu zaman öfkeleniyorum. İçimde inanılmaz fırtınalar kopuyor. Bazı zamanlar o duyguyla yüzleşmemek için tekrar tekrar yaşamamak için ağlamasına izin vermiyorum; misal onu susturacak şeyler yapıyorum ki biliyorum bu çok yanlış! Neden böyle olduğunu şimdi daha iyi biliyorum ve böyle anlarda asıl ilgilenmem gerekenin ilk önce şevkat göstermem gerekenin kendim olduğuna. Bu da benim ebeveyn olarak üzerine çalıştığım bir alan. 


Yazıyı buraya kadar okuduysanız, muhtemelen biraz sıkılmış biraz da gözleriniz yorulmuştur; o zaman biraz da gülümseme vakti. Bakın bakalım bizim evin youn hallerine. 
Baba & oğul dünyanın en şapşal oyununu oynuyor olabilirler mi acaba :) Bu oyun bir rituel bizim evde, baba geç gelecekse elimden tutar ve benimle oynar. Bize biçilen rolü yerine getirmeye çalışıyoruz napalım :) Aren bu oyuna bayılıyor. Buhar makinasının havasını içe çekip yere kendini atma. AY ne komik değil mi :) Lütfen odamızın dağınıklığını ve kocamın kalpli pijamasını görmezden geliniz :)






19.09.2012

Neler Oynuyoruz Neler




Oyunun çocuğunun hayatındaki önemi herkes tarafından biliniyor artık. Oyun ile oyuncak arasında organik bağın olduğu bir gerçek ama her zaman oyuncağa da gerek yok diye düşünüyorum. Bir de özellikle gıpta ettiğim bir durum var, çocuklarına oyuncak yapan hatta çocuğunu da işin içine katanlar. O beğenilmeyen ecnebi anne&babalar var ya hehh işte onlar bu işte çok ustalar.

Bir bebekle ne oynanırki denilebilir. Bunu zaman zaman benim de demişliğim vardır. Geleneksel sırf oyun olsun diye oynadığımız oyunların da aslında gelişim için faydası çok(muş). 1 yaş için fiziksel, duygusal, duyusal gelişim için neler yapılabilir üzerine birşeyler araştırdım,  yakın zamanda onu da sizinle paylaşırım çünkü aslında farketmeden yaptığım ve eminim bir çoğumuzun yaptığı şeyler var. Farkederek yapmak insana kendini daha iyi hissettirir eminim.

Anne&Bebek Birlikte Neler Oynayabilir


Beraber Dışardayken:Sokağa beraber çıktığınızda etrafta gördüğünüz herşeyi ona anlatabilirsiniz. Evet çok komik oluyor bu bir gerçek şahsen ben kendime yabancılaşıyorum ama yine de yapıyorum. Bunun neresi oyun derseniz evet bu da bir oyun mesela şöyle: "Bak Aren bu bir çiçek, çiçekler renkli olur ve çok güzel kokarlar. " Bazen de Aren'le bir yere gittiğimizde ve Aren dikkatlice birine baktığında ben de bakıyorum ne'si ilgisini çekti diye. Evet o gözlüklü bir abla evet o bıyıklı bir abi Aren gibi. Sonra aynı şeylere bir kitapta rastlarsak şöyle söylüyorum:  Aaa bak burada da gözlüklü bir abla var hani kafede de görmüştük ya.
Dinliyor mu derseniz bilmem bazen ben bunları söylerken kendisi meme meme emme dediği oluyor veya tam o sırada parmağımı haince dişlenebiliyor da

Muhabbbet: Büyüyünce bu çocuk neden geveze oldu demeyecekseniz evin içinde kendi kendinize konuşacağınıza çocuğunuzla konuşun muhabbet olsun işte. İşin uzmanları diyor ki; Anne sesi çocuğu sakinleştirmeye yardımcı oluyor (Tabii sanırım uzmanlar delirmiş evladımmmm diye bağıran anne sesini kastetmiyorlardır eminim) bebekle konuşmak bebeğin sinirsel gelişimine yarar sağlıyor (muş)
Benim Aren'le can sıkıntısından aptal aptal konuştuğum çok oluyor. İşten eve döndüğümde de şimdiden alışkanlık kazansın diye de klasik muhabbetimi yapıyorum, şöyle;

T: Merhaba canım nasılsın günün nasıl geçti?
A: ııııhhhhh ardından yardımcımıza bakıp gülümseme (O zaman anlıyorum ki iyi bir gün geçirdik kadına dönüp iyiyiydi di mi der gibi bakıyor onay alıyor sanki ondan. Canı sıkkın olduğu günler dişi falan ağrıyorsa veya keyifli geçirmediyse dünya umrunda olmuyor vallahi ne dönüp yardımcıya bakıyor ne de bana pas veriyor)
T: Ben seni çok özledim çok hem de
A: memme memme emme
T: (Memedeyken) Aren ben bugün iş yerinde çok çalıştım bir de bir iş arkadaşımla çok eğlendik hahaha hahaha diye güldük (gülen surat yapıyorum) ama sonra bir işte aksilik çıktı canım çok sıkıldı (somurtan sıkılan surat yapıyorum )

Gibi. Yine derseniz ki Aren o sırada napıyor. Vallahi emiyor ilgileniyor gibi gözükmüyor bazen ilgileniyor. Ben gülerken o da gülüyor falan. Yararı var dediler yapıyoruz işte uzmandan daha iyi bilecek değilim ya.


Topla Oynama– Toplar bizim ana oyuncaklarımızdan. Çok güzel zaman geçirtiyor bize. Ooo bir sürü oyun oynanabiliyor. En klasiğinden birbirimize atmaca oynuyoruz. Topları atarken anne sarı topu aldı Aren'e atıyor diyorum: Elinde iki top tutar ve birini yemeye kalkarsa Aren sarı topu ağzına götürdü mavi topu elinde tutuyor diyorum. Sonra topları alıp aynısını yapıyorum gülüyor. Şapşal aynısını sen de yaptın naber diyorum ? Böyle de bir konuşma biçimim var çocukla. Büyüyüp bana şapşal derse kime kızayım ben.
Bir de ben arada topu koltuğun altına kaçıyorum Aren'e söylemeyin o yanlışlıkla kaçırdım sanıyor halbuki ben bilerek kaçırıyorum :) neden mi? çünkü koltuğun altına eğilip bakmasına bayılıyorum hele bir de topu göremeyip eliyle yok yapmıyor mu işte o anda onu yiyesim geliyor. Bu çok basit görülen hemen hemen hepimizin oynadığı oyun topu birbirine itme atma vb eylemler çocukların kas gelişimine ciddi anlamda katkı sağlar(mış)


Cee-ee- Bu oyunu oynamayan var mıdır acaba? Yastığın arkasından cee-ee, odanın kapısından cee-ee, mama sandalyesinin altına eğilip cee-ee, eline kağıt alıp cee-ee daha sayayım mı :) Bu oyunu sevmeyen bebek&çocuk var mı peki? Hiç sanmam. Ben arada oyuna renk gelsin diye Peek-a-boo'da diyorum maksat renk katmak olsun.
İşte bu çok basit oyunun bir çok yararı varmış. Öncelikle annesinin sesini neşeli duymak gülen yüzünü görmek (neşeli oynuyoruz di mi bu oyunu öyle somurtarak cee-ee demek yok ona göre) çocuğa iyi gelirmiş. Sonra süpriz kavramını öğrenmek sonraki adımı beklemek. İlk yapıldığında tüm bebekler bir şaşkınlık yaşar ya yahu daha demin burdaydı bu kadın şimdi nerde hee hoo noluyoruz cee-ee mi? Aaa yastığın arkasındaymış :) İlk seferden sonra hazırlıklı oluyor tabii suratınızı kapatınca arkasından ne geleceğini merakla bekliyor yoo yoo yine mi Cee-ee :) İşte bu basit oyunla sebeb-sonuç ilişkisine adım atmış oluyorlar. Ah be yavrum daha hayatında ne sebeb-sonuç ilişkileri olacak. Ahh ahh ne sebeblerini anlayacaksın ne sonuçlarını.

Işık aç-kapa Bu oyunu oynamayan var mı peki? Bu çok basit oyun biz yetişkinlerin gün içinde sayısız kere yaptığımız şey bebekler için büyük hayranlık uyandıran bir durum. Boşuna demiyorlar bazı şeylere çocuk gözüyle bakacaksın. Lambayı kapatıp açıyoruz ve çocuğun gözlerinde yüzündeki o muazzam heyecanı çoşkuyu şaşkınlığı izliyoruz. Yahu nasıl oldu bu aaa aydınlık aaa karanlık. Aaa birşeye dokunuyor bu kadın ve pat aydınlık. Anneye babaya hayran olma anneyi babayı ilah sanma böyle başlıyor olabilir. Adama bak be bir dokundu her yer aydınlandı :)Aynı zamanda tutturma anlarında da süper dikkat dağıtıcı. İlerleyen aylarda madem bu kadar seviyorsun hadi kendin yap diyoruz ve o yiyilesi parmağı alıp düğmeye değdiriyoruz. Aaa Aren lambayı açtı aaa Aren lambayı kapadı.
Aç&Kapa Aç &Kapa. Peki tamam sıkıldın sıradakiiiiiiiiii


Ayna- İşte bir hayat kurtaran oyun daha. Vallahi yararı da çokmuş. İster aynanın önüne oturt benim gibi aa bak bakalım kim var orada Aren mi? Hani burnu hani gözü de. İstersen ver eline bir ayna kendi kendine baksın dursun. Biz arada aynayla yansıma oyunu da oynuyoruz hatta yakalamaca bile. Nerden baksanız bir 10 dk oyalanma garantisi var.

Oyuncak Saklamaca- Bebekler onları şaşırtan küçük süprizlere bayılırlarmış. Oyuncaklarını gözlerinin önünde saklıyoruz ama lütfen bu oyuna ruhunuzu da katın evet tamam orda hatta ucundan gözüküyor bile ama görmüyorsunuz tamam mı? Sonra oyuncağın üzerini neyle kapattıysanız onu büyük bir heyecanla açıyorsunuz ama açmadan önce de soruyorsunuz (Yanlız bir dakika ben neden bu oyunları böyle anlatıyorum ki sanki hiç oynamamışssınız gibi daha önce işte yaşayarak yazıyorum da ondan :)) Aren ayıcık nerede? Aren o sırada annesinin suratına bile bakmaz ama olsun annesi oyunu sonuna kadar götürür. Aaaa mendilin altındamıymış. Evetttt burada.

Tüm bu basit oyunlarda göz teması kurmanın önemi vurgulanıyor. Ve tüm bu basit oyunları oynarken çocuğumuzun gelişimine büyük katkıda bulunduğumuzu düşünüp gerçekten sıkılmaktan vazgeçmeliyiz. Yani siz sıkılmıyor olabilirsiniz itiraf edeyim ben bazen çok sıkılıyorum.

Delikten bakmaca- Tuvalet kağıtlarını atmıyoruz onlarla yapılabilecek çok fazla şey biri de deliğinden bakmaca ve baktırmaca. ve hatta yerde top gibi oynamaca elle ezmesini sağlama. Bunların hepsinin içinde Aren'in en sevdiği şey eliyle ezmesi yumuşak olunca daha da keyifli tabii sonra o ezdiği bir güzel ağzına götürmece. Elle yapılan tüm oyunlar aktiviteler sinir gelişmi oldukça faydalı. Hatta el masajının konuşmayı hızlandırdığı da söylenir.

Otobüsün Tekeri- Şarkılar ve oyunlar. PAS :) Ben beceremiyorum bunu beceremediğim için de Aren'in hiç ilgisi yok. Birincisi şarkıyı söylemeyi beceremiyorum ikincisi şarkıyla hareketler arasındaki ritimi sağlayamıyorum. Ama gerçekten faydaları çok. Hem şarkı söylemek hem de şarkıyla beraber hareket yaptırmak. Yeşim nam-ı diğer Nil's Mum bu işi iyi biliyor işallah Aren'le de oynayacak bir gün.


Sportif Faaliyetler- Alt değiştirirken bacakları bisiklet çeviriyor gibi hareket ettirmek hem dikkatini bir 2-3 dakikalığına da çeker hem bacakları için çok faydalı hem de alt değiştirme sürecini anne için daha kolaylaştırabilir. Elinizi çabuk tutun ve pratik olun da ilgisi bacaklardayken yeni bezi takıverin. Bir yandan da konuşursanız ooo çocuğunuza ciddi fayda sağlamış olacaksınız.

Ciddiyim yabana atmayın bunları. Bir daha çocuğum için hiçbirşey yapmıyorum ki demeden önce bunları düşünün.

Pilates topu- Ben de bir Ebru Şallı karnına sahip olabilirim diye aldığınız pilates topu var ya hani hiç kullanmadığınız üstüne 1-2 yatıp yok be dediğiniz aman çok sıska zaten ben daha güzelim dediğiniz ve kullanmadığınız pilates topu var ya işte kime niyet kime kısmet derler ya heehh bebeğiniz için kullanacaksınız onu hadi çıkarın. Uyarı: Sakar biriyseniz lütfen babası denesin :) Topun üzerine bebişi karın üstü yatırıyoruz ayakları da sabit tutuyoruz ellerinin önlerinden olduğundan emin olmalıyız ve topu ittiriyoruz ileri geri ileri geri. Siz eğlenir misiniz bilmem ama bebeğinizin adı Aren değil ise eğlecektir. Bizim velet böyle şeylerde aktivitenin kendisinden çok o aktivite nasıl oluyor da oluyor onunla ilgili. Yani misal ben babasını yatırıp pilates topuna bu hareketleri yaptırsam Aren bayılır bayılır :) Bu oyun paraşüt refleksi denilen refleksin gelişmesine katkı sağlıyormuş ve yürüme zamanında da bu reflekse çok ihtiyaçları varmış


Tünel Yapmaca- Ay nasıl olsa koltuğun tüm yastıkları aşağıya inecek o indirmeden siz indirin. İster tünel yapın ister İstanbul yollarına benzeyen yollar inşa edin salın üzerine emeklesin altından üstünden geçsin o sırada 2 tweet atarsınız 1 telefon görüşmesi yaparsınız.  Emeklemenin faydalarını yazarım da yaz yaz bitmez o yüzden yazmıyorum.

Fış Fış Kayıkçı- Ya bak beğenmediğiniz aman o da ne be anneannemden kalma dediğiniz oyunun gelişime katkısı ne çokmuş. Hepsi bir 5 dk ilgi duyar bu oyuna. Nasıl oynandığını yazmayayım artık hani aramızda 90'lılar falan var da bilmiyorsa gitsin annesine anneannesine sorsun öğrensin.


Biraz da Yanlız Oynama Saati (Ne saati dakikasi demeliydim)

Bebeklerin yanlız başına oynamasını öğrenmeleri gerekir çünkü annelerin de nefes almaya hakkı vardır. Şaka bir yana bebeklerin kendilerini eylemesini öğrenmesi gerçekten büyük bir kazanım. 5 dk bile bunu başarıyor olsalar gerçekten büyük bir şey başarmış olacaklar.
Dağıt&Topla- Koyun önüne bir kutu oyuncak hadi dağıt değin. Topla kısmı size kalabilir söz veremem. Ama dağıtırken kendiyle vakit geçirecek müdahale etmeyin bırakın dağıtsın toplamak dediğin nedir ki (ciddi olarak yazıyorum burasını gerçekten. Ya olmadı akşam eşiniz gelince çok yorgunum ama kaçıncı toplayışım bu odayı oyuncak toplamak nedir ki deyip ona da toplatabilirsiniz hala ciddiyim)


Valla benim çocuğumun kendini eyleme özelliği olmadığı için gördüğünüz üzere tek birşey yazabildim. Topla kısmına bile geçemedik daha.

Elbette burada yazan herşeyi siz de biliyorsunuz ve uyguluyorsunuzdur. İçimden geldi yazdım üzerime gelmeyiniz lütfen vallahi pilates topu fırlatırım :)

Şunu bilmemiz gerekir ki, aslında çocuğumuzla ne yaparsak yapalım içtenlikle yaparsak işin içine kendi ruhumuzu katarsak yanındayken bedenimiz ve zihnimizle orada olursak bunun çocuğa faydası mutlakaki olacaktır. Sakın sakın ben nasıl anneyim ya ben bu çocukla oynamasını beceremiyorum falan demeyin duymayayım ağzınızdan. Doğru iletişimin etkileşiminin her türlüsü çocuğumuza katkı. Okuduğunuz üzere Cee-ee oyunu bile içtenlikle yapılırsa fayda sağlıyor.

Hepinize oyun dolu günler sağlıklı bebekler!

10.11.2010

Ve Bakınızzzz :)


Vee bakınız kocam için ev ne demek :) yukarıdaki resim herşeyi anlatıyor.
Kocam için ev demek; gelip ayaklarını uzattığı ve tüm gece boyunca X Box yani playstation oynayacağı yer demek.

Hasbam 2,5 saat oyun oynayıp 10 dk TV dönelim dediğim de dur yaa şu adamı da döveyim oyun save etsin diyen kişidir. Kendisini bıraksanız tüm gece oyun oynayabilir.
Yatağa girdiğinde nasıl dövdüm ama adamı der :)

Canım kocam benim işte böyle çocuk ruhludur :)

Yaaa işte böyle derdim büyük sevgili okur :)

Tuten ben
Xbox oyun fatihinin karısı