aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.09.2015

Özür Dilerim Oğlum




Canım Oğlum, 

4 yaşına az bir süre kaldı. Hamile olduğumu öğrendiğim o günü dün gibi hatırlıyorum. Senden önce kaybettiğim bebeğimin duygusal yükünü hala taşırken kalbimde, babandan bile habersiz doktor yolunu tutmuş, kafamda acaba bir daha bebeğim olur mu sorusuyla bekliyordum. 

Doktor ekrana bakıp sanıyorum buradaki bir bebek dediğinde hafifçe doğrulup gerçekten mi demiştim? Gerçekten o bir bebek mi? Gidip kan vermiş sonra da senin geleceğinin müjdesini almıştım. Babana telefonda söyleyişim, o çoşkum o çoşkumuz hala canlı bir anı, üzerini tozlanmamış bile. 

Sonraki süreci hatırlamıyorsun ama biliyorum ki her bir hücren, ve içimde oluşmaya başlayan bedenin biliyor. Kolay değildi di mi Aren; korkularım, ümitsizliklerim, endişelerim, babanla yaşadığımız stres ve birbirimizi duygusal olarak hırpalayışlarımız, benim sessiz ama içten içe ağlayışlarım. Hepsini biliyorsun öyle değil mi? 

Bir türlü doğmak istemeyişin, babana gelmek istemiyor bu çocuk bizi istemiyor Güray diye ağlayışım o an kafanı döndürmen gelmek istemen ama benim doğumhane de seni çıkarmaya yetmeyen gücüm ve nefesim.... Ve sonra doktorun gözlerimin ta içine bakıp bebeği kaybederiz seni de deyişi, tüm gücümle seni babanla birlikte itmemiz ve gelişin... Gelir gelmez seni kalbimin üzerine koyuşları, bu anımın bile üzerine tek bir toz tanesi düşmemiş Aren... Öyle canlı öyle sahici duruyor orada hala.... 

Sonrası ise tozlanmış, kirlenmiş, bürüştürüp atılmış eski fotoğraflar gibi duruyor öyle değil mi? Hiç uyumayışın, mememden hiç ayrılmak istemeyişin, gaz sorunu yaşaman, ağlamalarının hiç bitmemesi, bir türlü huzur bulamayışın, evde başkaları varken nadiren huzurlu anlar yaşayışın ve evde senle başbaşa kaldığımızda birden bire değişmen... 

Tüm bunlar neticesinde sana zor sıfatını takışımız. Ve şimdi 4 senenin sonunda özür dilerim oğlum; zor olan sen değildin, sen sadece bebektin; zor olan zor gelen bendimi kendime zor geliyordum. İtiraf edemediğim korkularım, itiraf edemediğim duygularımın her birinin enerjisi senin üzerineydi. Senin ağlayışların, senin gaz sancın, senin bir türlü uyumayışın, hepsi benim zihnimin aynasıydı. Ve ben o aynadakinin kendim olduğunu göremedim!

Senden özür dilerken kendimden de diliyorum Aren. Kendime sımsıkı sarılıyorum; tüm bu yaşadıklarımız hem seni hem beni hem de bizi bir yere taşıdı, ve o taşındığımız yer bizim serüvenimizin en yüksel mevkiisi oldu. Bizi öldürmeyen şey bizi güçlendirdi. 


O çok zor geçen günler benim ruhsal gelişimimin bir parçası oldu; tüm o ruhsal acılar beni bambaşka bir yere taşıdı. Bugün Farkındalık adına çalışıyorsam ve bunu aşk ile yapıyorsam, bugün kendimle yüzleşebiliyorsam o günler iyi ki yaşanmış diyebiliyorsam sebebi sensin! Şükürler olsun bizi acılarımızdan şifalandırmaya götüren sürece. Şükürler olsun bizden elini hiç çekmeyen Yaradan'a.... 

Özür diliyorum oğlum ve seni çok seviyorum. 

24.11.2014

Bilime Dayalı Ebeveynlik- Hangisine İnanalım?



Günümüzde kendi fikrini bilimsel veriyle desteklemek çok kolay, neden mi? Çünkü senin savunduğunu savunan ve senin inandığına inanan başka insan toplulukları da var ve üzerine bilimsel araştırma yapıp bunu verilerle kanıtlıyor. Bir de sipariş üzerine yapılan araştırmalar var ki o başlı başına bir konu. 

Söz konusu ebeveynlik olunca ve son yıllarda neredeyse tüm şehirli, okumuş ve sözüm ona bilinçli olan ebeveynler sağ duyularını, iç seslerini kaybedince ama bir yandan da tutunacak dal arayınca hemen bilimsel araştırmalarla ebeveynlik hallerini destekleme yoluna gidiyorlar. 

Çocuğunla birlikte uyumak konusu ise üzerine bilimsel araştırmalar yapılacak, makaleler yazılacak ve her dönem ateşli tartışmalara yol açabilen taze bir konu. 

Biz çocuğumuzla uyuyan insan toplululuklarının  bir parçasıyız. Tartışmak istersek bakınız "attachment parenting" diyoruz ve alın size bilimsel kanıtlar; anne baba ile uyuyan çocuğun daha öz güvenli daha sosyal daha daha daha hatta en bi olduğu kanıtlanmış diyoruz. Sonra karşımızdaki insan da ben de size kanıtlarım ki anne ve baba ile uyuyan çocuklar pek öz güvensiz, öz değerleri eksik, bağımlı ve hatta problemli diye kanıtlarla konuşuyor. 

Evet maalesef artık duygularıyla, hissettikleriyle konuşan insan sayısı çok az. Herkes kanıt peşinde. Hele de söz konusu ebeveynlik olunca kendi davranış biçiminin en doğrusu olduğunu kanıtlamak için birbirinin gözünü oymak pahasına araştırmalar yapılıp, makalelerle konuşuluyor. 


Gelelim bizim hikayeye; hikayenin başını bizi az çok tanıyan herkes bilir; Aren doğdu doğalı uyuyan bir çocuk olmadı. Uykuya karşı direnci inanılmaz yüksek ve ihtiyacı minimum seviyede. İlk 2 yıl taktığım tek konu uyku konusuydu; uyku gıda kadar önemliydi ve gelişimi için elzemdi. Lakin gelişim geriliği bir yana gelişimin tüm aşamalarında daima iyi durumda hatta bazen ileride bir çocuk oldu Aren. Standartların ve kanıtlanmış! durumların herkes için geçerli olmadığını ilk 2 yıl içerisinde anlamış olduk böylece. 

Yeni doğan bebeğin  ve emzirmeyi tercih bir annenin bebek ile aynı odada uyumasını daha doğru ve kolay buluyorum ben; bu nedenle de Aren doğduğu günden itibaren bizim yatağımızın yanında duran kendi yatağında uyudu; uyudu derken lafın gelişi tabii :) Bizim yatağımızda yatmayı hiç sevmezdi; yanımıza alırdık, hoop kendi yatağına giderdi. 

2 yaşındayken odasını düzenledik; yatağını odaya aldık ve bundan böyle bu odada uyuyacaksın dedik; elbette uykuya geçiş süresinde yanındaydım, yanındaydık. Yumuşak bir geçiş oldu. Uykuya dalar bazı geceler sabaha karşı bana seslenirdi ben de uykusuna düşkün bir insan olarak çocuğu ayağıma çağırırdım; gel tatlım gelebilirsin diye, o da gelirdi biz de yumuş yumuş sarılarak tekrardan uykuya dalardık. Sonra bu bazı geceler, rutinimiz haline geldi. Ve bir gün ben odamda uyumayacağım, korkuyorum demeler başladı. Bizim yatağın ortasına kuruluverdi. Uyuduktan sonra kendi yatağına taşıyabilirdik, taşıdık mı hayır! Neden; çünkü bizim için hiçbir sakıncası yoktu, beraber uyumak hepimizin ortak istediği ve zevk aldığı bir durumdu. 

Bizi korkuyorum kısmı düşündürüyordu; bu konuda elbetteki bilinçli ebeveynler olarak annelerimizin, etrafın geçer geçer normaldir yavrucuğum siz de böyle büyüdünüz laflarını kulak arkası ederek bir çocuk uzmanıyla görüştük ve görüşmeye de devam ediyoruz. 

Ben şimdiye dek beraber uyumamızın Aren'in gerek fiziksel gerekse ruhsal gelişiminde herhangi bir olumsuzluğa yol açtığını gözlemlemedim; aksine ciddi manada hepimize iyi geldiğini gözlemledim. Bir başka ailede olumsuz etkilendiğini söyleyebilir; çünkü her ailenin kendine ait dinamikleri var; her ailenin bağımsız aldığını sandığı ama kökleri kendi ailesine, yaşanmışlıklarına, çocukluğuna dayanan ve hayatının bütününe ait bilimsel olmayan ama bilime ışık tutabilecek verileri var. 

Örnek vermek gerekirse; yatak odası benim için hiçbir zaman aşk mabedi olmadı yani yatak odasına özel bir anlam yüklemedim; ve karı &kocanın sex yaptığı yerdir gibi bir kavram ile büyümediğim gibi, böyle bir bakış açım hiç olmadı. Mesela annem ve babamın yatak odasının kapısı hiçbir zaman kapanmadı bizim evde; eşimin ailesinde kapanmış mesela, bu yüzden de Güray benden daha özel ve daha mahrem bulur yatak odasını. Bizim evde ben ve abim annemlerin yatak odasına dan dun girerdik; annemle babamın özel odası olmaktan çok, evin bir parçasıydı. Özel hayatlarını nasıl düzenliyordu inanın hiç bilmiyorum; bazı geceler derin uyumamız için suyumuza ilaç mı atıyorlardı acaba :)))) 

Ben de annemin ve babamın yatağına giderdim ve birlikte uyuduğumuz olurdu; bu anları hala hatırladığımda yüzümde gülümseme, bedenimde bir gevşeme oluyor; bu da benim bu konuya yakın bakmam konusunda bir etken. 


Demek istediğim şu; özellikle ebeveynlikte en önemli şey sağduyu; biraz iç sesine ve çocuğuna güvenmek. Doğru mu yapıyorum sorusunun cevabı içinde ve çocuğunda gizli, bilimsel kanıtlarda değil. Eğer tek bir doğru olsaydı anne ve babasıyla uyuyan tüm çocukların bazı verilere göre özgüvensiz olması gerekirdi veya doğduğu günden beri kendi odasında uyuyan çocukların problemli olması; oysaki aksini kanıtlayabilecek fazlasıyla durum ve hatta evet evet bilimsel kanıt var :)


Okumak. öğrenmek hele de öğrendiğini pratiğe dökmek çok önemli ama okuduklarını bir de kendi süzgecinden geçirmek, son kararı o "gut feeling" denilen çoğu zaman duymazlığa geldiğin sese bırakmak gerek. Ve biraz da gözlem yapmak, çocuğunudan önce kendini tanımak, kocanla ilişkini tanımak gerek; sonrası zaten iplik söküyü gibi gelecektir. 

Ebeveynlik yaparken uyanık olmak istiyorsanız uykunuzu iyi alınız :) 






3.09.2014

Çaresi Var: OYUN



Çocuğunuz uyumuyor mu? Yoksa yemek mi yemiyor? Uyumsuz mu? Çok mu öfkeli?  Ve daha nicesi mi. Hepsinin çaresi tek bir kelimede gizli o da OYUN!. 

Oyunun çocuğunun can damarlarından biri olduğuna daima inandım ve bildim ama bu inandığım şeyi pratiğe dökebilmem tam tamına 2,5 yılımı aldı. Şahane ve gerçekçi nedenlerim vardı çocuğumla oyun oynayamamak için; 


Bir bebekle ne oynanabilirdi ki; 

Benim çocuğum erkek çocuktu kız olsa neyse oynardım da, erkek çocuk ile ne oynayacaktım ki ben. 
Hiç oturarak bir şey oynamayı tercih etmiyorduki oturupta oynayayım
Dikkati çok kısa süreliydi ee 10 dk bir oyun mu değiştirecektik. 
Baklaım annem & babam benimle oyun oynamış mıydı ki ben bunu bileyim. 
Hem hem en önemlisi bağlı olduğu sevdiği elinden düşürmediği bir oyuncağı yoktu. 

Gibi gibi bir çok güzel bahanem vardı ve bana çok gerçek gelirdi; ama ben hiçbir zaman tam olarak orada oyunun içinde olamazdım, bundan da keyif aldığımı söyleyemem. 

Sonra ne mi oldu? Baktım ki işler hiç iyiye gitmiyor; sınırsız sevgi bu çocuğun deposunu doldurmuyor; sevgi kadar önemli ne var, sıradaki neydi elbetteki oyundu. Çocukla oyun oynamak ona kendini değerli hissettiren, onu sevdiğinizi gösteren ve farkedildiğini, varlığının kabul edildiğini ispat eden yegane şey. 

Bir görüşmemizde Nilüfer hanım demişti ki; oyunu senin kurmana gerek yok, sen ona eşlilk et. Üzerimden ne oynayacağızki şimdi stresini attım en başta. Sonra düşündüm de ben çocuklar tarafından hep çok sevilen biri oldum ve onlarla iyi geçindim; abuk subuk oyunlar bulmada ve oynamada üstüme yoktur aslında; mesela pırt oyunu. Biri pırt mı yaptı burada offf çok kokuttu ama pırt pırttt buna gülmeyen ve hemen oyuna dahil olmayan bir çocuk tanımadım henüz; hemen kıkırdamalar, hemen gülüşmeler, bir daha pırt yapsanaaaa. Aren'le en keyifli oyunlarımızdan biridir bu :) Anneeee pırt yapmaca oynayalım mı? Vallahi üzerine tanımam, kahkaha garantisi kesin ve evet çok abuk bir oyun :)






Oyun çocuğu tanımak için harika bir vesile. Oyun oynarken çocuğunu çok iyi tanıma fırsatı yakalıyorsun; nelerden hoşlanır, sosyalleşmedeki araçları ne, neye nasıl tepki veriyor ve daha nicesi. Oyun çocukların kendilerini ve duygularını açıkça ifade edebildikleri bir süreç 

Oyun çocuğu da anneyi de enerjjik kılar. Bir çiftlikte yaşayıp etrafta serbestçe koşmak, yürümek harika olurdu ama bu hepimizin sahip olabileceği şey değil; ama mesela biz evde canavarcılık oynuyoruz; sırayla canavar olup birbirimizi kovalıyoruz, hem eğleniyoruz, hem enerji yakıyoruz. TV karşısında miskin miskin oturmaktan daha iyi geldiği kesin. Elbette TV karşısında oturup beraber güldüğümüz, heyecanladığımız çizgi filmler de var; ama onu seyrederken bile bir alışverişimiz oluyor, sohbet ediyoruz. 


Oyun yorar. Oyun çocuklar için fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir faaliyet dolayısıyla her anlamda yoruluyorlar; bu da uykuya geçişte ciddi etkili. Hem yoruluyor hem doyuyor daha ne! Dikkat dikkat ben uykudan çok çekmiş bir anneyim, benim çoucğum uyuyorsa ve uykuya geçisinde bunun çok büyük etkisi var ise ciddiye alın pişman olmazsınız derim. Oyun çocukların işi, iş insanı yorar ama sevdiği bir işi yapıyorsa o tatlı yorgunlukla uykuya kolayca dalar. 



Oyun bağları kuvvetlendirir. Çocukla birlikte geçen her zaman özel ama onunla oyun oynarken geçirdiğimiz zaman en kıymetlisi. Oyun çocuğun öğrendiği, iletişim kurduğu ve gelişiminin büyük bir parçası olduğu bir süreç bu sürece dahil olmak çocuğun hemen farkettiği ve onu motive ettiği bir hal. 

Oyun hayalgücünün temeli. Oyun oynarken hayal gücünün temelleri atılıyor; çocukla beraber oynayıp onun hayal gücüne eşlik etmek, onu yüreklendirmek ise çocuğun özgüvenini fazlasıyla destekliyor. 

Oyun çocuğun iletişim dili. Çocuklar konuşabiliyor ve duygularını sözlü ifade edebiliyor bile olsalar; bazı duygularını sadece oyunla dile getirebiliyorlar. Bir annenin hikayesini biliyorum; çalışan bir anne, akşam oynarlarken çocuk bebeğin bacaklarını koparır gibi yapıp geri takıyor; bebek oyunda anne bu arada, çocuk burada anneye ciddi bir mesaj veriyor; gitmeni istemiyorum!. Çocukların en güçlü iletişimleri oyun ile. 

Oyun öğretir. Herhangi bir şeyi çocuğa oyun aracılığı ile öğretmek dil dökmekten hatta çoğu zaman örnek olmaktan daha etkili. Oyun içersinde vermek istediğiniz mesajı çok daha rahat verebiliyorsunuz ve çocuk bunu daha kolay içselleştirebiliyor. 

Oyun ebeveyn'e de şifadır. Çocukla oyun oynarken gerçekten orada oyun içersinde olursanız bu size de en iyi gelen şey oluyor; çünkü oyun an'da kalmaktır, çünkü oyun ibadet gibidir; içinde huzur gizlidir ve bu yüzden vazgeçilmezdir!

Oyun çocuğa  seni seviyorum mesajıdır. Çocuklar ilgili çok severler; hatta ilgi manyağı bile diyebiliriz onlara; ve oyun oynarken sadece onunla orada olduğunuzu bilmeleri onlara verilebilecek en güzel hediye. Ben varım, seviliyorum,ilgileniyorum ve onlar için değerliğimi hissettirecek yegane şey. 

Oyun eğlencedir! Eğlence de her şeydir!

Peki ama ne oynayacağımız hangi soruna hangi oyunun iyi geleceğinden hiç bahsetmemişsin derseniz; bu soruların cevabı evinizde ve çocuğunuzda gizli; kendinizi onun kollarına bırakın, elbette bazen siz de oyunu başlatan ve yöneten taraf olabilirsiniz; ama oyunun lideri çocuğunuz olmalı. Oynuyoruz ama sonuç alamadık hiç derseniz; emin misiniz oynadığınıza, emin misiniz orada tüm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuzla olduğunuza diyeceğim; çünkü öyle olsaydı emin olabilirsinizki işe yarardı. 


Oyun evdeki terapidir, tüm aile halkına en iyi gelen terapi üstelik! 

28.08.2014

Eureka! Çocuğum Neden ..... Hiç İlgilenmiyor



Bazen çocuklarımıza çok iyi örnek olduğumuzu düşünürüz ama çocuklarımız bizi hiç örnek almazlar; sonra oturup düşünürüz biz nerede yanlış yapıyoruz diye.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada arkadaşım Aslıhan (@aslihanveogullari) ile konuşuyorduk; çocukların kitap okuması üzerine ki Aslıhan tanıdığım çok okuyan, güzel okuyan kadınlardan. Elinde kitaptan daha fazla ne tutuyordur bilemiyorum.  2 oğlu var ve oğullarından biri kitaplarla pek ilgilenmiyormuş; ben de bunun üzerine şöyle dedim ki bunu düşünüp demedim, o anda öyle yazıverdim: "Elbette ilgilenmez Aslıhancım, kitap sizin aranıza giren bir şey". Ben de evde kitap okuyabilmeye ki yine de çok nadir yeni başlayabildim.

O akşam bana bir aydınlanma geldi :) Aren akıllı telefon, ipad ve benzerleriyle hiçbir zaman ilgilenmedi; ilgilenmesini istediğimizde hep reddetti, deyim yerindeyse elinin tersiyle itti. diyebilirsiniz ki ee bu güzel bir alışkanlık değil ki, evet değil, konu da bu değil zaten. 

Konu şu doğduğu günden beri benim ve zaman zaman babasının elinde telefon, ipad gibi şeyler gördü bu çocuk. Emzirirken elimde, yedirirken elimde, konuşurken elimde. 



Tüm bu cihazlar onun için aramıza giren şeylerdi, ilişkimize mesafe koyan şeyler; doğal olarak tepki duymaya başladı. Annesiyle arasına bir şey giriyordu. 

İşte elimizdeki veya ilgimizi fazlaca yönelttiğimiz her şey çocuk için "düşman" olabiliyor. Elimizdeki kitap ise ve bu çocuğun vaktinden çalışıyor ise kitabı nasıl sevebilir ki. 

Buradan şu anlamı çıkarmıyorum; elimizde kitap olmasın ve kazanmasını istediğimiz güzel alışkanları sergilemeyelim. Hayır sadece dozuna dikkat edelim ve devam edelim. Aslında Aslı, evde kitap okuyan aileler en doğrusunu yapıyor; çünkü eninde sonunda armut dibine düşüyor ve alışıyor. 

Bu çıkarımı yapabilmende kendi çocukluğumun da etkisi var; büyüdüğüm evde en çok yer kaplayan şey evdeki kitaplıklardı. Annemin, babamın ve abimin kocaman kütüphaneleri vardı. Abim çok erken okumayı sökmüş, bazen kitap okuyabilmek için okula gitmeyen bir çocuktu. Evde herkes tuvalete kitapla girerdi, sokağa çıkılırken çantaya ilk atılan kitaptı. Evde herkes okur ben okumazdım; liseye kadar elime bir kitap alıp okumuşluğum yoktu; neden okuyayım ki herkes okuyordu evde ve ben tepki geliştirmiştim buna. 

Benimki sadece varsayım belki sizde çocuğunuzda kitap okumaya çok meraklıdır, belki siz teknolojiye çok düşkünsünüzdür çocuğunuzda öyle. Benimki bilimsel bir kanıt değil neticede sadece varsayım :) Gözlemekte fayda var ama belki de ilgilenmediğini düşündüğümüz şey çocuğun tamamen tepkisidir. 






6.08.2014

Çocukluk Arkadaşların ve Çocuklu Arkadaşların


Çocukluk arkadaşları çok özeldir; çünkü birlikte büyümüşsünüzdür, çünkü birbirinizin her şeyini bilirsiniz, bu biraz birlikte hamur yoğurmaya benzer; herkesin kişiliğinde, karakterinde çocukluk arkadaşının izi vardır. Aranızda her ne olursa olsun yeri özel kalır, küs bile olsanız özlenir, adilik ettiyse bile gönlünün bir yeri onu senden bile gizli sevmeye devam eder. Çocukluğun kendisi öyle güzeldirdir ki arkadaşlıkları da öyle olur. 

Kiminin bu arkadaşlıkları ebedi birer dostluğa döner öyle ki arkadaşım dediğin insan artık seçtiğin kardeşin olmuştur; başına bir şey geldi mi ilk onu ararsın kan bağın olan abini, ablanı, kardeşini aramak yerine; sen de ona koşarsın ilk. Kavga etseniz de gel ulan der bir öpüşür barışırsınız. Egosuz başlamıştır çünkü o çocukluk arkadaşlığı.... 

Birlikte büyümek tam da bu arkadaşlıkları tanımlayan bir cümledir. Bazen birlikte büyürken işler değişir, hayatınıza sevgililer girer, ego girer, değişen hayat görüşleri girer; akışa bırakırsın işleri, su akar işte, birlikte akmazsınız, akamazsınız.... 

Ben hayatımda hep az insan olmasını tercih ettim; uzunca süre tek bir dostum oldu, çocukluk arkadaşım, kendi seçtiğim kardeşim; çocuktuk işte bir şeyler oldu birlikte akamadık; sonra başka dostlarım oldu çok sevdiklerim aileden gördüklerim ki aralarında biri çok özeldi hala da özel; çocukluğumu bilmiyordu belki ama ergenliğimi iyi biliyordu; hayallerimiz vardı, acaba evlenebilecek miyiz çocuklarımız neye benzeyecek diye oturup saatlerce sohbet ettiğimiz gecelerimiz ve birbirimizin omzunda ağladığımız zamanlarımız; çocuklarımız oldu; kurduğumuz hayaller gerçekleşti ama yine birlikte akamadık o  suda. 

Büyürsün ve bir çocuğu büyütmeye başlarsın artık çocukluk arkadaşların gibi çocuklu arkadaşların olur; zaten onlar olmasa bir çocuğu nasıl büyütürsün ki; onlar senin çocukluğunu anılarından dinlerler, onlar senin çocukluğunu bilmezler ama onlar da annedir, onlar da bir çocuğu büyütüyorlardır. Hem başkalarının anılarını dinlemek, o anılarda kendi çocukluğuna dönmek ve gülümsemek, paylaşmak da çok güzeldir. 

Anne olunca bir de böyle çocuklu arkadaşlarım oldu benim; beni 2,5 yıldır tanıyan benim 2,5 yıldır tanıdığım... Çocuğun insanın hayatına kattığı en güzel şeylerden biri de bu arkadaşlıklar oluyor. Hani Harvey Karp demiş ya bir çocuğu büyütmek için bir köye ihtiyaç var diye işte artık günümüzde de çocuklu annenin böyle çocuklu arkadaşlara ihtiyacı var, imece usulu büyüttüğün; gecenin bir yarısı emzirmeye kalktığında Whatsup'tan sende mi uyanıksın sen de mi emziriyorsun diyebildiğin. Delirdiğin bir anda offf offf fenayım kızlar ya diyebileceğin, çocukluğunu bilmeyen ama çocuklu olmayı bilen arkadaşların.... 


Bir annenin ihtiyaç listesinde kesinlikle arkadaşları olmalı. Herkes sana akıl verirken onlar sana gönül verirler çünkü herkes sana şunu yap derken onlar sana bazen hiçbir şey söylemezler sadece anlarlar. Elinde limon tutarken sen herkes sık at şu limonu der, arkadaşların ise gel limonları birleştirip limonata yapıp içelim derler. 

Annelik serüvenimde böyle arkadaşlarım olmasaydı sanırım çok daha fazla zorlanırdım. Velhasıl arkadaşlığın her türlüsü güzel, anne olduğunuzda aman canım bu saatten sonra yeni arkadaş mı edinmek demeyin sakın, yeni arkadaşlıklara açık olun, iyi gelecek.... 












21.11.2011

Aile Olmak


Anneliğimin en zor günlerinde açıp bu resme bakıyorum çünkü bu bizim ailenin mutluluğunun resmi.  Babanın güvenli kollarında anne&çocuk. (Bu arada bu resimdeki gibi tombul yanaklı ve yamuk değilim)

Resimdeki bir diğer ayrıntıda 3.'de gözlerinin kapalı olması hepimiz aynı hayali mi kuruyoruz, aynı ruyayı mı görüyoruz bilmiyorum ama hepimizin kendini mutlu ve huzurlu hissettiği kesin.

Şimdilik böyle kısa bir merhaba diyeyim dedim. 40. dolsun bakın ne bomba yazılarla döneceğim biriktiriyorum şimdi :)

Sevgilerimle
Tuten çaylak anne

28.09.2011

Hormonlar mı İnsanlar mı?


Kalabalık ve birbirine çok bağlı bir ailem var. Aynı şekilde Güray'ın ailesi de öyle. Biliyorum ki kalabalık ailelerde çocuk büyütmek daha kolay ve belki de çocuk açısından en sağlıklısı. Ama öyle ince ayarları var ki bu işin öyle ince görev dağılımları var ki herşey bir anda bombokta olabilir. Bazı laflar vardır nerde çokluk orada bokluk gibi. Her kafadan bir ses çıkınca hiçbir şeyin çözüme ulaşmaması gibi.

Oğlumun içimden çıkıp içimizden biri olmasına çok az kaldı. Heyecanla ve merakla bekliyoruz. Son günlerimi bolca dinlenerek ve bir yandan da bolca nasıl olacağını düşünerek geçiriyorum. Son günlerdeki teorimin lohusalık depresyonu denilen şeyin hormonlardan daha çok ya çok yanlız kalmaktan ya da çok insanın başınızda olmasından kaynaklı da olabileceğine inanmaya başladım.

Biliyorum ki etraftaki insanlar iyi niyetli biliyorum ki aslında yardım etmeye çalışıyorlar. Ama işte özellikle belli bir yaşın üstü kendi bildiklerin en doğrusu olduğuna inanıyorlar. Deneyimlerine çok fazla inanıyorlar. Ben de büyüklerin deneyimlerine saygılıyım fakat yine de herkesin çocuğunu kendi bildiği gibi büyütmesi taraftarıyım.
Ve yeni doğum yapan bir anne yardım istemeden bebek bakımı konusunda yardıma kalkışmanın öneri de bulunmanın doğru olmayacağına inanıyorum.

Bir lohusaya yeni anne olmuş bir kadına en büyük yardımın ev işlerinde ve ev düzeninde olacağına inanıyorum. Etraftaki insanlar anne bebeğine konsantre olsun diye tüm işleri üstlenmeli anne de çamaşırı temizliği gelen misafire hizmeti düşünmemeli. Sanırım sadece bebeğine konsantre olan anne depresyon olayına derinlemesine girmez. Elbette yardım isterse bakım konusunda da el uzatılmalı ama isterse.

Harvey Karp'ın Mahallenin En Mutlu Bebeği kitabını okuyorum.  Tamam ben de biliyorum ve inanıyorum. Öyle kitaptakileri uygulamak kadar kolay olsaydı bebek büyütmek okuduğunu her anlayan annenin hiçbir zorluk çekmeden çocuk büyütebilmesi gerekirdi. Her bebeğin kendine özgü bir bir bakıma ihtiyacı olduğuna da inaıyorum. Ve bu işin kesinlikle iş üzerindeyken öğrenildiğine bebeğin sinyallerini anlayamaya odaklanılması gerektiğine de inanıyorum. Kitapta yazanlar bana mantıklı geldi. Kaldı ki bu adama inanıyorum da. Araştırmacı her insana daha çok saygı duyduğum gibi. Araştırmalarını kanıtlayabilen ve anlaşılabilir dille yazanlara inandığım gibi.

5 temel prensipten bahsediyor Harvey K ve bu kitabı okumadan önce de inandığım bebeklerin doğduktan sonraki ilk 3 ay sürecinde anne rahmindeki hayatı aradığını ve istediğinden bahsediyor. Bebeklerin ilk 3 ay boyunca şımarmalarının mümkün olmadığından, 9 ay boyunca 24 saat annenin içinde olan ve istediği herşeyi yiyecek uyku rahatlık titreşim gibi şeyleri aramasının ve talep etmesinin ne denli doğal olduğundan bahsediyor. Ve anne rahmindeki ortam sağlandığında bebeklerin kesinlikle huzurlu ve rahat olduğundan. Disiplin denilen şeyin ilk günden değil 4. aydan itibaren oturtulabilecek bir şey olduğundan bahsediyor. Antrepologların yapmış olduğu kabileler üzerindeki araştırmalardan da bahsediyor ve bazı kabilelerde bebeklerin neredeyse ağlamadığını ağlamalarını dakika da geçtiğinden bahsediyor bunun sebebi annelerin bilinçli bir biçimde olmasa da rahimdeki ortamı sağlıyor olmuş olmalarını söylüyor.
Kitap da en beğendiğim üzerinde durulan noktalardan biri de bu 5 prensibin ancak ve ancak doğru uygulandığında pratiğe döküldüğünde işe yarayacağını söylüyor. İşte ben de buna inanıyorum. Prensipler teoriler pratikte doğru yapılmazsa hiçbir işe yaramaz. Tıpkı olumlama Secret olayında olduğu üzere. Birşeyi istemek yetmiyor. İstemeyi bilmek çok önemli. Allahtan birşeyi istemeyi bilirsek kesinlikle olur buna inanıyorum. İstediğimiz şeyler olmuyorsa Allaha neden diye sormak yerine acaba nasıl doğru bir şekilde istemeliyim mi düşünmeliyiz. Neyse konuyu dağıtmayayım.  Harvey'in prensiplerini de pratikte uygulamanın kolay olmayacağını düşünüyorum ama Harvey neyseki bu pratiğin kazanılabileceğini söylüyor ki buna da inanıyorum.

Gelelim kısaca bu 5 prensip'e. Mesela prensiplerden bir kundaklama. Bir de bu kuralların zincirleme olması gerekiyor yani sadece kundaklamayı yapıp diğer 4 madde gerçekleşmezse olmaz diyor ki ben de zincirlemeye inanınırım.

Veee bu sabah 85 yaşındaki büyük teyzem ve annemle kahvaltıda sohbet ediyoruz; diyorum ki siz sıkı kundak yapmayı bilir misiniz? 85 yaşındaki teyzemin kesinlikle bildiğini düşünürken her ikisi birden ne kundağı saçmalama zararlı bir kere diyorlar. Teyzem 3 çocuğunu nasıl da kundaksız büyüttüğünden bahsediyor. Annem doktor edasıyla konuşuyor. Ve kundak yapmanın zararlarını kolunun açık kalmasının kas sistemine faydasından falan bahsediyor. Yazan adamın da iyi bir doktor olduğundan bahsediyorum dinlemiyorlar bile.

Sonra ben bebeğimin bana yapışık olmasını istiyorum 3 ay boyunca. Yahu yüküne hazırım bunun diyorum. Sakınaaaa kucağa alıştırma bak işe geri döneceksin nidaları yükseliyor. bebeğin ilk günden alışacağından bahsediyorlar. İlk günden nasıl başlarsa öyle gider nidaları.

Sabah sohbetimiz sohbeten çok fikirleri çürütmeye dönünce kendimi bir aşağı katta ki evime atmayı uygun buldum. Ve şimdiden bebekle yanlız kalacağım zamanları özledim. Keşke yeni anneye yardım etmek isteyen tüm iyi niyetli insanlar bir anneye en büyük yardımın bebeği ile başbaşa kalacağı zamanları kalite hale getirmek olduğunu anlasa ve ona göre davransa sanırım ortada depresyon falan kalmazdı. Yeni anne kendine çabucak gelirdi. Ama yine de ekliyorum kimi anne de bebek bakımında yardım ister. Ben o kategoriden olmayacağım çok belli.

İşte böyle sevgili okur sanırım lohusalığı tetikleyen hormonların ötesinde....

14.04.2011

Yalancı Yalancı Sana Kimse Inanmaz


Muhazafar&Modern senteziyle yoğrulmuş bir ailem var. O nasıl birşey öyle derseniz şöyle birşey. Kadın&erkek ilişkileri konusunda oldukça muhafazakarlardır ama sadece kendi evlatlarına karşı. Kimsenin kızını, oğlunu eleştirdiklerini veya ne ayıp dediklerinin duymadım.

Evlenmeden birlikte olmayı yani cinsel ilişkiyi asla onaylamazlar. Flört ederken başbaşa yapılacak şeylerin bir sınırı ölçüsü olmalıdır.


Ama bu konu dışında her konuda oldukça moderndirler. Arkadaşlarımda kalırdım. Tatile de gidebilirdim ki çok gittim. Erkek arkadaşım yani güray evimize de gelmiştir ve hatta kalmıştır. Ama benim ona gitmem veya ailesinin evinde evlenmeden kalmam söz konusu bile olamaz. Kalabalık tatillere güray gelebilir ama 24 saatim saatbaşı haber vermek kaydıyla geçebilir. Uyuduğum odaya neredeyse kamera koyulmalı ve tüm gece boyunca çekim yapılmalıdır :)


Hal böyle olunca flört ederken söylediğim yalanın haddi hesabı olmadı tabii ki. Ahh ama insan söylediği yalanı unutabiliyor özellikle de evlendiyse. Elbette flört ederken Güray'la başbaşa tatile gittik. Ailem bu tatillerin hep kalabalık tatiller olduğunu bildi. Bazıları da gerçekten öyleydi. Ben söylemek isterdim lakin evde çıkacak curcunayı düşünmek bile istemezdim. Vicdan azaplarım çoktur bu konuda ama yapılabilecek birşey yoktu. Çok anlatmaya çok belli kalıpları kırmaları gerektiğini söylemeye çalıştım yok ama 50 yaşını geçmiş insana bunu anlatmak çok zor oldu. Özellikle de annem Valide Sultan kıvamında bir insanken. Sanırım karşısına geçip bu kez tatile Güray'la başbaşa gidiyoruz anne deseydim. Çekil karşımdan mahçup olman gereken yerde bir de ne söylüyorsun derdi. Eminim karalar bağlar ve yerin dibine girerdi. Ehh bu kadar üzmek istemezdim annemi. Babam onaylamıyorum ama sen bilirsin derdi bunu derdi de gözleri başka şeyler söyler sanırım bir daha da benimle yabancıymışım gibi konuşurdu.


Neyse evlendik Güray'la. Güray bey de bir sevildi ki sormayın. Güray asla damat kategorisinde değil bizim ailede. Hani sanki doğduğu günden beri bizimleymiş gibi. Geçen haftasonu Güray'la gittiğimiz Karadeniz turundan arkadaşlarımız gelecekti bize. Elbette ailem Karadeniz turuna Güray'la gittiğimi bilmiyordu. Olayın bundan sonrasını hiç hatırlamıyorum ama şöyle olmuş. Babam kim geliyor size demiş. Ben de demişim ki, Karadeniz turundan arkadaşlarımız. Annemin suratı değişmiş güray'a bakmış Güray bana bakmış anneme birşey söyleyemeyip gözlerini önüne devirmiş. Vallahi de billahi de ben hiç hatırlamıyorum bu olayı.


Dün annem ben birşey öğrendim dahası baban da öğrendi dedi. Ben ne falan dedim Güraya söyleyeceğim dedi ve söylemiş. Siz Karadeniz turuna birlikte gitmişsiniz diye.



İlk başta bir tedirgin oldum bir korku sardı beni sanki hala bekarmışım gibi sonra da dedim ki amannn nasıl olsa evlendik :) Sanırım artık ailem de aman nasıl olsa evliler diye bakıyor :)


Diyeceğim o ki bekar okuyucular. Aman ailenize söylediğiniz yalanları unutmayız veya en iyisi hiç yalan söylemeyeyiniz.


16.02.2011

Anladım ki...




Anladım ki insan evlenince sevgilisi yani kocası onun yegane ailesi oluveriyor. Evet kocaman bir aile haline geliniyor anneni babanı kardeşini/lerini unutmuyorsun, belki hala onlarda ailenin bir parçası ama yegane ailen kocan oluveriyor.


Sevgilim hep söylerdi de 33 yaşına kadar ailesiyle yaşamış ve aile bağları kuvetli olan bana garip gelirdi. Tamam bir aile kuruyoruz da 33 yılın da hakkı var derdim hem ona hem kendime.


Şimdi görüyorum ki sevgilim haklıymış insan evlenince karısı kocası ailesi oluveriyor. Herkesten daha yakınsın dahası aradığın omuz yanı başında duruyor. Yeri geliyor annenden bile daha iyi anlıyor seni kocan. Yeri geliyor kocan seni evladını sever gibi seviyor. Yeri geliyor baban gibi oluyor kocan çekindiğin saygıyla yaklaştığın. Hepsinin bir yeri oluyor evlilikte.


İşte tam da bu sebebten evlenince kocan ailen oluveriyor.


Herkes aile olmayı başaramıyor olabilir elbet ama biz başardık sanırım. 5 ayın sonunda yarım yıla çok az kalmışken bunu söyleyebilirim.


Kocam benim canım sevgilim benim yeri geliyor babam yeri geliyor annem yeri geliyor abim yeri geliyor sevgilim yeri geliyor arkadaşım olabiliyor işte bu sebeble biz bir aileyiz artık.

Çekirdek ailemizi yani beni ve Güray'ı seviyorum, çoğalacağız işallah :)


11.02.2011

Sabah Sabah...


Sabah sabah Senem'cik nam-ı diğer Semy beni ağlattı ama mutluluktan ağlattı. Blog'una Tüten için diye bir resim koymuş evet yukarıdaki resim.


Senem bin teşekkür sana. Resmi görünce aklına geldiğim için. Üşenmeyip bu resmi yayınladığın için.


Hadi hadi bu fotoğraf gerçek olsun sen de gel Yolukar ailesini Eos'unla çek ;)
Senem gönlümden geçene iyi enerjinle destek olduğun için tekrar tekrar teşekkür. Sen beni mutlu ettin Allahta seni etsin
Tüten ben
Mutlucuk :)


23.12.2010

Aile Apartmanı

Kendimi bildim bile yaşadığım apartmanda bir başka akrabamız daha oturdu ve ailemin genelinde de bu böyleydi. Biz babaannemlerle altlı üstlü oturduk. 2 dayım yanyana apartmanda oturdu. Komşularımız da çok iyiydi hala iyiler dolayısıyla büyüdğüm apartmana aile apartmanı diyebildim. Babaanemi ve büyük teyzemi (babaannemin kardeşini) hergün görme şansım oldu. Dayımların birine gittiğimde diğerini de görebildim. O zamanlar bunun ne denli değerli olduğunu bilemiyordum tabii. sanki her çocuk hergün babaannesini görebilirmiş gibi. Anneannemde dayımlarla yaşardı dolayısıyla her hafta anneannemi de görebilirdim. Zaten biraz dayımlarda biraz da biz de kalırdı. Babaannem öldü, büyük teyzem bizimle yaşamaya başladı. Bunlar bana çok doğal şeyler gibi gelirdi ki hala gelir.

Büyümeye başladığımda ve evlenmem beklenildiğinde, babaannem de öldüğü için büyük teyzem bizimle yaşıyordu ve daire kiradaydı, herkes ohh ne güzel evin hazır geçersin annenin alt katına oturursun demeye başladı. Şiddetle karşı çıktım. Olur mu öyle saçma şey dedim. Annemlerin alt katında oturuyorsam niye evleniyorum dedim. Burada yaşıyorum yıllardır benim başka hayallerim var dedim. Aynı evi aynı düzeni istemiyorum dedim. Ay hergün annemlerleyim zaten biraz uzaklaşayım dedim. Bu arada abim evlendi ve dayımlarla aynı apartmana taşındı, yadırganım, kınadım. Ben asla böyle birşey yapmam dedim.

Veee şimdi annemlerin alt katında oturuyorum. Şükürler olsun yarabbim. Ne doğru bir karar vermişim. Nasıl da akıllıca davranmışım. Ama burada Güray'ın da etkisi büyük. Aslında bu seçeneği sunduğumda deli misin tabii ki de orada oturalım diyen o oldu. Güray da benim gibi büyümüş biri. Ailece oturmuşlar onlarda. Hala Hülya annem ve kardeşi karşılıklı dairelerde oturuyorlar. Annenede onlarla birlikte. Her ikimizde bu işin zor yanlarını bilsek de hemfikir olduk.

Şu kadarını söyleyebilirim ki, aklınızda ne soru işareti var ise unutun gitsin. aileyle aynı apartmanda oturmak veya yakın oturmak paha biçilmez bir lüks bence. Harika birşey. Düşünüyorum mesela, uzakta bir yere gitseydik veya abimler bize çok yakın oturuyorlar ama yine de annemleri ziyarete gelmek için bir vakit ayırıyorlar bir gün belirliyorlar. Oysa biz sadece yukarı kata çıkıyoruz veya apartmanda karşılaşıp naber demek bile yetiyor çoğu zaman. Uzakta olsaydık haftaiçi onca yorgunlukla anneleri ziyaret faslı çıkacaktı veya bu işi haftaiçi gerçekleştiremezsek haftasonu bu işe vakit ayırmak gerekecekti ki bir süre sonra bu iş zevkten çıkıp zorunluluk halini alacak ve giderken üfleyip püfleyecektik.

Ve tabii bir de çocuk olayı var. Çocuk sahibi tüm arkadaşlarım deli misin böyle bir şansın var ise düşünme bile dedi. Doğru söylüyorlardı. Ve bugün sanırım çocuklu olan herksin bildiği bir kitabun Harvey Karp " Mahallenin en mutlu Çocuğu" kitabında bakın ne demiş:

Bir çocuk yetiştirmek için koca bir köye ihtiyaç vardır – Afrika Atasözü

Anne-baba ve çocuktan oluşan çekirdek ailenin yeni bir icat olduğunu biliyor muydunuz? Aslında bu insanlık tarihini en büyük ve en yapay deneylerinden biri! Bu şekilde yaşamaya yalnızca yüz yıl önce başladık.
…
Modern Batı kültürü bize evlerimize kapanıp çocuklarımızı yardım almadan yetiştirmenin “normal” olduğunu öğretiyor. Bebek bakıcısı ise yalnızca zenginlerin sahip olduğu bir lüks olarak görülüyor. Geniş ailenin bir üyesinin evde kalıp bebeğe yardımcı olması ise fakirliğin kötü yanlarından biri olarak gösteriliyor. Tanıdığım birçok kadın yirmi-otuz yıldır bir bebeğe sarılmamıştır! Muayeneme gelen birçok kadının kucağına aldığı ilk bebek ise kendilerininki oluyor!

Birçok kültürde çocuğu tek başına büyütmenin delilik olduğu düşünülüyor. Tüm bunları anlattığınızda “Ciddi olamazsınız! Bir bebeği kardeşinizin, annenizin, teyzenizin, arkadaşlarınızın yardımı olmadan nasıl büyütürsünüz?” diyorlar.
…
Küçük bir çocuğa bakmak zor iştir. Bu işi yalnız başımıza yapabileceğimizi veya yapmamız gerektiğini düşünmek insanlık tarihine tamamen aykırı! Gençken ailenizden olabildiğince uzağa taşınmak istemiş olabilirsiniz. Ama anne baba olduğunuzda köklerinize dönme zamanı gelmiş demektir.


İnsanlık tarihine aykırı gelmeye hiç niyetim yok. Ve çocuğumun babaannesi dedesi aileye çok yakın komşularla büyümesini çok doğru buluyorum.

Dilerim aile apartmanı geleneğimiz hiç bozulmaz. Babadan oğula geçen bir gelenek olur. İsterim ki, çocuklarım da bizimle aynı apartmanda otursun :).

Bu arada loto'dan para çıkarsa kocamın uzaklara gitmek taşınmak gibi hayalleri var. Bu hayal beni korkutuyor desem. 100 metre kare küçük evimi çok seviyorum desem :) Tamam başka evimiz olsun gidip tadını çıkardığımız ama şu aile apartmanı geleneğimiz bozulmasın yahu :)

Tüten ben
Gelenekçi

8.12.2010

Bil Bakalım Ben Kimim ;)


Blog yazarlarının "hakkımda" kısmına hep takılmışımdır kendiminki de dahil olmak üzere. Örneğin evlenmek üzere olan gibi bir cümle kullanıyorsun ve blog yazmaya 10 yıl boyunca devam ediyorsun o zaman o cümlenin hiçbir anlamı kalmıyor veya 2 yaşında dünyalar tatlısı bir meleğin annesi gibi ee sen yazıyorsun yıllarca ve o çocuk büyümüş oluyor. Her yıl da hakkımda kısmı değiştirilmez değil mi?

Kendimi anlattığım bir yazı istenmişti ben de. Ben de aşağıdaki yazıyı kaleme aldım. Yandaki kısmada ekledim aslında ama buradan da paylaşayım dedim.

Bak bakalım kimim ben;)


Tuten, 12 Ocak 1978’de  3 kişilik bir ailenin 4. üyesi olarak dünyaya geldi. Onu en çok bu ailenin 3. üyesi, kendisinden 7 yaş büyük olan abisi istedi (Bunu bilemiyor, kendisine öyle söylendi o da inandı). Ama annesi de sürekli ne iyi ettim de doğurdum seni diye sever, abisi hala iyi ki seni çok istemişim der, babası mı onun sadece gözleri dolar ve kızının uyuduğunu düşündüğü zamanlarda gelip sarılır öper onu. Babasıyla doğumgünleri arasında 1 gün 34 yıl fark var ama herhalde Oğlak burcu olmanın etkisiyle ikisi de birbirlerine çok benziyor.
Sevilen bir çocuk oldu Tüten. Bu yüzden de dünyayı  sevdi.
Çocukluğunda hep hayali arkadaşları oldu. Aynada tuvalette odasında onlarla konuştu, oynadı ve hatta etrafındakileri de onların varolduğuna inandırmaya çalıştı. Gerçek arkadaşları da vardı elbet ama nedense hayali arkadaşlarını tercih ederdi Tüten. Ailesi endişelendi pedagog’a götürdü. Korkulacak bir durum yoktu. Hayalgücü kuvetli bir çocuktu sadece bir o kadar da gerçekçi yanları vardı. O değil miydi bir oyun kurarken şakacıktan masamız olsun denildiğinde sinirlenen hayır ben gerçek bir masa istiyorum diyen?
Okula başlayıp okuma&yazmayı öğrendiğinde yazmak kısmı ilgisini daha çok çekti. Çocukken hayali arkadaşlarıyla oynadığı oyunları yazıya dökmeye başladı.  Öyle ki kendini hala yazarak ifade etmeyi konuşarak ifade etmekten daha çok sever.
Hayal kurmayı, oyun oynamayı, yaratmayı ve mitolojiyi sevdiğinden üniversite seçimine sıra geldiğinde ailesinde onu çok isteyen abisinin dışında herkesin itirazlarına rağmen yetenek sınavlarına girerek Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği okudu. Eleştiriyi neden sevdiğini okurken anladı. Metodolijiyle çalışmaya Dramaturji sayesinde alıştı. Hiç pişman olmadı okuduğu bölümden. Üniversitedeyken hemen çalışmaya başlamak istedi derdi ne paraydı ne kariyer sadece okul denilen binanın dışındakileri merak ediyordu. Meraklıydı evet… Sevdiği işler ve sevmediği işler yaptı. Yaptığı işlerden hiç pişman olmadı.
Hayal etmeyi sevdiğinden sanatçı olmak istedi, gerçekliği sevdiğinden avukat. Her ikisi de olmadı. Ama hayal etmeyi ve adaleti hala çok seviyor.

Günün bir aşık oldu Tüten çok aşık oldu. Aşkın her halini yaşadı ve sonra da muradına erdi. Güray'ıyla evlendi. Çocukken 4 çocuk hayali kurardı şimdi 3 çocuk hayali kuruyor. Aile olmayı hep çok sevdi. Büyük ve güzel bir ailenin hayalini kurdu ve şimdi o da oldu.
Dostluklara hep değer verdi ama fazla sosyal olmayı sevmedi. Çok değerli birkaç dostu var. Aileden gördüğü ve sevdiği. İşte bu küçük ama içinde büyük bir zenginlik taşıyan dünyasında mutlu bir kız çocuğu Tüten...

Geriye dönüp baktığında olabildiği şeylerden hoşnut olamadıklarıyla barışık yaşıyor.
Hala herşeye rağmen dünyayı ve yaşamayı çok seviyor.

Tüten ben
İşte böyle biri....

1.12.2010

Dostlarım Ailem ve Ben

Aaa ben yokken neler olmuş böyle :) Biri blog'uma girip neler neler yazmış böyle :)

Dün oturdum ve düşündüm. Kendine gel dedim kendime. N'oluyoruz dedim. İyi bir derdin var da bokunu çıkarma dedim.

Benim çok değerli dostlarım var en başında Pelin ve Sıla gelir. Bana nasıl destek olduklarını, nasıl yanımda hissettiklerini kelimelerle anlatmam mümkün değil. Pelin benim kardeşim Sıla benim dostum. Bu dönemde gösterdikleri samimiyeti desteği ve beni silkeleyişlerini daima şükranla hatırlayacağım.

Ve ailem en başında da kocam. Dün söylemiştim zaten Güray'la evlendiğime onun benim hayat arkadaşım olmasına bir kez daha şükrettim. Canım kocam benim yol arkadaşım. Her yolda elimde tutan sevgili. Yol taşlı da olsa yokuşta olsa elimi hep tutan insan.

Annem, babam, abim, zerrini minik elleriyle eilimi tutan Günçe, Hülya annem, Koray,anneanne, Kuzenlerim ve daha nicesi hepsi bana nasıl destek oldu. Hepsi nasıl çaktırmadığını düşünerek benim için ağladı. Hülya annem bana "Sen benim meleğimsin" dedi. Bunu annem söylese sıklıkla duyduğum için normal gelirdi ama bunu kayınvaldesi söyleyince insanın ayrı birşey hissediyor.

Ve ben; ben deyim yerindeyse kendi kazdığım kuyuya düştüm. Düşünce gücüm nasıl kuvetliymiş benim. Biliyorum tek nedeni ben değilim bu kötü serüvenin. Ama etkin olmadı mı? Oldu. Hiç endişe etmseydim de olmaz mıydı? Olurdu sanırım. O zaman bu sürevi farklı yaşardım ama bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Her endişe edenin başına bu gelmiyor çünkü her endişe edenin düşünce gücü benim kadar kuvetli değil. Şu noktada odaklanmam gereken şey ne denli kuvetli bir düşünce gücüm olduğu olmalı demek ki. Ufak bir endişeyi kendime çekebildiğime göre güçlü bir harika duyguyu da kendime çekebilecek güçteyim demek ki.

Tabii ki bugün birden bire herşeyi geride bırakamam ama elimdeki harika ötesi şeylere odaklanabilirim.

Bugün güneş yok ama benim içinde doğan birşeyler var.

İşte ben yine bildiğin Tüten :)

8.11.2010

3 Şey...

Bu haftasonu öyle derinden şükrettim ki sanırım ilk kez böylesi derinden şükrettiğini hissettim. Hani bazı durumlarda insanın göğsünün tam ortası sızlar ya yüreği çarpar ya işte öyle hissettirdi o şükran duygusu bana.

güray ile harika bir hayatımızın olacağını hayal ederdim ve buna çok inanırdım. Hayallerimde hep kalabalık ve mutlu bir aile olacağımız aşkımızın hep devam edeceği vardı. Hep inandım buna amann böyle olmasa bile ben hayal edeyim dedim.

Ve bu haftasonu hayalim tam karşımdaydı. Kocaman bir aile taşan bir sevgi, aşk, huzur ve mutluluk enerjisi. Binlerce kez belki Allahım sana şükürler olsun dedim. Allahım bu bir ömür boyu sürsün dedim. Bir parmak bal çalmak gibi olmasın dedim. Sonra kendime hatırlattım bunun sürmesini istiyorsan hayatının geri kalanını da tıpkı bugün ki gibi masal tadında "fairytale" şeklinde geçmesini istiyorsan o zaman hayal etmeye devam edeceksin bu benim payıma düşüne Tanrı kendi payına düşeni ancak sen kendi payına düşeni gerçekten gösterince gösteriyor çünkü. Görev dağılımı adil :)

Bu haftasonu hayatımın en önemli 3 şeyine karar kıldım neler mi:
* Sağlık&sihhat
*Aile (buna dostlar ve aile dostları dediklerimizde dahil)
*İnanç

Bunlar benim hayatımın en büyük zengillikleri kendimi bu haftasonu çok zengin hissettim çok hem de.

Evlilik bana çok şey kattı çok hem de. Mutluydum çok daha mutlu oldum. Aile olmanın ne demek olduğunu gerçekten evlenince anladım. Önceden de aile olmaya değer verip şükran duyardım ama şimdi hissettiklerim bambaşka.

Şimdi ki hayalime gelince; evli, mutlu kısmını geçtik çocuk kısmına geldikkk. Şimdi hayalimde bir de bu muhteşem tabloya çocuk ve hatta çocuklar ekliyorum. Tüm duyduklarıma bildiklerime ve muhtemelen başıma geleceklere rağmen hayallerimde çocuğumuz aramıza katıldığında gerçek şükran duygusunu bir kez daha yaşayacağımızı ve herşeyin harika gideceğini zorlukların o yaşanan diğer duyguların yanında unutulacağını hayal ediyorum. Tıpkı bu haftasonuna sinirle asabiyetle başlayıp bu sabah o kısmı hiç hatırlamadığım ufak bir ayrıntıymış gibi değindiğim gibi.

Dilerim herkes hayatında istediği o 3 şeye belki de daha fazlasına kavuşur.
Ve diyorum ki 3 benim en sevdiğim sayı iken ister misin 3 çocuk annesi olayım ;)

Tüten ben
hayalperest gerçekçi ;)