öfke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öfke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.10.2014

Kendine Verebileceğin En iyi Şey; Şefkat

Ne verirsen onu alacağını biliyordu; o yüzden karşılaştığı herkese sevgi, bağışlama ve nezaket gösterdi. Bu hem kendine hem başkalarına verdiği bir hediyeydi


Kızarız, öfkeleniriz,üzülürüz ve daha nicesi, hepsi de insana dair duygular. Ama bazen hatta çoğu zaman bu duygularımızla özdeşleşiriz; öfkeliyim deriz örneğin. Öfke hissediyorum demek yerine. Kelime oyunundan ibaret değil bu söylediğim; çünkü öfkeli hissediyoruz, öfkenin kendisi değiliz, böyle baktığımızda duyguyu yakalama ve fark etme fırsatını yakalıyoruz. 

Herkes bilir aslında; bu duygular hiç işimize yaramaz, bize daha iyi hissettirmez veya mevcut durumun daha iyi gitmesine vesile olmaz; aksine çoğu zaman durumu daha da kötüleştirir. Ama yine de, elimde değil, diyerek de bu duyguları yaşar ve dediğim üzere bu duygularla özdeşleşleişiriz. Aslında bu duyguları seven bir yanımız hatta bu duygularla beslenen bir yanımız var o da egomuz. Ego böyle var oluyor. Özdeşleşmezsek bu duygularımızla, öfkeliyim, sinirliyimi üzgünüm demez isek ego yine besleniyor olur ama farkettiğiniz ve duygunuzu izleyip kabul ettiğiniz yerde ego giderek zayıflıyor ve zaman içinde varlığını güçlü bir biçimde gösteremiyor. 

Ego sadece böyle olumsuz duygulardan mı beslenir elbette hayır bir de onu besleyen, beslemekle kalmayıp şişiren duygularımızla varolur; vay be ben neyim duygusu, kendinlei başarınla, yaptıklarınla da haddinden fazla özdeşleşmek, egonun sevdiği bir başka duygu biçimidir. Lakin en iyi şeyi de başarmış olsanız; ego daha da daha da diyecektir, ego tatmin olmayı ve yetinmeyi bilmez çünkü. Dolayısıyla yine o başkaki duyguya geri dönülecektir; kendini yetersiz, başarısız ve mutsuz hissetme duygusu. 

Şefkatınız kendinizi içermiyorsa tamalanmamış demektir. 

Peki ne yapmak gerekiyor;  ben FARKET- HİSSET-ŞEFKAT GÖSTER diyorum. Kızgın mısın, üzgün müsün; önce duygunu bir farket ve kızgınım demek yerine kızgın hissediyorum de; sonra duygunu tüm bedeninde hisset; kızgınken ne oluyor mesela sana; karnına kramp mı giriyor, ne oluyor? Her ne oluyorsa olmasına izin ver ve izle, direnç gösterme, normal olduğunu kabul et ve sonra kendine tüm bu duyguların yüzünden kızmak yerine şevkat göster, sarıl kendine, tamam de kendine, istersen ağla ama kendini suçlama, kendine kızma, kendinle savaşma! 

Eğer bunu yaparsan; kendine şefkat gösterebilirsen, diğer insanlarla zorluk yaşarken onlara da gösterbilirsin; eşine, çocuğuna ve ailene bakışın değişir; çünkü kendine bakışın değişmiştir bir kez. İnsanlara sinirlenmek, kızmak, öfkelenmek ve hatta üzülmek yerine şefkatinle yaklaşırsın. 


Sen yine sinirlen, sen yine öfkelen, sen yine üzül ama bunların sonucunda bağırmak, çağırmak, belki de şiddet kullanmak yani tepki göstermek yerine fark et bunları, hisset; dene bakalım hayatında neler değişecek. Sanırım bu duyguların seni rahatlattığını söyleyemezsin, o hissettiğin rahatlama duygusu kısa süre sonra yerini pişmanlığa ve kendini suçlamaya bırakmıyor mu sanki; itiraf et ki bırakıyor; o halde işin en başından farkında ol ve kendine verilebilecek en iyi şeyi şefkatı ver. 

18.09.2014

Bazı Çocuklar Öfkeyle Doğarlar




Bazen  çocuklar ki,her insan bir zamanlar çocuktu, öfkeyle doğarlar; önlenemez önüne geçilemez ağlamaları ve hatta ağlama krizleri olur, annesinin kucağında olmak bile çoğu zaman işe yaramaz, emmek bile istemez. Bu hal özellikle anneye kendini çok çaresiz ve kötü hissettirir. 

Doğum şekli ne olursa olsun, annenin bedeninden ayrılıp dünyaya gelmek tüm insanlar için hayattaki ilk travma. Ve doğum ile birlikte acı bedeni dediğimiz  beden aktive oluyor. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığını biliyoruz, öyle değil mi? Bir bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz var; ve bunlar birbirine öylesi geçmiş durumdaki çoğu zaman hangisiyle varız farkında bile değiliz. Aslında bizler ruha sahip bedenler değil bir bedene sahip ruhlarız. 

İnsanların verdiği duygusal tepkilerin yoğunluğu acının da yoğunluğunu gösterir. Ağlamak da bir duygusal tepkidir. Bebekler tüm ihtiyaçları giderildiği halde ağlıyorlarsa bu acı bedenlerinin bir tepkisidir. Ve acı beden yine acıdan beslenir; acı bedenin uykuya geçmesi ve aktive olmaması için yapılması gereken tek şey ise onun farkında olmak ve sadece an'da kalmaktır; tepkiye tepkiyle cevap vermemek yani. 

Bir bebek tüm ihtiyaçları giderildiği halde çok çok ağlıyorsa  ve bu ağlama annenin de acı bedenini tetikliyorsa ve anne bunun farkında bile değilse işte o zaman her iki tarafta yani anne ve bebek birbirilerinin öfkeyle, stresle acı bedenlerini besliyor olacaktır. Anne tetiklense dahi bunun farkında olup sadece o duygunun içinden akıp gitmesine izin verir ve böylece strese girmez ise ve bebeğinin de doğumdan ve belki de anne karnında yaşadıklarının duygusal bir tepkisi olduğunu farkeder ve sadece bebeğini stressiz bir biçimde kucağına alırsa işte o zaman bebek daha çabuk ve daha kolay sakinleşecek. Anne bebeğin acı bedenini beslemediği içinde kısa sürede bu ağlamalar son bulacaktır. 


Peki farkında olmayıp bir şekilde büyüyünce ne oluyor?  Acı bedeni beslenen bebekler büyüdüklerinde öfkeli, vuran, kıran, çabuk sinirlenen, eşyaları yerlere atan, kısacası kolaylıkla ve sıklıkla öfke nöbetleri geçiren çocuklar haline geliyorlar.  Bu hale drama denilebilir; çünkü bu durumlar oldukça dramatik oluyor. Peki ebeveyn ne yapmalı. Elbette yapacağı tek şey farkında olmak ve an'da kalarak yani tepki göstermeyerek, çocuğun bu acı bedenini beslemeyerek çocuğa örnek olmalı. Nasıl besliyoruz bu halleri; bağırarak, bazen çıldırarak, bazen malesef döverek (hala çocuğunu dövebilen büyük bir kesim var); aslında o anda çocuğun acı bedenin istediği şey tam da bu ve sizin tetiklenen acı bedeninizin de istediği şey aynen bu; bunu yaptıktan sonra siz rahatlarsınız çocuğunuzun şok geçirdiğini düşünürsünüz çünkü çocuklarda genellikle pısmak, sinmek vb dediğimiz hallere bürünürler oysaki acı beden istediğini almış ve bir süreliğine meydandan çekilmiştir. Bunu bağımlılık gibi düşünebilirsiniz; bir madde bağımlısı, maddeyi aldıktan sonra sakinleşir ama sonra yeniden krize girer! İşte beslenen acı beden de böyledir. 


Böyle anlarda çocuğunuzla konuşmak, durumunun farkında olduğunu cümlelerinizle anlatmak çoğunlukla işe yaramaz. Yapılabilecek tek bir şey var o an tepki göstermemek sadece durumun farkında olmak ve sonra sular durulduğunda çocuğa yaşadığı şey hakkında bilgi verip, çocuğun da kendini ifade etmesini sağlamak. Zaman alır ama doyurulmayan her acı beden bir süre sonra tamamen ortamı terkeder. 

Siz bunu başardğıınızda bu tam da kazan-kazan durumuna müthiş bir örnek olur. Boşuna sadece ebeveyn çocuğu değil çocukta ebeveyn'i büyütür denilmemiş. Siz kendinizinde içindeki acı-bedeni farkettiğinde artık o farkedilmenin ve ortadan kaybolacağının farkındalığı ile sizi çok zorlayacak bile olsa başlarsa bir süre sonra tepkisizliğinden ve yüksek farkındalığınızdan kaybolup gidecektir. 

Kendinizin ve çocuğunuzun duygularının daha doğrusu duygusal tepkilerinin acı-bedeninin farkında olun. Ve sadece izleyin, bu duyguların kaybolup gitmesine fırsat tanıyın. Sizin farkındalığınız çocuğunuzun en önemli öğretmeni ve çocuğunuzun sizin hayat rehberiniz. 

Dinginliğin, sakinliğin ve farkındalığın gücü sizinle olsun. 






3.09.2014

Çaresi Var: OYUN



Çocuğunuz uyumuyor mu? Yoksa yemek mi yemiyor? Uyumsuz mu? Çok mu öfkeli?  Ve daha nicesi mi. Hepsinin çaresi tek bir kelimede gizli o da OYUN!. 

Oyunun çocuğunun can damarlarından biri olduğuna daima inandım ve bildim ama bu inandığım şeyi pratiğe dökebilmem tam tamına 2,5 yılımı aldı. Şahane ve gerçekçi nedenlerim vardı çocuğumla oyun oynayamamak için; 


Bir bebekle ne oynanabilirdi ki; 

Benim çocuğum erkek çocuktu kız olsa neyse oynardım da, erkek çocuk ile ne oynayacaktım ki ben. 
Hiç oturarak bir şey oynamayı tercih etmiyorduki oturupta oynayayım
Dikkati çok kısa süreliydi ee 10 dk bir oyun mu değiştirecektik. 
Baklaım annem & babam benimle oyun oynamış mıydı ki ben bunu bileyim. 
Hem hem en önemlisi bağlı olduğu sevdiği elinden düşürmediği bir oyuncağı yoktu. 

Gibi gibi bir çok güzel bahanem vardı ve bana çok gerçek gelirdi; ama ben hiçbir zaman tam olarak orada oyunun içinde olamazdım, bundan da keyif aldığımı söyleyemem. 

Sonra ne mi oldu? Baktım ki işler hiç iyiye gitmiyor; sınırsız sevgi bu çocuğun deposunu doldurmuyor; sevgi kadar önemli ne var, sıradaki neydi elbetteki oyundu. Çocukla oyun oynamak ona kendini değerli hissettiren, onu sevdiğinizi gösteren ve farkedildiğini, varlığının kabul edildiğini ispat eden yegane şey. 

Bir görüşmemizde Nilüfer hanım demişti ki; oyunu senin kurmana gerek yok, sen ona eşlilk et. Üzerimden ne oynayacağızki şimdi stresini attım en başta. Sonra düşündüm de ben çocuklar tarafından hep çok sevilen biri oldum ve onlarla iyi geçindim; abuk subuk oyunlar bulmada ve oynamada üstüme yoktur aslında; mesela pırt oyunu. Biri pırt mı yaptı burada offf çok kokuttu ama pırt pırttt buna gülmeyen ve hemen oyuna dahil olmayan bir çocuk tanımadım henüz; hemen kıkırdamalar, hemen gülüşmeler, bir daha pırt yapsanaaaa. Aren'le en keyifli oyunlarımızdan biridir bu :) Anneeee pırt yapmaca oynayalım mı? Vallahi üzerine tanımam, kahkaha garantisi kesin ve evet çok abuk bir oyun :)






Oyun çocuğu tanımak için harika bir vesile. Oyun oynarken çocuğunu çok iyi tanıma fırsatı yakalıyorsun; nelerden hoşlanır, sosyalleşmedeki araçları ne, neye nasıl tepki veriyor ve daha nicesi. Oyun çocukların kendilerini ve duygularını açıkça ifade edebildikleri bir süreç 

Oyun çocuğu da anneyi de enerjjik kılar. Bir çiftlikte yaşayıp etrafta serbestçe koşmak, yürümek harika olurdu ama bu hepimizin sahip olabileceği şey değil; ama mesela biz evde canavarcılık oynuyoruz; sırayla canavar olup birbirimizi kovalıyoruz, hem eğleniyoruz, hem enerji yakıyoruz. TV karşısında miskin miskin oturmaktan daha iyi geldiği kesin. Elbette TV karşısında oturup beraber güldüğümüz, heyecanladığımız çizgi filmler de var; ama onu seyrederken bile bir alışverişimiz oluyor, sohbet ediyoruz. 


Oyun yorar. Oyun çocuklar için fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir faaliyet dolayısıyla her anlamda yoruluyorlar; bu da uykuya geçişte ciddi etkili. Hem yoruluyor hem doyuyor daha ne! Dikkat dikkat ben uykudan çok çekmiş bir anneyim, benim çoucğum uyuyorsa ve uykuya geçisinde bunun çok büyük etkisi var ise ciddiye alın pişman olmazsınız derim. Oyun çocukların işi, iş insanı yorar ama sevdiği bir işi yapıyorsa o tatlı yorgunlukla uykuya kolayca dalar. 



Oyun bağları kuvvetlendirir. Çocukla birlikte geçen her zaman özel ama onunla oyun oynarken geçirdiğimiz zaman en kıymetlisi. Oyun çocuğun öğrendiği, iletişim kurduğu ve gelişiminin büyük bir parçası olduğu bir süreç bu sürece dahil olmak çocuğun hemen farkettiği ve onu motive ettiği bir hal. 

Oyun hayalgücünün temeli. Oyun oynarken hayal gücünün temelleri atılıyor; çocukla beraber oynayıp onun hayal gücüne eşlik etmek, onu yüreklendirmek ise çocuğun özgüvenini fazlasıyla destekliyor. 

Oyun çocuğun iletişim dili. Çocuklar konuşabiliyor ve duygularını sözlü ifade edebiliyor bile olsalar; bazı duygularını sadece oyunla dile getirebiliyorlar. Bir annenin hikayesini biliyorum; çalışan bir anne, akşam oynarlarken çocuk bebeğin bacaklarını koparır gibi yapıp geri takıyor; bebek oyunda anne bu arada, çocuk burada anneye ciddi bir mesaj veriyor; gitmeni istemiyorum!. Çocukların en güçlü iletişimleri oyun ile. 

Oyun öğretir. Herhangi bir şeyi çocuğa oyun aracılığı ile öğretmek dil dökmekten hatta çoğu zaman örnek olmaktan daha etkili. Oyun içersinde vermek istediğiniz mesajı çok daha rahat verebiliyorsunuz ve çocuk bunu daha kolay içselleştirebiliyor. 

Oyun ebeveyn'e de şifadır. Çocukla oyun oynarken gerçekten orada oyun içersinde olursanız bu size de en iyi gelen şey oluyor; çünkü oyun an'da kalmaktır, çünkü oyun ibadet gibidir; içinde huzur gizlidir ve bu yüzden vazgeçilmezdir!

Oyun çocuğa  seni seviyorum mesajıdır. Çocuklar ilgili çok severler; hatta ilgi manyağı bile diyebiliriz onlara; ve oyun oynarken sadece onunla orada olduğunuzu bilmeleri onlara verilebilecek en güzel hediye. Ben varım, seviliyorum,ilgileniyorum ve onlar için değerliğimi hissettirecek yegane şey. 

Oyun eğlencedir! Eğlence de her şeydir!

Peki ama ne oynayacağımız hangi soruna hangi oyunun iyi geleceğinden hiç bahsetmemişsin derseniz; bu soruların cevabı evinizde ve çocuğunuzda gizli; kendinizi onun kollarına bırakın, elbette bazen siz de oyunu başlatan ve yöneten taraf olabilirsiniz; ama oyunun lideri çocuğunuz olmalı. Oynuyoruz ama sonuç alamadık hiç derseniz; emin misiniz oynadığınıza, emin misiniz orada tüm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuzla olduğunuza diyeceğim; çünkü öyle olsaydı emin olabilirsinizki işe yarardı. 


Oyun evdeki terapidir, tüm aile halkına en iyi gelen terapi üstelik! 

10.06.2014

Çocuğa Öfke Kontrolünü Öğretmek


Çocukların hepsi,yetişkinler gibi, öfkelenir. Tehtit edildiğimizi düşündüğümüzde ya tamamen ortamdan koparız, ya kavga moduna geçeriz ya da donup kalırız. Öfke vücudun "kavga et" modudur. 
Sadece dışarıdan gelen uyaranlar karşısında öfkelenmeyiz; aynı zamanda kendi hissettiklerimize karşı da öfke duyabiliriz. Üzüldüğümüzde, canımız acıdığında ve korktuğumuzda bu duygulardan kendimizi sıyırmaya bakarız. Atağa geçerek bu duygularla başetmeye çalışırız. Çocukların ön korteksleri gelişmediği için kendi kendilerini sakinleştirmeyi beceremezler ve öfke halleri daha da fena olur. 
Dışardan gelen uyaranlara ve tehtitlere karşı öfkelenmek zaman zaman işe yarayabilir ama çocuklar genellikle daha farklı şeylere karşı öfke duyarlar; bir arkadaşının oyuncağını alması, birinin onu korkutması ve benzerleri gibi. 
Öfkenin sağlıklı yönetildiği ailelerde ki bu ailenin öfke anında kendini regule edebilmesiyle ilişkili, çocuklarda kendi öfkelerini yönetmeyi öğrenebiliyorlar. Peki bu ne anlama geliyor; 

* Agresif dürtüleri kontrol edebilme:  Anaokuluna başladıkları zamandan itibaren çocuklar öfkelerini kontrol edebilir durumda olabilmeliler; çocuklarımızın öfkelerini kabul edip sakin kaldığımızda onlarda bir süre sonra sakin kalamayı öğrenecekler. Kendilerine ve başkalarına zarar vermemeyi öğrenmelerinin en iyi yolu bu. 
*Öfkeye sebeb olan nedenleri bilmek:  Çocuk korkuyu, yara almayı, utanç duygusunu bilirse ve yani hissettiklerinin farkında olursa kendini de sakinleştirebilir. Yani şöyle; arkadaşın seninle bu oyuncağı paylaşmadığı için üzüldün, şuan üzgünsün. Sordukları soruyu bilemediğin için utandın. Tüm bunlar öfkenin kaynağına inmektir ve çocuğu sakinleştirecektir. Aslında bu yetişkinler için de müthiş bir egsersiz. Ben bazen utandığımda çok öfkeli olurum ama öfkemi kusmak yerine utancımı kabul edip onunla ilgilendiğimde öfkem kaybolur. 
* Problem Çözme Becerisi: Önemli olan çocuğun öfke hissettiğinde bir daha bu öfkenin tekrarlanmayacağı yöntemleri bulmak. Mesela ebeveynlerinden yardım istemek, çok sevdiği bir şeyi paylaşmak istemiyorsa onu ortadan kaldırmak gibi. 
Çocuklar ihtiyaçlarını ve istediklerini diğer çocuklara fiziksel veya sözlü zarar vermeden ifade etmeyi öğrenmeli.
Tüm bu yetilerin ailenin rehberliğinde öğrenilmesi uzun zaman alabiliyor ki bu da doğal, ayrıca çocuklar bunlarıı öfke anlarında değil sakin kaldıkları anda öğrenebiliyorlar.  Eğer ebeveynler çocuklarının bu öfkelerini ifade etmelerine fırsat tanırlarsa ve çocukların bu öfkenin altında yatan nedeni keşfetmelerine fırsat verirlerse çocuklar zaman için regule olmayı ve problem çözmeyi öğrenebiliyorlar. 


Peki ebeveyler neler yapmalı? 

* Tüm duygular yaşamak serbest:  Duygular serbest fakat eylemler kısıtlı. Yani öfkelenebilir bunu sözlü bir biçimde ifade edebilir ama vuramaz. Öfkesini yaşamasına fırsat tanımalıyız. 

* Limit koyulmalı: Ne kadar öfkeli olduğunun farkındayım ama vuramazsın; istersen git duvarı it 
Ebeveynlerin görevi çocukların duygularını güven içinde yaşamalarına fırsat vermek olmalı. 
*Öfke anında çocuk asla tek başına bırakılmamalı: Daima hatırlamalı onlardan en çok kaçmak istediğimiz zamanlar onların sevgimize en çok ihtiyaçları olduğu an aslında. Öfkelilerken yanlarında kalıp onları anladığımızı göstermek ve ben buradayım yanındayım seni her halinle kabul ediyorum mesajı oldukça önemli .
Çocuklar öfkenin ve diğer olumsuz duyguların düşündükleri kadar korkutucu olmadığını ebeveynlerinin sergilediği duruş ve tutum sayesinde öğrenirler. Yani sizin sakin kalmanız oldukça önemli. İş başa düşüyor yani yine :)

Sonuç olarak özellikle 2-5 yaş arası öfke ve öfke nöbetleri gayet doğal sadece yönetilmeli ve yol gösterici olunmalı. 




8.05.2014

Tam da Niyet Etmişken



Kilo vermeye niyet edersin ve güne bu niyetle uyanırsın; tam kahvaltı edeceğin sırada burnuna nefis poğaça kokuları gelir ama sen diyettesindir biraz bozulursun yine de almazsın o poğaçalardan, yersin 1 halanmış yumurtanı yanında bol yeşillklei karnın hafiften acıkmaya başlar, elinde en sevdiğin gofret ile arkadaşın gelir paylaşalım mı der; ah için gider ama hayır diyebilirsin çünkü diyete başlayalı daha saatler olmuştur; akşam olur eve gidersen ve aman Allahım annen mantı yapmış; yok bu kadarı fazladır artık sana aman bugun az yedim zaten dersin ve mantıya gömülü verirsin. 


Öfkesini kontrol edebilen bir insan olmaya niyet edersin; sabah arabana binersin daha köşeyi dönerken ters giriş yapmış bir arabayla karşılaşırsın niyet ettin ya daha bir kaç saat önce aldırmayaya çalışır öfkeni bastırırsın ama tüm gün olanlar yakanı bırakmaz; sanki her şey öfkelenmen içindir o gün. 

Tam, tamam artık iyi düşüneceğim, olumlu bakacağım ve benzerlerini söylersin bir de bakarsın ki her şey ters gidiyor o gün ve sen yine vesvese kuşu olmuşsun. 

Mesela namaz kılmaya başlamaya niyet edersin; ama bir türlü başlayamazsın veya başladığın gibi bırakırsın, tam secde edeceksin aklına abuk şeyler gelir, tam abdestin vardır hoop o an tuvaletin gelir, abdest bozulur ve sende vazgeçersin. 

Yukardaki örnekleri ve benzerlerini hemen hemen hepimiz yaşamışızdır ve yaşamaktayızdır. Peki hiç düşündünüz mü neden böyle?

Aslında tüm bunlara şükretmek ve olduğu anda sevinmek gerekiyor. Tüm bunlar doğru yolda olduğunuzun bir göstergesi. Bir şeye niyet ettiğinizde niyetiniz sınanır; ne kadar istiyorsunuz, gerçekten niyetinizde kararlı mısınız diye. Aslında bu hayatın kendinizle yüzleşmeniz için size sunduğu bir fırsattır. 


Yapılması gereken çok basit, yavaşlamak ve FARKETMEK. diyete karar verdiğinizde hep en sevdğiniz yemeklerin önünüze gelmesi sizin sınavınızdır; o an şükürler olsun ki doğru yoldayım işte bu benim için fırsat deyip niyetinizde ne kadar kararlı olduğunuzu kendinize ispat edebilirsiniz. 

Sakin bir insan olmak istediğinizde karşınıza hep öfkeleneceğiniz şeylerin çıkması büyük bir şükran sebebi; başka türlü nasıl sakin kalmayı öğrenebilirsiniz ki, elbette sınanacak elbette testen geçeceksiniz. 

Boşuna niyet herşeyden önemli denmiyor; ve herşey bu hayatta zıttıyla var! 

Bugünden itibaren bir şeye niyet ettiğinizde yavaşlayın ve FARKINDALIĞINIZI en yüksek seviyeye taşıyın. Daima niyetinizin enerjisinde kalın. Sınavlarınıza şükredin ve bunların fırsat olduğunu görüp fırsatları iyi değerlendirin. 




5.11.2013

Saldırgan İnsanlarla Başa Çıkma Yolları


Çoğu zaman gün içinde bizi yiyip bitiren, sinirlerimizi bozan ve strese sebebiyet veren durumlar olur, bunlardan biri de rahatsız edici insanlardır. 

Bu insanların hayatta beslendiği şey; kavgadır, her olaydan mutlaka sorun çıkarırlar ve genelde kabadırlar. 

Böyle insanlar herkesi bir şekilde rahatsız eder ama böylesi durumlarda sinirlenmek ve strese girmek yerine başa çıkmayı öğrenmeli insan ki hayatını yaşanılabilir kılsın. 

Benzer durumlar yaşayan ben eskiden sinir küpüne döner, günümü berbat eder ve stresi en yüksek noktada yaşardım; zaman içinde bunu aştım, şimdi sinirlerim bozulmadığı gibi stres seviyem hiç yükselmiyor, çünkü başetme yollarını öğrendim ve uygulamaya başladım. Tartışmanın noktasından sonra benim için konu kapanmış oluyor, tartışırken de sinirli bir hal içinde olmuyorum, sakinliğimi koruyabiliyorum; nasıl mı, aşağıdakileri uygulayarak. 


Büyük Resme Bakarak; tartıştığım konu her ne olursa olsun bunun hayatımın meselesi olmadığını kendime hatırlatıyorum. 2 yaşında bir çocuğunuz var ise kendinizi onunla kıyaslayabilir ve çocuk olmadığınızı kendinize hatırlatabilirsiniz. biliyorsunuz çocuklar için herşey hayat memat meselesi; bir şey mi istiyor o an olmalı, olmadı mı dünyaları yıkabilirler. O an o şeyi istedikleri için kendilerini kaybedebilirler. Kendinize bunu hatırlatmakta büyük fayda var; tartıştığınız konu her ne ise hayatınızın meselesi değil, dolayısıyla enerjinizi ve kendinizi hayatınızın meselesi olabilecek şeyler için saklayın. 

Akışına Bırakmak; Karşınızdaki insanın kim ve ne olduğunu biliyorsanız, şaşırmazsınız zaten. Böylesi durumlarda kendini düşünmek en iyisi, sinirlenirseniz bunun zararı size, o yüzden sıklıkla kendinize tartıştığınız insanın kim olduğunu hatırlatın; aslında derdi sizinle değil tam anlamıyla kendiyle. Bunu bilmek size iyi gelecektir; derdi kendiyle olan insanın, en sık gösterdiği davranış biçimi saldırganlıktır çünkü. 













Zihninizden Bir Öpücük Atın Ona; Zor biliyorum ama saldırgan insanların mutlaka kişisel bir sorunları vardır, çoğunlukla da mutsuzluk sendromu yaşıyorlardır; hayatlarıda öfkeli oldukları birileri veya birşey vardır veya korktukları, doğal olarak bu da tüm hareketlerine yansıyordur. Aslında deli gibi sevgiye, sıcaklığa ihtiyaçları vardır; bunu da hayatlarında karşılayamadıkları için saldırgan davranırlar. Böyle insanların 2 yaşında çocuktan arkı yoktur aslında; çünkü çocukların da ne zaman sevgiye ihtiyacı olsa ve bunu dile getiremese saldırganlaşırlar. İşte böyle zamanlarda ona zihninizden bir öpücük atıverin, sarılıverin; bu sizi öfkeden sinirlenmekten dahası kendinize zarar vermekten alıkoyacaktır. 

Ve mutlaka hatırlayın; bu insanların aslında sizinle hiçbir dertleri yok; tüm dertleri kendileriyle ama bunu görmek yerine tüm dünyaya savaş açmış durumdalar. Kişisel algılamayın, üzerinize alınmayın; kendi inandığınızı savunup hayatınıza kaldığı yerden devam eden, hatırlayın hayat memat meselesi değil ;)