bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.01.2015

Rutin İyi Bir Şey mi?


Bebekler büyürken aman rutini olsun denir; rutin oluşturmanın öneminden bahsedilir; neden rutine bu kadar önem verilir? Çocuk için neyin ardından neyin geleceğini bilmek güven duygusunu güçlendirdiği için. Neye ve nereye doğduğunu bilmiyor kabul edilir bebek, ben böyle düşünmüyorum, ama olsun yine de rutin de rutin derler. Aynı saatlerde aynı şeyleri yapmak, olay dizisini bozmamaktır rutin bir anlamda. Önce banyo, biraz masaj ve sonra uyku gibi. Ben Aren'de rutine önem vermedim; önem verecek bir halimizde yoktu, çünkü bizim daima B-C-D ve E planına ihtiyacımız oldu :) Rutin oluşturulabilecek bebek var oluşturulamayacak bebek var ama konumuz bu değil. 

Bebekler büyüyüp bir çocuk olduğunda yine rutin önemlidir ama zaten çocuk kendi rutinin oluşturuvermiş olur; aslında bakacak olsan bebeğin de kendi rutini vardır; ebeveynler o rutini keşfetmek yerine kendi öngörüsü, çok okumuşluğu hatta fazlaca bilmişliği ile kendince iyi olacağına inandığı rutine bebeği adapte etmeye çalışır. Mesela banyo mevzusunun Aren'in uykusunu kaçırdığını, banyo yapmayıp da yattığında uykuya daha kolay geçtiğini farketmemiz gibi.

Peki ya yetişkinlerin rutine ihtiyacı yok mudur? Yetişkinler kendini hep mi güvende hisseder veya belirsizlikler yetişkinlerin başa çıkabileceği bir şey midir? 

Eskiden zevk aldığın şeyler senin için sıkıcı
olmaya başladıysa işte rutin budur. 
Ben rutine fazlaca inanan biri değilim; rutin ileride plansız hareket edememeyi beraberinde getiriyor bana kalırsa;  bir düzene alışırsan, birden düzen dışına çıkılırsa ne yapacağını bilemez sanki insan. Ve büyüdükçe aman işte rutin bir hayat diyerek sıkıntını ve tek düzeliğini dile getirir insan. 


Bana kalırsa ne bebeklerin ne yetişkinlerin hayatında rutini olmamalı ama elbette bir düzen söz konusu olmalı; lakin her insanın düzeni farklıdır; her bebek aynı rutinden hoşlanmaz tıpkı her insanın aynı şeyleri yapmaktan zevk almayacağı gibi. 

Yaratıcılığın  rutinin tam tersi olduğu düşünülürse; illa hayatınızın bir rutini olmasına ve hatta çocuğunuz için de bir rutin oluşturmaya çalışmayın. Rutinden daha önemlisi hayatın akışında akıp gidebilmek..... 



21.11.2014

Bir Daha Doğurursam...


Hayatta kullanmamaya çok özen gösterdiğim ve çok saçma bulduğum bir cümle vardır: Şimdiki aklım olsaydı..... Şimdiki aklına sahipsen bu geçmişten çıkardığın öğreti sayesindedir, geçmişte o pişman olduğun veya ah'ladığın vah'ladığın şeyi yapmamış olsaydın belki de bugün ki aklına hiç mi hiç sahip olamayacaktın. O yüzden şükretmeli insan yaşadığı her deneyime. 

Bazen düşünüyorum, Aren doğmadan önce abuk subuk şeylere takmıştım; mesela yatak odasında koyacağımız ve oturup üzerinde emzireceğim sallanan sandalyenin kaplanmasına. Güray'la didişmiş doğuma kaldı 1 ay halaaa kaplatamadık demiştim. Oysaki o sandalyede oturup emzirdiğim, o da sırf zihnimdeki o resim için, sayılıdır. Evet çok hoş bir kumaş seçip kaplattık ama olmasa da olurdu. 

Yine odasını almak için gösterdiğim çaba ve nice böylesi şeyler. Evet bunlara fazlaca kafayı takmamıştım ama itiraf etmeliyim ki zihnimi oyalamış ve çok mühimmiş gibi gözükmüştü bana o zaman. 

Aren'in doğması, 3 yıl içinde dönüşen ben bugün doğursa bambaşka şeylere kafa yorar ve dikkat eder mesela; ama kimbilir belki bundan da bir 3 yıl sonra bu dikkat ettiklerime bakar ve gülümserim; ey gidi Tüten ey derim. 

Ne odası ne sallanan sandalye gibi bir ayrıntı umrumda olmaz. Bunların dışında; yine uykusuz gecelerim olsa, olaya çok daha farklı yaklaşırım, yani yaklaşamasam bile bunu denerim. 

Bebeğin zorluklarında isyan etmek, yılmak yerine bunların bana güç katacağını bildiğim için ve o ilk hamile olduğunu öğrendiğin andaki, doğrduğun kucağına aldığın tenini tenine dayadığın o ilk andaki mucizevi duyguyu yaşatmaya gayret ederim. Zorluk diye sıfatlandırdığım durumların içinde ne denli insan olmaya dair ayrıntıların gizli olduğunu görmeye çalışırım. 

Yaradanın başettiği bu mucizevi duyduğu tekrardan tatmak nasip oldu diye şükran ve şükür duygumu dile getirir, zor, güç ve benzer diye adlanadırabileceğim duygulara izin verir ancak üzerime yapışmasına fırsat tanımam. 

Biliyorum ki bir daha doğursam bir daha doğarım bir daha içimdeki bir ben'i keşfederim. 

18.09.2014

Bazı Çocuklar Öfkeyle Doğarlar




Bazen  çocuklar ki,her insan bir zamanlar çocuktu, öfkeyle doğarlar; önlenemez önüne geçilemez ağlamaları ve hatta ağlama krizleri olur, annesinin kucağında olmak bile çoğu zaman işe yaramaz, emmek bile istemez. Bu hal özellikle anneye kendini çok çaresiz ve kötü hissettirir. 

Doğum şekli ne olursa olsun, annenin bedeninden ayrılıp dünyaya gelmek tüm insanlar için hayattaki ilk travma. Ve doğum ile birlikte acı bedeni dediğimiz  beden aktive oluyor. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığını biliyoruz, öyle değil mi? Bir bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz var; ve bunlar birbirine öylesi geçmiş durumdaki çoğu zaman hangisiyle varız farkında bile değiliz. Aslında bizler ruha sahip bedenler değil bir bedene sahip ruhlarız. 

İnsanların verdiği duygusal tepkilerin yoğunluğu acının da yoğunluğunu gösterir. Ağlamak da bir duygusal tepkidir. Bebekler tüm ihtiyaçları giderildiği halde ağlıyorlarsa bu acı bedenlerinin bir tepkisidir. Ve acı beden yine acıdan beslenir; acı bedenin uykuya geçmesi ve aktive olmaması için yapılması gereken tek şey ise onun farkında olmak ve sadece an'da kalmaktır; tepkiye tepkiyle cevap vermemek yani. 

Bir bebek tüm ihtiyaçları giderildiği halde çok çok ağlıyorsa  ve bu ağlama annenin de acı bedenini tetikliyorsa ve anne bunun farkında bile değilse işte o zaman her iki tarafta yani anne ve bebek birbirilerinin öfkeyle, stresle acı bedenlerini besliyor olacaktır. Anne tetiklense dahi bunun farkında olup sadece o duygunun içinden akıp gitmesine izin verir ve böylece strese girmez ise ve bebeğinin de doğumdan ve belki de anne karnında yaşadıklarının duygusal bir tepkisi olduğunu farkeder ve sadece bebeğini stressiz bir biçimde kucağına alırsa işte o zaman bebek daha çabuk ve daha kolay sakinleşecek. Anne bebeğin acı bedenini beslemediği içinde kısa sürede bu ağlamalar son bulacaktır. 


Peki farkında olmayıp bir şekilde büyüyünce ne oluyor?  Acı bedeni beslenen bebekler büyüdüklerinde öfkeli, vuran, kıran, çabuk sinirlenen, eşyaları yerlere atan, kısacası kolaylıkla ve sıklıkla öfke nöbetleri geçiren çocuklar haline geliyorlar.  Bu hale drama denilebilir; çünkü bu durumlar oldukça dramatik oluyor. Peki ebeveyn ne yapmalı. Elbette yapacağı tek şey farkında olmak ve an'da kalarak yani tepki göstermeyerek, çocuğun bu acı bedenini beslemeyerek çocuğa örnek olmalı. Nasıl besliyoruz bu halleri; bağırarak, bazen çıldırarak, bazen malesef döverek (hala çocuğunu dövebilen büyük bir kesim var); aslında o anda çocuğun acı bedenin istediği şey tam da bu ve sizin tetiklenen acı bedeninizin de istediği şey aynen bu; bunu yaptıktan sonra siz rahatlarsınız çocuğunuzun şok geçirdiğini düşünürsünüz çünkü çocuklarda genellikle pısmak, sinmek vb dediğimiz hallere bürünürler oysaki acı beden istediğini almış ve bir süreliğine meydandan çekilmiştir. Bunu bağımlılık gibi düşünebilirsiniz; bir madde bağımlısı, maddeyi aldıktan sonra sakinleşir ama sonra yeniden krize girer! İşte beslenen acı beden de böyledir. 


Böyle anlarda çocuğunuzla konuşmak, durumunun farkında olduğunu cümlelerinizle anlatmak çoğunlukla işe yaramaz. Yapılabilecek tek bir şey var o an tepki göstermemek sadece durumun farkında olmak ve sonra sular durulduğunda çocuğa yaşadığı şey hakkında bilgi verip, çocuğun da kendini ifade etmesini sağlamak. Zaman alır ama doyurulmayan her acı beden bir süre sonra tamamen ortamı terkeder. 

Siz bunu başardğıınızda bu tam da kazan-kazan durumuna müthiş bir örnek olur. Boşuna sadece ebeveyn çocuğu değil çocukta ebeveyn'i büyütür denilmemiş. Siz kendinizinde içindeki acı-bedeni farkettiğinde artık o farkedilmenin ve ortadan kaybolacağının farkındalığı ile sizi çok zorlayacak bile olsa başlarsa bir süre sonra tepkisizliğinden ve yüksek farkındalığınızdan kaybolup gidecektir. 

Kendinizin ve çocuğunuzun duygularının daha doğrusu duygusal tepkilerinin acı-bedeninin farkında olun. Ve sadece izleyin, bu duyguların kaybolup gitmesine fırsat tanıyın. Sizin farkındalığınız çocuğunuzun en önemli öğretmeni ve çocuğunuzun sizin hayat rehberiniz. 

Dinginliğin, sakinliğin ve farkındalığın gücü sizinle olsun. 






3.09.2014

Çaresi Var: OYUN



Çocuğunuz uyumuyor mu? Yoksa yemek mi yemiyor? Uyumsuz mu? Çok mu öfkeli?  Ve daha nicesi mi. Hepsinin çaresi tek bir kelimede gizli o da OYUN!. 

Oyunun çocuğunun can damarlarından biri olduğuna daima inandım ve bildim ama bu inandığım şeyi pratiğe dökebilmem tam tamına 2,5 yılımı aldı. Şahane ve gerçekçi nedenlerim vardı çocuğumla oyun oynayamamak için; 


Bir bebekle ne oynanabilirdi ki; 

Benim çocuğum erkek çocuktu kız olsa neyse oynardım da, erkek çocuk ile ne oynayacaktım ki ben. 
Hiç oturarak bir şey oynamayı tercih etmiyorduki oturupta oynayayım
Dikkati çok kısa süreliydi ee 10 dk bir oyun mu değiştirecektik. 
Baklaım annem & babam benimle oyun oynamış mıydı ki ben bunu bileyim. 
Hem hem en önemlisi bağlı olduğu sevdiği elinden düşürmediği bir oyuncağı yoktu. 

Gibi gibi bir çok güzel bahanem vardı ve bana çok gerçek gelirdi; ama ben hiçbir zaman tam olarak orada oyunun içinde olamazdım, bundan da keyif aldığımı söyleyemem. 

Sonra ne mi oldu? Baktım ki işler hiç iyiye gitmiyor; sınırsız sevgi bu çocuğun deposunu doldurmuyor; sevgi kadar önemli ne var, sıradaki neydi elbetteki oyundu. Çocukla oyun oynamak ona kendini değerli hissettiren, onu sevdiğinizi gösteren ve farkedildiğini, varlığının kabul edildiğini ispat eden yegane şey. 

Bir görüşmemizde Nilüfer hanım demişti ki; oyunu senin kurmana gerek yok, sen ona eşlilk et. Üzerimden ne oynayacağızki şimdi stresini attım en başta. Sonra düşündüm de ben çocuklar tarafından hep çok sevilen biri oldum ve onlarla iyi geçindim; abuk subuk oyunlar bulmada ve oynamada üstüme yoktur aslında; mesela pırt oyunu. Biri pırt mı yaptı burada offf çok kokuttu ama pırt pırttt buna gülmeyen ve hemen oyuna dahil olmayan bir çocuk tanımadım henüz; hemen kıkırdamalar, hemen gülüşmeler, bir daha pırt yapsanaaaa. Aren'le en keyifli oyunlarımızdan biridir bu :) Anneeee pırt yapmaca oynayalım mı? Vallahi üzerine tanımam, kahkaha garantisi kesin ve evet çok abuk bir oyun :)






Oyun çocuğu tanımak için harika bir vesile. Oyun oynarken çocuğunu çok iyi tanıma fırsatı yakalıyorsun; nelerden hoşlanır, sosyalleşmedeki araçları ne, neye nasıl tepki veriyor ve daha nicesi. Oyun çocukların kendilerini ve duygularını açıkça ifade edebildikleri bir süreç 

Oyun çocuğu da anneyi de enerjjik kılar. Bir çiftlikte yaşayıp etrafta serbestçe koşmak, yürümek harika olurdu ama bu hepimizin sahip olabileceği şey değil; ama mesela biz evde canavarcılık oynuyoruz; sırayla canavar olup birbirimizi kovalıyoruz, hem eğleniyoruz, hem enerji yakıyoruz. TV karşısında miskin miskin oturmaktan daha iyi geldiği kesin. Elbette TV karşısında oturup beraber güldüğümüz, heyecanladığımız çizgi filmler de var; ama onu seyrederken bile bir alışverişimiz oluyor, sohbet ediyoruz. 


Oyun yorar. Oyun çocuklar için fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir faaliyet dolayısıyla her anlamda yoruluyorlar; bu da uykuya geçişte ciddi etkili. Hem yoruluyor hem doyuyor daha ne! Dikkat dikkat ben uykudan çok çekmiş bir anneyim, benim çoucğum uyuyorsa ve uykuya geçisinde bunun çok büyük etkisi var ise ciddiye alın pişman olmazsınız derim. Oyun çocukların işi, iş insanı yorar ama sevdiği bir işi yapıyorsa o tatlı yorgunlukla uykuya kolayca dalar. 



Oyun bağları kuvvetlendirir. Çocukla birlikte geçen her zaman özel ama onunla oyun oynarken geçirdiğimiz zaman en kıymetlisi. Oyun çocuğun öğrendiği, iletişim kurduğu ve gelişiminin büyük bir parçası olduğu bir süreç bu sürece dahil olmak çocuğun hemen farkettiği ve onu motive ettiği bir hal. 

Oyun hayalgücünün temeli. Oyun oynarken hayal gücünün temelleri atılıyor; çocukla beraber oynayıp onun hayal gücüne eşlik etmek, onu yüreklendirmek ise çocuğun özgüvenini fazlasıyla destekliyor. 

Oyun çocuğun iletişim dili. Çocuklar konuşabiliyor ve duygularını sözlü ifade edebiliyor bile olsalar; bazı duygularını sadece oyunla dile getirebiliyorlar. Bir annenin hikayesini biliyorum; çalışan bir anne, akşam oynarlarken çocuk bebeğin bacaklarını koparır gibi yapıp geri takıyor; bebek oyunda anne bu arada, çocuk burada anneye ciddi bir mesaj veriyor; gitmeni istemiyorum!. Çocukların en güçlü iletişimleri oyun ile. 

Oyun öğretir. Herhangi bir şeyi çocuğa oyun aracılığı ile öğretmek dil dökmekten hatta çoğu zaman örnek olmaktan daha etkili. Oyun içersinde vermek istediğiniz mesajı çok daha rahat verebiliyorsunuz ve çocuk bunu daha kolay içselleştirebiliyor. 

Oyun ebeveyn'e de şifadır. Çocukla oyun oynarken gerçekten orada oyun içersinde olursanız bu size de en iyi gelen şey oluyor; çünkü oyun an'da kalmaktır, çünkü oyun ibadet gibidir; içinde huzur gizlidir ve bu yüzden vazgeçilmezdir!

Oyun çocuğa  seni seviyorum mesajıdır. Çocuklar ilgili çok severler; hatta ilgi manyağı bile diyebiliriz onlara; ve oyun oynarken sadece onunla orada olduğunuzu bilmeleri onlara verilebilecek en güzel hediye. Ben varım, seviliyorum,ilgileniyorum ve onlar için değerliğimi hissettirecek yegane şey. 

Oyun eğlencedir! Eğlence de her şeydir!

Peki ama ne oynayacağımız hangi soruna hangi oyunun iyi geleceğinden hiç bahsetmemişsin derseniz; bu soruların cevabı evinizde ve çocuğunuzda gizli; kendinizi onun kollarına bırakın, elbette bazen siz de oyunu başlatan ve yöneten taraf olabilirsiniz; ama oyunun lideri çocuğunuz olmalı. Oynuyoruz ama sonuç alamadık hiç derseniz; emin misiniz oynadığınıza, emin misiniz orada tüm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuzla olduğunuza diyeceğim; çünkü öyle olsaydı emin olabilirsinizki işe yarardı. 


Oyun evdeki terapidir, tüm aile halkına en iyi gelen terapi üstelik! 

27.08.2014

Ebeveynliğin Sihirli Cümleleri




Tüm zamanların ve insanların üzerinde en etkili cümle içtenlikle söylenen seni seviyorum cümlesi olmalı. Öyle ki bu cümlenin içinden akan enerji insana ulaştığında sedatif etki yapabiliyor anında, hiç vakit kaybetmeden. 

Bu sihirli cümle en öfkeli çocuğu,  en büyük kriz anında kucağınıza alıp kulağına doğru fısıldadığınızda öfkenin şiddetini azaltıyor, krizi daha kısa sürede sonlandırabiliyor. Bu cümlenin anlamını bilmesine bile gerek yok bir bebeğin; cümlelerin hatta her bir harfin bile bir enerjisi ve titreşimi var; ve dünya üzerinde titreşimleri ve enerjileri en doğru algılayabilenler bebekler & çocuklar ve hayvanlar. Bu nedenle anne karnından itibaren bebekle konuşmak oldukça etkili. 



Aren ne zaman çok öfkelense, kucağıma gelmek istemese de onu zorla kucağıma alıp veya çok çok yakınına gidip biraz okşayıp seni seviyorum canım benim diyorum; eskiden kucağıma gelmek istemeyince yanında kalır ama dokunmazdım sonra zorlada olsa almaya başlayınca daha kısa sürede sakinleştiğini gördüm. 

Çocuklar ne kendilerine ne de başkalarına zarar vermek istemiyorlar aslında; birine vurduğunda canını acıyacağını bilemiyor, henüz beyinleri böyle bir korelasyon yapacak durumda değil. Dolayısıyla kendilerine ve başkalarına zarar vermek onlar için oldukça kolay. Böyle durumlarda; sen ve bedenin çok değerli kendine bunu yapmana izin veremem diyorum; şayet bir başkasına yapmaya kalkarsa, hemen kucağıma alıp olmaz başkalarına zarar vermemiz gerekiyor, o da çok değerli çünkü diyorum. Etkili olduğuna defalarca şahit oldum. 

Güzel cümlelerin enerjisi titreşimi öyle güzeldir ki, duymak ve hatta söylemek bile insana iyi gelir. Ama söylerken bunu derinden hissederek söylemek, inanarak söylemek o sihirli etkiyi yapıyor. 

Bir başka sihirli cümle de, tabii ki seni anlıyorum cümlesi. Anlaşıldığını bilmek kime iyi gelmez ki? Ama çaresiz bir çocuğa en iyi gelecek cümlelerden biri kesinlikle bu. Seni anlıyorum, neye üzüldüğünün farkındayım, canın neye sıkıldı görüyorum ve bunu anlayabiliyorum. Bu cümlelerin titreşimleri ve enerjisi çocuğa değdiği anda inanabilirsiniz ki o çocuk dünyanın en mutlu çocuklarından biri haline geliyor. Ve bunu en güzel zaman gösteriyor ebeveyn'e.  

Anlaşılmak, sevilmek ve değerli olduğunu duymak bunlar bebekler, çocuklar ve tüm insanlık için en önemli şeyler. İnsanoğlunu var eden şeyler bunlar ve varlığına şükran duymana vesile olan şeyler. 

Elinizde sihirli değnek olmayabilir ama sihirli cümleleriniz olduğuna emin olabilirsiniz. 

7.08.2014

Hazır Olmak Diye Bir Şey Var mı?


Hazır olmak diye bir şey var mı? Size sorayım bir de; hazır olduğunuz ve tam da hazır olduğum gibi dediğiniz şeyler oldu mu? Ben kendimi şuna çok hazırladım ve başıma geldiğinde beni derinden sarsmadı veya şaşırtmadı dediğiniz. 

Ben bu hayatta en çok anne olmaya hazır hissetmiştim kendimi; öyle ki eğer 18-19 yaşında biri bana evlenme teklif etseydi hemen kabul eder  ve hemen de çocuk yapardım; yaş 32 olup evlenince onca sene o kadar hazırlamıştım ki kendini bir tek bebek yoktu ortalıkta; öyle ya çok hazırdım ben ; çünkü çocukları çok severdim, çünkü onlarla çok iyi vakit geçirdim, çünkü ebeveynlik üzerine çocuğum yokken bile çok okurdum; her şeyin ötesinde hazırdım işte ben ya, çok hazırdım. Ve Aren doğdu; sudan çıkmış balığa döndüm, değil hazır olmak hazırlıksız sağanak yağmura, fırtınaya kapılmak gibi bir şeydi benim için. Tüm bildiklerimi sil baştan yazdım ben. 


Büyük teyzem vardı; bizimle yaşamaya başlamıştı, kanser oldu ve kısa sürede de 2-3 ay gibi öldü; biliyordum işte ölecekti ve ölümü her an olabilirdi; hazırlamıştım kendimi, o haberi aldığımda yıkılmayacaktım; sabah öptüm kokladım sanki daha iyi gibiydi ya, sanki gözünü açar gibiydi; öğlen saatlerinde telefon geldi, son nefesini veriyordu. Yıkıldım evet, sanki o gün ölmeyecekti ya ölmeyecekti. Hazırdım oysaki hastaydı işte ve 80 yaşındaydı, ölecekti. Ama yoo hiç de hazır değilmişim buna. 

Aren'den önce hamileydim; kanamam başlamıştı, ilk doktor ziyaretinde sanki tutunmayacak gibi demişti doktor 1-2 daha bekleyecektik; hazırlamıştım kendimi evet tutunamayabilirdi, demek sağlıksız bir bebekti, sağlıklı olsa kesin tutunurdu çünkü; ve bebeğim gitti, düşük oluyor dediğinde doktor çok ağladım çok, hazırlıklıydım oysa öyle değil mi? 

Flört ederken; bir şeyler yolunda gitmez, süre istenir, vakit istenir; tamam dersin hazırlarsın kendini, ayrılacaksınız işte son demler; sonra son bir kez daha buluşunulur; sen bile istiyor olsan ayrılığı o beylik tiradı, olmuyor aslında sen çok iyisin de geyiklerini, sen bile yapacak olsan; bitti mi, o masanda kalktın mı, pek de hazır olmadığını anlarsın. Boşanmakta böyle bir şey; iki insan anlaşarak bile boşansa, hazır bile olduğunu sansa buna, o mahkemede; yaz kızım karar verildi denildiği anda hissedilenler başka oluyor. En hazır insan bile o mahkemeden çıkarken veya avukatı arayıp; tamamdır dediğinde, Ohhhh dediği kadar Offf da diyebiliyor. 

O yüzden bazen 2. çocuğa hiç hazır değilim dediğimde kendi kendime gülüyorum; Tüten hazır olmak diye bir şey var mı diyorum :) İnsan yaşamadığı, bilmediği duyguya nasıl hazır olabilir ki; evet çocuk sahibi olmak nedir biliyorum ama 2 çocuk sahibi olmak nedir bilmiyorum; yaşayana kadar da bildiğimi sandığım her şey havada asılı kalacak. 

Velhasıl; bana kalırsa hayatta hazır olmak diye bir şey yok, hazır olduğunu sanmak veya buna inanmak var, o yüzden akışta kalmak, geldiği gibi yaşamak, anın tadını çıkarmak esas olan! Kendini iyiye veya kötüye hazırlamak diye bir şey yok; bazen iyi bile garip gelir insana ne yapacağını bilemez. 

Akışta kalırsan, anı yaşarsan zaten her şeye hazırsındır. 


Ben son dönemlerde,tamam bunda Aren'in büyümesinin de etkisi var, 2. bir evladı istediğime emin oldum; bakın istediğime diyorum, yoksa hazır mısın dersen yok yahu hazır olmak diye bir şey mi var derim :), korkularım var, endişelerim var ve hatta içimden delirme kızım kendine gel diyen bile var ama hepsinin icabına isteğim bakar diye düşünüyorum. 

Hazır olmayı beklememek gerek; istemek ve harekete geçmek gerek! 




20.12.2013

Mit'ler ve Annelik

Evrimsel tarzda çocuk yetişiren bir kadının yazısını okudum, kendim yazmış gibi geldi. Yazının anafikrinden yola çıkarak da aşağıdaki yazıyı yazdım.  Evrimsel tarz da ne demek derseniz aslında "atachement parenting.

Çocuk yetiştirmekle ilgili ciddi mit'ler var; dahası bu mitleri destekleyen araştırmalar, doktorlar ve daha nicesi. Kimi yaşanan bu mit'leri destekliyor kimisi de mit olduğunu kanıtlıyor.Ve ben de bir çok bu mite inandım, dahası kandım ve yaşadıkça mit olduğunu gördüm. 

2,5 yaş annesi olarak artık şundan kesin olarak eminim: Çocuk yetiştirirken bakacağın, dinleyeceğin, izleyeceğin tek yol çocuğun. Kitap oku, hiçbir bilgiden eksik kalma ama tüm o bilgiler senin ana öğünün olmasın, aperatiflerin olsun. 



Beraber Uyuduğumuz İçin: “Asla kendi yatağında yatmayacak ”

Ehhh berbaer uyuyup da bu cümleyi duymayan var mı? Yazarda bunu defalarca duymuş; kızı 3 yaşında ve hala beraber uyumaktan oldukça keyif alıyorlarmış. Yaar, üniversiteye kadar mutlaka kendi odasına geçmek isteyeceğini düşünüyor :) Ve hatta bir kardeşi olursa kesinlikle odasına geçeceğine inanıyor. 

Bizdeki durumda bu; aynı yatakta yatmıyorum bizim odamızda kendi yatağında yatıyor. Erkek çocuk aman dikkat lafını çok kez duydum. Sex hayatımızı merak eden, alttan alta nasıl yani çocuğun yanında mı sevişiyorsunuz demek isteyen çok oldu; ne kadar hayal gücünden yoksun insanlar öyle değil mi? Yatak ve sex ne kadar özdeştirilmiş; Güray ve ben hayal gücü geniş insanlarız, korkmayın sakın olun herşey yolunda hala deliler gibi sevişiyoruz demek isterdim, demedim :) Herşey yolunda deyip geçtim. 

Bizim hiçbir sürecimiz bizi zorlamadı, emziği kendi bırakmak istedi, memeyi kendisi bıraktı ve daha nicesi. Bu akşam eve gittiğimde Arenciğim odanda yatıyorsun dersem itiraz etmeyeceğinden adım gibi eminim. Bu ondan çok benim bizim ihtiyacımız. Çalışıyorum ve uykudaki ilişkiye de inanıyorum. Gözünü açtığında beni ve babasını orada görmenin ona güven verdiğini, aynı odada birlikte uyumanın yaydığı enerjinin güzelliğinin hepimizi olumlu etkilediğini bizzat görüyorum. uykudayken öpmenin, sarılmanın, ona güzel sözler fısıldamanın gücüne %100 inanıyorum. 

Zamanı gelince allahşakına beni bir rahat bırakın ya odamda uyuyayım diyeceğini de biliyorum. Sezgilerime sonsuz güveniyorum, buna henüz tam olarak iki tarafta hazır değil. Ve mitlere asla inanmıyorum bu konuda. Kİmseye de bak benim yaptığım doğru sen de yap demedim. Bu bizim ailemiz için doğru, biz böylesini istiyoruz dedik. Ama aynı saygıyı bir çok insandan göremedim. 

Danıştığım ve fikrini aldığım, Aren'i gözlemleyen hiçbir uzmanda yatakları ayırın; çocuğunuzdaki belirtiler bunun yanlış olduğunu gösteriyor demedi. Psikolojik anlamda binlerce kere şkürler olsunki sağlıklı bir evladım var. 

İlk Bir Yıl Anneye veya Babaya Yapışık Yaşadığı İçin: “Ayrılma tramvası yaşayacak; hiçbir zaman yanınızdan ayrılıp keşfetme dürtüsünü kullanmayacak"
Aren doğduğu andan itibaren hep kucağımızda, göğsümüzde ve hatta sling ile  bize yapışık haldeydi. Hastane bile zorunlu haller dışındaki ya yanında gittim ya Güray'ı da gönderdim, ne bebek odasında kaldı ne de testlerde. Doğduğu anda ciddi kanamam olduğu için bayılmadan 2 dk önce güray'a hemen yanına git ve konuş onunla dedim; sonrasında benim işlemlerim bitti göğsüme yatırış o yatırış. 

İstinasız her tebriğe gelen ve ailem dahil bu kadar kucakta tutulmaz çocuk dedi; dinledik mi? dinlemedik elbette. Her çocuk bir dönem ayrılma tramvası yaşar; ister kucağınızda büyütün, ister büyütmeyin. Bunu her sağlıklı bağlanan çocuk yaşar. 

Aren 2,5 yaşında; bir ortamda arkasına bile bakmadan gider; keşfetme dürtüsünü sonuna kadar kullanan bir çocuk. Kendine güveni o kadar fazlaki cahil cesareti diyebilirsin, misal; bakkala kendisinin gidebileceğine inanıyor: Şudan in şudan geç işte bakkal, giderim anne giderim diyor :)

Pek çok zaman bizim de ona eşlik etmemizi istiyor ki bu harika bir şey; ailesiyle vakit geçirmek istemekten, paylaşmaktan daha güzel ne olabilir ki. 

Yazarın 3 yaşındaki kızı da böyleymiş; okula giderken el sallayıp annesini salıveriyormuş. 

Anaokula gitmeyip, evde kaldığı için: “Diğer çocuklarla sosyalleşmeyi bilemeyecek”

Aren de anaokuluna gitmiyor, gitmeli mi hala şüpheliyim ama gidecek. Maşallah sosyallik dedin mi aklına Aren gelsin; bir ortama girdi mi çekinir, biraz utanır ki bunun iyi ve güzel bir şey olduğuna inanıyorum. Etrafını gözlemler ve eğer ortama ve oradaki insanlara güvenirse tamamdır; iişte çılgın Aren karşınızda. Son yazdığım yazılardan biri olan Teknoloji İçin Hiçbir Zaman Geç Değil yazıma Çokbİlmiş çok önemli bir yorum bırakmış; çocukların anaokulunda da sosyalleşemediğine dair; niye mi çünkü hep müdahale ondan, aman birbirlerine vurmasınlar, aman birbirlerinin ellerinden bir şey almasınlar; başlarında hep bir öğretmen ve hep bir engelleme, ders verme halleri. 

Okula karşı değilim ama evde büyüyen bir çocuğun da en az okullardaki kadar sosyal olacağına inanıyorum; hele de geniş ve büyük bir aileye sahipse. 

Her İstediğinde Emzirdiğin İçin: "Arsız, her istediği olsun isteyen bir çocuk olacak"

Bebekler neden emmek isterler; çok net 3 sebebten: açlık, rahatlama isteği, yakınlık. Ve ben bu her 3 isteği de karşılamakla yükümlüyümdür çocuğum olduğunda. Aren'i her istediğinde emzirdim, emzirmeyi bitirmemize yakın ciddi emme delisi bir çocuktu; peki n'oldu? 1 günde şak diye bitirdi, ben şoka girdim o hayatına kaldığı yerden devam etti. Şimdi nasıl bir çocuk; arsız ve her istediği olsun diye kıçını yırtan bir çocuk mu? Asla değil. Sınırlarını bilebilen ama elbette bu sınırları sonuna kadar zorlayan biri. Elbette herkes istediği herşeyin olmasını ister, olmayınca ağlayabilir, sinirlenebilir ve somnunda başa çıkmasını öğrenir. 

Aynı zamanda uzun süre sadece anne sütü alan çocukların, beslenme sorunu olacağına; ek gıdayı sevmeyeceğine ve benzerine inanılır; oysaki örneğin ilk 1 yıl sadece anne sütü alıp, bebeğin kendi isteği ile, sonrasında gayet iştahlı çocuklarda var; yazarın kendi kızıda böyleymiş. Ben bu yaklaşıma sıcak bakan biri değilim; ama insanların tercihine saygılıyım! Böyle bir mit'e de inanmıyorum. 

Yeni bebek sahibi olacağına tek tavsiyemdir: bebeğinizi her istediğinde emzirin!


Sling Kullandığın İçin: Çok geç emekleyip çok geç yürüyecek!

Her yeni anneye tavsiyem hemen sling almasıdır. Sling hayat kurtarıcıdır ve son derece sağlıklıdır. Arende her türlü slingi kullandım ve çok rahat ettim; en son 2 yaşına gireceği zaman yurtdışı seyahatimizde Boba kullandık ve çok rahat ettik. Aren 6 aylıkken emekledi 10,5 aylıkken yürüdü. Sling bebeklerin karın kaslarını da güçlendirir; değil yürüme ve emeklemeyi ertelesin, hızlandırır bil. 








Emerek Uyuduğu İçin: "Asla Kendi Kendine Uyumayı Öğrenmeyecek"


Uyku ah uyku! Uyku eğitimine asla inanmayan biriyim; ama ben yaptım oldu diyorsanız; çocuğunuzun uyuyacağı varmış, oturttuğunuz düzen de işe yaramış diyeyim. Eğer tercih ettiğiniz sistem ağlatmaksa çok üzgünüm ama çok hatalı bir şey yapmışssınız; çocuğunuzun beden haritasına inanılmaz olumsuz bir durum eklemişsiniz; bir bebeğin ağlaması ve karşılığında yanında kimseyi bulamaması yoksunluk ve güvensizlik hissinden başka bir şey değildir. 

Biliyor musunuz bu yöntemle büyüyen çocuklar; birer yetişkin olduklarında beraber oldukları insanları hep kaybeeceklerini düşünür ve sürekli arayan insanlardan olurlarmış. Bakınız ben! Annem bana böyle bir uyku eğitimi vermiş ve evet ben kocam 5 dk geç kalsa felaket senaryoları yazan, telefona sarılan ve panik atak yaşayan biriyim! 

Çocuklar 2'y ayrılırlar uyku konusunda: uyuyanlar ve uyumayanlar!. Uyuyan bir çocuk şanstır, güzel bir şans. Elbette etkileyen çok fazla ebeveyn tarzı var. Ama uyumayacaksa uyumaz. Bunun emzirmekle, onunla bununla hiçbir alakası yok. 

Aren 19 ay boyunca memede uyudu, bıraktığı gün sorunsuz bir biçimde uyudu!. 

Uzun lafı özü; mit'ler daima olacak ve anne olarak çok kez duyacaksınız; her duyduğumuza inanmamak lazım öyle değil mi! 

Okuyun çok okuyun ama sadece yazılana değil yazılanın kalbinizle buluştuğuna inanın. 

Asıl rehber önce çocuğunuz sonra kalbinizdir!



4.09.2013

Evlenir Evlenmez Yapılmayacak Tek Şey





AAA NE DİYORSUN BE KADIN SEN!

Tabii ki de cevap çok basit: Çocuk! Siz bilirsiniz ben sizi uyarıyorum; yok ben herşeyi yaşayarak öğrenirim diyorsanız, buyrun evlenin ve ilk işiniz çocuk yapmak olsun! Bizim gibi fazla meraklı olabilirsiniz; acaba hamile kalabilecek miyim diye, evlenir evlenmez korunmadan seks'e yeşil ışık verirsiniz sonra bir bakarsınız ki gerçekten merak ettiğiniz kadar varmış; bir sonraki ay düğüne gelenleri dedikoduya sürekleyecek nur topu gibi hamile haberiniz olur. 

Çocuk yapıp da pişman olanını duymadım; bende, bizde hiç pişman olamadık ama yapmadan önce hele de evlenir evlenmez yapmadan önce değil 10 top 1000000 sebeb sıralayabilirim. İyi düşünün; sadece çocuğun sorumluluğunu değil aşağıdakileri de göze alıyorsanız siz bilirsiniz, beni dinlemeseniz de olur. 

Yeni evlenen tüm arkadaşlarıma yegane söylediğim şey budur benim; düğün gecesi kulağına eğilir, ne yap ne et ilk yıldan çocuk yapma derim. Gelin görün ki bunu benim kulağıma fısıldayan hiç olmadı; benim kulağıma hep çocuk yapın çocuk çocuk denildi; kimbilir belki de yaş 33'dü ondan :) Hoş biz çocuk sahibi olmak için imza atanlardanız, çok hazırdık da hazır olduğumuz kısım çocuk sahibi olmak mı, yoksa ciddi hazırlıksız yakalandığımız noktalar oldu :)

Çok mu merak ettiğiniz sebeblerini, haydi o zaman geçelim listeye; 
AAA SAHİ Mİ CİDDİ OLAMAZSIN! 



Hamilelik doğal bir süreçtir; YALAN. Yani şöyle; evet hamilelik insanın doğasında var ama her zaman sorunsuz geçmiyor; bulantısı, yorgunluğu, düşük riski, gebelik tansiyonu, gebelik diyabeti; daha sayıyım mı? Diyelim bunların hiçbiri olmadı; kasılması olmayanı, bacağı & beli ağrımayanı duymadım henüz. Kaldı ki belli bir süre cinsel ilişkiyi de unutun. Hamileliğin ilk zamanlarında isteğiniz olabilir ehh işte hormonlar ama son aylarda seks mi o ne bile diyebilirsiniz. 

Hamilelik vücudu yeniler. KULLİYEN YALAN!  Ebru Şallı geni taşımıyorsanız veya genetik olarak harika bir miras kalmadıysa size unutun bunu. Emzirecekseniz göğüslerinizi sadece siz değil kocanız bile tanıyamayabilir; hoş adam daha yeni tadını çıkaracaktı hoop o gögüslerin sahibi bebek oluverdi; sizin bile değil yani öyle düşünün. Çatlak olma olasılığı çok yüksek, varis olma olasılığınız çok yüksek, sezeryan olacaksanız sezeryan karnı denilen şeyin kalma ihtimali çok yüksek, normal doğum yapacaksanız; ehh onun da kendince derdi tasası var. Oooo daha neler neler, doğum yapmış bir tanıdığınıza sorun onlar size daha ayrıntılı anlatır. 



İlişkiyi güçlendirir; BİLDİĞİN KUYRUKLU YALAN;  Çok film izliyorsunuz tabii; sanıyorsunuz ki hamilelik boyunca kocanız göbeğinizi okşuyor, nasıl heyecanlısınız nasıl, zaten yeni evlenmişsiniz çok mutlusunuz Allahhhh bir de bebek olunca çifte kavrulmuş lokum misalisiniz; 4 gözle gün sayıyorsunuz bebeğinize kavuşmak için; evet kısmen doğru bunlar, elbette kocanız adam gibi adam ise göbeğinizi de okşuyor, bebekle de konuşuyor, göbeğinize öpücükler konduruyor ve daha nice romantizm kokan hareketler. 

Lakin evlenmişsiniz istediğiniz zaman seks yapabilme özgürlüğüne kavuşmusunuz; nerede akşam orada sabah yapabilirsiniz, sanmayın ki hamilelikte bunlar yapılabiliyor, yok yapılamıyor hem teknik olarak hem de duygusal olarak çok mümkün değil. 

Tam sosyal hayatın dibine vuracaksınız hoop sizin akşam 9'da uykunuz geliyor; tam şöyle mutfağa girip yemek yapacaksınız, tadını çıkaracaksınız o da nesi siz mufağın m'sini duyduğunuz anda öğürmeye başlıyorsunuz; hamile kadın eğitimli kurt köpeğinden bile iyi koku alır. Kocanızla başbaşa rakı tokuşturmak mı, çakırkeyif olup, kocanızla flörtleşip derin uykuya dalmak mı? İşte tam filmlik kareler!


Bunlar hamilelikte yaşananlar bir de hamilelik bitip lohusa günleri başlıyor; lohusa günleri bitip, başka haller geliyor; onları da mı merak ediyorsun o zaman şöyle; 

Kocanı artık ellerden kıskanmayacaksın, adam her gün duş yapabiliyor diye kıskanacaksın; Valla şansı varsa sen de hergün yıkanırsın ama asla kocanın yayıla yayıla güzel güzel yıkanmasına benzemeyecek; hele o ilk bir kaç ay; adama deli olacaksın, ulan bu çocuğu birlikte yaptık, sen ohh mis kaldığın yerden üstüne mis gibi bebek kokusu sinmiş vaziyette hayata devam et; benim üzerime sinmeyen koku kalmasın! Böyle içten içe adama delirip, laf sokmaya başlayacaksın falan. 

Yeni evlilikte hiç hoş olmayan şeyler bunlar :)

Kocan horluyor olacak sen uyku neydi ya diye dolanacaksın evde; Tamam kocan iyi biri, harika bir baba oldu; ama senden daha ön planda değil, sen emzirirken veya mama verirken seninle birlikte uyandı veya mamayı o hazırladı veya 10 kere kalkıyorsanız 1 tanesinde seni uyandırmadı bile ama yok yok yok asla senin kadar uykusuz olmayacak; veya ikinizde mi uykusuzsununz bu daha kötü dostum:)

Hoş mu şimdi bu; oysa siz evlenirken ne hayaller kurmuştunuz değil mi? Sarmaş dolaş uyumalar, haftasonu geç kahvaltı hayalleri, belki de tüm gün evde oturup film izleyecektiniz kime ne belkide bütün gün yataktan çıkmayıp sevişecektiniz; belki sen bütün gün yataktan çıkamayacaksın çünkü sürekli memene yapışık bir bebek olacak! Geç kahvaltı mı evet evet geç kahvaltı yapacaksın ama sebebi bambaşka olacak :) Geç uyanmak mı, uyudun mu ki geç kalkacaksın!


Daha neler neler gelecek başına da ben dahasını yazıp seni iyice çocuk olayından soğutmayayım. Elbette temeli sağlam bir ilişki bu 9.10 şiddetindeki uzun süreli depreme dayanır, elbetteki çocuğunun iyi, sağlıklı oluşu, o muhteşem duygu herşeyin üstesinden gelir ama yine de bak kimse söylemediyse ben söylüyorum sana hiç kolay değil bunu bil! Zoru seviyorsan sorun yok ama zora gelemiyorsan bir kez değil çok kez daha düşün!. 


Yine de şunu bil; hayatındaki en en en güzel şey o evlat olacak! Yine de her gün iyi ki varsın, iyi ki doğurmuşum deyip, şükürlerin en büyüğünü yaşayacaksın! 

Bak ben sana hiç yapma demiyorum; yine de yap, mutlaka yap, ama biraz bekle :)

Tabii sen eminim bunlar benim başıma gelmez ki diyorsun, hadi işallah!



25.06.2013

Şifa Niyetine


Ömrüm.....


Kendimce zor günlerim var; ve bu süreçte bana en iyi gelecek şeyin bir bebek olduğunu düşünüyorum. Zor bir hamilelik zor bir doğum zor bir lohusalık ve zor bir 17-18 ay geçirdim ama yine de yine de hepsini geri istiyorum; sanki bir evladım daha olursa yine aynı süreçlerden de geçsem yine doğal doğum yapsam ve yine zorlu da olsa o ilk anda onu kucağıma aldığımda bir kolumda yeni bebeğim bir kolumda Aren'im ve bizi sarmalayan Güray olsa sanki herşeyi unutacakmışım gibi sanki herşey daha güzel olacakmış gibi. O andan başka hiçbir şey düşünmüyorum, düşünmek bile istemiyorum. Hali hazırda yaşadığım zorluklar, yaşayabileceğim zorlukları biliyorum ama içimdeki ses umrumda bile değil diyor. Sanki benim tek şifam yeni doğan bebek olacakmış gibi. 

Şimdi şuanda hamile olmayı ve bebeğimi kucağıma almaya sayılır günler kalmasını çok isterdim. Bunca zamandan sonra en çok istediğim ve artık kesin emin olduğum birşey varsa bir bebek daha istediğim evet biliyorum kolay olmayacak evet biliyorum herşey belki daha da zor olacak ama kesinlikle aynı zamanda bana şifa olacak; bana iyi gelen de aileme iyi gelecek. Sonra belki en zor anlarımda yeni bir bebek hali kuracağım ve kimbilir en başından beri istediğim 3 çocuklu aileye kavuşacağım. 


Bir ailem bir evladım olmasaydı kendimce ağır geçirdiğim su süreci sanırım hiç atlamazdım; ben bir yandan evladıma sarılıp diğer yandan doğmamış evladımın özlemini çekerken evladını yitiren tüm anneleri düşünüyorum ve gözyaşlarım durmuyor; öyle bir güce sahip olmak isterdim ki evlatlarını toprağa değil kalbine gömebilsin tüm anneler! Allahın hikmetinden sual olmuyor biliyorum, ama yine de yine Allah'a olmasa bile içimden niye demekten kendimi alamıyorum, niye!

Herşey öyle dünyevi öyle geçici ki şu dünyada bir evlattan daha gerçek daha sonsuz daha daha daha olabilecek hiçbir şey yok! 


21.01.2013

Çocuğunuza Öğreteceğiniz En Önemli Şey





Kendi kendini regüle etmesi der yazıyı bitirirmişim :)   Neyse konumuza geri dönelim. Regüle etmekle kastettiğim şey bebeğin, çocuğun kendi kendini sakinleştirebilmesi.

"Kendini regüle etmeyi bilmiyor" cümlesiyle ilk kez Aren için gittiğimiz danışmanımız, aile psikologumuz Nilüfer Devecigil'in ofisinde tanıştım, bundan yaklaşık 6-7 ay kadar önce. Nilüfer hanıma gitmemizin ana nedeni Aren'in kronikleşmiş uyku problemiydi. Konuyu uyku eğitimiyle çözmekten vazgeçmiştik. Zaten Güray başından beri uyku eğitimine inanmıyordu, dahası bunun çocuğa en azından bizim çocuğumuza zararı olacağını düşünüyordu ki bu noktada kendisi %100 haklı çıktı.
Bir daha çocuğum olsa ve Allah korusun ama uyku problemi olsa asla başvurmayacağım yöntem uyku eğitimidir. Nilufer hanımın bu konudaki yazı, yazılarını okumanızı öneriririm. O ilk görüşmede, biz yaşadığımız zorlukları anlatırken, Nilüfer hanım bizi durduruyor; bırakın şimdi Aren'i diyor, eli kalbinde tüm bunlar olurken siz neler hissettiniz, hissediyorsunuz diye soruyor. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyorken o odada o anda neler olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Biz kalbimizde içimizde neler hissettiğimizi anlatıyoruz. Nilüfer hanım işte tek problem bu diyor. Bebeklerin sakinleşmeyi bilmediklerini, bu tip durumları regüle edecek bir sistematikleri olmadığını önemle belirtiyor. Kim regüle edecek bu durumu? Tabii ki de bizler ebeveynlik sıfatına sahip insanlar. Ve geri kalan herşey kendiliğinden yoluna girecek. Eğer anne baba sakinse, her daim yüreği ağzında değilse, çocuğu olayın içersinden çıkarmadan sakinleştirmeyi başarabiliyorsa dahası çocuğa sakinleşmesi için yol göstere biliyorsa işte o zaman hem kendileri hem dünya için evet dünya için büyük bir adım atılmış olacak. Niye mi? Taa bebeklikten, çocukluktan sakin kalabilmeyi öğrenmiş bir çocuk ileride bir yetişkin olduğunda artık içine işlemiş bu özelliği her alanda kullanabilecek.

Ben, kendim dahil bir çok yetişkinin bu özelliğe sahip olamadığını düşünüyorum. Misal; benim gibi duygusal yemek yiyen çok insan vardır. Kendini sakinleştirebilmek adına. Oysa kendimizi çocukken regüle etmeyi becerebilseydik belki bugün duygusal her anımızda yemeğe saldırmayacaktık Kendinizi neyle sakinleştiriyorsunuz bir gözden geçirin. Yemekle mi, bağırıp çağırarak mı, tırnak yiyerek mi, saçınızla oynarak mı veya başka bir yardımcı öğeyle mi? Eğer cevabınız kendi kendimi telkin ile sakinleşiyorum, nefesimi kontrol ederek sakinleşiyorumsa yani hiçbir şeye ihtiyaç olmadan kendinizi yine kendinizle sakinleştirebiliyorsanız inanin ki başarılabilecek en önemli şeyi başarıyorsunuz. Ve sizin bu özelliğiniz çocuğunuza yansıyacak en önemli özelliklerinizden biri.


Bebeklere baktığımızda kendilerini neyle sakinleştiriyorlar; eğer emen bir bebek ise emerek eğer emmeyen bir çocuk ise biberon ve tabii emsin emmesin bir çok çocuk için emzik. Emzik bir çok anne babanın kurtarıcısı; çünkü emzik emen çocuk bir şekilde rahatlıyor emziği regüle etme aracı olarak kullanıyor. İşte bu nedenledir ki bir daha çocuk sahibi olursam emzik kullanmayı düşünmüyorum. Aren'i zorla emziğe alıştırdık ama işte alışmadık popoda don durmaz derler ya hehh işte; Aren'le ilgili en kolay şey emziği bırakma oldu çünkü 9. ayda kendi kendine bıraktı nasıl olduğunu anlamadık :) hatta bir kaç hafta korkumuzdan yahu olamaz bırakamaz napıcağız şimdi dedik ve emziği ağzına tıkamaya çalıştık, etrafa 3-4 emzik yerleştirdik yok istemedi de istemedi. Ehhh bunu fırsata çevirdik ve emzik olayını tarihe gömdük.

Bu Cumartesi Nilüfer hanımın ofisinden tekrardan içeri girdiğimizde Aren artık büyümüştü. 15 Aylık oldukça bilinçli bir bebekti. Önce kucağıma geldi bana sarıldı, kafasını dayadı. Nilüfer hanım'da hemen belirtti: tabii önce en güvendiği insana sarılacak. Ve ardından bluzu açmaya çalıştı meme meme dedi. Açtım bluzumu çünkü meme vermezsem mızmızlanacağından emindim ve o anın bozulmasını istemiyordum. Bir nevi Aren rahatlasın da işimize baksak diye düşünüyordum. Nilüfer hanım sence neden emmek istiyor şimdi dedi. Rahatlamak için, kendini daha da güvende hissetmek için dedim. Evet aynen böyle dedi. Aren 2 emdi bıraktı zaten, hoop kucağımdan indi ve ortama hızlı bir giriş yaptı. Görüşmeye özellikle Aren'le gitmeyi tercih ediyoruz. Birincisi bırakmak istemiyoruz, ikincisi Nilufer hanım aramızdaki ilişkiyi gözlemeyerek yorumda bulunabiliyor. Hoş çok kolay olmuyor ama olsun zorlukları hep fırsat olarak görmeyi ilke edinmeye çalışıyoruz çift olarak :)

Bu sefer Nilüfer hanıma gitme sebebimiz kendimizi ve Aren'i tekrardan gözden geçirmekti. Regüle etmek konusunda neredeydik, ne kadar yol katetmiştik. Tahmin ettiğimizden daha da güzel şeyler duyduk. Bizim göremediklerimizi gösterdi Nilufer hanım bize. Biz sınır koyamadığımızı düşünürken aslında yaptıklarımızın nasıl da sınır koymak olduğunu duyduk. Ben emzirmek konusunda hata yaptığımı düşünürken aslında nasıl da doğru bir yol izlediğimi öğrendim. Bunun yanısıra elbette yanlışlarımızıda öğrendik, duyduk. Örneğin ilk görüşmede Nilüfer hanım bir çok kendini sakinleştirmeyi bilmeyen çocuğun günümüzde hiperaktif diye algınlandığını ve yanlış yollarla tedavi edildiğini söylemişti. Çok bilinenin aksine çocukların dikkatini dağıtmanın çok yanlış olduğunu, bunun ileride de dikkat dağınıklığına, konsantrasyon bozukluğuna sebeb olduğunu söylemişti. Bunun olmaması içinde çocuğu olayın içinde sakinleştirmemiz gerektiğini, dikkatini başka şeye yönlendirmememiz  gerektiğini üzerine basarak belirtmişti.

Bu bilgiden yola çıkarak ama pek de doğru anlamamış olarak biz Aren'î bazı konularda fazlaca zorlamışız aslında. Örneğin; bir akşam Aren çamaşır odasına girmek istedi, izin verdim. Çamaşır makinasının üzerine çıkmak istedi, neden çıkmak istediğini anladım detarjanlarla oynamak istiyordu. İzin vermedim. Hayır Aren'cim onlar zararlı ve ben senin kendine zarar vermene izin veremem dedim. Peki annecim dedi dermişim :)))) Elbette kucağımdan atlamak istedi ve hemen ağlamaya başladı yere koydum kapının önünde oturup ağladı. Ağlamasına izin vermemiz gerektiğini biliyorduk,sevdik okşadık olayın içinde tutmamız gerektiği bilgisiyle dikkatini başka bir yere çekmedik. Lakin Aren gerçekten inatçı bir kişiliğe sahip kime çektiyse artık :) ağladı da ağladı ağladı da ağladı ee saatin yelkon ve akrebi sabit durmuyor geçtikçe geçti zaman baktık çocuk 20-25 dakikadır ağlıyor aldım apartmana çıkardım bir dumur vaziyet oldu ama mızırdanma devam. Yukarıda annemler oturuyor oraya çıkmak istedi. Orada oyalandı etti; hadi baba bizi bekliyor dedim ve aşağıya indik. Eve girer girmez yine çamaşır odasına gitme isteği illa o detarjanlarla oynayacağım krizi başladı. Birara içimden oyna ulan oyna derken buldum kendimi. Detarjanla çitileyeyim de gör gününü falan diyordum. Neyse hadi banyoya dedik ve krizi durdurduk. Bu arada bu cümleyi elbette kriz geliyorum derken de kurduk yok oturup iihh ihhh deyip ağlamaya devam ediyordu.

Nilüfer hanım Cumartesi günü şöyle söylememizin daha çok işe yarayacağını söyledi. Anlıyorum o renkli detarjanlar çok ilgini çekiyor, sanırım böyle birşeylerle oynamak istiyorsun. Hadi gel banyoya gidelim suyla oynayalım tıpkı bu detarjan şişeleri gibi şeyler var oradada. Yani aslında aynı olayda tutuyoruz çocuğu sadece zararlı birşeyin yerine zararsız birşey koyuyoruz.

Mesela Aren birşeyleri yere atmaya bayılıyor. Biz izin vermiyoruz ama yerine de başka birşey koymuyoruz. Nilüfer hanım bunu atmama izin veremem ama canın birşeyler atmak istiyorsa al bunları at deyin dedi. Siz izin vermedikçe ve o birşeyleri atmak istedikçe o kısırdöngüden çıkamayacak dedi. Pazar günü bunu uyguladım ve Voila! Arencim annenin telefonunu yere atmak yok birşeyleri fırlatmak mı istiyorsun al bunu babaya fırlat :) Yok öyle demedim tabii ki. Al bunu at canım dedim attı ve sevindi. Önüne kocaman bir kutu koydum içine de fırlatabileceklerini bunları istediğin kadar fırlatabilirsin dedim; bu arada özellikle oyuncaklarını seçmedim ona zevk vermezdi evdeki fırlatabileceği şeyleri koydum, pek bir sevindi.

Bu arada yeri gelmişken daha önce etraf tarafından çok eleştirildiğim ama kendimce doğru olduğuna inandığım yemek olayından bahsetmiştim. İzin vermeme nedeni olarak sadece yetişkinlerin dünyasına özgü şeyler bulduğumu, bunun da çocuğa haksızlık etmek olduğunu söylemiştim. Bu konuda Nilufer hanımdan "çok doğru''yu duydum ya, haydi bakalım yemekler saçlara başlara sürülmeye, yerlere atılmaya devam edilsin :):):)

Belirtmek isterim ki hareketli çocuklarda sakin kalabilirler. Bunu size söylüyorum anne sen anla lütfen. Annem yani Aren'in anneannesi Aren'e hiperaktif teşhisi koydu :) Çok hareketliymiş efendim bunca çocuk büyütmüş onca çocuğun büyümesine seyirci olmuş Aren gibisini görmemiş. Acilen önlem almazsak çok çekermişiz sonra :) Yaa gördünüz mü biz ailece sakin kalamıyoruz :) Elbette böyle birşey yok. Aren çok hareketli ama kısa bür süredir de tamam çok kısa bir süredir :) sakin kalmayı da becerebilen bir çocuk. Annem dün itibariyle hiperaktif sözünü geri aldi ama olabilirmiş heran yine :):):):

Nilüfer hanımdan notlar'a bir başka yazıda devam edeceğim. Kafanızı ağrıttığım bu yazıyı bitirirken şunu söylemek isterim; bir danışmana, bir psikologa gitmek için illa spesifik bir nedene, soruna gerek yok. Gitmek önce ruha, insanın içine çok iyi geliyor. Orada o ortamda bulunmanın bir büyüsü oluyor; misal Aren Nilüfer hanımın yanından çıktıktan sonra yaklaşık 10 saat kadar meme demedi ve istemedi. Bence tüm ebeveynlerin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar, çocuk doktora gittikleri düzen kadar bir danışmana gitmeye de ihtiyaçları var. Sebeblerini bir sonraki yazıya saklıyorum aman siz de çok merak etmiştiniz sanki.

Ve o meşhur cümle ile bitiriyorum. "Keep Calm Carry On "diyerek. Sakin kalın ve yola devam edin.








7.12.2012

Bir Daha Doğurursam



İlk hamile kaldığımda inanılmaz heyecanlıydım. Daha önce üzerine çok yazdım. İlk hamileliğimi öğrendiğimde 4 haftalık hamileydim ve duyurmadığımız bir TV kanalları kalmıştı. Evneleli henüz 3 ay olmuştu üstelik.Evlat sahibi olmayı herşeyden çok istiyordum yıllarca flört ettiğimiz süre boyunca Güray'a sürekli bir evlat sahibi olmanın o sürecinin harikalığından hayattaki yegane amacımın evlat sahibi olmasından bahsedip durdum ee tabii sonuç adamın gözü korktu ve 7 yıl flört ettikten sonra evlendik. Hamile kalmak kolay mı canım ne korunması dedik ve bingo ilk aydan hamileydim. Sanırım yıllar  boyu sarf niyet arzusuyla istediğim birşey bana gelmişti.

Sonra ne oldu nasıl oldu üzerine yazdığım eski yazılar çok, hatırlamak da istemiyorum. Özetle 8. haftada kalp atışlarını duymayı hayal ettiğimiz zamanda bebeğimizi kaybettik. Hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Herşeyi sorgulamaya başladığım bir dönemdi. Allah hiç kimseyi düşmanımı bile evlat acısıyla ama doğmuş ama doğmamış sınamasın. O acıyı ve o acının öğretilerini yaşatmasın.

Neyse geçelim o karanlık günleri... Düşük olayından çok kısa bir süre sonra Arenciğime hamile kaldım. Süpriz bir şekilde öğrendim.Hamile kalmamın en az 6 ay süreceğini söylüyordu bilim dünyası oysa ben 2 ay sonra tekrardan hamileydim. Biz sevinçten havalar uçarken tıp dünyası havalandığımız yerden tutup çekti bizi. Çok kısa bir süre önce düşük yapmıştım ve hemen arkasından hamile kaldığım ve düşük hikayem olduğu için riskli gebelik kategorisindeydim. Doktorum riskli gebelik uzmanıydı  bir yanı çok rahat bir yani çok titiz birisidir Cem Batukan. Gözüm kapalı tavsiye edebileceğim riskli gebelik uzmanlarındandır. Perinatoloji alanında önemli bir yere sahip. Örneğin Cem beye gidiyorsanız alanında en meşhur olan ve elbetteki işinde çok çok iyi olan Atıl Kurtoğluna gitmenize gerek kalmaz. Onun yapabileceği tüm test ve taramaları Cem bey yapabilir ve doğru kararı verebilir. Ve kendisi bilmiyorsa emin değilse kendisinden daha iyi birine yönlendirebilecek kadar da kendine güven egolarını işinden önce tutmayan biridir ki bunu her doktorda görmek mümkün değil.

Tekrardan içimde bir bebek vardı ama sadece o mu? Korku ve endişe de içimde büyüyordu. Dahası çok zor bir hamilelik geçiriyordum. Bir yandan çalışıyordum bir yandan da korkunç mide bulantısı ve bu bulantıyı takip eden kusmalar, baş dönmeleri ve halsizlik yaşıyordum. Günde 4-5 kereden az öğürürsem bugün az öğürdüm diye seviniyordum. Hamileliğimin çok başında yine bir kanamayla Areni kaybetme korkusu yaşadık. Tam herşey rayında gitmeye başlamıştı ki bu seferde erken yapılan gebelik diabet testi sonucu yüksek çıktı ve risklerime yeni bir tanesi daha eklendi.

Kısacası şu hamileliği masal tadında geçen masal gibi olmasa da rahat geçen hamilelerden biri olamadım. Dolayısıyla aklıma olan yapmak istediğim özendiğim herşeyi bir kenara bıraktım. Tek dileğim vardı bebeğimi en güvenli ve sağlıklı bir biçimde içimde büyütmek. Vakti zamanı geldiğinde yine en güvenli ve en doğal yol ile doğurmak. Gözüm başka hiçbir şey görmüyordu. Bu arada tüm bu fiziksel anlamda yaşadıklarıma ek olarak canım sevgilim kendi hamileymiş gibi davranıyordu ve üzerime fazlasıyla düşüp titizleniyordu. Hani imkan olsa Areni kendine transfer ettirir kendisi taşırdı. Yarım bardak kola içtiğim bir gün evde yastıklar havada falan uçuşmuştu. 5 adım fazladan yürüdüğüm günler veya araba kullandığım günler neler yaşadığımı anlatmama gerek yok sanırım. Kendisinin "control freak" olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek :) Ama hakkını yemiyeyim çok iyi bir baba ve çok iyi bir yol arkadaşı bu anlamda. Her kontrole mutlaka gelmiştir. En az benim kadar araştırıp her anlamda yanımda olmaya çalışmıştır....

Peki ben neler yapmak istiyordum ve yapamadım. Bir daha hamile olursam nasıl bir süreç yaşamak isterim neler yapmak isterim. Ki ortada ne hamilelik fikri ne de planı yok ve fakat hani bir daha doğurursam ve bunları yaparsam Aren'e haksızlık edeceğimi düşünüp üzülüyorum. Tamam biliyorum pek aklı selim biri değilim :)


Hamilelik Müjdesi
Evet sevgilim sakin ol hamileyim :)

Ooo bin tane senaryom vardı. İlk hamileliğimde şüpheleniyordum zaten, beraber tatildeydik ay hadi gidelim kan ttesti yaptıralım dedik zaten aynı anda telefonda öğrenmiş olduk. Aren'e hamile kaldığımı öğrendiğimde ise Güray doktora bile gideceğimi bilmiyordu. Doktora gittim, Cem bey sanırım şu gördüğümüz nokta senin bebeğin dedi git bir kan ver dedi. Kan verip Güray'ı aradım ben hamileyim galiba dedim. O da ne nasıl yani nerden çıktı nerdesin ki dedi :) Doktora geldim ben dedim. Sonra Öğlen mail ile gebelik testinin sonucunun aldım. Telefon ile aradım hamileymişim hemen mailine bak dedim :)

Oysa ben süprizle bildirecektim bunu. Mesela akşam yemeğe bir servis daha koymak. Güray hayırdır kim davetli deyince veya işte ne derse misafirimiz 9 ay sonra gelecek falan diyecektim. Veya geçen gün yazdığım Yetişkinlere Süpriz Yumurta gibi birşeyler hazırlayacaktım. Ama sanırım kocaya hamilelik müjdesi vermek zor. Ee bu bebeği birlikte yapıyoruz ve konuşuyoruz zaten korunmuyoruz hemfikiriz falan diye zaten bir şekilde çok da süpriz olmuyor. Regly olmadım vb konuşmalarda geçiyor zor yani süpriz kısmı.

Ama bir daha hamile olursam müjdemi isterim tadında süpriz yapmak istiyorum. Bu süprizi aileye eşe dosta da güzel bir şekilde duyurmak istiyorum. Bakalım kısmet :)

Böyle fotolar için koca kişisini de ikna etmek var tabii. Hoş benim kocam  düğün fotoları için kalpli gözlük takmış insan kırmaz beni :)

Fotoğraflarla Hamilelik Sürecini Yaşamak

Ahh ahh içimde uktedir arkadaş o kadar az hamile fotoğrafım varki ve bir tanesi bile iyi bir fotoğraf değil. Oysa ben ay ay göbeğimi çekecektim sonra göbeğim yerinde dursa bile kucağımda bebeğimle fotoğrafım olacaktı. Kocam profesyonel anlamda foto çektiği halde ve ben rica ettiğim halde amannn kim ne yapsın senin göbeğinin fotosunu dedi ee kimse birşey yapmasın ben anı olsun istiyorum dedim bakarız dedi. Gel çekeyim dediği zamanlarda nedense pijamalı ve uykudan az önce haliydi yok kalsın dedim. Kimbilir belki bir daha doğurmayacağım ve hiçbir zaman böyle fotoğraflarım olmayacak :(

Ama ama çok güzel değil mi :)


Bu fotoğrafa bayıldım :)



Şöyle artistlik fotolarım olsaydı fena mı olurdu hımmm fena mıııı






Parti Parti Parti Zamanı

Aslında böyle bizim kültürümüzde olmayan ve hiç de bağdaşmayan kutlama ve benzerlerini sevmem. Mesela Baby Shower bana inanılmaz saçma geliyor ve yapan herkesten özür dileyerek fikrimi belirtmek istiyorum ki bana görgü kurallarının çok ötesinde geliyor listeler yapıp hadi bakalım bunları getirin demek. Bizim kültürümüzde doğan bebeğe ziyarete gidilir hediyelerde bebeği görüp verilir. Uzun uzun anlatmayayım şimdi yurtdışındaki yaşama biçimi için çok uygun baby shower ama bizim için olduğunu sanmıyorum. Yine de çok katı değilim kutlamasını yapana giderim hediyemi de götürürüm ama hastaneye de eve de ziyarete giderim arkadaş :)

Herşeyi parti haline dönüştüren şu Avrupalı ve Amerikalılar sanırım eğlenecek yer arıyorlar. Aslında bence biraraya gelmek için bahane yaratmaya çalışıyorlar. Sosyalojik analizimi de yaparım işte böyle. Neyse Boy or  a Girl Party Kız mı Erkek mi partisi bakın bunu çok sevdim. Toplaşmak için eğlenmek için yiyip içmek ve güzelleşmek için iyi bir bahane. Hem herkes cinsiyeti merak etmez mi? İşte merak edenlerle paylaşmak için harika bir fırsat. Gördüğüm parti fotoğrafları beni  gülümsetti ve hoşuma gitti.


Ya her ikisi ise ne kadar keyifli olur öyle değil mi?

Ve bir de doğurduktan sonra yapılabilecekler var. Zor bir doğum sonrası yapmak istediklerimin hepsini rafa kaldırmıştım ve hiçbirini yapmak için fırsatım ve gönlüm olmadı. En basitinden 24 saatlik normal doğum süresinde çok istediğim ve Ayça Oğuş ile anlaştığım halde bebeğimin doğum fotoğraflarını çekemedik.

Ama bunların hepsi hamileliğin ve doğum sonrasının cicili bicili kısımları bunlar olmasa da hamilelik tüm zorluklarına rağmen ve evlat sahibi olmak muhteşem bir serüven!