21.01.2013

Çocuğunuza Öğreteceğiniz En Önemli Şey





Kendi kendini regüle etmesi der yazıyı bitirirmişim :)   Neyse konumuza geri dönelim. Regüle etmekle kastettiğim şey bebeğin, çocuğun kendi kendini sakinleştirebilmesi.

"Kendini regüle etmeyi bilmiyor" cümlesiyle ilk kez Aren için gittiğimiz danışmanımız, aile psikologumuz Nilüfer Devecigil'in ofisinde tanıştım, bundan yaklaşık 6-7 ay kadar önce. Nilüfer hanıma gitmemizin ana nedeni Aren'in kronikleşmiş uyku problemiydi. Konuyu uyku eğitimiyle çözmekten vazgeçmiştik. Zaten Güray başından beri uyku eğitimine inanmıyordu, dahası bunun çocuğa en azından bizim çocuğumuza zararı olacağını düşünüyordu ki bu noktada kendisi %100 haklı çıktı.
Bir daha çocuğum olsa ve Allah korusun ama uyku problemi olsa asla başvurmayacağım yöntem uyku eğitimidir. Nilufer hanımın bu konudaki yazı, yazılarını okumanızı öneriririm. O ilk görüşmede, biz yaşadığımız zorlukları anlatırken, Nilüfer hanım bizi durduruyor; bırakın şimdi Aren'i diyor, eli kalbinde tüm bunlar olurken siz neler hissettiniz, hissediyorsunuz diye soruyor. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyorken o odada o anda neler olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Biz kalbimizde içimizde neler hissettiğimizi anlatıyoruz. Nilüfer hanım işte tek problem bu diyor. Bebeklerin sakinleşmeyi bilmediklerini, bu tip durumları regüle edecek bir sistematikleri olmadığını önemle belirtiyor. Kim regüle edecek bu durumu? Tabii ki de bizler ebeveynlik sıfatına sahip insanlar. Ve geri kalan herşey kendiliğinden yoluna girecek. Eğer anne baba sakinse, her daim yüreği ağzında değilse, çocuğu olayın içersinden çıkarmadan sakinleştirmeyi başarabiliyorsa dahası çocuğa sakinleşmesi için yol göstere biliyorsa işte o zaman hem kendileri hem dünya için evet dünya için büyük bir adım atılmış olacak. Niye mi? Taa bebeklikten, çocukluktan sakin kalabilmeyi öğrenmiş bir çocuk ileride bir yetişkin olduğunda artık içine işlemiş bu özelliği her alanda kullanabilecek.

Ben, kendim dahil bir çok yetişkinin bu özelliğe sahip olamadığını düşünüyorum. Misal; benim gibi duygusal yemek yiyen çok insan vardır. Kendini sakinleştirebilmek adına. Oysa kendimizi çocukken regüle etmeyi becerebilseydik belki bugün duygusal her anımızda yemeğe saldırmayacaktık Kendinizi neyle sakinleştiriyorsunuz bir gözden geçirin. Yemekle mi, bağırıp çağırarak mı, tırnak yiyerek mi, saçınızla oynarak mı veya başka bir yardımcı öğeyle mi? Eğer cevabınız kendi kendimi telkin ile sakinleşiyorum, nefesimi kontrol ederek sakinleşiyorumsa yani hiçbir şeye ihtiyaç olmadan kendinizi yine kendinizle sakinleştirebiliyorsanız inanin ki başarılabilecek en önemli şeyi başarıyorsunuz. Ve sizin bu özelliğiniz çocuğunuza yansıyacak en önemli özelliklerinizden biri.


Bebeklere baktığımızda kendilerini neyle sakinleştiriyorlar; eğer emen bir bebek ise emerek eğer emmeyen bir çocuk ise biberon ve tabii emsin emmesin bir çok çocuk için emzik. Emzik bir çok anne babanın kurtarıcısı; çünkü emzik emen çocuk bir şekilde rahatlıyor emziği regüle etme aracı olarak kullanıyor. İşte bu nedenledir ki bir daha çocuk sahibi olursam emzik kullanmayı düşünmüyorum. Aren'i zorla emziğe alıştırdık ama işte alışmadık popoda don durmaz derler ya hehh işte; Aren'le ilgili en kolay şey emziği bırakma oldu çünkü 9. ayda kendi kendine bıraktı nasıl olduğunu anlamadık :) hatta bir kaç hafta korkumuzdan yahu olamaz bırakamaz napıcağız şimdi dedik ve emziği ağzına tıkamaya çalıştık, etrafa 3-4 emzik yerleştirdik yok istemedi de istemedi. Ehhh bunu fırsata çevirdik ve emzik olayını tarihe gömdük.

Bu Cumartesi Nilüfer hanımın ofisinden tekrardan içeri girdiğimizde Aren artık büyümüştü. 15 Aylık oldukça bilinçli bir bebekti. Önce kucağıma geldi bana sarıldı, kafasını dayadı. Nilüfer hanım'da hemen belirtti: tabii önce en güvendiği insana sarılacak. Ve ardından bluzu açmaya çalıştı meme meme dedi. Açtım bluzumu çünkü meme vermezsem mızmızlanacağından emindim ve o anın bozulmasını istemiyordum. Bir nevi Aren rahatlasın da işimize baksak diye düşünüyordum. Nilüfer hanım sence neden emmek istiyor şimdi dedi. Rahatlamak için, kendini daha da güvende hissetmek için dedim. Evet aynen böyle dedi. Aren 2 emdi bıraktı zaten, hoop kucağımdan indi ve ortama hızlı bir giriş yaptı. Görüşmeye özellikle Aren'le gitmeyi tercih ediyoruz. Birincisi bırakmak istemiyoruz, ikincisi Nilufer hanım aramızdaki ilişkiyi gözlemeyerek yorumda bulunabiliyor. Hoş çok kolay olmuyor ama olsun zorlukları hep fırsat olarak görmeyi ilke edinmeye çalışıyoruz çift olarak :)

Bu sefer Nilüfer hanıma gitme sebebimiz kendimizi ve Aren'i tekrardan gözden geçirmekti. Regüle etmek konusunda neredeydik, ne kadar yol katetmiştik. Tahmin ettiğimizden daha da güzel şeyler duyduk. Bizim göremediklerimizi gösterdi Nilufer hanım bize. Biz sınır koyamadığımızı düşünürken aslında yaptıklarımızın nasıl da sınır koymak olduğunu duyduk. Ben emzirmek konusunda hata yaptığımı düşünürken aslında nasıl da doğru bir yol izlediğimi öğrendim. Bunun yanısıra elbette yanlışlarımızıda öğrendik, duyduk. Örneğin ilk görüşmede Nilüfer hanım bir çok kendini sakinleştirmeyi bilmeyen çocuğun günümüzde hiperaktif diye algınlandığını ve yanlış yollarla tedavi edildiğini söylemişti. Çok bilinenin aksine çocukların dikkatini dağıtmanın çok yanlış olduğunu, bunun ileride de dikkat dağınıklığına, konsantrasyon bozukluğuna sebeb olduğunu söylemişti. Bunun olmaması içinde çocuğu olayın içinde sakinleştirmemiz gerektiğini, dikkatini başka şeye yönlendirmememiz  gerektiğini üzerine basarak belirtmişti.

Bu bilgiden yola çıkarak ama pek de doğru anlamamış olarak biz Aren'î bazı konularda fazlaca zorlamışız aslında. Örneğin; bir akşam Aren çamaşır odasına girmek istedi, izin verdim. Çamaşır makinasının üzerine çıkmak istedi, neden çıkmak istediğini anladım detarjanlarla oynamak istiyordu. İzin vermedim. Hayır Aren'cim onlar zararlı ve ben senin kendine zarar vermene izin veremem dedim. Peki annecim dedi dermişim :)))) Elbette kucağımdan atlamak istedi ve hemen ağlamaya başladı yere koydum kapının önünde oturup ağladı. Ağlamasına izin vermemiz gerektiğini biliyorduk,sevdik okşadık olayın içinde tutmamız gerektiği bilgisiyle dikkatini başka bir yere çekmedik. Lakin Aren gerçekten inatçı bir kişiliğe sahip kime çektiyse artık :) ağladı da ağladı ağladı da ağladı ee saatin yelkon ve akrebi sabit durmuyor geçtikçe geçti zaman baktık çocuk 20-25 dakikadır ağlıyor aldım apartmana çıkardım bir dumur vaziyet oldu ama mızırdanma devam. Yukarıda annemler oturuyor oraya çıkmak istedi. Orada oyalandı etti; hadi baba bizi bekliyor dedim ve aşağıya indik. Eve girer girmez yine çamaşır odasına gitme isteği illa o detarjanlarla oynayacağım krizi başladı. Birara içimden oyna ulan oyna derken buldum kendimi. Detarjanla çitileyeyim de gör gününü falan diyordum. Neyse hadi banyoya dedik ve krizi durdurduk. Bu arada bu cümleyi elbette kriz geliyorum derken de kurduk yok oturup iihh ihhh deyip ağlamaya devam ediyordu.

Nilüfer hanım Cumartesi günü şöyle söylememizin daha çok işe yarayacağını söyledi. Anlıyorum o renkli detarjanlar çok ilgini çekiyor, sanırım böyle birşeylerle oynamak istiyorsun. Hadi gel banyoya gidelim suyla oynayalım tıpkı bu detarjan şişeleri gibi şeyler var oradada. Yani aslında aynı olayda tutuyoruz çocuğu sadece zararlı birşeyin yerine zararsız birşey koyuyoruz.

Mesela Aren birşeyleri yere atmaya bayılıyor. Biz izin vermiyoruz ama yerine de başka birşey koymuyoruz. Nilüfer hanım bunu atmama izin veremem ama canın birşeyler atmak istiyorsa al bunları at deyin dedi. Siz izin vermedikçe ve o birşeyleri atmak istedikçe o kısırdöngüden çıkamayacak dedi. Pazar günü bunu uyguladım ve Voila! Arencim annenin telefonunu yere atmak yok birşeyleri fırlatmak mı istiyorsun al bunu babaya fırlat :) Yok öyle demedim tabii ki. Al bunu at canım dedim attı ve sevindi. Önüne kocaman bir kutu koydum içine de fırlatabileceklerini bunları istediğin kadar fırlatabilirsin dedim; bu arada özellikle oyuncaklarını seçmedim ona zevk vermezdi evdeki fırlatabileceği şeyleri koydum, pek bir sevindi.

Bu arada yeri gelmişken daha önce etraf tarafından çok eleştirildiğim ama kendimce doğru olduğuna inandığım yemek olayından bahsetmiştim. İzin vermeme nedeni olarak sadece yetişkinlerin dünyasına özgü şeyler bulduğumu, bunun da çocuğa haksızlık etmek olduğunu söylemiştim. Bu konuda Nilufer hanımdan "çok doğru''yu duydum ya, haydi bakalım yemekler saçlara başlara sürülmeye, yerlere atılmaya devam edilsin :):):)

Belirtmek isterim ki hareketli çocuklarda sakin kalabilirler. Bunu size söylüyorum anne sen anla lütfen. Annem yani Aren'in anneannesi Aren'e hiperaktif teşhisi koydu :) Çok hareketliymiş efendim bunca çocuk büyütmüş onca çocuğun büyümesine seyirci olmuş Aren gibisini görmemiş. Acilen önlem almazsak çok çekermişiz sonra :) Yaa gördünüz mü biz ailece sakin kalamıyoruz :) Elbette böyle birşey yok. Aren çok hareketli ama kısa bür süredir de tamam çok kısa bir süredir :) sakin kalmayı da becerebilen bir çocuk. Annem dün itibariyle hiperaktif sözünü geri aldi ama olabilirmiş heran yine :):):):

Nilüfer hanımdan notlar'a bir başka yazıda devam edeceğim. Kafanızı ağrıttığım bu yazıyı bitirirken şunu söylemek isterim; bir danışmana, bir psikologa gitmek için illa spesifik bir nedene, soruna gerek yok. Gitmek önce ruha, insanın içine çok iyi geliyor. Orada o ortamda bulunmanın bir büyüsü oluyor; misal Aren Nilüfer hanımın yanından çıktıktan sonra yaklaşık 10 saat kadar meme demedi ve istemedi. Bence tüm ebeveynlerin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar, çocuk doktora gittikleri düzen kadar bir danışmana gitmeye de ihtiyaçları var. Sebeblerini bir sonraki yazıya saklıyorum aman siz de çok merak etmiştiniz sanki.

Ve o meşhur cümle ile bitiriyorum. "Keep Calm Carry On "diyerek. Sakin kalın ve yola devam edin.








Yorum Gönder