22.01.2013

Neden Danışman Yardımı

Dün yazıma devam edeceğimi söyleyip bu sabah saatlerinde vazgeçmiştim. Öğlen saatlerinde ya bugün yazarsın ya da bir daha yazmazsın, bunu sen de biliyorsun dedim kendime :)

Şaka bir yana, söz verdiğim için yazmamak içime sinmedi, yazmamı isteyen arkadaşlarımda olunca haydi Tüten.

Neden Danışman Yardımı
Yazıyı bitirirken, bence herkesin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar danışmana da ihtiyacı var demiştim. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Lütfen bana; bacım insanlar doktora gidemiyor, çocuğuna bez alamıyor sen ne diyon, Venüs'te mi yaşıyorsun diye gelmeyin. Şükürler olsun ki bir çok şeyin farkında olarak yaşayan, üzgünüm mütavazi olamayacağım ve çok ciddiyim, oldukça farkındalığı yüksek biriyim. Evet; gelir düzeyi çok düşük, doktora bile gidemeyen, çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çok aile var. Haydi siz de danışmana demek bu ailelere karşı komik olabilir. Ve fakat; yakından şayet olduğum üzere, çoğu zaman bu insanlar çocuklarının başına bu anlamda birşey geldiğinde bir çok gelir seviyesi yüksek, eğitimli insandan daha özenli davranıp bulup buluşturup danışman, psikolog yardımı alıyorlar. 

Niye böyle bir giriş yaptığım bana kalsın ve konumuza geri dönelim. 
Benim çocuk doktorlarından beklentim çok yüksekmiş, çok şey beklemişim. Bu bekletim nedeniyle de beklentimi karşılayacak DR'u bulana kadar doktor değiştirdiğim de oldu; elbette bulamadım. Aslında benim beklentimi çocuk DR'unun karşılamıyor olması da doğal sanırım. Ben istiyordum ki, çocuğumun davranışlarını, fiziksel gelişimi dışındaki gelişimlerini de takip etsin çocuk doktorumuz. Ben sormadan, söylemeden o bana anlatsın sorsun. Lakin bununla hiç karşılaşmadım. Sanırım bu iş psikologların işi. Şimdi fiziksel gelişimimizi doktor kontrolünde takip ediyoruz ki 1 yaşından sonra DR'a pek gittiğim yok, gerekli olduğunu da çok düşünmüyorum, eğer herşey yolundaysa. Hastayken mutlaka danışıyorum, gidiyorum elbette. 3 ayda bir de takip ve aşı var ise onun için de gidiyoruz. 

Diğer gelişim takibi için de Pazartesi günü de bahsettiğim üzere Nilüfer hanıma gidiyoruz. Böyle bir yardım almak; farketmediklerinizi farketmenize oldukça fazla imkan tanıyor. Sizi doğru bir biçimde yönlendirebiliyor. Ben doğumdan önce ve doğumdan sonra çok fazla kitap okudum, çok fazla internet araştırması yaptım. Kitap okumak, araştırma yapmak çok güzel. Lakin kitap gibi çocuk yetiştirmek  çok kötü. Kitapta yazılanları uygulamak istediğinizde veya kitapta yazan ile çocuğunuzu karşılaştırdığınızda kendinizi çok iyi hissetmeyebilirsiniz veya olduğunuz yerden çok daha iyi bir noktada görebilirsiniz kendinizi. Okuduğunuzu anlayıp anlamadığınızı nereden bileceksiniz? Kitabın ağzı da dili de yok. Ama danışmanın öyle değil. Oradaki ilişki yaşayan bir ilişki. Danışmanın ağzı da dili de var :)  Takıldığınız noktada kitabı açıp baktığınızda bir yere kadar işe yarayabilir, kitabın o sayfasında hep aynı şey yazar oysa Danışman size farklı alternatifler sunabilir dahası size özel çözümler. 

İşte bence en önemli nokta da bu, size özel çözümler, sizin ailenize, çocuğunuza özel ve uygun fikirler. Ayrıca ödenen bedel orta gelirli her ailenin ödeyebileceği bir bedel.


Anneanne-Babaanne ve Diğer İnsanlar Çocuğunuzun Üzerinde Ne Kadar Etkili
Sizi bilmem ama benim en çok takik olduğum konulardan biriydi bu, ta ki Nilufer hanımdan işin aslını öğrenene kadar. Benim annemin, kayınvaldemin ve çevremdeki bazı insanların sevmediğim, hoşlanmadığım dahası doğru bulmadığım davranışları var. Hatta bunlara davranış kalıpları da diyebiliriz. Misal, annem Aren'e çok gereksiz şeyler öğretebiliyor. İçeriye gitme orası karanlık korkarsın. Çocuk korku nedir bilmiyor, karanlıktan da neden korksun neden ona karanlıktan korkulması gerektiğini öğretiyorsun ki. Bu ve bunun gibi yüzlerce şey. Misal annem aaa tatsın bir kaşık nolucak diyerek reçel de verebiliyor şu boool şekerli olanından. 

Kayınvaldem akıl karıştırma, dikkat dağıtma konusunda ordinaryus prof. Aa Aren bak kuş, aa bak araba geçti, aa bak kim geliyor. Çocuk neye bakacağını şaşırıyor. Veya atlama Aren, şimdi düştün şimdi kafanı patlattın şimdi kolun kırıldı. Hep bir felaket senaryosu. 

Etrafımda pipin ısırıyor mu diyen bile var, hatta ay ay pipisi ısırdı diyen. Evet etrafım ilginç insanlarla çevrili benim :) 

Bu durum beni hem çok yoruyor, hem çok endişelendiriyordu. Annem'i sürekli uyarmaktan hatta azarlamaktan çok yorulmuştum. Kayınvaldemi nazikçe doğru cümleleri bularak uyarmak zaten bünyeyi ciddi sarsan bir konu. Etrafa pipi değil ama ben şimdi ısıracağım dememek için kendini kasmak çocuğu taşımaktan daha beter boyun, sırt tutulmasına aracı. 

Son görüşmemizde Aren'i anneme neden annem yanlızken, yani yardımcımız yokken bırakmayı tercih etmediğini söyledim. Annemin birşey olmaz kızım yaklaşımı beni deli ediyor dedim. Veya biz yokken rahatlıkla bir kerecik ısırsın şu çikolatayı der dedim. 

Nilufer hanım; anneanne- babaannelerin ve diğerlerinin yani anne&baba haricindeki kişilerin çocuklar üzerinde ciddi etkileri olmadığını çocuğun anneyi babayı esas alacağını ve annenin, babanın davranışlarını taklit edeceğini söyledi. Dahası anneanne-babaanne ile o benim "çarpık" bulduğum ilişkiye de ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir çok farklı davranış biçimini görebileceğini, ayırdını iyi yapabileceğini.

Anne- Baba ve Anne&Baba Arasındaki İlişki
Yine ilk görüşmemiz; Nilufer hanım çocuğun sadece anne ve babayla değil, anne&baba arasındaki ilişkisiyle de ilişkisi vardır diyor. Yani karı&koca olarak ilişkiniz nasıl ve bu çocuğunuza nasıl yansıyor. Ee herhalde burada kocamla aramızdakileri yazacağımı düşünmüyorsunuz :) Yani özetle, evliliğiniz, kocanızla veya karınızla aranızdaki ilişkiyle çocuğunuzun da ilişkisi var. Dolayısıyla bu ilişkileri de gözden geçirmek, yansımalarına çocuğun üzerindeki etkilerine bakmak lazım. 

Önce Ben Sonra İlişkim ve En Sonra Evladım
Öyle şey mi olur, evladım herşeyden önce gelir diyebilirsiniz. Bir insanin evladı olunca onun için yaşamalı, attığı her anım onun için olmalı görüşünü savunuyor olabilirsiniz; hehhh işte tam bu noktada yukarıdaki başlığı benimsemelisiniz. Niye mi? Çünkü evladına yararın dokunsun istiyorsan önce kendini besleyeceksin tıpkı uçaklarda olduğu üzere maskeyi önce kendinize takınız'daki gibi. Önce sen nefes alacaksın ki bünyene oksijen dolup beynine kan gidecek ki evladına da maskesini takabilir. 

Ve kendinden sonra da ilişkin; kocanı ve kocanla arandaki ilişkiye ay artık biz anne&babayız diye bakmayacaksın. Anne baba olmak için ne yaptınız bir düşün. Çok ayıp hemen aklına sex geldi :) Eee o gelecek tabii. Flört ettiniz, akşam romantik ortamlar yarattınız, seviştiniz yok olmadı sonraki ay yine seviştiniz yok yine mi tutmadı bir daha seviştiniz. Hatta hamileyken de seviştiniz :) Ya senin ilişkiden anladığın bu mu diyebilirsiniz. Lakin evet ilişkilerin büyük bir kısmı ister itiraf edelim ister edemeyelim sex üzerine kurulu. Ama elbette sevişene kadar kaç akşam yemeğine çıktığınız, ne sohbetler ettiğiniz, ne kavgalar ettiğiniz, neler neler paylaştığınız bunlarda önemli. Eee ama sonunda sevişiliyor işte. 

İşte çocuktan sonra bu tarafınızı unutmayacaksınız, besleyeceksiniz. Flört etmeye devam yani. Tamam biliyorum uykusuzken, bakımsızken, pijamalıyken, asosyal bir hayat sürerken bu çok zor. Ama pijamalarla da sohbet edilebiliyor, yemek yenilebiliyor ayaküstü de olsa belki sonuca her zaman varamıyorsunuz çocuk uyanıyor, uyku geliyor, hal kalmıyor ama olsun siz çabalayın bir gün o da olacak :) 

Ben önce ben sonra sevgilim sonra da evladım diyemeyen gruptayım. Ama Nilüfer hanımın bu görüşmemizden bir sonraki görüşmemize kadar bize verdiği ödev bu. Haftasonu 1 saat bile olsa Aren'i bırakacağız ve karı koca başbaşa kalacağız. Biz bunu geçtiğimiz haftalarda 15 ay sonra karlı haftada denedik, sinemaya gittik deprem oldu, yani Türkiye sallandı düşünün.
Ben çalışan bir anneyim, haftaiçi Aren'le az vakit geçirebiliyorum. Aslında biliyorum nicelikten çok nitelik önemli o az zamanı kaliteli ve iyi geçiriyoruz. Ama yine de haftasonları yanından ayrılmak istemiyorum, birbirimize doyalım istiyorum. Elbette, bazen benim de ihtiyaçlarım oluyor ve elbette karı koca birlikte olmaya da ama işte yetişkin halimizle bunlarla başa çıkabiliriz diyoruz. Lakin sadece bastırıp duruyoruz. 

Yine Nilufer hanım'la görüşmelerimizden birinde telafisi olmayacak şeylerden geri durun. Telafisi olabilecekler konusunda kendinizi yiyip bitirmeyin demişti. Mesela biz Aren olmadan 
tatil yapmayı hiç düşünmüyoruz; çünkü biz onsuz kaldığımız zamanı telafi edemeyiz.  Bir de belki de nispeten geç anne&baba olmuş olmamızından sebeb, olabilecek mümkün olan her anımızda Aren'le olmak istiyoruz.  Şükür bu konuda destek aldık. 

Nilüfer hanımın söylemek istediği şu oldu; her çift gibi sizin de başbaşa olmaya ihtiyacınız var. Yenilenmek, tazelenmek, sabır çıtanızı yüksek tutabilmek için. Gidip 1 saat hava alıp gönlünün istediği yapıp eve döndüğünde çocuğunla daha verimli oynacaksan, daha sabırlı olacaksan hemen aç kapıyı fırla. 

Elbette şuan bir çoğunuzun aklınızdan geçeni ben de sordum. Peki ya çocuk ağlarsa, peki ya gitmemizi istemezse. Eğer siz gerçekten isterseniz, ve onu buna hazırlarsanız ağlamaz dedi. Eğer ağlıyorsa kafasını karıştırdığınız ve onu hazırlamadığınız içindir dedi. Vallahi elçiye zaval olmaz üzerime gelmeyin :)


Velhasıl; aslında kendinizi ve ilişkinizi düşünürken kendinize yatırım yaparken ilk sıraya koyduğunuz evladınız. 

Panik Anında
Dur tahmin edeyim; sizin evde de şöyle şeyler oluyor mu? Dışarı çıkacaksınız, çocuk ne altını bağlatmak istiyor, ne giyiniyor, tepinmeye başlıyor. Evden çıkmak istemez, oyunu bir türlü bitmez. Siz o anda ne hissediyorsunuz? Sinir, öfke, telaş ve buna bezner duygular. Peki ilk ne yapıyorsunuz. Çocuğunuzu mu sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Peşinden koşup giydirmeye mi çalışıyorsunuz, dikkatini mi dağıtmaya çalışıyorsunuz. Bak parka gideceğiz deyip yola mı getirmeye çalışıyorsunuz. İlk yapmanız gereken şey bu değil işte; ilk yapmanız gereken kendi içinizde ne olduğuna bakmak, çocuktan önce kendini sakinleştirmek, bir durup ben napıyorum ya demek. Siz sakinleştiğinizde çocuğun da daha uyumlu olduğunu göreceksiniz. 

Hem üzülmeyin hangi çocuklu ailenin zamanında evden çıkıp bir yere yetiştiği görülmüş ki :)


İşte böyle arkadaşlar, bu yazı dizisi aslında bitmez. Devam edecek diye bitirmek gerekir ama malesef burada dün ki kapanış cümlemle bitiriyorum: Sakin Kalın ve Yola Devam edin. Bir nebze de olsa işinize yaradıysa bu bilgiler ne mutlu bana!



Yorum Gönder