Dün yazıma devam edeceğimi söyleyip bu sabah saatlerinde vazgeçmiştim. Öğlen saatlerinde ya bugün yazarsın ya da bir daha yazmazsın, bunu sen de biliyorsun dedim kendime :)
Şaka bir yana, söz verdiğim için yazmamak içime sinmedi, yazmamı isteyen arkadaşlarımda olunca haydi Tüten.
Neden Danışman Yardımı
Yazıyı bitirirken, bence herkesin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar danışmana da ihtiyacı var demiştim. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Lütfen bana; bacım insanlar doktora gidemiyor, çocuğuna bez alamıyor sen ne diyon, Venüs'te mi yaşıyorsun diye gelmeyin. Şükürler olsun ki bir çok şeyin farkında olarak yaşayan, üzgünüm mütavazi olamayacağım ve çok ciddiyim, oldukça farkındalığı yüksek biriyim. Evet; gelir düzeyi çok düşük, doktora bile gidemeyen, çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çok aile var. Haydi siz de danışmana demek bu ailelere karşı komik olabilir. Ve fakat; yakından şayet olduğum üzere, çoğu zaman bu insanlar çocuklarının başına bu anlamda birşey geldiğinde bir çok gelir seviyesi yüksek, eğitimli insandan daha özenli davranıp bulup buluşturup danışman, psikolog yardımı alıyorlar.
Niye böyle bir giriş yaptığım bana kalsın ve konumuza geri dönelim.
Benim çocuk doktorlarından beklentim çok yüksekmiş, çok şey beklemişim. Bu bekletim nedeniyle de beklentimi karşılayacak DR'u bulana kadar doktor değiştirdiğim de oldu; elbette bulamadım. Aslında benim beklentimi çocuk DR'unun karşılamıyor olması da doğal sanırım. Ben istiyordum ki, çocuğumun davranışlarını, fiziksel gelişimi dışındaki gelişimlerini de takip etsin çocuk doktorumuz. Ben sormadan, söylemeden o bana anlatsın sorsun. Lakin bununla hiç karşılaşmadım. Sanırım bu iş psikologların işi. Şimdi fiziksel gelişimimizi doktor kontrolünde takip ediyoruz ki 1 yaşından sonra DR'a pek gittiğim yok, gerekli olduğunu da çok düşünmüyorum, eğer herşey yolundaysa. Hastayken mutlaka danışıyorum, gidiyorum elbette. 3 ayda bir de takip ve aşı var ise onun için de gidiyoruz.
Diğer gelişim takibi için de Pazartesi günü de bahsettiğim üzere Nilüfer hanıma gidiyoruz. Böyle bir yardım almak; farketmediklerinizi farketmenize oldukça fazla imkan tanıyor. Sizi doğru bir biçimde yönlendirebiliyor. Ben doğumdan önce ve doğumdan sonra çok fazla kitap okudum, çok fazla internet araştırması yaptım. Kitap okumak, araştırma yapmak çok güzel. Lakin kitap gibi çocuk yetiştirmek çok kötü. Kitapta yazılanları uygulamak istediğinizde veya kitapta yazan ile çocuğunuzu karşılaştırdığınızda kendinizi çok iyi hissetmeyebilirsiniz veya olduğunuz yerden çok daha iyi bir noktada görebilirsiniz kendinizi. Okuduğunuzu anlayıp anlamadığınızı nereden bileceksiniz? Kitabın ağzı da dili de yok. Ama danışmanın öyle değil. Oradaki ilişki yaşayan bir ilişki. Danışmanın ağzı da dili de var :) Takıldığınız noktada kitabı açıp baktığınızda bir yere kadar işe yarayabilir, kitabın o sayfasında hep aynı şey yazar oysa Danışman size farklı alternatifler sunabilir dahası size özel çözümler.
İşte bence en önemli nokta da bu, size özel çözümler, sizin ailenize, çocuğunuza özel ve uygun fikirler. Ayrıca ödenen bedel orta gelirli her ailenin ödeyebileceği bir bedel.
Anneanne-Babaanne ve Diğer İnsanlar Çocuğunuzun Üzerinde Ne Kadar Etkili
Sizi bilmem ama benim en çok takik olduğum konulardan biriydi bu, ta ki Nilufer hanımdan işin aslını öğrenene kadar. Benim annemin, kayınvaldemin ve çevremdeki bazı insanların sevmediğim, hoşlanmadığım dahası doğru bulmadığım davranışları var. Hatta bunlara davranış kalıpları da diyebiliriz. Misal, annem Aren'e çok gereksiz şeyler öğretebiliyor. İçeriye gitme orası karanlık korkarsın. Çocuk korku nedir bilmiyor, karanlıktan da neden korksun neden ona karanlıktan korkulması gerektiğini öğretiyorsun ki. Bu ve bunun gibi yüzlerce şey. Misal annem aaa tatsın bir kaşık nolucak diyerek reçel de verebiliyor şu boool şekerli olanından.
Kayınvaldem akıl karıştırma, dikkat dağıtma konusunda ordinaryus prof. Aa Aren bak kuş, aa bak araba geçti, aa bak kim geliyor. Çocuk neye bakacağını şaşırıyor. Veya atlama Aren, şimdi düştün şimdi kafanı patlattın şimdi kolun kırıldı. Hep bir felaket senaryosu.
Etrafımda pipin ısırıyor mu diyen bile var, hatta ay ay pipisi ısırdı diyen. Evet etrafım ilginç insanlarla çevrili benim :)
Bu durum beni hem çok yoruyor, hem çok endişelendiriyordu. Annem'i sürekli uyarmaktan hatta azarlamaktan çok yorulmuştum. Kayınvaldemi nazikçe doğru cümleleri bularak uyarmak zaten bünyeyi ciddi sarsan bir konu. Etrafa pipi değil ama ben şimdi ısıracağım dememek için kendini kasmak çocuğu taşımaktan daha beter boyun, sırt tutulmasına aracı.
Son görüşmemizde Aren'i anneme neden annem yanlızken, yani yardımcımız yokken bırakmayı tercih etmediğini söyledim. Annemin birşey olmaz kızım yaklaşımı beni deli ediyor dedim. Veya biz yokken rahatlıkla bir kerecik ısırsın şu çikolatayı der dedim.
Nilufer hanım; anneanne- babaannelerin ve diğerlerinin yani anne&baba haricindeki kişilerin çocuklar üzerinde ciddi etkileri olmadığını çocuğun anneyi babayı esas alacağını ve annenin, babanın davranışlarını taklit edeceğini söyledi. Dahası anneanne-babaanne ile o benim "çarpık" bulduğum ilişkiye de ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir çok farklı davranış biçimini görebileceğini, ayırdını iyi yapabileceğini.
Anne- Baba ve Anne&Baba Arasındaki İlişki
Yine ilk görüşmemiz; Nilufer hanım çocuğun sadece anne ve babayla değil, anne&baba arasındaki ilişkisiyle de ilişkisi vardır diyor. Yani karı&koca olarak ilişkiniz nasıl ve bu çocuğunuza nasıl yansıyor. Ee herhalde burada kocamla aramızdakileri yazacağımı düşünmüyorsunuz :) Yani özetle, evliliğiniz, kocanızla veya karınızla aranızdaki ilişkiyle çocuğunuzun da ilişkisi var. Dolayısıyla bu ilişkileri de gözden geçirmek, yansımalarına çocuğun üzerindeki etkilerine bakmak lazım.
Önce Ben Sonra İlişkim ve En Sonra Evladım
Öyle şey mi olur, evladım herşeyden önce gelir diyebilirsiniz. Bir insanin evladı olunca onun için yaşamalı, attığı her anım onun için olmalı görüşünü savunuyor olabilirsiniz; hehhh işte tam bu noktada yukarıdaki başlığı benimsemelisiniz. Niye mi? Çünkü evladına yararın dokunsun istiyorsan önce kendini besleyeceksin tıpkı uçaklarda olduğu üzere maskeyi önce kendinize takınız'daki gibi. Önce sen nefes alacaksın ki bünyene oksijen dolup beynine kan gidecek ki evladına da maskesini takabilir.
Ve kendinden sonra da ilişkin; kocanı ve kocanla arandaki ilişkiye ay artık biz anne&babayız diye bakmayacaksın. Anne baba olmak için ne yaptınız bir düşün. Çok ayıp hemen aklına sex geldi :) Eee o gelecek tabii. Flört ettiniz, akşam romantik ortamlar yarattınız, seviştiniz yok olmadı sonraki ay yine seviştiniz yok yine mi tutmadı bir daha seviştiniz. Hatta hamileyken de seviştiniz :) Ya senin ilişkiden anladığın bu mu diyebilirsiniz. Lakin evet ilişkilerin büyük bir kısmı ister itiraf edelim ister edemeyelim sex üzerine kurulu. Ama elbette sevişene kadar kaç akşam yemeğine çıktığınız, ne sohbetler ettiğiniz, ne kavgalar ettiğiniz, neler neler paylaştığınız bunlarda önemli. Eee ama sonunda sevişiliyor işte.
İşte çocuktan sonra bu tarafınızı unutmayacaksınız, besleyeceksiniz. Flört etmeye devam yani. Tamam biliyorum uykusuzken, bakımsızken, pijamalıyken, asosyal bir hayat sürerken bu çok zor. Ama pijamalarla da sohbet edilebiliyor, yemek yenilebiliyor ayaküstü de olsa belki sonuca her zaman varamıyorsunuz çocuk uyanıyor, uyku geliyor, hal kalmıyor ama olsun siz çabalayın bir gün o da olacak :)
Ben önce ben sonra sevgilim sonra da evladım diyemeyen gruptayım. Ama Nilüfer hanımın bu görüşmemizden bir sonraki görüşmemize kadar bize verdiği ödev bu. Haftasonu 1 saat bile olsa Aren'i bırakacağız ve karı koca başbaşa kalacağız. Biz bunu geçtiğimiz haftalarda 15 ay sonra karlı haftada denedik, sinemaya gittik deprem oldu, yani Türkiye sallandı düşünün.
Ben çalışan bir anneyim, haftaiçi Aren'le az vakit geçirebiliyorum. Aslında biliyorum nicelikten çok nitelik önemli o az zamanı kaliteli ve iyi geçiriyoruz. Ama yine de haftasonları yanından ayrılmak istemiyorum, birbirimize doyalım istiyorum. Elbette, bazen benim de ihtiyaçlarım oluyor ve elbette karı koca birlikte olmaya da ama işte yetişkin halimizle bunlarla başa çıkabiliriz diyoruz. Lakin sadece bastırıp duruyoruz.
Yine Nilufer hanım'la görüşmelerimizden birinde telafisi olmayacak şeylerden geri durun. Telafisi olabilecekler konusunda kendinizi yiyip bitirmeyin demişti. Mesela biz Aren olmadan
tatil yapmayı hiç düşünmüyoruz; çünkü biz onsuz kaldığımız zamanı telafi edemeyiz. Bir de belki de nispeten geç anne&baba olmuş olmamızından sebeb, olabilecek mümkün olan her anımızda Aren'le olmak istiyoruz. Şükür bu konuda destek aldık.
Nilüfer hanımın söylemek istediği şu oldu; her çift gibi sizin de başbaşa olmaya ihtiyacınız var. Yenilenmek, tazelenmek, sabır çıtanızı yüksek tutabilmek için. Gidip 1 saat hava alıp gönlünün istediği yapıp eve döndüğünde çocuğunla daha verimli oynacaksan, daha sabırlı olacaksan hemen aç kapıyı fırla.
Elbette şuan bir çoğunuzun aklınızdan geçeni ben de sordum. Peki ya çocuk ağlarsa, peki ya gitmemizi istemezse. Eğer siz gerçekten isterseniz, ve onu buna hazırlarsanız ağlamaz dedi. Eğer ağlıyorsa kafasını karıştırdığınız ve onu hazırlamadığınız içindir dedi. Vallahi elçiye zaval olmaz üzerime gelmeyin :)
Velhasıl; aslında kendinizi ve ilişkinizi düşünürken kendinize yatırım yaparken ilk sıraya koyduğunuz evladınız.
Panik Anında
Dur tahmin edeyim; sizin evde de şöyle şeyler oluyor mu? Dışarı çıkacaksınız, çocuk ne altını bağlatmak istiyor, ne giyiniyor, tepinmeye başlıyor. Evden çıkmak istemez, oyunu bir türlü bitmez. Siz o anda ne hissediyorsunuz? Sinir, öfke, telaş ve buna bezner duygular. Peki ilk ne yapıyorsunuz. Çocuğunuzu mu sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Peşinden koşup giydirmeye mi çalışıyorsunuz, dikkatini mi dağıtmaya çalışıyorsunuz. Bak parka gideceğiz deyip yola mı getirmeye çalışıyorsunuz. İlk yapmanız gereken şey bu değil işte; ilk yapmanız gereken kendi içinizde ne olduğuna bakmak, çocuktan önce kendini sakinleştirmek, bir durup ben napıyorum ya demek. Siz sakinleştiğinizde çocuğun da daha uyumlu olduğunu göreceksiniz.
Hem üzülmeyin hangi çocuklu ailenin zamanında evden çıkıp bir yere yetiştiği görülmüş ki :)
İşte böyle arkadaşlar, bu yazı dizisi aslında bitmez. Devam edecek diye bitirmek gerekir ama malesef burada dün ki kapanış cümlemle bitiriyorum: Sakin Kalın ve Yola Devam edin. Bir nebze de olsa işinize yaradıysa bu bilgiler ne mutlu bana!
psikolog yardımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikolog yardımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22.01.2013
21.01.2013
Çocuğunuza Öğreteceğiniz En Önemli Şey
Kendi kendini regüle etmesi der yazıyı bitirirmişim :) Neyse konumuza geri dönelim. Regüle etmekle kastettiğim şey bebeğin, çocuğun kendi kendini sakinleştirebilmesi.
"Kendini regüle etmeyi bilmiyor" cümlesiyle ilk kez Aren için gittiğimiz danışmanımız, aile psikologumuz Nilüfer Devecigil'in ofisinde tanıştım, bundan yaklaşık 6-7 ay kadar önce. Nilüfer hanıma gitmemizin ana nedeni Aren'in kronikleşmiş uyku problemiydi. Konuyu uyku eğitimiyle çözmekten vazgeçmiştik. Zaten Güray başından beri uyku eğitimine inanmıyordu, dahası bunun çocuğa en azından bizim çocuğumuza zararı olacağını düşünüyordu ki bu noktada kendisi %100 haklı çıktı.
Bir daha çocuğum olsa ve Allah korusun ama uyku problemi olsa asla başvurmayacağım yöntem uyku eğitimidir. Nilufer hanımın bu konudaki yazı, yazılarını okumanızı öneriririm. O ilk görüşmede, biz yaşadığımız zorlukları anlatırken, Nilüfer hanım bizi durduruyor; bırakın şimdi Aren'i diyor, eli kalbinde tüm bunlar olurken siz neler hissettiniz, hissediyorsunuz diye soruyor. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyorken o odada o anda neler olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Biz kalbimizde içimizde neler hissettiğimizi anlatıyoruz. Nilüfer hanım işte tek problem bu diyor. Bebeklerin sakinleşmeyi bilmediklerini, bu tip durumları regüle edecek bir sistematikleri olmadığını önemle belirtiyor. Kim regüle edecek bu durumu? Tabii ki de bizler ebeveynlik sıfatına sahip insanlar. Ve geri kalan herşey kendiliğinden yoluna girecek. Eğer anne baba sakinse, her daim yüreği ağzında değilse, çocuğu olayın içersinden çıkarmadan sakinleştirmeyi başarabiliyorsa dahası çocuğa sakinleşmesi için yol göstere biliyorsa işte o zaman hem kendileri hem dünya için evet dünya için büyük bir adım atılmış olacak. Niye mi? Taa bebeklikten, çocukluktan sakin kalabilmeyi öğrenmiş bir çocuk ileride bir yetişkin olduğunda artık içine işlemiş bu özelliği her alanda kullanabilecek.
Ben, kendim dahil bir çok yetişkinin bu özelliğe sahip olamadığını düşünüyorum. Misal; benim gibi duygusal yemek yiyen çok insan vardır. Kendini sakinleştirebilmek adına. Oysa kendimizi çocukken regüle etmeyi becerebilseydik belki bugün duygusal her anımızda yemeğe saldırmayacaktık Kendinizi neyle sakinleştiriyorsunuz bir gözden geçirin. Yemekle mi, bağırıp çağırarak mı, tırnak yiyerek mi, saçınızla oynarak mı veya başka bir yardımcı öğeyle mi? Eğer cevabınız kendi kendimi telkin ile sakinleşiyorum, nefesimi kontrol ederek sakinleşiyorumsa yani hiçbir şeye ihtiyaç olmadan kendinizi yine kendinizle sakinleştirebiliyorsanız inanin ki başarılabilecek en önemli şeyi başarıyorsunuz. Ve sizin bu özelliğiniz çocuğunuza yansıyacak en önemli özelliklerinizden biri.
Bebeklere baktığımızda kendilerini neyle sakinleştiriyorlar; eğer emen bir bebek ise emerek eğer emmeyen bir çocuk ise biberon ve tabii emsin emmesin bir çok çocuk için emzik. Emzik bir çok anne babanın kurtarıcısı; çünkü emzik emen çocuk bir şekilde rahatlıyor emziği regüle etme aracı olarak kullanıyor. İşte bu nedenledir ki bir daha çocuk sahibi olursam emzik kullanmayı düşünmüyorum. Aren'i zorla emziğe alıştırdık ama işte alışmadık popoda don durmaz derler ya hehh işte; Aren'le ilgili en kolay şey emziği bırakma oldu çünkü 9. ayda kendi kendine bıraktı nasıl olduğunu anlamadık :) hatta bir kaç hafta korkumuzdan yahu olamaz bırakamaz napıcağız şimdi dedik ve emziği ağzına tıkamaya çalıştık, etrafa 3-4 emzik yerleştirdik yok istemedi de istemedi. Ehhh bunu fırsata çevirdik ve emzik olayını tarihe gömdük.
Bu Cumartesi Nilüfer hanımın ofisinden tekrardan içeri girdiğimizde Aren artık büyümüştü. 15 Aylık oldukça bilinçli bir bebekti. Önce kucağıma geldi bana sarıldı, kafasını dayadı. Nilüfer hanım'da hemen belirtti: tabii önce en güvendiği insana sarılacak. Ve ardından bluzu açmaya çalıştı meme meme dedi. Açtım bluzumu çünkü meme vermezsem mızmızlanacağından emindim ve o anın bozulmasını istemiyordum. Bir nevi Aren rahatlasın da işimize baksak diye düşünüyordum. Nilüfer hanım sence neden emmek istiyor şimdi dedi. Rahatlamak için, kendini daha da güvende hissetmek için dedim. Evet aynen böyle dedi. Aren 2 emdi bıraktı zaten, hoop kucağımdan indi ve ortama hızlı bir giriş yaptı. Görüşmeye özellikle Aren'le gitmeyi tercih ediyoruz. Birincisi bırakmak istemiyoruz, ikincisi Nilufer hanım aramızdaki ilişkiyi gözlemeyerek yorumda bulunabiliyor. Hoş çok kolay olmuyor ama olsun zorlukları hep fırsat olarak görmeyi ilke edinmeye çalışıyoruz çift olarak :)
Bu sefer Nilüfer hanıma gitme sebebimiz kendimizi ve Aren'i tekrardan gözden geçirmekti. Regüle etmek konusunda neredeydik, ne kadar yol katetmiştik. Tahmin ettiğimizden daha da güzel şeyler duyduk. Bizim göremediklerimizi gösterdi Nilufer hanım bize. Biz sınır koyamadığımızı düşünürken aslında yaptıklarımızın nasıl da sınır koymak olduğunu duyduk. Ben emzirmek konusunda hata yaptığımı düşünürken aslında nasıl da doğru bir yol izlediğimi öğrendim. Bunun yanısıra elbette yanlışlarımızıda öğrendik, duyduk. Örneğin ilk görüşmede Nilüfer hanım bir çok kendini sakinleştirmeyi bilmeyen çocuğun günümüzde hiperaktif diye algınlandığını ve yanlış yollarla tedavi edildiğini söylemişti. Çok bilinenin aksine çocukların dikkatini dağıtmanın çok yanlış olduğunu, bunun ileride de dikkat dağınıklığına, konsantrasyon bozukluğuna sebeb olduğunu söylemişti. Bunun olmaması içinde çocuğu olayın içinde sakinleştirmemiz gerektiğini, dikkatini başka şeye yönlendirmememiz gerektiğini üzerine basarak belirtmişti.
Bu bilgiden yola çıkarak ama pek de doğru anlamamış olarak biz Aren'î bazı konularda fazlaca zorlamışız aslında. Örneğin; bir akşam Aren çamaşır odasına girmek istedi, izin verdim. Çamaşır makinasının üzerine çıkmak istedi, neden çıkmak istediğini anladım detarjanlarla oynamak istiyordu. İzin vermedim. Hayır Aren'cim onlar zararlı ve ben senin kendine zarar vermene izin veremem dedim. Peki annecim dedi dermişim :)))) Elbette kucağımdan atlamak istedi ve hemen ağlamaya başladı yere koydum kapının önünde oturup ağladı. Ağlamasına izin vermemiz gerektiğini biliyorduk,sevdik okşadık olayın içinde tutmamız gerektiği bilgisiyle dikkatini başka bir yere çekmedik. Lakin Aren gerçekten inatçı bir kişiliğe sahip kime çektiyse artık :) ağladı da ağladı ağladı da ağladı ee saatin yelkon ve akrebi sabit durmuyor geçtikçe geçti zaman baktık çocuk 20-25 dakikadır ağlıyor aldım apartmana çıkardım bir dumur vaziyet oldu ama mızırdanma devam. Yukarıda annemler oturuyor oraya çıkmak istedi. Orada oyalandı etti; hadi baba bizi bekliyor dedim ve aşağıya indik. Eve girer girmez yine çamaşır odasına gitme isteği illa o detarjanlarla oynayacağım krizi başladı. Birara içimden oyna ulan oyna derken buldum kendimi. Detarjanla çitileyeyim de gör gününü falan diyordum. Neyse hadi banyoya dedik ve krizi durdurduk. Bu arada bu cümleyi elbette kriz geliyorum derken de kurduk yok oturup iihh ihhh deyip ağlamaya devam ediyordu.
Nilüfer hanım Cumartesi günü şöyle söylememizin daha çok işe yarayacağını söyledi. Anlıyorum o renkli detarjanlar çok ilgini çekiyor, sanırım böyle birşeylerle oynamak istiyorsun. Hadi gel banyoya gidelim suyla oynayalım tıpkı bu detarjan şişeleri gibi şeyler var oradada. Yani aslında aynı olayda tutuyoruz çocuğu sadece zararlı birşeyin yerine zararsız birşey koyuyoruz.
Mesela Aren birşeyleri yere atmaya bayılıyor. Biz izin vermiyoruz ama yerine de başka birşey koymuyoruz. Nilüfer hanım bunu atmama izin veremem ama canın birşeyler atmak istiyorsa al bunları at deyin dedi. Siz izin vermedikçe ve o birşeyleri atmak istedikçe o kısırdöngüden çıkamayacak dedi. Pazar günü bunu uyguladım ve Voila! Arencim annenin telefonunu yere atmak yok birşeyleri fırlatmak mı istiyorsun al bunu babaya fırlat :) Yok öyle demedim tabii ki. Al bunu at canım dedim attı ve sevindi. Önüne kocaman bir kutu koydum içine de fırlatabileceklerini bunları istediğin kadar fırlatabilirsin dedim; bu arada özellikle oyuncaklarını seçmedim ona zevk vermezdi evdeki fırlatabileceği şeyleri koydum, pek bir sevindi.
Bu arada yeri gelmişken daha önce etraf tarafından çok eleştirildiğim ama kendimce doğru olduğuna inandığım yemek olayından bahsetmiştim. İzin vermeme nedeni olarak sadece yetişkinlerin dünyasına özgü şeyler bulduğumu, bunun da çocuğa haksızlık etmek olduğunu söylemiştim. Bu konuda Nilufer hanımdan "çok doğru''yu duydum ya, haydi bakalım yemekler saçlara başlara sürülmeye, yerlere atılmaya devam edilsin :):):)
Belirtmek isterim ki hareketli çocuklarda sakin kalabilirler. Bunu size söylüyorum anne sen anla lütfen. Annem yani Aren'in anneannesi Aren'e hiperaktif teşhisi koydu :) Çok hareketliymiş efendim bunca çocuk büyütmüş onca çocuğun büyümesine seyirci olmuş Aren gibisini görmemiş. Acilen önlem almazsak çok çekermişiz sonra :) Yaa gördünüz mü biz ailece sakin kalamıyoruz :) Elbette böyle birşey yok. Aren çok hareketli ama kısa bür süredir de tamam çok kısa bir süredir :) sakin kalmayı da becerebilen bir çocuk. Annem dün itibariyle hiperaktif sözünü geri aldi ama olabilirmiş heran yine :):):):
Nilüfer hanımdan notlar'a bir başka yazıda devam edeceğim. Kafanızı ağrıttığım bu yazıyı bitirirken şunu söylemek isterim; bir danışmana, bir psikologa gitmek için illa spesifik bir nedene, soruna gerek yok. Gitmek önce ruha, insanın içine çok iyi geliyor. Orada o ortamda bulunmanın bir büyüsü oluyor; misal Aren Nilüfer hanımın yanından çıktıktan sonra yaklaşık 10 saat kadar meme demedi ve istemedi. Bence tüm ebeveynlerin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar, çocuk doktora gittikleri düzen kadar bir danışmana gitmeye de ihtiyaçları var. Sebeblerini bir sonraki yazıya saklıyorum aman siz de çok merak etmiştiniz sanki.
Ve o meşhur cümle ile bitiriyorum. "Keep Calm Carry On "diyerek. Sakin kalın ve yola devam edin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
