ebevenylik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ebevenylik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.01.2014

Neyi Öğrenemedik Biz?


Benim gibi aşağıda yazdıklarımı öğrenemeyen bir nesil olduğunu biliyorum; eğer öğrenebildiyseniz çok şanslısınız ne mutlu size ailenize çok şey borçlusunuz; ben ailemi suçlamıyorum; çünkü onlara da öğreten kimse olmamıştı. 

Misafir odası, misafir takımı, misafir yemeği gibi kavramlarla büyüdük bir çoğumuz. Salona girilmezdi; çünkü evin en güzel yeri misafirindi. Pahalı kıyafet alınırsa mutlaka saklanırdı; neye saklanırdı özel bir güne, bir başkası için yani. 

Sonra büyüdük; farkındaydık veya değil herkes ve herşey kendimizden önce gelmeye başladı; kendimizi tanıyamadık bile, gençlik depresyonui buhran hepimizi yaşadık bunları geçer geçer dedi ailemiz. Geçti mi yoksa üzerimi örtüldü yoksa bunu kanıksadık mı o kısmı tartışmaya çok açık. 

Arkadaşlarımız vardı ve muhtemelen onlarda aynısını yaşıyordu o yüzden normal bir durum sandık bunu. 

Sonra biraz daha büyüdük; çözümün ailemizde olmadığını bizi anlamadıklarını düşünmeye başladık; yeni yollar aradık kendimize; kimi başıına bu gelenlerinin sebebini kitaplarda kimi başkalarında kimi de psikologlarda aradı ama kimsenin aklına içine dönüp bakmak gelmedi; çünkü bize hiç kendine bak demedi, aradığın cevap içindedir demedi. çünkü bize kimse önce sen demedi. Hep birileri bizden önce geldi, hep zorunluklarımız vardı bizim; gelen misafire merhaba deme zorunluluğu, büyüğünü veya kardeşini kendinden önce düşünme zorunluluğu; ileride büyüyüp evlendiğinde kendinden önce kocanı düşünecektin hele çocuğun oldu mu herşeyden önce çocuğun gelecekti. Yemeğin güzel kısmını önce çocuğun tabağına sonra kocana koyacaktın. Kendi kıyafetlerini ütülemesen de kocanını kıyefetleri jilet gibi olacaktı. Sen annenin eski paltosunu giyebilirdin ama çocuğuna yeni palto almalıydın; önce çocuğun gelirdi çünkü. 


Biz bir nesil kendi değerimizi bilemeden gücünü farketmeden büyüdük! Büyüdük mü sahi, büyüyebildik mi? Büyüdük sandık da orada içimizde küçük bir çocuk kaldı; farkedilmeyi bekleyen ama en çok da bak sen buradasın diye kendini tanımaya vesile olan kelimeleri davranılarını bekleyen. 

Kimimiz içsel bir yolculuğa çıktı kimimiz hala kendini aramakta; kimimiz ebeveyn oldu ve o sancılı süreçte farketti ki bunca zaman kendini hiç tanıyamamış, çocuğuna baktıkça sahi ben nasıl bir çocuktum dedi. 

Hangimiz kendi değerinin ve önceliklerinin gerçekten farkında? Hangimiz kendini çok seviyor ve herşeyden önce kendinin geldiğine inanıyor. 

Öğrenemediklerimi çocuğuma öğretebilmek için çok emek harcıyorum ben; 37'imde çocukken öğrenmem gerekleri öğrenmeye çalışıp adına içsel yolculuk, kişisel gelişim diyorum ve istiyorum ki çocuğum benim kadar beklemesin, istiyorum ki çocuğum başka yolculuklara yelken açsın. 

Evet ben Aren'e önce ben demesini öğretiyorum; yeri geliyor anneannesine sen git artık evine diyor; biz duygularını ifade ettiğin için teşekküler diyoruz annem çok ayıp böyle söylenmez iyi o halde gidiyorum bir daha da gelmem diyor, Aren ağlıyor çünkü o an o evde bizimle yanlız kalmak istiyor anneanesinin bir daha gelmemesi değil! Ağladığında anneannen üzüldü ama sana değil, gideceği için diyoruz;  sen duygunu dile getirerek çok iyi bir şey yaptın diyoruz. 2 yaşındaki bir çocuktan anneanneciğim biraz yanlız kalmaya ihtiyacım var gidebilir misiniz lütfen demesini beklemiyoruz, duygusunu kabaca da olsa dile getirmesine seviniyoruz. 

Öpücük tedavisini önce kendine yapıyor; sonra gelip bize öptürüyor. Aferin Arencim önce kendini iyileştir sonra gel biz de yardım edelim diyoruz. 

Bencil damgası mı yer ileride bilemiyorum; sahi bencillik kötü birşey mi ki yoksa bu da çocukluk dönemlerimizden içimize yerleşmiş bir kalıp mı? 

Kendine yetebilen insanlar olmasını öğrenmiş olsaydık bugun çocuklarımıza daha iyi yetebiliyor olmaz mıydık? Ben istiyorum ki evladım herkesten önce kendine yetsin bunun için de şimdiden kendi değerini bilmeli, kendine bakmayı öğrenmeli! Sonra herkese yeter! 

Çok sevgili Pınar bana öyle bir cümle söyledi geçenler de çakılıp kaldım! Bugün bizim öğrenemediklerimizi çocuklarımız öğrenmek zorunda kalacak!  Çok doğru değil mi? Bugun kendimi değerimi ortaya koymazsam çocuğum bunu nasıl öğrenecek!

Sevgili insan, anne hayataki rolün veya rollerin her neyse; senin ilk işin kendinsin, diğer herşey evladın dahil senden sonra gelir! Kendine yetmeyi öğrendiğinde dağları yerinden oynatabilecek güçte olacaksın!


22.01.2014

İşte Bu!


Ebeveynlikte bana kendimi en kötü hissettiren şey boşa kürek çekiyorum hissi. Bunu hissettiğim anda içimde fazlasıyla hoş olmayan duygular tetikleniyor; herşey ebeveyn'e bağlanıyor ya, hani olmuyorsa sorun sendedir deniliyor ya sen becerememiş oluyorsun ya; hehh işte bu gerçek içimdeki isyankarı feci tetikliyor; başlıyorum içimden aman bir boku beceremedin; anne olmak için yaratılmıştın di mi çok belli çok... Dışımdaki ses ise, aman canım olur mu öyle şey bu çocuğun da kendine ait bir karakteri var; yok yok böyle herşeyin sorumlusu olmayı kabul edemem, böyle yaşanır mı yahu diyor. 

Benim kendimi yiyip bitirdiğim yetmiyormuş gibi kocam saolsun kişisel gelişimime hizmet için yaratılmış sonra gelip beni bulmuş acımasızca eleştiriyor. Beceriksizsin bu işi kıvıramıyorsun dese daha iyi, yok ama daha uzun cümleler kurmayı tercih ediyor. Öyle karşılıklı muhabbet ediyoruz işte :)

Aren'in adının önüne çok güzel sıfatlar ekleyebilirim ki ekliyorum da, çok şükür çok güzel sıfatları var ama bununla birlikte öyle sıfatları var ki adına da kendine de hiç yakışmıyor. Bu sıfatların kalıcı olmaması için kürek çekip duruyoruz işte ve çoğu zaman da boşa kürek çekiyoruz hissi ile boğuşuyoruz veya ben kendi kendime boğuşuyorum. 




Aren doğdu doğalı isyankar, asabi ve kavgası olan bir çocuk oldu. Tamam kabul ediyorum bu sıfatlar babasında ve bende de var; genetik olarak geçmiş olabilir ama vallahi çok güzel özelliklerimizde var, hayır neden onca güzel özelliğin, genetik kodun içinde bunları seçerki bir çocuk; seçer çünkü senin aynandır al bak gör der sana, nasıl oluyormuş? Yaaa işte böyle der. Ya bunu paşa paşa kabullenirsin ve oley be al sana koca bir hayat dersi dersin ya da işte içindeki o isyankar ortaya çıkar ve söylenir durursun, boşa mı kürek çekiyorum ben ya dersin.

"Çek çek kürekleri mavi denizde, neşeli sakin tasasız çıkar hayatın tadını.... Olmuyor olmuyor olmuyor " (bu şarkıyı susam sokağındaki kurabiye canavarının ses tonuyla okuyacaksınız )



Asıl konumuz şiddet; saç çekmek, ısırmak ve vurmak bunlar Aren'in özellikleri(ydi) parantez içinde geçmiş zaman kullanıyorum çünkü tam anlamıyla geçmişte mi kaldı emin değilim. Sonuçta hala bir mağara adamı ve mağara adamı özelliklerini hakkıyla sergiliyor.  Kimi insan çocuk şiddetliyse ailede de vardır diyor; vallahi biz de böyle bir şey yok, yani sesimiz yükselir falan ama ona örnek olabilecek saç çekme, ısırma, vurma gibi şeyler hiç olmadı. Bağırıyor mesela Aren'de sinirlendiğinde tıpkı babası gibi gözüme bak dedim sana diyor ama vurmayı kimden gördü bilemiyoruz. 

Uzmana gittik, bir bilene sorduk normal dedi; Aren'e baktı bize baktı yok siz normal bir ailesiniz dedi. Bu hareketler Aren'in dilinin çözülmesiyle birlikte çok çok azaldı ve hatta kalmadı bile diyebiliriz ama işte emin olamıyorum Aren bu belli olmaz! Kafası gerçekten atarsa heyyttt beeee diyebilir. 

Vurmasına asla izin vermedik; teşebbüs ettiğinde hayır dedik, müdahale ettik ve daima ona bunun yanlış olduğunu söyledik. Çoğu zaman çok ciddi tepkiler verdik ve aslında hata ettik. Bir iyi özelliği sonradan kendisi de hep pişman oldu, hele vurduğu, ısırdığı çocuk ağlarsa Aren daha şiddetli ağladı. İşte sorun buradaydı duygularını kontrol etmeyi bilmiyordu, kendi kendini regüle edemiyordu ve bizim ebeveyn olarak başarmamız gereken yegane şeylerden biri de çocuğun duygularını kontrol etmesine vesile ve örnek olmaktı. 

Bu noktada doğru davranışlar sergilediğimizi düşünsem de o boşa kurak çekiyoruz işte hissinden bir türlü kurtulamıyordum; ama hiç vazgeçmedik, her seferinde öfkelenebileceğini, sinirlenebileceğini ama vuramayacağını, ısıramayacağını ve saç çekemeyeceğini söyledik. Sana biri bunları yaparsa hayır olmaz demesini ve oradan uzaklaşması gerektiğini anlattık. Konuşmaya başladığında; Arenciğim sen artık konuşabiliyorsun duygularını konuşarak ifade etmelisin; sinirlendiğinde sana çok sinirlendim anne demelisin, vurmak yerine dedim. Bunun meyvesini yedik; sana çok sinirlendim çok diye ağladığı ve hiç şiddet göstermediği durumlarımız oldu. Ama iş arkadaşlara geldiğinde hem çok sinirlendim deyip hem de vuruyordu. 






Ve geçtiğimiz günlerde Güray'ın USA yaşayan, kısa süreliğine Türkiye'ye gelen, Aren'le aynı yaşta  çocukları olan bir arkadaşımızla görüştük; sanırım Aren kankasını buldu, nasıl güzel oynadılar, herşeyi paylaştılar, Aren Jason'ın elindekini istediğinde verir misin dedi, vermediğinde tepkisi sadece üzülmek oldu; Jason itmek istediğinde hayır olmaz dedi, duygularını kontrol edebildi ve çocuğa kızdığında bile hiç şiddet göstermedi; elbette çok çok memnun olduk; büyümüş bu çocuk dedik, ben ohh şükürler olsun boşa kürek çekmemişim de ne çektik be ne çektik dedim :)..... 

Arabaya bindğimizde Aren'e teşekkür ettik, bugun arkadaşınla çok güzel oynadın, çok güzel paylaştın ama en önemlisi kızsanda konuşarak olmaz dedin, seninle gurur duyuyoruz dedik; o ne dedi dersiniz: İşte bu anne çak :)))) Evet doğru bildiğiniz çocuğa birşey yaptığında sürekli işte bu çak Aren diyen bizzat benim :)

Kürek çekmek yorucu ve zor hele boşa çektiğini düşündüğün anlarda ama sonuç veriyor; haydi hep birlikte söylüyoruz:

"Çek çek kürekleri mavi denizde, neşeli sakin tasasız çıkar hayatın tadını... Oluyor oluyor oluyor"















19.03.2013

"Oyunumu İstiyorum"



Pazar günü İnternet Annelerinin düzenlediği Nilüfer Devecigil'in "Oyunumu İstiyorum" seminerine online, evden pijamalarımla katıldım. Seminer notlarına başlamadan önce internet anneleri grubuna; (Azra, Perihan, Gülderen ve Nihan'a) çok teşekkür ederim. Online eğitim & seminer benim iş hayatımn bir parçası ve olabilecek teknik arızaları, çıkabilecek diğer sorunlara karşı donanımlıyım ve söyleyebilirim ki; kızlar bu işi çok iyi kotarmışlar. 

Nilüfer hanım bizim belli aralıklarla gidip danıştığımız bir psikolog, görüşlerine oldukça değer veriyorum ve kendimi rahatlıkla kendisinin söylediklerine teslim edebiliyorum. Söz konusu "oyun"  oluncada ne yapıp edip kaçırmamam gerekiyordu. Online katılım sayesinde evden yazının başında da belirttiğim üzere pijamalarımla katılabildim. Hatta seminer başladığında şöyle bir tweet yazdım: "Üzerimde pijamalarım, ocakta yemeğim, çocuğu uyuttum, babası yanında ben de online eğitimdeyim. Domestik miyim, modern mi belli değil "

 Buradaki notlar benim aklımda kalanlar, benim nasıl anladığım. Ve herkesin algısı kendi hayatına ve vizyonuna göredir; biliyorum ki bir çok insan seminer notlarını takip ediyor ve belki de bizzat eğitime gitmeyi gerekli görmüyor; ama emin olabilirsiniz ki belki siz katılsaydınız bambaşka şeyler öğrenecek, bambaşka yerlerin üzerinde duracaktınız. Ben seminere katılan herkesin notlarını yazması taraftarıyım, böylece aynı konuya farklı açılardan bakarak zenginlik elde edebiliriz. 

Ve gelelim seminer notlarına; 

Nilüfer hanım konuşmaya geçmişin avantajlarından ve şimdinin dezavantajlarından bahsederek başladı. Geçmişte o hepimizin bildiği ve bizzat yaşadığı üzere; sokakta oynamaktan, ev dışında vakit geçirmenin öneminden bahsetti. Şimdi ise her türlü ekranın hayatımızın içinde olduğundan ve oyuna az vakit ayrıldığından. Bir iyi haber; ekranın hayatımızda olmasının kabul edilebilir olduğunu ve fakat ne kadar içinde olduğuna da dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. 9-10 yaşında bileklerini kesen çocuklar olduğunu ve bu çocukların tramvatik evlerde büyüyen çocuklar değil, gayet normal ailelerin çocukları olduğundan bahsetti. Resmin bütününe dışarıdan bakabilmenin önemi üzerinde durdu. Sahi ne kadar yapabiliyoruz bunu; ne kadar durup sahip olduğumuz hayata, yaşadığımız anlara dışardan bakabiliyoruz?

Regülasyon
Nilüfer hanımı tanıyanlar, regülasyon kelimesine de aşinadırlar. Regülasyon sakinleşmek demek değildir. Regülasyonun ne olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için Nilüfer hanım regüle makinası örneğini veriyor; nasıl ki elektrik akımının arttığı veya azaldığı durumlarda devreye regüle makinası girer ve dengede tutar elektriği, işte regülasyon da dengede olma halidir aslında. VE çocukların hatta yetişkinlerin kendi kendini regüle edebilmesi çok önemli. Regülasyonu öğrenen bir çocuk hayatı boyunca duygularını yönetmeyi becerebiliyor. Duygularına teslim olmak yerine, onları farkeder ve hepsinin karşısında dengede durabilir. Ebeveyn olarak çocuklarımıza kazandırabileceğimiz en en önemli şey regülasyon bana kalırsa. Ve bir çocuğu regüle edebilmek için elimizde eşşiz bir araç var o da OYUN!

Bazı çocuklar vardır; koyduğun yerde durur, kendi kendiyle vakit geçirebilir çok uzunca bir süre, sen gidip dürtmediğin sürece orada öylece durur. Ve bu çocuklar en çok takdir toplayan çocuklardır; ailelerin en çok sahip olmak istediği, sahip olunduğunda da en çok övünülenler. İşte Nilüfer hanım bunun da bir regülasyon problemi olduğunu aslında sanıldığı kadar iyi birşey olmadığını, bu tip çocuklarında harekete geçmeye ihtiyacı olduğunu belirtti. Elbette yine oyun'la. 


0-5 Yaş
Özellikle ilk 3 yıl çocukların sadece sağ beyni aktif ve beyin sosyal bir organ, iletişim halindeyken gelişiyor.  Peki sağ beynin aktif olması ne anlama geliyor; herşeyin duygusal olması anlamına geliyor. Çocuklar için ilk 3 yıl mantık denilen şey yok; yani açıklamaların hiçbir anlamı olmadığı gibi çocukların davranışlarında, yaptıklarında mantık aramak da düşülebilecek en büyük yanlış. Çocuklarımızı gözlerken, yaptıklarını anlamlandırmaya çalışırken biz yetişkinler sol beynimizi devre dışı bırakmalıyız. Nilüfer hanım diyor ki: Her ne yapıyorsa altında duygusal bir neden vardır ve bir ihtiyaç yatar. İşte bu sebeble çocuğumuz biz yetişkinlere göre saçma, anlamsız, gereksiz ve yersiz birşeyler yapıyorsa hemen sağ beynimizi devreye sokmalı ve hangi duygunun buna neden olduğuna bakmalıyız. Çocuğun duygusunu anlamak elimizdeki en önemli anahtar. O anahtarı doğru duygu kilidine taktınız mı tüm kapılar açılıverir. Mantık anahtarlarınızı şimdi hemen gidip çöpe atın!. 

Duyguyu anlamak ve bunu kabul etmek çok kolay değil yetişkinlerin dünyasında, çünkü bizler büyüdük ve sağ beynimiz küçüldü bana kalırsa; oysa bence ebevenyler olarak da sağ beynimizin gelişimi için daha çok çalışmalıyız. Çocuklar bu güçlü yanları nedeniyle sizin onu gerçekten anlayıp anlamadığını hissedebiliyorlar. Çocuklar, beden dilini ve iç dünyanızı sizden daha iyi görebiliyorlar. Bu nedenle inanmadan, gerçekten anlamadan ve hak vermeden çocuğunuza: "Seni anlıyorum, şuan üzgünsün" demek hiçbir şey ifade etmiyor. Gerçekten çocuğu anlamak gerekiyor!. 

Nilüfer hanım burada şöyle bir örnek verdi; bir çift gelmiş ve adam sürekli karısına seni anlıyorum diyormuş kadın da inanılmaz öfkeleniyormuş; Nilüfer hanım neden öfkelendiğini sorduğunda: Bu cümleyi yeni öğrendi ve sürekli söylüyor; beni anladığı falan yok demiş :). Gerçekten böyle değil mi? Kendi hayatınızdan düşünün, ne zaman gerçekten anlaşıldığınıza inanırsınız? Buradan yola çıkarak çocuğunuzu dinlerken, gözlemlerken gerçekten anlamaya çalışın. Eğitimlerden sonra eve gidip ilk arıza anında çocuğu kucağa alıp hımm şimdi seni anlıyorum demeliydim değil mi demek işe yaramıyor yani :)

Sık sık duyarız; çocuklarınızla konuşun, onlara açıklama yapın diye. Evet sık konuşmak oldukça önemli; çünkü konuşmak iletişimin en bilindik yolu. Açıklamalar yetişkinlerin dünyasına ait olunca, mantık içerince çocuk için hiçbir şey ifade etmiyor; dahası çocuğu daha da sinirlendiriyor. Nilüfer hanımın bu konuda verdiği örnek, çalışan ebevenylere aitti. Hep denir ya işe gidiyourm para kazanmam gerekiyor, sana mama alacağım vb vb vb. Çocuk için bu mantık silsilesinin hiçbir anlamı yok; o anda ihtiyacı olan tek şey anlaşılmak. Anne & baba işe gidiyor ve çocuk üzgün. Ve istediği tek şey üzgün olduğunun anlaşılması. Şöyle söylenilse: "Biliyorum üzgünsün, seni anlıyorum; benim evde kalmamı ve seninle oynamamı isterdin" Bu kadar işte sadece bu kadar. Evet ağlamaya devam edebilir, hala gitmenize onay vermeyebilir ama emin olun ki anlaşıldığını hissedecek ve bu da kendini regüle etmesine fırsat verecektir. 

Buradan yola çıkarak çok sık yaptığım bir durum var; Areni giydirmeye çalışırken ona mantıklı açıklamalar yapmak her ne kadar duygusunu anlasam da gerçekten anlıyorum ve bunu dillendirsem de; mesela şunu demekten geri durmuyorum: "lütfen Aren üşürsün ama karının ağrıyabilir" Üşümek, karın ağrısı biliyorum bunların Aren içib hiçbir anlamı yok. O giyinmek istemiyor; çünkü giyinmek özgür hareketinden çalmak, oyuna ara vermek ve sıkıcı. Bunları da inanarak belirtiyorum aslında ona ama bilemiyorum işte! (Yazar burada gözyaşlarını tutamaz; biriniz gelin giydirin şu çocuğu yahu !)

Çocuk gerçekten anlaşıldığına siz bir bütün olarak; beden dili, ruh hali ve sözcükleriniz ile uyumlu olduğunuzda inanıyor. Yani denge çok önemli. 

Ebeveyn'e Düşen Rol 
Sizi bilmem ama tüm bilgiler aslında beni çoğu zaman hafiften depresyona sokuyor; peki ama nasıl diyorum kendime ve kendimi bolca suçluyorum, vicdan azabı çekiyorum. Ebeveyn olup özellikle de anne olup vicdan azabı çekmeyen var mıdır? Hiç sanmam. Nilüfer hanım sık sık şunu söyler; kendinize şevkat gösterin. Bu ne kadar önemli değil mi? O çocuğumuzu gerçekten anlamak isteyip de anlayamadığımız anlar var ya, o öfkeden çılgına dönüp dişlerimizi sıktığımız anlar, o deli gibi bağırmak isteyip yutkunduğumuz anlar, o vicdanın sesini gümbür gümbür duyduğumuz anlar işte bu anlarda bir durmak ve kendine şevkat göstermek gerekiyor. Elini kalbinin üzerine koyup derin nefesler almak ve evet işin doğrusu öyle anlarda kendini düşünmek sadece kendini. Biliriz, duyarız ama pek uygulayamayız; önce kendin felsefesini. Biz iyi olursak çocuğumuz da iyi olacaktır bu kural hiç şaşmaz ama biz iyi olmayı, kendimizi düşünmeyi hep erteleriz ve Godot'u beklemekten hiçbir farkımız kalmaz. Bekleriz, bekleriz ve bekleriz. Oysa harekete geçmek gerek, oysa kendini sevmek, kendini her halinle onaylamak gerek ki çocuğunu da her haliyle onaylayabilir. 

Hangi duygu halinde olursanız olun ve çocuğunuzda hangi halde olursa olsun, onunla iletişim halinde kalmak, göz temasını kaybetmemek oldukça önemli. İçinizden hiçbir şey söylemek gelmeyebilir; sadece yanında durmak bile işe yarayacaktır. 

Oyun konusunda öyle birşey söylüyor ki Nilüfer hanım benim yüreğime su serpiliyor; oyunun direktörü çocuktur , size düşen ise onun verdiği rolü oynamaktır. Oyun çocuğun kendini güçlü hissedeceği yegane alan; dolayısıyla oyun oynarken baştan yenik düşmeyi kabullenmeli ve çocuğa güçlü olduğunu sonuna kadar yaşatmalı. Bu bilgi neden mi beni çok rahatlattı; çünkü ben hep şimdi ne oynasak ki diye düşünüp dururdum. Ve oynarken de ne yapmalıyım diye düşünürdüm. Şimdi bu kaygım ortadan kalktı ve 2 günde çok şey değişti. Aren ne isterse onu oynuyorum; bana verdiği role de sadık kalıyorum. Hiçbir yönlendirme yapmıyorum, ne yapmamı istiyorsa zaten bana bildiği 2-3 kelimeyle ama en çok da vücut diliyle anlatıyor. Oyunla birşey öğretmeye, bir mesaj vermeye hiç gerek yok. Oyunun kendisi zaten öğretici. Bizim ebeveyn olarak işimiz OYUN OYNAMAK, onun verdiği rolü yerine getirmek!


Oyun'a Genel Bakış, Genel Bilgiler
Bu bilgileri özellikle sona bıraktım; yukarıdaki bilgileri iyice sindirmek anlamak gerekiyor bence, genel bilgileri özümseyebilmek için. 

* Çocuğunuzla oynarken sıkılıyorsanız öncelikle bilmelisiniz ki bu çok normal. Nilüfer hanımın en sevdiğim yani "bizden" biri olması ve bunu açıkca dile getirmesidir. Kendisi 5 yıldır oyun terapistliği yapıyor ve kendi kızıyla oynarken arada sırada  sıkıldığını açıkca dile getirebiliyor. Yani siz de sıkılıyorsanız çocuğunuzla oynarken, bilin ki bu çok normal; peki neden? 

* İşte nedeni geçmişte gizli. Eğer çocukken anne & babanız "oyuncu ebevenyler" olmamışlarsa siz de oyuncu olamıyorsunuz. Oyuncu muyuz değil miyiz bunu görmek için torun sahibi olmamız gerekiyor yani :) Ve biliyor musunuz nasıl ebevenyler olduğumuzu çocuğumuz anne & baba olduğunda anlayacağız, insanın torun sahibi olası geliyor :)

* Çok önemli bir kavramla tanıştım: Beden hafızası. Çocuklarımza verdiğimiz cevaplar, otomatik pilota bağladığımız haller; işte bunların hepsi beden hafızası. Bir örnek vermek gerekirse; çocuğu oyalama hallerimiz; aaa bak kuş, aa kim geçiyor buradan. Veya hoşlanmadığımız bir davranışı yaptığında aaa çok ayıp dememiz gibi. Oyun içersinde de böyle şeyler yapabiliyoruz. 


*Yarın oyuncu ebeveyn olacağım demek ile yarın diyete başlıyorum demek arasında hiçbir fark yok; zamana ihtiyaç var. Ufak ufak adımlar atmakla başlamalı işe. Çocuğunuzla 5 dk oynamak ama 5 dakikanın tümünü ona ayırmak önemli. 

* Oyun önerileri soruldu Nilüfer hanıma. Cevap oldukça güzeldi; çocuğunuza bakın, o size söyler. İşte direktör olan o, o ne isterse onu oynayacağız. Gıdıklama oyunun sakıncalarından bahsedildi. Gıdıklanan çocuk kontrolünü yitiriyor ve hiç iyi bir şey değil; eğer çocuğunuzu kahkahalara boğmak istiyorsanız başka alternatifleri denemelisiz. Nilüfer hanım burada çorap çıkarma oyunundan bahsetti; emekleme pozisyonunda herkes birbirinin çoraplarını çıkarmaya çalışıyor, dakikada herkes gülme krizinde garanti! :) Aynı zamanda itiş-kakış  oyunlarının matematik zekasına katkı sağladı; kız & erkek farketmez oynanması gerektiği söylendi. Ama saygılı biçimde yine, oyundaki en temel şeylerden biri göz teması bunu daima hatırlamadı.

* Oyuncak önerisi de soruldu. Oyuncağın son derece basit olması gerektiğini söyledi Nilüfer hanım. Konuşan, herşeyi yapan ve çok oyuncak çocuğun yaratcılığı geliştirmesine yardımcı değil tam aksine köstek. Aslında çocukların oyuncakları çok belli, tabiiki de bizleriz. Ve elbetteki yaşayan, kullandığımız herşey. Her anne & baba şu cümleyi en az bir kere kurar: Boşuna alıyoruz bu oyuncakları, o gidip mutfak malzemesiyle, bir sus şidesiyle, kumandalarla vakit geçiriyor. Ebeveyn olarak yaptığım en iyi şeylerden biri Aren'e oyuncak almamaktır. Çoğu hediyedir, ayda 1 oyuncak bile aldığımız nadirdir. 

*Oyun oynarken çocuğa karşı hep saygılı kalmak gerekiyor; eninde sonunda çocuk da saygılı olmayı öğreniyor. 

* Oyun içersinde regülasyon yani çocuğun dengesi bozulursa o oyuna son verilmeli ve başka oyuna geçilmeli. 

*Oyun çocuğun duygularını dışa vurduğu yer; bu yüzden bir oyun defalarca oynamak isteyebilir, siz de oynamalısınız. Örneğin bir oyun içinde ağladığınızı görmesi çok hoşunuza gidecektir, ya işte ben de böyle hissediyorum diye düşünüp defalarca bir daha hadi bir daha diyebilir. Yılmadan oynamak gerekiyor. 

*Herşey eğlenceye dönüşebilir, neden dönüşmesinki. Oyuncakları toplamak gibi. Ve herşey bir oyun olabilir; birlikte yemek yapmak, birlikte ev toplamak. Benim anladığım oldu; çocukla iletişim halinde olduğumuz her an bir oyun fırsatı ve oyunun ta kendisi aslında. Arada yazıyorum ya yine yazacağım; hayat bir oyun  aslında! :)


KISA KISA KISA....


  • Ebeveyn ile sağlıklı bağ kurmuş çocuğun kovası çabuk boşalır; yani mazotu çabuk biter, bu nedenlede sık sık ebeveynine gelir ve ondan birşeyler talep eder. Örneğin tüm gün sakin olan çocuk siz eve dönünce birden bire ağlamaya huysuz olmaya başlar; sevinin! Evet sevinin buradaki mesaj şu: Bütün gün seni bekledim, senin yerine hiçbir şeyi koyamıyorum, sen farklısın ve kovamı en iyi sen dolduruyorsun.  Benim bir sorum üzerine şunu da belirtti Nilüfer hanım; bu hal çok sık yaşanıyorsa ve çocuk hiç tatmin olmuyorsa arada derinlemesine bakılması gereken bir sorun vardır. 
  • Çocuklar regüle olabildiklerinde ve kovaları doluyken koyduğunuz sınırları ihlal etmezler; ancak ortada bir sorun var ise sınırları ihlal ederler. Kovası dolu olmayan çocuki öfkelenir, sinirlenir ve agresif tavırlar sergiler.
  • Ebeveynin işi çocuğu kurtarmak değil, onun dengede kalmasına vesile olmak. 
  • Çocuğun duygusunda kalmasına fırsat vermeliyiz ve sonra da onu regüle etmeye vesile olmalıyız. Yani ağlamasına izin vermeliyiz ama arkasından çok önemli birşey söyledi Nilüfer hanım: Ağlatmak ile ağlamasına izin vermek çok farklı şeyler. İşte bu dedim!... 
  • Çocuğun ağlamasına izin vermek, duygusunu yaşamasına, o duyguda kalıp aslında o duyguyu yaşamanın kötü birşey olmadığını görmesine vesile olma, onu o halde de kabul etme ve bağrına basma bunlar çok önemli. Ama çocuğu ağlatmak bambaşka. Ben bu çocuğu ağlatma kısmına en çok uyku eğitimde karşılaşıyorum; ve bu yüzden çok karşıyım. uyku eğitimi sırasında (herkesi ve her tekniği kastetmiyorum elbette) çocuğun ağlamasına izin verilmiyor, çocuk ağlatılıyor! Bu hiç iyi birşey değil! lütfen ama lütfen ağlamasına izin vermek ile ağlatmak arasında farkı iyi anlayalım. 

  • Sınır koyma & hayır demek; elbette bu çocukla aramızda bir yarık açacaktır. Sınırlarla ve hayırlarla tanışan çocuk afallayacaktır ama hemen arkasından pozitif bir davranış sergilerseniz, onun bu duygusunu, hayal kırıklığını anladığınızı ifade ederseniz, çocukta hemen duygusunu dile getirir. Uzun vadede hayata karşı güçlü bir çocuk yetiştirmiş oluruz. Her zaman yanlarında olamayacağız; arkadaşlık ilişkilerinde hayır diyebilmek, kötü davranışlara kapılmamak oldukça önemli, öyle değil mi?

  • İç rahatlatan bir bilgi daha: Yapmış olduğumuz bir hatanın, yanlış davranışın çocukta yara haline gelebilmesi için çok kereler tekrarlanması gerekiyor. Şimdi 1 kere bağırdığınız diye oturup vicdan azabı yaşamak yerine, önünüze bakın. Telafisi olmayacak tek şey sevgi bunu söylüyorum daima; hatalarımızın farkında olmak çok değerli. Sevgiyle herşey tamir edilir eskiden bile iyi hale gelebilir. 
ALTIN BİLGİ

Çocuğunuzun duygularından korkmayın; duygular geçicidir, hayat devam eder. Çocuk dirayetli olmayı öğrenir. Ve bu uzun dönemde çocuğun hayata adaptasyonunu kolaylaştırır. 



Bu bilgi benim için altın değerinde oldu. Kendime bir süre önce itiraf etmiştim de dillendirmemiştim. Ben Aren'in duygularından korktuğumu farkettim. Burada duygu ile kastettiğim, ağlama, böğürerek ağlama, kriz geçirme ve benzeri. Çünkü tüm bu duyguların karşısında kendimi çaresiz hissediyorum; ne yapacağımı bilemiyorum ve çoğu zaman öfkeleniyorum. İçimde inanılmaz fırtınalar kopuyor. Bazı zamanlar o duyguyla yüzleşmemek için tekrar tekrar yaşamamak için ağlamasına izin vermiyorum; misal onu susturacak şeyler yapıyorum ki biliyorum bu çok yanlış! Neden böyle olduğunu şimdi daha iyi biliyorum ve böyle anlarda asıl ilgilenmem gerekenin ilk önce şevkat göstermem gerekenin kendim olduğuna. Bu da benim ebeveyn olarak üzerine çalıştığım bir alan. 


Yazıyı buraya kadar okuduysanız, muhtemelen biraz sıkılmış biraz da gözleriniz yorulmuştur; o zaman biraz da gülümseme vakti. Bakın bakalım bizim evin youn hallerine. 
Baba & oğul dünyanın en şapşal oyununu oynuyor olabilirler mi acaba :) Bu oyun bir rituel bizim evde, baba geç gelecekse elimden tutar ve benimle oynar. Bize biçilen rolü yerine getirmeye çalışıyoruz napalım :) Aren bu oyuna bayılıyor. Buhar makinasının havasını içe çekip yere kendini atma. AY ne komik değil mi :) Lütfen odamızın dağınıklığını ve kocamın kalpli pijamasını görmezden geliniz :)






4.02.2013

Kendine Vakit Ayırmak Bu mu!?






Anneliğin zaman zaman çok bunaltıcı olduğunu kabul etmeyecek bir anne var mıdır acaba? Bazen insanın kendine ayırabileceği 1 dakikası bile olamıyor. Misal 35 yaşında 2 kere altıma kaçırdım. Tuvalete gitmeye fırsatım bile olmadı; Aren'i alıp kucağımda bile giremedim, varın siz düşünün halimi. (Yanlız belirtmek isterim ben günde 6-7 litre arası su içen biriyim altıma kaçırmam çok zor değil, gülmeyiniz :)). Ama bilindiği üzere dengede kalabilmek için insanın kendine zaman ayırması da çok önemli. 

Şöyle SPA'ya gitmek baştan ayağıya şımartılmak harika olabilirdi; fakat çoğu zaman bebekli insan için bu imkansız ve hatta biraz masraflı bir kendine zaman ayırma aktivitesi. Kızlarla gece buluşması, kocayla başbaşa bir akşam ve uzun uzun banyo keyfi bir çok anne için hayal. İşte kendinize ayırabileceğiniz 1 dakikanız bile çoğu zaman yokken, 15 dakika kendinize ayırabileceğiniz zamanlar oldukça değerli. 

Anneler için 15 dakika ve hatta 15 dakikadan daha az süren insana kendini iyi hissettiren aktiviteleri sıralamışlar; liste beni kahkalara boğdu, sinirden tabii. Açık seçik dalga geçilmiş bence.


1-Bir Bardak Soğuk Su İçin. 
Listeye bununla başlaması bana kahkaha attırdı. Hadi bakalım; masaja gidemiyorsun, dışarı çıkamıyorsun, istediğin şeyleri yapamıyorsun ee o zaman hepsinin üzerine bir bardak soğuk su içmekle başla sen demek gibi birşey olmuş bu :)
Diyor ki; soğuk suyu içerken o suyun boğazınızdan aktığını hissedin, tüm hücrelerinize yayıldığını; bunu hissetmek size kendinizi gerçekten iyi hissettirecektir. Aynı zamanda bu vücudunuzun da kendini yenilemesine vesile olacak, dahası sizi bulunduğunuz ana geri döndürecektir. Günde 6-7 litre soğuk su içen biri olarak bunun bende hiiiiçç böyle bir etkisi olmadı, belirtmek isterim. Kaldı ki kim su içerken kendine vakit ayırdığını düşünür ki. 

2-Kendinize Bir Bardak Çay Koyun. Yahu siz ne diyorsunuz; bir annenin çayını sıcak içtiği veya ayaklarını uzatıp çay keyfi yaptığı nerede görülmüş:) Bir de demiş ki bunu yaparken kafanızı boşaltın, başka şeyleri düşünmeyin. Yani demek istemiş ki; bunu muhtemelen çocuk uyurken yapabileceksiniz o zamanda aman uyanır mı uyanmaz mı diye düşünmeyin:) 

3-Sıcak Bir Duş Alın. Duşun rahatlatıcı etkisini bilmeyen yoktur. İyi de zaten çoğu zaman yahu bir duşa bile giremiyorum demiyor muyuz biz? Zaten zamanımız olduğunda kendimizi banyoya kitlemiyor muyuz? Dakikaların önemini 5 dakikanın ne kadar uzun olduğunu anne olduktan sonra anlamadık mı biz. Hehh bir de şöyle bir öneride bulumuş; kendinize kese yapın vücudunuzu keselerken stresti, öfkenizi, tüm hissettiğiniz olumsuz duyguları da keseyle attığınızı düşünün. Eğer birgün kendi evimde keselenme imkanım olursa bunu hatırlayacağım;)

4-Bir Yoga Pozisyonu seçin ve o pozisyonda birkaç dakika kalın.
 Demiş ki; tam bir yoga uygulaması yapmak için zamanınız olmayabilir ama tek bir tane yoga pozisyonu seçip bir kaç dakika o pozisyonda kalabilirsiniz. Eğer yoga hakkında hiçbir bilginiz yoksa, daha önce yoga yapmadıysanız google'dan rahatlıkla yoga pozisyonlarını bulabilirsiniz. Bu kaslarınızın esnemesine vesile olacak ve kendinize geleceksiniz. 
Valla bir annenin alabileceği yegane yoga pozisyonu amuda kalkmak olacaktır; bu da anneye rahatlama vesilesi değil bebeğe eğlence vesilesi olacaktır. Beyne kan gider bak o ayrı ama zaten çoktan kan beyninize sıçramıştır. 
  1. Derin nefes alın. En basit uygulama demiş; burundan derin nefes alın ağızdan yavaş yavaş verin. Derin nefesle geçiyor yahu annenin ömrü; tabii yapabileceğin en basit uygulama bu dersin. 
  2. Meditasyon. Günde 3 dakika meditasyon yaparsan bir ayda 1 saat yaptığından daha çok faydası olurmuş. Ya sabah kalkar kalkmaz ya da yatmadan hemen önce. Tabii zaten uyanır uyanmaz dur bir meditasyon yapayım da kendime geleyim deriz hep zaten hep kendi rızamızla uyanırız. Ayol kendi rızamızla uyandığımız sabahlar paralize oluruz biz anneler şunu mu yapsam bunu derken vakit dolar zaten. 
  3. Dışarıda Yürüyüş Yapın.  Açık havada yürüyüş yapmak negatif enerjiyi alır götürür dahası kendinizi harika hissetmenizi sağlar. Bak bak bak; tamam aynen böyledir de. Ne zaman yapalım bunu; çocuk uyurken  evde çocuğa yanlız bakarken mi? Veya gece kocacığım sen otur ben bir yürüyüp geliyorum mu diyelim. 
  4. Affirmasyonları yani Olumlama Cümlelerini Tekrarlayın. Bu konuya başka bir yazıda deniyeceğim; evet olumlama cümleleri bazen gerçekten işe yarar ama çoğu insana komik gelir ve yapmaz. 
  5. Pedikur yapın. Hımm dur bakalım en son ne zaman Pedikür yaptırmıştım hımmmmm hafızamı zorluyorum zorluyorum; yaz tatiline gitmeden önce miydi? Yoksa tatilde kendi halimden utanıp döner dönmez miydi? hatırlayamadım. Ama yazan insaflıymış. Şaka yaptığımı düşünüyorsunuz di mi demiş.  Gün be gün yapacakmışız. Bir gün ölü derileri temizlemek, diğer gün ayakları nemlendirmek gibi. Yok yok gerçekten şaka yapıyor olmalı. Hergüne bir eğlence ancak böyle olabilir. Tutmayın beni bunu yazan kadına mail göndermek ve kendine gel bacım demek istiyorum. 
  6. Pedikür yoksa manikür var. Güldüm geçtim bile :)
  7. Kendinize Yüz masajı hediye edin. Bunun için SPA gitmeye veya pahalı ürünlere gerek yok; mutfakta sebze doğrarken kabuklarıyla yapıverin demiş. Vallahi dalga geçiyor billahi. Ya da bu listeyi bir erkek yazmış olmalı. Bununla tatmin olacaklar parmak kaldırsın. 
  8. Yüzünüze Soğuk Su Vurun. Tabii bak, buna çok ihtiyacımız oluyor nasıl da düşünemedik. 
  9. Bağırarak Şarkı Söyleyin. Alibabanın Bir Çifliği Vaaaarrrrrrr. Oldu mu? Tatmin olduk muuuuu!
Ya işte böyle... Bu yazının başlığını gördüğümde, orjinal yazının, çok heyecanlanmıştım. Lakin okuduğumda sinirimden gülüyordum. Mutlu ebevenylerin mutlu çocukları olduğu bir gerçek. Özellikle bir ailede anne mutluysa herkes mutlu olabilir bence. Annenin dengede kalması çok önemli. Bir çok anne imkansızlıktan kendine vakit ayıramıyor bazı annelerde vicdan azabından. Bence insan istedi mi ister imkanı olsun ister olmasın kendine gerçekten vakit ayırabilir. Ve bence herkes kendi listesini yapmalı. Ne bileyim beni mutlu edecek şeyler sizi etmeyebilir sizi edecekler de beni. Şahsen ben yukarıdaki listedeki sıralı şeylerin hiçbiriyle mutlu olmam. Ama evde yapabileceğim başka ufacık birşeyle mutlu olabilirim;demek istediğim herkes önce kendini tanımalı.

İnsanın hem kendine hem ilişkisine vakit ayrımaya ihtiyacı var dahası bu bir zorunluluk; kimi zaman kabul etmediğimiz üstesinden geldiğine inandığımız ama çoğu zaman yenik düştüğümüz bir gerçek.

Dilerim tüm anneler denge kalabilmek adına kendine ve evliliğine vakit ayırabilir, kendini şımartabilecek, mutlu olmasına vesile olacak şeyi bulur ve yapabilir.

Daima hatırlamalıyız biz mutluysak çocuklarımız musmutlu. (Tabii bu mutluluktan ne anladığınıza ve nasıl mutlu olduğunuza da bağlı ben haftanın 7 günü çocuğumu 1 saat görüyorum geri kalan 23 saati kendime ayırıyorum ee mutluyum işte kafası sakat kafa üzgünüm bunu söylemeden edemedim. )

22.01.2013

Neden Danışman Yardımı

Dün yazıma devam edeceğimi söyleyip bu sabah saatlerinde vazgeçmiştim. Öğlen saatlerinde ya bugün yazarsın ya da bir daha yazmazsın, bunu sen de biliyorsun dedim kendime :)

Şaka bir yana, söz verdiğim için yazmamak içime sinmedi, yazmamı isteyen arkadaşlarımda olunca haydi Tüten.

Neden Danışman Yardımı
Yazıyı bitirirken, bence herkesin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar danışmana da ihtiyacı var demiştim. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Lütfen bana; bacım insanlar doktora gidemiyor, çocuğuna bez alamıyor sen ne diyon, Venüs'te mi yaşıyorsun diye gelmeyin. Şükürler olsun ki bir çok şeyin farkında olarak yaşayan, üzgünüm mütavazi olamayacağım ve çok ciddiyim, oldukça farkındalığı yüksek biriyim. Evet; gelir düzeyi çok düşük, doktora bile gidemeyen, çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çok aile var. Haydi siz de danışmana demek bu ailelere karşı komik olabilir. Ve fakat; yakından şayet olduğum üzere, çoğu zaman bu insanlar çocuklarının başına bu anlamda birşey geldiğinde bir çok gelir seviyesi yüksek, eğitimli insandan daha özenli davranıp bulup buluşturup danışman, psikolog yardımı alıyorlar. 

Niye böyle bir giriş yaptığım bana kalsın ve konumuza geri dönelim. 
Benim çocuk doktorlarından beklentim çok yüksekmiş, çok şey beklemişim. Bu bekletim nedeniyle de beklentimi karşılayacak DR'u bulana kadar doktor değiştirdiğim de oldu; elbette bulamadım. Aslında benim beklentimi çocuk DR'unun karşılamıyor olması da doğal sanırım. Ben istiyordum ki, çocuğumun davranışlarını, fiziksel gelişimi dışındaki gelişimlerini de takip etsin çocuk doktorumuz. Ben sormadan, söylemeden o bana anlatsın sorsun. Lakin bununla hiç karşılaşmadım. Sanırım bu iş psikologların işi. Şimdi fiziksel gelişimimizi doktor kontrolünde takip ediyoruz ki 1 yaşından sonra DR'a pek gittiğim yok, gerekli olduğunu da çok düşünmüyorum, eğer herşey yolundaysa. Hastayken mutlaka danışıyorum, gidiyorum elbette. 3 ayda bir de takip ve aşı var ise onun için de gidiyoruz. 

Diğer gelişim takibi için de Pazartesi günü de bahsettiğim üzere Nilüfer hanıma gidiyoruz. Böyle bir yardım almak; farketmediklerinizi farketmenize oldukça fazla imkan tanıyor. Sizi doğru bir biçimde yönlendirebiliyor. Ben doğumdan önce ve doğumdan sonra çok fazla kitap okudum, çok fazla internet araştırması yaptım. Kitap okumak, araştırma yapmak çok güzel. Lakin kitap gibi çocuk yetiştirmek  çok kötü. Kitapta yazılanları uygulamak istediğinizde veya kitapta yazan ile çocuğunuzu karşılaştırdığınızda kendinizi çok iyi hissetmeyebilirsiniz veya olduğunuz yerden çok daha iyi bir noktada görebilirsiniz kendinizi. Okuduğunuzu anlayıp anlamadığınızı nereden bileceksiniz? Kitabın ağzı da dili de yok. Ama danışmanın öyle değil. Oradaki ilişki yaşayan bir ilişki. Danışmanın ağzı da dili de var :)  Takıldığınız noktada kitabı açıp baktığınızda bir yere kadar işe yarayabilir, kitabın o sayfasında hep aynı şey yazar oysa Danışman size farklı alternatifler sunabilir dahası size özel çözümler. 

İşte bence en önemli nokta da bu, size özel çözümler, sizin ailenize, çocuğunuza özel ve uygun fikirler. Ayrıca ödenen bedel orta gelirli her ailenin ödeyebileceği bir bedel.


Anneanne-Babaanne ve Diğer İnsanlar Çocuğunuzun Üzerinde Ne Kadar Etkili
Sizi bilmem ama benim en çok takik olduğum konulardan biriydi bu, ta ki Nilufer hanımdan işin aslını öğrenene kadar. Benim annemin, kayınvaldemin ve çevremdeki bazı insanların sevmediğim, hoşlanmadığım dahası doğru bulmadığım davranışları var. Hatta bunlara davranış kalıpları da diyebiliriz. Misal, annem Aren'e çok gereksiz şeyler öğretebiliyor. İçeriye gitme orası karanlık korkarsın. Çocuk korku nedir bilmiyor, karanlıktan da neden korksun neden ona karanlıktan korkulması gerektiğini öğretiyorsun ki. Bu ve bunun gibi yüzlerce şey. Misal annem aaa tatsın bir kaşık nolucak diyerek reçel de verebiliyor şu boool şekerli olanından. 

Kayınvaldem akıl karıştırma, dikkat dağıtma konusunda ordinaryus prof. Aa Aren bak kuş, aa bak araba geçti, aa bak kim geliyor. Çocuk neye bakacağını şaşırıyor. Veya atlama Aren, şimdi düştün şimdi kafanı patlattın şimdi kolun kırıldı. Hep bir felaket senaryosu. 

Etrafımda pipin ısırıyor mu diyen bile var, hatta ay ay pipisi ısırdı diyen. Evet etrafım ilginç insanlarla çevrili benim :) 

Bu durum beni hem çok yoruyor, hem çok endişelendiriyordu. Annem'i sürekli uyarmaktan hatta azarlamaktan çok yorulmuştum. Kayınvaldemi nazikçe doğru cümleleri bularak uyarmak zaten bünyeyi ciddi sarsan bir konu. Etrafa pipi değil ama ben şimdi ısıracağım dememek için kendini kasmak çocuğu taşımaktan daha beter boyun, sırt tutulmasına aracı. 

Son görüşmemizde Aren'i anneme neden annem yanlızken, yani yardımcımız yokken bırakmayı tercih etmediğini söyledim. Annemin birşey olmaz kızım yaklaşımı beni deli ediyor dedim. Veya biz yokken rahatlıkla bir kerecik ısırsın şu çikolatayı der dedim. 

Nilufer hanım; anneanne- babaannelerin ve diğerlerinin yani anne&baba haricindeki kişilerin çocuklar üzerinde ciddi etkileri olmadığını çocuğun anneyi babayı esas alacağını ve annenin, babanın davranışlarını taklit edeceğini söyledi. Dahası anneanne-babaanne ile o benim "çarpık" bulduğum ilişkiye de ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir çok farklı davranış biçimini görebileceğini, ayırdını iyi yapabileceğini.

Anne- Baba ve Anne&Baba Arasındaki İlişki
Yine ilk görüşmemiz; Nilufer hanım çocuğun sadece anne ve babayla değil, anne&baba arasındaki ilişkisiyle de ilişkisi vardır diyor. Yani karı&koca olarak ilişkiniz nasıl ve bu çocuğunuza nasıl yansıyor. Ee herhalde burada kocamla aramızdakileri yazacağımı düşünmüyorsunuz :) Yani özetle, evliliğiniz, kocanızla veya karınızla aranızdaki ilişkiyle çocuğunuzun da ilişkisi var. Dolayısıyla bu ilişkileri de gözden geçirmek, yansımalarına çocuğun üzerindeki etkilerine bakmak lazım. 

Önce Ben Sonra İlişkim ve En Sonra Evladım
Öyle şey mi olur, evladım herşeyden önce gelir diyebilirsiniz. Bir insanin evladı olunca onun için yaşamalı, attığı her anım onun için olmalı görüşünü savunuyor olabilirsiniz; hehhh işte tam bu noktada yukarıdaki başlığı benimsemelisiniz. Niye mi? Çünkü evladına yararın dokunsun istiyorsan önce kendini besleyeceksin tıpkı uçaklarda olduğu üzere maskeyi önce kendinize takınız'daki gibi. Önce sen nefes alacaksın ki bünyene oksijen dolup beynine kan gidecek ki evladına da maskesini takabilir. 

Ve kendinden sonra da ilişkin; kocanı ve kocanla arandaki ilişkiye ay artık biz anne&babayız diye bakmayacaksın. Anne baba olmak için ne yaptınız bir düşün. Çok ayıp hemen aklına sex geldi :) Eee o gelecek tabii. Flört ettiniz, akşam romantik ortamlar yarattınız, seviştiniz yok olmadı sonraki ay yine seviştiniz yok yine mi tutmadı bir daha seviştiniz. Hatta hamileyken de seviştiniz :) Ya senin ilişkiden anladığın bu mu diyebilirsiniz. Lakin evet ilişkilerin büyük bir kısmı ister itiraf edelim ister edemeyelim sex üzerine kurulu. Ama elbette sevişene kadar kaç akşam yemeğine çıktığınız, ne sohbetler ettiğiniz, ne kavgalar ettiğiniz, neler neler paylaştığınız bunlarda önemli. Eee ama sonunda sevişiliyor işte. 

İşte çocuktan sonra bu tarafınızı unutmayacaksınız, besleyeceksiniz. Flört etmeye devam yani. Tamam biliyorum uykusuzken, bakımsızken, pijamalıyken, asosyal bir hayat sürerken bu çok zor. Ama pijamalarla da sohbet edilebiliyor, yemek yenilebiliyor ayaküstü de olsa belki sonuca her zaman varamıyorsunuz çocuk uyanıyor, uyku geliyor, hal kalmıyor ama olsun siz çabalayın bir gün o da olacak :) 

Ben önce ben sonra sevgilim sonra da evladım diyemeyen gruptayım. Ama Nilüfer hanımın bu görüşmemizden bir sonraki görüşmemize kadar bize verdiği ödev bu. Haftasonu 1 saat bile olsa Aren'i bırakacağız ve karı koca başbaşa kalacağız. Biz bunu geçtiğimiz haftalarda 15 ay sonra karlı haftada denedik, sinemaya gittik deprem oldu, yani Türkiye sallandı düşünün.
Ben çalışan bir anneyim, haftaiçi Aren'le az vakit geçirebiliyorum. Aslında biliyorum nicelikten çok nitelik önemli o az zamanı kaliteli ve iyi geçiriyoruz. Ama yine de haftasonları yanından ayrılmak istemiyorum, birbirimize doyalım istiyorum. Elbette, bazen benim de ihtiyaçlarım oluyor ve elbette karı koca birlikte olmaya da ama işte yetişkin halimizle bunlarla başa çıkabiliriz diyoruz. Lakin sadece bastırıp duruyoruz. 

Yine Nilufer hanım'la görüşmelerimizden birinde telafisi olmayacak şeylerden geri durun. Telafisi olabilecekler konusunda kendinizi yiyip bitirmeyin demişti. Mesela biz Aren olmadan 
tatil yapmayı hiç düşünmüyoruz; çünkü biz onsuz kaldığımız zamanı telafi edemeyiz.  Bir de belki de nispeten geç anne&baba olmuş olmamızından sebeb, olabilecek mümkün olan her anımızda Aren'le olmak istiyoruz.  Şükür bu konuda destek aldık. 

Nilüfer hanımın söylemek istediği şu oldu; her çift gibi sizin de başbaşa olmaya ihtiyacınız var. Yenilenmek, tazelenmek, sabır çıtanızı yüksek tutabilmek için. Gidip 1 saat hava alıp gönlünün istediği yapıp eve döndüğünde çocuğunla daha verimli oynacaksan, daha sabırlı olacaksan hemen aç kapıyı fırla. 

Elbette şuan bir çoğunuzun aklınızdan geçeni ben de sordum. Peki ya çocuk ağlarsa, peki ya gitmemizi istemezse. Eğer siz gerçekten isterseniz, ve onu buna hazırlarsanız ağlamaz dedi. Eğer ağlıyorsa kafasını karıştırdığınız ve onu hazırlamadığınız içindir dedi. Vallahi elçiye zaval olmaz üzerime gelmeyin :)


Velhasıl; aslında kendinizi ve ilişkinizi düşünürken kendinize yatırım yaparken ilk sıraya koyduğunuz evladınız. 

Panik Anında
Dur tahmin edeyim; sizin evde de şöyle şeyler oluyor mu? Dışarı çıkacaksınız, çocuk ne altını bağlatmak istiyor, ne giyiniyor, tepinmeye başlıyor. Evden çıkmak istemez, oyunu bir türlü bitmez. Siz o anda ne hissediyorsunuz? Sinir, öfke, telaş ve buna bezner duygular. Peki ilk ne yapıyorsunuz. Çocuğunuzu mu sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Peşinden koşup giydirmeye mi çalışıyorsunuz, dikkatini mi dağıtmaya çalışıyorsunuz. Bak parka gideceğiz deyip yola mı getirmeye çalışıyorsunuz. İlk yapmanız gereken şey bu değil işte; ilk yapmanız gereken kendi içinizde ne olduğuna bakmak, çocuktan önce kendini sakinleştirmek, bir durup ben napıyorum ya demek. Siz sakinleştiğinizde çocuğun da daha uyumlu olduğunu göreceksiniz. 

Hem üzülmeyin hangi çocuklu ailenin zamanında evden çıkıp bir yere yetiştiği görülmüş ki :)


İşte böyle arkadaşlar, bu yazı dizisi aslında bitmez. Devam edecek diye bitirmek gerekir ama malesef burada dün ki kapanış cümlemle bitiriyorum: Sakin Kalın ve Yola Devam edin. Bir nebze de olsa işinize yaradıysa bu bilgiler ne mutlu bana!