2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.03.2015

Çocuğunun Derdi Kiminle?

The Curse of the Terrible Twos
O AN NEYE DELİRDİĞİNİ HAKKINDA HİÇBİR FİKRİ OLMADIĞI :)

Seninle olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun; çocuğunun derdi kendiyle. Ve sen de derdinin çocuğun olduğunu sanıyorsan yine yanılıyorsun; çünkü derdin kendinle.

Çocuk henüz bebekken, ebeveynlerin "dert" diye nitelendirdiği oysaki sadece büyümenin parçası olan hal ve durumları oluyor. Henüz bebekken, akıl ve ruh sağlığı yerinde  biriysen bebeğin haline sadece üzülebiliyorsun; çünkü derdinin seninle ilgili olmadığını çok iyi biliyorsun. Devreye elinden bir şey gelmemek, bazen acı çekmesini izlemek zorunda kalmak gibi durumlar giriyor. Bu bambaşka bir konu. 


Charlie
AĞLAMAKTAN BEN DE BIKTIM :(
Gelelim çocuğun derdinin ne olduğuna. "Terrible 2" dönemi başladığında, bebeğin farklılaşıyor; sık sık nereye gitti benim o uslu, sadece bebeklik dertleri olan çocuğum demeye de başlıyor anne& baba. 2 yaş döneminde çocuğun ego ile tanışıyor; aslında farkına vardığı kendi "ben değil" sahte kimlik sahte benlik hali. Ve birden bire onun egemenliği altına giriyor. O tüm tutturmalar, kendini ispat etme çabaları hepsi aslında sahte ben halinin eseri. Ve aslında çocuk da bu halden oldukça rahatsız. 

Ebeveyn'in bu noktada çocuğuna yapacağı ruhsal rehberlik çok çok önemli. Ama bir çok ebeveyn yani bizler ego'nun yönetiminde olduğumuzun farkında değilsek ve zaten bir çocuğumuz da böyle büyüdüğümüz için; çocuğumuzla derdimiz olmaya başlıyor; dahası çocuğumuzun da derdinin biz olduğu yanılsamasına düşnebiliyoruz. 

İnatlaşıyor, beni deli ediyor, eminim beni sinir etmek için yapıyor, bu çocuğun bizimle kesin bir derdi var cümleleri bu dönemde başlıyor. Bilir kişiler diyor ki; çocuğun henüz seni kasıtlı sinir etmesi mümkün değil; çünkü sinir sistemi henüz bu denli gelişmiş değil. Mutlaka ki altında yatan bir çok neden var. 

Sizi rahatlatır mı bilmem; aynı duyguları hissettiğimde sakin kalmama yarayan yegane cümle şu oluyor; Tüten Aren'nin derdi seninle değil o şuan egosuyla mücadele ediyor; hatırla Tüten sinir sistemi henüz buna müsait değil. İçimden bu cümleyi tekrarladığımda; tüm o aslında beni sinirden delirtip, ona bağırmama ve sözlü şiddet uygulamama neden olacak delirtici hareketleri bir anda yerini sakinliğe ve gel kuzum gel canım benim dememe sebeb oluyor. 

Sanmayın ki her zaman böyle; elbette değil. Ama bu sakinliği koruyamadığım zamanlarda biliyorum ki kendime dönüp bakmam gerekiyor, ben neden sakinliğimi koruyamadım? Ne oldu da sinirlerim zipladı ve bağırdım. O zaman da kendime kızmak yerine önce şefkat göstermeyi deniyorum. Kendime şefkat gösterip, bunu arkadaşlarımdan veya kocamdan da açık seçik istiyorum. Lütfen gel ve durumu sen yönet ben şuan bunu yapabilecek bir iç dinginliğe sahip değilim diyorum; arkadaşlarımla paylaşıp bana destek olur musunuz diyorum. 

Peki asıl konuya gelirsek; çocuğuna bu rehberliği nasıl yapabilirsin, aslında çocuğun için anlatıyorum ama ilk önce kendin için yapabilmelisin bunu, çocuğun delice öfkelendiğinde sinirlendiğinde, ona öfkenin kendisi olmadığını söyle, şuan öfkelisin demek yerine öfkeli hissettiğinin farkındayım diyebilirsin. Çocuğun öfkenin kendisi değil, öfkeli hissediyor çünkü henüz egosunun farkında değil, farkında olduğu tek şey ona bir şeyler olduğu, değişmeye başladığı. Ego daima ister, daima ben der, daima kişiyi zorla, daima kavgacıdır, daima acıyı sever. Bunları hatırla. 

İşe yaradığını söyleyebilirim; böylece çocuğun öfkesiyle özdeşleşmek yerine öfkesini, sinirini farketmeye başlıyor; öfkelendiği anda vurmak veya bir şeyleri fırlatmak yerine durmaya ve çare aramaya başlıyor. Örnek vermemi ister misin? Her öfkelendiğinde tükürmeyi adet edinen oğluma her defasında sakin kalmayı denerek; biliyorum şuan çok öfkeli hissediyorsun ama sen aslında sakin kalabilen ve konuşarak anlaşabilen bir çocuksun, tükürmek güzel bir davranış değil dedim. Zamanla sinirlendiğinde tükürmeden önce duraksadi o durma anında hemen işte bu tatlım sen sakin kalabilen bir çocuksun, öfkeli hissetmen doğal ve anlıyorum bunu dedim. 

Önce bunu kendiniz için uygulamanız çok çok önemli; siz ego'nuzun devrede olduğu anları yakaladığınızda ve kendinize dur diyebildiğinizde emin olun çocuğunuza karşı anlayış, tahammül ve sabır gücünüzde artacak. Ve bir ebeveyn olarak çocuğunuzun ruhsal gelişimine büyük bir katkı sağlamış olacaksınız. 


8.12.2014

Öfkeli Bir Çocuğa Nasıl Davranmalı?


Yetişlinler bile öfkelenirken çocukların öfkelenmesi oldukça doğal öyle değil mi? Ama henüz bizler bile öfkemizi nasıl yöneteceğimi bilemezken, çocuğumuzdan bunu bekliyoruz zaman zaman; ve hatta öfkelenmesine kızıyor, onun öfkelenmesi bizi de öfkelendiriyor böylece ortaya birbirimize attığımız bir öfke topu yapıyoruz. 
Uzmanlar tarafından onaylanmış; hatta öyle ki televizyon programlarında bile önerilen bir uygulama olan "Mola" yöntemi tavsiye edilir ebeveynlere. Çocuk öfkelendi mi kızdı mı gönder odasına biraz düşünsün yaptığını, biraz sakinleşsin. Hangi akla hizmettir inanın anlamış değilim ama çok şükür bunun ne denli yanlış ve ne denli sakıncalı olduğunu savunan uzmanlarda var. 
Bir çocuk öfkelendiğinde, kızdığında onu yanlız bırakırsak verdiğimiz mesaj şu olacaktır; seni bu duygularınla kabul etmiyorum; öfke duymamalısın, böyle duygular hissetmemelisin. Dünya üzerinde adı konmuş, konmamış tüm duygular insana aittir ve hiçbir şey bunların hissedilmesini engellemeyecektir; engellenmeye çalışılan bu duygular, bastırılacak ve bastırılan her şey gibi bir sonraki seferde daha da beter ortaya çıkacaktır. 
Kimse duygularının kendisi değil; yani öfke değiliz, öfke hissediyoruz. Önce kendinden başlamalı insan, önce kendi duygularının farkına varıp bunları yönetebilmeli ki çocuğuna da yardımcı olabilsin. Çocuğunuza şu an öfkelisin demek yerine öfkeli hissediyorsun diyebilirsiniz. Çocuğunuzun öfkeli halini kabullenemiyorsanız muhtemelen kendinizin de öfkeli halinize tahammülünüz yok. Duygularımızı yadsıyamayız, kontrol edebiliriz ama. Ve bir çocuğa duygu kontrolünü öğretebilirsek hayatta her şeyle mücadele edebilmelerinin yetisini kazandırabiliriz. 
Çocuğunuz öfkelendiğinde bir an için durun ve kendinize bakın; o anda ne hissediyorsunuz, hissettikleriniz bedeninzde nasıl tepkilere yok açıyor; vurup, kırmak, deli gibi bağırmak mı istiyorsunuz yoksa çocuğunuzu alıp duvardan duvara vurmak mı? Açık olmayın deneyin kendinize; bunların hepsi içindeki duygular, duyguları yadsımanın hiçbir anlamı yok; ama kendinizi kontrol ediyorsunuz öyle değil mi? Alıpta çocuğu duvara vurmuyorsunuz, buna engel olan bir şeyler var; ama mesela o anda kendi kolunuzu sıkıyorsunuz hem de deli gibi. Yani fiziksel bir tepki veriyorsunuz; çünkü kabul edemiyorsunuz. Şimdi bir dhaa düşünün siz bu büyük duyguyla başa çıkamazken çocuk nasıl çıksın ki? 
Ona farkında olduğunuzu söyleyerek başlayabilirsiniz. Ne kadar öfkeli hissettiğinin farkındayım. İçinden vurmak geliyor ama bunu yapamayız. Duygularına limit koymayın ama davranışlarına limit koymak elbette gerekiyor. Sımsıkı sarılmak, sırtını sıvazlamak, belki de birlikte ağlamak, bunların hepsi iyi gelecektir. 
Lafı uzatmaya hiç gerek yok; önce kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmeliyiz, duygular gelirler ve giderler ama gerçekten gitmeleri için içimizde bariyerlere çarpmamaları gerekir; kapıların, kabullenme kapılarının açık olması gerekir; açın tüm kapıları ardına kadar duygularınıza ve çocuklarınızın duygularına. Sorun öfkeli hissetmek değil sorun bu öfkeyi davranışla dışa vurmak. 

Olduğu gibi kabul görmeyen her insan şüphesiz ki öz güven sorunu yaşayacaktır; tıpkı geçmişin çocukları şimdinin yetişkinleri bizler gibi. 




22.01.2014

İşte Bu!


Ebeveynlikte bana kendimi en kötü hissettiren şey boşa kürek çekiyorum hissi. Bunu hissettiğim anda içimde fazlasıyla hoş olmayan duygular tetikleniyor; herşey ebeveyn'e bağlanıyor ya, hani olmuyorsa sorun sendedir deniliyor ya sen becerememiş oluyorsun ya; hehh işte bu gerçek içimdeki isyankarı feci tetikliyor; başlıyorum içimden aman bir boku beceremedin; anne olmak için yaratılmıştın di mi çok belli çok... Dışımdaki ses ise, aman canım olur mu öyle şey bu çocuğun da kendine ait bir karakteri var; yok yok böyle herşeyin sorumlusu olmayı kabul edemem, böyle yaşanır mı yahu diyor. 

Benim kendimi yiyip bitirdiğim yetmiyormuş gibi kocam saolsun kişisel gelişimime hizmet için yaratılmış sonra gelip beni bulmuş acımasızca eleştiriyor. Beceriksizsin bu işi kıvıramıyorsun dese daha iyi, yok ama daha uzun cümleler kurmayı tercih ediyor. Öyle karşılıklı muhabbet ediyoruz işte :)

Aren'in adının önüne çok güzel sıfatlar ekleyebilirim ki ekliyorum da, çok şükür çok güzel sıfatları var ama bununla birlikte öyle sıfatları var ki adına da kendine de hiç yakışmıyor. Bu sıfatların kalıcı olmaması için kürek çekip duruyoruz işte ve çoğu zaman da boşa kürek çekiyoruz hissi ile boğuşuyoruz veya ben kendi kendime boğuşuyorum. 




Aren doğdu doğalı isyankar, asabi ve kavgası olan bir çocuk oldu. Tamam kabul ediyorum bu sıfatlar babasında ve bende de var; genetik olarak geçmiş olabilir ama vallahi çok güzel özelliklerimizde var, hayır neden onca güzel özelliğin, genetik kodun içinde bunları seçerki bir çocuk; seçer çünkü senin aynandır al bak gör der sana, nasıl oluyormuş? Yaaa işte böyle der. Ya bunu paşa paşa kabullenirsin ve oley be al sana koca bir hayat dersi dersin ya da işte içindeki o isyankar ortaya çıkar ve söylenir durursun, boşa mı kürek çekiyorum ben ya dersin.

"Çek çek kürekleri mavi denizde, neşeli sakin tasasız çıkar hayatın tadını.... Olmuyor olmuyor olmuyor " (bu şarkıyı susam sokağındaki kurabiye canavarının ses tonuyla okuyacaksınız )



Asıl konumuz şiddet; saç çekmek, ısırmak ve vurmak bunlar Aren'in özellikleri(ydi) parantez içinde geçmiş zaman kullanıyorum çünkü tam anlamıyla geçmişte mi kaldı emin değilim. Sonuçta hala bir mağara adamı ve mağara adamı özelliklerini hakkıyla sergiliyor.  Kimi insan çocuk şiddetliyse ailede de vardır diyor; vallahi biz de böyle bir şey yok, yani sesimiz yükselir falan ama ona örnek olabilecek saç çekme, ısırma, vurma gibi şeyler hiç olmadı. Bağırıyor mesela Aren'de sinirlendiğinde tıpkı babası gibi gözüme bak dedim sana diyor ama vurmayı kimden gördü bilemiyoruz. 

Uzmana gittik, bir bilene sorduk normal dedi; Aren'e baktı bize baktı yok siz normal bir ailesiniz dedi. Bu hareketler Aren'in dilinin çözülmesiyle birlikte çok çok azaldı ve hatta kalmadı bile diyebiliriz ama işte emin olamıyorum Aren bu belli olmaz! Kafası gerçekten atarsa heyyttt beeee diyebilir. 

Vurmasına asla izin vermedik; teşebbüs ettiğinde hayır dedik, müdahale ettik ve daima ona bunun yanlış olduğunu söyledik. Çoğu zaman çok ciddi tepkiler verdik ve aslında hata ettik. Bir iyi özelliği sonradan kendisi de hep pişman oldu, hele vurduğu, ısırdığı çocuk ağlarsa Aren daha şiddetli ağladı. İşte sorun buradaydı duygularını kontrol etmeyi bilmiyordu, kendi kendini regüle edemiyordu ve bizim ebeveyn olarak başarmamız gereken yegane şeylerden biri de çocuğun duygularını kontrol etmesine vesile ve örnek olmaktı. 

Bu noktada doğru davranışlar sergilediğimizi düşünsem de o boşa kurak çekiyoruz işte hissinden bir türlü kurtulamıyordum; ama hiç vazgeçmedik, her seferinde öfkelenebileceğini, sinirlenebileceğini ama vuramayacağını, ısıramayacağını ve saç çekemeyeceğini söyledik. Sana biri bunları yaparsa hayır olmaz demesini ve oradan uzaklaşması gerektiğini anlattık. Konuşmaya başladığında; Arenciğim sen artık konuşabiliyorsun duygularını konuşarak ifade etmelisin; sinirlendiğinde sana çok sinirlendim anne demelisin, vurmak yerine dedim. Bunun meyvesini yedik; sana çok sinirlendim çok diye ağladığı ve hiç şiddet göstermediği durumlarımız oldu. Ama iş arkadaşlara geldiğinde hem çok sinirlendim deyip hem de vuruyordu. 






Ve geçtiğimiz günlerde Güray'ın USA yaşayan, kısa süreliğine Türkiye'ye gelen, Aren'le aynı yaşta  çocukları olan bir arkadaşımızla görüştük; sanırım Aren kankasını buldu, nasıl güzel oynadılar, herşeyi paylaştılar, Aren Jason'ın elindekini istediğinde verir misin dedi, vermediğinde tepkisi sadece üzülmek oldu; Jason itmek istediğinde hayır olmaz dedi, duygularını kontrol edebildi ve çocuğa kızdığında bile hiç şiddet göstermedi; elbette çok çok memnun olduk; büyümüş bu çocuk dedik, ben ohh şükürler olsun boşa kürek çekmemişim de ne çektik be ne çektik dedim :)..... 

Arabaya bindğimizde Aren'e teşekkür ettik, bugun arkadaşınla çok güzel oynadın, çok güzel paylaştın ama en önemlisi kızsanda konuşarak olmaz dedin, seninle gurur duyuyoruz dedik; o ne dedi dersiniz: İşte bu anne çak :)))) Evet doğru bildiğiniz çocuğa birşey yaptığında sürekli işte bu çak Aren diyen bizzat benim :)

Kürek çekmek yorucu ve zor hele boşa çektiğini düşündüğün anlarda ama sonuç veriyor; haydi hep birlikte söylüyoruz:

"Çek çek kürekleri mavi denizde, neşeli sakin tasasız çıkar hayatın tadını... Oluyor oluyor oluyor"















2.01.2014

Aren'le Hoşbeş II

Diyorum ki şu Aren'le hoşbeş yazılarına Eti Hoşbeş'i sponsor edeyim :) Keyifli olmaz mı ama oturur birlikte Hoşbeş yer Aren'i dinleriz :)




Bazen Aren'e birşeyler söylerken anlayıp anlamadığından emin olamıyorum; tepki vermiyor, cevap vermiyor. Cinsel İstismar eğitimlerine katıldıktan sonra Aren'e bol bol cinsel organının hatta bedeninin çok özel olduğunu pipisinin poposunun onun özel yerleri olduğunu o istemediği sürece kimsenin dokunamayacağını, biri dokunmak istersen istemiyorsa istemediğini söylemesini ve isterse bunu bana da söyleyebileceğini söyledim. Tabii bir de sürekli çıplak gezmek istediği için; aslında özel yerleri herkesin görmemesi gerektiğini bunun ona özel olduğunu, belli insanların görebileceğini bu nedenle de en azından iç çamaşırlarımızı giymemiz gerektiğini söyledim. Bu konuşmayı hemen hemen her tuvalet seansımızda her banyo sonrası yaptığımız halde anlayıp anlamadığını bilemiyordum. 

BURADAKİ KONUŞMA UYARI UZERİNE YAZIDAN ÇIKARILDI. UYARAN ARKADAŞIMA BİR KEZ DAHA TEŞEKKÜR EDERİM. ÇOCUĞUMUN MAHREMİNİN YAZILMIŞ OLMASI VE İLERİDE BUNU OKUYABİLECEK OLMASININ RAHATSIZ EDEBİLECEĞİ NEDENİYLE.  Özetle Aren mahremiyeti ve özel yerlerini öğrenmiş oldu, buna dair bir konuşmaydı




İki gün üstüste yaşanan bu olay Arenin ve aslında tüm çocukların söylediğimiz herşeyi bir şekilde kaydettiklerinin, belki de içlerinde değerlendirdiklerinin bir göstergesi. Pek sevindim özellikle bu konuyu içselleştirip, öğrendiği için. İçim daha rahat edecek artık, özel yerlerinin farkında ve herkesin dokunmaması gerektiğini biliyor. 


Aren'le beraber favori 2. oyunlarından birini oynuyoruz; Aren yere düşüyor sonra ben ambulans gelip ikimizi birden alıyor önce onu tabii. Hastaneye gidiyoruz, doktor bize bakıyor falan. 

Aren: Anne düş 

Ee tabii emir büyük yerden düşüyorum. 

 Ben: Aren hemen ambulans çağır çok acım var. 
Aren: bir bir iki bir biri ki annem düştüüüüüü

Ben: HÖNK! 

Aren: çabuk çabuk ambulans ambulans :)

İlkyardım eğitimi aldığımdan ve Aren ambulanslarla özel olarak ilgilendiğinden beri ona ambulans, itfaye ve polisin (gereksiz ama olsun) numaralarını söylüyorum. Bak ambulans için bir bir iki tuşlamak gerekiyor veya bir başkasına bir bir ikiyi arayın demen. Buna da pek oralı olmamış gibi gelmiştim; oysaki kaydetmiş resmen. Oyunlarsa sürekli birbir ikiyi arayın diyor :) Size de tavsiye ederim, çocuklarınızın kulağında bu önemli numaralar yer etsin. 


Arabada gidiyoruz;

Aren: Anne hırsızlar arabamı çalmış. 
Ben: Aaa inanmıyorum hangi arabanı, pusetten mi bahsediyorsun
Aren: Evet
Ben: Aa nereden çalmış. 
Aren: işte aşağıdan geliş girmiş çalmış 
Güray ve ben aramızda konuşuyoruz; olabilir mi yahu , puset apartmanda mıydı ki, Allah Allah böyle birşey olsaydı Aynur hanım söylemez miydiki?
Ben: Hay allah çok üzüldüm Aren. 

Üzerinden 5 dakika geçtikten sonra;

Aren: Anne hırsızlar arabamı geri getirmişler sonra. 
Ben: Yaaa
Aren: Sevindin mi Anne
Ben: Evet canım çok sevindim. 

Sanırım çok üzüldüm deyince içine dert oldu ve düşündü, sonrada bunu söylemeyi uygun gördü. 

Apartmandan çalışan şeyler olmuştu daha önce ve sanırım yanında konuşmuştuk; sonra o da öğrendiği ve duyduğu şeyleri bir cümle içinde kullanmayı uygun gördü :) 

Emin olmalıyız ki çocuklar herşeyi ve herşeyi kaydediyor ve hayal güçleri çok taze ve kullanmayı çok seviyorlar. 

11.10.2013

Tatilin En Heyecanlı Yanı




Bavulumuz hazır ama dahası biz de hazırız! İnanır mısınız 3'ümüzü bir bavula sığdırdım evet bunu başardım; tamam zor kapandı ama kapandı :) Fotğrafını akşam'a Instagram'a koyacağım, inanmazsan bakarsın :)

Bu tatilin en heyecanlı kısmı Aren'in doğumgününe denk gelmesi ve 15 Ekim günü Bruksel'den Amsterdam'a geçecek olmamız. 2. yaşını Amsterdam'da kutluyor olacak; herkese nasip olmaz 2 yaşına Amsterdam'da girmek :)))) Bu iyi mi kötü mü onu da bilemiyorum, bakalım zaman gösterecek :)

İstanbul'da değiliz diye, çekirdek aileyiz diye kutlamayacak değiliz herhalde değil mi :) Süsümü püsümü hazırladım götürüyorum :)  Yolu Amsterdam'a düşen olur ise bekleriz partimize. 

Bu vesileyle hepinize iyi bayramlar, keyifli tatiller diliyorum. Bayramı nerede ve nasıl kutluyor olursak olalım, hayattaki en önemli şeyin sağlıklı, huzurlu, mutlu, acıların birlikte paylaşıldığı, birlikte aşıldığı veya katlanıldığı aile birliği olduğunu unutmayalım. Büyüklerimin ellerinden küçüklerimin yanaklarından öperim bebekleri ise misss gibi kokladım ;)

29.08.2013

Anaokulu Şart mı?


Kendim sordum, kendim cevap veriyorum; anne evdeyse kesinlikle şart! Yok, anne çalışan anne ise gerekli olabilir ama çok şart gibi gelmiyor bana; yani duruma göre değişir. 

Anne evdeyse niye şart; çünkü annenin de bir canı var, sabahtan akşama; evi mi düşünsün, kocayı mı düşünsün, çocuğumu düşünsün, hani, kendini pek düşünecek vakit zaman yok da, işte kendini mi düşünsün. Düşün düşün işin içinden çıkamayacağı için ve her birine yarım yamalak el atacağı için en iyisi çocuk 2 yaşına gelince bir anaokuluna gitsin de, anne de en azından bir işin ucundan tam tutabilsin; rahat bir tuvalete girip çişini yapsın, duşta uzun kalmak ne demek, telefonda konuşmak ne demek, Tv seyretmek ne demek ve en önemlisi bir alışveriş merkezinde avare avare dolaşmak ne demek tekrardan hatırlayabilsin. 

Aynı zamanda çocukta bir rahat etsin; dur evladım of evladım, olmaz evladım diyen bir anne başında olmayacak. Sürekli aynı kadını ve insanları görmekten de kurtulmuş olacak; yeni şeyler öğreneceki yeni insanlar tanıyacak ve daha bir sürü olumlu şey. 

Neyse sevgili okur; gelelim çalışan annenin durumuna. Anneanne&babaanne değil de çocuğun iyi bir bakıcısı var ise anne zaten anaokuluna harcayacağı parayı bakıcıya veriyordur, üzerine bir de iyi bir anaokuluna gönderirse, neden hergün makarna yiyorsunuz, bu evde sadece patates mi haşlanıyor diye sormayın lütfen!  Ee diyelimki çocuk geldi 2 yaşına bakıcıyla yolları ayırıp anaokulu ile hayatlarını birleştirmeye karar verdiler; o zaman şunları iyi düşünmek gerekiyor:

*Bu çocuğu her gün okula kim bırakacak? Servis olmayabilir; servisi kaçırabilir. Anne baba işe yetişmek durumundadır, baba iş seyahatinde olabilir, anne de olabilir. 

*Okulun açılış saatiyle sizin işte olmanız gereken saat aynıdır veya okul geç açılıyordur? ee napıcak çalışan anne&baba?

* Drınn drınnn Tüten hanım Aren'in biraz ateşi var, kustu da gelseniz iyi olabilir. Peki tamam. Oysa Tüten'in işi okula 2 saat uzaklıktadır üstelik daha geçen hafta Aren için işten 2 kez izin almıştır; bir daha izin alacak yüzü yoktur. Babayı arar; bana İstanbul dışında toplantıya gitmiştir. Anneanne de gidemez. Ehh ezilir büzülür tekrardan izin ister veya okulu arar ee şey siz calpol verin ben saat 5:30 oradayım der. Özetle çocuk hasta olursa, yardımcı da yoksa ki, paso hasta oluyor anaokuluna başlayan çocuk, kim gidip okuldan alacak çocuğu. 

* Çocuk bir sabah kalkar gitmeyeceğim diye tutturur; okul bu resmi tatil anlayışları farklı,  takvimler farklı, o gün kapatacakları tutar, erken kapatacakları tutar, mesela kar yarar; patrondan e-mail gelir, ana yollar açık lütfen şirkete gelin diye; ee anaokulundan telefon gelir; malesef okul bugün kapalı diye; o zaman nolucak. 


Velhasıl bu listeyi şu deneyimsiz halimle bile oldukça uzatabilirim; ama tadında bırakmaya karar verdim :) Çalışan annenin yardımcıdan vazgeçip anaokulu ile yollarını birleştirmesi evlilik kararından bile zor bence :) Hatta bir yandan boşanma kararı alıyorsunuz bakıcınızı bırakarak, diğer yandan daha boşanmanın acısını atlatmadan, yeni bir evliliğe imza atıyorsunuz. Zor dostum zor!


Tüm bunların dışında son zamanlarda kendime bu soruyu çok soruyorum; Anaokulu bir çocuk için şart mı dahası tek alternatif mi diye. Sosyalleşmek ise amaç; çocukların gerçekten tek sosyalleşebildikleri yer anaokulu mu? Amaç birşeyler öğrenmek ise, anaokulunda öğrenilen pek çok şeyi gerekli görmüyorum. Yaşıtlarıyla bir araya gelmek ise, başka ortamlarda da bir araya gelebiliyorlar. Düzen, disiplin ve benzleri ise, bunlara da çok inanmam. İlkokula daha kolay alışmak ise, sahi daha mı kolay alışıyorlar? Belki de anaokuluna gitmediği için okulu daha çok sevecek, daha çok heyecanlandıracak onu olamaz mı? 

Şuna da inanıyorum; çocuklar belli bir süreden sonra evde, dışarıda her yerde sıkılıveriyorlar; anneden babadan veya ona bakan kişiden bazı şeyleri öğrenmeyi de reddediyorlar; kaldı ki, ev okulu olayına da sıcak bakmıyorum, bir annenin veya bakan kişinin sürekli çocuğa haydi şu etkinlik bu etkinlik demesini ve birşeyler öğretme çabasını da doğru bulmuyorum. Anneanne&babaanne bakıyorsa en enerjiğinin en ilgilisinin bile enerjisi ilgisi yetmiyor; eee kızım sen ne bekliyorsun bir anaokulundan diyorsanız; vallahi ben başka çocuklarla biraraya gelsin ve oynasın istiyorum. Farklı oyuncaklar, oyunlar görsün kısacası eğlenceli vakit geçirsin, bu kadar basit bir şey bekler ve isterken ben; anaokullarını daha fazlasını daha fazlasını veriyoruz halleri benim için trajikomik. Tek ayak üstünde şiir okumasını öğretiyoruz, off bir yemek yemesini öğretiriz ki çocuğunuzu ingiliz kraliyet okulları kapışır:)




Aren'i 3 yaşından önce göndermeyi zaten düşünmüyorum; yardımcımız anaokulu öğretmeni ve Aren'in etrafı kalabalık, kendi yaşıtlarıyla gün boyu vakit geçirebiliyor; kafama göre bir anaokulu evimin civarında yok,  içimin sindiği anaokulları evime ciddi uzaklıkta ve ciddi maliyette. Cumartesi günü Kindyroo götürüyorum ve bu sene h.içide oyun grubu ve benzlerini denemeyi düşünüyorum; sadece bu yöntemle olmaz mı, deneyimli anneleri dinlemeyi, fikirlerini almayı çok isterim. Özellikle çocuğunu anaokuluna göndermemiş olanların hikayesini çok merak ediyorum. 



Bu arada bir yandan da benim ne istediğim ve seçtiğim önemli mi diye de düşünüyorum. Arenin ne beklentisi var veya gitmeyi ister mi onu da bilemiyorum. Misal; apartmanımızın 2 yanındaki anaokuluna versem belki de çok mutlu olur ama bahçesi ufacık ben eledim; evime yakın başka meşhur anaokulları da var; ama yok yıl sonu gösterisi, yok bilmem nere ziyareti, haydi mevsimleri öğreniyoruz halleri, anneler gününde çocuğa annesi için hediye yaptırmaları, abuk subuk şiir ve şarkı öğretmeleri gibi şeyler beni fazlasıyla sıkacak ama kimbilir Aren belki de bunlardan zevk alacak.
İşte bazen de diyorum ki; benim bu doğru bulmadığım eğitim halleri çocuğumu gerçekten etkiler mi, gelişiminde izler bırakır mı? Kaldı ki bu okullara gönderen ailelerin çocuklarında hep mi bir eksiklik, yanlışlık var; hiç sanmıyorum. Belki de en doğrusu evimin 2 yan apartmanındaki anaokuluna göndermektir de, ben hala başlangıç noktasındayım; anaokulu şart mı arkadaş? 

















28.08.2013

Korkuyorum Anne



Yaşım 34 hala karanlıktan pek haz etmem; evde özellikle gece yanliz kalmayı sevmem, elektrik kesilirse ödüm patlar, bir canavarın veya hırsızın önüme çıkıp beni öldüreceğini düşünürüm; var olmayan sesler duyarım; ışık olmadan uyumaya üniversite 2'de birine söylediğim, evet ben de karanlıkta uyuyorum, yalanından sonra alıştım; madem yalan söyledim bari gerçeğe dönüşsün dedim ve kendimi telkin edip o yalanı söylediğim gün karanlıkta uyumaya başladım. Çocukluğumdan beri uyurken ellerimin, ayaklarımın açıkta kalmasından pek hazetmem, hep bir canavarın gelip yiyeceğinden korkarım. Yetişkin halimle bunların komik ve gerçek olmayan şeyler olduğunu biliyorum; telkin yoluyla kendimi rahatlatıyorum ve fakat korkum tamamen geçmiyor.


Hal böyleyken; 2 yaşında bile olmayan oğlumun korkuları olmasını doğal karşılıyorum. Uzmanlar korkunun öğrenilen birşey olduğunu söylüyorlar; oysa birden bire de ortaya çıktığı olabiliyor ki, biz de böyle oldu. Aren birdenbire uzun saçlı erkeklerden korkmaya hatta aşırı korkmaya başladı. Önce panikledik, anlam veremedik; sonra izledikçe, parçaları birleştirdikçe gördük ki uzun saçlı erkeklerden ciddi manada korkuyor. Dedektif misali çözmeye çalıştık; etrafında uzun saçlı kimler ve ne yaşanmış olabilir ki, hiçbir şey yaşanmadığından emin olduk, öyle bir korku geldi işte çocuğa. İlk kez bir IKEA ziyareti sırasında, Aren'e yol veren uzun saçlı gençte bu korku ile karşılaştık; Aren'e yol verirken hafifçe dokundu ve Aren deli gibi ağlamaya başladı; biz önce sakallı insanlardan korktuğunu sanıyorduk; sakal ile uzun saç birleşince olay daha da vahim hale geliyordu. 



Ne yaptık. Öncelikle sabırlı olduk; uzun saçlı birini gördüğünde her defasında daha o korkuyorum demeden, evet uzun saçlı insanları sevmiyorsun, bakmamayı tercih edebilirsin, kafanı çevir Aren dedim. Buradan gitmemizi istiyorsan söyle dedik; ve çoğu zaman da evet gidelim dedi ve gittik. Olayın üzerinden zaman geçince; Güray hep oğlum onlar uzun saçlı insanlar, tamam sen uzun saçlıları sevmiyorsun dedi. Zaman içersinde bu tutumumuz Aren'i çok mu çok rahatlattı ve minik adımlar atmaya başladı biz yine de her uzun saçlı gördüğünde; evet Aren sevmediğin tipte bir insan daha dedik o da evet dedi ama ağlama krizlerine girmedi; yine oradan uzaklaşınca Güray aynı söylemde bulundu ve kısa sürede Aren bu korkuyu atlattı. 



Aren ne zaman korkuyorum dese biz "korku" cümlesini kullanmadan evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, haklı olabilirsin dedik. Hep aynı söyle mi söyledik. Ama hiç ağzımıza korku kelimesini almadık. 



Profesyonel ebeveyn değiliz bildiğin yurdum insanıyız :) Elbette arada sırada aman Aren bunda korkulacak ne var, korkma Aren gibi söylemlerimiz de oldu. Güray korkma Aren dediğinde, ulen böyle demiyorduk di mi dedi arkasından. Bu bilinçli ebeveyn olma halleri gerçekten çok zor. Ben de arada of Aren dediğim de hemen lafı çevirdim ki ne kadar ofluyorsam, Aren hoşuna gitmeyen bir şeyle karşılaştığında hemen off ya off der. Çocuğunda kendini görmek her zaman güzel olmuyor :)



Hala bilmediği bir ses duyduğunda korktum der; korktum kelimesini sıklıkla kullandığı bile oluyor. Ota boka korkabiliyor yani, ama biz hiç üzerinde durmuyoruz; söylemimiz klasik evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, evet korktun canım bu kadar. Aren de üzerinde durmuyor, bazen takılmış plak gibi korktum, korktum ben diyor biz de hemen takılmış plak havasına geçiyoruz; evet sevmedin sen o sesi cümlesini tekrarlıyoruz ve hoop değiş tonton yaparak konuyu değiştiriyoruz. 



Korku her yaşta insanın bünyesine gelen bir durum. Yaşlara göre değişiyordur verilecek tepkiler, davranış biçimleri. Bu yazımızın konusu 2 yaş ve civarını kapsıyor; daha büyükler için hep birlikte Aren'in büyümesini bekleyeceğiz :) 



Her zaman olduğu üzere bir Baby Center çocuğu olan Aren'in bu durumu gelen   haftalık maillerde birebir anlatılıyor; detaylı bilgi almak isterseniz linki tıklayın diyor ve ben de hemen tıklıyorum. Baby Center dışında birkaç kaynaktan daha korkuyla ilgili okudum ama artık her konuyu her kaynaktan okuma dönemini sonlandırmış bulunuyorum, yaşasın sezgisel annelik :)



Bakalım Baby Center neler demiş. Aşağıdakiler Baby Center'daki makaleden benim derlediklerim,anladıklarım ve kendi görüşlerim. Her seferinde belirtiyorum yine belirteyim, ben çevirmen değilim :) İngilzcem iyidir; okuduğumu anlarım, sonra da onu yazıya dökerim, sadece bu kadar. 




2 Yaş ve Korkular



Çocukların korkuları olması gayet doğaldır. Herşey bir yana, korkular bize yeni şeyleri deneyimlemede yardımcı oldukları gibi bizi tehlikelerden de korurlar. Bazı 2 yaş çocukları spesifik şeylerden korkarlar: böcekler, köpekler, karanlık ve hatta süpürge makinasının sesi. Bazı çocuklar ise yeni insanlarla tanışmaktan, karşılaşmaktan korkarlar. (Bu bazı çocukların içinde Aren'de var misal :)) 2 yaş civarında ortaya çıkan bu korkuların bir çoğu çocuğun kendine ve etrafına güveni arttığında kendiliğinden kaybolacaktır. 



Buradaki kilit cümle, son cümle. Çocuğun kendine ve çevresine güveni arttığında. Demek ki neymiş, çocuklarımızın kendilerine ve etraflarına güvenmelerini sağlayacakmışız. Korkuları ortaya çıktığında; onlara güven vermemiz oldukça önemli. Sanıyorum biz bunu az çok başardık. 



Belki de çocuğunuzun korkusu ortaya çıktığında gözlemlemeniz gereken şey; etrafında neye güvenmediği veya kendine güven duymada neden zorlandığı. Malesef çocuklarla ilgili her konuda olduğu üzere yine suç bizdedir yani ebeveynlerdedir. Her taşın altından biz çıkıyoruz ya bu da öyledir. Dolayısıyla siz çocuğunuza değil kendinize bakın ilk önce. 




Çocuğunuzun Korkularını Hafifletmek İçin Neler Yapabilirsiniz



Korkularını onaylayın. Evet gerçek olmayan ve aslında aptalca korkular olabiliyor ama bu korkular çocuğunuz için oldukça gerçekçi ve ciddi. Mesela sifon sesinden korktuğunu söylediğinde gülmemeniz gerekiyor. Hepimizin bu tip aptalca korkular karşısında gülmüşlüğümüz vardır ki; bazen Aren korkarken öyle abuk bir hal alıyor ki bizim de güldüğümüz oluyor. Ama en fenası dalga geçmek ki malesef bunu belli bir yaşın üzerindekiler, evet evet doğru tahmin ettiniz, anneanne babaanne sokaktaki teyze tayfası çok fazla yapıyor. Sizinkiler yapmıyor mu ay ne güzel :)



Eğer siz bu korkusunu anladığınızı ifade ederseniz, o zaman çocuğunuzda korkmasının normal olduğunu ve önemli olanın bununla başa çıkmak olduğunu kavrayacaktır. Bizim örneğimizde böyle oldu; uzun saçlı insanlardan hoşlanmamasının doğal olduğunu ve istiyorsa o insana bakmamayı tercih edebileceğini ve çok istiyorsa oradan uzaklaşabileceğimizi söyledik. 



Korkuların yok sayılması ve en önemlisi bunda korkulacak bir şey yok söylemi çocukların korkusunu daha da tetikleyen davranış biçimleri. Örneğin; köpekten korkulacak hiçbir şey yok seni ısırmayacak demeniz çocuğunuzu rahatlatmak yerine daha da korkmasına sebeb oluyor; bunun yerine anlıyorum, köpek seni korkutuyor; gel beraber yanından yürüyerek geçelim; bunu da yapmak istemiyorsan köpek geçip gidene kadar seni kucağımda tutabilirim diyebilirsiniz. Burada köpek seni korkutuyorsa denilmiş ama biz korku cümlesini kullanmamaya özen gösterdik; hep sevmiyorsun, hoşlanmıyorsun dedik. 


Sevdiği nesneleri kullanın. Bizim hiç olmadığı için bilemiyorum tabii :) Ama biliyorum ki bazı çocukların çok sevdiği bir battaniye veya oyuncak olabiliyor işte her yere onu götürün diyorlar; bir de kendisini rahatlatan bu objelerden 4 yaş civarı vazgeçerlermiş; dolayısıyla çocuğunuz büyüdüğü halde ay battaniyesine bağımlı napacağım şimdi diye paniklemenize gerek yok, gayet doğalmış. Ayrıca bence bir insana bağımlı olmaktanda battaniyeye bağımlı olmak daha iyi :)

Özellikle yeni insanlar, anaokulu, doktor ziyaretlerinde mutlaka yanınızda bulundurun denilmiş. Nasıl unuttum; bizim uzunca süre doktor korkumuz oldu; çok şükür çok yeni onu da atlattık. Hepsi geçiyor be sevgili okur :)

Açıklayın, Açığa Çıkarın, Keşfedin. Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanlardır. Banyoya girmekten korkan çocuğun belki de korkusu su gibi o delikten gideceğidir ama bunu dillendirmemiştir. Mesela böylesi bir durumda; su ve köpükler bu delikten kayıp gidiyor ama çocuklar ve oyuncaklar gitmez diyebilirsiniz. Ambulans gibi yüksek seslerden korktuğunda; ambulans bu sesi çıkarmak zorundaki herkes duysun ve yolu açsın gibi basit ama gerçek açıklamalar yapabilirsiniz. 

İlk cümle bana ait: Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanladır :) Evet bu böyle; çocukla konuşurken basit konuşacaksın tek cümleyle işi bitireceksin. Uzun açıklamalar, mantık sıralamaları yok bunlar hiçbir çocuğa gelmiyor; arkadaşınla çay sohbeti yapmıyorsun ki en nihayetinde karşındaki daha bir kaç ay veya sene önce ingalayan,  sensiz adım atamayan bir varlıktı. 

Evde karanlıktan korkan bir çocuk için dışarıda karanlıkta yürüyüş yapmak ve bu işi oyuna çevirip, karanlıkta keşfedilecek şeylere bakmak bu korkusunun üstesinden gelmesine yarayabilir. Ben mesela gece karanlıkta parlayan yıldızlar vb aldım; şimdiye kadar karanlıkla ilgili ciddi bir sıkıntı yaşamadık; hadi gel karanlıkta parlayan yıldızlara ve hayvanlara bakalım dedim Aren'e; elbette o da bu işten çok hoşlandı. 

Saçını kestirmek istemeyen bir çocuk için de önce aynı berberin sizin saçınızı kesmesini rica edebilirsiniz; yani her durumda olduğu üzere önce görmesini, sizin de yaptığınızı ve birşey olmadığını ona göstermeniz iyi olabilir. Bazen ki biz de çoğu zaman Aren böyle şeylerle tatmin olmuyor. Aslında ebeveynlerden daha çok kendi yaşıtlarının aynı şeyi yaptığını görmeleri onları rahatlatıyor. Mesela ben ilk berber deneyimimize Aren'in yaşıtlarında bildiği biriyle gitmeyi düşünüyorum; çünkü eminim onu görünce ben ben ben diye tutturacak. Malum bir başka çocuk birşey yapıyorsa mutlaka o da yapmalı. 


Süpürge makinasından bir çocuğun korkması o kadar doğal ki. Düşünsenize yüksek sesli bir makina herşeyi içine çekiyor ya onu da çekerse!!! Aren bu konuda sapık :) Eline orasına burasına makinayı dayayıp çektirmeye bayılıyor; ama bence bundan korkmak çok doğal, aramızda kalsın ben çok korkarım da :)


Doktor, aşı korkusu. Bu tip korkularda olayı süslendirmek veya dramatize etmek; her ikisi de doğru değil. Ben başından beri bu konuda Aren'e gerçekçi oldum; bebekken bile söylemimi hep aynıydı; şimdi doktora gidiyoruz ve bugün aşı olacağız, canın acıyabilir ama bu geçici, canın acıdığı için de istediğin kadar ağlayabilirsin bu da gayet normal. Büraz büyüdüğünde; evet canın acıyabilir ama geçecek biliyorsun; oradan çıktıktan sonra gider dondurma yeriz bu da bize iyi gelir dedim, diyorum. 


Çocuğun korktuğu şeylerle arasında güvenli bir mesafe, ilişki yaratmakta önemli. Korktuğu şeylerin olduğu bir kitabı okumak mesela. Korkunun üzerine gidilmesini önerir bazıları ama ben ve bir çok uzman bunun doğru olmadığını söylüyor. (vay be kendimi uzmanlarla aynı kefeye de koydum ya :))Üzerine gitmek yerine o korkuyla ilişki kurmasını sağlamak bence daha önemli. 



Problemleri beraber çözün. Karanlıktan mı korkuyor, odasına gece ışığı alabilirsiniz. Canavarlardan mı korkuyor; canavarları etkisiz hale getiren sprey yapıp (bir fısfıs şişesine su koyup sıkmak gibi) sıkabilirsiniz; veya uyduruk bir cümleye işte bu canvarları etkisiz hale getiren cümle deyip birlikte söyleyebilirsiniz. Bu korkuların bir anda geçmeyeceğini bilin ve beklentinizi fazla yukarıda tutmayın 



Kendi korkularınızı PAYLAŞMAYIN. İşte ben bunu yaptım; ben de korkuyorum ben de sevmem o sesi dedim; iyi bok yedim :) Bunu yapınca çocuk anaa doğru yoldayım baksana koskoca annem bile korkuyor gibi bir duyguya kapılıyor; aslında bunu yaparken olayı normalleştirdiğimizi sanıyoruz, yani ben öyle sanıyordum; ama değil işte daha da çocuğu korkmak için cesaretlendiriyor. 


Çocuk biraz daha büyüdüğünde; örneğin, dişçiye gitmeyi sizin de çocukken sevmediğinizden ama sağlıklı dişler için gittiğinizden ve zamanla buna alıştığınızdan bahsedebilirsiniz. Böylece çocuğunuz da hee iyi ben de normal bir insanım der :) yok yok böylece bunun doğal olduğunu ve bu korkuyla başa çıkılabildiğini öğrenmiş olur. Hoş bu veletler büyüyüp aman annneee dişçiden korkacak ne var, sen de çok korkasın hee der. Böyle bunlar çıktıkları yeri unuturlar :)


Gelelim çok önemli bir noktaya; çocuğunuzun korkusu günlük yaşantısını sekteye uğratıyorsa; örneğin sudan korktuğu için yıkanmayı reddediyor ve şiddetle karşı çıkıyorsa, köpeklerden korktuğu için evden asla çıkmıyorsa; ve özellikle bu korkusu günden güne şiddetleniyorsa işte o zaman muhtemelen çocuğunuzun korkusu değil fobisi var demektir. Fobi; , bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir; aşırıdır, güçlüdür ve irrasyoneldir. Aynı zamanda fobi mitolojide dehşet tanrısıdır (bunu da yazamadan geçemedim :)


İşte böyle; çocuğunuzun korkusu mu var yoksa fobisi mi bunu iyi gözlemleyin derim; şayet sadece korkusu var ise fazla üzerinde durmayın; ebeveynlikte herşeyin anahtarı olduğu üzere sabır gösterin, onu anladığınızı doğru bir biçimde gösterin ve hissettirin ve sıradaki soruna kadar kafayı takmayın! 

Bir sonraki sorunda görüşmek üzere ;)


13.08.2013

Murphy Pollyanna'ya Karşı

Evet denizde gözlük takarım mümkün değil bakamam yoksa; evet ben o kışın da güneş gözlüğü takanlardanım, napıyım gözlerim hassas arkadaş!


Nasıl anlatsam,nerden başlasam, mmmm..... Bodrum Bodrum, Bodrum 

Biraz deniz, biraz uyku bütün isteğim buydu.... Bodrum Bodrum, Bodrum 


Tatile çıkarken Pollyanna olmaya karar vermiştim; lakin Murphy'nin varlığını unutmuştum, sağolsun kendisi bizzat tatilimize iştirak ederek kendini hatırlattı. Buyrun bizim tatil hikayemize. (pek keyifli bir yazı değil baştan uyarayım da!)


Taaa en başa dönersek; bu yaz için farklı planlarımız vardı. Bir tatil köyüne gitmektense butik bir otelde tatil yapmayı istiyorduk, hatta belki Ayça'nın (Ayça Oğuş'un) eşiyle düzenlediği Baba Beni Kampa Götür programına mı dahil olsak diyorduk. Lakin süpriz bir kararla Güray iş değiştirdi. İş değiştirme süreci 2 ay sürünce herşeyi askıya almak zorunda kaldık. İşten ayrılması, yeni işe başlaması hepsi yaz sürecine denk geldi. Yeni işe başladığında ancak yaz için plan yapabilir hale geldik. Ve yumurta kapıya dayandığı için hiç istemediğimiz tatil köyü planına kaldık. Murphy çoktan sinyal vermiş de haberimiz yokmuş :)

Bodrum hem Güray'ın hem benim çok sevdiğimiz bir yer, dolayısıyla Bodrum'daki alternatiflere göz attık ve çocukla gidilebilecek en uygun yerlerden biri olan Voyage Torba'yı seçtik. Uçak biletimizi Bodrum'a değil, İzmir'e aldık(tek sebebi daha ucuz olmasıydı; ekonomik düşünen bir aileyiz :)) ve bir gece İzmir'de büyük teyzemlerin yanında kaldık ki bu Aren'e çok iyi geldi. Ertesi sabah arabayla Bodrum'a geçtik. Araba kiralayarak çok iyi bir iş yapmışız. Akşamları arabayla dışarı çıkıyorduk, ki böylece Aren'de uyuyordu biz de Bodrum'u arabayla geziyorduk :)
Aman da aman bording pass'i de varmış :) Hiç huyum değildir böyle şeyler saklamak, bunu saklayıverdim. (Gidişi atmışım bu dönüş yine ilk'i yok:))

Bu tatilde bir ilk daha yaşandı; Aren ilk kez uçağa bindi. Gidişimizde hiçbir problem yoktu; çünkü kendisini uçak yolculuğuna alıştırdık, sürekli anlattık, oyuncak uçak aldık eve. Uçakta kalkılmıyor dedik, Aren de sürekli uçak otur kalk yok deyip durdu. Dönüşümüz biraz maceralıydı. En son uçuşu almışık; daha doğrusu ben bu konuda ısrarcı olmuştum, büyük bir hata yapmışız. Uçağa binmeden önce uyudu Aren, uçakta bir uyandı pir uyandı; şöyle söyliyeyim ulan düşsün uçakta hep birlikte ölelim de kurtulalım bile dedim içimden :) Murphy tekrardan aramızda :) 


Tatile giderken hastaydım; ağır franjit geçiriyordum, lakin bundan bahsetmeyeceğim bile. Özel sektör kölesi pardon çalışanı olarak bütün bir yıl 15 gün yapacağınız tatilin hayalini kurarsınız, tatil gelir yanında Murphy'i ihmal etmez. Tatil başladı, ben hasta oldum. Bence insan tatilde değil rapor alabileceği iş günlerinde hasta olmalı :)






Otele vardığımızda böylesi mutlu bir çocuk vardı; heyecanla denize girmeyi bekliyordu kendi tabiriyle CUP yapmayı. 




Ve hemen kendimizi kumsala attık; ilk saatlerde bir rüya yaşıyor gibiydik. Aren kendi kendine kumsalda oynuyor biz de şezlonglarımıza uzanmış kendisini izliyorduk. Hehh işte Pollyanna olmak işe yaramıştı; ama erken konuşmuşum; yine Murphy varlığını unutmuşum :) Aren sonradan denizin ve kumla oynamanın tadının Anne&babayla çıkacağına karar verdi. 

Deniz kısmı bizi hiç zorlamadı; bizi bu tatilde en zorlayan kısımı yemek oldu. Zaten tatile gitmeden önce iştahı kapanan Aren'in tatil boyunca hiçbir şey yemediğini söylesem abartmış olmam. Sadece sıvı şeylerle beslendi. Su, süt arada içtiği başka şeyler. Ve tabii ki tatilin sonunda hasta oldu. Yüksek ateş ve franjit. Hoşgeldin Murphy hoş hiç gitmemiştin ki :)


Ya işte böyle hiçbirşey yemeyen çocuğum ot yiyordu :)

Voyage Torba'dan bahsetmek gerekirse; 
  • Güray hiç mi hiç beğenmedi. Hergün birşeyden şikayetçi oldu ve bir daha hiçbir Voyage'da kalmam dedi. 
  • Ben onun kadar olumsuz düşünmüyorum. Biz genel olarak tatil köyü konseptini sevmeyen bir çiftsiz; misal ikimizin de açık büfede iştahı kapanır, ne yiyeceğimizi bilemeyiz ve mutsuz oluruz.  Ama yemekler kesinlikle lezizdi, en azından görüntü olarak :)
  • Denizi tamamen kum olmamasına rağmen mükemmel bir ısısı vardı ve temizdi. 
  • Yararlanılabilecek bir çok havuz alternatifi vardı. Özellikle çocuklara özel olan aquapark öğleden sonraları için iyi bir alternatif. 
  • Yemek yenilebilecek, atıştırılabilecek yer çok. Hiç aç kalmazsınız :)
  • Mini Klup çocuklara hitap edecek nitelikte, biz akşam yemeğinden önce gidip 30-45 dk vakit geçiriyorduk.
  • Personel oldukça güleryüzlü ve hizmet etmekten memnun.

Velhasıl; tatilin kötüsü olmaz denir ya onca aksiliğe, beni çok üzen Aren'in hastalığına rağmen güzeldi diyebiliyoruz. Aren'le dolu dolu 1 hafta geçirdik. Tatilin ortasında Aren'e insanların isimlerini söyleyip özledin mi dediğimizde hepsine hayır ben en çok anne baba sev dedi ve biz gözyaşlarımızı tutamadık. O da bizimle birlikte olmaktan inanılmaz keyifliydi. 

Şunu söylemeden de geçemeyeceğim; Güray 4/4'lük bir baba. Tatil boyunca Aren'le öyle güzel ilgilendi ki, tatilin son günü Aren'le kendisine "Dünyanın En İyi Babası" ödülünü verdik. Her zaman şükür ettiğim şeylerin başında geliyor. İyi ki iyi ki Güray'dan hiç vazgeçmemişim, iyi ki evladımın babası Güray. Aren Güray'a baba değil dolu dolu babam der; tatil boyunca da gözünün önünden ayırmadı Güray'ı babam da babam :) 



Sahillerin yeni Banu Alkan'ı :)