çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.03.2014

S.O.S Veren Çocuk

Aslına bakarsanız ülkenin S.O.S durumuyla daha ilgiliyim şu sıralar ve içimden çok fazla bir şey gelmiyor ama biliyorum ki hayattan kopmak doğru bir mücadele biçimi değil. Yazılara kaldığımız yerden devam edelim. 



Geçtiğimiz hafta bizim evde kırmızı alarm'lı S.O.S durumu vardı; evden kaçmayı bile düşündüğümü itiraf edebilirim. Her gün eve dönerken içimi bir sıkıntı kaplıyordu ve ayaklarım geri geri gidiyordu. Kapıdan girer girmez ağlayan bir çocuk ve ağlaması hiç bitmeyen bir çocuk, herşeyi mızmızlıkla isteyen bir çocuk. Zordu çok zordu. Mutsuzluğu yüzünden, hareketlerinden her halinden beliydi. Neyi olduğunu anlamamak bizi daha da delirtiyordu. O kırmızı alarma geçince biz de gidip yeşil reçeteli ilaçlardan almaya karar verdik. 

2 sebebi vardı bana kalırsa; bunlardan ilki kansızlığı ve kısa bir süre önce demir şurubuna ara vermemiz, ara verdik çünkü test yaptıracağız, ikincisi de değişen uyku düzeni. Çok geç saatlerde uyumaya başladı; bakarsan geç uyanarak ve gün içinde uyuyarak toplam saati dolduruyordu ama belli ki bünye bunu kaldırmıyordu. Ve artık yaklaşık 10 günün sonunda deli gibi ağladığı, yere eğilip oyuncağını alamayacağı duruma geldiği gün saat 7:30 uyuya kaldı. kafası bir anda düştü ve derin bir uykuya daldı. Güray sabahın 6:00'sında uyanacağını düşünürken, saat 9:00 uyanarak günlerin yorgunluğunu üzerinden atmış oldu. Eski Aren'imize kavuştuk. Bizim eski halimiz bir çoğunuz için S.O.S durumunudur ya neyse buna şükürler olsun diyoruz biz; bir daha da böyle bir kabus yaşamak istemiyoruz. 

Gelelim herhangi bir sebeble S.O.S veren çocukla karşılaştığımızda ne yapacağız ve buna sebeb olan şeylerin altında yapan sebeblere. 


Çocuklarımızın konuşmasını 4 gözle bekleriz; çünkü o zaman iletişimimizin artacağını, birbirimizi daha iyi anlayacağımızı düşünürüz. Halbuki çocuklar dilli düdük dahi olsalar uzunca bir süre duygularını sözcüklerle değil davranışlarıyla ifade etmeye, anlatmaya devam ediyorlar; hele bu bir erkek çocuğu ise sanırım bu süreç hiç bitmiyor :) Neyse konuyu dağıtmayalım:)

3 yaşındaki bir çocuk başka bir çocuğa vuruyorsa, 5 yaşındaki oyuncaklarını size fırlatıyorsa ve hatta 7 yaşındaki çocuk kapısını hızlıca çarpıyorsa aslında sözlü olarak ifade edemediği duygularını göstermeye çalışıyordur. Yanlız bizim 2,5 yaşındaki çocuk yukarıdakilerinin hepsini yapıyor. Kapısını çarpıp yanlız kalmak istiyorum dedim sizeeeee diye bağırıyor; ergeliğinden korkuyorum bu Aren'in. 

Böyle durumlarda karşılaştığınızda elbette en kısa yol olan ceza vermeyi seçebilirsiniz ama o zamanda işlerin hiç iyiye gitmeyeceğini söyliyeyim size. Evet davranışı kesinlikle kabul edilebilir değil ama burada sakinleşip onun bu davranışına sebeb olan duygusunu anlamak gerekiyor; işte bunu anlamayınca çocuğun S.O.S durumunu göremez oluyoruz. 

Hemen sıcağı sıcağına bir örnek vermek isterim; dün akşam yemeğinde makarna vardı, Aren genellikle eliyle yer makarnayı çatala zor geliyor diye, dün ona çatala sarmayı öğrettim pek hoşuna gitti, genellikle babasını taklit eder dönüp dönüp güray'a baktı ve güray gibi yapamayınca çok sinirlendi ve makarnaları yere atmaya başladı; ben bu kısmı atladım ama Güray farketti ve sanırım sinirlendi benim gibi yapamadığı için dedi ve hemen Aren'in yanına gidip dur ben sana yardım edeyim dedi ve ortalık süt liman oldu. Bir S.O.S durumuna acil ve ilk yardımı yaparak ucuz atlattık ;)


Hatırlatmak isterim ki davranışlarının altındaki neden biz yetişikinler için son derece saçma ve anlamsız olabilir ama doğru empati onun penceresinden onun ayakkabılarını giyerek bakmaktır. 36 numara ayağınıza 23 numara giyerek bakacaksınız yani; kolay mı hiç değil. Ancak böyle bakabilirseniz ihtiyacı olan desteği ona verebilirsiniz. 

Çocuğunuzun sizi en rahatsız eden davranışları aynı zamanda S.O.S davranışlarıdır yani çözülmesi gerekenler. Yani bir bakın şöyle; sizi en çok hangi davranışı delirtiyor işte orada hala çözülmemiş bir duygu durumu söz konusu. 

S.O.S örneklerine bakacak olursak; 
  • Bir çocuk sürekli huysuz ve işbirliği yapmıyorsa genelde daha çok uykuya ihtiyacı, daha çok ilgiye, çözülmesi gereken fiziksel bir ihtiyaca veya annesinin güvenli kollarında ağlamaya ihtiyacı vardır. İşte tam da geçtiğimiz haftalarda yaşadığımız durum. S.O.S'ın tepe noktası aman allahım böyle huysuzluk kolik zamanında bile olmamıştı. 
  • Özellikle kardeşi olan çocukların daha çok görülmeye, farkedilmeye ve yaptıklarının değerli olduğunu duymaya ihtiyaç duyarlar. 2 çocuğunuz varsa Allah kolaylık versin diyorum başka ne diyebilirim ki ben 1 taneyi idare edemezken. 
  • Limitleri zorlayan çocukların görmek istedikleri şey ailelerinin duruma hakimiyetleridir aslında. Ay bu limitleri zorlamaya hiç girmeyeceğim ben yoksa ağlayabilirim tamam mi :) 
  • Söylediklerinizi duymayan, dinlemeyen çocuklar bilinçli veya bilinçsiz bizi ciddiye almayacak şekilde yetişmişlerdir ancak bağırınca ciddiye alırlar ki aslında vermek istedikleri mesaj; lütfen sakin kal ve benimle iletişime geçtir. Burada şunu söyleyebilirim çocuğunuzla beraberken dünya duracak arkadaş sadece o olacak ve bu da onu bilecek; yok elinde telefon yok ocakta yemek, gözün sağdan sola dönmeyecek, ona odaklanacaksın; ne kadar benciller değil mi?!?
  • Sürekli isyan eden çocuğun gücünü daha çok hissetmeye ve daha çok saygıya ihtiyacı vardır. Oğlum biz sana daha nasıl saygı gösterebiliriz; yaşın 2 keskin bıçak kullanıyorsun, yaşın 2 her lafa dahilsin yaşın 2 ben gideceğim diyorsun git diyoruz daha ne saygısı oğlum daha ne!
  • Çocuk bize saygı göstermiyorsa vermek istediği mesaj; daha çok ilişkiye, iletişime, saygıya ve sıcak yaklaşıma ihtiyacım vardır. Hep bana hep bana olmazki oğlum benim de bunlara ihtiyacım var. 
  • Yalan söyleyen çocuk mutlaka ki korkuyordur. 


S.O.S durumlarıyla karşılaştığınızda veya zaten farkındaysanız kendinize sorabileceğiniz 7 soru var: 

  1. Sizi rahatsız eden nedir bu durumda?
  2. Bu duruma sebeb olarak ilk aklınıza gelen nedir? uyku, iletişim, fiziksel bir ihtiyaç
  3. Ne yapmalısınız, bir liste hazırlayın lütfen. 
  4. Durum karşısınıda kendi korkularınızı farketmeye çalışın. Mesela çocuğunuz birden bire bebek gibi konuşmaya başladı; onu düzeltmeniz gerektiğini mi düşünürsünüz yoksa bebek gibi ilgiye ihtiyacı oldğunu düşünüp ona göre mi davranırsınız? Korkularınız için derin bir nefes alın ve nefesinizi verirken bu korkunun gittiğini düşünün. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını doğru bir biçimde karşıladığımızda çocuklarımızda kaldıkları yerden devam ederler ama ihtiyaçlarını karşılayamazsak  soruna takılı kalırlar.
  5. Lütfen plan yapın hem de yazılı bir biçimde ve mutlaka gün içinde bu planlardan birini uygulayın. 
  6. Çocuğunuzun davranışı değiştiğinde olumlu veya olumsuz bunu hemen farkedin, farketmemek mümkün mü tabii, ve durumu analiz edin, ne öğrendiniz, neyi farklı yaptınız gibi. 
  7. Neyi değiştirmeniz gerekiyormuş bakalım ;)

Çocuk S.O.S verince ne yapacağımızı az çok öğrendik değil mi? Peki ya siz çoktan S.O.S durumuna geçtiyseniz o zaman ne olacak; gidip yeşil reçeteli ilaç mı alacaksınız olmadı daha ucuz gidip kendimi camdan mı atayım diyeceksiniz? Hayır sadece kendinizle aranızdaki iletişimin koptuğunu farkedeceksiniz ve kendinize zaman ayırıp kendinizi şımartıp sarılıp seveceksiniz. Önce kendi S.O.S çözüp sonra çocuğunuza odaklanacaksınız. 

İşte böyle sevgili okur; çocuk büyütmek biraz da kendini büyütmek!


28.08.2013

Korkuyorum Anne



Yaşım 34 hala karanlıktan pek haz etmem; evde özellikle gece yanliz kalmayı sevmem, elektrik kesilirse ödüm patlar, bir canavarın veya hırsızın önüme çıkıp beni öldüreceğini düşünürüm; var olmayan sesler duyarım; ışık olmadan uyumaya üniversite 2'de birine söylediğim, evet ben de karanlıkta uyuyorum, yalanından sonra alıştım; madem yalan söyledim bari gerçeğe dönüşsün dedim ve kendimi telkin edip o yalanı söylediğim gün karanlıkta uyumaya başladım. Çocukluğumdan beri uyurken ellerimin, ayaklarımın açıkta kalmasından pek hazetmem, hep bir canavarın gelip yiyeceğinden korkarım. Yetişkin halimle bunların komik ve gerçek olmayan şeyler olduğunu biliyorum; telkin yoluyla kendimi rahatlatıyorum ve fakat korkum tamamen geçmiyor.


Hal böyleyken; 2 yaşında bile olmayan oğlumun korkuları olmasını doğal karşılıyorum. Uzmanlar korkunun öğrenilen birşey olduğunu söylüyorlar; oysa birden bire de ortaya çıktığı olabiliyor ki, biz de böyle oldu. Aren birdenbire uzun saçlı erkeklerden korkmaya hatta aşırı korkmaya başladı. Önce panikledik, anlam veremedik; sonra izledikçe, parçaları birleştirdikçe gördük ki uzun saçlı erkeklerden ciddi manada korkuyor. Dedektif misali çözmeye çalıştık; etrafında uzun saçlı kimler ve ne yaşanmış olabilir ki, hiçbir şey yaşanmadığından emin olduk, öyle bir korku geldi işte çocuğa. İlk kez bir IKEA ziyareti sırasında, Aren'e yol veren uzun saçlı gençte bu korku ile karşılaştık; Aren'e yol verirken hafifçe dokundu ve Aren deli gibi ağlamaya başladı; biz önce sakallı insanlardan korktuğunu sanıyorduk; sakal ile uzun saç birleşince olay daha da vahim hale geliyordu. 



Ne yaptık. Öncelikle sabırlı olduk; uzun saçlı birini gördüğünde her defasında daha o korkuyorum demeden, evet uzun saçlı insanları sevmiyorsun, bakmamayı tercih edebilirsin, kafanı çevir Aren dedim. Buradan gitmemizi istiyorsan söyle dedik; ve çoğu zaman da evet gidelim dedi ve gittik. Olayın üzerinden zaman geçince; Güray hep oğlum onlar uzun saçlı insanlar, tamam sen uzun saçlıları sevmiyorsun dedi. Zaman içersinde bu tutumumuz Aren'i çok mu çok rahatlattı ve minik adımlar atmaya başladı biz yine de her uzun saçlı gördüğünde; evet Aren sevmediğin tipte bir insan daha dedik o da evet dedi ama ağlama krizlerine girmedi; yine oradan uzaklaşınca Güray aynı söylemde bulundu ve kısa sürede Aren bu korkuyu atlattı. 



Aren ne zaman korkuyorum dese biz "korku" cümlesini kullanmadan evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, haklı olabilirsin dedik. Hep aynı söyle mi söyledik. Ama hiç ağzımıza korku kelimesini almadık. 



Profesyonel ebeveyn değiliz bildiğin yurdum insanıyız :) Elbette arada sırada aman Aren bunda korkulacak ne var, korkma Aren gibi söylemlerimiz de oldu. Güray korkma Aren dediğinde, ulen böyle demiyorduk di mi dedi arkasından. Bu bilinçli ebeveyn olma halleri gerçekten çok zor. Ben de arada of Aren dediğim de hemen lafı çevirdim ki ne kadar ofluyorsam, Aren hoşuna gitmeyen bir şeyle karşılaştığında hemen off ya off der. Çocuğunda kendini görmek her zaman güzel olmuyor :)



Hala bilmediği bir ses duyduğunda korktum der; korktum kelimesini sıklıkla kullandığı bile oluyor. Ota boka korkabiliyor yani, ama biz hiç üzerinde durmuyoruz; söylemimiz klasik evet sen o sesten hoşlanmıyorsun, evet korktun canım bu kadar. Aren de üzerinde durmuyor, bazen takılmış plak gibi korktum, korktum ben diyor biz de hemen takılmış plak havasına geçiyoruz; evet sevmedin sen o sesi cümlesini tekrarlıyoruz ve hoop değiş tonton yaparak konuyu değiştiriyoruz. 



Korku her yaşta insanın bünyesine gelen bir durum. Yaşlara göre değişiyordur verilecek tepkiler, davranış biçimleri. Bu yazımızın konusu 2 yaş ve civarını kapsıyor; daha büyükler için hep birlikte Aren'in büyümesini bekleyeceğiz :) 



Her zaman olduğu üzere bir Baby Center çocuğu olan Aren'in bu durumu gelen   haftalık maillerde birebir anlatılıyor; detaylı bilgi almak isterseniz linki tıklayın diyor ve ben de hemen tıklıyorum. Baby Center dışında birkaç kaynaktan daha korkuyla ilgili okudum ama artık her konuyu her kaynaktan okuma dönemini sonlandırmış bulunuyorum, yaşasın sezgisel annelik :)



Bakalım Baby Center neler demiş. Aşağıdakiler Baby Center'daki makaleden benim derlediklerim,anladıklarım ve kendi görüşlerim. Her seferinde belirtiyorum yine belirteyim, ben çevirmen değilim :) İngilzcem iyidir; okuduğumu anlarım, sonra da onu yazıya dökerim, sadece bu kadar. 




2 Yaş ve Korkular



Çocukların korkuları olması gayet doğaldır. Herşey bir yana, korkular bize yeni şeyleri deneyimlemede yardımcı oldukları gibi bizi tehlikelerden de korurlar. Bazı 2 yaş çocukları spesifik şeylerden korkarlar: böcekler, köpekler, karanlık ve hatta süpürge makinasının sesi. Bazı çocuklar ise yeni insanlarla tanışmaktan, karşılaşmaktan korkarlar. (Bu bazı çocukların içinde Aren'de var misal :)) 2 yaş civarında ortaya çıkan bu korkuların bir çoğu çocuğun kendine ve etrafına güveni arttığında kendiliğinden kaybolacaktır. 



Buradaki kilit cümle, son cümle. Çocuğun kendine ve çevresine güveni arttığında. Demek ki neymiş, çocuklarımızın kendilerine ve etraflarına güvenmelerini sağlayacakmışız. Korkuları ortaya çıktığında; onlara güven vermemiz oldukça önemli. Sanıyorum biz bunu az çok başardık. 



Belki de çocuğunuzun korkusu ortaya çıktığında gözlemlemeniz gereken şey; etrafında neye güvenmediği veya kendine güven duymada neden zorlandığı. Malesef çocuklarla ilgili her konuda olduğu üzere yine suç bizdedir yani ebeveynlerdedir. Her taşın altından biz çıkıyoruz ya bu da öyledir. Dolayısıyla siz çocuğunuza değil kendinize bakın ilk önce. 




Çocuğunuzun Korkularını Hafifletmek İçin Neler Yapabilirsiniz



Korkularını onaylayın. Evet gerçek olmayan ve aslında aptalca korkular olabiliyor ama bu korkular çocuğunuz için oldukça gerçekçi ve ciddi. Mesela sifon sesinden korktuğunu söylediğinde gülmemeniz gerekiyor. Hepimizin bu tip aptalca korkular karşısında gülmüşlüğümüz vardır ki; bazen Aren korkarken öyle abuk bir hal alıyor ki bizim de güldüğümüz oluyor. Ama en fenası dalga geçmek ki malesef bunu belli bir yaşın üzerindekiler, evet evet doğru tahmin ettiniz, anneanne babaanne sokaktaki teyze tayfası çok fazla yapıyor. Sizinkiler yapmıyor mu ay ne güzel :)



Eğer siz bu korkusunu anladığınızı ifade ederseniz, o zaman çocuğunuzda korkmasının normal olduğunu ve önemli olanın bununla başa çıkmak olduğunu kavrayacaktır. Bizim örneğimizde böyle oldu; uzun saçlı insanlardan hoşlanmamasının doğal olduğunu ve istiyorsa o insana bakmamayı tercih edebileceğini ve çok istiyorsa oradan uzaklaşabileceğimizi söyledik. 



Korkuların yok sayılması ve en önemlisi bunda korkulacak bir şey yok söylemi çocukların korkusunu daha da tetikleyen davranış biçimleri. Örneğin; köpekten korkulacak hiçbir şey yok seni ısırmayacak demeniz çocuğunuzu rahatlatmak yerine daha da korkmasına sebeb oluyor; bunun yerine anlıyorum, köpek seni korkutuyor; gel beraber yanından yürüyerek geçelim; bunu da yapmak istemiyorsan köpek geçip gidene kadar seni kucağımda tutabilirim diyebilirsiniz. Burada köpek seni korkutuyorsa denilmiş ama biz korku cümlesini kullanmamaya özen gösterdik; hep sevmiyorsun, hoşlanmıyorsun dedik. 


Sevdiği nesneleri kullanın. Bizim hiç olmadığı için bilemiyorum tabii :) Ama biliyorum ki bazı çocukların çok sevdiği bir battaniye veya oyuncak olabiliyor işte her yere onu götürün diyorlar; bir de kendisini rahatlatan bu objelerden 4 yaş civarı vazgeçerlermiş; dolayısıyla çocuğunuz büyüdüğü halde ay battaniyesine bağımlı napacağım şimdi diye paniklemenize gerek yok, gayet doğalmış. Ayrıca bence bir insana bağımlı olmaktanda battaniyeye bağımlı olmak daha iyi :)

Özellikle yeni insanlar, anaokulu, doktor ziyaretlerinde mutlaka yanınızda bulundurun denilmiş. Nasıl unuttum; bizim uzunca süre doktor korkumuz oldu; çok şükür çok yeni onu da atlattık. Hepsi geçiyor be sevgili okur :)

Açıklayın, Açığa Çıkarın, Keşfedin. Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanlardır. Banyoya girmekten korkan çocuğun belki de korkusu su gibi o delikten gideceğidir ama bunu dillendirmemiştir. Mesela böylesi bir durumda; su ve köpükler bu delikten kayıp gidiyor ama çocuklar ve oyuncaklar gitmez diyebilirsiniz. Ambulans gibi yüksek seslerden korktuğunda; ambulans bu sesi çıkarmak zorundaki herkes duysun ve yolu açsın gibi basit ama gerçek açıklamalar yapabilirsiniz. 

İlk cümle bana ait: Bazen en basit açıklamalar en çok işe yarayanladır :) Evet bu böyle; çocukla konuşurken basit konuşacaksın tek cümleyle işi bitireceksin. Uzun açıklamalar, mantık sıralamaları yok bunlar hiçbir çocuğa gelmiyor; arkadaşınla çay sohbeti yapmıyorsun ki en nihayetinde karşındaki daha bir kaç ay veya sene önce ingalayan,  sensiz adım atamayan bir varlıktı. 

Evde karanlıktan korkan bir çocuk için dışarıda karanlıkta yürüyüş yapmak ve bu işi oyuna çevirip, karanlıkta keşfedilecek şeylere bakmak bu korkusunun üstesinden gelmesine yarayabilir. Ben mesela gece karanlıkta parlayan yıldızlar vb aldım; şimdiye kadar karanlıkla ilgili ciddi bir sıkıntı yaşamadık; hadi gel karanlıkta parlayan yıldızlara ve hayvanlara bakalım dedim Aren'e; elbette o da bu işten çok hoşlandı. 

Saçını kestirmek istemeyen bir çocuk için de önce aynı berberin sizin saçınızı kesmesini rica edebilirsiniz; yani her durumda olduğu üzere önce görmesini, sizin de yaptığınızı ve birşey olmadığını ona göstermeniz iyi olabilir. Bazen ki biz de çoğu zaman Aren böyle şeylerle tatmin olmuyor. Aslında ebeveynlerden daha çok kendi yaşıtlarının aynı şeyi yaptığını görmeleri onları rahatlatıyor. Mesela ben ilk berber deneyimimize Aren'in yaşıtlarında bildiği biriyle gitmeyi düşünüyorum; çünkü eminim onu görünce ben ben ben diye tutturacak. Malum bir başka çocuk birşey yapıyorsa mutlaka o da yapmalı. 


Süpürge makinasından bir çocuğun korkması o kadar doğal ki. Düşünsenize yüksek sesli bir makina herşeyi içine çekiyor ya onu da çekerse!!! Aren bu konuda sapık :) Eline orasına burasına makinayı dayayıp çektirmeye bayılıyor; ama bence bundan korkmak çok doğal, aramızda kalsın ben çok korkarım da :)


Doktor, aşı korkusu. Bu tip korkularda olayı süslendirmek veya dramatize etmek; her ikisi de doğru değil. Ben başından beri bu konuda Aren'e gerçekçi oldum; bebekken bile söylemimi hep aynıydı; şimdi doktora gidiyoruz ve bugün aşı olacağız, canın acıyabilir ama bu geçici, canın acıdığı için de istediğin kadar ağlayabilirsin bu da gayet normal. Büraz büyüdüğünde; evet canın acıyabilir ama geçecek biliyorsun; oradan çıktıktan sonra gider dondurma yeriz bu da bize iyi gelir dedim, diyorum. 


Çocuğun korktuğu şeylerle arasında güvenli bir mesafe, ilişki yaratmakta önemli. Korktuğu şeylerin olduğu bir kitabı okumak mesela. Korkunun üzerine gidilmesini önerir bazıları ama ben ve bir çok uzman bunun doğru olmadığını söylüyor. (vay be kendimi uzmanlarla aynı kefeye de koydum ya :))Üzerine gitmek yerine o korkuyla ilişki kurmasını sağlamak bence daha önemli. 



Problemleri beraber çözün. Karanlıktan mı korkuyor, odasına gece ışığı alabilirsiniz. Canavarlardan mı korkuyor; canavarları etkisiz hale getiren sprey yapıp (bir fısfıs şişesine su koyup sıkmak gibi) sıkabilirsiniz; veya uyduruk bir cümleye işte bu canvarları etkisiz hale getiren cümle deyip birlikte söyleyebilirsiniz. Bu korkuların bir anda geçmeyeceğini bilin ve beklentinizi fazla yukarıda tutmayın 



Kendi korkularınızı PAYLAŞMAYIN. İşte ben bunu yaptım; ben de korkuyorum ben de sevmem o sesi dedim; iyi bok yedim :) Bunu yapınca çocuk anaa doğru yoldayım baksana koskoca annem bile korkuyor gibi bir duyguya kapılıyor; aslında bunu yaparken olayı normalleştirdiğimizi sanıyoruz, yani ben öyle sanıyordum; ama değil işte daha da çocuğu korkmak için cesaretlendiriyor. 


Çocuk biraz daha büyüdüğünde; örneğin, dişçiye gitmeyi sizin de çocukken sevmediğinizden ama sağlıklı dişler için gittiğinizden ve zamanla buna alıştığınızdan bahsedebilirsiniz. Böylece çocuğunuz da hee iyi ben de normal bir insanım der :) yok yok böylece bunun doğal olduğunu ve bu korkuyla başa çıkılabildiğini öğrenmiş olur. Hoş bu veletler büyüyüp aman annneee dişçiden korkacak ne var, sen de çok korkasın hee der. Böyle bunlar çıktıkları yeri unuturlar :)


Gelelim çok önemli bir noktaya; çocuğunuzun korkusu günlük yaşantısını sekteye uğratıyorsa; örneğin sudan korktuğu için yıkanmayı reddediyor ve şiddetle karşı çıkıyorsa, köpeklerden korktuğu için evden asla çıkmıyorsa; ve özellikle bu korkusu günden güne şiddetleniyorsa işte o zaman muhtemelen çocuğunuzun korkusu değil fobisi var demektir. Fobi; , bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir; aşırıdır, güçlüdür ve irrasyoneldir. Aynı zamanda fobi mitolojide dehşet tanrısıdır (bunu da yazamadan geçemedim :)


İşte böyle; çocuğunuzun korkusu mu var yoksa fobisi mi bunu iyi gözlemleyin derim; şayet sadece korkusu var ise fazla üzerinde durmayın; ebeveynlikte herşeyin anahtarı olduğu üzere sabır gösterin, onu anladığınızı doğru bir biçimde gösterin ve hissettirin ve sıradaki soruna kadar kafayı takmayın! 

Bir sonraki sorunda görüşmek üzere ;)


15.07.2013

Fotoroman- 21 ay




Bugün 21 ayı geride bırakıyoruz; dile kolay 21 ay. Çok büyüdün sen ve hala çok bebeksin. Büyüdüğünün sen de farkındasın ve müthiş bir mücadelen var büyüdüğünü ispatlamak için, buna halk arasında 2 yaş sendromu diyoruz. Herşeyi yapabileceğine inancın sonsuz, her lafın başı ve bitişi aynı: BEN!... Yapamazsan, gücün yetmezse bozuluyorsun, yardım kabul etmek ağrına gidiyor çoğu zaman. Bazen büyümek sana ağır geliyor, bebek olduğunu hatırlıyorsun ve gelip sığınıveriyorsun bize...


Markete gitmek seninle hem eğlence hem de işkence; herşeyi yapabileceğine olan inancın markette de kendini gösteriyor, kendine bu taşınabilir sepetlerden seçip kendi alışverişini yapıyorsun, ne kadar ağır olursa olsun ki içine kapuş (karpuz) koymuşluğun bile var, taşımaktan vazgeçmiyorsun. 


Kendine marketten kuru kayısı, hurma, bir adet limon, mısır ve ne olduğunu anlayamadığım birşey almışssın son gittiğimizde; eve dönüşte de kendi torbanı taşımak konusunda çok ısrarcısın. Bir de bu torbayla 2 kat yukarı çıkıyorsun gel yardım edelim taleplerimizi sinirle reddediyorsun. Tamam tamam sen sen sen :)


Arabada giderken en sevdiğin şeylerden biri benim gözlüğümü takmak ve sakız çiğnemek; şekersiz sakız favorin, doğduğundan beri çiğniyormuş gibi ilk ağzına attığından beri çiğnemeyi başardın ve sakız senin regüle aracın oldu. Trafiğe sakız çiğnemeden katlanamıyorsun; en meşhur özelliklerinden biri etrafını yiyip içirme özelliğin. Hiçbir şeyini paylaşmaya yanaşmayan sen ve hatta tuvalete senden önce biri kazara girerse deli gibi ağlayan ben çişşş ama ben kaka diye kendini yerlere atan sen söz konusu yemek ve benzeri paylaşmaksa neredeyse zorla insana yedirip içiriyorsun. Umarım bu özelliğini hiç kaybetmezsin, etrafını daima yedirip içiren gönlü zengin bir insan olursun. Yani sen sakız çiğniyorsan mutlaka ben, baban ve yanımızda başka biri varsa onlara da veriyorsun, ikramın geri çevrilirse çok bozuluyorsun ve zorla ağzına sakız tıkıyorsun. Senin bu özelliğin nedeniyle sakızla tanışmış bir kaç çocuk var :)


Alışveriş merkezlerinde yürüyen merdivenden de kendin çıkmak istiyorsun; kenarlara boyun yetişmese de zarla zorla tutunup çıkıyorsun. Elini tutmak istersek bıyak bıyak ben ben diyorsun. Sen artık konuşuyorsun ve biz senin ağzının içine düşüyoruz. Öyle tatlı öyle güzel konuşuyorsun ki hiç susmanı istemiyoruz; seninle sohbet etmeye bayılıyoruz. 


Kendi kendine yıkanmaya başladın :)  ve buna bayılıyorsun seni bir tek duştan çıkmadan önce duruluyorum. Kendini sabunlayıp bir de güzel üzerine su tutuyorsun :) Kafanı da kendince yıkıyorsun. Haftada 1 gün ancak kafanı şampaunlıyabiliyorum :) Beni bile yıkayabileceğine inancın sonsuz :) Kendine olan bu güvenin çok güzel ama neyi yapıp neyi yapamayacağını da bilmeni istiyoruz. Yapabileceğin şeylerin daima elinden gelenin en iyisini yapmanı, yapamayacağın şeyleri de kabullenebilmeni istiyoruz, bu nedenle de yapamayacağın şeyler karşısında ağladığında buna izin verip kabullenmeni sağlamaya çalışıyoruz. 



Sen huzurun en yalın halisin. Tüm yorgunlukları, tüm delilik hallerini bir göğsümde yatışın sonlandırır. Kokun, nefesin, varlığın, sağlığın şükürlerin en büyüğü....

22.04.2013

Köyde Hayat




Malum yarın 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Geçen sene Aren 23 Nisan'da 6 aylıktı, yine bu özel gününü ailece kutlamıştık; ama bu sene daha özel olmasını istedik ve ona geçtiğimiz haftasonu için mini bir tatil hediye ettik. 

Her çocuk gibi Aren de doğada olmayı çok seviyor ve tabii ki hayvanları. Bu nedenle, özgürce hareket edebileceği, koşup oynayabileceği, temiz havaya doyabileceği, hayvanlarla vakit geçirip onları sevebileceği bir yer seçtik. Tüm bunlar için en uygun yer köyler. Biz de bu nedenle Kocaeli'ne bağlı Ketenciler Köyü'nü gittik. Bu köy aynı zamanda Ekoköy olarak da biliniyor. Detaylı bilgiye  http://ekokoyketenciler.com/ ulaşabilirsiniz. Türkiye'de çok az köy belediyelerin ve Tarım İl müdürlüklerinin desteği ile Ekoköy'lere dönüşüyor; Ekoköy ne demek: Bazı köyler ki bu köylerin seçilmesindeki temel neden, köylülerin ekip biçtikleri arazilerde tarım illaçlarını kullanmaması ve doğallığını koruyor olması, işte böyle köyleri belediyeler ve tarım il müdürlükleri destekliyor. Köylüler, tarım ilacı kullanmadan ekip biçmeye devam ediyor, aynı zamanda turizm faaliyetleri de destekleniyor; köylerde konaklayabilecek köy evleri var, yemek yiyip içilebilecek restaurantta. Zaten Ekoköylerin geçim kaynakları da bunlar. Evleri ve restaurantı köylüler bir koordinatör eşliğinde işletiyorlar. 

Annem hep keşke bizim de bir köyümüz olsa der; annem Selanik göçmeni, ailesinin bir kısmı İstanbul'a bir kısmı İzmir'e şehire göç etmiş, babam 7 göbekten Istanbul'lu babamın  dolayısıyla ne baba tarafından ne de anne tarafından bağlı bulunduğumuz bir memleket, bir köy yok. Ama bunun olmasını çok isterdik; aklı olan köyünde, memleketinde kalır bence. Hele hele çocuklar için şehire göç etmek yapılabilecek en büyük hata bana kalırsa. Haftasonu köyde ziyaret ettiğimiz ailelerin çocuklarının bir çoğu büyük şehirlerde okumuş, master yapmış ve çalışan çocuklardı. Yani köyde yaşamak demek, eğitimden geri kalacak anlamına da gelmiyor; isteyen çocuk okur ve bir aile çocuğunun okumasını istiyorsa mutlaka bir yolunu bulur. 

Ketenciler Köyü bir Çerkez köyü; ve şehire yakınlığı nedeniyle tam anlamıyla hayal edilen, bilindik bir köy yaşam hali yok ama yinede harika bir havası ve köy yaşamı mevcut. Biz 1 gece konaklayacak şekilde gittik; çünkü Aren'nin gidince ayrılmak istemeyeceğinden emindik. Geçirdiğimiz iki günü fotoğraflarla anlatmadan önce, Ketenciler Köyü size uygun mu değil mi bir bakalım. 

EĞER;
  • Temiz havayı seviyorsanız
  • Sessizlikten hoşlanıyorsanız
  • Doğada yürüyüş yapmak size zevk veriyorsa
  • Keşfetmeyi seviyorsanız
  • Değişik yemekler, lezetler tatmayı seviyorsanız
Ketenciler köyüne bir haftasonu ziyaret edebilirsiniz. Kalmaya gerek olmadığını düşünüyorum; İstanbul'a yakınlığı nedeniyle rahatlıkla sabah gidilip akşam dönülebilir. Havası inanılmaz temizdi; Aren havayı içine çek dedikçe Aren havayı kokladı. Tüm gün dışarıdaydık (Evet havanın serinlik bakımından İstanbul'dan farkı yoktu; oldukça serindi ama kötü hava yoktur iyi giyindikten sonra dedik) İnanılmaz sessiz bir ortamdı; tüm doğa seslerini duyabiliyorsunuz; kuşlar, yaprakların hışırtısı, köpekler ve diğer tüm doğal sesler. Aren hepsine kulak kesildi; tanıdıklarında heyecanlandı, bilmediği seslerde bu ne sesi diye yüzümüze baktı ve cevap bekledi. Size sunulan aktiviteler var ama bunları bir türlü gelmeyen baharda ve yaz aylarında yapabilirsiniz. Bunun dışında gerisi size kalmış; köyde yürüyüş yapıp isterseniz köylülerle tanışabilir ve hayatları hakkında bilgi alabilirsiniz. Köyü yürüyerek keşfetmeye çıktığınızda bir çok hayvanla karşılaşma şansını yakabiliyorsunuz. Biz bir teyzenin evine ziyarette bulunduk; ineklerini, horozlarını görüp, sevip, dalından eriğinin tadına baktık. Aynı zamanda çerkez peynirini nasıl yaptığını ve islendiğini de öğrenmiş bulunduk. 

Köye giriş yolumuz; işte böyle yemyeşil bir yer bekliyor yolun sonunda


Aren gördüğü ineğin inek, kuzunun kuzu olduğuna inanmak istemedi başta; ee tabii Fisher Price'ın gülen tertemiz ve sevimli ineklerine benzemiyordu gördüğümüz inekler. Aynı şekilde kuzular da öyle. Bir yerde okumuştum; çocuklara hayvanları vb tanıtırken gerçeğe en yakının göstermek gerekiyor diye; sanırım bu oldukça doğru. Malum o çocuk kitaplarındaki hayvanlar gerçeğin pek bir dışında. Elbette amaç çocuklara hayvan sevgisini aşılamak ve ilgi çekici hale getirmek ama işte çocuk doğada gerçek halini görünce affalayıveriyor :) Fırsatınız varsa mutlaka çiflik, köy ziyaretlerinde bulunmanızı ve çocuklara hayvanların doğal halini tanıtmanızı öneririm. Tabii ki Aren'in bu hayvanları da benimsemesi pek zor olmadı :)


Hayvanların hızına bir türlü yetişemeyen şehirli çoban Aren :)


EĞER;

  • Konforu ve lüksü seviyorsanız
  • Hareketten ve gürültülü ortamlardan zevk alıyorsanız
  • Size özel programlardan hoşlanıyorsanız

Burası size hiç uymaz. Öncelikle, ne kaldığınız köy evinde ne yemek yediğiniz restauratta ne de köyün genelinde konfor ve lükse dair hiçbir şey yok. Bizim kaldığımız ev 2 odalı tahtadan bir köy eviydi ama hani turist köy evleri falan değildi. İçinde UFO ısıtıcı vardı o kadar. TV buzdolabı vb hiçbir şey yoktu. İçinde tuvalet bile köy tipiydi. Daha öncede yazdığım gibi; kalmaya gerek olmayan bir yer aslında, bizim kalma sebebimiz Aren'in maksimum yararlanmasıydı doğadan. 

Eğer doğa yürüyüşlerini sevmiyorsanız ve girişken bir yapınız yoksa yani bir köylüye merhaba deyip sohbet etmeyecekseniz, bir köy evinin bahçesine girip köylüye aleykümselam deyip  bahçesini, kümesini ve evini ziyaret etmeyeceseniz hiç size uygun değil çünkü yapabileceğiniz başkaca hiçbir şey yok. Öyle boş boş bakarsınız etrada off çok sıkıcı bir yer dersiniz. 

Ya bu çocuk sürekli beni takip ediyor, bir rahat bırak çocuğum beni diyen tavşan :)


Size özel sunulan hiçbir program yok. Dolayısıyla bir aktivite, çocuk için özel birşey düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrarsınız. 

Biz Ekoköy'e vardığımızda ilk ağırlandığımız yer restauranttı; daha içeri girer girmez inanılmaz güler yüzlü ve çocuk dostu insanlarla karşılaştık. Yemeklerimiz hazırlanırken, Sema teyze hemen Aren ile oynamaya başladı; hadi gel top oynayalım diyerek Aren'in gönlünü ilk dakikadan kazandı yemeklerimiz hazırlandığında anneyle baba rahat yemek yesin hadi gel biz köpeğe, kuzuya bakmaya gidelim diyerek Aren'in iyice gönlünü kazanmış oldu. Vallahi onlar sayesinde yerimizden kalkmadan yemek yedik. Aren bey'e özel enfes bir mantı hazırlandı ve kendisine salıncakta Sema hanım tarafından yedirildi. 
Bu arada ilk kez fındık çorbası içtik ve tadına bayıldık; yemeklerin fotoğrafını pek çekemedik çünkü geldiği anda çatalımızı batırıp ilk lokmada yemeklere bayılıp silip süpürdük. 

Aren ve Güray fındık çorbasını hüpletirken


Bu da ödül almış fıstıklı irmik tatlısı. Eee şey 3 tane yedikte 3. ancak fotoğrafını çekebildik :)
Tüm gün dışarıdaydık; bize ayrılan köy evine bir tek yemekten önce üstümüzü daha doğrusu Aren'in üzerini değiştirmek için girdik; bir 10 dk durduktan sonra tekrardan dışarı çıktık. Ve Aren saat 7:00 itibariyle uyku, ee demeye başladı :) Her zaman uyumasını söylediğimiz çocuğa hayır Aren olmaz, Aren şimdi uyumuyoruz dedik :))) o da suratımıza tip tip baktı. Yine nefis enfes akşam yemeğimizden sonra daha eve geri dönmeden Aren uyuyakaldı veeee tarih bir ilk yazdı: Aren tüm gece uyanmadan uyudu, deliksiz bir uyku çekti. Sabah saat 7:30'da pür neşe, pür merak kalktı. O sabah köye yerleşmemiz gerektiğini anladık :))) Tüm gün doğayla içiçe olan, enerjisini sonuna kadar tüketen, temiz hava alan Aren, gece erkenden uyumak istemiş, kendiliğinden uykuya dalmış ve tüm gece uyanmadan uyumuştu. Bir anteropolog bir sosyolog olsam köy çocukları ve uyku diye bir araştırma yapardım emin olun. 


Bu arada kaldığımız evin tam karşısı çocuk parkıydı, park dediysem gözünüzde şehirdeki parklardan canlanmasın, 2 salıncak bir kaydırak :) Hatta kaydırağın bittiği yerde yabani otlar ve ısırganlar var. Aren her kaydığında doğal olarak bu otlara değdi ve uff ufff dedi, biz de eee çocuğum köy çocuğu olmak kolay değil dedik :) Lakin 2 salıncak bir kaydırak çocuğu mutlu etmeye yetiyor işte. Sabah kalktığında camdan bakıp park dedi sonra dittt amur ditt dedi ; çünkü yağmur serpiştiriyordu ve yağmur yağarken parka gidilemeyeceğini biliyordu yavrucuğum. 

Sabah enfes kahvaltımızı ettikten sonra; Aren aslında oldukça keyifli bir biçimde bahçede oynarken, en iyisi dönelim dedik.  Su birikintilerine batıp çıkan, üzerini başını çamur su yapan, yere yatıp su birikintisinden su içmeye kalkan bir çocukla yağmurlu bir günde uğraşmak pek kolay olmayacaktı :) 

Ama o gitmek istemiyormuş; yere oturmuş protesto ediyor, çakıl taşlarını kafamıza atmak üzere :)



İşte bizim haftasonumuz böylesi Aren'e adanmış bir haftasonuydu. Nerede olursak olalım ailece olduğumuz her zaman bizim için keyifli ve renkli, ee elbette bir o kadar da yorucu. Hayır efendim tatlı bir yorgunluk diyemeyeceğim ;) ama olsun herşeye değer diyeceğim.