ebeveyn olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ebeveyn olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.11.2015

Sınırlarınızı Bilen Yetişkinlerden Misiniz?



Ebeveyn olduğunuzda duyduğunuz önemli kavramlardan biridir sınırlarını bilen çocuk yetiştirmek. Evet çocukların sınırlarını bilmesi gerçekten de önemlidir. Söylendiği üzere; sınırlarını bilen çocuklar daha mutlu olurlar ve büyüyüp birer yetişkin olduklarında özgür bireyler olurlar. 


Peki siz yetişkin olarak ne kadar sınırlarını bilenlerdensiniz. Her işi yapar mısınız? Veya daima mükemmel mi yapmak istersiniz?  Hem kariyer hem çocuk yapmak gibi, hem mutfakta çok iyisinizdir mesela akşam yemeğinde 3 çeşit yemek olmazsa olmazdır, çocuğunuz her gün et protein ve sağlıklı karbonhidrat almalıdır, meyvesi de eksik olmaz, öyle yıkayıp vermezsiniz meyveyi eline. Kesersiniz süslersiniz ve öyle sunarsınız. Sonta her gün evi temizlersiniz, üstüne üstlük bakımlısınızdır. Bir de tabii eşe dosta yetişmek gerekiyor, hepsine de yetişiverirsiniz bir şekilde. 

Bu iyi gibi gözüken şey aslında sınırlarını bilmeyen yetişkin demektir; her şeye yetişen her şeyi mükemmel yapma çabasında olan bir insanın çoğu zaman iç dünyası eksiklerle doludur. Sınırlarını bilen yetişkin olmak demek neyi yapıp yapamacağını bilmek, yapamadıklarıyla barışık yapabildikleriyle tatmin olabilendir. 


Tıpkı çocuklar gibi sınırlarını bilen yetişkinler de kendilierini mutlu ve özgür hissederler. 


Bırakın süper woman olmayı, sınırlarını bilen yetişkinlerden olun yeter! Üstelik bu sadece size değil tüm ailenize yeter!


10.03.2015

Çocuğunun Derdi Kiminle?

The Curse of the Terrible Twos
O AN NEYE DELİRDİĞİNİ HAKKINDA HİÇBİR FİKRİ OLMADIĞI :)

Seninle olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun; çocuğunun derdi kendiyle. Ve sen de derdinin çocuğun olduğunu sanıyorsan yine yanılıyorsun; çünkü derdin kendinle.

Çocuk henüz bebekken, ebeveynlerin "dert" diye nitelendirdiği oysaki sadece büyümenin parçası olan hal ve durumları oluyor. Henüz bebekken, akıl ve ruh sağlığı yerinde  biriysen bebeğin haline sadece üzülebiliyorsun; çünkü derdinin seninle ilgili olmadığını çok iyi biliyorsun. Devreye elinden bir şey gelmemek, bazen acı çekmesini izlemek zorunda kalmak gibi durumlar giriyor. Bu bambaşka bir konu. 


Charlie
AĞLAMAKTAN BEN DE BIKTIM :(
Gelelim çocuğun derdinin ne olduğuna. "Terrible 2" dönemi başladığında, bebeğin farklılaşıyor; sık sık nereye gitti benim o uslu, sadece bebeklik dertleri olan çocuğum demeye de başlıyor anne& baba. 2 yaş döneminde çocuğun ego ile tanışıyor; aslında farkına vardığı kendi "ben değil" sahte kimlik sahte benlik hali. Ve birden bire onun egemenliği altına giriyor. O tüm tutturmalar, kendini ispat etme çabaları hepsi aslında sahte ben halinin eseri. Ve aslında çocuk da bu halden oldukça rahatsız. 

Ebeveyn'in bu noktada çocuğuna yapacağı ruhsal rehberlik çok çok önemli. Ama bir çok ebeveyn yani bizler ego'nun yönetiminde olduğumuzun farkında değilsek ve zaten bir çocuğumuz da böyle büyüdüğümüz için; çocuğumuzla derdimiz olmaya başlıyor; dahası çocuğumuzun da derdinin biz olduğu yanılsamasına düşnebiliyoruz. 

İnatlaşıyor, beni deli ediyor, eminim beni sinir etmek için yapıyor, bu çocuğun bizimle kesin bir derdi var cümleleri bu dönemde başlıyor. Bilir kişiler diyor ki; çocuğun henüz seni kasıtlı sinir etmesi mümkün değil; çünkü sinir sistemi henüz bu denli gelişmiş değil. Mutlaka ki altında yatan bir çok neden var. 

Sizi rahatlatır mı bilmem; aynı duyguları hissettiğimde sakin kalmama yarayan yegane cümle şu oluyor; Tüten Aren'nin derdi seninle değil o şuan egosuyla mücadele ediyor; hatırla Tüten sinir sistemi henüz buna müsait değil. İçimden bu cümleyi tekrarladığımda; tüm o aslında beni sinirden delirtip, ona bağırmama ve sözlü şiddet uygulamama neden olacak delirtici hareketleri bir anda yerini sakinliğe ve gel kuzum gel canım benim dememe sebeb oluyor. 

Sanmayın ki her zaman böyle; elbette değil. Ama bu sakinliği koruyamadığım zamanlarda biliyorum ki kendime dönüp bakmam gerekiyor, ben neden sakinliğimi koruyamadım? Ne oldu da sinirlerim zipladı ve bağırdım. O zaman da kendime kızmak yerine önce şefkat göstermeyi deniyorum. Kendime şefkat gösterip, bunu arkadaşlarımdan veya kocamdan da açık seçik istiyorum. Lütfen gel ve durumu sen yönet ben şuan bunu yapabilecek bir iç dinginliğe sahip değilim diyorum; arkadaşlarımla paylaşıp bana destek olur musunuz diyorum. 

Peki asıl konuya gelirsek; çocuğuna bu rehberliği nasıl yapabilirsin, aslında çocuğun için anlatıyorum ama ilk önce kendin için yapabilmelisin bunu, çocuğun delice öfkelendiğinde sinirlendiğinde, ona öfkenin kendisi olmadığını söyle, şuan öfkelisin demek yerine öfkeli hissettiğinin farkındayım diyebilirsin. Çocuğun öfkenin kendisi değil, öfkeli hissediyor çünkü henüz egosunun farkında değil, farkında olduğu tek şey ona bir şeyler olduğu, değişmeye başladığı. Ego daima ister, daima ben der, daima kişiyi zorla, daima kavgacıdır, daima acıyı sever. Bunları hatırla. 

İşe yaradığını söyleyebilirim; böylece çocuğun öfkesiyle özdeşleşmek yerine öfkesini, sinirini farketmeye başlıyor; öfkelendiği anda vurmak veya bir şeyleri fırlatmak yerine durmaya ve çare aramaya başlıyor. Örnek vermemi ister misin? Her öfkelendiğinde tükürmeyi adet edinen oğluma her defasında sakin kalmayı denerek; biliyorum şuan çok öfkeli hissediyorsun ama sen aslında sakin kalabilen ve konuşarak anlaşabilen bir çocuksun, tükürmek güzel bir davranış değil dedim. Zamanla sinirlendiğinde tükürmeden önce duraksadi o durma anında hemen işte bu tatlım sen sakin kalabilen bir çocuksun, öfkeli hissetmen doğal ve anlıyorum bunu dedim. 

Önce bunu kendiniz için uygulamanız çok çok önemli; siz ego'nuzun devrede olduğu anları yakaladığınızda ve kendinize dur diyebildiğinizde emin olun çocuğunuza karşı anlayış, tahammül ve sabır gücünüzde artacak. Ve bir ebeveyn olarak çocuğunuzun ruhsal gelişimine büyük bir katkı sağlamış olacaksınız. 


9.10.2014

Neyyy Onun Annesi de mi Sen Olacaksın...

Çocukların ebeveynlerini her zaman şaşırtma potansiyeli var öyle değil mi? Mesela 18 yaşındaki bir çocuğun  gelip anne ben gay'im demesi gibi veya 13'ündeki çocuğun gelip bakınnn dövmeme demesi. 25 yaşındaki kızınızın okul çıkışı evlenmesi ve bunu tesadüfen öğrenmeniz gibi.

Bizimki 3. yaşında ama bizi konuşmalarıyla hayli şaşırtıyor mesela;

Aren'e olmamış bir olayı olabilecekmiş gibi anlatmak ve konuyu hikayeleştirmek her zaman işe yarayan bir şey; olayın olabilecek tarihinden çok öncesinde buna başlamak daima işe yarıyor; mesela kardeş konusunu sık sık konuşuruz, sanki kardeşi varmış gibi mizansenler düzenleriz ki Aren'de bunu yapıyor. Gün içinde kardeşim olsaydı şöyle olurdu gibi.....

Geçen akşam yatakta yine kardeş konusu konuşurlurken ki konuyu kendi açtı; onun annesi dedi. Ben de ee oğlum kardeşinin annesi ben olacağım dedim; Aren'den cevap: "Neeyyyy onun annesi de mi sen olacaksın"

Babasıyla yerde oynarlarken babası şaşırarak Neeyyy diyor ve Aren: Baba ne denmez efendim diyeceksin efendim 

Arkadaşı Emir bizdeyken birlikte meyve yiyecekler, Aren ağzındaki sakızı çıkarıp tabağa koyuyor, Emir'de sakızı almaya yeltenirken Aren: Emir ağzında ağıza sakız olmaz, bırak bakalım onu. 


Arabada giderken, dışarıdan pis bir koku gelir; Aren: Bence aramızdan biri pırt yaptı ve çok pis koktuğu için bunu söyleyemiyor :))))

Evde biraz sesler yükselir ki muhtemelen Aren'in bakalım bunların çıldırma sınırı nedir denemesi yaparken olur bu; sesimiz biraz yükselince Aren: Kendine gel, kendine gel dedim sana. 

Artık kasıtlı mı yoksa bilmeden mi oldu bilemeyeceğim ama beni cimciklediğinde veya etimi sıktığında ve ben canımın acısını ifade ettiğimde; Gel canım gel güzelim sarılarım, öpeyim de geçsin benim canım. 


Güray'la konuşuyoruz, temas yok bir şey yok, Aren birden birde: Sus bakalım, o benim canım karım, o benim aşkım. Senin değil o benim karıcığım o benim 

Aslında bunlar sadece aklıma gelenler öylesi şeyler söylüyor ki genelde yere yapışıyoruz gülmekten, yazmayınca da unutluyor. Sevgili Yeliz (gununcorbasi.blogspot.com) bu işi düzenli yapanlardan ve yazanlardan, ben de ondan esinlenerek not tutmaya başlamıştım bloga ama hep atlıyorum. 

8.09.2014

Çocuğunuzun Hayatındaki En Önemli Şey Mutlu Olması mı?



Modern ebeveynlerin hemen hemen hepsi çocuklarının  ileride ne olmasını istenildiği sorulduğunda, cevap olarak mutlu olsun da der; evet bir çocuğun mutlu olması, birey olarak mutluluğunu sürdürmesi şüphesiz ki çok ama çok önemlidir. Ben de genellikle böyle cevap veririm; Mutlu olsun!

Çocuğumuza da bunu aşılarız, mutlu ol, sen mutlu ol da... ve sonra hemen arkasından başarı gelir, başarılı olmasını isteriz, doğal olarak, bunu kim istemez ki çünkü başarılı olunca sanılır ki mutlu da olacak; tarih nice üstün başarılara sahip ama mutlu olamamış insanla doludur oysaki.

Harvard üniversitesi geniş çaplı bir araştırma yapıyor ve çocuklara onlar için en önemli şeyin ne olduğunu soruyorlar; çocuklar, gençler; en çok başarılı olmayı daha sonrada mutlu olmayı seçiyorlar, en düşük oy alan seçenekler ise; başkalarına yardım etmek ve adaletli olmak!. Hatta çocuklar ailelerinin birine yardım etmektense başarılı olurlarsa daha mutlu olacaklarını düşündüklerini bile ifade etmişler. 

Düşündüm; biz Aren'e en çok neyi aşılıyoruz evet mutlu olmasını her şeyin üzerinde tutuyoruz ama bir yandan başkalarına iyi ve saygılı olmasını da ciddi bir biçimde aşılıyoruz, yine de sanki başkalarına karşı nasıl olduğundansa mutlu olmasını çok üstün tutuyoruz gibi. Araştırma yazısını okuduktan sonra dank etti; Aren'e şunu öğretmeliyiz; başkalarına yardım edersen zaten mutlu olursun!. Bunu dillendirmeliyiz özetle; 

MUTLU OLMAK İSTİYORSAN MUTLU ET!


Her akşam okuma listesine koyduğumuz yandaki kitapta bunu anlatan güzel bir kitap. Bugün okullar açılıyor; çocuklarımız, tüm çocuklar okulda da mutlu olsunlar; bugün onlara okulda çok mutlu canım, arkadaşlarını mutlu etmeyi hatırla diyelim!.....


9.04.2014

Üstün Dökmen'le Zaman İçinde Çocukla Yolculuk



Sevgili arkadaşım Gamze'nin @gamzecihan81'in oğlu Uzay Florya Küçük Şeyler Anaokuluna gidiyor; bu okul Üstün Dökmen'in kurucusu olduğu zincir okullardan. Gamze, Üstün hocanın Zaman içinde Çocukla Yolculuk semineri olacak gelir misiniz dediğinde Merve @balyanaginhikayesi ve ben hemen kocaman bir eveeettt dedik.

Üstün hocayı daha önce defalarca kurumsal organizasyonlarda dinlemiştim ama bu seferki farklıydı; stand-up yapıyorum dese yeridir bence. İnsanın zekası bilgisiyle ve yaşanmışlıklarıyla birleştiğinde ortaya muazzam şeyler çıkabiliyor.

Seminer'in adı Zaman İçinde Çocukla Yolculuktu, belki siz de şimdi çocukla ilgili Üstün hocanın formüllerinden bahsedeceğimi sanıyorsunuz; biz de bu beklentideydik, üstelik böyle bir bekletimiz olmaması gerektiğini söylediği halde en başında. Sonunda şimdi size ebeveynlikle ilgili bazı stratejiler vermemi ister misiniz dediğinde çoğumuz el kaldırdık :) Çünkü aslında hepimiz ebeveynlik yolculuğunda tarif bekliyoruz; iki yumurtayı sütle çırp çocuğun kafasına sür gibi :)

Dünki sohbetten bana geriye kalanlar şöyle;

* Hayatta herşey göreceli. Nereden baktığın ve nasıl baktığın çok önemli. Üstün hoca zamanla uzay ilgili bir çok örnek verdi; üzgünüm o örnekleri yazamayacağım çünkü benim kafam matematiğe uzay bilimine falan basmıyor.

* Çocuklarımızın bizden geride olmadığını sadece genç olduğunu defalarca vurguladı Üstün hoca. Çocuklarımız bizlerden çok daha fazla şey bilerek bu dünyaya geliyorlar, bunun aksini iddia edebilecek ebeveyn olduğunu düşünmüyorum.

* Eğitim sistemimizin nasıl ezberci bir sistem olduğunu bugüne dek, ki bence hala öyle; ve nasıl yanlış bilgileri sorgulamadan iki farklı bilgiyi zihnimizde nasıl bir araya getiremediğimiz bir sistem olduğundan bahsetti. Örneğin Türk hamamı Türklere mi aittir diye sordu; evet dedik doğal olarak, oysaki Türklerden çok önce yaşamış olan Arşimet'in suyun kaldırma gücünü hamamada bulduğu bilgisinden bahsetti ve Arşimet Roma'lıydı gibi.  Suyun kaldırma gücünü Arşimet'in hamamda bulduğunu biliyoruz hepimiz ama hiçbirimiz bugüne dek ee o halde nasıl oluyorsa Hamam Türk'lerin buluşu oluyor bunu sorgulamıyoruz.  Ben bunun çok mühim olduğunu düşünüyorum; sorgulamak biz de çocukluktan itibaren yasaklanmıştır; bir çocuk çok soru sorarsa amma çok soru sordun denilir, o kısmı seni ilgilendirmez denilir ve daha nicesi.... 

Bir başka verdiği örnekte şu oldu Üstün hocanın: 6X6=36 mıdır diye sordu biz de pek tabii ki evet dedik; işin içinden bir iş olduğunu anladığımız halde. 10'luk sistemin alışılagelmiş olduğunu ama 6'lık sistem kullanılsaydı 6X6= 0 olacağından bahsetti ve kendi kurumlarında çocuklara bu bakış açısını bu sorgulamayı öğrettiklerini belirtti. Çocuğunuza 6X& kaç eder diye sorduğunuzda size geri dönüp hangi sistemde diye sorabilmeli dedi ki buna şapka çıkarırım; böyle sorgulayan ve böyle zihin çalışması yapabilecek bir evladım olmasını çok isterim. 

*Çocuklarımızın yara bandı olmadığını; bizim yaşadığımız ve yaralandığımız noktaları çocuğumuzla iyileştiremeyeceğimizden bahsetti. Bunu örneği meslek seçimine karışmak kısmında verdi; ama ben genel olarak çocuklarımızın gerçekten yara bandımız olmasına karşıyım, aslında bir çoğumuz çocuğumuzu bu anlamda kullanıyoruz bilinçli veya bilinçsiz. 

*Bilgiyi evcilleştirmek gerektiğini söyledi ki en doğru bulduğum söylemlerden biriydi. Aşkla yatıp kalkan ortaokul-lise öğrencilerinin Fuzuli'ye burun kıvırmasını anlamadığını söyledi ki haklı; hangimiz aşıkken Fuzuli okuduk, hangimiz Edebiyat dersinde Fuzuli anlatılırken ilgilendik? muhtemelen hiçbirimiz çünkü bilgi evcilleştirilmemişti, olduğu gibi aktarılmıştı bize ve ilgimizi de çekmedi. Ben tüm derslerin hayatın içinde olması gerektiğine inanan biriyim; hayatın içinden örneklerle anlatılan ve hatta yaşamasına vesilen olunan her bilgi hazinemizde yer alır. 
" HER ZAMAN MUTLU OLAMAYIZ AMA HER ZAMAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ"

Yukarıdaki bu cümle beni için sohbetten geriye kalan yegane altın bilgiydi; çoğu zaman bunu söylemek istedim ben de önce kendime sonra tüm sevdiklerime. Mutlak mutluluk diye bir şey yok ama her koşulda güçlü olmak zorundayız bu da bir gerçek; gerek mental, gerek duygusal; gücün fiziksellikten çok daha öte olduğunu düşünüyorum. 

"ÜRETKEN OL VE ÜRETTİĞİNLE MUTLU OL"

Üretkenliği öyle güzel tanımladıki Üstün hoca; hayvanları mı seviyorsun; git kapının önüne bir kase su koy al sana üretkensin işte dedi ve ne iş yapıyorsan ne üretiyorsan bunun sonucundan mutlu olmayı bil dedi. Ne çok hayvan savunucu görüyorum; doğru bir şeyi savunurken öfkeli dedi; öfkeli insan mutlu olamaz arkadaş! bu çok doğru. Hayatında öfke varsa güzel olan her şey aslında hiç yoktur diyorum ben de!

"HAYAT AMACIN MUTLU OLMAK OLSUN"

İstersen olabilirsin yeter ki iste!




14.11.2013

Farklı Çocuk Yetiştireyim Derken



Aşağıda yazacağım kısa hikayelerin hepsi yaşanmış hikayeler; dinlediklerim değil bizzat şahit olduklarım. 

Her bilinçli ebeveyn çocuğunu iyi yetiştirmek ister, her açıdan. Ama bazen kantarın topuzu kaçıverir; çok iyi, çok sağlıklı, çok farklı yetiştireyim derken bir de bakar ki mutsuz, topluma ve yaşadığı ortama ayak uyduramayan bir çocuk yetiştirivermiş. 

Bence insan çocuk yapmadan önce yaşadığı toplumu kabullenmeli. Örneğin; hepimizin bizzat yaşadığı, maruz kaldığı ve bildiği üzere; bizim toplumumuzda her teyze uzmandır her anneanne her babaanne ve dedeler çocukların ilk doktorlarıdır. Herkes çocuğunuza müdahale etme hakkını kendinde görür ve elbette size de karışma hakkını. Doktorlar rahatlıkla çocuğunuza şeker verebilir, öğretmeni rahatlıkla sizin çocuğunuzun öğrenmesini istemediğiniz bir kavramı öğretebilir. 

Tüm bunların dışında başka toplumsal gerçekler vardır; eğitim sistemi, kız ve erkek çocuklara bakış açısı ve daha nicesi. 

İşte çocuk yapacağınız zaman veya çocuğunuz olduğunda tüm bu toplumsal düzeni bir kez daha gözden geçirmeniz ve toplumla en azından asgari anlamda uyumlu bir çocuk yetiştirmeniz gerekiyor. Bu düzen size hiç uymuyorsa o halde en doğrusu göç etmenin yoluna bakmak veya radikal bir karar ile çocuk yapmaktan vazgeçmelisiniz. 

Gelelim topluma ve düzenine tamamen aykırı çocuk yetiştirmeye çalışan ebeveynlerin başına gelmiş hikayelere; 

Üniversitede bir arkadaşım vardı; evliydi ve üniversiteye başladığında kızı 2 yaşındaydı. Evlerinde TV yoktu ve çocuk bildiğimiz düzenden çok farklı yetiştiriliyordu. Bilinçli bir bakıcı vardı; 2 yaşında bile inglizce hikaye kitaplarını anlar ve okuturdu. international bir anaokuluna gidiyordu. Lakin büyüdü ve bu ailenin de maddi anlamda ve bir çok başka anlamda düzeni değişti. International okula gönderme şanları olmadı, bildiğin mahalle okuluna gitti. Peki n'oldu? tüm arkadaşları çizgifilmlerden, türkçe kitaplardan ve daha nice klasik türk toplumuna ait şeylerden bahsederken bu kızcağız hepsinden bihaber olduğu için kendini yabancı ve aykırı hissetmeye başladı. 

Okula gitmek istememe, kimseyle arkadaş olamama gibi sorunlar başladı; bir gün annesine zorunlu eğitim kaç yıl diye sormuş o yıllarda 7 yıldı sanırım; 7 yıldan sonra okula asla gitmem demeye başladı ve oldukça sorunlu bir ergenlik ve okul dönemi geçirdi. 

Bu örnekte görüldüğü üzere; aile TV'nun zararlarının farkında ve eve televizyon almadıkları gibi çocuğun herhangi bir ekran ile tanışmasına izin vermiyorlar; elbette doğrusunun bu olduğuna inandıkları ve elbette haklılık payları olduğu üzere. İngilizceye çocukluktan itibaren alıştırıyorlar. 

Peki işte toplumun bu kadar dışında bir çocuk yetiştirince ne oluyor; çocuk bodoslama toplumun içine çıkınca, ailenin koruma kalkanları kalkınca çocuk kendini uyumsuz ve yanlız hissetmeye başlıyor. 

Çocuğunuzu okula gönderecekseniz, çocuğunuzun yaşıtlarının neler yaptığını, nasıl yaşadığını gözlemeyin ve asgaride buluşmalarını sağlayın. 

Bir başka hikayeye bakarsak; ilkokul 5. sınıftayım deli gibi sınavlara hazırlanıyoru; okul, özel öğretmen ve haftasonları gidilen sınav ve kurslar. Benim dönemimide istanbul erkek lisesi gibi liseler haftasonlarına sınav koyardı; sen de gidip girerdin bu deneme testlerine. Annem beni her hafta böyle bir deneme sınavına taşırdı; işte yine gittiğimiz bir Cumartesi ki genelde hep aynı insanlar olurdu, yeni bir anne ile tanışıyor annem. Bu aile oğlunu sınava falan sokmayacak; düzenin bir parçası olmasını istemiyorlar, yurtdışına gönderecekler çocuklarını veya başka sınavsız alan bir okula. Ama her pazartesi okulda diğer tüm çocuklar girdikleri sınavları konuşurken, dahası öğretmen bile hangisine girdiniz nasıl geçti derken, bu çocuğun vereceği bir cevap yok. İşte böyle bir okul gününde eve gidip ağlıyor ben de sınava gireceğim diye. 

Şimdi siz o çocuğu sınava sokmaz ve oturup neden sokmadığınızı aslında bu ülkenin eğitim sistemine karşı olduğunuzu, onu yarış atı yapmak istemediğinizi söylerseniz; çocuk bundan hiçbir şey anlamaz, onun için önemli olan bu değilki! 

Benim ailem de bu ülkenin eğitim sistemine karşıydı ama aykırılıkları hep söylemlerindeydi, beni de abimi de topluma uyumlu bir birey olarak yetiştirdikler. Kendimizi ayrı hissetmedik ama neye karşı gelmemiz gerektiğini de hep bildik! ben bunun en doğru tutum olduğunu düşünüyorum. Çocuğu topluma aykırı değil uyumlu ama aynı zamanda farkındalıkla yetiştirmek. biz hep farkındaydık olan bitenin ama aykırı değildik. 

Ve bir başka hikayeye bakarsak; Aile dostumuz olan bir aile vardı; onların iki kızı vardı ki aralarında 1 yaş farkla, aynı yaşlardaydık. Anne be baba yemek konusunda çok titiz ve takıntılı. Mesela anne alınan meyveleri kesinlikle o gün yedirmiyor, meyveler marketten falan da alınmıyor, bildikleri hatta anlaşma yaptıları bir çiftlikten alınıyor, geliyor ama yine de; meyveler geldiği gün sirkeli suya yatırılıp sonra da özel temizliyicelerle temizleniyor ve ertesi gün geliyor. O yıllarda organik lafı yok ortalarda ama bu aile her daim doğal meyve sebze alıyor; yine bildiklerin çifliğin etlerini yiyorlar. Ve elbette şeker çikolata tatlı gibi şeyler asla ve asla yok. 

Sanıyorum 12-13 yaşlarındayız hep beraber tatile gittik; aman allahım hala o kızlar adına ne denli üzüldüğümü hatırlıyorum. Çocuklar otel büfesinden bir şey yemek istiyorlar ama ne mümkün annelerinden izin alacaklari annesi gelip teftiş edecek, tekrar tekrar yıkanacak nerden geldiği sorulacak vb vb vb. 

Bu kızlar arkadaşlarıyla sosyal bir ortama girdiklerinde eminim kendilerini farklı ve doğru bir şey yapan insanlar olarak değil; bastırılmış ve ezik olarak hissediyorlardır. 

Elbette bu hikayedeki anne hastalık derecesinde titiz ve sağlık takıntılı ama buna benzer aileler özellikle günümüzde fazlasıyla mevcut. Ben bir doğumgününde tüm çocuklar pasta ve benzerlerini yerken bir baka çocuğun annesi hayır canım o zararlı dediğinde ve o çocuğun mahsunca diğerlerine baktığında çok üzülüyorum. Bu sözler bu tavır o çocuğun ruhuna ve bedenine o pastadan daha büyük zarar veriyor çünkü. 

Yapmayın bunu sevgili aileler yapmayın; çocuğun sağlığını sadece yemedikleriyle koruyamazsınız, gidilen doğumgününde yenilecek 1 dilim pasta o çocuğa zarar vermez. Besinlerin zararı düzenli ve aşırı tüketim ile ortaya çıkar. Fazla yenilen sağlıklı bir besin de zarar verir en nihayetinde. Çocuğunuza hiç tattırmadığınız besinlerin ileride alerji yapacağı veya vucutta reaksiyona sebeb olacağı da bir gerçek. 


Bildiğim, şahit olduğum nice böyle hikaye var. Benim hedefim hiçbir zaman farklı bir çocuk yetiştirmek olmadı; tek hedefim farkındalığı yüksek bir çocuk yetiştirmek. Çocuğumun toplumda ayrık otu olarak durmasını ve yaşamasını asla istemem; burada doğdum buranın gerçekliğinin hep farkında oldum; çocuğumun düzen çocuğu değil ama düzene uygun bir birey olmasını istiyorum; farkındalığı ile! 

Aman farklı, mükemmel çocuk yetiştireyim derken kantarın topuzunu kaçırıp mutsuz ve her ortama ayrıkı bir çocuk yetiştirmeyin. 





4.09.2013

Anne Çıldırmasına Çareler

Ebeveynliğin fiziksel ve duygusal olarak çok çetin bir iş olduğu konusunda hemfikiriz değil mi? Yok siz, anneliği veya baba olmayı kolay bir iş olarak görüyorsanız o zaman bu satırla birlikte yollarımızı ayıralım :)

Çocuklar kesinlikle enfes ve tapılası varlıklar; fakat aynı zamanda gürültücü, pasaklı ve de çoğu zaman mantık dışılar. Çocuklarımızı sevdiğimiz kadar onlardan bıktığımız anlar da var; benim mesela var sizin de olmalı ve bunu benim gibi dile getirebilmesiniz; hadi ama birbirimizi kandırmayalım; bezdiğimiz ve ayy gına geldi bana dediğimiz zamanlar var!

Yapılan bir araştırmaya göre çocukları 6-9 dakika arası yani neredeyse sürekli düzeltmek gerekiyor. Benim gibi bu işten sıkılıp aman artık hiçbir şeyle uğraşmayacağım da diyor olabilirsiniz. 

Okuduğum her makale karşıma ilk çıkan anahtar cümle şu oluyor: kendinize ve ilişkinizie zaman ayırın. Kendi deponuzu doldurmadan iyi bir ebeveyn olmanız imkansız deniliyor. 

Olayın o en sıcak anında, patlamaya yakın olduğunuzda neler yapabilirsiniz? 


Becoming a Calm Mom
Kuvetli alkış yapmak; O çok sinirlenip içinizden küfür falan etmeye başladığınız ve çocuğunuza fiziksel zarar vermeye yakın olduğunuz anlarda kuvetli ve yüksek sesli bir alkış yapabilirsiniz; alkışın sesi çocuğunuzu bir anda şaşırtacak ve yaptığı şeyi bırakacaktır; siz de bir nebze de olsa rahatlamış olursunuz. Bu alkış olayı ilk başlarda Aren'i gerçekten durdurdu ama sanırım benim otorite sorunum var veya çocuğum geçekten fazlasıyla özgüven sahibi artık gülüp geçiyor veya o da şak şak diyere ellerini çırpıyor aynen benim gibi! Hep diyorum bazen çocukta kendini görmek pek iyi olmuyor :)

Vereceğiniz cevabı veya tepkiyi erteleyin; Bağırmaya yakın hissediyorsanız kendinizi bir an oldun çocuğunuzun varlığını unutun, paçanıza yapışık bile olsa, ağlıyorsa kendi sesinizle şarkı söylerek mesela çocuğun sesini duymayın, bir bardak su içebilirsiniz, içinizden 10'a kadar sayabilirsiniz belki kendinizi bir 5 dk'lığına tuvalete bile kapatabilirsiniz. Bu otomatik olarak vereceğiniz sinirli tepkiyi yumuşatmaya vesile olacaktır; o 5 dk içersinde tekrardan kendinizi ve öfkenizi kontrol edebilir hale gelebilirsiniz. Şarkı bizde işe yarıyor; bu sefer şarkıya sinir olup söyleme söyleme dediği oluyor Arenin ama olsun bir şekilde dikkati dağılmış oluyor. 

Kendiniz için mola verin; Çocuğunuzun güven içersinde olduğundan emin olur olmaz; mesela daha küçük ise oyun parkının içine koymak, yatakta bıramak gibi, kendi başınıza kalabileceğiniz, derin nefes alabileceğiniz başka bir odaya geçini balkona kaçın; kısacası yanlız kalın. Yanlız kaldığınızda yaşadığınız o dinir bozucu anı düşünüyorsanız işte bu olmaz; tabii aslında kocanızı da arayıp deli gibi bağırabilirsiniz bakın bu rahatlatıcı oluyor; twitter'a girip karşınıza ilk çıkana laf sokabilirsiniz ki bu çok sık uygulanan bir yöntem, anneninizi arayıp ağlayabilirsinizi senden de bana hayır yok deyip suratına telefonu kapatabilirsiniz; hepsi denenmiş yöntemler işe yarıyor :) 

Başkasının görüşünü alın; Valla seçeceğiniz insanı iyi düşünün; kimisi size ay vallahi haklısın ama diren diyebilir; kimisi de ay çok abartıyorsun diyebilir. Mesela böyle bir durumda twitter'a yazmayın, kimisi ay canım ne var bunda sen bir de benimkini gör diyebilir; veya tam da bir önceki maddede olduğu üzere sizinle aynı sinir harbini yaşayan ve sataşmak için yer arayan birine denk gelirsiniz, kavgacı ve ağzı laf yapan biriyseniz tamam başlayın kavgaya; ama eğer laf yetiştirmesini bilmeyen biriyseniz o zaman daha da çok siniriniz bozulacak emin olun buna. O yüzden bence en iyisi yakın, güvenebileceğiniz bir dostunuzu aramak ve tüm sinirinizi onunla paylaşmak olsun; iyi gelecek bu size. 

Yardım alın; yardım almaktan çekinen, bunu gurur meselesi yapan kişilerin egosantrik olduğunu düşünüyorum; işin uzmanları bile bir çocuk için bir köy gerekir derken; cengaverce ay aman ben süper kadınım kimseye ihtiyacım yok, çocuğuma kendim bakarım diyenleri anlamam mümkün değil; vallahi yarımı asla geri çevirmeyeceksin. Kocayla yapılan iş bölümü ise en iyisi en sağlıklısı. Yardım istemek ayıp değil ayıp olan şey yardım isterken sana sırf çevirenlerin yaptığı şey. Eminim etrafınızda canı gönülden yardım edebilecek birileri vardır lakin sormadan, yardıma ihtiyacım var demeden bunu bilemezdiniz. Duşa mı gireceksiniz çağırın yakın bir komşuyu abla bir 10 dk bakıver deyin ve banyonun kapısını kapatıp kendinizi SPA'da hissedin; hatta çocuğunu duruyorsa çocuğu komşuya atıverin duşta da biraz fazla kalın!

Biraz rahat bırakın; Bunu uzmanlar değil ben söylüyorum; her an her dakika ideal bir anne & baba olmak zorunda değilsiniz; ne çocuğunuzu ne kendinizi fazla boğmayın. Açın ya televizyonu 15 dk seyretsin veya 30 dk; siz de bir rahat nefes alın, çocuğunuzda. TV seyretmesi sizin ona bağırmanız, veya çok sinirlenip cimciklemenizden çok daha iyidir. Aren TV falan seyretmiyor herhalde çocuğu TV seyretsin, Ipad Ihpne gibi şeylerle ilgilensin isteyen, bunlara ilgi duymadığı için üzülen nadir annelerdenimdir. Ama ilgilenseydi inanın arada kullandığım bir yöntem olurdu. Uyumuyor mu bırakın kendi haline mızmızlanıyorsa da duymamaya çalışın takın kulağınıza kulaklık takılın kendi halinizde; 1 saat uyutmaya çalışmak akıllı insan işi değil çok ciddiyim. Veya verin eline bir parça çikolata evet bunu ben söylüyorum; nasıl da karşıydım böyle şeylere; ama insan değişiyor işte. 1 parça çikolata kesinlikle bağırmaktan daha iyi bir yöntem. Organik alın içinize sinmiyorsa biraz da kakao'nun faydalarına dair okuyub, içiniz daha rahat edecek ;)

Bir de benim yaptıklarımı değil söylediklerime bakın :) Kelin ilacı olsa kendi başına sürer doğru ama belki de o kadar yardımsever ki önce diğer kellerin başına sürmek istiyor. Yanlız yardım almak konusunda çok iyiyimdir onu da belirteyim; Aren'le ilgilenmek bakmak isteyen kimseyi engellemedim aksine buyrun alın biraz siz bakın dedim. 

Çıldırmayan anne yoktur bunu da böyle bilin ;) 






11.04.2013

Oyuncaksız Oyun Oynama





Çocuklar için hayatın oyundan ibaret olduğunu ebeveyn olan herkes bilir. Bernard Show'un en sevdiğim sözlerden biridir: "We don't stop playing because we grow old; we grow old because we stop playing." Türkçeleştirirsek; "Büyüdüğümüz için oyun oynamayı bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için büyürüz. "

Aren için oyuncakların hiçbir anlamı ve önemi yok, aynı zamanda teknolojik bir çocukta değil, ne i-pad, ne iphone ne de TV hiçbiriyle alakası yok; bunun için özel bir çaba sarfetmedik sadece onun bu yaradılışını destekledik o kadar. TV konusunda güray hiç katı değil hatta belli bir süre 15-20 dk seyretmesinin iyi bile olacağını savunuyor, bu nedenle Baby TV açtığımız oluyor ama Aren için ekrana bakma süresi 5-10 dk arası.  

Oyuncaklarla ilgilenmemesinin nedeni de tamamen kendinden kaynaklı; biz de fazla oyuncak almadık. Her çocuk gibi evdeki herşey özellikle mutfak ve mutfak malzemeleri onun için en güzel oyuncak ve oyun alanı. 2 şey var ki Aren için en güzel oyuncak; 1- Balonlar 2- Her çeşit top.  

Aren'i kendi haline bıraktığında, yani ne oynamak istiyorsa ona izin verdiğimizde konsantrasyonu oldukça uzun.  Çocuğu kendi doğasına bıraktığında ve kendi oyununu seçmesine izin verdiğinde, gelişimini destekler denilen, bir takım öğrenme felsefesi adı altında geçen herşeyi kendiliğinden yaptığını görebilirsiniz. Dolayısıyla ben uzun bir süredir bu yolu tercih ediyorum; sonradan karşıma çıkarsa okuyorum ve görüyorum ki, çocuğumun kendiliğinden seçtiği oyunlar ve oynadıkları önerilen şeyler. Oyunu bir kural içersine koymaya karşıyım.

Oyuna yaklaşım biçimimi en çok etkileyen ve içimi rahatlatan da daha önce notlarını paylaştığım Nilüfer Devecigil'in İnternet Anneleri aracılığı ile vermiş olduğu seminer oldu. Artık ne oynayalım diye hiç düşünmüyorum; oyunun patronu Aren, o ne oynamak isterse, bana hangi rolü biçerse ben sadece onu yapıyorum. 

Peki Aren ne oynamayı seviyor neler yapıyor. Geçen gün sosyal medyada eve gelir gelmez benimle oynamak istediği bir oyundan kareler paylaşmıştım; şimdi yine o karelerden bazılarını paylaşacağım. Bizim ev halimiz, oyunlarımız genellikle böyle.  Dibine kadar pisliğe bulanmadan oyunu bitirmiyoruz :) 

Bu konuda ne kadar rahat bir insan, anne olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Başta annem olmak üzere bir çok insana göre, etrafı pisletme konusunda fazlasıyla tavizkarım; ama ben bu halimizden son derece memnunum. Aren'in eğlendiğini dahası tatmin olduğunu görmek benim için en keyifli şeylerden biri. Titiz bir insan değilim, evin alt sınırda temiz olması benim için yeterli, gerisi insanın ömründen yiyor bana kalırsa.... 

Bu ev içi versiyonun sokak halini de paylaşacağım; lakin elimde sookaktan pek fazla kare olamıyor; nedeni çok açık değil mi? Peşinden koşma, yerlere yatmai tırmanda, çamura bulanma derken telefon neredeydi onu bile hatırlamıyorum :)


Salı günü eve girer girmez; Aren beni elimden tuttuğu gibi mutfağa soktu; kiler dolabını açtı ve tarhanayı çıkarttırdı; çorbamı istiyor nedir derken, gitti şu yerde gördüğünüz tepisiyi aldı ve su doldurmamı istedi, aa kendi Tarhana pişirecek herhalde derken, yere oturdu tarhanayı suya döktü ve oynamaya başladı; sonra mercimek istedi, onu da verdim. İlginç bir yemek olacak derken, sertleşen tarhana ellerini rahatsız etti biraz daha su istedi; sanırsın ki yeni bir çiğköfte tarifi deniyor. Sonra biraz daha su ekle biraz daha mercimek biraz daha tarhana derkenn (İçimden gitti caanıım organik tarhana, mercimek demekten geri kalmadım elbette! Eve ucuzundan böyle şeyler alınmalı dedim, oyun için. Nimetle oyun olmaz da dedim ama bunlar hep iç sesimdi :))


Oyunda geldiğimiz son nokta buydu. O son kareye gelindiğinde bir 45 dk geçmişti; ve Aren bu oyuna doymuştu. Güray Aren'i yıkayıp paklarken, ben de mutfağı temizliyordum. Bana biçilen rol hep bu oluyor; temizle kızım işin ne!



Bu da dünen bir kare; mutfakta lavabonun içine oturmuş, suyu açtırıyor ki az önce yıkanmıştı, oyun oynayacakmış. Lavaboyu fırçalama, bezi ıslatıp tezgahı silme oyunu falan. Aren'i yegane rahatlatan şey su. Bir parça nefes almak istiyorsan, Aren'i eğlendirmek, rahatlatmak istiyorsan işin içinde mutlaka su olmalı. 



Bu karede dünden, lavabodaki faaliyet bittikten sonra odaya geldik ve legoları yıkamaya başladık. Günde kaç kez üst bas değiştirdiğimizi söylememe gerek yok sanırım :)



Hemen hemen hergün oynadığımız bir başka oyun ise, diş fırçalarını yıkama oyunu. Hepimizinkini yıkar, paklar ve yerine koyar. Oynarken diş fırçalarının kime ait olduğunu tekrarlamaya bayılır; kendi fırçası haricindekini ağzına götürüyormuş gibi yapıp tepki vermemize bayılır. Ağzının içine girmesine ramak kala ııhh ıhhhhh deyip hin hin gülmeyi de ihmal etmez. Evdeki büyük masraf kalemlerinden birinin diş fırçası almak olduğunu söylememe gerek var mı peki :)


 Ev içinde oynadığımız hergün tekrarlanan oyunlarımızdan bazısı böyle... 

Hayata oyun gözüyle bakarsak, hele bir de çocuğumuzun gözünden bakarsak eğlenmek garanti sanki ne dersiniz ;)




5.02.2013

Çocuklu Hayatın Sihirli Cümlesi: KABULLENME





Çocuğunuz markette kendini yere atıyor, veya evde  oyuncaklarını yere fırlatıyor,olmadı kapıları çarpıyor.... Peki  bu pek de hoş kabul edilmeyen davranışlarla başa çıkmak için ne yapacağız?  Hadi gelin tüm metodları, onlara öğretmemiz gerekenleri bir kenara bırakalım ve tek bir kelimeye odaklanalım:


Kabullenme

Bu cümleye bayılıyorum. Bir çok nedenle kalbimde tam da yerini buluyor. Ebeveynlik hayatımızda kontrol edemeyeceğimiz, değiştiremeyeceğiz o kadar çok şey oluyor ki. Çok uzun zaman önce çocuğumu kontrol etmenin gereksiz olduğunu kabullendim. 
 Aslında günlük hayatımızda ve uzun vadede sorun olan şey karşımızdaki insana saygı duyarken kendi içimizde sakin ve uyumlu olamamamız. 

Ebeveyn olarak karşılaştığımız sorunlarda ilk adım olarak kabullenmeyi seçersek çok uzun bir süre durumu idare edebiliriz. Diyelim ki çocuğunuz öfke nöbeti geçiyor, birşeyleri atma,kırma eyleminde yani kısacası hoş olmayan davranışlar sergiliyor bu durumda yapabileceklerimiz: 

Çocukların limitleri olduğu kabullen
Çocukların ihtiyaçları olduğunu kabullen
Çocukların bu ihtiyaçlarının bazen karşılanamadığını kabullen
Çocukların arada delirebildiğini,sinirlendiği, kızdığını kabullen
Çocukların bazen taşkın, çok sesli vb olduğunu kabullen.
Çocukların bizim nedenlerimizi niçinlerimizi zorlayacağını kabullen
Çocukların kendi duygu ve düşünceleri olduğunu kabullen 
Çocukların kendi duygu ve düşüncelerini dışavurmaya ihtiyacı olduğunu kabullen 
Çocukların bu davranışlarının gelişimleri açısından doğal olduğunu kabullen 


Tabii ki bu, karmaşaya izin vereceğimiz veya fazlasıyla hoşgörülü olacağımız anlamına gelmiyor. Aksine bu çocuklarımız için belirli limitler ve prensipler doğrultusunda güvenli alanı yaratmaktan bizim sorumlu olduğumuz anlamına geliyor. Çocuklarımızın ihtiyaçlarından haberdar olmalıyız ve bu ihtiyaçları için önceden adım atmalıyız. (Bu arada çocukların ihtiyaçlarıyla istekleri arasında çok büyük fark vardır). Tüm bu gürültücü halleri ve taşkınlıkları için onlara fırsat vermeli ve bu güçlü duygularıyla nasıl başa çıkabileceklerini onlara öğretmeliyiz. 

Çocuğunuzun bağırması, çağırması, delirmesi, birşeyleri fırlatması, birini ısırması, saçını çekmesi bunların gerçekten hiçbir önemi yok... Böyle durumlarda onlara öğretebileceklerinizden, verebileceklerinizden çok daha önemli birşey var o da onları böylece oldukları gibi KABULLENME. Onların bu halleriyle kabullendiğimiz anda, ne hissettiklerini neyle mücadele ettiklerini anladığımızı ve bunu hissettirdiğimiz anda işte tam da o anda gerçekten yol alabiliriz, onlarla anlaşabiliriz, iyileştirebiliriz ve iletişime geçebiliriz. 

Demiş bilir kişi... Hislerime tercüman olunca, tercüme etmeden olmazdı. Bırakın çocukları bir yana, kendi ilişkilerinizi gözden geçirin ne zaman anlaşmaya, orta bir yol bulmaya yanaşırsınız; anlaşıldığınızı dahası olduğunuz gibi kabul edildiğinizi hissettiğiniz zaman öyle değil mi? İşte bu! çocuklarımızın bizden tek beklediği şey de bu aslında. Anlaşılmak ve oldukları gibi kabul görmek. Peki biz çoğu zaman ne yapıyoruz; hep bir değiştirme çabası içindeyiz hep birşeyleri öğretme çabası içinde.

Belki de ebeveny olarak yapmamız gereken tek şey çocuklarımızı oldukları gibi KABULLENMEK.  Hep diyorum zor çocuk değil hiçbiri o zor diye adlandırdığımız davranışları bize zor kabullenemiyoruz çocuğumuzun bağırmasını, çağırmasını, isyankar olmasını. Kimbilir belki de çocukken bizi de böyle kabul etmedikleri içindir. Hepimiz az biraz belki de çokca kendimizi utanmış sıkılmış hissetmiyor muyuz böyle durumlarda. İşte sorun da bu zaten. Sorunun kaynağını çocukta değil kendimizde aramalıyız çoğu zaman.

Hem sadece başkalarının arasına karıştığımızda değil bazen evimizde 4 duvar arasında da çocuğumuzun bu davranışlarına tahammül edemiyoruz ve acaba bu çocuğun birşeysi mi var diyoruz, anormal mi, saldırgan mı yoksa yoksa..... Hani bazen çok çocuklu insanlara özeniyoruz ya yani ben özeniyorum işte bu insanların en büyük başarısı KABULLENME. Çocuğunun ağlamasını kabullenme, hırçınlıklarını kabullenme, taşkınlıklarını kabullenme. Bunları sakince gözlemleme o anda sakin kalabilme. Bunu başarabilmeyi çok isterdim ben çok hem de.

Kendimizi iyileştirmeden çocuğumuzu iyileştiremeyiz. Çocuğumuzun gelişimin doğal bir parçası olan bu tip durumlarda belki de yapmamız gereken kendimizi sevmektir önce kendi çocukluğumuzu iyileştirmektir sonrası çorap sokuğu gibi gelir zaten öyle değil mi?

Uyum ve sakinlik içersinde kalabildiğimiz günlerimiz olsun. Dinimiz amin (İçime Nohut Adam Fırat kaçtı :))

29.01.2013

İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek






Ahaparenting.com
zevkle takip ettiğim bir site. Makaleleri hoşuma gidiyor. İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek makalesi de ilgimi çekti ve sizinle paylaşmak istedim. (Tekrardan belirtmek istiyorum; çevirmen değilim. Ben okuduğumdan ne anlıyorsam onu paylaşıyorum)


Makalenin çevirisinden sonra, hiç durur muyum benim de söyleyeceklerim olacak elbette. Madem okumaya başladınız, sıkılmak etmek yok sonuna kadar okuyun bakalım. 

*******
İnatçı bir çocuğunuz mu var? O zaman şanlısınız! İnatçı çocuklar küçükken aileleri zorlarlar ama bu çocuklara hassasiytle ebevenylik edilirse harika birer yetişkine dönüşebilirler. Kendi kendine motive edebilen, iç sesini dinleyebilen, istediklerinin peşinden giden, baskıya karşı dayanıklı birer birey haline gelirler. Ebevenyler çocuklarının bu güçlü  iradesini ve inatçılığını kırmadığı sürece bu çocukların bir çoğu geleceğin liderlerindendir. 

Peki güçlü iradeli, inatçı çocuk tam olarak kime denir? Bazı aileler bu tip çocuklara "zor" veya "inatçı" diyor. Fakat, bu çocukları aynı zamanda kendi bakış açılarından kolay kolay vazgeçmeyen kişiler olarak tanımlayabiliriz.  Bu yapıya sahip olanlar  tamamen haklı olma derdindeler ve bunun için herşeyi bir kenara koyabilirler. Birşeyi kalpten istiyorlarsa beyinlerinin vites değiştirmesi oldukça zor. Oldukça büyük tutkulara sahipler ve tam gaz bu tutkunun peşinden gidiyorlar. 

Genellikle bu tipteki çocuklar aileleriyle güç savaşı yapmaya meyillilerdir. Fakat, güç mücadelesi için 2 kişi gerekiyor. Onların sizi davet ettiği her tartışmaya katılmak zorunda değilsiniz! Düğmenize basıldığında, derin bir nefes alıp kendinize çouğunuzla bu güç savaşına girmeden de kazanan taraf olabileceğinizi hatırlatmalısınız. Ve bu tip durumlarda nasıl bir adım geride durmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Araştırmalar gösteriyor ki, bu tip çocuklara açık seçik saygı gösteren, sınırlar koyan ve seçenekler sunan aileler bu tip güç savaşlarından kendilerini koruyabiliyorlar. Sadece kural koymak yerine, kazan/kazan felsefesini benimseyen ailelerin çocukları, yani çocuğu ile uzlaşma yolunu seçen aileler, çocuklarına müzakarenin ve uzlaşmanın temelini de öğretmiş, çocuklarına bu beceriyi kazandırmış oluyorlar. 

İnatçı çocuklar ebevenyleri tarafından kendi dediklerinin yapılması konusunda zorlanırsa bütünlüklerinin tehdit edildiğini düşünürler.  Ve eminim hiç kimse itaatkar çocuklar yetiştirmek istemez. İtaakar olduğu için değil, size güvendiği ve sizin onun için en iyisini istediğinizi bildiği için söylediklerinizi dinlemeliler. Eminim siz de kendi iç disiplini olan, sorumluluk alabilen ve en önemlisi kime ne zaman güvenebileceğini, başkalarından etkilenip etkilenmediğini muhakeme edebilen bireyler yetiştirmek istersiniz. Çocuğun bu özelliğini baltalamak diğer insanlardan kolayca etkilenmesine vesile olur. Dahası, bu çocuğumuzla aramızdaki onları yetiştirmek üzere yaptığımız manevi şözleşmeye ihanet etmektir. 

İnatçı çocukları idare etmesi zordur; enerjileri yüksek, zorlayıcı ve ısrarcıdırlar. Onların bu çok değerli özelliklerini nasıl koruyacağız ve işbirliğine teşvik edeceğiz? 

Önerilere geçmeden önce elbette benim de söyleyeceklerim var. Bu tanımlarda ben kendi çocukluğumu ve Aren'i buldum. Çocuğunun inatçı olduğunu düşünmeyen var mı? Veya inatçı olmayan çocuk var mıdır? Bence çocuklar ikiye ayrılır bu konuda. Fazlaca inatçı olanlar ve daha az inatçı olanlar diye. Kiminin inadı çabuk kırılır kiminin inadı kırılmaz. Misal benim inadımı kırmak demiri kırmaktan zordur, kocamın da öyle dolayısıyla çocuğumuz kime çektiyse artık. Yazı, tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakın, aman analar babalar üzülmeyin bardağın dolu tarafını görüne hizmet ediyor aslında. Yazarken, okurken güzel de yaşarken çok kolay olmuyor işte. Evet bir çocuğun istediğini elde etmek için çabalaması güzel, evet yüreğiyle, tüm benliği ile birşeyi istemesi tutkulu olması güzel. Bunlar gerçekten bir insanı lider yapabilecek özellikler, elbette tek başına yeterli değil her inatçı çocuk lider olacak diye birşey yok. İç disiplin, sorumluluk alabilmek dahası başkalarından etkilenmemeyi öğrenmek hayatta kazanılabilecek en güzel şeylerden. 

Çocuklarla uzlaşmak çok kolay değil hele böyle çok mu çok inatçı çocuklarla. Benim ailem bu yönümü fazlasıyla baltalamaya çalışmış mesela, lakin baltalayamamış sonunda hep pes etmişler. Ya bıkmışlar ne halin varsa gör demişler ya da işte ebeveynlik otoritelerini kullanarak tam da itaakarlığa hizmet edecek şekilde bir yolunu bulup itaat etmemi sağlamışlar. Vallahi bazen ben de Aren'e biz ne dersek o olur tamam mı gibi söylemlerde ve eylemlerde bulunuyorum. 

Bu makale burada bitmiyor ben arada kendi görüşmeleri yazdım.  Uzadı farkındayım ama kendim için de yazdığımdan kesemeyeceğim. Makalenin öneri kısmına gelince;

İnatçı,Güçlü İradeli Çocuğunuza Karşı 10 Öneri

1. Güç savaşlarına karşı kurallardan ve rutinlerden uzak durun.  Kurallardan ve rutinlerden uzak kalırsanız onlara patronluk taslamamış olursunuz. Misal "Yemeklerden sonra tuvalete gidip el&ağız yıkamak bu evin kuralıdır" veya "Işıklar saat 8:00'de söner" Bunun yerine "Acele edersen 2 kitap daha okuyabiliriz" "Ev ödevlerini, bilgisayar,telefon ve TV zamanından önce bitiriyoruz" g,ibi söylemler sizi "kötü polis" olmaktan kurtaracaktır. 
Vallahi bunu sevdim. Zira rutin'lerin olmaması gerektiğine inananlardanım. Çocukların rutini sevdiği bence tamamen yalan. Rutin seven çocuk görmedim. Sadece güvende olmayı seviyorlar; güven de sadece rutinle elde edilen birşey değil. Bu çok basit birşey, uygula rutini sağla güveni.
2.  İnatçı çocuğunuz hakimiyetin kendisinde olmasını herşeyden çok istiyor.  Mümkün olduğunca yapmış olduğunu aktivitelerde sorumluluğu kendisinin taşımasına fırsat verin.  Örneğin; dişini fırçalaması için başının etini yemeyin; onun yerine şöyle sorun:"Evden çıkmadan önce ne yapmak istersin?" Eğer boş boş bakarsa, hemen bir liste sunun: "Her sabah kahvaltı ediyoruz, dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvaleti kullanıyoruz ve çantamızı hazırlıyoruz. Görüyorum ki çantanı hazırlamışsın, bu harika. Şimdi, evden çıkmadan önce yapmak istediğin başka birşey var mı?" Kendini özgür ve kendi kendisinden sorumlu hisseden çocuklar daha as asi ve muhalefettirler. Sanırım belirtmeye gerek yok, erken de sorumluluk almaya başlarlar. 
Evet çok güzel ama bu tip söylemler hemen başka yere çekilebiliyor. Mesela ilerisi için düşünüyorum; Arenciğim evden çıkmadan önce yapmak istediğin birşey var mı? Evettt evden çıkmak istemiyorum ki ben, oynamak istiyorum biraz daha. Veya yoo anne. Evden çıkmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvalete giriyoruz. Bir düşün bakalım yapmak istediğin birşey olabilir mi? Hayırrrr dişimi fırçalamayacağım, çişim yok benim. Cevabım şu olur: Bak çişin gelirse hiç duramam git ve çişini yap Aren. Offfff yapmıyacağım. O zaman gitmiyoruz, iyi banane. Aren dedim hemen git çişini yap :). Gerçekte böyle olur di mi yani. 

3. İnatçı çocuğunuza seçenekler sunun.  Talimatlar verirseniz, sinirden deliye döneceği kesin. Eğer seçenek sunarsanız kendini kaderine hakim biri olarak görecektir. Elbette sunacağınız seçenekler yapabilecekleriniz dahilinde olmalı. Örneğin; markete gitmeniz gerekiyor ve o hala oyun oynamak istiyor; sunacağınız seçenek şöyle olmalı: "Şimdi mi çıkmak istersin 10 dakika sonra mı?"
İşte, az inatçı çocuklar 10 dakika sonra çıkmaya tamam diyecektir. Ama çok inatçı çocuklar hayırrrrr ben gelmek istemiyorum, gelmeyeceğim işte diyecektir. Onlar için hep 3. seçenek vardır; o da ASLA'dır. 
4. Kendi bedeni üzerinde kendi otoritesi olsun. "Duydum ki bugün ceketini giymek istemiyormuşsun. Bence dışarısı soğuk ve ben kesinlikle ceket giyeceğim. Elbette sen kendin için daha iyi bilirsin; tabii eğer güvenliğini ve sağlığını koruyabiliyorsan, o yüzden şimdi ceket giymeyi veya giymemeyi bir daha düşün. Ve korkarım ki, dışarı çıktığımızda üşüyeceksin ve ben eve geri dönmeyi düşünmüyorum. Ceketini çantaya koymaya ne dersin, belki fikrin değişir? " Ceketini giymek istediğinde ona siz kazanmışsınız gibi davranmadığınız üzere, zature olmayacaktır. Ceketini giymek istediğinde kendini yenilgiye uğramış gibi hissetmediği sürece, o ceketi üşüdüğünde mutlaka giyecektir. Onun için evde sıcak sıcak otururken dışarı çıktığında üşeyeceğini hayal etmesi oldukça zor ki bu konuda da haklı. Zaten dışarı çıktığında doğal olarak üşüyecek ve giymek isteyecektir. Ona öğretmeniz gereken şey, öğrendiği yeni bir bilginin fikrini değiştirmesinin utanılacak birşey olmadığı. 
Bu maddeye tamamen katılıyorum; bence sorun çocuğa bak ben demedim mi? Ben demiştim sanagibi söylemlerle utandırmak ve güç savaşı içine sokmak. İnatçı çocuk daha da inat ederek soğuktan totosu dahi donsa o ceketi giymecektir. Ama doğal davranılırsa elbette giyer. Şimdi düşünüyorum da Aren de asla platosunu giymek istemiyor evden çıkarken, Allahım bağırış çağırış her türlü muhalefet söz konusunu acaba dışarı çıkınca mı giydirsem? Herhalde zatüre olmaz gerçekten birkaç dakika içinde. Deneyeceğim :)

5. Size muhalefet olmasına vesile olmayın. Zorlayıcı bir tavır takınırsanız, çocuğunuzu kolaylıkla size meydan okumaya teşvik edersiniz. Güç savaşı içersinde olup olmadığınızı bilirsiniz nasıl olsa, bu tip durumlarda durmalı, derin nefes almalı ve kendinize şunu hatırlatmalısınız: bu güç savaşını kazanmanız aslında daha önemli şeylerin kaybına sebebiyet veriyor: O da çocuğunuzda olan ilişkiniz. Çelişkiye düştüğünüzde "Tamam, sen kendi adına karar verebilirsin" demeyi tercih edin. Kendi adına tercih veremez durumda ise, hangi kısmına karar verebileceğini ona gösterin, veya ihtiyaçlarını karşılayacak başka bir yol gösterin ona. Elbette bunları yaparken güvenliğine ve sağlığına zarar vermeyecek şekilde karar almasına vesile olun. 
Söyleyebileceğim tek şey var; ebeveyn olmak zor çok zor. 

6. Bir adım geride durmanız çocuğunuzun gururunun kırılmasını engeller.  Doğru olduğunuzu kanıtlamak zorunda değilsiniz. Mantıklı beklentiler sunmalı ve bunların uygulanmasını sağlamalısınız. Bak hiçbir şart altında çocuğunuzun şevkini kırmamalı veya kendi görüşünüzü dayatmamalısınız. Sizin istediğinizi yapmalı, ama bunu yaparken kendi düşünce ve duygularını yaşamakta serbest olmalı. 
Buna tamamen katılıyorum ve doğrusunun bu olduğuna çok inanıyorum. Ebeveynler asla ama asla çocuklarının gururunu kırmamalı. Dahası kendi duygu ve düşüncelerini yaşamalarına izin vermeli. 

7.  Onu Dinleyin. Siz bir yetişkin olarak haklı sebeblerle kendinizin en iyisini bildiğiniz konusunda ısrarlı olabilirsiniz. Fakat sizin güçlü iradeye sahip çocuğunuzun da güçlü istekleri ve şevki olacaktır; ve kendisi için önemli olan birşeyi korumaya çalışacaktır. Sadece onu sakince dinlemek ve söylediklerine yanıt vermek onun neden size başkaldırdığını anlamanıza vesile olur. Yargılamayan bir söylem: "Yıkanmak istemediğini duydum. Bana biraz daha bu konudan bahseder misin, neden yıkanmak istemiyorsun?" bu söylem onun size açılmasına, korkuları varsa bunu dile getirmesine vesile olabilir. Sizin için iyi bir açıklama olmayabilir ama yapmış olduğu açıklama onun için önemli bir neden olabilir.  
Dinlemek ne önemli öyle değil mi?
8.  Onun gözünden görün.  Mesela, onun oyuncaklarından birini yıkamaya söz verdiniz ve unuttunuz ve o da bu yüzden sinirli.  Size göre sadece inat yapıyor  olabilir, ona göre ise tamamen mutsuz, dahası onun size vermiş olduğu sözleri çiğneme hakkı yok ama siz ona verdiğiniz sözü çiğneyebiliyorsunuz. Bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz? Elbette ondan özür dileyerek ve verdiğiniz sözler konusunda daha dikkatli davranacağınızı söyleyerek. Birlikte gidip yıkamanızı istediği oyuncağı da yıkamalısınız hatta ona bunu nasıl yapacağını da gösterebilirsiniz. Size nasıl davranmasını istiyorsanız sizin de ona öyle davranmanız gerektiğini hatırlayın!

En dikkat ettiğim şeydir, özellikle çocuklara karşı; bir söz verildi mi kesinlikle yerine getirilmeli. Getirilmiyorsa açıklaması yapılmalı ve mutlaka özür dilemedi. 


9. İlişkiniz aracılığı ile disiplin edin asla ceza ile değil. Çocuklar asla tartışmanın ortasında birşey öğrenmezler. Tıpkı hepimizde olduğu üzere, adrenalin pomplarken, tüm diğer sistemimiz kapanır. Çocuklar bize kendilerini beğendirmek için davranılar. Ne kadar çok tartışır ve cezalandırırsanız onun bu kendini beğendirme arzusunu o kadar baskılamış olursunuz. 

Sevgi, sevgi ve yine sevgi. Tek gerçeğin, çocuk yetiştirmede yegane şeyin bu olduğuna inanıyorum. Ve ne güzel söz; ilişkiniz aracılığı ile disipline edin. Zaten çocuklarımızla iyi ilişkilerimiz olursa disiplin kendiliğinden olur. 
10. Onlara saygı ve empatiyi sunun.   Güçlü iradeli ve fazlaca inatmı çocukların en büyük kavgası saygı görmek içindir. Onlara bunu sunarsanız kendilerini korumak için savaşmak zorunda kalmazlar. Hepimizde olduğu üzere, bu onların anlaşılmasına çokca yardım eder. Onun bakış açısının, istediği şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız- örneğin; superman kıyafetini kiliseye giderken giymek istiyor ve siz bunun uygunsuz olduğunu düşünüyorsunuz-- ona empati ile yaklaşabilirsiniz ve sınırlar getirebilirsiniz. "Bu kostumu çok seviyorsun öyle değil mi? Fakat kiliseye giderken giyinmemiz gerken bir şekil var ve bu kostumu giyemeyiz. Biliyorum ki bu kıyafetini isteyeceksin. Bu kıyafeti yanımıza almaya ve eve dönerken giymeye ne dersin?"

Cevap veriyorum; şöyle diyecektir çok inatçı çocuklar: Hayırrrr ben onu giymek istiyorum. Hayırrr olmaz :)

Velhasıl; yineliyorum çocuk yetiştirmek inatçı olsun olmasın zor iş ama bir o kadar da keyifli. Öyle değil mi?