çocuk olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.10.2015

Çocuğum Bütün mü Olsun İyi mi?






Her ebeveyn çocuğunun iyi bir çocuk olmasını ister. Hatta çoğu insanın hayat amaçlarından biri de iyi insan olmaktır, bu yönüyle anılmak, nasıl bilirdiniz sorusuna, iyi biliriz denmesini istemek... 

Sevgili Carl Jung ise diyor ki; "Bütün olmayı iyi olmaya yeğlerim". 

Hiçbir insan sadece iyi veya sadece kötü olamaz. Çocuklarımızın da sadece iyi olmasını istememiz ve onlara sürekli iyi insan ol dememiz aslında onlara farkında olmadan yaptığımız bir kötülük. İnsan yaradılışı gereği hem ilahi yanlara hem de insani yanlara sahip. Yani herkesin içinde olumsuz ve kötü olarak etiketlenmiş duygular ve özellikler var. Ve bu duygular aslında sadece duygu, yeri geldiğinde gerekli ve hayat kurtarıcıda. 

Çocukluktan itibaren gerek ebeveynlerimiz gerekse toplum tarafından davranışlarımız kategorize ediliyor ve hissettiğimiz bazı duygularımızı ve gösterdiğimiz bazı davranışlarımızı bastırmamız isteniyor. Oysa yapılması gereken tek şey farketmek! Dedim ya sadece iyi insan olmak beyhude bir çaba. 

Bir kızılderili reisi bir gün torununu alıyor ve ormana götürüyor; oturuyorlar bir ağacın dibine; dede diyor ki; Evladım bugun hayatta olan her insanoğlunun kafasının ve kalbinin içinde bir savaş vardır. Benim de var. içimizde bir beyaz bir de siyah kurt var. İçindeki bu 2 kurtla birlikte yaşamak insana bazen zor gelir; çünkü ikisi de ruhuna hükmetmek için var gücüyle çalışır. Çocuk, peki dedeciğim savaşı hangi kurt kazanır diye sorar. Dedesi de her ikisi de der. Çocuk nasıl yani dedecim der; sadece beyaz kurtu beslersem, siyah kurt ilk fırsatta ona saldırır ve hepimizin başına iş açar, oysa ben onları iki yanıma alırım ve ikisini de beslerim böylece ikisi de gerektiği zaman bana yardım eder der. Ve her ikisini beslediğimde içimdeki o savaşa son verir bilgeliğimin sesini duyabilirim. 

Siyah kurda ne zaman mı ihtiyacımız var? İnsanın kötü diye sıfatlandırılmış yanından nasıl fayda sağlayabilir ki öyle değil mi? Siyah kurt pes etmez, uyanık ve tetiktedir ve kendini korumaya almayı bilir; insan bu özelliklerini gerektiği zaman ortaya çıkarması bazı koşullar altında hayat kurtarıcı olur. 

Gelelim çocuk dünyasına; çocuklar bazen paylaşmayı sevmezler ve hemen ebeveynleri veya çevreden bencil  sıfatıyla yargılanırlar; bunun doğru olmadığını söylenir çocuğa; ama paylaşmalısın canım, iyi çocuklar paylaşır. Çocuk dile getiremese de içinden çıkan bu insani duyguyla "iyi" olmadığını, olduğu gibi kabul göremeyeceğini, dahası kendinde bir terslik olduğunu düşünmeye başlar. İşte böyle zamanlarda duygularını yadsıma, duygularını göstermeme tohumları ekilir; kişinin içindeki savaş tam orada, çocuklukta başlar.

Halbuki paylaşmamak, bencil olmak bazı durumlarda gereklidir. Arkadaşınla oyuncağı paylaşmak konusunda gerekli olmayabilir elbette, ama hayatın içinde öyle zamanlar olacaktır ki keşke çocuğum bencil olmayı öğrenebilseydi diyebilirsiniz. 

Yapılması gereken tek şey; duyguların ve insani yönlerin farkına varılması, kabul edilmesi ve ne zaman kullanılması gerektiğini öğrenmek. 

Çocuğunuz, çocuklarımız sadece iyi olmasınlar! Çocuklarımız bir bütün olsunlar. 

31.07.2015

Çocuğunun Karşısında Kimsin?




Çocuğunun karşısında adınla yaşınla ve daha önceden kendine yapıştırdığın veya sana yapıştırılmış bir çok kimlikle duruyorsun ama kendine kısaca anne diyorsun. 

Çocuğun ağlıyor, mızmızlık ediyor, inat ediyor ve sen kendini artık bunları duymak istemiyorum diye bağırırken buluyorsun, bunu söylemek seni rahatsız ediyor bazen sırf bu söylemekten rahatsız olmadığını farkediyorsun seni rahatsız eden derinlerde başka bir şey; bu cümle senin kendi kulaklarını da tırmalıyor aslında. Sonra bir anda gözünün önüne annen geliyor ve sesi kulağında artık bunları duymak istemiyorum. Sonra hayat öyle bir akıyor ki sen de öyle bir kapılmışsın ki bir daha bir cümleyi söyleyene kadar bunu unutuyorsun, üzerinde bile durmuyorsun. 

Oysa o anın içinde müthiş bir armağan saklı sana; o an şifalanman için yaşandı. Çocuğunun karşısında o anda sen yoksun annen var, aynı annen gibi davranıyorsun ve bunu otomatik olarak yapıyorsun. Otomatik yaşadıkça bataklığa saplanıyor insan! 

Çocuğun duygusal veya fiziksel bir acıyla karşı karşıya kalıyor ve aslında bakarsan kolay da atlatıyor; ama senin için eziliyor haddinden çok daha fazla sevgi, ilgi gösteriyor ve üzülüyorsun bu duruma. Öyle ki çocuğun bile anlamıyor bu durum karşısında gösterdiğin ilginin sebebini. içinde bir yer var o da çocuktu o da düşerdi o da duygusal acılar yaşardı ve genellikle duyduğu şey bunda ne var kalk kalk bir şey olmaz idi ama bir şeyler olurdu. Çocuğuna söylediğin çoğu şey aslında içindeki o yerin hiç duyamadığı şeyler; çocuğuna değil kendine söylüyorsun aslında o cümleleri. Ama hayat yine hızlıca akıyor ve sen o akıntıya kapılıyorsun, farketmek yerine şöyle söylüyorsun ah benim şu duygusallığım ah benim şu yufka yürekliliğim. Kendine bu sıfatları yakıştırıyorsan içindeki o yere acil pansuman gerekiyor; asıl ilgiliyi asıl sevgiyi o yer görmek istiyor, çocuğun çoktan unutmuş, başının çaresine bakmış bile. 

Evi dağıtıyor kızıyorsun, üstüste söylediği anne sözlerine tahammülün kalmamış; azcık nefes alma fırsatın olduğunda aslında neden tahammül edemiyorum ki çocuk da bir şey yapmamıştı diyorsun; yine hayat çok hızlı akıyor bunu düşündüğün dakikaların yerini saatler günler alıyor ve durup düşünmüyorsun farketmiyorsun ki asıl tahammül gösteremediğin kendinsin. 

Velhasıl kelam; çocuğunun karşısında çoğu zaman annensin, kendi çocukluğunsun ve içindeki o yersin; bunları farkettiğinde büyük bir dönüşümü başlatabilirsin, bu dönüşümün adımı önce sana sonra evladına şifa oluyor. 




10.11.2014

Çocuğunla Oyun Oynarken Kontrolü Elinden Bırak


3 yaşla birlikte Aren'de ciddi korkular başladı; her şeyden korkar oldu; dahası korku kelimesini cümle içinde kullanmaktan ve bu şekilde var olmaktan zevk almaya başladı. Olayın anlaşılır, yaşına ve gelişimine bağlı olarak kontrol edilebilir boyutunun yanında, bir de anlamadığımız ve kontrolümüzün dışında olan kısımları vardı. 

Aslında tüm bu sürecin su yüzüne iyice çıkması okula başlamasıyla oldu; okul süreci korkularını ciddi manada tetikledi ve tanıyamadığımız bir Aren'le karşılaştık. 

Okul'a gitmek istemedi, okuldan korktu; sonra odasında uyumak istemedi, hayaletler, canavarlar ve benzerlerinden korkmaya başladı, ardından sinema, tiyatro ve benzeri yerlerden delice korkmaya başladı; bilmediği ortamlarda bizden asla ayrı kalmamak, yani yanlız kalma korkusu başladı; en son kakasını yapmaktan korkar hale gelince, ve bizim bilgimizin, bilincimizin yetmediği noktada her zamanki gibi işin uzmanına gitmeye karar verdik; en etkili yol olan oyun terapisine gittik. 

Oyun terapisini size anlatmam mümkün değil; zaten terapi dediğimiz şey tek seferlik bir şey olmuyor. Ama ilk seferde ebeveyn çok şeyi öğrenmiş oluyor; çünkü asıl çözüm ebeveyn'de, sadece çocuğunuz değil siz de gözlemleniyorsunuz. Ben şunları öğrendim ve hemen hemen hepsinde a-ha dedim ;)

Oyun oynarken çocuğunuzun söylediklerini düzeltir misiniz? Mesela kaplana aslan dediğinde, hayır canım o bir kaplan der misiniz? Ben derim; çünkü işte tam da fırsatı diye düşünürdüm, kaplanı aslan sanıyorsa doğrusunu bilsin hem de oyun içinde.  Ama hayır bu olmaması gereken bir şeymiş. 

Bir şeyi yapmaya çalışıyor ve anne yardım eder misin diyor, ne yaparsınız? Ben elbette kuzum der ve yardım ederim; bunun da iyi bir şey olduğuna bunun ilişkiyi güçlendirdiğine inanırdım; meğer hiç de doğru değilmiş. Yardım etmek yerine yapmasına vesile olmak yardımsız. 

Peki oyun içinde size soru soruyor; bu neden böyle diye, hemen cevabını mı verirsiniz? Evet ben genellikle veririm; sorusuna neden sence gibi soruyla yanıt vermem genellikle. Oysaki çocuğun biraz zorlanması gerekiyormuş, biraz o durumun, o duygunun içinde kalıp, cevapları bulması gerekiyormuş. 

Çocuğun duygusunu anlamak ve bunu çocuğunuza ifade etmek; benim ebeveynlikte en önem verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm noktalardan biriydi. Oyun terapisinde şunu öğrendim; diyelim ki çocuğunuz ağlıyor, ne yaparsınız? Ben hemen sarılırım ve üzgünsün biliyorum, ağla ve rahatla canım derim. İşte 3 yıldır çuvalladığımın resmi!. 

Ne mi yapılmalıymış. Biraz fırsat vermeliymiş, biraz o duyguda kalmasına fırsat vermeli elbette yanında olarak; ağlamaya başlar başlamaz, evet seni anlıyorum üzgünsün gel sarılayım demek yerine biraz o duygu durumuyla yüzleştirmek gerekliymiş. 

Sonuç olarak; çocuğunuzla oyun oynarken doğru, yanlış, olmalı, olmamalı gibi şeylere yer yok! Oyun oynamanın bir  şeye hizmet etmesine gerek yok; oyun sadece oyun için olmalı. Oyundaki en önemli şey akış; oyun akıyorsa tamamdır. 

Sizin de çocuğunuzun en sevdiği oyunlar; saklanbaç, kovalamaç ve benzerleriyse biraz daha düşünün neden acaba diye? Çünkü bu ve benzer oyunlarda hep akış var, herkes an'da ve herkes oyunda bu nedenle de çok seviliyor. 

Ben dersimi aldım sıra uygulamada; çocukla oyun oynarken kontrol edilecek hiçbir şey yok, kendiniz dahil, duygular dahil! Kendimizi oyunun kollarına atıyoruz; oyunda herşey mübah! 




18.08.2014

Anne Arkadaşım Bizde Kalabilir mi?




Çocukluğuma dair hatırladığım en güzel anılar arkadaşlarımın bizde veya benim onlarda kaldığım anılardır. Okul öncesi kuzenler birbirimizde kalırdık; gerçi en çok kalan bendim ya, bir keresinde yeğenlerimden birine sitem etmiştim ama hep ben sizde kalıyorum, bu seferde sen bizde kal diye. Kızı zorla bizde kaldırdım sonuç gece 3'te ama ben annemi özledim diye uyanıp ağladı; yaşımız 5-6 falan. Ben de git babama söyle dedim. O da gidip babamın başında enişte ben annemi özledim demeye başladı :) Babam yat kızım sabah götüreceğim seni dedi; o da peki deyip 2 dakika sonra enişte ben annemi özledim demeye devam etti. Babamda uyanıp, dayımlara geri postaladı :) 

İlkokulda seçtiğim kardeşim dediğim bir arkadaşım oldu; ilkokul 1 itibariyle her gün birbirimize gider gelip olduk ve genellikle gün şöyle biterdi; ama biz daha hiç oynayamadık lütfen burada kalayımmmm. Annelerimiz de arkadaş olmuştu, dolayısıyla haftasonlarıda dahil olmak üzere sürekli yaz tatilleri de dahil birbirimizde kalır olmuştuk. Aynı şekilde ortaokul-lise-üniversite zamanlarımda arkadaşlarımla kalarak veya onların bizde kalmasıyla geçmişti. 



Ailem bu konuda oldukça açık ve harika insanlardır. Hiçbir gün hayır sen onlara gidemezsin o bizde kalsın demedi. Elbette ailesini (ilkokul-lise dönemi için geçerli; üniversitede böyle bir soruları olmadı, olamazdı da zaten beni yetiştirdikleri için güven duymak zorundalardı) tanıdıkları sürece kalmama izin verdiler; kalmaya izin vermeyen aileleri özellikle, babası evde, onun abisi var gibi söylemleri hiçbir zaman için anlamadım. Elbette sebebi çok belli ki cinsel istismar olasılığı ve benzerleri; ama sen sana güvenilmesini beklerken, başka aileye güvenmemek bana hep büyük kabalık gelmiştir. 

Şimdi aileler böyle konularda fazla paranoyak geliyor bana; çocuğunun arkadaşının ailesini tanımaya bile çekiniyor değil kalmasına izin verecek. Lakin bana kalırsa bir çocuğun kesinlikle deneyimlemesi gereken bir şey bu. Hem çok eğlenceli, hem çok öğretici ve arkadaşlığı da ciddi pekiştiren bir şey. Ben Aren'in arkadaşlarının bizde kalmasını çok isterim ve Aren'in de ilkokul itibariyle biz olmadan tanıdığım bir arkadaşının ailesinde kalmasına izin veririm. Bu yaşlarda da benim eşliğimde bir arkadaşının evinde rahatlıkla kalabilir. 

Dediğim gibi bu durumu sevdiğimden ve faydalı bulduğumdan, geçtiğimiz Cuma akşamı Güray evde yokken (olsa da olur babanın evde olmasında sakınca görmiüorum) kızlar grubumuzdakilere kim bizde kalır diye sordum; parmak kaldırdan Merve oldu; (@balyanaginhikayesi) ve Lina'yla birlikte bizde kaldılar. Çocuklara biraz haksızlık etmiş olabiliriz :) Arabada uyuttuktan sonra onları uyur bir halde eve çıkarıp yatırdık ve keyfimize baktık. Aren'e Lina'nın ve Merve'nin bizde kalacağını söylediğimde çok heyecanlandı, onun için ilkti çünkü. Nerede yatacaklar, annesiyle mi yatacak gibi soruları peşi sıra sordu. 


Aren'in heyecanı  öyle çoktu ki normalde 8:00'den önce uyanmazken saaat 7:00 uyanıverdi; anne Lina'lar burada kaldı di miiii diyerek :) Evet canım dedim; nerede yatıyorlar anne, annesiyle mi uyuyor anne, bakabilir miyim anne gibi soruları tekrarlayıp durdu. Sessiz olmasını; çünkü Lina'nın hala uyuduğunu söyledim; Lina uyanmadıkça gerildi Aren, sonra da Lina'ya kek yapmaya karar verdi. Bundan sonrasında benden daha çok Fotoğraflar konuşsun bakalım. 

Aren Lina için kek hazırlığında.



Kahvaltıyı bekleyen kuzular, yer kavgası bittiyse toplar  ellere alındıysa tamamdır. Aren düşünüyor o 3. topu nereme koyarım, Lina'dan nasıl alırım diye :) Top da Lina'nın bu arada :)


Baktın ki birbirlerine sarıyorlar hemen bir faaliyete geçireceksin çocukları; biz de öyle yaptık. Son zamanların modası taş boyama :)


Baktın ki işler evde de boka sarıyor; kaptığın gibi dışarı çıkaracaksın çocukları.  Bu fasla geçmeden önce bir de sinema keyfimiz mi diyeyim eziyetimiz mi diyeyim o da oldu :)

Bakmayın fotoların hep güzel ve huzur dolu olduğuna; elbette anlaşamadıkları, Aren'in back to chuckie moduna döndüğü zamanlarda oldu. Tam da Aren'in artık böyle şeyler yapmadığını söylediğim zamanda, ama vallahi de billahi de yapmıyor :), eski davranışlarına döndüğü oldu, demek ki neymiş çocuk söz konusu olduğunda kati ve net konuşmaların olmayacakmış.

Yine de her şeye rağmen bence böyle bir deneyim yaşamış olmaları çok iyi oldu. Birbirlerine zarar vermedikleri sürece didişmek o kadar da kötü bir şey değil, didişip bir çözüm yolu bulmaları en iyisi.

Bu fırsatı bize verdikleri için anne& kız ikilisi Merve ve Lina'ya çok teşekkür ederiz. Ee kim bizde kalıyor sıradaki parmak kaldırsın :) Peki biz kimde kalalım :)












5.06.2014

Üzgün Bir Ebeveyn & İnsan Olmak Yerine...


Duygularımızı belirleyen şey önyargılarımız ve düşündüklerimizdir. Yani üzgünseniz veya mutlu hiç farketmez; bunu belirleyen bir düşünceniz veya önyargınız vardır. Bu duygu'lar gelip yüreğinize çöreklendiğinde ya bunlardan kaçarsınız özellikle olumsuz ise ya da "hoşgeldin" der içinize misafir eder ve onunla sohbet ederisniz. 
Çocuğunuzun herhangi bir duygusunu kabul ettiğinizde ve onu anladığınızı söylediğinizde ki, bunu gerçekten yürekten anladığınızda, çocuk sakinleşiyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi huzurla  devam ediyor işte önce bunu kendimiz için yapmalıyız.  Üzgün müsün? Önce üzgün olduğunu kabul et, kendine şevkat göster, kendini yargılamak yerine ve sadece kabul et ve çözülmesin dile..... Hissettiğin duygu her neyse emin ol ki bu önyargılarının, inandırıldıklarıın ve düşüncelerinin bir parçası, aslında hissettiğin şey üzüntü değil emin ol buna sadece duygun üzüntü ama his, hissetmek çok daha başka bir şey.... 

Aslında biliyor musun konu çok daha derin, sen; annenin babanın çocukken seni büyütenlerin seni inandırdığı kişisin, aslında şuan düşündüğümüz şeylerin o kadar azı kendimize aitti, kendimizi tanımıyoruz bile, ama bu bambaşka bir yazının ve hatta çalışmanın konusu olacak..... 
Duygularımızı olduğu gibi kabul edip içimizde misafir etmekten başka pek şansımız yok aslıda; bir adım geriden bakmak gerekiyor; hangi düşüncelerimiz bu duyguları yaratıyor: 

  • Oğlum diğerleriyle iyi geçinmeli; biz de kimse şiddet uygulamaz. 
  • Oğlumun sinir krizleri var ve eminim dışardan bunları görenler benim kötü bir anne olduğumu düşünüyor. 
  • "Sözümü dinlemiyor belki de klasik cezalardan birini vermeliyim yoksa bu işin sonu kötü olacak. 
  • Berbat bir ebeveyn olmalıyım ben. 


Tüm bu düşüncelerinize baktığınızda farkedersiniz ki ne çok olumsuz fikriniz var kendiniz ve evladınızla ilgili. Ve aslında bu düşüncelerinizin bir çoğu da doğru değildir. 
Şimdi aşağıdaki söylemlere bakın bunların hepsi doğru ve insana kesinlikle kendini daha iyi hissettiriyor. 
  • "Her zaman herkesle iyi geçinemeyiz; bu gayet normal. Evladımın duygularıyla başa çıkmasına yardım etmeliyim (ama tabii önce kendinize yardım etmelisiniz)
  • "Çocuğumun duygularını göstermesinden bu sinir krizi de olsa rahatsız olmamalıyım; hem bunu yaşayan ne çok aile vardır şuan bana acımak yerine eminim anlıyorlardır. 
  • "sanırım onunda anlatmak istedikleri var beni seviyor sözümü dinlememesinin nedeni ne olabilir acaba? 
  • "Elimden gelenin en iyisini yapıyorum; iki adım geri bir adım ileri beni yine de doğru yere ulaştırır. Hem onunla bilrikte ben de büyüyorum ve kendimi tanıyorum. 


Kendinizi daha iyi hissedeceğiz söylemleri seçmek size iyi gelecektir ve bu da daha iyi ebeveynlik etmenize vesile olacaktır. Kaldı ki ebeveyn olmak zaten kendini tanıma yolculuğudur; her yolculuğun zorlu yanları vardır. Sizin çıldırıdğınız noktalarda başka ebevenylerin sakin kalmasının yegane sebebi kendilerini suçlamak yerine anlamaya çalışmaları. Otomatik pilotluktan çıkıp şimdi ne oluyor diye sormaları kendilerine. Sahi çocuğunuz sizi neden çıldırtıyor ve çıldırtırken hangi noktalarınızı harekete geçiriyor. Belki de kendinizle ama en önemlisi kendi ebevenylerinizle şavaşıyorsunuz o sırada; beni deli ediyorsun derken çocuğunuza belki de sizi deli eden anneniz belki de sizi deli eden kontrol edemediğiniz ve yüzleşmekten nefret ettiğiniz duygularınız. Benim öyle itiraf etmek gerekirse. 


"Olayları olduğu gibi görmeyiz olduğumuz halimizle görürüz"

Olumsuz duygularınıza sizi ele geçirecek gücü vermeyin!  Anlamaya ve çocuğunuzdan çok kendinize ne olduğuna dikkat edin! 




29.04.2014

Yağmurlu Bir Dündü




İşten eve döndüğümde genellikle beni heyecanla bekleyen bir Aren ile karşılaşırım; hemen benimle dışarı çıkmak ve bakkala gitmek ister. Hem yürüyüş olur hem de temiz hava alma vesilesi. 

Dün de böyleydi; gelir gelmez dışarı çıkmak istedi, karpuz kalmamışmış karpuz almalıymışız. Biz dışarı çıktığımızda yağmur yağmaya başladı, evet ıslanacaktı, evet sırılsıklam olacaktık ama mutlu olacaktı biliyorum. En fazla zaten nezleden hallice haliyle grip olabilirdi veya ateşi çıkabilirdi. Olsun yine olsa yine yapardı biliyorum. Onu bundan mahrum etmek istemedim. 

Ben Aren'e bir şeyi yapmamasını söylemeden önce hep düşünüyorum bunu yapmamamasını isteme sebebim kendi rahatlığım veya rahatsızlıklarımdan mı ibaret. Cevap ben ise izin vermeyi seçiyorum

Şimdi siz buna çocuğuna eşlik etmek mi dersiniz, sınır koyma problemi mi dersiniz orasını bilemiyorum ama umarım fotolardan o mutluluk o heyecan o çoşku size de geçer. 



. 








MUTLU SON



6.11.2013

...... Olunca Anne Olduğunuzu Hatırlarsınız

Bu sabah Baby Center'dan gelen bir e-mail çok hoşuma gitti; hemen Türkçe'ye uyarlayıp sizinle de paylaşmak istedim; Baby centerin 30 maddelik listesinden beğendiklerim aşağıdaki gibi. 

 Bu listeyi beraber voltran oluştursak sanırım 10000 ve üzerine çıkarabiliriz :) BabyCenter üyesi olup okuyanlara tekrar olacak belki, ama atlayanların ve hiç okumayanların gülümseyeceğine eminim. Sizin listede neler var :)

Aslında anne olduğunuzu hatırlamak bir yana bir bebeğiniz&çocuğunuz olduğunu hatırlarsınız












11.04.2013

Oyuncaksız Oyun Oynama





Çocuklar için hayatın oyundan ibaret olduğunu ebeveyn olan herkes bilir. Bernard Show'un en sevdiğim sözlerden biridir: "We don't stop playing because we grow old; we grow old because we stop playing." Türkçeleştirirsek; "Büyüdüğümüz için oyun oynamayı bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için büyürüz. "

Aren için oyuncakların hiçbir anlamı ve önemi yok, aynı zamanda teknolojik bir çocukta değil, ne i-pad, ne iphone ne de TV hiçbiriyle alakası yok; bunun için özel bir çaba sarfetmedik sadece onun bu yaradılışını destekledik o kadar. TV konusunda güray hiç katı değil hatta belli bir süre 15-20 dk seyretmesinin iyi bile olacağını savunuyor, bu nedenle Baby TV açtığımız oluyor ama Aren için ekrana bakma süresi 5-10 dk arası.  

Oyuncaklarla ilgilenmemesinin nedeni de tamamen kendinden kaynaklı; biz de fazla oyuncak almadık. Her çocuk gibi evdeki herşey özellikle mutfak ve mutfak malzemeleri onun için en güzel oyuncak ve oyun alanı. 2 şey var ki Aren için en güzel oyuncak; 1- Balonlar 2- Her çeşit top.  

Aren'i kendi haline bıraktığında, yani ne oynamak istiyorsa ona izin verdiğimizde konsantrasyonu oldukça uzun.  Çocuğu kendi doğasına bıraktığında ve kendi oyununu seçmesine izin verdiğinde, gelişimini destekler denilen, bir takım öğrenme felsefesi adı altında geçen herşeyi kendiliğinden yaptığını görebilirsiniz. Dolayısıyla ben uzun bir süredir bu yolu tercih ediyorum; sonradan karşıma çıkarsa okuyorum ve görüyorum ki, çocuğumun kendiliğinden seçtiği oyunlar ve oynadıkları önerilen şeyler. Oyunu bir kural içersine koymaya karşıyım.

Oyuna yaklaşım biçimimi en çok etkileyen ve içimi rahatlatan da daha önce notlarını paylaştığım Nilüfer Devecigil'in İnternet Anneleri aracılığı ile vermiş olduğu seminer oldu. Artık ne oynayalım diye hiç düşünmüyorum; oyunun patronu Aren, o ne oynamak isterse, bana hangi rolü biçerse ben sadece onu yapıyorum. 

Peki Aren ne oynamayı seviyor neler yapıyor. Geçen gün sosyal medyada eve gelir gelmez benimle oynamak istediği bir oyundan kareler paylaşmıştım; şimdi yine o karelerden bazılarını paylaşacağım. Bizim ev halimiz, oyunlarımız genellikle böyle.  Dibine kadar pisliğe bulanmadan oyunu bitirmiyoruz :) 

Bu konuda ne kadar rahat bir insan, anne olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Başta annem olmak üzere bir çok insana göre, etrafı pisletme konusunda fazlasıyla tavizkarım; ama ben bu halimizden son derece memnunum. Aren'in eğlendiğini dahası tatmin olduğunu görmek benim için en keyifli şeylerden biri. Titiz bir insan değilim, evin alt sınırda temiz olması benim için yeterli, gerisi insanın ömründen yiyor bana kalırsa.... 

Bu ev içi versiyonun sokak halini de paylaşacağım; lakin elimde sookaktan pek fazla kare olamıyor; nedeni çok açık değil mi? Peşinden koşma, yerlere yatmai tırmanda, çamura bulanma derken telefon neredeydi onu bile hatırlamıyorum :)


Salı günü eve girer girmez; Aren beni elimden tuttuğu gibi mutfağa soktu; kiler dolabını açtı ve tarhanayı çıkarttırdı; çorbamı istiyor nedir derken, gitti şu yerde gördüğünüz tepisiyi aldı ve su doldurmamı istedi, aa kendi Tarhana pişirecek herhalde derken, yere oturdu tarhanayı suya döktü ve oynamaya başladı; sonra mercimek istedi, onu da verdim. İlginç bir yemek olacak derken, sertleşen tarhana ellerini rahatsız etti biraz daha su istedi; sanırsın ki yeni bir çiğköfte tarifi deniyor. Sonra biraz daha su ekle biraz daha mercimek biraz daha tarhana derkenn (İçimden gitti caanıım organik tarhana, mercimek demekten geri kalmadım elbette! Eve ucuzundan böyle şeyler alınmalı dedim, oyun için. Nimetle oyun olmaz da dedim ama bunlar hep iç sesimdi :))


Oyunda geldiğimiz son nokta buydu. O son kareye gelindiğinde bir 45 dk geçmişti; ve Aren bu oyuna doymuştu. Güray Aren'i yıkayıp paklarken, ben de mutfağı temizliyordum. Bana biçilen rol hep bu oluyor; temizle kızım işin ne!



Bu da dünen bir kare; mutfakta lavabonun içine oturmuş, suyu açtırıyor ki az önce yıkanmıştı, oyun oynayacakmış. Lavaboyu fırçalama, bezi ıslatıp tezgahı silme oyunu falan. Aren'i yegane rahatlatan şey su. Bir parça nefes almak istiyorsan, Aren'i eğlendirmek, rahatlatmak istiyorsan işin içinde mutlaka su olmalı. 



Bu karede dünden, lavabodaki faaliyet bittikten sonra odaya geldik ve legoları yıkamaya başladık. Günde kaç kez üst bas değiştirdiğimizi söylememe gerek yok sanırım :)



Hemen hemen hergün oynadığımız bir başka oyun ise, diş fırçalarını yıkama oyunu. Hepimizinkini yıkar, paklar ve yerine koyar. Oynarken diş fırçalarının kime ait olduğunu tekrarlamaya bayılır; kendi fırçası haricindekini ağzına götürüyormuş gibi yapıp tepki vermemize bayılır. Ağzının içine girmesine ramak kala ııhh ıhhhhh deyip hin hin gülmeyi de ihmal etmez. Evdeki büyük masraf kalemlerinden birinin diş fırçası almak olduğunu söylememe gerek var mı peki :)


 Ev içinde oynadığımız hergün tekrarlanan oyunlarımızdan bazısı böyle... 

Hayata oyun gözüyle bakarsak, hele bir de çocuğumuzun gözünden bakarsak eğlenmek garanti sanki ne dersiniz ;)




29.01.2013

İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek






Ahaparenting.com
zevkle takip ettiğim bir site. Makaleleri hoşuma gidiyor. İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek makalesi de ilgimi çekti ve sizinle paylaşmak istedim. (Tekrardan belirtmek istiyorum; çevirmen değilim. Ben okuduğumdan ne anlıyorsam onu paylaşıyorum)


Makalenin çevirisinden sonra, hiç durur muyum benim de söyleyeceklerim olacak elbette. Madem okumaya başladınız, sıkılmak etmek yok sonuna kadar okuyun bakalım. 

*******
İnatçı bir çocuğunuz mu var? O zaman şanlısınız! İnatçı çocuklar küçükken aileleri zorlarlar ama bu çocuklara hassasiytle ebevenylik edilirse harika birer yetişkine dönüşebilirler. Kendi kendine motive edebilen, iç sesini dinleyebilen, istediklerinin peşinden giden, baskıya karşı dayanıklı birer birey haline gelirler. Ebevenyler çocuklarının bu güçlü  iradesini ve inatçılığını kırmadığı sürece bu çocukların bir çoğu geleceğin liderlerindendir. 

Peki güçlü iradeli, inatçı çocuk tam olarak kime denir? Bazı aileler bu tip çocuklara "zor" veya "inatçı" diyor. Fakat, bu çocukları aynı zamanda kendi bakış açılarından kolay kolay vazgeçmeyen kişiler olarak tanımlayabiliriz.  Bu yapıya sahip olanlar  tamamen haklı olma derdindeler ve bunun için herşeyi bir kenara koyabilirler. Birşeyi kalpten istiyorlarsa beyinlerinin vites değiştirmesi oldukça zor. Oldukça büyük tutkulara sahipler ve tam gaz bu tutkunun peşinden gidiyorlar. 

Genellikle bu tipteki çocuklar aileleriyle güç savaşı yapmaya meyillilerdir. Fakat, güç mücadelesi için 2 kişi gerekiyor. Onların sizi davet ettiği her tartışmaya katılmak zorunda değilsiniz! Düğmenize basıldığında, derin bir nefes alıp kendinize çouğunuzla bu güç savaşına girmeden de kazanan taraf olabileceğinizi hatırlatmalısınız. Ve bu tip durumlarda nasıl bir adım geride durmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Araştırmalar gösteriyor ki, bu tip çocuklara açık seçik saygı gösteren, sınırlar koyan ve seçenekler sunan aileler bu tip güç savaşlarından kendilerini koruyabiliyorlar. Sadece kural koymak yerine, kazan/kazan felsefesini benimseyen ailelerin çocukları, yani çocuğu ile uzlaşma yolunu seçen aileler, çocuklarına müzakarenin ve uzlaşmanın temelini de öğretmiş, çocuklarına bu beceriyi kazandırmış oluyorlar. 

İnatçı çocuklar ebevenyleri tarafından kendi dediklerinin yapılması konusunda zorlanırsa bütünlüklerinin tehdit edildiğini düşünürler.  Ve eminim hiç kimse itaatkar çocuklar yetiştirmek istemez. İtaakar olduğu için değil, size güvendiği ve sizin onun için en iyisini istediğinizi bildiği için söylediklerinizi dinlemeliler. Eminim siz de kendi iç disiplini olan, sorumluluk alabilen ve en önemlisi kime ne zaman güvenebileceğini, başkalarından etkilenip etkilenmediğini muhakeme edebilen bireyler yetiştirmek istersiniz. Çocuğun bu özelliğini baltalamak diğer insanlardan kolayca etkilenmesine vesile olur. Dahası, bu çocuğumuzla aramızdaki onları yetiştirmek üzere yaptığımız manevi şözleşmeye ihanet etmektir. 

İnatçı çocukları idare etmesi zordur; enerjileri yüksek, zorlayıcı ve ısrarcıdırlar. Onların bu çok değerli özelliklerini nasıl koruyacağız ve işbirliğine teşvik edeceğiz? 

Önerilere geçmeden önce elbette benim de söyleyeceklerim var. Bu tanımlarda ben kendi çocukluğumu ve Aren'i buldum. Çocuğunun inatçı olduğunu düşünmeyen var mı? Veya inatçı olmayan çocuk var mıdır? Bence çocuklar ikiye ayrılır bu konuda. Fazlaca inatçı olanlar ve daha az inatçı olanlar diye. Kiminin inadı çabuk kırılır kiminin inadı kırılmaz. Misal benim inadımı kırmak demiri kırmaktan zordur, kocamın da öyle dolayısıyla çocuğumuz kime çektiyse artık. Yazı, tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakın, aman analar babalar üzülmeyin bardağın dolu tarafını görüne hizmet ediyor aslında. Yazarken, okurken güzel de yaşarken çok kolay olmuyor işte. Evet bir çocuğun istediğini elde etmek için çabalaması güzel, evet yüreğiyle, tüm benliği ile birşeyi istemesi tutkulu olması güzel. Bunlar gerçekten bir insanı lider yapabilecek özellikler, elbette tek başına yeterli değil her inatçı çocuk lider olacak diye birşey yok. İç disiplin, sorumluluk alabilmek dahası başkalarından etkilenmemeyi öğrenmek hayatta kazanılabilecek en güzel şeylerden. 

Çocuklarla uzlaşmak çok kolay değil hele böyle çok mu çok inatçı çocuklarla. Benim ailem bu yönümü fazlasıyla baltalamaya çalışmış mesela, lakin baltalayamamış sonunda hep pes etmişler. Ya bıkmışlar ne halin varsa gör demişler ya da işte ebeveynlik otoritelerini kullanarak tam da itaakarlığa hizmet edecek şekilde bir yolunu bulup itaat etmemi sağlamışlar. Vallahi bazen ben de Aren'e biz ne dersek o olur tamam mı gibi söylemlerde ve eylemlerde bulunuyorum. 

Bu makale burada bitmiyor ben arada kendi görüşmeleri yazdım.  Uzadı farkındayım ama kendim için de yazdığımdan kesemeyeceğim. Makalenin öneri kısmına gelince;

İnatçı,Güçlü İradeli Çocuğunuza Karşı 10 Öneri

1. Güç savaşlarına karşı kurallardan ve rutinlerden uzak durun.  Kurallardan ve rutinlerden uzak kalırsanız onlara patronluk taslamamış olursunuz. Misal "Yemeklerden sonra tuvalete gidip el&ağız yıkamak bu evin kuralıdır" veya "Işıklar saat 8:00'de söner" Bunun yerine "Acele edersen 2 kitap daha okuyabiliriz" "Ev ödevlerini, bilgisayar,telefon ve TV zamanından önce bitiriyoruz" g,ibi söylemler sizi "kötü polis" olmaktan kurtaracaktır. 
Vallahi bunu sevdim. Zira rutin'lerin olmaması gerektiğine inananlardanım. Çocukların rutini sevdiği bence tamamen yalan. Rutin seven çocuk görmedim. Sadece güvende olmayı seviyorlar; güven de sadece rutinle elde edilen birşey değil. Bu çok basit birşey, uygula rutini sağla güveni.
2.  İnatçı çocuğunuz hakimiyetin kendisinde olmasını herşeyden çok istiyor.  Mümkün olduğunca yapmış olduğunu aktivitelerde sorumluluğu kendisinin taşımasına fırsat verin.  Örneğin; dişini fırçalaması için başının etini yemeyin; onun yerine şöyle sorun:"Evden çıkmadan önce ne yapmak istersin?" Eğer boş boş bakarsa, hemen bir liste sunun: "Her sabah kahvaltı ediyoruz, dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvaleti kullanıyoruz ve çantamızı hazırlıyoruz. Görüyorum ki çantanı hazırlamışsın, bu harika. Şimdi, evden çıkmadan önce yapmak istediğin başka birşey var mı?" Kendini özgür ve kendi kendisinden sorumlu hisseden çocuklar daha as asi ve muhalefettirler. Sanırım belirtmeye gerek yok, erken de sorumluluk almaya başlarlar. 
Evet çok güzel ama bu tip söylemler hemen başka yere çekilebiliyor. Mesela ilerisi için düşünüyorum; Arenciğim evden çıkmadan önce yapmak istediğin birşey var mı? Evettt evden çıkmak istemiyorum ki ben, oynamak istiyorum biraz daha. Veya yoo anne. Evden çıkmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvalete giriyoruz. Bir düşün bakalım yapmak istediğin birşey olabilir mi? Hayırrrr dişimi fırçalamayacağım, çişim yok benim. Cevabım şu olur: Bak çişin gelirse hiç duramam git ve çişini yap Aren. Offfff yapmıyacağım. O zaman gitmiyoruz, iyi banane. Aren dedim hemen git çişini yap :). Gerçekte böyle olur di mi yani. 

3. İnatçı çocuğunuza seçenekler sunun.  Talimatlar verirseniz, sinirden deliye döneceği kesin. Eğer seçenek sunarsanız kendini kaderine hakim biri olarak görecektir. Elbette sunacağınız seçenekler yapabilecekleriniz dahilinde olmalı. Örneğin; markete gitmeniz gerekiyor ve o hala oyun oynamak istiyor; sunacağınız seçenek şöyle olmalı: "Şimdi mi çıkmak istersin 10 dakika sonra mı?"
İşte, az inatçı çocuklar 10 dakika sonra çıkmaya tamam diyecektir. Ama çok inatçı çocuklar hayırrrrr ben gelmek istemiyorum, gelmeyeceğim işte diyecektir. Onlar için hep 3. seçenek vardır; o da ASLA'dır. 
4. Kendi bedeni üzerinde kendi otoritesi olsun. "Duydum ki bugün ceketini giymek istemiyormuşsun. Bence dışarısı soğuk ve ben kesinlikle ceket giyeceğim. Elbette sen kendin için daha iyi bilirsin; tabii eğer güvenliğini ve sağlığını koruyabiliyorsan, o yüzden şimdi ceket giymeyi veya giymemeyi bir daha düşün. Ve korkarım ki, dışarı çıktığımızda üşüyeceksin ve ben eve geri dönmeyi düşünmüyorum. Ceketini çantaya koymaya ne dersin, belki fikrin değişir? " Ceketini giymek istediğinde ona siz kazanmışsınız gibi davranmadığınız üzere, zature olmayacaktır. Ceketini giymek istediğinde kendini yenilgiye uğramış gibi hissetmediği sürece, o ceketi üşüdüğünde mutlaka giyecektir. Onun için evde sıcak sıcak otururken dışarı çıktığında üşeyeceğini hayal etmesi oldukça zor ki bu konuda da haklı. Zaten dışarı çıktığında doğal olarak üşüyecek ve giymek isteyecektir. Ona öğretmeniz gereken şey, öğrendiği yeni bir bilginin fikrini değiştirmesinin utanılacak birşey olmadığı. 
Bu maddeye tamamen katılıyorum; bence sorun çocuğa bak ben demedim mi? Ben demiştim sanagibi söylemlerle utandırmak ve güç savaşı içine sokmak. İnatçı çocuk daha da inat ederek soğuktan totosu dahi donsa o ceketi giymecektir. Ama doğal davranılırsa elbette giyer. Şimdi düşünüyorum da Aren de asla platosunu giymek istemiyor evden çıkarken, Allahım bağırış çağırış her türlü muhalefet söz konusunu acaba dışarı çıkınca mı giydirsem? Herhalde zatüre olmaz gerçekten birkaç dakika içinde. Deneyeceğim :)

5. Size muhalefet olmasına vesile olmayın. Zorlayıcı bir tavır takınırsanız, çocuğunuzu kolaylıkla size meydan okumaya teşvik edersiniz. Güç savaşı içersinde olup olmadığınızı bilirsiniz nasıl olsa, bu tip durumlarda durmalı, derin nefes almalı ve kendinize şunu hatırlatmalısınız: bu güç savaşını kazanmanız aslında daha önemli şeylerin kaybına sebebiyet veriyor: O da çocuğunuzda olan ilişkiniz. Çelişkiye düştüğünüzde "Tamam, sen kendi adına karar verebilirsin" demeyi tercih edin. Kendi adına tercih veremez durumda ise, hangi kısmına karar verebileceğini ona gösterin, veya ihtiyaçlarını karşılayacak başka bir yol gösterin ona. Elbette bunları yaparken güvenliğine ve sağlığına zarar vermeyecek şekilde karar almasına vesile olun. 
Söyleyebileceğim tek şey var; ebeveyn olmak zor çok zor. 

6. Bir adım geride durmanız çocuğunuzun gururunun kırılmasını engeller.  Doğru olduğunuzu kanıtlamak zorunda değilsiniz. Mantıklı beklentiler sunmalı ve bunların uygulanmasını sağlamalısınız. Bak hiçbir şart altında çocuğunuzun şevkini kırmamalı veya kendi görüşünüzü dayatmamalısınız. Sizin istediğinizi yapmalı, ama bunu yaparken kendi düşünce ve duygularını yaşamakta serbest olmalı. 
Buna tamamen katılıyorum ve doğrusunun bu olduğuna çok inanıyorum. Ebeveynler asla ama asla çocuklarının gururunu kırmamalı. Dahası kendi duygu ve düşüncelerini yaşamalarına izin vermeli. 

7.  Onu Dinleyin. Siz bir yetişkin olarak haklı sebeblerle kendinizin en iyisini bildiğiniz konusunda ısrarlı olabilirsiniz. Fakat sizin güçlü iradeye sahip çocuğunuzun da güçlü istekleri ve şevki olacaktır; ve kendisi için önemli olan birşeyi korumaya çalışacaktır. Sadece onu sakince dinlemek ve söylediklerine yanıt vermek onun neden size başkaldırdığını anlamanıza vesile olur. Yargılamayan bir söylem: "Yıkanmak istemediğini duydum. Bana biraz daha bu konudan bahseder misin, neden yıkanmak istemiyorsun?" bu söylem onun size açılmasına, korkuları varsa bunu dile getirmesine vesile olabilir. Sizin için iyi bir açıklama olmayabilir ama yapmış olduğu açıklama onun için önemli bir neden olabilir.  
Dinlemek ne önemli öyle değil mi?
8.  Onun gözünden görün.  Mesela, onun oyuncaklarından birini yıkamaya söz verdiniz ve unuttunuz ve o da bu yüzden sinirli.  Size göre sadece inat yapıyor  olabilir, ona göre ise tamamen mutsuz, dahası onun size vermiş olduğu sözleri çiğneme hakkı yok ama siz ona verdiğiniz sözü çiğneyebiliyorsunuz. Bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz? Elbette ondan özür dileyerek ve verdiğiniz sözler konusunda daha dikkatli davranacağınızı söyleyerek. Birlikte gidip yıkamanızı istediği oyuncağı da yıkamalısınız hatta ona bunu nasıl yapacağını da gösterebilirsiniz. Size nasıl davranmasını istiyorsanız sizin de ona öyle davranmanız gerektiğini hatırlayın!

En dikkat ettiğim şeydir, özellikle çocuklara karşı; bir söz verildi mi kesinlikle yerine getirilmeli. Getirilmiyorsa açıklaması yapılmalı ve mutlaka özür dilemedi. 


9. İlişkiniz aracılığı ile disiplin edin asla ceza ile değil. Çocuklar asla tartışmanın ortasında birşey öğrenmezler. Tıpkı hepimizde olduğu üzere, adrenalin pomplarken, tüm diğer sistemimiz kapanır. Çocuklar bize kendilerini beğendirmek için davranılar. Ne kadar çok tartışır ve cezalandırırsanız onun bu kendini beğendirme arzusunu o kadar baskılamış olursunuz. 

Sevgi, sevgi ve yine sevgi. Tek gerçeğin, çocuk yetiştirmede yegane şeyin bu olduğuna inanıyorum. Ve ne güzel söz; ilişkiniz aracılığı ile disipline edin. Zaten çocuklarımızla iyi ilişkilerimiz olursa disiplin kendiliğinden olur. 
10. Onlara saygı ve empatiyi sunun.   Güçlü iradeli ve fazlaca inatmı çocukların en büyük kavgası saygı görmek içindir. Onlara bunu sunarsanız kendilerini korumak için savaşmak zorunda kalmazlar. Hepimizde olduğu üzere, bu onların anlaşılmasına çokca yardım eder. Onun bakış açısının, istediği şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız- örneğin; superman kıyafetini kiliseye giderken giymek istiyor ve siz bunun uygunsuz olduğunu düşünüyorsunuz-- ona empati ile yaklaşabilirsiniz ve sınırlar getirebilirsiniz. "Bu kostumu çok seviyorsun öyle değil mi? Fakat kiliseye giderken giyinmemiz gerken bir şekil var ve bu kostumu giyemeyiz. Biliyorum ki bu kıyafetini isteyeceksin. Bu kıyafeti yanımıza almaya ve eve dönerken giymeye ne dersin?"

Cevap veriyorum; şöyle diyecektir çok inatçı çocuklar: Hayırrrr ben onu giymek istiyorum. Hayırrr olmaz :)

Velhasıl; yineliyorum çocuk yetiştirmek inatçı olsun olmasın zor iş ama bir o kadar da keyifli. Öyle değil mi?



30.12.2010

Ağacımız


İşte bu bizim yeni yıl ağacımız. Çocukken hiç yeni yıl ağacı süsleyemedim. Babam "gavur adedi" der üstüne bir de uzun uzun tarihçesini anlatır daha fazla bilgi için Larousse'u açın ve okuyun derdi. Zaten babama ne zaman birşey sorsan. Bak orada Larousse var aç, oku derdi. Ah be google nerelerdeydin o zamanlar :)
Belki babam güzel bir alışkanlık kazandırmaya çalışıyordu bize ama ne denli tepki yarattığın farkında olamıyordu. Ben Larousse'dan değil babamdan birşeyler öğrenmek istiyordum. Babam bunu hiç farkemedi malesef.

Bilmem ki neden belki çocukken hiç tadına varamamaktan yılbaşı ağaçlarını hep çok sevdim. O ışıklı halleri o süslü püslü haller hep içime neşe kattı. Kocam ise bu konuda babamdan çok başka. Bir çocuk gibi yılbaşı ağacı süslemeyi seviyor. Kalsın desem bütün sene salonumuzda durur.

Peki bu sene ne oldu dersiniz babam yılbaşı ağacını almaya geldi bizimle, süslerini seçmekte yardımcı oldu. ağacı evde süslerken belki kimse farketmedi ama hoşuna gitti kalktı yardım etti. İnsanlar yaşlanınca yumuşuyorlar, değişiyorlar. Bu ağacı süslerken ki manzarayı küçükken de yaşamak isterdim. Diyeceğim o ki, çocuğunuz yılbaşı ağacı istiyorsa gereksiz demeyin, nutuk atmayı ve alın süsleyin. Ailece yapılan herşey sizi daha da aile yapar daha da yakınlaştırır. Ben ağaç alalım mı baba derken ağacında değildim aslında baba seninle birşeyler yapabilme derdindeydim. Ne sen anladın beni ne ben kendimi anlatabildim belki de. Ama şimdi sen 70'ine merdiven dayamışken sanki sen de daha çok şey yapma peşindesin bizimle. Belki de bu nedenle ne ağaç almamıza karıştın ne de o bizim milyon kere dinlediğimiz çam ağacı geleneğinin nereden çıktığını neden "gavur adedi" olduğunu ve benzer söylemlerde bulunmadın. Hatta sanki bu sene sen de yılbaşı kutlama konusunda heveslisin. Bakalım hediyeler konusunda ne yapacaksın. Yine aman canımm tüketime yönelik şeyler bunlar ne hediyesi mi diyeceksin yılbaşı da neymiş mi diyeceksin yoksa gözlerinde pırıltıyla mı açacaksın paketini, göreceğiz.

Kocam çok iyi bir baba olacak biliyorum. Çocuğuyla çam ağacı süsleyen. Çocuğu bir soru sorduğunda google'dan araştır bakalım demek yerine anlatan belki de google'u beraber açık çocuğuna okuyacak bir baba olacak. Tekrar söylüyorum babam bize araştırma alışkanlığı kazandırmak isterdi ama sırf bu huyu yüzünden okumaya tepki duyup geç kitap okuma alışkanlığı edindim. Babam iyi ama esnek olamayan bir baba'ydı. Dı diyorum çünkü son yıllarda azcık da olsa esnedi.

Bu ağaç gibi kocaman bir aile olduk biz. Üzerimiz süslü püslü bir çok renkli insan bir arada. Işığımız, renklerimiz, hediyelerimiz ve yüceğilimiz daim olsun işallah ve de maşallah!

Tüten ben
Çocuklar gibi şen