cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.07.2015

Çocuğunun Karşısında Kimsin?




Çocuğunun karşısında adınla yaşınla ve daha önceden kendine yapıştırdığın veya sana yapıştırılmış bir çok kimlikle duruyorsun ama kendine kısaca anne diyorsun. 

Çocuğun ağlıyor, mızmızlık ediyor, inat ediyor ve sen kendini artık bunları duymak istemiyorum diye bağırırken buluyorsun, bunu söylemek seni rahatsız ediyor bazen sırf bu söylemekten rahatsız olmadığını farkediyorsun seni rahatsız eden derinlerde başka bir şey; bu cümle senin kendi kulaklarını da tırmalıyor aslında. Sonra bir anda gözünün önüne annen geliyor ve sesi kulağında artık bunları duymak istemiyorum. Sonra hayat öyle bir akıyor ki sen de öyle bir kapılmışsın ki bir daha bir cümleyi söyleyene kadar bunu unutuyorsun, üzerinde bile durmuyorsun. 

Oysa o anın içinde müthiş bir armağan saklı sana; o an şifalanman için yaşandı. Çocuğunun karşısında o anda sen yoksun annen var, aynı annen gibi davranıyorsun ve bunu otomatik olarak yapıyorsun. Otomatik yaşadıkça bataklığa saplanıyor insan! 

Çocuğun duygusal veya fiziksel bir acıyla karşı karşıya kalıyor ve aslında bakarsan kolay da atlatıyor; ama senin için eziliyor haddinden çok daha fazla sevgi, ilgi gösteriyor ve üzülüyorsun bu duruma. Öyle ki çocuğun bile anlamıyor bu durum karşısında gösterdiğin ilginin sebebini. içinde bir yer var o da çocuktu o da düşerdi o da duygusal acılar yaşardı ve genellikle duyduğu şey bunda ne var kalk kalk bir şey olmaz idi ama bir şeyler olurdu. Çocuğuna söylediğin çoğu şey aslında içindeki o yerin hiç duyamadığı şeyler; çocuğuna değil kendine söylüyorsun aslında o cümleleri. Ama hayat yine hızlıca akıyor ve sen o akıntıya kapılıyorsun, farketmek yerine şöyle söylüyorsun ah benim şu duygusallığım ah benim şu yufka yürekliliğim. Kendine bu sıfatları yakıştırıyorsan içindeki o yere acil pansuman gerekiyor; asıl ilgiliyi asıl sevgiyi o yer görmek istiyor, çocuğun çoktan unutmuş, başının çaresine bakmış bile. 

Evi dağıtıyor kızıyorsun, üstüste söylediği anne sözlerine tahammülün kalmamış; azcık nefes alma fırsatın olduğunda aslında neden tahammül edemiyorum ki çocuk da bir şey yapmamıştı diyorsun; yine hayat çok hızlı akıyor bunu düşündüğün dakikaların yerini saatler günler alıyor ve durup düşünmüyorsun farketmiyorsun ki asıl tahammül gösteremediğin kendinsin. 

Velhasıl kelam; çocuğunun karşısında çoğu zaman annensin, kendi çocukluğunsun ve içindeki o yersin; bunları farkettiğinde büyük bir dönüşümü başlatabilirsin, bu dönüşümün adımı önce sana sonra evladına şifa oluyor. 




13.02.2015

Anne Denedim ve Oldu


Aren daha bebekken ve söylediklerimizin öğretmeye çalıştıklarımızın hiçbirini yapmaz, tam aksi şeyleri yaparken, endişe ederdim; gerçekten armut dibine düşüyor mu? Çocuk anne & babayı rol model alıyor mu diye? Sonra biraz büyüyüp söylediklerimizi kendi fikriymiş gibi başkalarına ve kendine söylemeye başladığında, endişenin yerini huzur almaya başladı. 

Çocuklar başarmak konusunda çok hırslılar ve takdir almak konusunda da. Sanırım herkes en az bir kere de olsa çocuğunun bir şeyi başaramadığında öfke krizine girdiğine, ağladığına ve yaptığı şeyi bir daha yapmadığına şahit olmuştur. 

Ben "başarı" kelimesini dilimde denemek ile değiştirdim. Başarmak denir ki sahi? Denediğin bir şeyin sonuca ulaşması öyle değil mi? Üstelik başarının kriteri nedir, kim koyuyor bu kriteri. 

Uzun bir süredir Aren başardım anne dedikçe; denedin ve oldu demeye başladım. Bir şeyi yapamadığında ve offff başaramıyorum işte deyip hayal kırıklığına uğradığında; Arencim sadece 1 kez denedin ve olmadı; bir kaç kez daha dene, belki olur diyordum. Elbette bir dizi film çekmiyoruz veya sadece olması gerekenlerin yazıldığı bir kitabın başrollerinde de değiliz; dolayısıyla bu söylediğime sakince tabii haklısın anneciğim gibi bir cevap almadım. Üzüntüsünü, hayal kırıklığını yaşamasına müsade ettim ama yine de tekrarladım. 

Bazen 4-5 kez denedi ve yapamadı; olabilir biraz ara ver belki sonra denediğinde yapacaksın dedim. Israrla denedi ve olmadı; ağladı, üzüldü, sadece sevgimle onayladım onu. 

Bazen 2. deneyişinde yapabildi ve o yine bunu başardım anneee başardım diye dile getirdi. Ben yine dilimi değiştirmedim; evet denedin ve oldu kuzu dedim. Ama onun o heyecanına, o sevincine kesinlikle eşlik ettim; sadece ben kendi dilimi kullandım. Biliyordum çünkü artık; bilinçaltına yerleşiyordu söylediklerim ve zamanla gereken tekrara ulaştığında onun da bir şekilde diline ve hareketlerine yansıyacaktı bu. 

Ve dün akşam babasıyla yap-boz yaparken şöyle dedi Aren: "Bak baba denedim ve oldu" . Akşamın ilerleyen zamanlarında; off denedim ama yapamıyorum galiba tekrardan denemem gerek. 

Elbette çok mutlu oldum; başarının kriterinin denemekten geçtiğini öğrenmiş oldu ve başarıszlık değil az denemek olduğunu bir şekilde öğrenmiş oldu. 

Çocuklarımız hiçbir zaman başarısız veya başarılı değiller; ya azimle deniyorlar ve yapabiliyorlar ya da bazen yapamıyorlar. Her konuda başarılı olabilecek insan henüz yok! Ayrıca bu hepimiz için geçerli; siz de kendinizi başarılı veya başarısız olarak değerlendirmeyin; ne kadar süreyle denediniz başarmak istediğinizi ve hangi yolları denediniz; hep aynı yöntemle mi deniyorsunuz belki de yönteminizi değiştirmeniz ve tekrardan denemeniz gerekiyor. 

Haydi bakalım deneme 1-2 1-2;)




3.12.2014

Vay be Sen Neymişsin Ebeveynlik


Anneliği ve anne olmayı seviyorum amma velakin anne sıfatını sevmiyorum; şunu demek istiyorum, ben hiçbir zaman toplumun ve uzmanların ön gördüğü bir anne olmadım ve olamayacağım da. Bu nedenledir ki annelik sıfatı ne adımın önünde ne de hayatımda. Mesela hiçbir zaman anne ile uzantılı bir nickname'im olmadı veya kendimden hiçbir zaman Aren'in annesi olarak bahsetmedim; bana oldum olası garip gelir. 

Aren bir süredir kaygılı bir çocuk; güvendiği çevrenin dışına çıktığında bizden ayrı kalmak ama özellikle de benden ayrı kalmak istemiyor; bu süreç tamamen okula başladığı zaman oldu ki 2 okul denedik ve toplam okula gittiği süre 2 hafta. Bu süreç sonrası odasında uyumak istemedi ve yanımıza geldi; daha önceki yazımda beraber uyumakla ilgili görüşlerimden bahsetmiştim. 

Ebeveynliğimi hiçbir zaman bir ekole göre yönlendirmedim ama anne olmadan önce bile bir insan olarak kendini en yakın hissettiğim ekol "Attachment Parenting" oldu. Bu ekol'ün bir parçası olan bir uzmanla görüşmüş ve içimiz rahat etmişti.  

Farklı bir görüş daha almak istedim ben, hep aynı açıdan bakmamak için, farklı görüşteki insanları dinlemenin de çok şey katacağına inandığım için. Evet farklı bir görüş almak için bir başka uzmanın yolunu tuttuk. Söylediklerini duymak beni rahatsız etti, duymak istediklerim değildi çünkü. Görüştüğümüz uzman attachment parenting'i desteklemiyor, tamamen modern psikolojinin bir parçası. 

Aren ile ilgili sorunun bana çok aşık olması olduğunu söyledi ve cümleye şöyle başladı; lütfen Aren'e aşkım demeyin ki görüşme sırasında dememiştim, sadece Aren'le birbirimize dokunuyor, arada burunu burun yapıyorduk. 

Üzgünüm ama ben Aren'e aşkım demeye devam edeceğim dedim; evet edeceğim, çünkü benim için aşk saflıktır, ben aşkı böyle görüyorsam evladımın farklı görmesi mümkün mü? Ben bir ağaca da aşkım diyebilirim dedim, aşk benim için cinsellik içeren bir şey değil. Ne mutlu ki Aren'le aramızdaki o aşk cümlelere dökülmese bile bizi 10 dk gözlemeyen biri tarafından farkedilebiliyor. Ben bu sayede iyi bir erkek evlat yetiştirdiğime inanıyorum; aşkın cinsellikle alakası olmadığını anlayabilecek, aşkın saflığını yaşabilecek bir erkek evlat. Lakin uzmana göre böyle değil. 

Ve sonra yatakları ayırın dedi; yatağınız kocanızla ya cinsel ilişkiye girdiğiniz ya da uyuduğunuz yerdir ve çcouğunuz o yerin bir parçası olduğuna inanıyor dedi. Bu konuyla ilgili yazmıştım; yatak odası mahrem bölgem değili sevişmek için tercih ettiğim ilk tercihim olan yerde değil, dolayısıyla ben yatak odasına bu anlamı yüklemezken çocuğum neden yüklesin öyle değil mi? Öyle değil uzmana göre. 

Ben uzmanın söylediklerini eleştirmiyorum; inandığı ve doğru bulduğu ekol doğrultusunda konuşuyor ve bilimsel kanıtlarla bunu sunabiliyor. Lakin ebeveynlik kanıtlara ve bilimselliğe göre yapılmıyor. Attachment Parenting'te birlikte uyumanın faydalarını bilimsel olarak kanıtlayabiliyor. 

Aldığımız bu son görüşe göre Aren'in kaygılarının geçmesi için ayrışmamız ve aşkımıza bir son vermemiz ve Aren'in okula gitmesi lazım. Evet elbette bu bir yol olabilir ama benim yolum değil. İçselleştiremediğim bir şeyi nasıl yapabilirim ki. 

İşte bu nedenle dün şöyle yazdım Aren'ime: 

Kuzum bugün daha da iyi anladım ki senin hayattaki en iyi öğretmenin ben olamayacağım hayatın ta kendisi olacak; benim sana öğretemeyeceklerim ve veremeyeceklerim var; öğretemem çünkü, benim insan olarak anlayışıma bile uymuyor ama hayat sana öğretir canını acitsa bile öğretir; fakat şunun garantisini verebilirim; hayat canını yaktı mı seni sevgimle iyileştirebilirim, ben sana ancak ve ancak karşılıksız ve sonsuz sevgiyi öğretebilirim ve belki biraz da egonun farkında olup ona yenik düşmeyen bir insan olmana vesile olurum ötesi ben de yok. 



Evet benim evladıma verebileceğim tek şey bu; ben evladımın öğretmeni olamam, şu kaygılı durumunu aşması için modern psikolojinin önerdiklerini yapamam; ve belki şu an yaşadığı kaygılardan çok şey öğreniyor olabilir; neticede mutlu bir çocuk Aren; bunu Aren'i gören herkes söyler, mutluluğu ve çoşkusu yüzüne, beden diline geçen bir çocuk. Evet Aren fazlaca dokunularak büyütülmüş ve dolayısıyla sevgisini dokunarak gösteren, rahatlamak için dokunmayı tercih eden biri. 

Duyduklarım beni dün bir an için üzmüştü oysa gece uyuyup uyandıktan sonra şükür sebeblerimin içinde yer aldı. Ebeveynliğin bir doğrusu olduğunu düşünmüyorum; bilime ve modern psikolojiye de karşı değilim, elbette geçerliliği ve doğrusu var ama benim ve bizim ailemizin doğrusu ve gerçekliği değil.

Teraziye koyacak olursam aşkla büyümesi kaygılı büyümesinden daha önemli benim için. Kaygı da insana dair bir duygu sonuçta. Aren'in kaygılarının üstesinden zamanı gelince gelebileceğini biliyorum; bize aramızdaki bağa sonsuz güveniyorum. Ben evladım için en doğrusunu yapmıyor olabilirim ama şunu biliyorum ben evladımı sevgi, aşk ve iyi niyetle büyütüyorum. 

Anne olmayı beceremiyor olabilirim; toplumca, uzmanlarca ama insan olmayı becermek için sonsuz bir çaba harcıyorum ve evladım bunun farkında! 





26.07.2013

3.KÖPRÜYE NEDEN KARŞIYIM? / #KöprüdegilTopluTasima

3.KÖPRÜYE NEDEN KARŞIYIM?  / #KöprüdegilTopluTasima 

Ben bir anneyim. Anne olmak sadece doğurmak değildir. Anne olmak geleceği yetiştirmektir. Bir çocuk gelecek için yatırımdır. Çocuklarımızın sağlıklı olması en büyük servetimizdir. Bunun için de sağlıklı yiyecekler, kirlenmemiş, yok edilmemiş bir doğaya ve temiz suya ihtiyacımız var.

Ben İstanbul’da yaşayan bir anneyim. Kış geldiğinde şehrin üstüne inen kirli hava pusunun altında nefes almaya çalışıyoruz. Ben çocuğumun temiz havayı içine çekmesini, toprağın kokusunu duymasını istiyorum, çünkü bunu ona borçluyum. Kızılderililerinin dediğine inanıyorum, “biz dünyayı çocuklarımızdan ödünç aldık”. Dünyayı daha iyi bir şekilde onlara geri vermeliyiz.

Yaşadığımız şehirde doğa rant hırsı ile uzun yıllardır fazlasıyla tahrip edildi. Şimdi bir de yıllardır konuşulan 3. Köprü’nün yapımına başlandı.
·         Eğer 3. Köprü yapılırsa; trafik için çözüm olmayacak, ancak çevreyollarının kenarları yeni sitelerle doldurulacak.
·         Eğer 3.köprü yapılırsa, zamanla ormanların içindeki su havzaları ortadan kalkacak ve susuzluk sorunu ile yüzleşmek zorunda kalacağız.
·         Eğer 3. Köprü yapılırsa, suların kirlenmesi çevrenin daha da sağlıksız olmasına neden olacak. 
·         Eğer 3. Köprü yapılırsa, sadece İstanbul değil, Kocaeli ve Çatalca yörelerindeki verimli topraklar da beton yığınlarıyla kaplanacak.
·         Eğer 3. Köprü yapılırsa, İstanbul’un giderek azalan yeşil alanları hızla iyice küçülecek, sıcaklık dayanılır olmaktan çıkacak.

Böyle bir şehirde nasıl yaşayacağız? Çocuklarımızı büyütmek istediğimiz şehir bu olabilir mi?
  
İstanbul’un ilk Boğaz Köprüsü 1973’te, ikincisi 1988’de açıldı. O zaman gösterilen gerekçeler, iki kıta arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak ve trafik sorununu çözmekti. Ama sorun, yıllar geçtikçe daha da içinden çıkılmaz hale geldi.
Çünkü köprüler trafiği azaltmıyor, aksine kendi trafiklerini yaratıyor.
Çünkü köprülerin taşıdıkları yolcu değil araç!

Birinci köprü açıldıktan bir yıl sonra:
Boğazı geçen insan sayısı yüzde 4 artarken
Boğazı geçen araç sayısı yüzde 200 arttı!

İkinci köprü açıldıktan sonra bugüne kadar:
Boğazdan geçen insan sayısı yüzde 170 artarken
Boğazdan geçen araç sayısı yüzde 1180 arttı!
Yolcuların yüzde 63’ünü taşıyan toplu taşım araçlarının köprü trafiğindeki payı yüzde 10
Yolcuların yüzde 37’sini taşıyan özel araçların köprü trafiğindeki payı yüzde 90

Özel araçların yarattığı trafik sıkışıklığını karşılamak için İstanbul Boğazı’na 2020 yılında 7 köprü, 2040 yılında 70 köprü yapılması gerek!  Köprülerle örtülmüş bir boğaz hayal edebilir misiniz?

Ben bir anneyim/ babayım, çocuğum için 3. Köprü’nün yapılmasına karşıyım.
Trafiği çözmek istiyorsanız toplu ulaşımı arttırmanızı istiyorum. Trafiği çözmek istiyorsanız, bilinçli araç kullanımının yaygınlaştırılmasını istiyorum.
Köprü değil, sağlıklı yaşam ve çevre  için bilinçli toplum ve toplu taşıma istiyorum!

Sizleri 3. köprüyü engellemek ve daha iyi bir geleceğe sahip çıkmak için sosyal medya üzerinden yetkililere baskı yapmaya çağırıyorum.

Daha ayrıntılı bilgi için: http://www.spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf