anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.12.2015

Kimin Annesisin?




Cevabiniz cocugum annesi olacak oyle degil mi? Peki sahiden oyle mi? Gunumuzde anne kime denir nasil anne olunur en iyi anne tanimlari ornekleri havada ucusuyor. 


Dolayisiyla toplum icinde yasayan sosyal medyayla hasir nasir olan herkesinde aklinda bir "anne" profili olusuyor. Kendi anneligini degerlendirmek icin cocugunun gozlerine bakman onun annecim seni cok seviyorum demesi yetmiyor. 

Oyun oynamayi sevmiyorsun mesela ama bir de bakiyorsun ki herkes oyuncu anne oluvermis. Cocugunla parka gitmek oyle cok sevdigin bir sey degil ama bir bakiyorsun ki anne olmanin kurallari icinde parka gitmek de var. 

Yemek yapmayi ezelden beri sevmemis birisin ama oyle ya cocuguna ev yogurdu yedirmen gerek her gun sebzesi eti meyvesi tam olmali. Olmayinca gece uyumadan once kendine ahh sen anne olacak kadin miydin beceremiyorsun bu isi diyorsun 

Sonra en yakinlarin kendi annen ailen akrabalarin bizim zamanimizda diye basliyor ahh o cocugi birlokte yaptigin adamin da bir anne profili var ki sorma ona da hic uymuyorsun sen. 
Yaklas bana bir sey diyecegim sana; sen ne bu toplumun ne de diger insanlarin annesisin. Seni anne yapan tek sey evladin!


 Simdi git evladinin gozlerine bak tam goz bebeklerine orada gordugun kadin var ya iste o sensin! 

5.09.2015

Ozgur Cocuk Olsunlar Serbest Degil




Ozgur olma ile serbest olma birbirine sık sık karistirilan kavramlar.

Cocuklarimiz ozgur olsunlar ama serbest olmasinlar.

Duygularini ozgurce ifade edebilsinler; uzgun hissederken uzgunum diyebilsinler, aci hissettiklerinde icim aciyor desinler, neseliyken neseli olduklarini ve keyifliyken keyifli olduklarinin farkina varabilsinler.

Uzgun olduklarinda bagirip hakaret edecek kadar serbest olmasinlar; acilariyla hareket edip vurup kiracak kadar da serbest olmasinlar. Neseliyken ve keyifliyken dunya yansa umrum olmaz diyecek kadar da serbest olmasinlar.

Birini icleri kabul etmediginde o insani ayip olmasin diye hayatlarinda tutmama karari alabilecek kadar ozgur olsunlar ama herhangi bir insana sevmediklerine bile merhaba gecmis olsun iyi aksamlar demeyecek kadar serbest olmasinlar.

Istemedikleri dile getirecek kadar ozgur olsunlar ama istemedikleri seyler olunca delirecek kadar serbest olmasinlar.

Yani cocuklarimizi ozgur yetistirelim ozgurlugun bir zihin durumu oldugunu ozgurlugun kisinin icinde basladigini ogretelim ogretirken ornek olalim, sınirlarini bilen ama daha da onemlisi kendini bilen insanlar olsunlar.




31.07.2015

Çocuğunun Karşısında Kimsin?




Çocuğunun karşısında adınla yaşınla ve daha önceden kendine yapıştırdığın veya sana yapıştırılmış bir çok kimlikle duruyorsun ama kendine kısaca anne diyorsun. 

Çocuğun ağlıyor, mızmızlık ediyor, inat ediyor ve sen kendini artık bunları duymak istemiyorum diye bağırırken buluyorsun, bunu söylemek seni rahatsız ediyor bazen sırf bu söylemekten rahatsız olmadığını farkediyorsun seni rahatsız eden derinlerde başka bir şey; bu cümle senin kendi kulaklarını da tırmalıyor aslında. Sonra bir anda gözünün önüne annen geliyor ve sesi kulağında artık bunları duymak istemiyorum. Sonra hayat öyle bir akıyor ki sen de öyle bir kapılmışsın ki bir daha bir cümleyi söyleyene kadar bunu unutuyorsun, üzerinde bile durmuyorsun. 

Oysa o anın içinde müthiş bir armağan saklı sana; o an şifalanman için yaşandı. Çocuğunun karşısında o anda sen yoksun annen var, aynı annen gibi davranıyorsun ve bunu otomatik olarak yapıyorsun. Otomatik yaşadıkça bataklığa saplanıyor insan! 

Çocuğun duygusal veya fiziksel bir acıyla karşı karşıya kalıyor ve aslında bakarsan kolay da atlatıyor; ama senin için eziliyor haddinden çok daha fazla sevgi, ilgi gösteriyor ve üzülüyorsun bu duruma. Öyle ki çocuğun bile anlamıyor bu durum karşısında gösterdiğin ilginin sebebini. içinde bir yer var o da çocuktu o da düşerdi o da duygusal acılar yaşardı ve genellikle duyduğu şey bunda ne var kalk kalk bir şey olmaz idi ama bir şeyler olurdu. Çocuğuna söylediğin çoğu şey aslında içindeki o yerin hiç duyamadığı şeyler; çocuğuna değil kendine söylüyorsun aslında o cümleleri. Ama hayat yine hızlıca akıyor ve sen o akıntıya kapılıyorsun, farketmek yerine şöyle söylüyorsun ah benim şu duygusallığım ah benim şu yufka yürekliliğim. Kendine bu sıfatları yakıştırıyorsan içindeki o yere acil pansuman gerekiyor; asıl ilgiliyi asıl sevgiyi o yer görmek istiyor, çocuğun çoktan unutmuş, başının çaresine bakmış bile. 

Evi dağıtıyor kızıyorsun, üstüste söylediği anne sözlerine tahammülün kalmamış; azcık nefes alma fırsatın olduğunda aslında neden tahammül edemiyorum ki çocuk da bir şey yapmamıştı diyorsun; yine hayat çok hızlı akıyor bunu düşündüğün dakikaların yerini saatler günler alıyor ve durup düşünmüyorsun farketmiyorsun ki asıl tahammül gösteremediğin kendinsin. 

Velhasıl kelam; çocuğunun karşısında çoğu zaman annensin, kendi çocukluğunsun ve içindeki o yersin; bunları farkettiğinde büyük bir dönüşümü başlatabilirsin, bu dönüşümün adımı önce sana sonra evladına şifa oluyor. 




6.03.2015

İyi Bir Anne miyim?




Anne olup bu soruyu kendine sormayan olduğunu sanmam. Kimisi bu sorunun cevabına, evet ben mükemmel bir anneyim diye cevap verir, kimisi de ben hiç iyi anne değilim der; hatta ne kadar kötü ve yetersiz olduğundan bahseder.

Aslında her iki cevapta doğru değildir; ne mükemmel ne de yetersiz bir annesindir. Çünkü  aslında sorduğun soru doğru değildir. Ya kendini yetersiz hissediyorsundur ve bu soruyu kendine veya etrafına sorma ihtiyacı duyuyorsundur ya da onaya ihtiyacın vardır; sen kendini çok iyi bir anne olarak görüyorsundur ama işte başkalarından da bunu duymaya ihtiyacın vardır.
 
Konu hangi sosyal rol olursa olsun; nasıl olduğunu sormaya kendine bile sormaya ihtiyacın olmadığında anla ki her şey yolunda gidiyor.

 Sadece annesin. Koyacağın sıfatlar iyi, kötü, yeterli, yetersiz hiçbir anneliğini tanımlamıyor sadece kendi hakkında düşündüklerin bunlar. Anneliğinle ilgili değil ama kendi hakkında ne düşündüğünü tanımlayan çok önemli veriler.

Anneliğin önüne ille de bir sıfat getirmeye çalışıyorsan işte o zaman anne olmaya çalışıyorsun demektir ama aslında bu zaten olduğun bir şeyi farketmemek ve ol'ma halinden çıkıp olmaya çalışma haline geçmek demektir.

Sen çocuğunun ihtiyacı olduğu annesin öyle olmasaydı annesi olmazdın; sana değil başkasına emanet edilirdi. 








Nasıl bir anne olmak istediğinizi bilmiyorum ama bunun için çabalamak yerine anne olma halinin o doğasını yaşamak daha huzur verici olacak onu biliyorum. Doğa da bir anne, hayvanlar da anne ve onların kendilerine iyi miyim yeterli miyim diye sorduklarını, sorguladıklarını hiç görmedik. Çünkü onlar olan şeyi sadece yaşıyorlar. Anne olmak zaten yeterince iyiliği beraberinde getiriyor. İyi bir anne olmadığını düşünüyorsan aslında bakacağın şey anneliğin değil, ruh hallerin, kendinle ilgili taktıkların ve psikolojin.

Özetle sadece annesin ve bunun tadını çıkar :)




21.11.2014

Bir Daha Doğurursam...


Hayatta kullanmamaya çok özen gösterdiğim ve çok saçma bulduğum bir cümle vardır: Şimdiki aklım olsaydı..... Şimdiki aklına sahipsen bu geçmişten çıkardığın öğreti sayesindedir, geçmişte o pişman olduğun veya ah'ladığın vah'ladığın şeyi yapmamış olsaydın belki de bugün ki aklına hiç mi hiç sahip olamayacaktın. O yüzden şükretmeli insan yaşadığı her deneyime. 

Bazen düşünüyorum, Aren doğmadan önce abuk subuk şeylere takmıştım; mesela yatak odasında koyacağımız ve oturup üzerinde emzireceğim sallanan sandalyenin kaplanmasına. Güray'la didişmiş doğuma kaldı 1 ay halaaa kaplatamadık demiştim. Oysaki o sandalyede oturup emzirdiğim, o da sırf zihnimdeki o resim için, sayılıdır. Evet çok hoş bir kumaş seçip kaplattık ama olmasa da olurdu. 

Yine odasını almak için gösterdiğim çaba ve nice böylesi şeyler. Evet bunlara fazlaca kafayı takmamıştım ama itiraf etmeliyim ki zihnimi oyalamış ve çok mühimmiş gibi gözükmüştü bana o zaman. 

Aren'in doğması, 3 yıl içinde dönüşen ben bugün doğursa bambaşka şeylere kafa yorar ve dikkat eder mesela; ama kimbilir belki bundan da bir 3 yıl sonra bu dikkat ettiklerime bakar ve gülümserim; ey gidi Tüten ey derim. 

Ne odası ne sallanan sandalye gibi bir ayrıntı umrumda olmaz. Bunların dışında; yine uykusuz gecelerim olsa, olaya çok daha farklı yaklaşırım, yani yaklaşamasam bile bunu denerim. 

Bebeğin zorluklarında isyan etmek, yılmak yerine bunların bana güç katacağını bildiğim için ve o ilk hamile olduğunu öğrendiğin andaki, doğrduğun kucağına aldığın tenini tenine dayadığın o ilk andaki mucizevi duyguyu yaşatmaya gayret ederim. Zorluk diye sıfatlandırdığım durumların içinde ne denli insan olmaya dair ayrıntıların gizli olduğunu görmeye çalışırım. 

Yaradanın başettiği bu mucizevi duyduğu tekrardan tatmak nasip oldu diye şükran ve şükür duygumu dile getirir, zor, güç ve benzer diye adlanadırabileceğim duygulara izin verir ancak üzerime yapışmasına fırsat tanımam. 

Biliyorum ki bir daha doğursam bir daha doğarım bir daha içimdeki bir ben'i keşfederim. 

20.08.2014

Anneler Elimizde Büyük Güç Kararlılık



Twitter'ı aktif olarak hamileliğimin 7. ayında kullanmaya başladım; instagramı Aren 3-4 aylıkken, hoş arayı kısa sürede kapadım :)  Sosyal medya hesaplarımda hiçbir zaman takma ad kullanmadım, zaten ismim yeterince takma ad'a benziyordu; ama anne uzantılı bir takma ad kullanacak olsaydım kesinlikle Aciz Anne, Ezik Anne veya Çaresiz Anne olarak kullanırdım. 

Anne olduktan sonra kendimi çok ezik, çok aciz ve çokca da çaresiz hissetmeye başladım. Ufacık bir şeyin, üstelik bana muhtaç olan bir bebeğin karşısında, özellikle ağladığında pek aciz durumlara düşüyordum. Bebek haliyle bile beni parmağında oynatmaya başlamıştı, annesi miydim yoksa kölesi mi gerçekten belli değildi. Öyle ezik öyle çaresizdim ki hani dile gelip anne şu bokumu ye bak inan daha az ağlayacağım daha az mızmızlanacağım deseydi 1 dakika düşünmez o boku yiyiverirdim. 


Bebek biraz daha büyüyünce ve neredeyse her şeye karşı hale gelince, daha konuşamadığı dönemde bile otur çocuğum şöyle ııhhhh, yat çocuğum şöyle ııhhh, aç bakalım ağzını ıhhhh yapınca, aile büyükleri başta olmak üzere herkesin dilinde bir kararlı ol önerisi vardı. Kararlıydım işte; daha ne yapabilirdim ki, benim çocuğum öyle bildiğiniz çocuklardan değildi üstelik :)



Kararlı olmanın ne demek olduğunu ben 3 senenin sonunda daha çok yeni anlayabildim ve aman Allahım elimde ne büyük güç varmış benim böyle. Eskiden kararlı olmaya çalışırmışım, başka birinin üzerime olacak elbisesini giymek gibi bir şeymiş aslında yapmaya çalıştığım. Yelkenleri çok hızlı suya indiriyormuşum.

Kararlı olunacak konuda en az kararlılık kadar önemli elbette; luzümsuz şeylerde kararlı davranıp limitleri doldurmaya da gerek olmadığını düşünüyorum. 
Ben bu kararlılık olayını geç de olsa çözünce daha uyumlu bir ilişkimiz daha sağlıklı bir ortamımız oluverdi. Örneğin uyku saati ve rutini konusunda son derece kararlı olmaya karar verdim. Saat 9-10 arasında yatakta olunacaktı; yatağa gitmeden önce çiş yapılacak diş fırçalanacak, yatağa gelinip 3-5 kitap okunacak ve uyunacak. Bunu Aren'e anlattım; uygulamaya geçtim, itiraz ettiği günlerde hep sakin kalıp, bunu ona anlattım. Ağladığı zamanlarda; farkındayım uyumak istemiyorsun, oyun oynamayı çok seviyorsun, ben de seninle oynamayı çok seviyorum ama şimdi yatak vakti dedim. Ağlaman beni rahatsız etmiyor buna dayanabilirimi de ekledim. Hoop kısa sürede ağlama kesildi, istemeye istemeye banyoya gidilip çiş yapılıp dişler fırçalandı. Artık biliyor bu sınırı aşması neredeyse imkansız. 

Kararlı bir anneye eşit olabilecek başka bir güç yoktur 

Hemen yakın zamandan bir başka örnek vereyim; dün kepçelerinin hepsini odasından salona taşıdı ve dağıttı; sonrada ben bahçeye inmek istiyorum dedi; ben de tamam önce kepçelerini toplayalım dedim. Hemen ağlamaklı sesle hayırrrr ben şimdi inmek istiyorum, kepçelerimi de toplamak istemiyorum sen topla dedi. Arencim bir oyunu bitirmeden başka bir şeye geçemeyiz, ben dağıtmadım sen dağıttın, o yüzden sen toplamalısın ama ben sana yardım edeceğim dedim. Hayır işte hayır ben şimdi bahçeye inmek istiyorum dedi. Ben de bunları söylemek yerine toplamaya başlasaydın şimdi bahçeye inmiş olurduk dedim; hayır sen topla dedi. Ben de aynı şeyi sakince yinelemeye başladım; ben de seninle bahçeye inmeyi çok istiyorum ama bu dağınıklığı toplamadan olmaz. 

Odasına gidip kapıyı suratıma çarparak kendini yatağa attı ve ağlamaya başladı; kapısını çalarak içeri girdim, dokunmak istedim izin vermedi, kendini yere attı, yanında durdum ve sırtını okşamaya başladım; haydi topla inelim dedim. Ağlaması kesildi; başka bir oyuna geçtik. Bahçeye inmedik hoş o da kepçeleri toplamadı. Ama görmüş oldu ki; annesi sözünden dönmüyor ve kararlı. 

Kararlı olmak sadece sözcüklerle olmuyor; moda bir deyim kullanacağım ama en güzel anlatacak kelime şu; içselleştirmek; kararlı olmak vücut dili, ses tonu, kullanılan kelimeler hepsinin bir bütünü. Ve kararlı olunan her olayda çocuk bir adım geri atıyor. Zamanla huzurlu bir ortam, iyi bir çocuk & ebeveyn ilişkisi kurulmuş oluyor. Çocuk sınırlarını öğreniyor, iç disiplininin temelleri atılmış oluyor. Ama hepsinden ötesi anne bir ohhhhh diyor! 

Artık zamanı gelmiş değil mi sevgili arkadaşlar; bundan sonra takma adım Kararlı Anne olsun mu :) 


19.08.2014

Bu Ay Okumalı- Kitap Önerisi

Geçtiğimiz haftalarda şu yazımda http://evcilikhayati.blogspot.com/2014/08/bu-ay-izle-film-onerisi.html Öznur'dan her ay film önerisi, Gamze'den de kitap önerisi alacağımı yazmıştım. Öznur sırasını güzel bir biçimde savdı, şimdi sıra Gamze'de. Bakalım ebevenylik kitaplarının kurdu Gamze bu ay bize ne öneriyor. 




Gamze görüyorumki daha ilk önerinden pozitif ayrımcık yapmışsın :) Neden bu kitap diye sormaya gerek yok ama yine de sorayım neden bu kitap? 

Erkek çocuklarda kızlara göre öfke çok daha yaygın gözleniyor, ya da en azından benim gözlemim o yönde. Uzay'ın da öfkesini ve dürtülerin, kontrolde sıkıntıya düştüğü zamanlar oluyor. Şımdıye kadar aynalama, duyguları tanıtma gıbı yöntemler uyguluyordum ama daha farklı ne olabılır diye merak edip alıp okumak ıstedım :)

Kitabı erkek anneleri dışında kız anneleri okusa bir şey kazanır mı? Mesela kocalarımızda bir erkek çocuğu sayılabilir ama öyle değil mi ;)

Kız anneleri de okusun bence, erkek çocuk annelerını bır nebze anlarlar :)) Şaka bir yana kız çocuklarından da ornekler var hatta coğu duygular kız ve erkek çocuklarda ortak olduğundan bır sey kaybetmezler. Aynı yazarın "Kızınızla Konuşmalar" dıye bır kıtabı daha var, onu henüz okumadım ama detaylı yaklaşım ıcın kız annelerine onu tavsıye edebılırım.

Kocalar kısmına gelince kitabı okuyunca da anlıyorsunuz ki ebeveynlikte başka bır suru seyde de olduğu gıbı burada da rol model olmak cok onemlı. Bız aile yaşantımızda da duygularımızı tarıf etmeyı alışkanlık haline getirirsek çocuğumuzda bu yaklaşımın etkılerini daha kolay görebiliriz. Bu kıtap Ayrıca biz bayanlara su yönden bır farkındalık getirebilir; yüzde 90 bizim eslerimizde duygularını dışa vuramadan hatta onları yok sayarak bugünlere geldiler bu yüzden iletişimde sıkıntı çekiliyorsa buna destek olamamız gerekir.


Sence bu kitabı kayınvaldelere yani babaannelere hediye etmek iyi olabilir mi :)

Kayınvalideler erkek torunlara bakacaklarsa ve okumayı seviyorlarsa evet kesinlikle edin, bu sayede duygularından mahrum kalmamış erkek çocukların yetısmesıne cok buyuk katkı sağlamış olursunuz.

 Kitabın anlatmak istediğinden biraz bahseder misin? 

Kitap kısaca erkek çocuklarının da duygularının önemli olduğundan ve  bunun ebeveynlerin yanlış tutumu ve "suru kuralları" dıye bahsettiği toplumun baskılarından dolayı aşılması zor ama bir o kadar gerekli olmasından bahsediyor.
Erkek çocukların duygularını geliştirmek, duyguların ifade edilmesini sağlamak, yansıtmanın onemi, empati becerisi kazandırabilmek (ki ofke kontrolünde cok krıtık), saldırganlığa alternatif ne yapılabilir, aileler neler yapabilir, aile dışındaki diğer yetişkinler duygusal gelişimi desteklemek için neler yapabılırler orneklerle bunlardan  bahsediyor.
Erkek çocuklar ne yazık ki duygularını "yok etmeyı" cok erken yasta ogrenıyorlar. Ancak duygular gerçekte kaybolmuyor, başka yerlerden sağlıksız davranışlar olarak çıkıyor. Toplumumuzu düşünsene,erkek çocuklar ağlamamalılar, korkmamalılar, hep guclu olmak zorundalar..bu hıc kolay bırsey degıl ve bu yaklaşımlar kesınlıkle kendı duygularına yabancılaşan çocuklar yetıstırmemızı sagliyor.
kıtapta dıkkat cekıcı soyle bırseyden bahsedıyor. Kadın rol modelleri duyguları ifade etme konusunda gerekli becerileri öğretebilirken, iş Sürü kuralları yani toplumsal baskıyla mücadeleye gelince bir erkek çocuk için bu kuralların bir erkek yani baba tarafından kırılmasını görmek cok önemli. o zaman  bu kuralların ihlal edilebildiğini ve gerektiği zaman ya da istediği zaman  kendısının de bu kuralları kırabılecegının farkına varır. sistem soyle işliyor korku- ofke-saldırganlık. bu donguyu kırmak bızlerin elinde. kitapta bir cok ornek de var.

Kitabı okursam gerçekten erkeklerle ilgili anlayamadığım bazı şeyleri anlayabilir miyim?

Anlayabilirsin, hatta belki onlara acıyabilirsin bile, cunku kızlar gerçekten duyguları acısından daha kabul gorulebılırler ama erkekler daha mınıcıkten ıtıbaren bır cok seyden duygusal anlamda mahrum kalıyorlar. korkmadan yasamaya calısmak nasıl bir sey düşünsene imkansız ama beklenen Şey bu onlardan :((

Bu kitaptan sonra uzay'la pratiğe döktüklerin oldu mu, işe yaradı mı?

Uzay' ın ofke kontrolünde  ben zaten aynalama ve duygularını tanımlama gıbı seyler yapıyıordum, bu kıtabı daha yenı okudum ve empatiyi geliştirmek için daha cok örnekler kullanmaya başladım diyebilirim. ayrıca ben de duygularıma daha cok dıkkat etmeye ve onları daha fazla dillendirmeye başladım onun yanında. bır de öfkelendiği ya da korktuğu zaman vücudundaki fiziksel işaretleri tanıtmaya biraz daha onem verecegım.
 yazara gore erkek çocukların empati duygusunun desteklenmesi "pısırık" olmak ile "iyi çocuk "olmak arasındaki farkı yaratıyormuş.

Kitabın arka sayfasını sen yazmış olsaydın ne yazardın? 

Hiç bır erkek çocuk saldırgan ve ofke dolu olmak zorunda degıl. toplum baskısına rağmen kendını ve duygularını tanımlayabılen onlara sahıp çıkıp suçluluk duymadan ıfade edebılen erkek çocuklar yetiştrebilirsiniz.

Bu kitabı almak için beni 3 kelimeyle ikna et bakalım.

Aren, Uzay, Emir  :)))


Teşekkürler Gamze; son soruya cevabınla ikna oldum bile. Siz de okuyup fikirlerini paylaşırsanız ayrı bir yazıda onları da  okuyanlar ne dediler diye yayınlarım. 

Keyifli okumalar. 

18.08.2014

Anne Arkadaşım Bizde Kalabilir mi?




Çocukluğuma dair hatırladığım en güzel anılar arkadaşlarımın bizde veya benim onlarda kaldığım anılardır. Okul öncesi kuzenler birbirimizde kalırdık; gerçi en çok kalan bendim ya, bir keresinde yeğenlerimden birine sitem etmiştim ama hep ben sizde kalıyorum, bu seferde sen bizde kal diye. Kızı zorla bizde kaldırdım sonuç gece 3'te ama ben annemi özledim diye uyanıp ağladı; yaşımız 5-6 falan. Ben de git babama söyle dedim. O da gidip babamın başında enişte ben annemi özledim demeye başladı :) Babam yat kızım sabah götüreceğim seni dedi; o da peki deyip 2 dakika sonra enişte ben annemi özledim demeye devam etti. Babamda uyanıp, dayımlara geri postaladı :) 

İlkokulda seçtiğim kardeşim dediğim bir arkadaşım oldu; ilkokul 1 itibariyle her gün birbirimize gider gelip olduk ve genellikle gün şöyle biterdi; ama biz daha hiç oynayamadık lütfen burada kalayımmmm. Annelerimiz de arkadaş olmuştu, dolayısıyla haftasonlarıda dahil olmak üzere sürekli yaz tatilleri de dahil birbirimizde kalır olmuştuk. Aynı şekilde ortaokul-lise-üniversite zamanlarımda arkadaşlarımla kalarak veya onların bizde kalmasıyla geçmişti. 



Ailem bu konuda oldukça açık ve harika insanlardır. Hiçbir gün hayır sen onlara gidemezsin o bizde kalsın demedi. Elbette ailesini (ilkokul-lise dönemi için geçerli; üniversitede böyle bir soruları olmadı, olamazdı da zaten beni yetiştirdikleri için güven duymak zorundalardı) tanıdıkları sürece kalmama izin verdiler; kalmaya izin vermeyen aileleri özellikle, babası evde, onun abisi var gibi söylemleri hiçbir zaman için anlamadım. Elbette sebebi çok belli ki cinsel istismar olasılığı ve benzerleri; ama sen sana güvenilmesini beklerken, başka aileye güvenmemek bana hep büyük kabalık gelmiştir. 

Şimdi aileler böyle konularda fazla paranoyak geliyor bana; çocuğunun arkadaşının ailesini tanımaya bile çekiniyor değil kalmasına izin verecek. Lakin bana kalırsa bir çocuğun kesinlikle deneyimlemesi gereken bir şey bu. Hem çok eğlenceli, hem çok öğretici ve arkadaşlığı da ciddi pekiştiren bir şey. Ben Aren'in arkadaşlarının bizde kalmasını çok isterim ve Aren'in de ilkokul itibariyle biz olmadan tanıdığım bir arkadaşının ailesinde kalmasına izin veririm. Bu yaşlarda da benim eşliğimde bir arkadaşının evinde rahatlıkla kalabilir. 

Dediğim gibi bu durumu sevdiğimden ve faydalı bulduğumdan, geçtiğimiz Cuma akşamı Güray evde yokken (olsa da olur babanın evde olmasında sakınca görmiüorum) kızlar grubumuzdakilere kim bizde kalır diye sordum; parmak kaldırdan Merve oldu; (@balyanaginhikayesi) ve Lina'yla birlikte bizde kaldılar. Çocuklara biraz haksızlık etmiş olabiliriz :) Arabada uyuttuktan sonra onları uyur bir halde eve çıkarıp yatırdık ve keyfimize baktık. Aren'e Lina'nın ve Merve'nin bizde kalacağını söylediğimde çok heyecanlandı, onun için ilkti çünkü. Nerede yatacaklar, annesiyle mi yatacak gibi soruları peşi sıra sordu. 


Aren'in heyecanı  öyle çoktu ki normalde 8:00'den önce uyanmazken saaat 7:00 uyanıverdi; anne Lina'lar burada kaldı di miiii diyerek :) Evet canım dedim; nerede yatıyorlar anne, annesiyle mi uyuyor anne, bakabilir miyim anne gibi soruları tekrarlayıp durdu. Sessiz olmasını; çünkü Lina'nın hala uyuduğunu söyledim; Lina uyanmadıkça gerildi Aren, sonra da Lina'ya kek yapmaya karar verdi. Bundan sonrasında benden daha çok Fotoğraflar konuşsun bakalım. 

Aren Lina için kek hazırlığında.



Kahvaltıyı bekleyen kuzular, yer kavgası bittiyse toplar  ellere alındıysa tamamdır. Aren düşünüyor o 3. topu nereme koyarım, Lina'dan nasıl alırım diye :) Top da Lina'nın bu arada :)


Baktın ki birbirlerine sarıyorlar hemen bir faaliyete geçireceksin çocukları; biz de öyle yaptık. Son zamanların modası taş boyama :)


Baktın ki işler evde de boka sarıyor; kaptığın gibi dışarı çıkaracaksın çocukları.  Bu fasla geçmeden önce bir de sinema keyfimiz mi diyeyim eziyetimiz mi diyeyim o da oldu :)

Bakmayın fotoların hep güzel ve huzur dolu olduğuna; elbette anlaşamadıkları, Aren'in back to chuckie moduna döndüğü zamanlarda oldu. Tam da Aren'in artık böyle şeyler yapmadığını söylediğim zamanda, ama vallahi de billahi de yapmıyor :), eski davranışlarına döndüğü oldu, demek ki neymiş çocuk söz konusu olduğunda kati ve net konuşmaların olmayacakmış.

Yine de her şeye rağmen bence böyle bir deneyim yaşamış olmaları çok iyi oldu. Birbirlerine zarar vermedikleri sürece didişmek o kadar da kötü bir şey değil, didişip bir çözüm yolu bulmaları en iyisi.

Bu fırsatı bize verdikleri için anne& kız ikilisi Merve ve Lina'ya çok teşekkür ederiz. Ee kim bizde kalıyor sıradaki parmak kaldırsın :) Peki biz kimde kalalım :)












7.01.2014

Doğum İznindeki Anneye....





Doğum yapan her kadın karmaşık duygular içindedir ; üstelik bu karman çorman hal sadece ilk doğumunu yapan kadınlara özel değildir, ikinciyi üçüncüyü doğuran kadınlar içinde bu geçerlidir; nereden biliyorsun doğurdun mu ikinciyi derseniz; doğurmadım ama doğuranları gözlemedim ve dinledim. Zaten bu hale lohusalık denir. 




Doğum iznine ayrılmış, çalışan bir annenin duyguları ise biraz daha karmaşıktır; geçen her gün bebeğinden ayrılacağı güne biraz daha yaklaşıyordur. Lohusaya söylenmemesi gereken 10001 cümlenin içine extra cümleler girer; 


Ay sen bundan nasıl ayrılacaksın şimdi
Ay buna nasıl kıyarsın da işe dönersin şimdi sen
Ay sen bunu çok özlersin 
Ama annesi şuna bak daha süt çocuğu bu
Gerçekten işe dönmeyi düşünüyor musun?





Zaten duygularını çözemeyen sen, zaten ne olduğunu bile anlamayan sen, daha da karman çorman hale gelirsin. Vicdanın üzerine gelir oturur kocaman bir şey. Her gelen biraz daha yerleştirir yerine o kocaman şeyi.

Anne olan her kadın çocuğu ile birlikte bir başka insan oluverir; ve o bir başka insana, yeni bir bene alışmak zaman alır. Hayatın anlamı tamamiyle değişir; herşeyin anlamsızlaştığı bir tek evladının anlam kazandığı günler yaşarsın. Çoğu zaman sevişmek bile saçma ve anlamsız gelir sana o günlerde ki, evladını o sevişmeye borçlusundur. Hal böyleyken iş hayatı, çalışmak bunların hepsi anlamını ve önemini yitirir. Çoğu kadın için kendinin bile anlamı kalmaz. Yaşanması ve hissedilmesi gayet normal ve beklenen hallerken sağlıklı haller değildir bunlar; ama hemen hemen tüm anneler bu duygu çukuruna düşer; bazısı ebediyen o çukurda kalır, bazısı zamanla kendini, bebeğini ve ailesini o dipsiz çukurdan çıkarır. 



Doğum iznindeki annenin endişeleri vardır; bebekle arasındaki bağ kuvvetli olabilecek mi? Acaba beni sevecek mi? Ve çalışmaya geri dönecek her anne çocuğunu bakacak insanı kıskanır; bu insan kendi annesi bile olsa; çünkü bakacak kişi bebekle daha çok vakit geçirecek, daha çok dokunacaktır ona. Elbette kendisine sorulan o sorularda içini kemirip durur; toplumsal baskılar, aile baskısı ve nicesi. Çoğu anne yüreğini ama bunu evladım için yapıyorum zaten diye rahatlatır. İşe dönmek isteyen bir anne kolay kolay ama ben işimi özledim, dönmek istiyorum diyemez. Neden; utanır çünkü; ayıptır çünkü, ne derler sonra; ne yani evladından daha mı önemli? 

Toplumun ve geleneksel aile yapısının kadına biçtiği bir rol vardır; kadınlar anne olduklarında sahip oldukları bu sıfat herşeyden önce gelmelidir; kendini düşünen bir anne bencillikle suçlanır en çok. Oysaki kendini düşünmeyen bir insan evladını hiç düşünemez ama bunu kavramak her baba yiğidin harcı değildir. Doğaya karşı gelmek ve direnmek saçmadır; evet kadın kutsaldır ve evet annelik çok özeldir ve yine evet çocuğun ihtiyacı olan tek şey o ilk aylarda anne ve anne sevgidir. Ve yine evet bir anne en az 6 ay süreyle bebeğiyle et tırnak olmalıdır; gözünü açtı mı bebeği görmeli gözün kapatınca, kapatabilirse tabii, bebeğini görmelidir. 

Tüm bu bilgilerle büyütülmüş ve içine işlemiş bir kadının anne olduktan sonra işe dönmek konusunda vicdan azabı çekmesi gayet doğaldır. Bir çok kadın bu sorulara ve aslında sadece içine işlemiş bilgilerle doğru bir karar veremez. Hayatın her aşamasında tüm bilinçaltı bilgilerden sıyrılıp doğru karar vermek zordur zaten. Ancak ve ancak farkındalık düzeyi ciddi manada yüksek ve bilinçli insanlar doğru karar verip vermediklerini anlayabilirler. (Merak etmeyin ben de pek onlardan sayılmam)








Ben bugün neden mi bu konuyu yazıyorum; dün Alternatif Anne'de yazan Burcu (Burcu1Anne) şöyle bir yazı kaleme almış: http://alternatifanne.com/cocugunuzun-aklindan-gecenleri-anlayabiliyor-musunuz/. Yazıyı samimiyetiyle yazmış elbette, kendi duygu ve düşünceleri.  Çalışan bir anne olduğu için çocuğunun aklından geçenleri anlamadığını söylemiş; en sevdiği yemeği bile bilmediğinden bahsetmiş. 


Twitter üzerinden kendisine geribildirimde bulunmak istedim; bir annenin çalışıyor olması çocuğunun aklından geçenleri anlamayacağı anlamına gelmez.Bir anne çocuğunu tanıyamıyorsa orada farkında olması gereken başka detaylar vardır.  Uzman mısın da yorum yapıyorsun diyebilirsiniz; hayır uzman değilim elbette ama çalışan bir anneyim ve çocuğumun duygu ve düşüncelerini dahası en sevdiği yemeği bilebiliyorum. Neredeyse 7/24 çalışan anneler ve hatta babalar tanıyorum ve onlar da evlatlarını tanıyabiliyorlar.

Kimsenin kendi duygu ve düşüncesine karışamam ama genelleme yapılmasına karşı gelirim; çünkü binlerce doğum izninde olan ve işe dönüp dönmeme konusunda vicdan azabı çeken, böyle yazıları okuyup eyvah bak işte korkutuğum kadar varmış; işe döneceğim ve evladımı hiç tanıyamayacağım diye düşünen anne olacaktır. 



Korkma sevgili doğum iznindeki anne; evladını tanıyıp tanıyamamak çalışıp çalışmamakla alakalı değil. Sen kendini bilinçlendirmeye, sen farkındalığını her geçen gün yükseltmeye bak emin ol bilinçli olursan evladını senden daha iyi kimse tanıyamaz. Hatırla lütfen sizin aranızdaki bak daha o ilk anda içine düştüğü anda başladı, kimbilir belki de daha önce hayallerinde başladı evladınla iletişimin, ilişkin. Onu memene ilk dayadıkları anı hatırlıyor musun veya ona ellerinle ilk biberonunu verdiğin anı veya kuvozde ona ilk dokunduğun anı! Hatırla sevgil,i doğum iznindeki anne; nasıl da o kapalı gözlerini açıp bakmıştı sana, nasıl da o biberonu tutan elini kavramıştı nasıl da kuvozdeyken ona ilk dokunduğunda kalp atışları hızlanmıştı. Sence bir evlat o anı utunabilir mi, sen biran olsun unutabiliyor musun o anı. Evlat annesini kokusundan tanır bir anne evladını görmese de hisseder. 

Sevgili deneyimli anne hiç mi içine bir his gelip evi aradığın olmadı ve o hissin doğru çıktığı; çocuğuna bakan kişi hiç mi seni arayıp şimdi ne yapayım demedi. Ben evladımı çok iyi tanıyorum ve biliyorum ki çalışan bir çok anne evladını çok çok çok  iyi tanıyabiliyor.  Çalışmaya devam edip etmeme kararını kendi içine bakarak karar ver sevgili doğum iznindeki anne; ne beni ve benim gibileri ne Burcu ve Burcu gibileri dinle; sadece kendini ve evladını dinle! Senin tek kılavuzun yine sensin! Kimbilir belki senin, evladın ve ailen için en doğrusu işini sonlandırmaktı, o zaman arkana bile bakma istifanı ver. Ama şundan emin ol evladını tanıyabilmek için işini sonlandırmana gerek yok! 

Çalışan bir anne olarak ben de aynı süreçlerden geçtim; çalışmayı daima seven bir insan oldum ama hiçbir zaman işim herşeyden daha da önemlisi ailemden önce gelmedi. Çalışmak benim için daha konforlu bir hayatın aracı oldu bugüne kadar ve üretmeyi daima sevdim. Doğum iznindeyken herşey bir yana evladım bir yanaydı ki hala öyle; iş hayatına zorunluluktan dönmedim ama dönmemeyi düşündüğüm bir dönem oldu; yine çalışmayı düşünüyordum ama daha esnek bir biçimde; bunu Güray'a söylediğimde; bu kararı nasıl bir durumdayken verdiğinin farkında mısın dedi? Şuan resme o kadar yakından bakıyorsun ki uzaklaşmanda mümkün değil dedi. Ben senin yerinde olsam işe geri dönerim ve resme biraz da uzaktan bakar kararımı öyle veririm dedi; kararın her ne olacaksa arkamdayın senin dedi. Eğer aklında maddiyatla ilgili en ufak bir soru işareti varsa o soru işaretini virgule çeviririm ben bunu dert etme sen dedi. İçimi öylesi rahatlattı ki; çok haklıydı o resme uzaktan bakmadan ve sadece kendimi dinlemeden doğru bir karar veremezdim. İşe başladım ve resme geniş açıdan, uzaktan bakma şansım oldu. Şimdi öylesi mutluyum ki verdiğim karardan. Çocuğum güvendiğim, inandığım ama en önemlisi çok sevilen bir kişilerle, evladım o eve döneceğimizin güvencesiyle. Evladım eve döndüğümüz andan itibaren uykuda bile bizimle temas ve iletişim halinde, evladım bize biz ona doyabiliyoruz. 

Eve dönersin çocuğun uyuyor olur mesela; gidersin opersin, elini tutarsın ve kulağına burdayım, yanındayım ve seni seviyorum dersin; çocuğun bunu duyar, çocuğun bunu hisseder! Nereden mi biliyorum çünkü ömrünü bize adayıp bizden uzak kalan babam her gece kulağıma gelip bunu fısıldadırdı; çocukluğuma dair en güzel anımlarımdan biridir; babamı onca şeye rağmen seviyorsam çok seviyorsam yegane sebebi budur belkide!


Kendine izin ver sevgili anne; önce kendini tanı, yeniden keşfet kendini ve muhteşem serüvene bırak kendini, kendini yeniden tanırken evladını da tanıyacaksın!  Hatırla; mutlu annelerin mutlu çocukları olur. Kararın her ne olursa olsun zorunluluktan dahi olsa mutlu olmaya bak, şikayet etme, kendine kurban rolü seçme; çocuğunun seni örnek aldığını, çocuğunun pusulası olduğu daima hatırla!


















6.11.2013

...... Olunca Anne Olduğunuzu Hatırlarsınız

Bu sabah Baby Center'dan gelen bir e-mail çok hoşuma gitti; hemen Türkçe'ye uyarlayıp sizinle de paylaşmak istedim; Baby centerin 30 maddelik listesinden beğendiklerim aşağıdaki gibi. 

 Bu listeyi beraber voltran oluştursak sanırım 10000 ve üzerine çıkarabiliriz :) BabyCenter üyesi olup okuyanlara tekrar olacak belki, ama atlayanların ve hiç okumayanların gülümseyeceğine eminim. Sizin listede neler var :)

Aslında anne olduğunuzu hatırlamak bir yana bir bebeğiniz&çocuğunuz olduğunu hatırlarsınız












4.11.2013

Isırma Evladım




Isırmak çocuklar için tamamen doğal bir davranış biçimi; bunu ben söylemiyorum, uzmanlar böyle söylüyor, yoksa inanın benim için de hiç normal bir davranış değil. Zaten uzmanlar bunu da belirtiyorlar; aileler için huzursuz edici bir davranıştır diye. Sizin çocuğunuzda ısırangillerden mi bilemiyorum ama bizimki bildiğin, tam Harvey Karp'ın dediği üzere, mağara adamı; hani eline verdin mi kemikli eti ha Aren ha mağara adamı. 

Aslında çocukların da hiçbiri ısırmak istemezmiş; bunu çaresizliklerinden yaparlarmış ve bize "bana yardım et lütfen" mesajı verirlermiş. Yanlız bu noktada uzmanlara şunu sormak isterim: Beni ısıran ve buna kahkalarla gülen çocuğum benden nasıl bir yardım bekliyor olabilir; annecim daha da etlen ısırması çok zevkli mesajı mı? Şaka bir yana Aren'in beni ısırmasının tamamen oyun olduğunu düşünüyorum; canım acıdığında çıkardığım sesleri seviyor bence.  Bir de canı sıkıldığında, yapacak bir şey bulamadığında bunu yapıyor; ee tabii annenin çıkardığı seslerden daha zevkli ne olabilir ki ! Ama diğer çocukları ısırmaya gelince sanırım gerçekten bana bir mesajı var, o da şöyle: Anne şu çocuğu çabuk evden gönder, tahammül edemiyorum veya bak ya şuna oyuncaklarımı ele geçirmeye çalışıyor, ısırırsam gider sanırım. 

Bu konuyu konuşarak halledebileceğinize inanıyorsanız yanılıyorsunuz; yani benim gibi ısırma evladım, ısırma çocuğum demek hiçbir işe yaramıyor; çünkü çoktan tansiyonu yükselmiş çocuğun sizin söylediklerinizi aldıracak durumda değil. Peki neler yapılabilir, bu durumla nasıl başa çıkılabilir?

Öncelikle derin bir nefes alın, çocuğunuzun yaptığı şeyin anormal değil normal bir davranış olduğunu kabullenin. Biliyorum en büyük tedirginliğiniz diğer annenin ne düşüneceği oluyor; sonuçta bir başka annenin çocuğunun canı yanıyor, kimisi bunu gerçekten doğal karşılar yani üzülür elbette çocuğunun canı yandığı için ama bilir ki öteki de çocuktur ve aslında niyeti çocuğunun canını acıtmak değildir belki öyledir de yine de bilir işte karşıdaki bir mağara adamıdır; ve bunu yapan çocuğun annesini yani sizi anlar ve sizi üzmek istemez. 

Ama kimi anne de vardır ki, sizden de çocuğunuzdan da böyle bir durumda uzak kalmak ister; bu davranışı kesinlikle anlaşılır bulmaz. Ee kalsın uzak yani gidiyorum diyene bu durumda kal diyecek halimiz yok değil mi? Onun evladı can da sizinki patlıcan mı?  Üzmeyeceksiniz kendinizi böylesi durumlarda, hele hele üzüp çocuğa patlamayacaksınız dahası çocuğunua sıfatlar takmayacaksınız. Evet bunları işaret parmağımı sallaya sallaya yazdım ama diğer 4 parmağım kendimi gösteriyordu; yani sana diyorum okuyu kendin anla yazan ;)

Alan Yaratma 
Çocuklar öyle fazla sıkı fıkıyı sevmiyorlar aslında; hele kendi ortamlarında, kendi evlerinde. Dağıtın çocukları odalara ama kendi çocuğunuz kendi odasında kalsın. Yani böyle bir şeyin olacağını hissediyorsanız aynı mekanda çocukları fazlaca birarada yakın mesafede tutmayın. Çocuğunuzun mutlaka rahat edecek şöyle elini kolunu uzattı mı diğer çocuğa çarpmayacağı alanı yaratın. Hem ne demişler nerede çokluk orada bokluk, öyle değil mi? Çocuk milleti biraradayken çabuk sıkılıveriyor, kalabalığa gelemiyor. 

Sessizlik 
Bazı çocuklar fazla sesi ve sesli ortamı sevmiyorlar; ne yapabilirsiniz çocuklara susun demek küçük sesle konuşun, bağırmayın evladım demek işe yaramıyor. Müzik açabilirsiniz ki bu çoğu zaman tüm ortamın havasını değiştirir hımmm komik bir fikir gibi gelebilir ama çocuğunuza kulaklık takabilirsiniz. Ben takamam benimki heyheyli; çocuğa donu zor takıyorum ben değil kulaklık. 

Gölge Olmak
 Biliyorum bu öneri hiç hoşunuza gitmeyecek; ben de çocuğun başında beklemeyi hiç sevmiyorum; çocuğunuz kaplan siz de çita oluveriyorsunuz; ondan daha hızlı ve çevik. Sizin kaplan tam öbür çocuğa atlayacakken hemen siz araya girip hooop senden büyük çita var burada diyorsunuz. Yok aslında önerilen bu değil ama çocuğun etrafında durup onun duygularını dillendirmek. Arkadaşını ısırmaya doğru hamle mi yapıyor, hemen önüne geçip; burası benim alanım biraz geriye gider misiniz diyebilirsiniz? Haa ben bunu Aren'e desem çekil git der o ayrı :) Ama şu gerçekten işe yarayabilir; merak etme ben buradayım, arkadaşın oyuncağını almak isterse buna izin vermeyeceğim; veya noldu arkadaşının yaptığın bu kuleyi bozacağını mı düşünüyorsun, söyleyelim de bozmasın veya işte yine ben bu kuleyi koruyacağım gibi. Senden uzak durmalarını mı istiyorsun, hadi gel söyleyelim biraz uzak dursunlar. Tabii diğer çocukta melekti hemen uzaklaştı :) Artık orada da diğer anne devreye girecek napalım di mi :)

Bu arada ne zaman bu durumda karşılaşsanız; kimseyi ısırmıyoruz demeniz de gerekir; biz de işe yaradı mı , hiç yaramadı ama siz de yarayabilir siz de deneyin hatta işinize yaramazsa bile bunu söylemeye devam ediyoruz. Kimi uzman siz de onu ısırın görsün anlasın diyor ki bu tam Türk zihniyeti ama bir çok uzmanda siz de aynısını yaparsanız davanışı normalleştirmiş olursunuz diyor ki aslında bu fikre çok yakınım ama biliyorum ki aynı davranışı yapmakta bazen çocuğun ulan demek böyle oluyormuş harbi acıttı hee duygusu yaşattığını da biliyorum; hoş siz onu ısırdığınızda çocuk ısırmaya devam ederse bu sefer de al sana yeni kuruntu acaba bu çocuk sadist mi :)

Isırmak üzerine kitap okumakta elbette iyi olur; Türkçe bir yayın var mı bilemiyorum. 

Olumluya Odaklanmak
Oyunun her konuda imdada yetiştiğini biliyoruz. Bir mizansen yaratıp, ısırma oyunu oynayabilirsiniz; ve bu oyun sırasında çocuğunuza kendisini ısırarak savunmak yerine bana yaklaşma, istemiyorum gibi cümleleri kullanmaya teşvik edebilirsini; ne zamanki diğer çocuğu ısırmayıp bu cümlelerden birini kullansa, bunun için kendisini tebrik edip, ne çok sevindiğinizi gösterebilirsiniz. 

Tabii burada hep siz nasıl bu durumu yönetebilirsiniz ve çocuğunuzu vazgeçirebilirsiniz onlardan bahsettik; oysa diğer çocuğun ve ailesinin tavrını, tutumunu bilemiyoruz. Çocuğunuzda bunlardan biri işe yarayabilir veya hiçbiri yaramayabilir. Ama merak etmeyin hiçbir çocuk hayatına vampir olarak devam etmiyor!



10.10.2013

Acele Etme Sevgili Anne



Hayatta hiçbir şey için geç değildir diyenler ve her şey için artık çok geç diyenler! Siz hangi gruba dahilsiniz bilemiyorum ama eğer anne olduysanız mutlaka ilk gruba dahil olmalısınız; çocuk büyütürken insanın sık sık kendine hatırlatması gereken bir felfese bu: Hiçbir şey için geç değildir.

Aynı aceleciliği aynı telaşları ben de fazlasıyla taşıdım ve yaşadım; ta ki bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayana kadar. Ondan sonra da acele ettiğim şeyler zamanında kendiliğinden oluverdi. 


Nelere mi acele ediyoruz ve aslında ne kadar gereksiz:


Emzirme


Emmenin içgüdüsel olduğu bilgisine sahibiz; ilk hamileliğimizde sanıyoruz ki bebek hemen memeyi kapacak ee doğal bir şey bu ve herşey yolunda gidecek. İster vajinal ister sezeryan doğum yapalım; bebek mememize gelir gelmez emebileceğini dahası emzirebileceğimizi düşünüyoruz. Ama işler her zaman böyle gitmiyor. Kimi bebeğin emme refleksi kuvvetli olmuyor, kimi zaman da annenin ergonomisi emzirmek için uygun olmuyor.

Ve aslında tüm bunlar normal. Daha ilk dakikadan acele ediyoruz, o ilk saatlerde bebek emmezse alıyor bir telaş; çoğu zamanda ya anne ya da bebek pes ediyor. 


Oysa hiçbir şey için geç değildir felsefesini benimserseniz bebek 1-2 ay sonra bile meme emmeye başlayabilir. 


Aceleye gerçekten hiç gerek yok. Diyelim ki bebek emmek istemedi anne de emzirmek istemedi. 

Dünyanın sonu gelmiyor. Evet anne sütü tartışmamız bir bebek için en iyisi ama bir bebek için anne sütünden de daha iyi olacak şey annenin iyi olup olmadığı. Zorla emziren bir annenin sütünün keyifle emziren bir annenin sütüne göre daha az besleyici, daha az yararlı olduğuna inanıyorum. 

Emziremiyorum, sütüm yok diye depresyona giren bir annenin ise bebek için ciddi tehtit oluşturduğuna inanıyorum ki bu örnekler oldukça fazla. 




EK GIDA


Yaklaşık 6 aylıkken anne sütü veya mamanın yanına ek gıdalar ekleniyor ve annelerin en büyük telaşı başlıyor. Yiyecek mi, yemeyecek mi? Kendi kendine yemeği öğrenir mi öğrenemez mi? Ay bu çocuk çatal bıçak tutamıyor, hep elleriyle yiyor. Ay hiç yerinde durmuyor, sofra adabı olmayacak bu çocuğun vb vb vb. 

Sakin olmak gerekiyor ve belli akımların rüzgarına kapılmamak gerekiyor. Yemek konusunda o kadar çok etken var ki gerek fiziksel gerek psikolojik gerekse genetik. Çocuk sağlıklı ise gelişiminde sıkıntı yok ise ne kadar yediği ve ne yediği çok önemli değil. Ne yediği çok önemli değil derken elbette kötü gıdalardan bahsetmiyorum. Dün uzun uzun twitterda tartıştığımız bir konuydu.


Çocuklar elleriyle yemek yer bu da onlar için harika bir şeydir. Elleriyle yemekleri tanırlar, keşfederler ve sinir uçlarıyla beyinlerine bazı mesajlar gönderirler; hımmm bu yumuşak bir gıda gibi mesela. Önce elleriyle tanırlar, bakarlar ve tadarlar. Bir gıdaya parmak batırıp yemek normaldir çünkü tadı oradaki sinir uçlarıyla daha iyi alırsınız. Bırakın çocuklarınız bol bol ellerini yemeğe batırsın, inanın bu gelişimleri için çok çok çok önemli. 


Sağlıklı ama en bi sağlıklı besleme konusuna ise hiç girmeyeceğim; herşey kararında olsun. Bırakın çocuğunuz evde özgür olsun evde özgür olan çocuk dışarıda sınırlarını bilir, emin olun buna. Demek istediğim evde herşeyi yesin değil elbette; ama uzun uzun yazacak halim yok, merak ediyorsanız bana bir kahve ısmarlayın sohbet edelim :)


Size bir tavsiyem var; annenize çocukluğunuzu anlattırın, özellikle yemek konusunda, sonra bir de şimdiki yemek alışkanlıklarınıza ve değişenlere bakın. Ben hemen size kendimden ve abimden örnek vereyim; abim oldukça sağlıklı yetiştirilmi bir çocuk, mesela hayatında bir kere dahi dilinin ucuyla bile kola içmemiş bir insan. Sağlıklı öğünlerle büyümüş. Şimdi 42 yaşında obezitenin sınırında. Oldukça sağlıksız besleniyor. Çocukken ağzına sürmediği çikolata ve tatlılar şimdi vazgeçilmezi. Evet hala kola içmez. 


Ben abim kadar sağlıklı büyütülmedimse de çocukken yemeği hiç sevmediğim şeylere şimdilerde bayılıyorum. Çocukken sevdiğim bazı gıdaları da şimdilerde ağzıma sürmüyorum. 


Bunun yanısıra ben oldukça hareketli bir bebek ve çocukmuşum. Annem masada oturduğunu hiç bilmem diyor, oturdun ise de mutlaka masa tepesindedir diyor ki; çok net hatırlıyorum ilkokul ortaokul ve hatta lise zamanlarımda sandalyede değil masa üzerinde oturup ders çalışır yemek yerdim. Şimdi 34 yaşındayim masabaşı işim var ve masaya çıkıp oturmuyorum. Yemeklerimi sandalyede oturup yiyorum; masa adabını da yemek adabını da çok çok iyi bilirim, hani beni bir davet sofrasında görsen İngiliz Kraliyet ailesinden sanırsın o derece; bunun sebebi ise büyüdüğüm ailedir, sofra adabına çok dikkat edilen, en basit akşam yemeklerinin bile davet yemeği havasında geçen bir ailede büyüdüğüm. 

Aynı zamanda yemeğin fiziksel ve genetik boyutu ve temel tat alma respetörleri var. Herkes aynı tadı sevemez ve beğenemez. 


Yemeğin tamamen psikolojik boyutu var; sevmeyerek hatta iğrenerek yediğiniz yemeğin size hiçbir faydası olmayacaktır. Yenilen yemekten keyif aldığınız ve tadını sevdiğiniz sürece size faydası dokunacaktır. Sağlıklı beslenmek sağlıklı olmanın yegane nedeni olsaydı inanın kanserli hasta sayısı bugunun çeyreği olurdu. 


Bırakın çocuklarınız keyifle yemek yesinlerki yedikleri vücutlarında gerekli işlemi gerçekleştirsin. En karşı olduğum şeylerden biri de bir öğün aç bırak hiçbir şey verme bak bir sonraki öğünde en sevmediği yemeği bile yiyor! Evet çalışır bu sistem kesinlikle; neden mi? Çünkü insanoğlu hayatta kalmaya programlıdır, doğduğu andan itibaren. Premetüre bebeklerin savaşına bakarsanız bunu daha net anlarsınız. Yemekte hayatta kalmanın parçalarından biri, aç kalan insan en sevmediği yemeği bile yer, sebebi hayatta kalmaktır da ondan. Çocuk bu şekilde terbiye olmaz, çocuk bu şekilde sadece yara alır. Elbette her insan acıkır ve açlıkla terbiye terbiyelerin en kötüsüdür. 


Diyeceğim o ki; aceleye ve endişeye hiç mi hiç gerek yok. siz doğrusunu yapın ve çocuğunuza hiçbir şey öğretmeyin zaten kopyaya büyüyen çocuklar, kopyaladıkları yegane insanlar da aileleri. Armut dibine düşer. 



UYKU


Kimi bebek var doğduğu andan itibaren güzel uyuyan kimi bebek var, bu aynen Aren oluyor, doğduğu andan itibaren uyumayan, uykuya sürekli direnen. Evet biliyorum uykusuz bebek dünyanın en zor bebeği, hasta bebekle yarışır o derece. Ben tüm uyku metodlarını denedim, hepsini de çok çok çok iyi biliyorum. Uygulama konusunda da başarılıydım, okuduğumu da iyi anlayan biriyim lakin olmadı da olmadı. Acele etmeyi bıraktım aman napıyım dedim ve işler yoluna girdi; yani bizim hayatımız için girdi, başkaları için hala uykusuz bir bebek& çocuk sayılabilir. 

Bir de şu konu var; elbette tercih meselesi, aman ilk günden odasında yatırayım aman yatağımıza almayalım. Bunlar aceleden telaştansa bir bakın etrafınıza yetişkin olmuş öyle 18 yaş falan değil daha bile küçükken hala anne baba yatağına giden çocuk var mı:) Hala annesiyle uyuyan. Vardır ama bunların altında mutlaka ve mutlaka psikolojik sebebler vardır. 


Ben hala kısmen aceleciyim bu konuda, kendi kendine uyumasını istiyorum ama bunu onun gelişimi için değil kendi rahatım için istiyorum ve kendimi elbet bir gün uyuyacak deyip rahatlatıyorum. 



Eğitimler, eğitimler, eğitimler....


Çocuklara dair hiçbir eğitime inanmıyorum. Öğrenmeye ve öğrenmeye teşviğe inanıyorum sadece. Tuvalet eğitimi, uyku eğitimi, o eğitim bu eğitim. Aren'e hiçbir tuvalet eğitimi vermedim, kendi istedi biz de öğrenmesine yardımcı olduk 19 aylıkken 1 ayda halletti. Ne zaman kendi birşeyler için hevesli oldu o zaman öğrenmesine yardımcı olduk ve bu tip durumlarda hep çok rahat ve kolay atlatıldı. 


Acele bu konuda da hiç gerek yok. Elbette 5 yaşına gelmiş bir çocuk hala bez takmak istiyorsa ortada bir sorun vardır; elbette 2 yaşına gelmiş bir çocuk hala yürümüyorsa ortada bir sorun vardır; elbette 4 yaşına gelmiş bir çocuk hala konuşmuyorsa ortada bir sorun vardır. Çoğu zaman bu sorunlar psikolojiktıir, fiziksel problemler daha net ve daha erken farkedilebildiği için önlemini almak, tedavisini uygulamak daha kolay. Elbette bunlar aileleri telaşlandıracak konulardır. 


Ama bunlar dışında çocuklara bir şeyleri öğretmen için acele etmeye hiç gerek yok; ayrıca emin olun çocuk bir şeyi öğreniyorsa, başarıyorsa bunda elbette etkiniz vardır gerek doğru davranışınızla gerekse tutumunuzla ama en büyük başarı çocuğun kendisine aittir. İstemeyen, hazır olmayan, kabul etmeyen çocuğua hiçbir şey yaptıramazsınız asla! İsterseniz tüm gelişim kitaplarını hazmetmiş olun isterseniz dünyanın en iyi yemek yapan annesi en iyi uyku eğitimi veren annesi en bi şahane annesi olun çocuğunuz hazır değilse veya istemiyorsa ancak ve ancak kaba kuvvet veya baskı ile birşeyleri yaptırabilirsiniz. 



Son olarak diyeceğim o ki çocuk büyütürken konu ne olursa olsun aceleye hiç gerek yok! Kendinize ve çocukluğunuza göz atmanız yeterli.