emzirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emzirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.12.2013

Anne Savaşları Bitmemeli

Mommy_Wars

Gerek sosyal medyada gerekse hayatın tam içinde anneler arası savaş vardır; herkes kendi uygulamasının en iyisi olduğuna inanır ve karşındakini buna ikna etmeye çalışır. En iyisi olduğuna inanmasa bile kendileri için en doğrusunu yaptığından emindir ve bu konuda kendine laf söyletmemeye çalışır. Sanıyorsanız ki bu bir tek biz Türklerde yaşanıyor;  diğer toplumlarda anneler hep elele, hiç tartışmıyor, savaşmıyor; yanılıyorsunuz. Her coğrafyada aynı şeyler yaşanıyor. 

Tracy Cassels'in yazısını okuyana kadar anne savaşlarını gereksiz ve bitmesi gereken bir durum olarak değerlendirirdim ben de; oyle ya herkesin seçimine saygı duymak gerekirdi;   ama Tracy öyle bir yerden yakalamışki beni sarstı ve bir çok açıdan kendisine katıldım. Gelin birlikte bakalım Tracy neden anne savaşlarının bitmemesi gerektiğine, sürekli tartışmamız gerektiğine inanıyor. 



 Tracy diyor ki; anne sütü mü, mama mı, uyku eğitimi mi, kendi haline bırakmak mı bu ve daha bir çok anne savaşlarının temel konularını konuşmazsak ne olur? Bunları konuşmazsak bu konuda birbirimizle savaşmazsak kelimenin tam anlamıyla boka sararız diyor ! Bir yandan da ekliyor; bunlar bizim tercihlerimiz, tercihlere saygı duyalım ve konuyu, konuları kapatalım deseydik; kulağa ne hoş gelirdı  öyle değil mi?


Neden mi boka sarardık; çünkü aslında tartışılan konuların çok azı ailerin bilinçli seçimlerdir. Bizler bu tartışmaları sonlandırırsak ailelerin seçimi gibi gözüken ve bu seçime sebeb olan asıl meseleleri gözden kaçırırız. Bazen bir araştırma hakkında yazarım ve aileler bana gelerek kişisel olarak yaşadıkları deneyimlerden bahsederler; ben de onlara daha iyi sonuç alabilecekleri başka bir yol gösterebilirim, kendi seçtikleri yol belki de kötü sonuçlar doğuracak veya risk taşıyor olabilir. Elbette seçtikleri yolla ilgili bir sürü neden sayarlar. İnsanlar seçimlerinin doğru olmadığını duyunca hakarete uğramış gibi hissediyorlar. 

Herkesin seçiminin "kendisi" için doğru olduğunu söylemek, hem bilgi paylaşımını durduracak hem de diğer bir çok aileyi "doğru seçim" yapmaktan alıkoyacak bir tutum. İşe geri döneceğiniz için 3. ayda vereceğiniz uyku eğitimi, bebeğiniz damak problemi olduğu için emzirmeyi bırakmanız ve bir çok yanlış bilgi nedeniyle verdiğiniz kararlar. Ve bu kararları bir çok araştırmayı, bilgiyi okuyarak vermiş de olabilirsiniz. Gerçek bir seçime sahip olmadığınızda problem orada başlıyor. Farkında olmadan, özgürce tartışma imkanı olmadan bir seçimin içine itiliyorsunuz. 



Belki aranızda markette çocuğuna mama alırken başkaları tarafından kınanmış insanlar vardır; kimbilir belki de birileri daha da ileriye giderek size çocuğunuzu zehirlediğinizi söylemişlerdir. Bu anne savaşlarıın bir sorunu değil bu tamamen çirkin insanların sorunudur. Anneler olarak birbirimizi desteklememiz bu sorunu, bu çirkin insanları değiştirmeyecektir. Bu durum aynı zamanda başka bir problemin de göstergesidir. Bu kişi sizin yaşam biçiminizi, gerçeklerinizi bilmeden sizi ve seçiminizi suçlamakta Belki de gerçekten sizin için doğru bir seçimdir ve işte zaten bu yüzden de o kişi çirkindir ama bir çok insan için doğru bir seçim olmayabilir ve bunu tartışmadan, konuşmadan bilemeyiz. 

Tüm bu savaşlar sona ererse bundan memnun olacaklar çok belli; daha insancıl aile yasaları çıkarmak zorunda olmayacak devlet, çalışanlarına daha iyi şartlar sunmayacak olan şirketler ve kazancına kazanç ekleyecek mama şirketleri ve sözde uzman olarak geçinen tek derdi kitabını satmak olan çocuk yazarları. Savaşan annelerin tek derdi çocuklarını daha iyi şartlar altında yetiştirmek; bu da tartışmadan olmaz. Tartışmayı bırakır ve her seçime saygı kisvesi altında ilerlersek doğru seçimler için pek şansımız kalmaz. 


Tracy genel olarak yazıda bunları söylemiş. Şöyle bir düşündüm; sosyal medyada tartışıp seçimimi değiştirdiğim konular oldu mu? Evet oldu; bugün geldiğim noktada iyiki tartışmışım diyebiliyorum. 

Seçimlere saygı konusunda ise; eğer o insanın o seçimi almasındaki özel nedenleri biliyorsam yani olayı her boyutuyla biliyorsam saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Çoğu kez sosyal medyada bir çok annenin seçimini değiştirdik; örneğin vajinal doğum yapmaktan korkan bir anneyi ikna edip vajinal doğuma teşvik ettik ve iyi ki dediğini duyduk. Tam tersi vajinal doğuma zorlanan bir anneyi dinledikten ve her yönüyle konuyu bildikten sonra sezaryanin gerçekten kendisi için en doğru seçim olduğu konusunda hemfikir olduk. Bu tartışmalar çoğu zaman gerçekten savaş ortamı yarattı. Sütünün yetmediğine inandırılmak isteyen bir annenin mama kullanmasına engel olduk; mama kullanmak kötü mü, hayır elbette; ama anne sütü varken, anne emzirmek, bebek de emmek isterken neden desteklemeyelim öyle değil mi? Sosyal medya dışında emzirmeyi hiç sevmeyen bir iş arkadaşım oldu onu da emzirmemek konusunda destekledim; çünkü gerçekten enine boyuna tartışınca onun için en doğru seçim emzirmemekti. 

Çirkin insanlar ve çirkin yorumlar olmadığı sürece anne savaşları devam etmeli diyorum ben de; çünkü bu savaş iyi bir şey uğruna veriliyor; hepimiz çocuklarımızı iyi bir ortamda en iyi bir biçimde büyütmeye çalışıyoruz. 

Ayrıca Tracy'nin dediği çok çok çok doğru. Bu tartışmalarımız biterse ne devlet yerinden ne şirketler yerinden ne de bir çok gıda şirketi yerinden oynar; 1 adım bile ilerlemez. Emziren anneler grubu sayesinde değil midir bazı şeylerin değişmesi, çalışan annelerin seslerini yükseltmesinden ileri değil midir bir çok şeyin değişmesi. İlk 6 ay anne sütü verilmelidir yazılması. 



Hem savaşalım hem sevişelim diyorum!


* Bu yazı bana Gezi olayları sürecini de hatırlattı; bazı insanlar seçimlere saygı duyalım diyerek AKP yanlısı olanlara hiçbir şey söylemedi; ben bunu doğru bulmuyordum hala da bulmuyorum; AKP'ye oy vermiş veya destekleyenlerin kaçı bilinçli ve AKP'nin gerçek yüzünü biliyor, biliyordu. Tartışarak belki de bazen kavga ederek bir kişinin bile fikrini değiştirmeye vesile olduysam, benim gibi düşünen besile olsuysa ne mutlu bize! 


Terbiye sınırları içersinde, hakaret edilmeden yapılan ateşli tartışmaların bazen iyi sonuçlar doğurabileceğine inanıyorum. 

10.10.2013

Acele Etme Sevgili Anne



Hayatta hiçbir şey için geç değildir diyenler ve her şey için artık çok geç diyenler! Siz hangi gruba dahilsiniz bilemiyorum ama eğer anne olduysanız mutlaka ilk gruba dahil olmalısınız; çocuk büyütürken insanın sık sık kendine hatırlatması gereken bir felfese bu: Hiçbir şey için geç değildir.

Aynı aceleciliği aynı telaşları ben de fazlasıyla taşıdım ve yaşadım; ta ki bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayana kadar. Ondan sonra da acele ettiğim şeyler zamanında kendiliğinden oluverdi. 


Nelere mi acele ediyoruz ve aslında ne kadar gereksiz:


Emzirme


Emmenin içgüdüsel olduğu bilgisine sahibiz; ilk hamileliğimizde sanıyoruz ki bebek hemen memeyi kapacak ee doğal bir şey bu ve herşey yolunda gidecek. İster vajinal ister sezeryan doğum yapalım; bebek mememize gelir gelmez emebileceğini dahası emzirebileceğimizi düşünüyoruz. Ama işler her zaman böyle gitmiyor. Kimi bebeğin emme refleksi kuvvetli olmuyor, kimi zaman da annenin ergonomisi emzirmek için uygun olmuyor.

Ve aslında tüm bunlar normal. Daha ilk dakikadan acele ediyoruz, o ilk saatlerde bebek emmezse alıyor bir telaş; çoğu zamanda ya anne ya da bebek pes ediyor. 


Oysa hiçbir şey için geç değildir felsefesini benimserseniz bebek 1-2 ay sonra bile meme emmeye başlayabilir. 


Aceleye gerçekten hiç gerek yok. Diyelim ki bebek emmek istemedi anne de emzirmek istemedi. 

Dünyanın sonu gelmiyor. Evet anne sütü tartışmamız bir bebek için en iyisi ama bir bebek için anne sütünden de daha iyi olacak şey annenin iyi olup olmadığı. Zorla emziren bir annenin sütünün keyifle emziren bir annenin sütüne göre daha az besleyici, daha az yararlı olduğuna inanıyorum. 

Emziremiyorum, sütüm yok diye depresyona giren bir annenin ise bebek için ciddi tehtit oluşturduğuna inanıyorum ki bu örnekler oldukça fazla. 




EK GIDA


Yaklaşık 6 aylıkken anne sütü veya mamanın yanına ek gıdalar ekleniyor ve annelerin en büyük telaşı başlıyor. Yiyecek mi, yemeyecek mi? Kendi kendine yemeği öğrenir mi öğrenemez mi? Ay bu çocuk çatal bıçak tutamıyor, hep elleriyle yiyor. Ay hiç yerinde durmuyor, sofra adabı olmayacak bu çocuğun vb vb vb. 

Sakin olmak gerekiyor ve belli akımların rüzgarına kapılmamak gerekiyor. Yemek konusunda o kadar çok etken var ki gerek fiziksel gerek psikolojik gerekse genetik. Çocuk sağlıklı ise gelişiminde sıkıntı yok ise ne kadar yediği ve ne yediği çok önemli değil. Ne yediği çok önemli değil derken elbette kötü gıdalardan bahsetmiyorum. Dün uzun uzun twitterda tartıştığımız bir konuydu.


Çocuklar elleriyle yemek yer bu da onlar için harika bir şeydir. Elleriyle yemekleri tanırlar, keşfederler ve sinir uçlarıyla beyinlerine bazı mesajlar gönderirler; hımmm bu yumuşak bir gıda gibi mesela. Önce elleriyle tanırlar, bakarlar ve tadarlar. Bir gıdaya parmak batırıp yemek normaldir çünkü tadı oradaki sinir uçlarıyla daha iyi alırsınız. Bırakın çocuklarınız bol bol ellerini yemeğe batırsın, inanın bu gelişimleri için çok çok çok önemli. 


Sağlıklı ama en bi sağlıklı besleme konusuna ise hiç girmeyeceğim; herşey kararında olsun. Bırakın çocuğunuz evde özgür olsun evde özgür olan çocuk dışarıda sınırlarını bilir, emin olun buna. Demek istediğim evde herşeyi yesin değil elbette; ama uzun uzun yazacak halim yok, merak ediyorsanız bana bir kahve ısmarlayın sohbet edelim :)


Size bir tavsiyem var; annenize çocukluğunuzu anlattırın, özellikle yemek konusunda, sonra bir de şimdiki yemek alışkanlıklarınıza ve değişenlere bakın. Ben hemen size kendimden ve abimden örnek vereyim; abim oldukça sağlıklı yetiştirilmi bir çocuk, mesela hayatında bir kere dahi dilinin ucuyla bile kola içmemiş bir insan. Sağlıklı öğünlerle büyümüş. Şimdi 42 yaşında obezitenin sınırında. Oldukça sağlıksız besleniyor. Çocukken ağzına sürmediği çikolata ve tatlılar şimdi vazgeçilmezi. Evet hala kola içmez. 


Ben abim kadar sağlıklı büyütülmedimse de çocukken yemeği hiç sevmediğim şeylere şimdilerde bayılıyorum. Çocukken sevdiğim bazı gıdaları da şimdilerde ağzıma sürmüyorum. 


Bunun yanısıra ben oldukça hareketli bir bebek ve çocukmuşum. Annem masada oturduğunu hiç bilmem diyor, oturdun ise de mutlaka masa tepesindedir diyor ki; çok net hatırlıyorum ilkokul ortaokul ve hatta lise zamanlarımda sandalyede değil masa üzerinde oturup ders çalışır yemek yerdim. Şimdi 34 yaşındayim masabaşı işim var ve masaya çıkıp oturmuyorum. Yemeklerimi sandalyede oturup yiyorum; masa adabını da yemek adabını da çok çok iyi bilirim, hani beni bir davet sofrasında görsen İngiliz Kraliyet ailesinden sanırsın o derece; bunun sebebi ise büyüdüğüm ailedir, sofra adabına çok dikkat edilen, en basit akşam yemeklerinin bile davet yemeği havasında geçen bir ailede büyüdüğüm. 

Aynı zamanda yemeğin fiziksel ve genetik boyutu ve temel tat alma respetörleri var. Herkes aynı tadı sevemez ve beğenemez. 


Yemeğin tamamen psikolojik boyutu var; sevmeyerek hatta iğrenerek yediğiniz yemeğin size hiçbir faydası olmayacaktır. Yenilen yemekten keyif aldığınız ve tadını sevdiğiniz sürece size faydası dokunacaktır. Sağlıklı beslenmek sağlıklı olmanın yegane nedeni olsaydı inanın kanserli hasta sayısı bugunun çeyreği olurdu. 


Bırakın çocuklarınız keyifle yemek yesinlerki yedikleri vücutlarında gerekli işlemi gerçekleştirsin. En karşı olduğum şeylerden biri de bir öğün aç bırak hiçbir şey verme bak bir sonraki öğünde en sevmediği yemeği bile yiyor! Evet çalışır bu sistem kesinlikle; neden mi? Çünkü insanoğlu hayatta kalmaya programlıdır, doğduğu andan itibaren. Premetüre bebeklerin savaşına bakarsanız bunu daha net anlarsınız. Yemekte hayatta kalmanın parçalarından biri, aç kalan insan en sevmediği yemeği bile yer, sebebi hayatta kalmaktır da ondan. Çocuk bu şekilde terbiye olmaz, çocuk bu şekilde sadece yara alır. Elbette her insan acıkır ve açlıkla terbiye terbiyelerin en kötüsüdür. 


Diyeceğim o ki; aceleye ve endişeye hiç mi hiç gerek yok. siz doğrusunu yapın ve çocuğunuza hiçbir şey öğretmeyin zaten kopyaya büyüyen çocuklar, kopyaladıkları yegane insanlar da aileleri. Armut dibine düşer. 



UYKU


Kimi bebek var doğduğu andan itibaren güzel uyuyan kimi bebek var, bu aynen Aren oluyor, doğduğu andan itibaren uyumayan, uykuya sürekli direnen. Evet biliyorum uykusuz bebek dünyanın en zor bebeği, hasta bebekle yarışır o derece. Ben tüm uyku metodlarını denedim, hepsini de çok çok çok iyi biliyorum. Uygulama konusunda da başarılıydım, okuduğumu da iyi anlayan biriyim lakin olmadı da olmadı. Acele etmeyi bıraktım aman napıyım dedim ve işler yoluna girdi; yani bizim hayatımız için girdi, başkaları için hala uykusuz bir bebek& çocuk sayılabilir. 

Bir de şu konu var; elbette tercih meselesi, aman ilk günden odasında yatırayım aman yatağımıza almayalım. Bunlar aceleden telaştansa bir bakın etrafınıza yetişkin olmuş öyle 18 yaş falan değil daha bile küçükken hala anne baba yatağına giden çocuk var mı:) Hala annesiyle uyuyan. Vardır ama bunların altında mutlaka ve mutlaka psikolojik sebebler vardır. 


Ben hala kısmen aceleciyim bu konuda, kendi kendine uyumasını istiyorum ama bunu onun gelişimi için değil kendi rahatım için istiyorum ve kendimi elbet bir gün uyuyacak deyip rahatlatıyorum. 



Eğitimler, eğitimler, eğitimler....


Çocuklara dair hiçbir eğitime inanmıyorum. Öğrenmeye ve öğrenmeye teşviğe inanıyorum sadece. Tuvalet eğitimi, uyku eğitimi, o eğitim bu eğitim. Aren'e hiçbir tuvalet eğitimi vermedim, kendi istedi biz de öğrenmesine yardımcı olduk 19 aylıkken 1 ayda halletti. Ne zaman kendi birşeyler için hevesli oldu o zaman öğrenmesine yardımcı olduk ve bu tip durumlarda hep çok rahat ve kolay atlatıldı. 


Acele bu konuda da hiç gerek yok. Elbette 5 yaşına gelmiş bir çocuk hala bez takmak istiyorsa ortada bir sorun vardır; elbette 2 yaşına gelmiş bir çocuk hala yürümüyorsa ortada bir sorun vardır; elbette 4 yaşına gelmiş bir çocuk hala konuşmuyorsa ortada bir sorun vardır. Çoğu zaman bu sorunlar psikolojiktıir, fiziksel problemler daha net ve daha erken farkedilebildiği için önlemini almak, tedavisini uygulamak daha kolay. Elbette bunlar aileleri telaşlandıracak konulardır. 


Ama bunlar dışında çocuklara bir şeyleri öğretmen için acele etmeye hiç gerek yok; ayrıca emin olun çocuk bir şeyi öğreniyorsa, başarıyorsa bunda elbette etkiniz vardır gerek doğru davranışınızla gerekse tutumunuzla ama en büyük başarı çocuğun kendisine aittir. İstemeyen, hazır olmayan, kabul etmeyen çocuğua hiçbir şey yaptıramazsınız asla! İsterseniz tüm gelişim kitaplarını hazmetmiş olun isterseniz dünyanın en iyi yemek yapan annesi en iyi uyku eğitimi veren annesi en bi şahane annesi olun çocuğunuz hazır değilse veya istemiyorsa ancak ve ancak kaba kuvvet veya baskı ile birşeyleri yaptırabilirsiniz. 



Son olarak diyeceğim o ki çocuk büyütürken konu ne olursa olsun aceleye hiç gerek yok! Kendinize ve çocukluğunuza göz atmanız yeterli. 

26.03.2013

Veda...



17 aydır süren emzirme maceramız pazar günü bitti; bir anda bir şakanın tam ortasında... Öylece kalakaldım, annelik serüvenimde bir kez daha yanıldım. Ya evladımı cok iyi tanıyorum ya da ona dair hiçbir şey bilemiyorum.

Bir süredir emzirmeyi sonlandırmak üzerine planlar yapıyordum; ama kelimenin tam anlamıyla başıma gelen "Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir"oldu. Ve biz planlar yaparken Tanrı bize gülermiş ya, eminim ben Tanrı'yı kahkalara boğdum.

Hedefim 24 ay emzirmekti. 2 yaşına kadar emzirmeyi doğal buluyorum; ve hatta emzirmeyi sona erdirdiğimiz halde eğer bebek, bağımlı değilse bence 2 yaşa kadar emzirilebilir. 24 aya kadar emzirme sebeblerimden diğerleri; Arenin diş dönemlerini zor geçirmesi ve memenin onu rahatlatmasıydı. 2 yaşın da insan ömründe bir dönemeç olduğuna inanıyorum. Bağımsızlık kazanmanın yolunun önce bağımlılıktan geçtiğine inanıyorum.

Aren ciddi bağımlı bir haldeydi; meme emme bağımlılığı ikimizinde hayat kalitesini fazlaca etkiliyordu. Herşey yarım yamalaktı hayatımızda. Oyun, uyku, ilişkimiz. Herşeyimiz meme emme üzerine kuruluydu. Oyun oynarken bir anda meme meme deyip emmeye başlardı; beni görür görmez tek istediği şey emmek olurdu. Anne'den önce meme mememmm derdi bana.

Ben kendimce bıraktırmayı düşündüğüm 23 aya kadar olan 6 ayı planlamaya çalışıyordum; tüm arkadaşlarımla, deneyimli annelerle konuyu paylaşıyori bıraktırma hikayelerini dinliyordum. Psikologumuzla görüştüğümüzde danışıyor ve meme bıraktırma üzerine okuyabildiğim kadar okuyordum. Benim 3 planım vardı.

Planlarımdan önce en çok Aren'in kendi kendine bırakması için dua ediyordum; tıpkı emziği bıraktığı gibi biranda kendi rızası ve isteğiyle. Ama bu pek mümkün gözükmüyordu; bunu istiyordum ama inanmıyordum. Ve aslında iyi bilirim; isteyipte inanmadığımız hiçbirşey gerçek olmaz. Gerçek dediğin inandıklarındır şu hayatta.

A planım; telkin yoluyla bıraktırmaktı memeyi. Konuşarak, ona durumu anlatarak. Bunu deniyordum; ama Aren'i biraz tanıyorsam bu yöntemin Aren üzerinde etkisi olmayacağını biliyordum. Aren istekleri konusunda tutkulu bir çocuk. Eğer bir şeyi istiyorsa ondan geri dönmez. Yani meme emmek istiyorsa ve memeden süt geleceğini biliyorsa ne yapar eder emer Aren.

B planım; mememe tadı kötü birşey sürmekti ki bu konuda sabırtaşının methini çok duymuştum ama bu yöntem benim içime hiç sinmiyordu. Çok sevdiği, tutkuyla bağlı olduğu, onun için hayat pınarı, neşe kaynağı, annesiyle bütünleştirdiği memeden iğrendirmek bana doğru gelmiyordu ki hala gelmez. Yine de bunu takıntı yapmamıştım. B planım kesinlikle buydu. Bir de özellikle erkek çocukların iğrendirilmemesi gerektiği söylenir ama dinlediğim hikayeler iğrendirilerek bırakmış erkeklerin ergenlik ve olgun yaşlarında memeyle ilgili travmaları olmadığı. Yine de bilinçaltı çok gizemli bunu kimse bilemez.

C planım; ilaç ile bitirmekti ki bu plan benim için aylarca emek harcadıktan sonra denenilebilecek bir yöntemdi. A ve B planları uzun uğraşlar sonucu sonuç vermez ise deneyecektim.

Tüm bu planların arasında geçtğimiz hafta ban yapıştırdım mememe. Aren güldü ııhhh dedi, bantı söktü ve attı. Biliyordum bunu, Aren bant nedir biliyor, bilmeseydi de sökmeye çalışırdı.

Ve Pazar günü; sabah 7:00 uyandık, klasik aile pazarlarımızdan biriydi; uykusuz ama neşe içersindeydik. Aren'le oynuyor, şakalaşıyorduk. Ve Aren deli gibi emiyor, meme ile oynuyordu ve görünüşe göre çok eğleniyordu. Güray'a dedim ki: Ben göğsüme sirke sürüp Aren'in tepkisini ölçeceyim, bakalım ne yapacak, ona göre planlarımı revize edebilirim. Güray, çocuk eğlenirken ağlatma, ağlayacak tabii ki napabilirki başka dedi. Ben de, bence ıslak mendil alıp silecek veya  yıkamamı talep edecek dedim.

Baba & oğul oynarlarken, mutfağa gittim ve göğüslerime 2 damladan daha fazla değil, elma sirkesi sürdüm. Yanlarına gittim; bir müddet sonra Aren meme dedi; açtım emdi ve yüzünü buruşturdu. Aaa öggh mu olmuş Aren dedim. Çok güldü, tekrardan emmek istedi yüzünü buruşturdu ögggh dedi ve kapadık. Bu kadar ! evet sevgili okur bu kadar! Aren bir daha emmedi. Ne ağladı, ne ısrar etti.

Biz inanamadık elbette; bunun bir donma hali olduğunu, şuan şaşkın olduğunu birazdan yaygara koparacağını düşünüyorduk. Ama hayır Aren oynuyor aklına geldikçe gülerek meme oggh diyordu sadece. Uyku saati yaklaştığında bir önceki gece hiç uyumamanın da verdiği etkiyle sapıtmaya başladı ve ağladı. Ağlarken meme falan demedi. Arabayla dolaşmaya çıktık ve daha araba köşeyi dönmeden uyuyakaldı. Uyanınca isyan çıkar diye düşündük, hayır o da olmadı.

Biz sürekli bir noktada patlak vereceğini düşündük. Ve ben dumur olmuştum. Evet duygumu en iyi ifade eden kelime bu "dumur olmak" Aren emmek istemiyordu, emmek için ağlamıyordu bile. Sadece şaşırmıştı ve mahsundu o kadar. Elbette şaşıracaktı çok değil bir kaç saat önce emdiği, oynadığı ve sevdiği meme biranda oghh olmuştu.

O günü dışarıda geçirdik, akşam uykusuna da arabada geçti. Arabada meme dediğinde; ona başını göğsüme yaslayabileceğini, kalbimin sesini dinleyebileceğini, kalp sesimi çok iyi tanıdığını ve kalbimin onun için attığı onu çok sevdiğimi söyledim. Onun daima yanında olduğumu, rahatlamak istediğinde bana ihtiyacı olduğunu bildiğimi ve benim de ona ihtiyacım olduğunu söyledim. Ama sadece emerek değil, elimi tutaraki başını göğsüme yaslayarak da rahatlayabileceğini, bunun ikimiz için de yeni bir serüven olduğunu söyledim. (Merak etmeyin bu cümleleri böyle tek seferde kurmadım, onun anlayabileceği gibi kurdum) 

Güray gece kesinlikle isyan çıkacağını düşünüyordu ki benden bundan emindim. Ve bir kez daha dumur olduk; uyandı meme dedi alabilirsin dedim ama istemedi, sokuldu bana ve uyudu. Evet uyudu, emerken uyandığında uyumak bilmeyen, memeyi açmak için geçen 1 dk'ya tahammülü olmayan çocuk sarıldı bana ve uyudu!....

Pazar öğleden sonrayı ve dün'ü içimde ince bir sızı, pişmanlık ve vicdan azabıyla geçirdim. Kendimi fiziken çok hazır hissederdim ama hiç değilmişim. Sanırım bağımlı olduğunu düşündüğüm oğlum benden çok daha hazırlıklı ve güçlüymüş. Hala gözyaşlarım bu yazının eşlikçisi; Aren'e saygısızlık ve haksızlık ettiğime inanıyorum. Benimki sadece şaka yollu bir denemeydi, tepkisini ölçmekti ama bir anda gerçeğe dönüştü. Dualarım bir anlamda kabul olmuştu; kolay ve bir anlamda kendiliğinde bitti ama ben mutlu olamıyordum.

Dün iş yerinde hop oturup hop kalktım; evi zırt pırt aradım. Mahsun olduğunu ama bir yandan da oynadığını ve ağlamadığını öğrendim. Akşam eve döndüğümde neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Ve o an; beni gördüğüne çok sevindi, hemen oyun oynamaya başladık; durdu, meme dedi. Alabilirsin dedim açtım, kafasını göğsüme fayadı sonra başını kaldırdı ve ögghh dedi ve oynamaya devam ettik. Arada başını göğsüme dayadı, ona söylediğim gibi elimi tuttu ve bir müddet öyle kaldı. Her seferinde kalbimin sesini dinle, o sesi en iyi sen biliyorsun dedim ve Aren'in rahatladığına şahit oldum.

Özetle; bir devrin sonuna geldik. Ben çok hazırlıksız yakalandım ve hala garip duygular içersindeyim. Eğer bilseydim ki Pazar sabahı Aren'i son kez emziriyorum; bambaşka bir emzirme seansı olurdu. Ben emzirme'yle vedalaşamadım, dolayısıyla da yol almam zor oldu 2 gündür. Ve isterdim ki, Aren de vedalaşsın ama sanırım o içinde bunu çok daha iyi halletti. Hiç olmadığım kadar Aren'in içinde olmak ve neler hissettiğini bilmek isterdim. Dün dedim ki bu durumu paylaştığım arkadaşlarıma; ileride rakı sofrasına sirkeli piyaz geldiğinde, Aren'in içinde tuhaf anlam veremediği bir his olacak ve sirkeli piyazı hiç sevmeyecek :)... Sanırım sirke kokusu Aren için anlam veremediği tuhaf bir his olacak. Benim içinse sevmediğim sirke kokusu artık daha da sevimsiz!

Şu deneyimden anneliğim adına çok fazla şey öğrendim; benim için müthiş öğretici oldu.

Kısa kısa.....
  • Siz de memeyi bıraktırmak istiyorsanız; sakın benim gibi deneme-yanılma'yı seçmeyin. Kararlı olun ve planınızı uygulamaya koyun, denemek yerine.
  • Bu ani bırakmanın neticesinde dün öğlene doğru göğüslerimde doluluk hissi oldu biraz sağdım ve bıraktım. Son zamanlarda fazla sütüm olmadığını biliyordum, eğer sizin süt akışınız iyiyse boşaltmanız gerekir diye düşünüyorum.
  • Memeyi bıraktırma kararı aldıktan sonra, son bir kez doyasıya emzirin ve vedalaşın!
  • Kendinizden daha çok çocuğunuza güvenin!



11.01.2012

3 Ayın Ardından






Bu Pazar Annelik serüvenimin (bu arada oğluma koymak istediğim isim Serüven'di lakin babası istemedi) 3.ayı doluyor. Bebekler ne kadar hızlı büyüyormuş ve biz kadınlar ne kadar güçlü varlıklarmışız buna şahit oldum ve her geçen gün daha da şahit oluyorum. Belki annelik serüvenini ve bir bebeğin tüm hayatını düşündüğümüzde 3 ay okyanustaki bir su damlası kadar ama olsun hem kendime hatıra olsun hem de bu 3 ayda öğrendiklerimi zorlandıklarımı keyfettiklerimi paylaşmak istedim.

Çocuk büyütmek domino taşı dizmeye benziyor. Sen itinayla titizlikle sabırla taşları dizmeye başlıyorsun ortaya çıkacak şey için son derece heyecanlısın ve ufacık bir dokunuş ki bu dokunuş çoğunlukla dışardan biri oluyor taşları tıııırrrrrrr düşürüyor yere. Haydi taşları yeniden dizmeye başlıyorsun. Annelik sabır işi, istikrar işi azim işi. Çocuğun olmadan kendine sabırlıyım, istikrarlıyım,azimliyim dememeli insan. Annelik oyle bir deneyim ki daha önce de yazdığım gibi insana tüm ezberlerini bozdurur.

3 Ay'a şöyle bir bakarsak bir çırpıda aklıma gelenler;

1. Ay
En zorlandıklarım: Emzirmek, ne istediğini anlayamamak ve kesinlikle zorlanma oscarını alacak olan gaz problemimiz. Etrafımdaki insanlara laf anlatmaya çalışmak,uykusuzluk
En keyiflendiklerim:  Göğsümde yatıp uyuması, kucağıma aldığımda  iç çekip rahatlaması, anne sütünün mucizesine bacağında yavaş yavaş oluşan boğumlarla ve kürdan gibi olan parmaklarının kofte kıvamına gelmesiyle şahit olup iyi iş çıkardığına inanmak

Neler Öğrendim: Anneliğin %99'u öğrenilecek şeymiş %1 iç güdüselmiş. Emzirmeyi, ne istediğini yavaş yavaş bu ayın sonunda öğrenmeye başladım. Altını doğru düzgün değiştirmeyi deevet hiç gülme sevgili okur o bezi bağlamayı ilk günlerde hiç beceremedim bağlayanlara da hayranlıkla bakardım içimden vay be bu bezi nasıl böyle bağladı derdim.

2. Ay
En zorlandıklarım: Gazını çıkarmak, uyutmak ve yavaş yavaş dünyayı keşfeden bebeği oyalamak , uykusuzluk ve uyutma çabaları
En keyiflendiklerim: İfadelerinin anlamlı olmaya başlayışı, çıkardığı belki anlamsız ama bizim için çok anlamlı olan sesleri, emmeyi öğrenmiş oluşu, emerken aldığı zevki, hazzı hissettirmesi

Neler Öğrendim: Acıkıp acıkmadığını anlar oldum ağlamasına fırsat vermeden emzirdim. Ne için ağladığını anlar oldum: Altımı değiştir, acıktım, uyumak istiyorum, sıkıldım gibi. Üstünü yardımsız değiştirmeyi ve bu işi çok hızlı yapmayı.

3. Ay
En zorlandıklarım:  Oğlumu paylaşmak, beraber dışarı çıkmak, emzik ve biberona alıştırmak

En keyiflendiklerim: Beni tanımaya başlamış olması ve beni görür görmez gülmesi, meme emerken bir yandan benimle sohbet etmesi, kendi kendine 5 dk bile olsa durması, gece uykusuna daha rahat geçişi

Neler Öğrendim:Zorlukları deneyimsizliğimle abarttığımı, uyutmayı, daha iyi iletişim kurmayı.

Elbette tüm maddeler çoğaltılabilir, örneklendirilebilir bunlar benim aklıma ilk gelenler bir çırpıda yazdıklarım.

Herşeyden öte gördüğüm deneyimlediğim ve öğrendiğim en önemli şey anne ile bebek arasındaki bağın gün geçtikçe kuvvetlendiği. Anneliğin eşşiz bir duygu olduğu. Bebeğini de sevmeyi öğreniyorsun. İletişim arttıkça dizdiğin domino taşlarının yerini bulduğunu gördükçe içindeki su gürül gürül akmaya başlıyor.

Anne kendine ve bebeğine zaman tanımalı. Kendini sorgulamayı bırakmalı. Ve şimdi dönüp bakıyorum da 1.2. ayda zor diye tanımladıklarım üzerinden sadece 30 gün gecince kolay bile olmuş. Kabullenmeli ve sakinlikle hareket etmeli. Bunlar herşeyden önce bana ders olsun sonra da anne olacak herkesin kulağına küpe olsun.

Aslında bu serüvenin tadını heran çıkarabilmeliyiz. Bir kadının başına gelebilecek en güzel şey anne olmak sanırm.