Evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.09.2015

Özür Dilerim Oğlum




Canım Oğlum, 

4 yaşına az bir süre kaldı. Hamile olduğumu öğrendiğim o günü dün gibi hatırlıyorum. Senden önce kaybettiğim bebeğimin duygusal yükünü hala taşırken kalbimde, babandan bile habersiz doktor yolunu tutmuş, kafamda acaba bir daha bebeğim olur mu sorusuyla bekliyordum. 

Doktor ekrana bakıp sanıyorum buradaki bir bebek dediğinde hafifçe doğrulup gerçekten mi demiştim? Gerçekten o bir bebek mi? Gidip kan vermiş sonra da senin geleceğinin müjdesini almıştım. Babana telefonda söyleyişim, o çoşkum o çoşkumuz hala canlı bir anı, üzerini tozlanmamış bile. 

Sonraki süreci hatırlamıyorsun ama biliyorum ki her bir hücren, ve içimde oluşmaya başlayan bedenin biliyor. Kolay değildi di mi Aren; korkularım, ümitsizliklerim, endişelerim, babanla yaşadığımız stres ve birbirimizi duygusal olarak hırpalayışlarımız, benim sessiz ama içten içe ağlayışlarım. Hepsini biliyorsun öyle değil mi? 

Bir türlü doğmak istemeyişin, babana gelmek istemiyor bu çocuk bizi istemiyor Güray diye ağlayışım o an kafanı döndürmen gelmek istemen ama benim doğumhane de seni çıkarmaya yetmeyen gücüm ve nefesim.... Ve sonra doktorun gözlerimin ta içine bakıp bebeği kaybederiz seni de deyişi, tüm gücümle seni babanla birlikte itmemiz ve gelişin... Gelir gelmez seni kalbimin üzerine koyuşları, bu anımın bile üzerine tek bir toz tanesi düşmemiş Aren... Öyle canlı öyle sahici duruyor orada hala.... 

Sonrası ise tozlanmış, kirlenmiş, bürüştürüp atılmış eski fotoğraflar gibi duruyor öyle değil mi? Hiç uyumayışın, mememden hiç ayrılmak istemeyişin, gaz sorunu yaşaman, ağlamalarının hiç bitmemesi, bir türlü huzur bulamayışın, evde başkaları varken nadiren huzurlu anlar yaşayışın ve evde senle başbaşa kaldığımızda birden bire değişmen... 

Tüm bunlar neticesinde sana zor sıfatını takışımız. Ve şimdi 4 senenin sonunda özür dilerim oğlum; zor olan sen değildin, sen sadece bebektin; zor olan zor gelen bendimi kendime zor geliyordum. İtiraf edemediğim korkularım, itiraf edemediğim duygularımın her birinin enerjisi senin üzerineydi. Senin ağlayışların, senin gaz sancın, senin bir türlü uyumayışın, hepsi benim zihnimin aynasıydı. Ve ben o aynadakinin kendim olduğunu göremedim!

Senden özür dilerken kendimden de diliyorum Aren. Kendime sımsıkı sarılıyorum; tüm bu yaşadıklarımız hem seni hem beni hem de bizi bir yere taşıdı, ve o taşındığımız yer bizim serüvenimizin en yüksel mevkiisi oldu. Bizi öldürmeyen şey bizi güçlendirdi. 


O çok zor geçen günler benim ruhsal gelişimimin bir parçası oldu; tüm o ruhsal acılar beni bambaşka bir yere taşıdı. Bugün Farkındalık adına çalışıyorsam ve bunu aşk ile yapıyorsam, bugün kendimle yüzleşebiliyorsam o günler iyi ki yaşanmış diyebiliyorsam sebebi sensin! Şükürler olsun bizi acılarımızdan şifalandırmaya götüren sürece. Şükürler olsun bizden elini hiç çekmeyen Yaradan'a.... 

Özür diliyorum oğlum ve seni çok seviyorum. 

10.07.2014

"Her Kilidin Anahtarı İnançtır"

Yürekten inandığım her şey gerçek oldu bugüne dek; çok şükür! İnandığım şeyden de asla vazgeçmedim, bunların en başında Güray'la olan ilişkim ve ilişkimizden doğacak çocuk gelir. Biraz yıpratıcı, fazlaca fırtınalı da olsa sonunda inandığım  şey gerçek oldu; evlendik ve çocuğumuz oldu ki ilk bebeğimizi kaybettik, Aren ise bize tam süpriz oldu ama biz hep inandık Yaradanın bize bir bebeği emanet edeceğine. 

Dövme ise gençlik yıllarında hiç sevmediğim, kınadığım ve asla dediğim şeylerden biriydi. Sonra sonra ufak tefek dövmeleri sever oldum; sonra neden yaptırıldığını sorgulamaya başladım; ben yaptıracak olsam neden yaptırırdım, ne yaptırırdım, ömür boyu bedenimde ne taşımak isterdim. Uzunca süre düşündüm üzerine ve çoğu zaman da cevabı hep havada kaldı. 

Benimle benzer duygu ve düşünceleri taşıyan Güray bir gün eve kocaman bir dövmeyle geldi içinde gizlice benim olduğum ama apaçık evladımızın ismi olduğu; gördüğümde ufak çaplı bir şok geçiriyordum!. Çünkü aklımın ucundan bile geçmezdi. İnsanlar evli oldukları veya, uzunca süre birlikte yaşadıkları diyelim, insandan etkilenir derler; doğru bu! Gözüm iyice alışmıştı dövmeye ve Aren'in babasının dövmesini sevmesi, konuşmaya başladığında burada Aren yazıyor demesi ve bunu söylerken çok zevk alması beni daha da dövme yaptırmaya itti. 

Sonuç mu? İşte yukarıdaki dövme dünden beri kolumda, ama çok uzun yıllardır zaten ruhumda! Hayatımdaki tüm kilitli kapılarımı açan inanç oldu bugüne dek! En kilitli kapım sevgili kocamdı; kimselerin olmaz dediği, kimsenin inanmadığı, belki kendinin bile ve sonra evlat! Çocuğun zor olur diyen doktorlar mı? Yaşın 30'u geçti diyenler mi? İçimde tutanamayan ilk bebeğim mi? Ama Yaradan'ın izniyle 6 ay hamile kalamazsın dedikleri bir dönemde Arenim tutundu içime çünkü ben çok inanmıştım Yaradan'ın mucizelerine. 


İşte tam da bu sebebten işte tam da inancın hayatımdaki tüm kilitleri açmasından sebeb bu sembolü düşünmeden yaptırıverdim tenime! 

Dövme felsefesiyle ilgili öyle yazılar okudum ki daha önceki dövme yazımda http://evcilikhayati.blogspot.com/2013/09/kendi-adma-nedenini-bulamadgm-tek-sey.html bu yazılardan birine yer vermiştim; okumanızı öneririm, o yazıda Güray'ın dövmesnin ilk hali de var :)

Şimdi sıra aklımdaki diğer dövmelerde; yine dövme yaptıranların ve hep söylenen şeyi anlayamazdım; insan bir kere dövme yaptırdı mı devamı mutlaka gelir diye, gerçekten de öyle oluyormuş :)

7.01.2014

Doğum İznindeki Anneye....





Doğum yapan her kadın karmaşık duygular içindedir ; üstelik bu karman çorman hal sadece ilk doğumunu yapan kadınlara özel değildir, ikinciyi üçüncüyü doğuran kadınlar içinde bu geçerlidir; nereden biliyorsun doğurdun mu ikinciyi derseniz; doğurmadım ama doğuranları gözlemedim ve dinledim. Zaten bu hale lohusalık denir. 




Doğum iznine ayrılmış, çalışan bir annenin duyguları ise biraz daha karmaşıktır; geçen her gün bebeğinden ayrılacağı güne biraz daha yaklaşıyordur. Lohusaya söylenmemesi gereken 10001 cümlenin içine extra cümleler girer; 


Ay sen bundan nasıl ayrılacaksın şimdi
Ay buna nasıl kıyarsın da işe dönersin şimdi sen
Ay sen bunu çok özlersin 
Ama annesi şuna bak daha süt çocuğu bu
Gerçekten işe dönmeyi düşünüyor musun?





Zaten duygularını çözemeyen sen, zaten ne olduğunu bile anlamayan sen, daha da karman çorman hale gelirsin. Vicdanın üzerine gelir oturur kocaman bir şey. Her gelen biraz daha yerleştirir yerine o kocaman şeyi.

Anne olan her kadın çocuğu ile birlikte bir başka insan oluverir; ve o bir başka insana, yeni bir bene alışmak zaman alır. Hayatın anlamı tamamiyle değişir; herşeyin anlamsızlaştığı bir tek evladının anlam kazandığı günler yaşarsın. Çoğu zaman sevişmek bile saçma ve anlamsız gelir sana o günlerde ki, evladını o sevişmeye borçlusundur. Hal böyleyken iş hayatı, çalışmak bunların hepsi anlamını ve önemini yitirir. Çoğu kadın için kendinin bile anlamı kalmaz. Yaşanması ve hissedilmesi gayet normal ve beklenen hallerken sağlıklı haller değildir bunlar; ama hemen hemen tüm anneler bu duygu çukuruna düşer; bazısı ebediyen o çukurda kalır, bazısı zamanla kendini, bebeğini ve ailesini o dipsiz çukurdan çıkarır. 



Doğum iznindeki annenin endişeleri vardır; bebekle arasındaki bağ kuvvetli olabilecek mi? Acaba beni sevecek mi? Ve çalışmaya geri dönecek her anne çocuğunu bakacak insanı kıskanır; bu insan kendi annesi bile olsa; çünkü bakacak kişi bebekle daha çok vakit geçirecek, daha çok dokunacaktır ona. Elbette kendisine sorulan o sorularda içini kemirip durur; toplumsal baskılar, aile baskısı ve nicesi. Çoğu anne yüreğini ama bunu evladım için yapıyorum zaten diye rahatlatır. İşe dönmek isteyen bir anne kolay kolay ama ben işimi özledim, dönmek istiyorum diyemez. Neden; utanır çünkü; ayıptır çünkü, ne derler sonra; ne yani evladından daha mı önemli? 

Toplumun ve geleneksel aile yapısının kadına biçtiği bir rol vardır; kadınlar anne olduklarında sahip oldukları bu sıfat herşeyden önce gelmelidir; kendini düşünen bir anne bencillikle suçlanır en çok. Oysaki kendini düşünmeyen bir insan evladını hiç düşünemez ama bunu kavramak her baba yiğidin harcı değildir. Doğaya karşı gelmek ve direnmek saçmadır; evet kadın kutsaldır ve evet annelik çok özeldir ve yine evet çocuğun ihtiyacı olan tek şey o ilk aylarda anne ve anne sevgidir. Ve yine evet bir anne en az 6 ay süreyle bebeğiyle et tırnak olmalıdır; gözünü açtı mı bebeği görmeli gözün kapatınca, kapatabilirse tabii, bebeğini görmelidir. 

Tüm bu bilgilerle büyütülmüş ve içine işlemiş bir kadının anne olduktan sonra işe dönmek konusunda vicdan azabı çekmesi gayet doğaldır. Bir çok kadın bu sorulara ve aslında sadece içine işlemiş bilgilerle doğru bir karar veremez. Hayatın her aşamasında tüm bilinçaltı bilgilerden sıyrılıp doğru karar vermek zordur zaten. Ancak ve ancak farkındalık düzeyi ciddi manada yüksek ve bilinçli insanlar doğru karar verip vermediklerini anlayabilirler. (Merak etmeyin ben de pek onlardan sayılmam)








Ben bugün neden mi bu konuyu yazıyorum; dün Alternatif Anne'de yazan Burcu (Burcu1Anne) şöyle bir yazı kaleme almış: http://alternatifanne.com/cocugunuzun-aklindan-gecenleri-anlayabiliyor-musunuz/. Yazıyı samimiyetiyle yazmış elbette, kendi duygu ve düşünceleri.  Çalışan bir anne olduğu için çocuğunun aklından geçenleri anlamadığını söylemiş; en sevdiği yemeği bile bilmediğinden bahsetmiş. 


Twitter üzerinden kendisine geribildirimde bulunmak istedim; bir annenin çalışıyor olması çocuğunun aklından geçenleri anlamayacağı anlamına gelmez.Bir anne çocuğunu tanıyamıyorsa orada farkında olması gereken başka detaylar vardır.  Uzman mısın da yorum yapıyorsun diyebilirsiniz; hayır uzman değilim elbette ama çalışan bir anneyim ve çocuğumun duygu ve düşüncelerini dahası en sevdiği yemeği bilebiliyorum. Neredeyse 7/24 çalışan anneler ve hatta babalar tanıyorum ve onlar da evlatlarını tanıyabiliyorlar.

Kimsenin kendi duygu ve düşüncesine karışamam ama genelleme yapılmasına karşı gelirim; çünkü binlerce doğum izninde olan ve işe dönüp dönmeme konusunda vicdan azabı çeken, böyle yazıları okuyup eyvah bak işte korkutuğum kadar varmış; işe döneceğim ve evladımı hiç tanıyamayacağım diye düşünen anne olacaktır. 



Korkma sevgili doğum iznindeki anne; evladını tanıyıp tanıyamamak çalışıp çalışmamakla alakalı değil. Sen kendini bilinçlendirmeye, sen farkındalığını her geçen gün yükseltmeye bak emin ol bilinçli olursan evladını senden daha iyi kimse tanıyamaz. Hatırla lütfen sizin aranızdaki bak daha o ilk anda içine düştüğü anda başladı, kimbilir belki de daha önce hayallerinde başladı evladınla iletişimin, ilişkin. Onu memene ilk dayadıkları anı hatırlıyor musun veya ona ellerinle ilk biberonunu verdiğin anı veya kuvozde ona ilk dokunduğun anı! Hatırla sevgil,i doğum iznindeki anne; nasıl da o kapalı gözlerini açıp bakmıştı sana, nasıl da o biberonu tutan elini kavramıştı nasıl da kuvozdeyken ona ilk dokunduğunda kalp atışları hızlanmıştı. Sence bir evlat o anı utunabilir mi, sen biran olsun unutabiliyor musun o anı. Evlat annesini kokusundan tanır bir anne evladını görmese de hisseder. 

Sevgili deneyimli anne hiç mi içine bir his gelip evi aradığın olmadı ve o hissin doğru çıktığı; çocuğuna bakan kişi hiç mi seni arayıp şimdi ne yapayım demedi. Ben evladımı çok iyi tanıyorum ve biliyorum ki çalışan bir çok anne evladını çok çok çok  iyi tanıyabiliyor.  Çalışmaya devam edip etmeme kararını kendi içine bakarak karar ver sevgili doğum iznindeki anne; ne beni ve benim gibileri ne Burcu ve Burcu gibileri dinle; sadece kendini ve evladını dinle! Senin tek kılavuzun yine sensin! Kimbilir belki senin, evladın ve ailen için en doğrusu işini sonlandırmaktı, o zaman arkana bile bakma istifanı ver. Ama şundan emin ol evladını tanıyabilmek için işini sonlandırmana gerek yok! 

Çalışan bir anne olarak ben de aynı süreçlerden geçtim; çalışmayı daima seven bir insan oldum ama hiçbir zaman işim herşeyden daha da önemlisi ailemden önce gelmedi. Çalışmak benim için daha konforlu bir hayatın aracı oldu bugüne kadar ve üretmeyi daima sevdim. Doğum iznindeyken herşey bir yana evladım bir yanaydı ki hala öyle; iş hayatına zorunluluktan dönmedim ama dönmemeyi düşündüğüm bir dönem oldu; yine çalışmayı düşünüyordum ama daha esnek bir biçimde; bunu Güray'a söylediğimde; bu kararı nasıl bir durumdayken verdiğinin farkında mısın dedi? Şuan resme o kadar yakından bakıyorsun ki uzaklaşmanda mümkün değil dedi. Ben senin yerinde olsam işe geri dönerim ve resme biraz da uzaktan bakar kararımı öyle veririm dedi; kararın her ne olacaksa arkamdayın senin dedi. Eğer aklında maddiyatla ilgili en ufak bir soru işareti varsa o soru işaretini virgule çeviririm ben bunu dert etme sen dedi. İçimi öylesi rahatlattı ki; çok haklıydı o resme uzaktan bakmadan ve sadece kendimi dinlemeden doğru bir karar veremezdim. İşe başladım ve resme geniş açıdan, uzaktan bakma şansım oldu. Şimdi öylesi mutluyum ki verdiğim karardan. Çocuğum güvendiğim, inandığım ama en önemlisi çok sevilen bir kişilerle, evladım o eve döneceğimizin güvencesiyle. Evladım eve döndüğümüz andan itibaren uykuda bile bizimle temas ve iletişim halinde, evladım bize biz ona doyabiliyoruz. 

Eve dönersin çocuğun uyuyor olur mesela; gidersin opersin, elini tutarsın ve kulağına burdayım, yanındayım ve seni seviyorum dersin; çocuğun bunu duyar, çocuğun bunu hisseder! Nereden mi biliyorum çünkü ömrünü bize adayıp bizden uzak kalan babam her gece kulağıma gelip bunu fısıldadırdı; çocukluğuma dair en güzel anımlarımdan biridir; babamı onca şeye rağmen seviyorsam çok seviyorsam yegane sebebi budur belkide!


Kendine izin ver sevgili anne; önce kendini tanı, yeniden keşfet kendini ve muhteşem serüvene bırak kendini, kendini yeniden tanırken evladını da tanıyacaksın!  Hatırla; mutlu annelerin mutlu çocukları olur. Kararın her ne olursa olsun zorunluluktan dahi olsa mutlu olmaya bak, şikayet etme, kendine kurban rolü seçme; çocuğunun seni örnek aldığını, çocuğunun pusulası olduğu daima hatırla!


















12.06.2012

Ben Ona Resmen Aşığım


Ben ona resmen aşığım. Görünce kalbim hızla çarpıyor, bütün gün aklımda o var. Uyurken özlüyorum yanımdayken özlüyorum. Bir türlü doymak bilmiyorum. Oflasam da poflasam da vazgeçilmezim olmuş.

Acaba bu sözleri bu resimdeki hangi adama söylüyorum :) Biri büyük aşk biri en bi büyük aşk :) Aşkın çoğalması hem de böyle çoğalması gibisi var mı ?

İletişim denilen şeyin gücünü yaşıyorum resmen. Açık seçik beyan edebilirim ilk gün o kucağıma geldiği ilk günden çok daha fazla aşığım ona çünkü iletişime geçtik kendisiyle. Şakalaşmaya bile başladık. Birbirimizin dilinden anlar olduk. Bakışlarımızla bile anlaşabiliyoruz. Arkamdan gel gel diye dolanıyor. Beni kandırmak istiyorsa o çapkın gülüşünü yapıyor. Sinirleniyor, kızıyor, öpüyor, sarılıyor. İletişimin en saf en doğal en gerçek hali o. Duyguları ne istediği o kadar açık ve net ki öylesi saf ve yalınki insanı kendine bağlıyor. Hayatın en güzel yanı o. 

Hiç mi zorluğu yok çok var. Hiç mi bunaltmıyor arada çok bunaltıyor. Ama ama tek bir çapkın bakış tek bir sarılış tek bir dokunuş herşeyi bitaraf ediyor. İnsanın diline iyi ki kelimesi yapışıp kalıyor. Hayatımda yaptığım ve yaptığım için ASLA pişmanlık duymayacağım yegane şey evladımdır.

O elindeki kumanda var ya bizi yönetiyor onunla.Bir tuşa basıyor kucakta bir tuşa basıyor memede bir tuşa basıyor sokakta.  Yeri geliyor sesimizi bile kısıyor vallahi. Kapama düğmesine hiç basmıyor ama.

8 aylık oldu büyüyor ve büyülüyor. Umarım o da büyüleniyordur bizden yana. Babasına hayran bensiz yapamıyor.  Bizim yerimiz çok farklı bunu belli ediyor. Özgür olmak için kanat çırpıyor resmen ama bir yandan da bağlı. Dilerim bu hep böyle olur. Kanatları hep özgürlüğü için çarpar ama köklerini de hiç unutmaz. Öyle yetiştirmek isterim ki onu hem olabildiğince özgür ve bağımsız olsun hem de köklerini daima hatırlasın.

İşte böyle...