mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.10.2014

Ego'ndan Kurtulursan Hayat Sana Güzel





www.facebook.com/mylifesblessings
Hayat çay yapmaya benzer; Ego'nu kaynat, endişelerini buharlaştır, üzütülerini hafiflet, hatalarını süzgeçten geçir ve mutluluğu tat!

İnsanın en büyük yanılgısı aklından geçen her şeye inanmak ve düşünceleriyle özdeşleşmek; kendi iç konuşmasına ki,bu kesinlikle iç ses değil, inanmak. İnsan kendi hikayesini yazıyor ve yazdığı hikayenin gerçekliğine inanıp onu yaşıyor. 

Bir kez düşüncelerinden ibaret olmadığını anladığında ve her düşündüğün şeye inanmaman gerektiğini ciddi bir özgürlük yakalıyorsun. Ve bu yakaladığın şey sana istediğin her şeyin kapısını açıyor.  Bunun ego'yla ne ilgisi var şimdi dersen birazdan izleyeceğin video'da göreceksin ilgisini. 

Konu derin konu çok uzun. Bu nedenle işin üstadına bırakacağım ben sözü; ama lütfen 10 dakikasınızı sadece bu video'yu izlemeye ayırarak izleyin. Echart Tolle benim en önemli rehberlerimden, kendisine dua'cıyım. 

Bu arada kendinizi tanımladığınız hiçbir sıfatın siz olmadığını söylemek isterim; iyi kötü olumlu olumsuz dediğiniz her şey EGO ;)







16.10.2014

Tarzan'ın Yaptığını Yap Mutlu Ol


Bu hafta blog yazıları biraz bioloji dersine hoş geldiniz tadında öyle değil mi :) Ama  insan vücudu ve işleyişi gerçekten muhteşem ve şifa dolu.








Timüs triod bezinin altında, göğüs boşluğumuzda, soluk borumuzun önünde yer alıyor ve bağışıklık sistemimizin temel taşı. Haz ve mutluluk duygusu bu timus bezinin salgıladığı hormonlar sayesinde oluyor.  Yandaki fotoğraf da daha bilimsel ve detaylı bilgiyi de görebilirsiniz.

Aynı zamanda tüm bağışıklık sistemimiz buradan yönetiliyor. 




Timüs bezini uyardığınızda hemen bedenin kimyası üzerinde olumlu etkiler görülüyor.  zararlı hücreleri yok etmeye yarayan T hücrelerini de kim üretiyor bilin bakalım ; elbette Timüs. Ve Timus bezini uyarmanın harekete geçirmenin öyle kolay yolları ki var ki, bakın onlar neler;




Gülmek & Kahkaha atmak

Hımm diyeceksiniz ki yahu kahkaha atacak halim olsa zaten atardım. Aslında atmalısın ama neyse sebepsiz gülemiyorsan elindeki sebeplerin kahkaha atmana yetmiyorsa ki aslında yeter, diğer seçenekleri deneyebilirsiniz.


Goril ol, Tarzan ol. 

Goriller ve Tarzan bildiğiniz üzrere göğüs kafeslerine vurmakla meşhurdurlar. Akıllılarmış vesselam; çünkü bu vuruş timus bezini titretip harekete geçirir; siz de arada vurun 3 parmakla,hatta çocuğunuzun da bu bölgesine ufak vuruşlar yapabilir hatta haydi gel Tarzancılık oynayalım diyebilirsiniz. Sakın kuvvetli vurmayın siz Tarzan veya Goril değilsiniz sadece mış gibi yapıyorsunuz :)


Dilini Kullan.

Dilinizin ucunu ön iki dişinizin hemen arkasına bastırırsanız; hatta konuşmadığınız ve yemek yemediğiniz zamanlarda bunu alışkanlık haline getirirseniz işte o zaman timus bezini daima titreşir bu da daha iyi hissetmenize vesile olur. 

Anadolu kadınların ağıt yakarlarken göğüslerine vurmaları ne tesadüftür ne de anlamsız; bu yine bize kodlanmış bir şeydir, böylece timus bezi çalışır ve acı hafifletilmeye çalışılır. 

Ayrıca çocukların ve hatta yetişkinlerin bir oyuncağı veya yastığı göğüslerinin üzerine yaslamaları tesadüf değildir; bu harekette timusu çalıştırır. 

Birine sarılmanın iyi gelmesinin hele de sarılırken sırta yapılan patpatatın da timus'u çalıştırma görevi vardır. 

Aslında gördüğünüz üzere; vücudunuz ne yapması gerektiğini iyi biliyor; dünyaya şifamızla birlikte geliyoruz. 












8.09.2014

Çocuğunuzun Hayatındaki En Önemli Şey Mutlu Olması mı?



Modern ebeveynlerin hemen hemen hepsi çocuklarının  ileride ne olmasını istenildiği sorulduğunda, cevap olarak mutlu olsun da der; evet bir çocuğun mutlu olması, birey olarak mutluluğunu sürdürmesi şüphesiz ki çok ama çok önemlidir. Ben de genellikle böyle cevap veririm; Mutlu olsun!

Çocuğumuza da bunu aşılarız, mutlu ol, sen mutlu ol da... ve sonra hemen arkasından başarı gelir, başarılı olmasını isteriz, doğal olarak, bunu kim istemez ki çünkü başarılı olunca sanılır ki mutlu da olacak; tarih nice üstün başarılara sahip ama mutlu olamamış insanla doludur oysaki.

Harvard üniversitesi geniş çaplı bir araştırma yapıyor ve çocuklara onlar için en önemli şeyin ne olduğunu soruyorlar; çocuklar, gençler; en çok başarılı olmayı daha sonrada mutlu olmayı seçiyorlar, en düşük oy alan seçenekler ise; başkalarına yardım etmek ve adaletli olmak!. Hatta çocuklar ailelerinin birine yardım etmektense başarılı olurlarsa daha mutlu olacaklarını düşündüklerini bile ifade etmişler. 

Düşündüm; biz Aren'e en çok neyi aşılıyoruz evet mutlu olmasını her şeyin üzerinde tutuyoruz ama bir yandan başkalarına iyi ve saygılı olmasını da ciddi bir biçimde aşılıyoruz, yine de sanki başkalarına karşı nasıl olduğundansa mutlu olmasını çok üstün tutuyoruz gibi. Araştırma yazısını okuduktan sonra dank etti; Aren'e şunu öğretmeliyiz; başkalarına yardım edersen zaten mutlu olursun!. Bunu dillendirmeliyiz özetle; 

MUTLU OLMAK İSTİYORSAN MUTLU ET!


Her akşam okuma listesine koyduğumuz yandaki kitapta bunu anlatan güzel bir kitap. Bugün okullar açılıyor; çocuklarımız, tüm çocuklar okulda da mutlu olsunlar; bugün onlara okulda çok mutlu canım, arkadaşlarını mutlu etmeyi hatırla diyelim!.....


18.08.2014

Hazır Olmayana Yardım Etmemek Yardım Etmekten Daha İyi

Bir şeyden fayda gördüm mü, bana iyi geldi mi hemen paylaşmak isterim. Sebebi çok basittir aslında; ben fayda gördüm sen de gör. Hayatta yegane inandığım şeylerden biri, mutlu insandan zarar gelmeyeceğidir. 

Mutlu olmak bir hal'dir, bu halin kendisi olabilmek ise marifet. Bu marifet için yürüdüğün yolda farkında olman yeterli aslında; bu öyle hemen olabilen bir şey değil. Mutluluk varılacak bir yer değil yolun kendisidir derler ya aynen öyle!

Yardım konusunda kendimi bonkör olarak tanımlardım ama bonkörlük sınırını aşıp ısrarcı olmuşum. Bak lütfen bunu dene, bak lütfen bunu yap, sana da iyi gelecek, bak bu tam sana göre, bak bundan mutlaka fayda göreceksin lütfen.  İyi bir şeye hizmet ettiğimi sanarken aslında çokca yanlış yapmışım. 

Bu aslında şu anlama geliyor; yolunda yürüyen birini önüne çıkan ve aşması gereken kademeleri atlatmak oluyor; oysaki kendi atlamalı, kendisi atlayacak ki öğrenebilsin ve yolunda daha sağlam adımlarla yürüyebilsin. Başkasının yolunda karşısına çıkıp bak önünde zorlu kademeler var, gel ben seni atlatayım demeye benziyor. Bu başkasının hayatına, sınavına müdahale. Oysaki kendinin vermediği sınavda çok şeyi öğrenemiyorsun; en düşük not aldığın sınav, başkasından aldığın kopya veya yardım ile aldığın yüksek puanlıdan daha iyidir.

Gerek kendi serüvenimde gerekse gözlemlediğim de şunu farkettim; hazır olan insanla bir şekilde yolun kesişiyor; ne zaman hazır olsam bir şekilde yoluma insanlar çıktı, bazen bu bir yazı, bazen bir kitap bazense bir insan oluverdi. Şu kitabı 1 yıl önce okusaydım hiçbir şey ifade etmezdi dediğim zamanlar, daha önce okuduğum hiçbir şey anlamadığım ama daha sonra okuduğumda ne güzel yazıymış dediklerim çokca var. İnsanlar da öyle...Bazen öyle yerlerde hiç tanımadığım insanlarla sohbetim oldu ki; karşımdaki insan ah ben de tam bu konuyu bilen biriyle konuşmak istiyorum dedi, bazen aynı cümleyi ben kurdum. 


İnsanlar hazır olduklarında cevaplar karşına geliyor bazen bir insan bazen bambaşka bir şey olarak. Bazen göremiyoruz çünkü henüz o kademeyi atlamamış oluyoruz; hani sanal oyunlarda bazı bölümlerde takılırız ve bir türlü geçemeyiz ya tıpkı onun gibi, sonra bir gün gelir tık geçeriz ve oyunun öteki kademesinde ummadığımız bir şeyle karşılaşırız; işte o kademeyi bonus puanlarınla geçmeye benzer hazır değilken sana yapılan müdahale; ama illa ki biter o bonus puanları daha zorlu kademeleri geçmezsin bu sefer çünkü bilemezsin ki o bonus puanlarınla atladığın kademelerde daha zorlu bölümleri aşabileceğin öğretiler vardır. 

Bu nedenle; hazır olmayan insana yardım etmemek yardım etmekten daha iyidir. Hazır olan insan zaten senin karşına çıkacak ve senden bir şekilde yardım isteyecektir. Aslında kimseye de akıl vermemek gerekir çünkü her insan sadece kendine yetecek akılla var oluyor; kendine yetebilecek kadarını başkasına verince kendine akıl kalmıyor. 

İnsanın bir yandan yardım elini her an uzatabilecek kadar açık tutarken mesafeye dikkat etmeli, bırakalım da açık tuttumuz eli yardıma hazır olan gelip tutsun. 





9.04.2014

Üstün Dökmen'le Zaman İçinde Çocukla Yolculuk



Sevgili arkadaşım Gamze'nin @gamzecihan81'in oğlu Uzay Florya Küçük Şeyler Anaokuluna gidiyor; bu okul Üstün Dökmen'in kurucusu olduğu zincir okullardan. Gamze, Üstün hocanın Zaman içinde Çocukla Yolculuk semineri olacak gelir misiniz dediğinde Merve @balyanaginhikayesi ve ben hemen kocaman bir eveeettt dedik.

Üstün hocayı daha önce defalarca kurumsal organizasyonlarda dinlemiştim ama bu seferki farklıydı; stand-up yapıyorum dese yeridir bence. İnsanın zekası bilgisiyle ve yaşanmışlıklarıyla birleştiğinde ortaya muazzam şeyler çıkabiliyor.

Seminer'in adı Zaman İçinde Çocukla Yolculuktu, belki siz de şimdi çocukla ilgili Üstün hocanın formüllerinden bahsedeceğimi sanıyorsunuz; biz de bu beklentideydik, üstelik böyle bir bekletimiz olmaması gerektiğini söylediği halde en başında. Sonunda şimdi size ebeveynlikle ilgili bazı stratejiler vermemi ister misiniz dediğinde çoğumuz el kaldırdık :) Çünkü aslında hepimiz ebeveynlik yolculuğunda tarif bekliyoruz; iki yumurtayı sütle çırp çocuğun kafasına sür gibi :)

Dünki sohbetten bana geriye kalanlar şöyle;

* Hayatta herşey göreceli. Nereden baktığın ve nasıl baktığın çok önemli. Üstün hoca zamanla uzay ilgili bir çok örnek verdi; üzgünüm o örnekleri yazamayacağım çünkü benim kafam matematiğe uzay bilimine falan basmıyor.

* Çocuklarımızın bizden geride olmadığını sadece genç olduğunu defalarca vurguladı Üstün hoca. Çocuklarımız bizlerden çok daha fazla şey bilerek bu dünyaya geliyorlar, bunun aksini iddia edebilecek ebeveyn olduğunu düşünmüyorum.

* Eğitim sistemimizin nasıl ezberci bir sistem olduğunu bugüne dek, ki bence hala öyle; ve nasıl yanlış bilgileri sorgulamadan iki farklı bilgiyi zihnimizde nasıl bir araya getiremediğimiz bir sistem olduğundan bahsetti. Örneğin Türk hamamı Türklere mi aittir diye sordu; evet dedik doğal olarak, oysaki Türklerden çok önce yaşamış olan Arşimet'in suyun kaldırma gücünü hamamada bulduğu bilgisinden bahsetti ve Arşimet Roma'lıydı gibi.  Suyun kaldırma gücünü Arşimet'in hamamda bulduğunu biliyoruz hepimiz ama hiçbirimiz bugüne dek ee o halde nasıl oluyorsa Hamam Türk'lerin buluşu oluyor bunu sorgulamıyoruz.  Ben bunun çok mühim olduğunu düşünüyorum; sorgulamak biz de çocukluktan itibaren yasaklanmıştır; bir çocuk çok soru sorarsa amma çok soru sordun denilir, o kısmı seni ilgilendirmez denilir ve daha nicesi.... 

Bir başka verdiği örnekte şu oldu Üstün hocanın: 6X6=36 mıdır diye sordu biz de pek tabii ki evet dedik; işin içinden bir iş olduğunu anladığımız halde. 10'luk sistemin alışılagelmiş olduğunu ama 6'lık sistem kullanılsaydı 6X6= 0 olacağından bahsetti ve kendi kurumlarında çocuklara bu bakış açısını bu sorgulamayı öğrettiklerini belirtti. Çocuğunuza 6X& kaç eder diye sorduğunuzda size geri dönüp hangi sistemde diye sorabilmeli dedi ki buna şapka çıkarırım; böyle sorgulayan ve böyle zihin çalışması yapabilecek bir evladım olmasını çok isterim. 

*Çocuklarımızın yara bandı olmadığını; bizim yaşadığımız ve yaralandığımız noktaları çocuğumuzla iyileştiremeyeceğimizden bahsetti. Bunu örneği meslek seçimine karışmak kısmında verdi; ama ben genel olarak çocuklarımızın gerçekten yara bandımız olmasına karşıyım, aslında bir çoğumuz çocuğumuzu bu anlamda kullanıyoruz bilinçli veya bilinçsiz. 

*Bilgiyi evcilleştirmek gerektiğini söyledi ki en doğru bulduğum söylemlerden biriydi. Aşkla yatıp kalkan ortaokul-lise öğrencilerinin Fuzuli'ye burun kıvırmasını anlamadığını söyledi ki haklı; hangimiz aşıkken Fuzuli okuduk, hangimiz Edebiyat dersinde Fuzuli anlatılırken ilgilendik? muhtemelen hiçbirimiz çünkü bilgi evcilleştirilmemişti, olduğu gibi aktarılmıştı bize ve ilgimizi de çekmedi. Ben tüm derslerin hayatın içinde olması gerektiğine inanan biriyim; hayatın içinden örneklerle anlatılan ve hatta yaşamasına vesilen olunan her bilgi hazinemizde yer alır. 
" HER ZAMAN MUTLU OLAMAYIZ AMA HER ZAMAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ"

Yukarıdaki bu cümle beni için sohbetten geriye kalan yegane altın bilgiydi; çoğu zaman bunu söylemek istedim ben de önce kendime sonra tüm sevdiklerime. Mutlak mutluluk diye bir şey yok ama her koşulda güçlü olmak zorundayız bu da bir gerçek; gerek mental, gerek duygusal; gücün fiziksellikten çok daha öte olduğunu düşünüyorum. 

"ÜRETKEN OL VE ÜRETTİĞİNLE MUTLU OL"

Üretkenliği öyle güzel tanımladıki Üstün hoca; hayvanları mı seviyorsun; git kapının önüne bir kase su koy al sana üretkensin işte dedi ve ne iş yapıyorsan ne üretiyorsan bunun sonucundan mutlu olmayı bil dedi. Ne çok hayvan savunucu görüyorum; doğru bir şeyi savunurken öfkeli dedi; öfkeli insan mutlu olamaz arkadaş! bu çok doğru. Hayatında öfke varsa güzel olan her şey aslında hiç yoktur diyorum ben de!

"HAYAT AMACIN MUTLU OLMAK OLSUN"

İstersen olabilirsin yeter ki iste!




6.03.2014

Kendini Kötü Hissederken....

Gününüz kötü mü geçiyor uyandınız ve üzerinizde bir ağırlık, bir bıkkınlık mı var. Depresyondasınız veya depresyona girmek üzeresiniz, kimseyi görmek ve hatta konuşmak bile istemiyorsunuz, tek istediğiniz mutsuzluğunuzu dibine kadar yaşamak ve öyle kalmak! Demek ki siz bunları hissettiğiniz gün mutsuz olmayı seçtiniz, demek ki biriktirdiğiniz ve belki biriktirdiğinizin farkında bile olmadığınız şeyler vardı ve bir anda olduğunu sandığınız bir öfke patlamasına tutuldunuz sebebsiz bir mutsuzluk hali. 

Bunları hissettiğiniz anda hemen kalemi al hayatındaki iyi şeyleri yazmaya koyul hemen ama. Üşenme lütfen kaleme kağıda sarılmayacaksan telefonunun klavyesine sarıl ama mutlaka yaz. Yazmanın bir şifa olduğunu daima hatırla. Yazdıkça çözülecek her bir cümlede kendini daha iyi hissetmeye başlayacaksın. Yazdıkların bittiğindeki eminim hayatında her güzel şeyi yazmış bile olamayacaksın şükürler olsun diyeceksin ve sabahki halinden eser kalmayacak. 

Yazdığın onca şükür ve şükran duyacağın şey varken hala kendini kötü hissediyorsan üzgünüm ama şükrün ve şükranın gönlünden gelmiyor demektir; sahip oldukların kıymetini ve değerini bilmiyorsun demektir. Öylese kötü olman öylesi doğalki. Kendini sevmiyorsun demektir bu; kendini sevmezken evladını bile sevemezsin sonun kaçınılmaz mutsuzluktur! Şimdi iyi düşün bunu mu seçiyorsun kendin için, gerçekten mi????

İşte benim hemen aklıma gelen şükran listem: 

Yürüyebiliyorum
Konuşabiliyorum
Duyabiliyorum
Tat alabiliyorum
Yazabiliyorum
Okuyabiliyorum
Bu sabahta uyandım 
Sağlıklıyım & Sıhatliyim
Ailem & Evladım & Dostlarım var ve hepsi sağlıklı
Kazancım var
Yuvam var 
Aklım var

ve nicesi ve nicesi...... Hepsine şükürler olsun, Yaradan'a şükranlarımı sunuyorum. 

Bunları yazıp üzerine bir de okuyunca kendinizi daha iyi hissetmemeniz pek mümkün değil. Mutlu olana kadar, bunların hepsinin doğal değil size bahşedilen çok çok özel şeyler olduğunu anlayana kadar yazın ve okuyun. 


Mutsuz olduğunuz günler elbette olacaktır, o gün mutsuz olmayı seçtiğinizi bilin ama yine de şükranlarınızı sunmayı ve şükretmeyi daima hatırlayın. Dilinizde şükür gönlünüzde o şükrü söyleyecek duygu daim olsun. 


Eminim bir çocuğunuz ülkemin ve dünyanın hali böyleyken mutlu olmak mı diyorsunuz; kötü şeyler ancak ve ancak iyi şeyler çoğaldığında yok olurlar; herkes üzerine düşüneni yapsa dünyanın halini varın siz düşünün ee başkası üzerine düşeni yapmıyor diye siz de mi yapmayacaksınız, neden? Mutluluğunda mutsuzluğunda bulaşıcı olduğunu hatırlayın ve size hangisinin bulaşmasını istiyorsanız ona karşı korumasız ve yakın olun. Şimdi hayatınıza dışardan bakın hangisine yakınsınız hangisine karşı korumasızsınız!.... 

Siz iyi vatandaş olun, siz farkında olmayanları farkına vardırın ama bunun için tüm gün TV karşısında oturmanıza kötü ve boktan giden herşeyi sövmenize gerek yok!  

Mutluluk bulaştıran ve üzerine mutluluk bulaşanlardan olun! 

Bir kez daha: Dilinizde şükür gönlünüzde o şükrü söyleyecek duygu daim olsun. 








19.12.2013

Mutlu İnsanlar

Kişisel gelişim dizisinin 2. yazısıyla başbaşa bırakıyorum sizi. 



Yıllar önce ortaokuldayken günlüğüme şöyle yazmışım: "Mutlak mutluluk yoktur" Aragon'un "Mutlak aşk yoktur" sözünden yola çıktığım kesin. Sizce mutlak mutluluk var mıdır? Bence yoktur; ama en mutsuz anların içinde bile istersek gülümseyebileceğimiz bir şey bulabiliriz, buna inanıyorum. 

İnsanlar genel olarak 2'ye ayrılıyor; her daim mutluluk için çabalayanlar vs her daim mutsuz olacak bir şey bulabilenler. İkisi de çok zor değil aslında. Mutsuz olmak için de mutlu olmak için de nedenler fazlasıyla var. Bugün ülkenin durumuna bak mutsuz ol vs bugün nefes aldığın için mutlu ol; işte bu kadar basit! 


Mutlu insanların ve mutsuz insanların kalıplaşmış davranış biçimleri var. Mutlu insanların ortak özellikleri ise aşağıdaki gibi; siz hangilerine sahipsiniz ve biliyor musunuz bu davranış biçimlerini özümserseniz mutluluk oracıktan size göz kırpıyor olacak. 


MUTLU İNSANLAR;


Başkalarının Ne Düşündüğü İle İlgilenmezler




Bunu duyunca insan bir duruyor ve öyle şey olur mu canım diyor. Evet öyle şey olur; bazen başkalarının ne düşündüğünü önemseme ve düşünmek sizi yolunuzdan alı koyar. Aslında burada söylenmek istenen kimseyi takmayın, bildiğinizi okuyun değil; ama kendinizle ilgili bir karar alacaksanız ve iç sesiniz buna onay veriyorsa, gönülden istiyorsanız sadece kendinizi dinleyin sadece. Başkalarının ne düşüneceğini kendinizin ne hissettiğinden, ne düşündüğünden daha önemliyse orada sorun vardır ve orada mutlaka bir mutsuzluk söz konusudur. 

Başarılarının Kanıtı İçin Başkalarının Övgülerine İhtiyaç Duymazlar




Mutlu insanlar önce kendilerini tebrik etmeyi bilirler; başkalarının onayına gerek duymazlar. Elbette iltifat ve övgü almak ve bunları kabullenmek de güzeldir; ama bir şeyi başardığınıza inanıyorsanız bunu önce kendiniz onaylayın, diğerlerinin onayı da üzerine kaymak olsun. 


Mutlu olmak için bir başkasına veya bir nesneye ihtiyaçları yoktur

Mutluluk için ilk bakacakları yerin kendi içleri ve kendileri olduğunu bilirler. Kendi içinde ve kendiyle mutlu olamayan birinin tüm mutlulukları geçici olacaktır. 




















Geçmişte Takılıp Kalmazlar





Başka İnsanların Olumsuz Yönlerininin Üzerinde Durmazlar


Ağlmanın Kötü Olduğunu Düşünmezler


Tüm bunların dışında mutlu insanların başka orta özellikleri de şöyle;


Kendileri Dahil Olmak Üzere Hissettiklerini Açıklıkla Dile Getirirler

İlgi  Odağı Olmak İçin Çıldırmazlar

 Kendilerini Başkalarıyla Karşılaştırmaz

Kaybetmekten Korkmazlar

Negatif Ortamlara Dahil Olmazlar

Başkalarından Fazla Şey Beklemezler

Herşeyi Kontrol Etmeye Çalışmazlar

Gülmeyi, Kahkaha Atmayı Ciddiyetsizlikten Saymazlar

Herşeyi Paylaşmaya Hazırdırlar

Gelecek için Endişelenmezler


Bu listeyi gözden geçirmenizi ve hangilerine sahipsiniz onlara bakmanızı öneririm; sahip olduklarınızı güçlendirmeye devam edin derim, diğerlerini de benimserseniz; mutlu olmaktan başka bir işe yaramaz. 

Beni sorarsanız ben maddelerin yarısından fazlasını benimseyen ve uygulayan biriyim; mutluyum evet hiç mi mutsuz olmuyorum, oluyorum ama sanırım bu sayede çok hızlı atlatıyorum.

23.08.2013

Ne Zaman Mutlu Oluruz?



Mutluluk; yaptığınız işin ve söylediklerinizin hem sizim hem de başkalarının yararına olduğu vakit başınıza gelen şeydir. İşte tam da bu nedenle yani yapılan bir çok işte söylenen bir çok sözde başkaların yararı düşünülmediği için, mutluluk tam olarak gelemiyor; nereye mi gelemiyor, insanlığın başına gelemiyor!


Mısır deyince aklına sadece patlamış mısır, Suriye deyince aklına sadece Türkiye'ye yakın bir yer, savaş deyince aklına sadece tarih dersleri, bebek&çocuk ölümleri deyince aklına sadece "Allah rahmet eylesin" cümlesi gelenlerle birlikte yaşamak çok zor çok!. 


Doğan Hızlan aklımdan, yüreğimden geçenleri bugün öylesi güzel özetlemiş ki; yazının tamamı için: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24574562.asp

KLAVYENİZİN başına geçiyorsunuz, okuduğunuz bir kitabı, dinlediğiniz bir müziği, izlediğiniz bir filmi ve düşündürdüklerini veya dünyadaki güzellikleri anlatma isteği derinlerden sizi sarıyor ama kıyımlar, akan kanlar birden bu duygularınızı vicdana dönüştürüyor.


Haftasonuna girerken, yaptıklarımızı, söylediklerimizi ve mutluluklarımızı bir daha gözden geçirelim; sadece kendimiz için mi yaşıyoruz yoksa tüm dünyayı, insanlığı da düşünüyor muyuz? Dualarınızın içinde tüm dünya çocukları, tüm insanlık olsun. Evet olsun kimseyi ayırmadan olsun! 

Vicdanınıza biraz yakından biraz da uzaktan bakın; sızısını dindirmek istiyorsanız vicdanınız, belki sadece elinizden dua etmek geliyordur, dua etmeye öncelik verip; sürekli dua edin. Hatırlayalım; herkes kendi kapısının önünü süpürse kocaman bir mahalle tertemiz olur. Herkesin yapabileceği birşeyler vardır; kiminin duası kiminin eylemi, kiminin de hükmü!


Daha mutlu bir dünya için adım attığımız bir haftasonu olsun!

9.01.2013

Anı Defteri




Hepimizin kah içinde dolaşmayı sevdiği kah sayfasını bile çevirmekten hazetmediği bir kenara tozlanmaya bıraktığı bir anı defteri var. Nerede mi bu anı defteri zihnimizin içersinde. Bu anı defterinin sayfaları bol resimli, tek satırlık cümlelerle dolu. Sayfalar dolmaya bebekliğimizle birlikte başlıyor. Hergün bir kare belki birden fazla kare koyuluyor bu deftere birgün geliyor bu defter kapatılıyor. Farkında bile değiliz çoğu zaman zihnimizin derinliklerinde böyle bir defter olduğunun. Ama her sayfası her günümüze ve hatta davranışlarımıza yansıyor.

Bazen sayfalarını açmayı sevmediğiz bu defterin veya farkında olmadığımız bu anı defterinin farkına bir psikolog koltuğunda  varıyoruz, sayfalarını tek tek açıyoruz. Karşımıza ne kareler çıkıyor. Eğer şanslıysak belki her gece uyumadan önce belki de her anımızda bu defterin sayfalarının içersinde dolaşıp yüzümüze kocaman bir gülümseme konduruyoruz. Ve günün sonunda; mutlu, hüzünlü, depresif, mutsuz vb gibi sıfalarla anılıyoruz hepimiz.

İnanıyorum ki, davranışlarımızın temelinde bu anı defterimiz var. Ben Aren'in anı defterini hep mutlu karelerle doldurmaya çalışıyorum. İşte bu yüzden de insanlar çokca kavgasını verdiğim sınır koymai sınır çizme konusunda çok mu çok bonkör davranıyorum. Nasıl mı?


Doğruyu yaptığımı iddia etmiyorum; ama ben yemek disiplini oluşturmuyorum. Her türlü yemeği yere atma, yüzüne sürme gibi özgürlükleri var. Bundan çok zevk alıyor gözüküyor. Hergün, her akşam benzer kareleri yaşıyoruz. Onun bu mutluluğuna biz de eşlik ediyoruz. Evet bir noktada yetişkin bakış açımız devreye giriyor veya üşengeç tarafımız. Her gece yerleri silmek, mama sandalyesini temizlemek ve benzeri zevkli ve kolay değil. Ama sırf üşengeçlikten onun bu eğlencesine bu mutluluğuna engel olmak istemiyorum. Kimbilir belki de en büyük hatayı yapıyorum. Belki yaşıtlarına göre çok daha geç düzenli yemek yeme sistemine geçecek. Düzenli ile ifade etmek istediğim, ellerini işin işine karıştırmadan yemek yemek. Kimbilir belki de ileride ona pis çocuk diyecekler. Ama bence o zihninin ve kalbinin bir yerinde çocukken bir kase yoğurdu yüzüne sürerken ne denli mutlu olduğunu hatırlayacak. Anı defterinde yemek ilgili komik görüntüler yer alacak ve bu görüntülerde ona eşlik eden anne ve babası.



Mutfakta herşeye karışıyor. Bir keki yapmak 1 saatimizi alabiliyor, her yer un her yer yumurta akı olabiliyor. Ama hiçbirşeyi onun bunu yaparken ki başarıyorum, kendimle gurur duyuyorum görüntüsüne değiştirmem. Pişmesini görmek ve beklemek için fırının karşısında duruşu, fırının alarmı ötünce ellerini çırparak mutfağa koşuşu ve çıktığında sıcak sıcak dememize, kendisinin uff ufff diyerek ama bir yandan da ellemek, yemek için heyecanlanmasına değişmem.


Suyla oynamaya bayılıyor. Çeşmenin yanına oturttur ve eline birşeyleri yıkasın normalde 5-10 dk fazla ilgi göstermezken, konsantre olmazken hiçbirşeye yaklaşık yarımsaatimizi bazen 45dk böyle geçirebiliyoruz. Evet üstü başı daha 5 dk önce değiştirilmişken sırılsıklam oluyor evet o salatalar çöpe veya  benim mideme inebiliyor. Çünkü bir yandan bana yedirmeye çalışıyor o pis salataları pis de olsa tadı korkunçta olsa yedirmeye çalıştığı şeylerin zevkle yiyorum. Çünkü zihninde, anı defterinde mutlu bir kare yer almasını istiyorum. Elbette o bunları yaparken, buraya yazdığım kadar naif, buraya yazdığım kadar mutluluk perisi olamıyorum. Yetişkin halim hep devrede ama yine de sınırlar koymuyorum. Sıkılıp suyla oynamaya doyana kadar yanında duruyorum. Elbette ardından üstünü üçyüzaltmışbeşinci kez değiştirirken ofluyorum pufluyorum. Ama bunları çoğu zaman ona çaktırmayaya çalışıyorum.


Dün hasta olduğu halde kar yemesine izin verdim. Kar'la ilk tanışmasında gönlünce hareket etmesine engel olmak istemedim. Kar'ı elbette ağzına götürecekti. Kar yenmez demek bana çok saçma bir cümle gibi geldi. Sahi neden yenmesin ki elbette oral dönemindeki bir çocuk karı ağzına götürmeyecekti de ne yapacaktı. Karın eriyip suya dönüşmesi çok ilginç geldi ona. Dün belki de ilk kez bir deneye şahit oldu; karın suya dönüşmesi. Kimbilir belki ileride bilim ile ilgilenmek isterse zihnindeki anı defterinde bu sayfa gelir gözünün önüne, gülümseyerek hatırlar ilk deneyini. Hem kaçımız karın dilde bıraktığı hissi hatırlıyoruz ki? Kaçımız bu yaşımızda karı agzımıza götürüp, deneyimledik.


Evi süpürmekten ne zevk aldığını bilmiyorum. Ama çok zevk aldığı bir gerçek; dolayısıyla süpürgenin sapının onun boyuna indirdik ve evi süpürmesine izin veriyorum. İzin vermemen için bir gerekçe göremedim, bulamadım tabii ki yetişkin bakış açımı bir kenara bıraktığımda. Yoksa saatler süren ufacık salonun süpürülmesi ve vuuuu sesiyle yaşamak çok hoş değil. Ama işte yetişkin bakıç açım ve yetişkin iç sesimle ona  ve isteklerine engel olmak istemiyorum.

Belli sınırları koymadığım veya sınır koymak konusunda esnek olduğum için eleştiriliyorum. Bilmem belki de onlar haklı. Biliyorum ki çocuğuna en büyük zararı en büyük faydası dokunmak isterken anneler&babalar ve yakınları yaparlar. Ben sadece onun anı deftlerini mutlu karelerle doldurmak istiyorum. Sınır koyabildiğim ve o sınırın arkasında durduğum tek konu güvenlik ve kendine zarar verme diyebilirim ki bunların içersinde arada esnek davrandıklarım olabiliyor. Mesela ağlasa da katılsada bıçak ve ucu açık tellere dokunmasına izin vermiyorum. Ona sımsıkı sarılıp kendine zarar vermene izin veremem, seni çok seviyorum, o bıçak çok tehlikeli diyorum. Ve fakat araba koltuğunda katıldığında koltuktan kaldırıp kucağıma alabiliyorum; yarada sığınarak beni vicdan azabına gömmekten azad etmesi için yalvararak.


Beraber sallandığımız salıncak fotoğrafının anı defterinde yer almasını; üzgün, keyifsiz bir anında bu kareyi hatırlayıp bir parça mutlu olmasını istiyorum. Anne olarak her ne yapıyorsam tıpkı her anne gibi çocuğumun mutlu olmasına vesile olması için yapıyorum. Benim anı defterimde öyle fotoğraflar var ki bazıları sığındıklarım bazıları da yırtıp attıklarım lakin attıklarım bile silinmiyor zihnimden.

Özetle, sınırları çizerken yetişkin bakış açımı, "çocuklar sınırları sever" söylemini, okuduğum, öğrendiğim tüm bilgileri bir kenara koyuyorum. Aren'in gözünden görmeye çalışıyor ve kendime hep şu soruyu soruyorum. Buna izin vermemem için ne gibi bir sebebim var. Sebeb yetişkinlerin dünyasına aitse o sınırı çizmiyorum


3.08.2012

Mutluluk....

"Ben 5 yasındayken annem bana her zaman mutluluğun hayatın anahtarı olduğunu söylerdi. Okula gittiğimde büyüyünce ne olmak istediğimi sordular ben de "mutlu" dedim. Onlar da bana ne sorulduğunu anlamadığımı söyledikler ben de onlara hayatı anlamadıklarını söyledim."



Benim için mutluluğun en güzel karelerinden biri hayatımdaki 2 erkek ve onların mutlu olduğu an. Bu anların oluşturduğu hayat insana ölürken gözlerini huzurla kapattırır....

Aren ile ilgili aldığım en güzel iltifat duyduğum en güzel söz; "Ne kadar mutlu bir bebek" şükürler olsun ki Aren gerçekten mutlu bir bebek. Bunun için çok çabalıyoruz. Okuyoruz, araştırıyoruz hatta duymak isterseniz bu konuda da yazabilirim.

Aren ileride John Lenon gibi biri olup da annem&babam bana bu hayatta ne olursa ol önce mutlu ol demeyi öğretti der mi bilemiyorum ama benim Aren'e yegane öğretmek istediğim şey budur:  MUTLULUK. Mutluluğun bir seçim olduğu, bir bakış açısı olduğu.

Çocukları hayata hazırlamak cümlesine ve zihniyetine çok karşıyım. Hayatın zor olduğunu ve güçlü kalmaları gerektiğini değil hayatın mutluluk verici birşey olduğunu öğretelim onlara, eşlik ederken en kıymetli emanetimize bu hayatta karşılaştıkları zorluklara fırsat gözüyle bakabilecekleri zihniyeti yerleştirelim zihinlerine. Mutluluğun öğrenilebilen birşey olduğunu gösterelim onlara.

Bir gün büyüyüp koca adam olduklarına bana annemden babamdan kalan en önemli şey budur desinler.

Öyle isterim ki Arenin büyüyüp bana bunun için teşekkür değil ufak bir öpücük kondurmasına bir telefon açıp veya bir yemek sohbetinde Mutluyum Anne demesini çok isterim. Nasılsın Aren dediğim de iyiyim yerine mutluğum anne cümlesini duymak içindir tüm çabam.

Ben Aren'i yetiştirirken tüm kurguyu bunun üzerine kuruyorum dilerim başarılı olurum. Dilerim dünya üzerindeki tüm çocuklar önce mutlu olmasını öğrenirler gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Aren Mir benim mutlu oğlum daima öyle kal mutlulukların katlanarak artsın seviyorum seni gülen gözlüm gülen yüzlüm kulağına bıkmadan fısıldadığım gibi....

21.11.2011

Aile Olmak


Anneliğimin en zor günlerinde açıp bu resme bakıyorum çünkü bu bizim ailenin mutluluğunun resmi.  Babanın güvenli kollarında anne&çocuk. (Bu arada bu resimdeki gibi tombul yanaklı ve yamuk değilim)

Resimdeki bir diğer ayrıntıda 3.'de gözlerinin kapalı olması hepimiz aynı hayali mi kuruyoruz, aynı ruyayı mı görüyoruz bilmiyorum ama hepimizin kendini mutlu ve huzurlu hissettiği kesin.

Şimdilik böyle kısa bir merhaba diyeyim dedim. 40. dolsun bakın ne bomba yazılarla döneceğim biriktiriyorum şimdi :)

Sevgilerimle
Tuten çaylak anne

29.07.2011

Mutlu Biten Bir Ev Hikayesi

Ben susuyorum resimler konuşssun. Hepsi ve daha fazlası için lütfen EVİM dergisi alınız pişman olmazsınız ;)








































































24.06.2011

Mutluluk Deposu



Bazı anlar vardır hani mutluluğun tüm hücrelerinize işlediği hissettiğiniz bir andır belki kısacık bir andır o ama etkisi çok uzun sürebilir eğer istersen eğer çok da nankör değilsen :)

Zihnimin içinde bir köşe yaptım kendime adını da mutluluk deposu koydum. Depom dolu aslında ne zaman çok sıkılsam, bunalsam ve hatta ümitsizliğe düşsem bu deponun kapısını açıyorum ve içeri dalıyorum kapıyıda sıkıca kapatıyorum ki zihnimdeki diğer şeyler içeri sızmasın dolaşmaya başlıyorum ve o mutluluk anları üzerime doluyor bir anda içlerinden birini seçiyorum ve tekrardan yaşamaya çalışıyorum o anı eğer çok sıkkın değilsem çok çok iyi geliyor, çok sıkkınsam da bir nebze de olsa iyi hissetmeme yarıyor.

Dün bu depoya öylesi bir an ekledim ki tekrar tekrar tekrar kendime hatırlattığım ve hatırlatacağım bir an. Oğlummm canım oğlumun yüzünü gördüm dün ben. İşte ilk kez dün iliklerime kadar tüm hücrelerime kadar mutlu hissetmemin yanı sıra anne olduğumu hissettim ben. Bambaşka bir duyguydu. Ayrıca kuzguna yavrusunun nasıl da güzel gözüktüğünü dün anladım ben. Belki siz görseniz bu ne yahuu dersiniz ama bana, bize eşsiz güzellikte geldi oğlumuz. Biliyordum oğlumun beni ilk haftalardan beri hissettiğini ona söylediklerimi duymasa da kelime kelime anlayabildiğini enerjimin ona geçtiğini biliyordum dün bu resmen ve de tıbben onaylandı :)

Oğlum, Aren Mir'im sana kocaman teşekkür ederim. Baban ve ben seni çok çok çok seviyoruz ve biliyorum ki daima seveceğiz. Sen belki birgün canımdan kopan bir parça olacaksın ama bir parçan daima içimde kalacak. Bana bu eşşiz duyguyu yaşattığın için bizi seçtiğin için, kaldığın için, tutunduğun için, varlığın için binlerce kez Allah'a ve sana teşekkür ederim. İyi varsın daima var ol canım oğlum.

4.02.2011

Siz Nerede Arıyordunuz?


Evet mutluluk orada her birimizin avucunun içinde duruyor aslında. Bazen açıp da elimize bakmıyoruz bazen de ellerimizi öyle güçlü bir sıkıyoruz ki mutluluk buruşuyor ve hatta bazen yırtılıyor.


Eğer insan sağlıkla nefes alıyorsa ve huzurluysa hayatında herşey vardır aslında ve o herşey istediği her neyse aslında avuçlarının tam içindedir bazen görünmezdir sadece dokunmamızı bekliyordur canlanmak için o kadar.


İnanmıyor musun buna? Denemesi bedava ama ön yargısız saf arzu haliyle demelisin bunu. Saf Arzu hali demek birşeyi beklentisiz istemek demek sonucunu kafanda belirlememek demek ve güçlü inanç demek.


Tüten ben

Avucunudakilere dokunabilen

26.10.2010

Mutluluk Nedir?



Mutluluk kesinlikle bir seçimdir ve ben bilinçli olarak hergün mutlu olmayı seçiyorum. Hergün ayrı bir mutluyum. Ve bunu duyanlar zaman zaman bunu söylemeselerde, hissedebiliyorum, bunun bir kandırmaca olduğunu düşünüyorlar. Nasıl yani bir insan hergün mutlu olabilir mi gibisinden. Hiç mi sıkıntısı olmaz bir insanın gibisinden. Yok canım bize söylemiyor herhalde bu bir oyun diye düşünülüyor.

Hemen açıklayaylım sevgili okur. Elbette herkes gibi benim de sıkıntılarım oluyor. Ben sadece bunları seçmiyorum. Yadsımıyorum ama görmezlikten de gelmiyorum görüyorum sıkıntıları selam verip yanından geçiyorum ve mutlu olacağım şeylerin yanında duruyorum. Onlarla daha çok haşır neşir oluyorum. İlla sizden kötüleri de düşünmenize karşılaştırma yapmanıza gerek yok bunun için. Kendi hayatınıza gerçekten bakmasını bildikten sonra mutlu olacağınız pek çok şeyi karşılaştırma yapmadan bulabilirsiniz ve özgür iradenizle mutlu olmayı seçebilirsiniz. Sizi mutlu edecek duraklarda daha çok durup onları görmeyi seçebilirsiniz. Sıkıntıların farkında olarak da bunu yapabilirsiniz. Bir sıkıntının üstesinden gelmenin yegane yolu onun üzerine mutluluk salmaktır. Hele sen bir mutlu ol bak nasıl sıkıntı korkup kaçacak hele bir sen görmeye başlaya git o duraklarda dur bak nasıl sıkıntılar gidecek daha fazla gidip de orada durmanı beklemeyecek.

Şand ve mutluluk dahası her durum hazırsan sana gelir buna da %100 inanıyorum. Sen mutsuz olmaya çok hazırsan gelir o sana emin ol buna ve aynen mutlu olmaya hazırsan o da gelir sana bundan da emin ol. Bu tıp ki şu anlatılan piyango hikayesi gibidir. Adam yıllarca allaha piyangodan para çıkması için yalvarır ama gidip bilet almaz. gidip bilet alırsan ve buna gerçekten hazır olursan çıkar emin ol buna. Ama gidip bilet alıp dua edip bir yandan da çok paranın tehlikeli olduğunu düşünüyorsan hazır değilsin demektir bu.

Ben hergün mutlu olmaya hazır uyanıyorum. Sen de dene ve gör sevgili okur.

Ve bir de şükretmek lazım şöyle içten, gönülden iliklerine kadar hissederek! Elbette mutlu olmaya sebeb olan etkenler vardır mesela kocacığın gelip sana durduk yerde sarılması gibi mesela uyurken ayaklarınızın dolaşması gibi mesela bir bebeğin sana gülümsemesi gibi mesela havanın güneşli olması gibi mesela maaşına zam gelmesi gibi mesela başarının farkedilmesi gibi mesela dostlarının ailenin sağlıklı olması seni sevdiğini göstermesi gibi. Amaaa bunlar sadece etkenlerdir. Hava bugün kötü diye sen de kötüysen işte sorun var orada. Haa biraz sıkılabilirsin ama pardon yaa havanın kötü olması senin kötü olmana bu kadar çok etki edebilir mi? Hani özgür iraden? Sen kendini kimn eline bıraktın böyle! Hava kötü sen de kötüsün. Seni hava mı yönetiyor.
yo böyle birşey olamaz ! Havanın güneşli olduğu hergün iyi misindir? Hiç mi bir yaz günü kendini kötü hissetmedin öyle düşün? Bir yaz günü kendini kötü hissedebiliyorsan bir kış günü de kendini çok güzel hissedebilirsin.

Şmdi bir daha düşün sevgili okur sen bugün neyi seçtin? Ben mutlu olmayı seçtim. Ve şükürler olsun ki çok mutluyum. Evli ve mutluyum kimbilir belki de çocukluyum ;)

Tüten ben
Mutlu çok mutlu