haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.10.2014

Hafta Sonu İçin Kitap & Film Önerisi

Daha önce sevgili arkadaşlarım Öznur (@laedri) ve Gamze (@gamzecihan81) ile birlikte her ay bir kitap ve film önerisi yazacaktım; böyle aylık yazıları yazmak konusunda pek başarılı değilim. Kızlar saolsun paylaşıyorlar ama ben o fırsatı yaratıp yazamıyorum. 

Neyse bakalım; haftasonu için hem film hem kitap önerisi gelsin. Bence film & kitap ikilisi kışın geçirilecek haftasonlarına çok yakışıyor. 

Şimdi gelelim Öznur'cuğumun önerdiği filme Aynı Yıldızın Altında; Öznur'un önerdği bir filmi izlerseniz pişman olmazsınız, mutlaka keyif verir. 





Oznur sanırım havaların gidişiyle uyumlu depresif bir film bu öyle değil mi? 

Evet tam olarak öyle de denilebilir.Yanınıza kağıt mendil  almanızı öneririm ;)

Çok mu ağlarız çok mu bunalırız, ama bir yandan da şöyle doyasıyla ağlayıp rahatlar mıyız? 

Yok yok,daha çok ağlamaya sebep olanı izledim diyebilirim.Bu daha çok boğazınızda bir düğümle,içinizde buruklukla.gözünüzde yaşla izlerken bir yandan yüzünüzü  de  güldüren bir film.Mutluluk,hüzün el ele..

Doğru söyle filmi izlerken kanser olmaktan korktun mu yoksa olursam da böyle atlatırım dedin mi? 

Korkmaz olur muyum,çokça da empati yaptım.Ama son zamanlarda aldığım haberlerden olsa gerek kanser olmaktan daha zorunun,kanser hastası bir çocuğun annesi olmak olduğu da döndü dolaştı zihnimde.

Filmden sana kalan bir cümleyi paylaşır mısın? 

Filmde altı çizilmelik o kadar çok cümle vardı ki ama beni en çok sarsan,filmi durdurup ağlamama sebep olan hiçbir edebi ve felsefik anlamı olmayan gayet yalın bir cümleydi. Annenin kızının çektiği acı karşısında elinden hiçbir şeyin gelmediği bir an çaresizlikle ağlarken ‘’Artık anne olmayacağım’’ demesiydi..Bu cümledeki acı o kadar ağır ki..

Bir de güzel bir cümle konduralım ; ‘'' Bana sayılı günler içinde sonsuzluk verdin''

Filmin tanıtımını sen yazsaydın ne yazardın; kendini NY times'a yazıyormuşcasına havaya sok lütfen :)

İtiraf ediyorum afişi gördüğümde klasik bir ergen filmi galiba diye geçirmiştim içimden.Konusunu okuduğumda da ise e zaten daha önceden çekilmişleri var (now is good,my sister keeper) ve izledim,daha farklı ne verebilirler ki demiştim ama izledikten sonra pişman olmadığımı söylemeliyim.

İki kanser hastası bu gencin ölümün nefesi enselerindeyken,yaşakları aşkı,hayallerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleyi,yaşarken fark edemediğimiz küçük mutluluklaırn belki de hayatımızın en büyük mutluluğu olabileceğini ve daha da fazlasını öğrenmek için izlemenizi tavsiye ederim.


Öznur'a bu nefis anlatımı için teşekkür edip sözü kitap önerisi için Gamze'ye bırakıyorum. 


Bu kitabı okumam için bana 3 şey söyle? 

Korkmak" korkulacak bırsey degıl aslında gelısımsel ve olması gereken bir sey,

Yaslarına gore korkuları bılırsek normal mı yoksa anormal bır durummu daha kolay anlayabılırız

Korkunun turu ne olursa olsun ustunde calısılırken ebeveyn çocuk arasındaki bag hepsinde en esas olan ve temek oluşturan sey. korkularla uğraşırken bağınız da guclenır.



Bu kitabı okumak korkuyu sevdirir mi gerçekten? 

Bu kıtabı okuyunca korkuyu daha ıyı tanıyabılırıız, çocukların hangı yaslarda hangı korkuları normaldır bunu anlarsak bızımde korkudan korkmamıza gerek kalmıyor aslında. onemlı olan bu korku ortaya çıkınca ona nasıl yaklaşmamız gerektıgını bılmek.

Okuduktan sonra çocuğumun korkusuyla veya kendi korkularımla başa çıkabilir miyim? 

Evet coguyla basa cıkabılırsın. kıtapta gerçek vakalardan ornekler ve onerılen cozumler var. mesela bazı korkuları ne yazıktır kı bız gecırıyoruz çocuklarımıza. kopekten hıc korkmayan bır cocugun ebeveynının kopegın yanında verdıgı tepkıye gore korkmaya başlaması gıbı.


Bu kitabın arkasına senden görüş istenseydi ne yazardın? 

Cocugunuz korkuyor olabılır. Ancak bu korkudan "sız" korkmadan once bunun normal olup olmadığını ve buna karsı nasıl tavır almanız hangı sekılde davranmak gerektıgını bılmek ıstemezmısınız. Cocugunuzun korkularıyla başa çıkmanın yollarını öğrenmek için her ebeveyn okumalı dıye düşünüyorum. 


Şimdiden keyifli seyirler ve okumalar; fikirlerinizi izledikten ve okuduktan sonra paylaşırsanız bence çok güzel olur ;)

30.09.2013

Biz bu Haftasonu II- Büyüdü mü Ne?




Geçen hafta öylesi keyifsizdimki hiçbir şey yazmak gelmedi içimden; haftasonu yazılarına başladığım gibi ara vermiş oldum yani :) Neyse bakalım; bu haftaya, haftasonunun o güzel tadıyla başlayalım. 


Tesadüf müydü yoksa Aren büyüdü mü emin olamıyorum ama bu haftasonunda göstermiş olduğu hal ve tavrın kalıcı olmasını, özellikle de bayram tatilinde aynen böyle devam etmesini çok istiyorum; hatta yalvarırım böyle gitsin :)


Cumartesi'ye biraz tatsız başlamıştık aslında; Güray seyahate çıkacaktı, konsoloslukta yaşanan bazı sorunlar nedeniyle gidemedi ve oldukça üzgün ve öfkeliydi. Cumartesi sabahı erkenden işe gitti ki bizi Kindyroo'ya o götürür; siz taksiyle gidin ben gelip alırım çıkışta sizi dedi. Ben de o gün hangi güçle olduğunu bilemiyorum ama Aren'le taksiye binmek yerine, toplu taşıma araçlarıyla gitmeye karar verdim. Mesafe: Bahçelievler-Ataşehir. Aren'e anlattım, tamam dedi. Amannnn dedim çok arıza çıkarırsa inerim ve taksiye binerim. 





Evden çıktık; minibüse bindik; Aren 1 tane diye parayı uzattı :) tüm minibüs güldü elbette. Minibusten indik, metrobüse binmek için yürüdük, hiç arıza çıkarmadı kucağa gelmek için. Uzun yıllar toplu taşıma aracı kullanmış ve bundan hiç hazmetmeyen biri olarak sıramı savdığımı düşünerek artık çok çok çok mecbur kalmadıkça toplu taşıma aracı, taksi hariç, kullanmıyorum. Dolayısıyla akbil gibi gerekli araçlarım da yok. Bizim için de basar mısınız dedik, genç bir kız bastı ve metrobüse bindik. Hala ülkemin güzel ve kibar insanları var; çocukla bindiğim için bir kadın yer verdi. Aren'le kurulduk. Çok şükür dedim işin büyük kısmını atlattık. 





Bir süre sonra metrobüse pek alışıp, pek yayıldı. Her durakta anne kim diye sordu :) kim değil Arencim, durak dedim. Ama o her durak ismi duyduğunda anne kim demeye devam etti. Ayvansaray durağında yine kim diye sordu; Ayvansaray dedim. Hee ayran  anne ayran içelim dedi :)))))) 






Son durak olan Zincirlikuyu'da inip Kadıköy için metrobüs değiştirmemiz gerekiyordu; orada da hiç arıza çıkarmadı Aren. Metrobüse bindiğimizde, Aren'in ilk cümlesi: anne pis kokuyor :)) Bildiğiniz ter ve benzeri koku değildi; belliki metrobus yeniydi ve yeniliğin verdiği koku vardı. Bir müddet oturdu, sonra kalıcam ben dedi ve kalktı :) Bak yerini kaparlar, metrobuste oturmak şanstır dedim dinlemedi :). Zaten 2 durak sonrada indik. İndiğimiz yerden Ataşehir'e herhangi bir toplu taşıma aracı olup olmadığını bilmediğim için taksiye bindik ve 10 dk sonrada okula vardık. Vallahi kendimle gurur duydum :) Aren de hemen bu macerayı okuldakilere anlattı; onlar da benimle gurur duydu; hahahah ne komik değil mi? Çocukla toplu taşıma aracına biniyorsun ve bunu gurur meselesi yapıyorsun, var işte benim gibi böyle anneler; kimi yoğurt mayaladım diye övünür kimi de benim gibi metrobüs'e minibüse bindim diye :))) 



Dersten sonra oyun odasında takılan Aren


Kindyroo'da pek fotoğraf çekemiyorum, yanlız olduğum için; yeni temamız Deniz ve çocuklar çok eğleniyor; Aren bu temaya bayıldı ve ben de öyle. Kindyronun faydasını fazlasıyla görüyoruz, her anlamda. Bu haftaki temadan ufak bir örnek vereyim, belki siz de evde denersiniz. Balonların içi su ile dolduruluyor, önce çocuklar elleriyle balonu sıkıştırıyorlar, sonra sessizlik sağlanıyor ve balonları önce sağ sonra da sol kulağa götürülüp sallanıyor; çocuklardan bunu kendilerinin yapmalarını istediler; eğer çocuk kulağına götürüp sallarken tek elini kullanıyorsa bu taraflılık bilincinin geliştiğini gösterirmiş yani sağını ve solunu bildiği anlamına gelirmiş. Bu gelişim 2 yaş ve sonrasında kendini gösterirmiş. Bu arada dersin sonunda 2 yaş öncesi için sağ 2 yaş sonrası için sol'a salyangoz çiziyorlar kalemle; sanırım bunun da tarafını yönünü öğrenmesi konusunda oldukça etkisi var; çünkü her hafta çizerken sağ ayağınıza, sağ elinize diyorlar. Balon egzersizinde Aren tek elini ve doğru kulağını kullandı; önce tesadüf, kopyalama sandım. Ertesi gün Aren sağ elini versene dedim uzattı, aradan zaman geçince aren sol kulağında bir şey mi var senin dedim sol kulağını tuttu. Öğrenmiş olabileceği aklıma bile gelmezdi ama bu ve bunun gibi bir çok örneği görüyoruz. Sağını solunu bilmesi önemli mi aman nolucak derseniz; elbette çok önemli değil ama taraflılık bilincinin gelişmesi oldukça önemliymiş; Mine öğretmenimiz herşeyi anlatıyor da ben fazla kulak veremiyorum,Aren'in peşinde koşturmaktan.

Kindyroo'dan çıkınca Aren arabada sütünü içti ve uyudu; havada harika olunca, Anadolu yakasında kalmaya karar verdik; daha önce Aren'le caddeye gitmeye hiç cesaret edemiyorduk, bir kez bebekken gitmiş ve canımız burnumuzda geri dönmüştük.



Arabayı tesadüfen Nivokado'nun önüne parketmişiz, yemekten önce girdik ve Aren'le biraz vakit geçirdik. Hemen oyun hamurlarını gördü ve hamur hamur dedi. Biz de aldık elbette; aslında bu aldığımız bir oyun hamuru değil ve oyun hamurundan çok daha marifetli ve güzel. Kesinlikle tavsiye ederim. Zıplayabiliyor, yaptığınız şekil kalıcı olabiliyor, daha uzun süre kullanılabiliyor.



Yemek için İl Padrino'ya karar verdik; Arenciğim İltayan mutfağının aşığıdır :))) Pizza, makarna, dondurma bunlar favorisidir ve haftasonu bu yemeklere doyar. Yemek boyunca uzunca süre oturdu desem size, gözyaşlarıma eşlik eder misiniz :) Maşallah diyelim bir de hep birlikte. Dışarıda yemek yemek kabustu bizim için; Aren asla oturmaz(dı), umuyorum artık di'li geçmiş zaman kullanabilirim, elbette yine kalktı ama yemeğe oturduğumuzun saniyesi değil. Aldığımız i-clay ile oynadı, hadi pizza gelsin artık dedi.




Ve biramı Aren'in şerefine kaldırıyorum; onun da en sevdiği şey, anne hadi çın çın. Yemek boyunca sanırım bir 50-60 kere çın çın yapıyoruz.




Yemekten kalktık ve dondurma yemek üzere Girandola'ya geçtik; Arenin her zaman favorisi çilek çuku'dur. Çilek kalmayınca o zaman ümmüş (üzüm) dedi. Babası bir after eight delisi olarak after eight ve çikolata aldı. Burada da baba&ogul kafa kafaya vermiş çok ciddi bir iş üzerindeler; acaba after eighten mi tatsalar yoksa ümmüşten mi? Aren'le aynı dondurmayı seçmezsen bilki senin dondurmanı o yiyecek, Cumartesi günü de böyle oldu. Babasının after eigthini bir güzel yedi, üzerine de kendisininkini bitirdi. 


Veeee istikamet; Göztepe Parkı!!! Açık arayla İstanbul'un en keyifli parkı diyebilirim. Gitmeyen varsa sakın eksik kalmasın :) Fiskiyelerden ıslanınca ve donla gezmeye başlayınca eve dönmeye karar verdik. Şükür az bir trafikle evdeydik. 




Evde İtalya mutfağına devam ettik; Makarnamız için domates sos hazırlayan aşçı yamağı :)




İşine nasıl konsantre olduysa fotoğrafını çektiğimi anlayınca bir şaşırdı yamak :)



İşte bir Cumartesi günü böyle keyifli geçti. Bakalım Pazar'ımız nasıl geçmiş, özet geçelim. 





Sabah kalktık; kahvaltı için Aquaflorya'daki Sütiş'e kahvaltıya gittik; özellikle Pazar günleri bildiğin anaokulu kıvamında. Aren çok eğlendi ve bizi hiç yormadı bu sefer, fazlasıyla sosyal bir çocuk olduğundan birilerinin arasına karışmaktan, oyunlarına dahil olmaktan hiç çekinmiyor. Gitti oynayan çocukların arasına daldı, çocuklar 4-5 yaşlarındaydı ve onlarla oynadı, elinde peynirli poğaçasıyla :) Arada gelip bize baktı, bazen benim de aralarına katılmamı istedi. Ohh be dedik, dışarıda kahvaltı etmek böyleydi demek ki :) Bakın lütfen maşallah deyin, sizin de olacak :) Kahvaltıdan sonra yürüyüşe çıktık ve mutlu mesut eve döndük.




Pazar günleri hem evde hem anneanne de de vakit geçiriyoruz. Yukarıdaki fotoğraflardan nasıl azdığını anlamak zor değildir sanırım :) Akşamüstü sokağa çıkmak istedi biz de çıktık ve Numnum'a yemeğe gittik. Dönüşte uyur sanmıştık ama uyumadı. Eve geldi, anneannenin aldığı doktor setiyle komşuya viziteye gitti :) sadece iğne yapması gerekmiş, çalışkan evladım iğne yaptı ve eve gelip uyudu. 


İşte Doktorumuz! :))
 



16.09.2013

Biz Bu Haftasonu Hafta #1

Bundan böyle her Pazartesi biz bu haftasonu ne yaptık, yazmaya karar verdim; çocukla hayat'ın en kritik hadiselerinden biri de haftasonu ne yaptığınız, yapacağınız veya ne yapamayacağız. Umuyorum bir gün de şöyle yazarım: "Biz bu haftasonu kocamla başbaşaydık; atladık uçağa kısa bir mola verdik"

 Tabii siz aman bize ne ne yaptıysanız diyebiliriz, demeyin üzülürüm; ama haklısınız pek renkli ve ilgi çekici şeyler olmuyor :) (her Pazartesi iddiali olmuş aslında)




Cumartesi sabahımız yaklaşık 12 haftadır olduğu üzere, Kindyroo günüyle başladı; bu haftaki temamız Su Aygırı'ydı. Ve böylece hayvanlar serisini bitirmiş olduk. Haftaya Deniz temasıyla bir 12 haftaya daha başlayacağız. Aren son iki haftadır parkuru tamamladıktan sonra ders bitti deyip kaçıyor aşağıya ve bundan pek keyif alıyor. Dersten de fotoğraflar koymak isterdim ama Aren'in pek iyi olmadığı bir gündü, elime telefonu alamadım. Yukarıdaki fotoğrafı bile zor şartlar altında; Aren yere yatmış babam diye tepinerek ağlarken çektim. 

Güray bir süredir fazlasıyla seyahat ediyor, haftasonları İstanbul'da olsada Aren yine de buna alışamadı; Aren bizim yokluğumuza sadece iş saatlerinde tahammül ediyor, ötesinde ayrı kalmakla mücadele edemiyor. İşte Kindryoo'da da ders saati gerçekten bitip herkes gitmeye başlayınca Aren babam da babam diye ciddi bir krize girdi; sanırım yine uzun bir işe gittiğini ve uzunca bir süre dönmeyeceğini sandı, benim de sabrımın bir sınırı var ki bu sınır limiti çok aşağılarda. 

Güray gelip bizi aldıktan sonra; Aren sütünü içip hızlıca uykuya daldı arabada. Uyandığında ne yapacağımızı düşünüyorduk, genellikle hemen eve dönmüyoruz. Aren uyandı,  ne yemek istersin mantı mı börek mi diye sordum; haftasonları hamur işiyle besleniyoruz, hafta içi oldukça sağlıklı besleniyor Aren, dolayısıyla haftasonları da makarna, börek, piza, pilav gibi şeyler yemesine sonsuz izin var; açık konuşayım, zaten yeterince zorlu oluyor 2 yaş krizleriyle beraber geçen haftasonları bir de yemekle ilgili sorun yaşamak istemiyorum. 


Arabaya bindiğimizde 34 yaşında sahip olduğum migren ağrısı başladı; soldan soldan gelmeye başladı,  yine gözümü açamıyorum ve çok fena haldeyim. Aren'in yemek sorusuna cevabı; börek oldu. Biz de Bakırkoydeki Venüs pastanesine gittik; bahçesi düz ayak ve ufak bir park var içersinde. Aslında hizmetini, yemeklerini ve mekanı hiç sevmiyorum. Garsonların 1 tanesinin bile güldüğünü görmedim, bakar mısınız dedikten yaklaşık 15 dk sonra o da bakar mısınızı siz 15 kere söyleyince geliyorlar; şiparişinizden önce su istiyorsunuz mesela, hepsini birlikte getirsem olur mu diyor. Ve her şeyi akıllarında tutabileceklerine inanacak kadar da zekiler! yazmadıkları için genellikle yanlış geliyor ama sizin bekleyecek bir 30 dk daha olmadığı için o yanlış gelenlere tamam diyorsunuz. Ve öylesi pahalı ki bir akşam yemeği parası ödeyip çıkıyorsunuz; ee siz manyak mısınız neden gidiyorsunuz derseniz, çünkü Aren'i kolay zaptedebileceğimiz bir yer de ondan. 

Arabada başlayan migrem ağrım tavan yaptı, üstelik tüm gün içinde ilk kez mideme bir şeyler girmişti ve migrene bu sefer de mide ağrısı eklendi. Aren Venüs pastanesinin karşısındaki Capacity'i görünce hemen hatırladı ve tünele girelim (kapalı otoparkı kastediyor) suuu dedi; su dediği de fiskiyeler. Haydi kırmayalım dedik ve girdik ama girmemizle çıkmamız bir oldu çünkü ben kapalı yerde daha da fenalaştım. Eve nasıl dönük kendimi nasıl karanlık bir odaya hapsettim inanın hatırlamıyorum. 

Elbette Aren karanlıkta durmama ve yaptmama izin vermedi; anne olmaz anne olmaz kalk deyip durdu; neyseki Güray ne yapıp edip kendisini benden uzaklaştırdı da bir 2 saat yarı uyur yarı uyanık durabildim. 

Eskiden bütün bir günü dışarıda geçirirdik; çünkü Aren evde durmazdı biz de ne yapacağımızı bilmez bir halde en azından arabada uyku saati gelince uyuyor diye kendimizi yollara atardık. Artık Aren evde vakit geçirmek istiyor, biz de onunla oyun oynayabiliyoruz. Öğleden sonra evden çıkmak istemedi; sırasıyla saklanbaç oynadık, yerde piknik yapıp meyve yedik, kule yapıp Aren'in bozmasından duyduğu sevince ortak olduk, hamur oynadık. 

Akşam yemeği vakti geldiğinde yine Aren ne yemek istersin dedik; yemek yapacak gücüm, halim yoktu; zaten Aren buna izin de vermiyor, neredeyse tek ayak üstünde yemek yapıyorum. Yemek dedğim de buzluktaki köfteyi çıkarıp pişirmekten ibaret. Piza dedi ehh peki madem dedik ve piza siparişi verdiki,yanında da ayran, çok da sağlıksız değiliz yani; 2 dilim piza yiyeceğini sanıyorduk ki kendisi 1 büyük pizadan sadece 2 dilim bıraktı; onu da kaldırıyoruz diye bayağı bozuk attı. 

Yemekten kısa bir süre sonra sorunsuz ve bizce kısa bir sürede yani 1 saat içinde uykuya daldı; elbette ben de onunla birlikte bu harika! günü sonlandırdım ve uyudum. 

Bir Cumartesi böyle geçti; çocukla haftasonu böyle şahane geçiyor işte. 

Pazar sabahı güzel bir saatte pek yaşamadığımız bir saatte saat 9:00 uyandık; Aren'in ne denli enerjik uyandığını söylememe gerek yok herhalde. 2 dk arkamı dönüp çamaşır makinasını doldururken, Arenin sessizliği dikkatimi çekti; arkamı döndüm ki bir de ne göreyim 1 büyük şişe sabunu yere dökmüş, üzerindeki tshirtu çıkarmış ve yerleri köpürtüyor; delirdim tabiiki de. Onun için harika bir başlangıç oldu güne, yerleri yıkayıp önce fırçayla ovaladı sonra da havlu ile sildi. Benim yapmama da asla izin vermedi. Bunun üzerine banyoya girmek istedi; 1 saat kadar banyoda kaldık, acıkıp acıkmadığını sorduğumda hayır diyordu; ehh tabii 1 büyük piza yiyip üzerine 150ml süt içince ben de acıkmazdım. 


Kahvaltıya anneanneye yukarıya çıktık; evet kahvaltı hazırlamaya üşemdiğim doğrudur. Pazar günü için 2 planım vardı; biri Happy Nest'e gitmek diğeri de Kids Nook'a. Hatta birincen çıkıp diğerine bile geçebiliriz diye düşündüm. Aren oynarken belki biz de biraz popomuzun üzerine oturabiliriz diye. Böylece kazan-kazan olmuş olacaktı; bir taşla 2 kuş vurmuş olacaktık. Kids Nook bir doğumgünü için kapalıymış. Biz de Happy Nest'e gittik. 

Kimsecikler yoktu, sadece Aren vardı; aslında bu da çok iyi oldu. Biraz etkinlik yaptı, biraz bahçede oynadı; bolca kendisiyle ilgilenen kişiye "olmaz" dedi, bolca anne dedi bolca baba gel dedi. Ama popomuzun üzerine az da olsa oturduk mu oturduk. Happy Nest'le ilgili şimdlik yorum yazmak istemiyorum; sanırım 1 kez daha etkinlik olduğu zaman gitmek, görmek ve gözlemlemek istiyorum. 


Görsel daha önceye ait. Pazar günü de şarjım yoktu.


Oradan çıkınca Aren yine sütünü içti ve uyudu; biz de eve döndük. Eve girer girmez uyandı! Toplam 50 dk uyumuş oldu ki bu da felaketin ayak sesleri demekti. Pazar günü öğlen yemeğimiz kıymalı yoğurtlu makarna'ydı. Uyanır uyanmaz makarna dedi; ay çocuğumun içini okumuş da yapmışım :) Güray hala uyuduğu için Aren'le başbaşa TV karşısında makarnalarımızı yedik. Evet TV karşısında, kendisinin TV'ye biraz olsun alışmasını istiyorum. Yok, yok yok! 15 dk benim zorumla; ay Aren bak kediye ay Aren çocuk napıyor öyle diye diye zorla oturtuyorum. Temiz havadan mıdır nedir Aren'in iştahı feci açıktı. Abartmıyorum 1 tencere makarnadan 3-4 kaşık Güray'la ben yemişizdir gerisini Aren yedi. Üstelik Güray yiyor diye deli gibi ağladı. Adamın boğazına dizi yemeği; Güray da al sen ye peki dedi. Hiç acımadı ve o tabağı da kendi yedi. 

Sonra tabii ki enerji patlaması yaşadı; yine anneanneye çıktık. Bizim ev yeterince savaş alanı gibiydi, biraz da anneannenin evini dağıtsın dedik. Orada tekrardan yıkanmak istedi; su Arenin en büyük terapisi, günde 2 kezden aşağıya yıkanmaz. Bir annem bir ben bir Güray yanına gidip bakıyoruz; o da kendi kendine takılıyor. Ben gittiğimde elini banyonun giderine sokuyordu; Aren yapma, Aren etme, oğlum elini o deliğe sokma dedim ama dinler mi? Sabrımın limiti yine aşağıda olduğu için anneme seslendim; gel biraz da sen yanında dur diye. içeri gitmemle annemin Arennnn demesi bir oldu; anladım ki parmağı delikte kaldı. Banyoya bir gittim; parmağı o delikten çıkarırken kesilmiş kanıyor. Ben de Arennnn ama dememle birlikte deli gibi ağlaması bir oldu. 

Banyodan çıkardık; deli gibi parmağı kanıyor, parmağına baktırmıyor; acıyor öp diyor. Evladım ver bakayım parmağına yok; kanadığını gördükçe daha da şiddetli ağlıyor. Soktuk parmağı yine soğuk suya; evet kesilmiş derinden; oğlum gel saralım yok, oğlum gel temizleyelim yok, gel yarabandı takalım yok! Herkes parmağına yarabandı taktı, yeter ki o taksın diye yok. Ee kanama devam ediyor, parmağını dik tut yavrum olmaz olmaz nidaları. Sonra Annem o sihirli kelimeyi söyledi; hadi Arencim sen parmağına bantı taktır ben de sana şeker vereyim. 

Aaa o da nesi; meğer yarabandıyla derdi yokmuş kendisinin! Annem şekeri getirir getirmez bantı taktırdı parmağına! ama temizletmedi öyle kanlı pis parmakla oynamaya devam. Aklına geldikçe; anne öp baba öp dede öp anneanne öp. Herkese öptürüp tamam tamam geçti deyip durdu. 

Buna ufak bir kaza bile diyemiyorum artık; Aren'le yaşanabilecek klasik bir durum. Allah beterinden korusun, Allah'a emanet olsun diyebiliyorum sadece. 

Ben yazarken yoruldum, eminim siz de yorulup, sıkılmışşınızdır. Ama gerçek olan bu! Haftasonu hareketli bir çocukla böyle geçiyor; yani oldukça yorucu, oldukça aksiyon dolu!


Akşamda annemlerle birlikte evimize yakın içinde çocuk oyun alanı olan Ömür Restauranta gittik. Buraya gitme sebebimizin çocuk oyun alanı olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz; ben çocuklara uygun restaurantlara gitmeyi hiç doğru bulmuyorum aslında. Neden mi? Çünkü çocuk oyun alanı varsa çocuk oraya gitmek istiyor; Aren masaya asla gelmiyor ve yemek yemiyor. Eve yakın diye gittik işte; babam ısrarcı oldu, gidelim diye. Sanıyorsanız ki annemlere gittik oh biz oturduk, annemler ilgilendi. Hiç öyle olmuyor; annemler oturup mis gibi yemeklerini yiyorlar, Güray ve ben dönüşümlü oyun odasında Aren'e göz kulak oluyoruz. Böyle yerlerde genellikle bir abla oluyor. Yanlız evlere şenlik oluyor o ablalar. Biz bugüne kadar hiç Aren'i oyun odasında bırakıp, bakın biz şu masada oturuyoruz, bir şey olursa haberin verin demedik. Bir keresinde meşhur bir restaurantta oyun ablası denilen kişi masalardan çocukları topluyordu; bize de ay ama lütfen güvenmiyor musunuz bana, siz yemeğinizi rahat yiyin ben Aren'i alayım dedi. Biz yok mok derken; ama ben deneyimliyim lütfen dedi. Biz de bakın bizim oğlumuz çok azgındır, diğer çocuklarla beraber idare edemezsiniz dedik; yok bakarım alışığım dedi. Ehh peki madem dedik bir 10 dk gönderelim. Daha 5. dk'sında anneaaa sdiye böğürerek geliyordu, kızın kucağında. Alın şişmiş, kız da vallahi ayağı takıldı düştü falan diyor. Kendime mi kızayım, kıza mı bilemedim. Biz demiştik ama size idare edemezsiniz diye dedim ve Aren'i aldım. O gün bugündür de sanırım bir 4-5 yaşına gelene kadar oyun odasında yanlız bırakmam. 

Oyun odasındaki maceralarını dinlemek istemezsiniz sanırım. Eve dönüşte arabada hemen uyuyuverdi. Onun için gün sonlandı tabii. Biz eve gidip; her Pazartesi evin hali nedeniyle depresyona giren yardımcımıza yardım olsun diye mutfağı, salonu, Aren'in odasını toplayarak, yatağa kendimizi zor attık. Bitti mi sandınız yok hayır. Aren önce sanırım kötü bir rüya görerek, anne diye bağırarak uyandı. Burdayım dedim, sakinleştirdim. 15 dk sonra çişim, babam götürsün dedi. Güray'ı uyandırdım götürdü. Geldiler yatağa geri; bir 15 dk sonra anne kakam dedi. Kaldırdım götürdüm; ışığı aç dedi, açınca uykusu gitti; kakasını da yapmadı, sanırım karnı ağrıyordu ve gaz sıkıştırıyordu. 10 dk bekledim, sırtına masaj yaptım yok. Arenciğim pırtın gelmiş senin sanırım dedim. Evet pırt pırt dedi, yatağa gittik; karnına masaj yaptım, yok. 10 dk sonra yine kakam dedi, yok pırt Aren gel masaj yapayım dedim, yaptım tam uyuyacak, kakam anne kakam dedi. Kaldırdım, yok yapmadı. Bir daa yatağa döndük ve uyumadık. saat 4'ten sonramız böyleydi. 

Bugün günlerden Pazartesi değil mi? 

1.07.2013

Kindyroo


Ders bitmiş Aren'in enerjisi hala bitmemiş 3 turu dönüyor :)

Kindyroo'yu Türkiye'ye ilk geldiği zamanlardan beri bilirim; o zamanlar ortada ne Aren vardı ne de evlilik.... Kuzenim Günçe'yi sıklıkla Etiler'deki çocuklara özel, adını şimdi hatırlayamadığım, alışveriş merkezine götürürdüm (Evet efendim o zamanlar alışveriş merkezlerinin çocuklara uygun olmadığını düşünmezdim; kendi ellerimle Günçe'ye pasta, çikolata ve şeker yedirmişliğim de var. Annesi arada intikam almak istese de hala Aren'e kıyamıyor) Kindyroo da o merkezdeki yerlerden biriydi. Sonra orası kapandı, Günçe büyüdü, benim başka telaşlarım oldu falan filan. 


Aren fazlasıyla hareketli bir çocuk; ona ne ev ne bahçe ne de biz bir noktadan sonra yetemiyoruz. Birlikte yapabileceğimiz eğlenceli aktiviteler kazan-kazan methoduna çok uyuyor. Yani hem  eğleniyor bir yandan gelişiyor hem de biz. Böylece her anlamda bir kazanım elde etmiş oluyoruz. 

MyGym, Gymboore ve bir kaç yer daha denedik; Aren küçüktü, ama bir çok Franchise'in Türkiye'ye gelince Türkleştiğini düşünüyorum. Evet ben de arıza ve uyuz bir ebeveyn'im bunu da kabul ediyorum; başka insanları rahatsız etmeyecek "normal" karşılanabilecek bir çok detay beni fazlasıyla rahatsız ediyor. 

Kindyroo'yu Aren'le ilk denemek istediğimizde pek hoş olmayan şeyler yaşadık; bunu Türkiye Franschise sahibi ile paylaştığımda gördüğüm tavır ve yaklaşım ise bugün Kindyroo'ya gitmemizin yegane sebebidir. 

Kindyroo Avusturalya menşeili 0-5 yaş arası çocuklar için tasarlanmış bir program. Bu program çocukların derin duyuları da dahil olmak üzere tüm duyularına doğru uyaranları vererek, fiziksel, sosyal,duygusal ve zihinsel gelişimlerini kendi potansiyelleri doğrultusunda tam olarak ortaya çıkarabileceklerini sağlayan nörolojik gelişim programı. 

Bu program sayesinde çocukların beyin hücrelerin arasındaki bağ sayılarında artma mümkün olabiliyor. 0-5 yaş arası nöron bağlantılarının en yoğun olduğu dönem; ne kadar çok doğru bağlantı kurulursa ilerideki başarıyı, odaklanmayı, sosyalliği ileri seviyeye taşımak o kadar kolaylaşıyor. 

Kindyroo programının faydalarına şöyle bir göz atarsak: 

Denge ve koordinasyonu mükemmelleştirir
Odaklanma süresini uzatır
Tüm kas sistemini geliştirir ve etkinleştirir
Dil gelişimini hızlandırır
Problem çözme beceresini arttırır
 Sosyal ilişkileri geliştirir
Özgüvenin pekiştirilmesine destek olur

Benim bu programı tercih etme sebebine gelince; ilk ve yegane sebebimim, denemiş olduğumuz bir çok yere kıyasla Aren'in en çok burada mutlu, huzurlu ve eğleniyor olması. Buna ek olarak; serbest oyun saati ve benzerlerinden farklı bir programı olması. Daha önce yüksek enerjili çocuklarla ilgili yazılar yazmıştım; yüksek enerjili çocukların hiperaktif çocuklarla karıştırabildiğini, bu tipteki çocukların enerjilerinin doğru yönlendirilmesi gerektiğini ve ileride odaklanma, konsantrasyon sorunlarıyla karşılaşılmaması için 0-5 yaş döneminde mutlaka doğru yönlendirilmeleri gerekliliğinden bahsetmiştim. Ben bu programın bu amaca hizmet ettiğine inanıyorum. 

Aynı zamanda bu tip programlarda sosyal ilişkiler disiplin çerçevesi içinde de gelişebiliyor. Sırayı bekleme, oyuncak paylaşımı ve benzeri. Aren'in bu konuda pozitif bir disipline ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ve bu programın bu anlamda da bize faydalı olacağına inanıyorum. 
Denge & koordinasyon ve kas gelişimi de benim Aren adına çok önem verdiğim konular. Bu programın temelinin bunlara hizmet ediyor olması da benim tercih sebeblerimden biri. 

Kindyroo programında her haftanın bir teması var; bu temanın hedefleri de ebeveynlere anlatılıyor. Aynı zamanda ev ödevlerinizde var, size her hafta bir klasor veriliyor evde neler yapabileceğinize dair. Örneğin geçtiğimiz haftanın teması Goril idi. El becerisine yönelikti ve bu beceri sayesinde neler kazanılabileceğini de size hem anlatılıyor hem dersin oradaki tahtada yazıyor hem de dosya halinde veriliyor. 

Tabii ki Aren'in de oturduğu zamanlar var. Bekleme odasında  kendi grubunu
 beklerken boş durmuyor hem çocuğum boşuna oraya okul demiyor :)


Daha önce de yazmış olduğum üzere bizim tercih sebebimizin ilk ve en önemli sebebi, Aren'in burada çok mutlu olması. Oraya okul diyor ve gittiğimizin ertesi günü gözünü okul ile açıyor. Dün bana sen işe dit ben okula dedi :) Hatta uzunca bir süre okula dit okula dit diye tutturdu. 
Biz Ataşehir'deki şubeye gidiyoruz; sorun yaşadığımız şube Bahçeşehir şubesiydi. Merkezleri Bağdat caddesinde ve bir de Antalya'da şubeleri var. Diğerleri hakkında yorum yapmam mümkün değil, hala aynı düşünüyorum Franschise olarak Türkiye gelen herhangi bir kurum ve kuruluşunun tek bir felsefede ilerlemediğini bir çok anlamda Türkleştiğini ve hizmet kalitesinin yer, mekan ve Franscihse sahibine göre değiştiğini düşünüyorum. Buradaki yazı ancak Ataşehir şubesi için referans olabilir. Kindyroo ile ilgili detaylı bilgi almak isterseniz kindyroo.net adresinden inceleyebilirsiniz. 


Bir itirafta daha bulunayım Aren'le geçirdiğim başka hiçbir 1 saatte ben de bu kadar çok eğlenmiyorum ve konsantre olamıyorum ;) O 1 saat Aren'le birlikte geçirdiğim en güzel saatlerden biri. Evde başbaşayken Aren'e tam anlamıyla konsatre olduğum söylenemez, bir noktadan sonra da sıkılıveriyorum. 


Bu video Kindyroo programının amacını anlatan ve yurtdışındaki programlardan örnekler taşıyor. 


4.12.2012

Haftasonu Nasıl Geçer



Eğer bekarsan veya evlenip henüz çocuk sahibi olmadıysan haftasonların anlamı bambaşkadır. Misal uzun uzun uyursun, uzun uzun kahvaltı yaparsın günü planlamasan da olur. Erken kalkacaksan da bu kendi arzunla oluyordur ve yine kendin için birşey yapacaksındır. Kısacası kontrol sendedir günü istediğin gibi uzatabilirsin, kısaltabilirsin veya hiç yaşanmamış sayabilirsin.

Ama çocuk sahibi isen belki de en planlı olman gereken zaman hafsonlarıdır hele bir de çalışan anneysen. O kadar çok şeyi planlamalısındır ki Yapılacaklar Listene bir bakarsın "Aman Allahım bunların hepsini ben mi biz mi yapacağız" dersin. Uyku anlamında değişen hiçbirşey olmaz. Yine erken kalkarsın, uzun uzun kahvaltı mı o nasıl oluyordu ki :)

Aren hayatımıza katıldığından beri haftasonun anlam ve önemi elbette bizim için de değişti. Haftasonları onun etrafında döner oldu  hoş zaten o, hayatın da kendi etrafında döndüğünü sanmıyor mu? Çalışan annelerin çocukları için haftasonu daha da farklı çünkü onlar da farkında hafta içi en fazla 3-4 saat görebildiği annesi 24 saat yanında (yani bizim için böyle bugüne kadar haftasonu Areni hiç bırakmadık, tercih etmedik hafta içindeki açığı haftasonu kapadık)

Haftasonları neler yaptığımıza gelirsek; bebekle çocukla Alışveriş Merkezine yani AVM'ye asla gitmeyen ailelerden olmadık. Bence bu işin dengesi varsa AVM'ye gitmenin çok da çekinilecek birşey olduğunu düşünmüyorum. Evet AVM'ler yorucu evet AVM'lerdeki hava sirkulasyonu sağlıklı değil ama burası da Türkiye, İstanbul en güzel çocuk parklarının ormanların bile kenarından köşesinden yol geçiyor ve hava kirliliği her yerde... Aren hergün yağmur çamur demeden dışarı çıkan parka giden parka gidemezse apartmanımızın bahçesine inen toprakla buluşan kedi köpek kovalayan yoldan geçenlere laf atan bir çocuk, dolayısıyla AVM'ye gitmek konusunda katı olmadık. Gitme amacımız da AVM'nin adına yaraşır biçimde alışveriş için oluyor. Zaten erken kalkar yol alır misali o en kalabalık saatlerede kalmıyoruz. İşimizi görüp çıkıyoruz lakin aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere bazen oldukça uzun vakit geçirmek zorunda kalıyoruz :)


Arabamı kendim iterim karışmayın bana!
AVM dışında her çocuk gibi Aren de parkta vakit geçirmeyi seviyor. 2-3 park var sevdiği evimize yakın oralara uğruyoruz hele bir de böyle kış vakityse ve kimse parka gitmeyi tercih etmediyse ve park Aren'e kaldıysa değmeyin keyfine. Defalarca kaydırağa çıkıp inmeler salıncak için sıra beklememeler.

Ellerimi bırakarak kayıyorum ki ben hihihiihihih :)
Kedi kovalamaca miyavvvv :)

Ve her haftasonuna mutlaka koymak istediğimiz faaliyetlere gelirsek; Aren'in o faaliyetten bu faaliyete koşan proje çocuklardan olmasını istemiyorum. Yüzmeden çıksın baskete oradan çıksın müziğe hadi oradan da çıksın bir de kurabiye kursuna gitsin istemiyorum. Ama her haftasonuna da bir faaliyet koymaya çalışıyorum onun eğlenebileceği zevk alabileceği ve elbette eğlenip zevk alırken gelişimine de katkıda bulunacak faaliyetler bugüne kadar katıldığımız her faaliyetin faydasını gördük. İşte katıldıklarımız , katılmayı planladıklarımız ve benim görüşlerim.

Aquababies: Daha önce Aquababies ile ilgili yazı yazmıştım. Bu programa bebek 1 aylıkken bile katılabiliyorsunuz. Amacı yüzme öğrenmesinden çok daha öte. Bize faydaları neler mi oldu? Suyu seven Aren elbette daha da çok sever hale geldi. Suyun içersinde nefesini tutmayı öğrendi. Her hafta gittiğimiz bu dersler sosyalliğinin artmasına yaradı. Daha da önemlisi her hafta benimle veya suya babası girdiyse yarımsaat bile olsa hiçbir dış etkenin (telefon,tuvalet, yemek vb) olmadığı bir ortamda kaliteli ve bize özel bir 30 dk geçirdi. Babies programından sonra bahar vakti Aren'le toddlers derslerine de gideceğiz.

MyGym: MyGym bebeklere yönelik jimlastik yapılan bir yer. Aren ne zaman gitsek çok eğlendi, derslere katılım göstermedi ki bu da çok doğal benim böyle bir beklentim olmadı zaten eğitmenlerinde söylediği uzunca bir süre gelince derslerle ilgilenmeye başlıyorlar. Orada diğer çocuklar eğitmenin gösterdiği hareketleri yaparken Aren bireysel takılmayı kendi ilgi alanına göre hareket etmeyi yeğledi ki bu benim çok hoşuma gitti 1 yaşındaki bir çocuktan disiplinli olmasını beklemiyorum keşfetmeye olan hevesi ve çabasını daha kaydadeğer ve yararlı buluyorum.


Gymboore, Miniaktivite, Happy Nest ve diğerleri:  Oyun gruplarını yarıyarıya faydalı ve gerekli görüyorum. Arenin etrafında kendi yaş grubuna ait çok fazla çocuk var. Yiğenleri toplasak bir oyun grubu çıkıyor ki zaten buna aile içinde de dikkat etmeye çalışıyor ve sık sık biraraya geliyoruz. Evet bir oyun grubu olmuyor başlarında biz varız ama ortamı yönetmiyoruz her çocuk kendi kendine takılıyor bazen birbirlerine de takıyorlar tabii bol bağırışmalı çığlıklı ve ağlamalı aile görüşmelerimiz oluyor herkes eminim eve döndüğünde bir daha töbe diyordur :) Bugüne kadar 1 kez Gymboore'ye gittik Aren o zaman çok küçüktü. Şimdilerde ise Mini Aktivitenin oyun gruplarına götürmeyi düşünüyorum. Evde yapığımız oyun gruplarından gözlemlediğim çocuklar birbirleriyle iletişim halinde değil gibi gözükselerde aslında iletişim kuruyorlar ve sosyalleşiyorlar. Ben müdahale eden bir anne modeli değilim ancak bir başkasına ciddi anlamda zarar vereceği zaman başkasına zarar vermene izin veremem Aren deyip müdahale ediyorum onun dışında birbirlerinden oyuncak kaptırmamayı paylaşmayı yeri geldiğinde yenik düşmeyi de öğrenmeliler işte oyun grupları bu anlamda oldukça yararlı.
Bizim en büyük şansımız yardımcımızın uzun yıllar anaokulu öğretmenliği yapmış olması ve apartmanımızla Aren'le arasında 3 ay olan bir başka bebeğin olması böylece mini oyun grubumuz bile var. Herşey bir yana bu tip aktiviteler ailelerin de sosyalleşmesine vesile oluyor. Bazen de annenin kenarda oturup poposunun az da olsa yer görmesine :)

Yamaha Class: Aren için planladığım aktivitelerden biri de Yamaha Class'a gitmek. Müziği her çocuk kadar seviyor ama diğer yazılarımda da söylediğim üzere müzik bizim hayatımızda çokca yok. Benim genlerimde olsa da hiç kabiliyetim kulağım ve ilgim yok. Babası ise bu konuda oldukça iyi hangimize çekti bilemiyoruz henüz. YamahaClass'a götürüp görmek istiyorum ilgisini. İlgilenirse ve kendini iyice ifade etmeye başladığında gitmeyi talep ederse seve seve götürürüm.

Bunların dışında haftasonları evde ailece vakit geçirmeyi mutfağı altına üstüne getirmeyi çok seviyoruz. Bir de son zamanlarda ailece saklambaç oynuyoruz. Aren bu oyuna her çocuk gibi bayılıyor. Sobe yapmayı bile öğrendi. O küçük popoyla duvara koşması yok mu arkasından koşup poposunu ısırarım var.

Sobeee Sobeee buldum seni anne :)




4.02.2011

Hazır mısınız?

Hadi bakalım haftasonuna hazır mıyız? Biz hazırız, sevgilimle güzel bir haftasonu geçireceğiz. Kimbilir belki 2'yken 3 olduğumuzu öğreneceğiz (takıntılı mısın kızım sen dediğinizi duyar gibiyim evet öyleyim :))
Belki öğrenmeyeceğiz PMS sendromlu biriyle haftasonu geçirecek kocacık napalım önümüzdeki maçlara bakacağız artık :) Hem gelen kazanır eğlenceye katılır gelmeyen kaybeder bize bişeycik olmaz ;)