bebekli hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebekli hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.12.2012

Haftasonu Nasıl Geçer



Eğer bekarsan veya evlenip henüz çocuk sahibi olmadıysan haftasonların anlamı bambaşkadır. Misal uzun uzun uyursun, uzun uzun kahvaltı yaparsın günü planlamasan da olur. Erken kalkacaksan da bu kendi arzunla oluyordur ve yine kendin için birşey yapacaksındır. Kısacası kontrol sendedir günü istediğin gibi uzatabilirsin, kısaltabilirsin veya hiç yaşanmamış sayabilirsin.

Ama çocuk sahibi isen belki de en planlı olman gereken zaman hafsonlarıdır hele bir de çalışan anneysen. O kadar çok şeyi planlamalısındır ki Yapılacaklar Listene bir bakarsın "Aman Allahım bunların hepsini ben mi biz mi yapacağız" dersin. Uyku anlamında değişen hiçbirşey olmaz. Yine erken kalkarsın, uzun uzun kahvaltı mı o nasıl oluyordu ki :)

Aren hayatımıza katıldığından beri haftasonun anlam ve önemi elbette bizim için de değişti. Haftasonları onun etrafında döner oldu  hoş zaten o, hayatın da kendi etrafında döndüğünü sanmıyor mu? Çalışan annelerin çocukları için haftasonu daha da farklı çünkü onlar da farkında hafta içi en fazla 3-4 saat görebildiği annesi 24 saat yanında (yani bizim için böyle bugüne kadar haftasonu Areni hiç bırakmadık, tercih etmedik hafta içindeki açığı haftasonu kapadık)

Haftasonları neler yaptığımıza gelirsek; bebekle çocukla Alışveriş Merkezine yani AVM'ye asla gitmeyen ailelerden olmadık. Bence bu işin dengesi varsa AVM'ye gitmenin çok da çekinilecek birşey olduğunu düşünmüyorum. Evet AVM'ler yorucu evet AVM'lerdeki hava sirkulasyonu sağlıklı değil ama burası da Türkiye, İstanbul en güzel çocuk parklarının ormanların bile kenarından köşesinden yol geçiyor ve hava kirliliği her yerde... Aren hergün yağmur çamur demeden dışarı çıkan parka giden parka gidemezse apartmanımızın bahçesine inen toprakla buluşan kedi köpek kovalayan yoldan geçenlere laf atan bir çocuk, dolayısıyla AVM'ye gitmek konusunda katı olmadık. Gitme amacımız da AVM'nin adına yaraşır biçimde alışveriş için oluyor. Zaten erken kalkar yol alır misali o en kalabalık saatlerede kalmıyoruz. İşimizi görüp çıkıyoruz lakin aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere bazen oldukça uzun vakit geçirmek zorunda kalıyoruz :)


Arabamı kendim iterim karışmayın bana!
AVM dışında her çocuk gibi Aren de parkta vakit geçirmeyi seviyor. 2-3 park var sevdiği evimize yakın oralara uğruyoruz hele bir de böyle kış vakityse ve kimse parka gitmeyi tercih etmediyse ve park Aren'e kaldıysa değmeyin keyfine. Defalarca kaydırağa çıkıp inmeler salıncak için sıra beklememeler.

Ellerimi bırakarak kayıyorum ki ben hihihiihihih :)
Kedi kovalamaca miyavvvv :)

Ve her haftasonuna mutlaka koymak istediğimiz faaliyetlere gelirsek; Aren'in o faaliyetten bu faaliyete koşan proje çocuklardan olmasını istemiyorum. Yüzmeden çıksın baskete oradan çıksın müziğe hadi oradan da çıksın bir de kurabiye kursuna gitsin istemiyorum. Ama her haftasonuna da bir faaliyet koymaya çalışıyorum onun eğlenebileceği zevk alabileceği ve elbette eğlenip zevk alırken gelişimine de katkıda bulunacak faaliyetler bugüne kadar katıldığımız her faaliyetin faydasını gördük. İşte katıldıklarımız , katılmayı planladıklarımız ve benim görüşlerim.

Aquababies: Daha önce Aquababies ile ilgili yazı yazmıştım. Bu programa bebek 1 aylıkken bile katılabiliyorsunuz. Amacı yüzme öğrenmesinden çok daha öte. Bize faydaları neler mi oldu? Suyu seven Aren elbette daha da çok sever hale geldi. Suyun içersinde nefesini tutmayı öğrendi. Her hafta gittiğimiz bu dersler sosyalliğinin artmasına yaradı. Daha da önemlisi her hafta benimle veya suya babası girdiyse yarımsaat bile olsa hiçbir dış etkenin (telefon,tuvalet, yemek vb) olmadığı bir ortamda kaliteli ve bize özel bir 30 dk geçirdi. Babies programından sonra bahar vakti Aren'le toddlers derslerine de gideceğiz.

MyGym: MyGym bebeklere yönelik jimlastik yapılan bir yer. Aren ne zaman gitsek çok eğlendi, derslere katılım göstermedi ki bu da çok doğal benim böyle bir beklentim olmadı zaten eğitmenlerinde söylediği uzunca bir süre gelince derslerle ilgilenmeye başlıyorlar. Orada diğer çocuklar eğitmenin gösterdiği hareketleri yaparken Aren bireysel takılmayı kendi ilgi alanına göre hareket etmeyi yeğledi ki bu benim çok hoşuma gitti 1 yaşındaki bir çocuktan disiplinli olmasını beklemiyorum keşfetmeye olan hevesi ve çabasını daha kaydadeğer ve yararlı buluyorum.


Gymboore, Miniaktivite, Happy Nest ve diğerleri:  Oyun gruplarını yarıyarıya faydalı ve gerekli görüyorum. Arenin etrafında kendi yaş grubuna ait çok fazla çocuk var. Yiğenleri toplasak bir oyun grubu çıkıyor ki zaten buna aile içinde de dikkat etmeye çalışıyor ve sık sık biraraya geliyoruz. Evet bir oyun grubu olmuyor başlarında biz varız ama ortamı yönetmiyoruz her çocuk kendi kendine takılıyor bazen birbirlerine de takıyorlar tabii bol bağırışmalı çığlıklı ve ağlamalı aile görüşmelerimiz oluyor herkes eminim eve döndüğünde bir daha töbe diyordur :) Bugüne kadar 1 kez Gymboore'ye gittik Aren o zaman çok küçüktü. Şimdilerde ise Mini Aktivitenin oyun gruplarına götürmeyi düşünüyorum. Evde yapığımız oyun gruplarından gözlemlediğim çocuklar birbirleriyle iletişim halinde değil gibi gözükselerde aslında iletişim kuruyorlar ve sosyalleşiyorlar. Ben müdahale eden bir anne modeli değilim ancak bir başkasına ciddi anlamda zarar vereceği zaman başkasına zarar vermene izin veremem Aren deyip müdahale ediyorum onun dışında birbirlerinden oyuncak kaptırmamayı paylaşmayı yeri geldiğinde yenik düşmeyi de öğrenmeliler işte oyun grupları bu anlamda oldukça yararlı.
Bizim en büyük şansımız yardımcımızın uzun yıllar anaokulu öğretmenliği yapmış olması ve apartmanımızla Aren'le arasında 3 ay olan bir başka bebeğin olması böylece mini oyun grubumuz bile var. Herşey bir yana bu tip aktiviteler ailelerin de sosyalleşmesine vesile oluyor. Bazen de annenin kenarda oturup poposunun az da olsa yer görmesine :)

Yamaha Class: Aren için planladığım aktivitelerden biri de Yamaha Class'a gitmek. Müziği her çocuk kadar seviyor ama diğer yazılarımda da söylediğim üzere müzik bizim hayatımızda çokca yok. Benim genlerimde olsa da hiç kabiliyetim kulağım ve ilgim yok. Babası ise bu konuda oldukça iyi hangimize çekti bilemiyoruz henüz. YamahaClass'a götürüp görmek istiyorum ilgisini. İlgilenirse ve kendini iyice ifade etmeye başladığında gitmeyi talep ederse seve seve götürürüm.

Bunların dışında haftasonları evde ailece vakit geçirmeyi mutfağı altına üstüne getirmeyi çok seviyoruz. Bir de son zamanlarda ailece saklambaç oynuyoruz. Aren bu oyuna her çocuk gibi bayılıyor. Sobe yapmayı bile öğrendi. O küçük popoyla duvara koşması yok mu arkasından koşup poposunu ısırarım var.

Sobeee Sobeee buldum seni anne :)




26.04.2012

6 Ayın Ardından




6 ay nasıl geçti bir de bana sorun. Bazen göz kapayıp açıncaya kadar geçmiş gibi bazense 6 yıl olmuş gibi. Bazen gözümün önüne o 23 saatlik zor doğumun ardından göğsüme koydukları an geliyor ve biliyormusunuz bazen göğsümde hala aynı biçimde yatıyor sadece boyut ayrı (Bak şimdi çocuğumu cok özledim otur ağla) hissettiklerim onun hissettirdikleri kokusu nefes alışı hepsi aynı. 
Ama işte 6 aya o kadar çok şey sığdırdık ki öylesi çabuk büyüyüp o kadar hızlı gelişiyorlar ki hepsini düşünüce bir 6 yıl geçmiş gibi hissediyorum.

Şimdi biraz Aren Mir'e seslenme zamanı;

İçime ekildiğin günden bu yana 15 ay geçti meleğim. 15 aydır hergün seni yine yeniden yaşıyorum. Eskiden karnımı okşar konuşurdum seninle şimdi senin karnını okşayıp konuşuyorum seninle.  o küçücük tohum halinden harika bir çiçeğe dönüştün. Doğduktan sonra dökülen yaprakların oldu ama yerine hep yenileri daha da güçlü bir biçimde çıktı. Senin köklerin bizim içimizde sarmaşık misali sarıyorsun her geçen gün bizi hızla capcanlı.

Çok sosyal bir çocuksun işte aynı sarmaşık gibisin hemen sarıveriyorsun insanı yeter ki sarılacak bir duvar bul kendine. Herkesle ayrı bir iletişimin var insanların tanıyorsun artık kimi nasıl tavlayacağını kime ne yaparsan gönlünü kazanacağını çok iyi biliyorsun. Mesela mesafeli dedene yine mesafeli ama sıcacık davranıyorsun adam seni kucağına alamadan yapamıyor. Anneciğini öpüyorsun çünkü biliyorsun annen o öpücük karşısında sana dünyaları verir. Babanı en yorgun anında bir bakışınla bir sözünle(ba-buuu ııghhhhh )tavlıyorsun.

Kendi tercihlerin kendi istediklerin ve bu böyle yapılacak başkasını kabul edemem tavırların var. Baban evde bir kişilik bir karakter var yahu deyip duruyor her gün. Algıların doğdugun günden bugüne çok açık. Bakışların birşeyi anlatmak için kıçını yırtarcasına çabalayışın bunların hepsi bize mucize gibi geliyor. Çok hassas bir bebeksin gözyaşların hep hazır bekliyor. Resmen güceniyorsun.

Gelişimin çok iyi. Birçok şeyi seni hiç zorlamadığımız halde erken yaptın. Başarmanın hazzını takdir edilmenin keyfini şimdiden yaşıyorsun. Seni hep yüreklendirmeye destek olmaya çalışıyoruz. Yardıma ihtiyacın olduğunda hemencecik orada bitmeye çalışıyorum. Annen baban hep yanında diyoruz sana. Sabahları işe giderken kulağına fısıldadıklarım aramızda ;)

Herşeyden önemlisi herkesin farkettiği ve benim kocaman sırıtmama neden olan mutlu bir bebek oluşun. İlk aylarda oğlum gülücük parayla değil derdik. Öylesi ciddiydin ki Allahım bu çocuk hiç gülmeyecek mi derdim. Aslında derdin çok büyüktü ciddi gaz sancıları yaşayan bir bebektin. Sonra güleç oğlan oluverdin. Yerine göre gülüş biçimlerin var. Haylaz gülümsemesi, mutluluk gülümsemesi ve çapkın gülümsemen. Çığlık yarışına bayılıyorsun.

Hala toprağını havalandırmaya yenilemeye çalışıyoruz, suyunu vitaminini eksik etmemeye çalışıyoruz. Seninle birlikte biz de büyüyoruz. Biz çok acemiyiz sen bizim yanımızda çok daha olgunsun. Zaman zaman bizim sana rehberlik edeceğimiz yerde sen rehberimiz oluveriyorsun.

Her geçen gün sana daha da bayılıyoruz daha da bağlanıyoruz. Her gün macera dolu. Ömür denilen şey seninle daha anlamlı daha yaşanılası. İstiyorum ki mutlu bir bebekten mutlu bir çocuğa mutlu bir çocuktan mutlu bir yetişkine dönüşüver. Tıpkı tohumların ağaca ağaçların ormana dönüştüğü gibi. Elbette bizi beğenmediğin zamanlar olacak elbette eleştirdiğin ve keşke ile kuracağın cümleler ama lütfen karşımıza "mutlu değildim, değilim" diye çıkma. İşte o zaman çok üzülüyorum.

Sayende geleceği zevkle hevesle merakla ve umitle bekliyoruz. Acaba nasıl konuşacak acaba nasıl bir çocuk olacak acaba neler yapmaktan zevk alacak diye konuşup duruyoruz babanla. Babanla birlikte yapmaktan zevk aldığımız çok şey var. Ama şimdilerde en büyük ve en güzel ortak keyfimiz sen ve sana dair olan herşey. Heyecanla seninle birlikte yürüyüpü sohbet edebileceğimiz hayatın başka alanlarına da beraberce katılabileceğimiz zamanları bekliyoruz. Biliyoruz biz hayaller kuracağız sen o hayelleri yıkıp yerine yenilerini kuracaksın bize sadece sana eşlik etmek kalacak.

Hayatın tek motivasyonu sen oldun. Senin varlığın işe gelmeye de yaşamaya da hatta rejim yapmaya bile sebeb oluyor. Daha güzel daha genç gözüken bir kadın olmaktansa daha güzel daha genç gözüken bir anne olma telaşındayım. Benimle gurur duymanı beni sevmeni çok istiyorum. Beni annen olmanın ötesinde insan olarak sev istiyorum. Baban ve beni kendine rol model seç istiyorum. Bizi seçerek dünyaya geldiğin için gurur duy çok sevin istiyorum.

Seni şimdiden sadece oğlum olduğun için değil o şekillenen o ben de varım diyen kişiliğinle karakterinle seviyorum. Nasıl ki şimdiden istediğin tercih ettiğin herşeyinle senin yanında olmaya çalışıyorum ilerde de öyle olmak istiyorum. Ama bir yanım hep akıl danışanın olmak istiyor.  Fikrime düşüncelerime değer vermeni çok istiyorum. Bana bağımlı değil ama bağlı bir çocuk ol istiyorum. nasıl ki göbek bağın kesildi ama bağlılığımız hala devam ediyor işte ileride de benden ne kadar uzak olursan ol nasıl bir hayatı seçersen seç hep bana bağlı olduğunu hissedeyim istiyorum.

Dilimden düşmeyen her an her gün söyledikçe parıldayan o bilindik cümle;  Seni çok seviyorum oğlum....

30.11.2011

Bir Ev Hikayesi


Metrekare olarak küçük içinde yaşayanlar ve yaşadıklarımız olarak büyük bir ev bizimkisi. Eskiden olsa hayat haftaiçi sabah 6:00'da başlar akşam 12:00'de biter haftasonu 9:00'da başlar gece yarısı 3:00'de biter derdim size. Oysa şimdi güne başlama saatimiz Aren'in keyfine göre belirlenir bazen 5:00'de başlar bazen gün başlamaz çünkü gece hiç bitmemiştir. Haftaiçi ile haftasonu arasında hiçbir fark yoktur artık. Hatta haftasonları yardımcı olmadığı sevgili  Cumartesileri de çalıştığı için daha bile zordur ev hayatımız.

Doğup büyüdüğüm apartmanda oturuyoruz biz. Annemler üst katta biz aşağı katta ve hatta oturduğum evde eskiden babannemler oturuyordu. Önce 3 kişiydiler babaannem, dedem ve büyük teyzem (babaannemin kızkardeşi bekar hiç evlenmemiş) dedemin vefatıyla ki ben 3-4 yaşlarındaydım babaanem ve teyzem birlikte yaşamaya devam ettiler. Sabahları okula gitmeden önce kapısını çalıp gittiğim evin kapısını şimdi annem çalıyor özledim Aren'i göreyim diye. Babaannem elinde adını hatırlayamadığım turuncu bir vitamin ile beklerdi beni, tadı da çok güzeldi kapıda o vitamin içilir servise öyle binilirdi. Akşamları okuldan gelip ilk çaldığım kapıydı bu ev kah içeri girerdim kah naber deyip hop yukarı çıkardım. Bu sefer kapıda evde yapılmış bir çikolatayla veya sevdiğim bir tatlı ile beklerledi beni (kilolu olmanın temelleri böylece atılmış oldu :) ) şimdi aynı kapıyı akşamları babam çalıyor oğlan nasıl diyor kah içeri giriyor kah o da yukarı kaçıyor.

Bu ev çocukluk anılarımla dolu benim. Bu yazıyı yazarken gözlerimi dolduran hatıralarla dolu. Şimdi girip yemekler yaptığım mutfakta babaannem harikalar yaratırdı. Yanında durup izlerdim onu anlatırdı bana nasıl yapıldığını ilk ne zaman yaptığını o yemeği. Yemekten sonra teyzem bulaşıkları yıkardı babaannem bulaşık ykaımayı sevmezdi teyzem de yemek yapmayı. Onun da yanında durup bulaşık yıkamasını izlerdim, sohbet ederdik. Şimdi bu mutfakta kendi torunlarımla olmasa da oğlumla yapacağım yemekleri, kekleri börekleri düşünüyorum.

Bu yazıyı yazdığım her gün oturduğumuz salona o zamanlar misafir odası denirdi ve sadece kalabalık aile yemeklerinde ve misafir geldiğinde kullanılırdı. Ama benim her zaman girmeme izin vardı. Bu salon o zamanlar antikalarla doluydu. Köşede siyah piyano dururdu. Teyzem annesi ölünce bir daha hiç çalmamış kapağına bile dokunmamış ve saçları da bir gecede beyazlamış. Arada ısrar ederdim çalsana teyze lütfen diye sen çalarsan ben de piyanoya başlarım derdim unuttum kızım derdi derinlere dalarak saçlarına dokunarak. Büfede bir çok incik cincik şeyler vardı hepsi dedemin uzak diyarlardan getirdiği şeyleri dokunmaya izin vardı hatta oynamayada sadece nazik davranmamız öğütlenirdi bize. Sonra bir köşede eczaneden kalma o zamanlar bana çok ilginç gelen cam şişeler ilaç kutuları vb dururdu dedemi babaannem ve teyzem hepsi eczaciydi o salonda o kutularla şişelerle oynar içimden ben de eczacı olacağım derdim.

Şimdi Arenin odası olan oda oturma odasıydı günün büyük çoğunluğunu orada geçirirdi iki kız kardeş. Babannem uzun koltukta teyzem tekli koltukta oturur tüm gün iş işler, kitap okur, muıhabbet ederlerdi.  O uzun koltukta babaannemin kucağına uzanıp uyumaya bayılırdım. İki kız kardeş bana kendi hayatlarından anektodları masal tadında anlatırlardı bir yandan saçımı okşayarak şimdi oğlumun odasındaki uzun koltukta onu kucağıma alıp masal anlatacağım günlerin hayalini kuruyorum. Ona babasıyla olan masalımızı annesinin bu evdeki masallarını anlatacağım günleri 4 gözle bekliyorum.

Bizim giyinme odası olarak kullandığımız oda onların tüm eski hatıraların olduğu günün erken saatlerinde oturdukları namaz kıldıkları bir odaydı. Pek girmezdik nedense o odaya bana ürpertici gelirdi. Şimdi o odada üzerinde bir çok anı biriktiren eşyalarımız duruyor.

Yatak odamız ise babaanne&dede aşkına iki kız kardeşin bağlılığına ve göçüp gitmeye şahit olmuş bir oda.  Odamızın huzuru belki de buradan geliyor. Zaman zaman geceleri yastığa başımı koyduğumda bu evdeki o eski günleri anımsar öyle dalarım uykuya. Eğer ruhları evlerine ziyarete geliyorsa bu evin çok değiştiğini görecekler tek birşey değişmedi bu evde o da bağlılık, aile olmak ve sevgi hep de daim olur işallah.

İşte bizim evin hikayesi böyle...