18.04.2013

Bana Arkadaşını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyliyeyim

Bundan böyle haftanın 1 günü, tek bir gün belirlemedim bunun için, bu başlık ile bir yazı dizisi yayınlayacağım. Ne kadar süreceği tamamen katılmak isteyenlere bağlı.

Peki konu nedir, nereden çıktı. Pek sevgili arkadaşım Devletşah twitter'da aşağıdaki videoyu şu tweeti ile paylaştı: "İnsan kendisine çok acımasız, seyrederken neden ağladım bilemeyeceğim" videoyu seyrederken ben de ağladım, hem de tahminimden daha çok (tabii bunun benim ağlak olmam, pek normal olmamamla da alakası olabilir). 
En çok kendimize acımasız davranıyoruz hele de anneysek. 



Ben anne olduktan sonra dünyaya anne gözüyle bakmaya, her konuyu bir şekilde anneliğe bağlamaya başladım;  bu kendiliğinden olan birşey oldu. Biliyorum ki bir çok anne olan kadın da böyle. İşte video'yu izledikten sonra, aklıma bu fikir geldi. Hatta sevgili Çiğdem, Devletşah'ın tweetin'in üzerine ben de ağladım yazdığında; ben de her ikisine cevap yazmıştım: "Ben de ağlayarak izledim, gerçekten de en çok kendimize karşı acımasızız; hele de anneysek, benim anneliğimi size sorsak bambaşka resmedersiniz, bana sorsanız belki bir canavar çizerim" diye. 

Sonrada gönüllü olan annelere ve onların yakın arkadaşlarına bazı sorular göndererek bu konuyu blogumda ufak bir yazı dizisi haline getirmeye karar verdim. Bunu twitterda yazdığımda, katılmak isteyenlerin sayısı tahminimden çok oldu. Mailler gelip gittikçe ben daha da heyecanlandım. Bazen düşünmüyor değilim; blog ve hayatım fazlasıyla östrojen mi dolu diye ama sonra bunu reddetmenin alemi yok diyorum kendime :)

Ben oldukça keyif aldım, daha dün gönderdiğim sorulara hemen cevap verenler olunca da bekletmeden ilkini bugün yayınlamaya karar verdim. Belirtmek isterim ki anneler arkadaşlarının ne cevap verdiklerini bilmiyorlar, bu yazı sayesinde öğrenecekler. Bu da işin süprizli tarafı bana kalırsa...

İlk cevap veren sevgili Leyla ve onun yakın arkadaşı Selin oldu. Leyla ve Selin'i daha yakından tanımak, twitter'da takip etmek isterseniz: Selin'i twitterda (@karekok_s) olarak Leyla'yı da (@AlkanLeyla) olarak bulabilirsiniz. 

Önce sizleri Leyla ile başbaşa bırakıyorum; 

Leyla ve kızı Beril

Leyla, öncelikle bu yazı dizisine katıldığın için çok teşekkür ederim. Seni kısaca tanıyabilir miyiz? 

26 yaşındayım, İstanbulda yaşıyorum, çalışıyorum. 34 aylık bir kızım var.

Hamileliğimin de 5. ayındayım. 2. kızımız yolda.
İlk kızıma hamileyken forumda tanıştığım sonrada kopamadığımız 11 kişilik Haziran anaları :) grubumuz var. Gmail grubumuzdan her gün birbirimize en az 300 mail atmazsak rahat edemediğimiz, 7-8 kişi ayda en az bir kez toplaşmazsak deli gibi özlediğim arkadaşlarım var. Selin de bunlardan biri.

Kendini nasıl bir anne olarak görüyorsun? 

Kendimi geliştirmek için çaba harcasam da çoğu zaman yetersiz görüyorum.
1 hafta once yaşadığımız bir krizdeki davranışlarımı 1 hafta sonra yanlış bulup keşke şöyle yapsaydım derken buluyorum. Genel olarak rahat olmaya çalışan bir anneyim. Bir arkadaşıyla kavga etsin düşsün kalksın minimum müdahele ederim. Kızımın istekleri düşünceleri önceliklidir benim için. (Makul isteklerde tabi)

Sence annelikte en kuvvetli yanların neler?

Bazı kriz anlarındaki sakinliğim ve sabrım

 Peki ya en zayıf yanların?

İş temposundan yeterince vakit ayıramadığımı, kaliteli geçirdiğimiz zamanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.  

Anneliğinde kendini en çok ne ile suçlarsın veya en çok ne yaptığında vicdan azabı çekersin?

Kızım 1 yaşındayken eşimle 3 günlüğüne kısa denilemez bir mesafede bir yere kendi aracımızla tatile gitmiştik, henüz emziriyordum .Kızımdan ilk ayrılışımdı ve bir daha onu hiç göremiyecekmişim gibi gelmişti. Zaten tatilimin 2. günü onca yolu geri dönmüştük.
Hala onsuz yaptığımız planlarda içim tam anlamıyla rahat etmez

Annelinde kendini en çok hangi yönünle takdir edersin. Arada bir içinden, ne yapınca, vay be ben de iyi beceriyorum bu işi dersin?

Yakın zamanda ablamlarda akşam oturmasındaydık, cips getirmişlerdi. Beril eline cips poşetini aldı. Anne yiyebilir miyim dedi? Zararlı olduğu için yememesini istedim (kendimde yemedim. Daha öncede bu konuyu konuşmuştuk kızımla) Tamam diyip cipsi teyzesine götürmüştü; odadaki herkes dönüp bana bakmıştı. Kendimle içten içe övünmüştüm

Anneliğine dair eklemek istediğin neler var? 

Her anne kendi çocucuğunun bilir kişisidir. Benden iyi çocuğumu kimse tanıyamaz
Yeterli bir anneyim diye bir iddam yok. Ama çocuğum için en iyisini ben bilirim.

Peki ya son sözlerin :)

Katılma fırsatından dolayı teşekkür ederim. Sonuçları bende merak içinde bekliyorum.

Leyla anneliğini böyle görüyor; yakın arkadaşı Selin Leyla'nın anneliği konusunda neler söyledi bakalım. 


Leyla&Selin


Selin bu yazı dizine katıldığın için  sana da çok teşekkür ederim. Ben seni tanıyorum ama tanımayanlar için senin de kendini tanıtmanı isterim ve Leyla'yla olan arkadaşlığını bize anlatır mısın ? 

Leyla ile 2010 da hamileyken ayrıntılı usg ile ilgili araştırma yaparken kadınlar klübü sitesinin "2010  Haziran Anneleri Grubu"nda tanıştım.. işte ordan buralara geldik, en yakın arkadaş olduk ... :))) Hemen hemen herşeyimizi paylaşırız aramızda neredeyse özel gizli diye birşey yok sayılır..Hergün mailleşiriz mutlaka. 


SenceLeyla nasıl  bir anne sence?

Leyla genç ve çıtır bir anne.. ve de hırslı bir anne.. Kendini unutmadan annelik yaptığı için takdir ettiğim bir anne...

Sence Leyla'nın annelikteki en kuvvetli yanları neler?

Sakinlik ve sabır...

Peki ya Leyla'nın annelikteki en zayıf yanları?  

Uykusuzluk Leyla için dayanılması zor bir durum; ama bu annelikte zayıf bir yan değil aslında. Zayıf yan deyince aklıma bişi gelmedi gerçekten...


Sence Leyla en çok ne yaptığında vicdan azabı çekiyor veya kendini suçluyor?

Leyla sakin bir anne ve de sabırlı.. İşe gitmesi dışında vicdan yaptığı birşey yok bence...

En çok hangi yönüyle kendini takdir ediyor ?
Kendini takdir ettiğini hatırlamıyorum ama sabırlı bir anne olduğunu biliyor.. 

Leyla'nın anneliğine dair eklemek istediklerin var mı? 
İkinci bebeği yapma cesaretinden dolayı tebrik ettiğim anne...

Peki ya son sözlerin ne olacak.... 
Leyla bir özge candır :)) diyesim geldi..



Selin&Ege, Leyla&Beril
Selin ve Leyla birbirini iyi tanıyan, can dost olmuş iki kadın. Leyla kendini zaman zaman yetersiz bir anne görürken, Selin Leyla'nın yetersiz olduğuna dair hiçbir şey söylemiyor. Leyla aynı zamanda kendini iyi tanımış bir anne, sabırlı olduğunun farkında ve sanırım anneliğinde bu ön planla; çünkü Selin de buna değinmiş ki, bu oldukça önemli. Sabırlı bir anne tüm annelerin içinde hemen kendini farkettirir öyle değil mi :)

Leyla da Selin de çalışan anne bu anlamda da birbirlerini çok iyi anladıklarını düşünüyorum; Leyla çalışan bir anne olarak haklı bir tedirginlik yaşıyor, Beri'le kaliteli vakit geçirmek anlamında, Selin de Leyla'nın bu tedirginliğinin, vicdanının farkında ki, Leyla'nın vicdan yaptığı tek noktanın bu olduğunu düşünüyor. 

Selin uykusuzluğun Leyla için zor olduğunu düşünürken, Leyla buna hiç değinmemiş :)... 2. hamileliğini yaşayan Leylaya en güzel dua; uykusu bol, sağlıklı&sıhatli bir bebek dilemek olur sanırım. 

İşte böyle.... 

Umarım siz de benim gibi keyifle okursunuz bu yazı dizisini. Katılmak isterseniz; tutencc@gmail.com adresine mail gönderebilirsiniz. 




17.04.2013

Uyumsuz Çocuktan Uyumlu Çocuğa



Yine beğendiğim bir yazının çevirisi; yazının orjinal başlığı "Şımarık Davranışları Değiştirmenin 9 Yolu"


Bizler çocuklarımızın  kutup yıldızlarıyız. Aslında bu hayattaki en büyük istekleri aramızdaki ilişkiyi korumak ve beklentilerimizi karşılamak. Eğer çocuğunuz şımarık davranışlar sergiliyorsa, bu ya sizinle daha sıkı bir ilişkiye ihtiyacı olduğunun  ya da kontrol edemediği, boyundan büyük duygular yaşadığı ve size ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Ona uygun desteği vermezsek, beklentilerimizi karşılamasını da bekleyemeyiz. 

"Şımarık" bir çocuğun uyumlu bir çocuk haline gelmesine yarayacak en işlevsel taktikler nelerdir: 



  1. Çocuklarımızın davranışları için yüksek beklentiler set etmek
  2. "Kötü davranışları" yoksayma
  3. Çığlık Atma
  4. Mola uygulaması
  5. Ona özel destek vermek
  6. Empatik limitler set etmek
  7. Oyun ile yardım etmek
  8. Ağlamayla yardım etmek
  9. Sarılmak



1. Yüksek Beklentiler Set Etmek
Bu işe yarayan bir taktik; nasıl mı? Mesela evde sukunet istemiyorsak bunu elde edemeyiz. Elbette bu taktiğin işe yaraması için yaşına uygun yüksek beklentiler içersinde olmalıyız. Çocuğunuz bu beklentinizi bildiği halde, buna uygun davranmıyorsa; duygularını kontrol etmek konusunda sizden yardım bekliyor veya sizinle daha iyi bir ilişki içersinde olması gerekiyor demektir.  Daima hatırlamalı; çocuğunuzla aranızda iyi bir iletişim varsa sizinle işbirliği içersinde olmak isteyecektir. 
Kendimizden örnek vermek gerekirse; geçmiş aylarla karşılaştırdığımda Aren'le birlikte inanılmaz bir yol katettik. Çok daha uyumlu bir çift haline geldik :) Artık aramızda hırlaşma, gürleşme ve güç savaşları olmuyor. Örneğin; altını bağlatmak, giyinmek asla istemezdi. Hala da bu konuda harika olduğunu söyleyemeceğim; ama eğer Aren'in kabını iyi doldurursak, oyun ve sevgiyle, ve ardından haydi gel seninle işbirliği yapalım; altını değiştirelim sen bana yardım et, sonra  da kaldığımız yerden oyuna devam dersek, kesinlikle son derece uyumlu bir hal alıyor. 
2. Kötü davranışları yoksayma
Bu taktik ancak geçici durumlarda işe yarar. Şöyle; çocuğunuz çok aç olduğu için, davranış bozukluğu gösteriyor. Böyle durumları yargılamadan değerlendirmek gerekiyor. (Çok aç olduğun için sabırsız davranıyorsun... Şimdi sakinleşelim ve sana yiyecek birşeyler hazırlayalım) İhtiyacını karşıladığınızda çocuğunuzun size geri dönüşü harika olacaktır. Ama eğer çocuğunuz sıklıkla limitlerinizi test ediyorsa o zaman olaya müdahale etmek gerekiyor. Aslında bu yardımınıza ihtiyacı olduğunu bir göstergesidir. 
Biz bu durumda da yol katettik; ama istediğimiz noktada değiliz henüz. Aren sıklıkla limitlerimizi test ediyor. Eskisine göre çok daha çabuk regüle oluyor ve sakinleşiyor; çünkü biz onu eskisinden çok daha iyi anlıyor ve ihtiyaçlarını karşılamada daha iyiyiz. Özetle, ebevenylik de bir süreç ve bu süreçte çocuğunu ne kadar iyi tanırsan herşey aynı oranda iyileşiyor. 

3. Çığlık Atmak
Bu taktik ebeveyn öfke nöbeti olarak da bilinir. Ve aslında asla etkili bir yöntem değildir; sadece çocuğunuzun korkudan birden bire uyumlu davranmasına vesile olur ama hemen ardından çocuğunuz daha da uyumsuz ve hoş olmayan davranışlar sergileyecektir. Çocuğunuzu düşmanınız gibi görmediğiniz sürece bu taktiği uygulamayın; çocuğunuzun beyni henüz tam olarak gelişmedi; sizin bu davranışlarınıza anlam veremez. 
Bana kalırsa; ebevenyler olarak daima aklımızda tutmalıyız; çocuklarımız istemediğimiz davranışlar sergiliyorsa mutlaka söylemek, anlatmak istediği birşeyler var; dahası bizden yardım bekliyorlar. 

4. Mola
Bu yöntem istenmeyen davranışı zaman zaman anında durduran bir yöntem. Aslında, bu sembolik bir terk etme yöntemi. Bu yöntemde çocuğunuza verdiğiniz mesaj; sana yardım edemem, şuan başedemediğin duygularınla seni başbaşa bırakıyorum. Bu güç savaşına sebebiyet verir. Çocuklar büyüdükçe bu yötem gücünü kaybeder ve zaman içersinde sizinle işbirliği yapmaya hevesli çocuklar değil, başkaldıran çocuklarla yüzyüze gelirsiniz. 
Benim bu yönteme inancım hiç yoktur. Moladan kasıt; biraz oda git baklaım tavrı. Kendinle başbaşa kal tavrı. Buna çocukluğunda maruz kalmış biri olarak, hiç iyi birşey olarak hatırlamıyorum. Odana gidip ağlayabilirsin; biraz odana git ve sonra yanımıza gel sıkılıkla duyduğum cümlelerdi; ve evet beni isyana sürüklemiştir. Ama şuna inanırım; zor zamanlarda ebevenyin bir 2-3 dakikayı kendine ayırıp derin nefesler alıp kendini rahatlatıp çocuğunun yanına dönmesi ve ona yardım etmesi bence çok işe yarayan bir yöntemdir. 

5. Ona Özel Yardım 
Bu bölümde söylenmek istenen şu olmuş; çocuğunu iyi tanıma ve ona göre yardım etme. Her çocuğun daha iyi olduğu bir alan var; mesela kiminin görsel zekası daha ön planda, öyle çocuklara anlatılmak istenilen şey fotoğraf veya görsel malzemeler yardımıyla yapılmalı. Kiminin sözlü iletişimi daha kuvvetli gibi. Ama çocuğunuza yapması gerekeni sürekli hatırlatmanız gerekiyorsa o zaman 6. maddeyi denemelisiniz. 

6. Empatik Limitler Set Etmek
Çocuklar bizim önceliklerimizi paylaşmazlar, zaten neden paylaşsınlar ki? Onların öncelikleri çok daha farklı, ve bizim bakış açımızı anlamazlar. Mesela onların öncelikleri, koltukların üzerinde zıplamaktır ve koltukların parayla satın alınıp,tamir edildiğini de bilmezler. İşte bu yüzden tüm gün ve her gün onlara yol göstermek bizlerin işidir. "Ayakkabıların koltuğu kirletiyor, koltuğa ayakkabı ile çıkmıyoruz" Ne kadar tutarlı ve ciddi olursanız çocuğunuz koyduğunuz limitleri kabul etme de o kadar uyumlu olur. Çocuğunuzla ne kadar empati kurarsanız işler o kadar kolaylaşır. Enerjisini benzer bir şeye yönlendirmek, istemediğinizi davranışı durdurmanıza o kadar çok yarar. "Koltuğun üzerinde zıplamaktan ne kadar çok zevk aldığını görüyorum. Ama biliyorsun koltuk zıplamak için değil. Şimdi koltuktan aşağıya in ve gidip başka yerde zıplayalımç "
Tüm çocuklar doğal olarak limitleri zorlarlar. Örneğin bu örnekte olduğu üzere; eve girer girmez ayakkabılarını çıkarmaya her seferinde yardım etmelisiniz ve ona hatırlatmalısınız. Bir süre sonra bu otomatik hale gelecektir; ne sizin özellikle hatırlatmanıza gerek kalacak ne de o bu konuda ısrarcı olacaktır. 

Peki ya, bu davranışa devam ediyorsa. İşte orada çocuğunuzun size söylemek, anlatmak istediği birşeyler vardır. Çocuklar duygulardan ibaret. Bunu neden yaptığınını çözmeniz gerekiyor. Ne zamanki duygusunu anlarsınız ve empati kurararsınız, işte o zaman çocuğunuz işbirliği yapmaya yanaşır. Ve bu davranış biçimiyle büyüdüğünde de size yakın ve işbirlikçi olmasıa vesile olursunuz. 
Empatinin ne denli işe yaradığını bizzat yaşadım; Aren'e ne zaman seni anlıyorum mesajını versem hep olumlu geri dönüşler alıyorum. Mesela, üzerini giydirmemden hoşlanmıyor; giyinmek istemediğinin farkındayım, haklısın giyinirken oranı buranı çekiştiriyorum ve bu seni çok rahatsız ediyor ama yapmam gerekiyor yardım et bana lütfen diyorum ve karşımda çok daha uuymlu bir çocuk oluyor. 
Zıplama konusunda yorum yapamayacağım :) Ben bu konularda sınırları olmayan bir anneyim. 
7. Oyun İle Yardım Etmek.
Şimdi derin bir nefes alın ve söylediklerimi tekrar edin: "Bu bir acil durum değil, bu durumu oyuna çevirebiliriz". Ses tonunuzu sakin ve oyuncu tutmaya çalışın, böylece o da hemen kikirdemeye başlayacaktır. Pardon, ayakkabılarınla koltuğun üzerinde misin sen? Ben koltuk koruyucusuyum ve her zaman koltuklarımı korurum. Kucağınıza alın, gülün ve omuzlarınızın üzerine oturtun onu mesela. Evde bu şekilde yürürken, ayakkabılarını çıkarın. Bir yandan da şarkı söyleyebilirsiniz; onu ne çok sevdiğinizi asla bırakmayacağınızı falan. bu şekildeyken onu koltuya bırakıp orada birlikte birşeyler oynayabilirsiniz. 
Bir dahaki sefere eve girerken ona bu oyunu hatırlatın, oynayıp oynamak istemediğini sorun ve istiyorsa ayakkabılarını çıkarmasını hatırlatın. Bu oyunu onunla tekrardan iletişim kurmak ve bu iletişimin başarısını kutlamak için kullanabilirsiniz. Kıkırdamaki gülmek bunlar kimyasal anlamda da bedene ve ruha iyi gelen şeyleri çocukların daha çok gülmesine vesile olmalıyız. 

Oyun sihirli bir kelime, sihirli bir uygulama. Ne zaman Aren'i oyun anlamında doyuruyoruz, karşımızdaki çocuğun uyumuna inanamıyoruz. 


8. Ağlaması Gerektiğinde Ağlamasına İzin Verin.
Ya sizinle oynamak istemiyorsa, ya tüm çabanıza rağmen, gülmüyor ve kikirdemiyorsa, ayakkabılarını çıkarmamak konusunda inat ediyorsa.... Başedemediği bir duygusu olduğunun göstergesidir tüm bunlar. Gözlerinin içine bakın ve nazikçe sınırlarınızı hatırlatın. "Tatlım, ayakkabıların koltuğu kirletiyor. Ayakkabılarınla koltuğa çıkmana izin vermemem". Gözyaşlarına boğulabilir. Ağlarken ona sarılın, elbette buna izin verirse. Güvende olduğunu ona hatırlatın. Herşeye rağmen, saldırgan tavırlar sergiliyorsa bunun arkasında öfkesi olduğunu hatırlayın. Sadece biraz daha güvende hissetmek istiyor kendinizi. Ve bu da 9. madde demek: 
Daha önce de itiraf etmiştim sanırım; anneliğimin ilk zamanlarıında Aren'in ağlamasından, ağlama krizine girmesinden çok korkardım. Korkumun sebebini sonradan keşfettim; çaresizlik! Ne yapacağımı bilmiyor olmak. Biz böyle durumlarda çok kaldık. Aren'in hiçbir şekilde ikna olmadığı haller, artık ağlamasına izin veriyoruz ve sonra bir de bakıyoruz ki kuvvetli bir ağlama krizi ama kısa süren arkasından bir rahatlama ve kaldığı yerden devam etme. Keşke biz ebevenylerde duygularımızın değişimi konusunda böyle olabilsek öyle değil mi? Keşke ağlasak ve sonra yolumuza kaldığımız yerden devam edebilsek. 

9. Sarılmak
Sarılmak yanında ve güvende olduğunun en güzel göstergesi öyle değil mi? Sarılın ve bırakmayın çocuklarınızı, onlar sizi itse bile. (Burası çeviri değil içimden geldi böyle yazıyorum)
Sadece çocuklarınıza değil, sevdiklerinize sarılmayı daima öncelikli tutun. Sarılmak bir nevi tedavi biçimi bana kalırsa. Hele bir de bu sarılmaya öpücükler eşlik ediyorsa hızlı bir iyileşme sürecine girilmiş demektir. 

Sonuç olarak; büyük bir laf etmiş olacağım ama yine de edeceğim: Aslında uyumsuz çocuk yoktur, onu anlamayan ebevenyleri vardır. Dilerim ebevenyler olarak gerçekten çocuklarımızın kutup yıldızı olabiliriz. 




15.04.2013

Baba Olacak Adam....


Birtek babam olsun bana birşey olmaz! (Hep anneleri mi övelim yani :))

Blogumu takip eden erkek yok bildiğim kadarıyla; özellikle bekar olanlar neden takip etsin zaten, onları açacak hiçbir şey yok bu blogta :) Peki o zaman neden yazıyorum; içimde kalacağına blogta kalsın dedim. 

Benim gözlemlediğim erkeklerin çok az bir kısmı baba olmak için evleniyor; evlenmelerindeki ilk amaç baba olmak değil yani. Bu düşünceyle evlenen erkek sayısı çok az ki, onlar bile baba olmaya ne kadar hazır tartışılır bir konu; bu da çok doğal, çünkü erkeğin ilkel ve modern dünyasında "baba" olmak doğasında olmayan, sonradan öğrenilen birşey. Biz kadınlarla karşılaştırıldığında gerçekten zor bir durumdalar bu anlamda. 

Örneğin Güray, benim eşim olur kendisi, baba olmak için evlenmiş biri, ne zaman kendini fikren&ruhen baba olmaya hazır hissetti, o zaman evlendik ve zaten bu hazırlık neticesinde hemen hamile kaldım ve Aren doğdu. (Aren'den önceki bebeğimizi 8 haftalıkken kaybettik). Bunca hazırken bile baba olmaya, baba olmak hiç sarsmadı desem kendisini doğru söylemiş olmam. Biz kadınlar bile, bedenen ve doğamız gereği çocuğa hazırken 8 şiddetinde deprem görmüş gibi oluyorsak, erkeklerin baba olduğunda temelinden sarsılması çok doğal.

Aslında söyleyeceklerim çok uzun değil; baba olacak erkeklerin bilmesi gereken şeyler var bana kalırsa;

*Sevdiği kadın anne olduktan sonra değişecek ve bu değişim tıpkı her değişim gibi sancılı bir süreç olacak; bu sancıyı çekerken, en çok ama en çok kocasına ihtiyaç duyacak, bunu dile getirse de getirmese de yanında isteyecek onu, belki de sadece sünger görevini görsün isteyecek kocası & sevgilisi yani dinlesin isteyecek sadece dinlesin; ne öneride bulunsun ne seni anlıyorum desin ne de başka birşey. Orada yanında olsun tüm bedeniyle, ruhuyla. 


*Anne olan kadının öncelikleri değişecek ve kocasınınkinin de değişmesini isteyecek, hatta bunu bekleyecek.  Baba olacak her adam önceliklerinin değişmesine hazır olmalı.


*Anne olan kadın sevildiğini, beğenildiğini duymaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacak. Anne bebeğini nasıl şımartıp, şevkat gösteriyorsa, kocasından da aynısını görmek isteyecek. Baba olacak adam sözlü iletişim yönünü kuvvetlendirmeli. Ve hep aklından tutmalı&hatırlamalı; bir babanın yapabileceği en önemli şey çocuğunun annesini sevmektir, çok sevmek. 

*Çocuğun sadece anne ve babayla değil anne&babanın arasındaki ilişkiyle de ilişkisi olduğunu bilecek ve bu nedenle karısıyla olan ilişkisini sağlıklı tutmak için elinden geleni yapacak. Evliliğini sorgulamayacak, sorgulayacağı şey ilişkimizi nasıl daha sağlıklı, daha iyi hale getirebiliriz olacak. Çocuğunun annesi kadar kendisine de ihtiyacı olduğunu bilecek.

Ve son sözüm; daima hatırlatacak kendine ancak mutlu bir annenin mutlu ve sağlıklı çocukları olabilir!. Karısıyla, sevgilisiyle mutlu olabilmek için elinden geleni yapacak. Bunun için çaba sarfeden bir adamın hayatı huzurlu, mutlu olduğu gibi çocuğu için de çok önemli bir şey yapıyor olacak.





11.04.2013

Oyuncaksız Oyun Oynama





Çocuklar için hayatın oyundan ibaret olduğunu ebeveyn olan herkes bilir. Bernard Show'un en sevdiğim sözlerden biridir: "We don't stop playing because we grow old; we grow old because we stop playing." Türkçeleştirirsek; "Büyüdüğümüz için oyun oynamayı bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için büyürüz. "

Aren için oyuncakların hiçbir anlamı ve önemi yok, aynı zamanda teknolojik bir çocukta değil, ne i-pad, ne iphone ne de TV hiçbiriyle alakası yok; bunun için özel bir çaba sarfetmedik sadece onun bu yaradılışını destekledik o kadar. TV konusunda güray hiç katı değil hatta belli bir süre 15-20 dk seyretmesinin iyi bile olacağını savunuyor, bu nedenle Baby TV açtığımız oluyor ama Aren için ekrana bakma süresi 5-10 dk arası.  

Oyuncaklarla ilgilenmemesinin nedeni de tamamen kendinden kaynaklı; biz de fazla oyuncak almadık. Her çocuk gibi evdeki herşey özellikle mutfak ve mutfak malzemeleri onun için en güzel oyuncak ve oyun alanı. 2 şey var ki Aren için en güzel oyuncak; 1- Balonlar 2- Her çeşit top.  

Aren'i kendi haline bıraktığında, yani ne oynamak istiyorsa ona izin verdiğimizde konsantrasyonu oldukça uzun.  Çocuğu kendi doğasına bıraktığında ve kendi oyununu seçmesine izin verdiğinde, gelişimini destekler denilen, bir takım öğrenme felsefesi adı altında geçen herşeyi kendiliğinden yaptığını görebilirsiniz. Dolayısıyla ben uzun bir süredir bu yolu tercih ediyorum; sonradan karşıma çıkarsa okuyorum ve görüyorum ki, çocuğumun kendiliğinden seçtiği oyunlar ve oynadıkları önerilen şeyler. Oyunu bir kural içersine koymaya karşıyım.

Oyuna yaklaşım biçimimi en çok etkileyen ve içimi rahatlatan da daha önce notlarını paylaştığım Nilüfer Devecigil'in İnternet Anneleri aracılığı ile vermiş olduğu seminer oldu. Artık ne oynayalım diye hiç düşünmüyorum; oyunun patronu Aren, o ne oynamak isterse, bana hangi rolü biçerse ben sadece onu yapıyorum. 

Peki Aren ne oynamayı seviyor neler yapıyor. Geçen gün sosyal medyada eve gelir gelmez benimle oynamak istediği bir oyundan kareler paylaşmıştım; şimdi yine o karelerden bazılarını paylaşacağım. Bizim ev halimiz, oyunlarımız genellikle böyle.  Dibine kadar pisliğe bulanmadan oyunu bitirmiyoruz :) 

Bu konuda ne kadar rahat bir insan, anne olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Başta annem olmak üzere bir çok insana göre, etrafı pisletme konusunda fazlasıyla tavizkarım; ama ben bu halimizden son derece memnunum. Aren'in eğlendiğini dahası tatmin olduğunu görmek benim için en keyifli şeylerden biri. Titiz bir insan değilim, evin alt sınırda temiz olması benim için yeterli, gerisi insanın ömründen yiyor bana kalırsa.... 

Bu ev içi versiyonun sokak halini de paylaşacağım; lakin elimde sookaktan pek fazla kare olamıyor; nedeni çok açık değil mi? Peşinden koşma, yerlere yatmai tırmanda, çamura bulanma derken telefon neredeydi onu bile hatırlamıyorum :)


Salı günü eve girer girmez; Aren beni elimden tuttuğu gibi mutfağa soktu; kiler dolabını açtı ve tarhanayı çıkarttırdı; çorbamı istiyor nedir derken, gitti şu yerde gördüğünüz tepisiyi aldı ve su doldurmamı istedi, aa kendi Tarhana pişirecek herhalde derken, yere oturdu tarhanayı suya döktü ve oynamaya başladı; sonra mercimek istedi, onu da verdim. İlginç bir yemek olacak derken, sertleşen tarhana ellerini rahatsız etti biraz daha su istedi; sanırsın ki yeni bir çiğköfte tarifi deniyor. Sonra biraz daha su ekle biraz daha mercimek biraz daha tarhana derkenn (İçimden gitti caanıım organik tarhana, mercimek demekten geri kalmadım elbette! Eve ucuzundan böyle şeyler alınmalı dedim, oyun için. Nimetle oyun olmaz da dedim ama bunlar hep iç sesimdi :))


Oyunda geldiğimiz son nokta buydu. O son kareye gelindiğinde bir 45 dk geçmişti; ve Aren bu oyuna doymuştu. Güray Aren'i yıkayıp paklarken, ben de mutfağı temizliyordum. Bana biçilen rol hep bu oluyor; temizle kızım işin ne!



Bu da dünen bir kare; mutfakta lavabonun içine oturmuş, suyu açtırıyor ki az önce yıkanmıştı, oyun oynayacakmış. Lavaboyu fırçalama, bezi ıslatıp tezgahı silme oyunu falan. Aren'i yegane rahatlatan şey su. Bir parça nefes almak istiyorsan, Aren'i eğlendirmek, rahatlatmak istiyorsan işin içinde mutlaka su olmalı. 



Bu karede dünden, lavabodaki faaliyet bittikten sonra odaya geldik ve legoları yıkamaya başladık. Günde kaç kez üst bas değiştirdiğimizi söylememe gerek yok sanırım :)



Hemen hemen hergün oynadığımız bir başka oyun ise, diş fırçalarını yıkama oyunu. Hepimizinkini yıkar, paklar ve yerine koyar. Oynarken diş fırçalarının kime ait olduğunu tekrarlamaya bayılır; kendi fırçası haricindekini ağzına götürüyormuş gibi yapıp tepki vermemize bayılır. Ağzının içine girmesine ramak kala ııhh ıhhhhh deyip hin hin gülmeyi de ihmal etmez. Evdeki büyük masraf kalemlerinden birinin diş fırçası almak olduğunu söylememe gerek var mı peki :)


 Ev içinde oynadığımız hergün tekrarlanan oyunlarımızdan bazısı böyle... 

Hayata oyun gözüyle bakarsak, hele bir de çocuğumuzun gözünden bakarsak eğlenmek garanti sanki ne dersiniz ;)




10.04.2013

Bom Bom

Hazır mıyız Gençler !
İtiraf etmek isterim ki ben ezelden beri Galatasaray'lı değilim; hatta GS'nin ezeli rakibi FB'liydim :) Futbolla hiçbir zaman ilgim, alakam olmadı. İlk 11'i sayamam, Rıdvan, Prekazi (eminim böyle yazılmıyor) oralarda kaldım ben. Ha bir de Muslera'yı bilirim o da anne olan herkese Mustela'yı hatırlattığı için. Babam'ın futbol ile alakası yoktur hatta hiç sevmez; futbol muhabbeti açıldığında sinirlenir ve hatta gerilir. Annem anerşik yapısı nedeniyle tüm ailesinin aksine Galatasaraylıdır ve futbolu sever; bazen düşünüyorum Güray'ı sevmesindeki etkenlerden biri midir acaba diye sanırım öyle :) Abim hastalık derecesinde Fenerbahçelidir ve anne tarafımın tümü. Gökçenur (abim) söz konusu Fenerbahçe olduğunda bambaşka bir kimliğe bürünür; o okumuş, aklı başında, nazik&terbiyeli ve zeki adamın yerini tam bir fanatik, geri kalmış insan kişisi alır. 

Kocama gelince; o da fanatik GS'lidir ama bir Gökçenur gibi kendini kaybetmez. Örneğin ailesi söz konusu olduğunda maç izlemeyebilir, aklıbaşında yaklaşımlar gösterebilir. Lakin o da Fenerbahçeli olmamla ilgili dertliydi. Benim sevgilim, benim eşim GS'li olsa ne güzel olur derdi :) Hep istedi bunu. Benim de, söylediğim gibi futbolla alakam ve ilgim olmadığı için tuttuğum takımın da pek önemi yoktu. Ee peki olurum dedim, olunca ne olacaktı ki ha GS'liyim, ha FB'li, haa Manisa İdman yurtlu. Benim için değişen hiçbirşey olmayacaktı; ama aşkın gözü kör işte. GS'li olunca sevgili sevinecek bir gıdım daha fazla sevecek diye "tutuyorum" dedim.  Yine bir itiraf, GS'li olmayı daha çok sevdim ben. 

Aren doğmadan önce dayısı hastanede FB forması giydireceğim onun kanı sarı&lacivert akacak falan dedi. Durun daha siz elbet size karşı geleceği dönem olacak o zaman yiğenim FB'li yapacağım, oğlan dayıya çeker gibi söylemleri var. Lakin Aren belliki babasının izinden gidecek; çocuk doğuştan GS'li. Giyinmeyi sevmeyen, isyan çıkaran Aren, formayı gördü müydü bir sevinme, bir beni giydirin halleri. Uzun bir süredir de sanırım 15 aylıktan beri Bom bom bommm diye bağırır nerede sarı&kırmızı görse ne zaman maç olsa.  

Malum dün GS için önemli bir gündü. Güray hepimizin adına maçı izledi, biz ana&oğul maç saatinde sarmaş dolaş rüyalardaydık, söylemesi ayıp :) Ama totemimizi yaptık ve tuttu :) GS'yi tebrik ederim. Ehhh evli olup, kocası futbola düşkün olanların aile birliği ve huzuru biraz da maçlara bağlıdır bunu bilmeyen yok sanırım; o yüzden diyorum ki Allah her kadının kocasının tuttuğu takıma güç kuvvet versin, ailelerin huzuru daim olsun :)

Şimdi sizi dün akşamdan karelerle bırakıyorum ve yazının sonunda minik bir süpriz var ;)

Aslan gibi kürklerim... Formam da Fatih Terim imzalıdır siz beni ne sandınız ben gerçek bir Aslanım :)

Bom bom diye bağırır kendimizden geçeriz biz GS'liyiz!
Bir dakika ya, anne o çorapları belime kadar çekmeyeceksin indir aşağıya!

Bu babamda hep maç öncesi şundan içiyor dur bir tadalım bakalım neye benziyor. Elindeki babasından bir hızla kaçırdığı bira şişesi, vermek istemedi zorla alınnca her yerin ve caanım halımın bira olduğunu söylememe gerek var mı!?
Şöyle sol ayakla bir şut çekeceksiniz gol olacak tamam mı arkadaşlar!
Offff uykum geliyor galibaaa, bu maçı da hep geç saatte koyuyorlar hayır yani ben düzenli çocuğum, uykuyu severim :)

Hadi ben uykuya, bom bom bom!

Aşağıdaki video'yu olduğu haliyle yayınlıyorum; arada Aren düşüyor benim cırtlak sesim, Güray'ın heyecanı falan. Bizim doğal hallerimiz tam da böyle işte... 



9.04.2013

Dekorasyon





Aren'den önce dekorasyon konusunda çok hevesli ve güncel kalan biriydim. Güray da bu konuda oldukça zevk sahibi ve ilgili biri olunca, evlenirken evi dekore etmek inanılmaz zevkli ve keyifli bir süreç olmuştu bizim için.  Evim dergisinin 2011 Temmuz sayısında evimiz yayınlanmıştı; şükür evimizin eve benzer hallerinin fotoğrafları elimizde var :)

Aren'den sonra tüm ilgimi kaybettim; çünkü evimiz evden çok bir park bir anaokulu havasında. Aren için herşey oyuncak, herşey oyun. Hani bir çanak alıp masanın üzerine koyayım desen emin ol koyduktan 5 dk sonra kendini yerde bulacak, zavallının üzerine çıkılacak ben diyeyim kayık sen de tekerlek olarak kullanılacak. 

İşte bu sebeble, içimde de kalmasın diye elimi ayağımı dekorasyondan çektim. Şimdi yavaş yavaş tekrardan ilgilenmeye başlıyorum; eve uygulayabileceklerim için sanırım biraz daha beklemem gerekiyor, yavaştan yavaştan yapabileceklerim de var. 

Doğanın evin içine girmesini çok seviyorum; taş biriktiririm mesela, gittiğimiz her ülkeden taş toplarım mutlaka. Sonra ağaç dallarına ve alternatif kullanımlarına bayılırım. Bahçemizde bir çok kesilmiş, kopmuş dal var hepsine göz diktim; bakın ağaç dalları nasıl değerlendirilebiliyor. 

Tree branch hanging jewellery display.
Basit bir ağaç dalı, kolyeleri takmak için kullanılmış, bence çok hoş duruyor.
Tree Branch shelves :)
Mesela bu fikre de bayıldım; doğal kütüpjane; hem okuduğumuz kitapların sayfalarının nereden geldiğini hatırlamamıza da vesile olur. 
Basit olduğu kadar hoş bence...
bubbleroom4
Bu da bebek odası için olan versiyonu, evimin genel dekorasyonuna uygun olsaydı hiç düşünmeden yapardım. 
Fotoğraf sergilemek için harika bir fikir bana kalırsa ki mutlaka evimiz için değerlendirmeyi düşündüğüm şeylerden biri. 
Mutfakta böyle bir raf varsa hiç düşünmeden uygulanabilir bence


Kapı girişi için harika bir fikir, fazla kalın şeyleri taşıyamayacağı kesin ama yine de üzerindekileri koymak için süper, dallar boyanabilir bile. 



Evdeki en güzel dekor çocuk aslında, nereye koysan yakışıyor, ister al tezgahın üzerine koy, istersen yere istersen de yatağa, duvara yapıştırsan orada bile güzel durur aslında :)

8.04.2013

Yine Olsa Yine Yaparım




Devletşahı'ın Rahat Annelik yazısı beni çok etkilemişti; düşünmüştüm ben hangi açıdan rahat anneyi, hangi açıdan oldukça rahatsız bir anneyim diye. Bu konuda Devletşah ile benzeşiyoruz. 

2 konu var ki oldukça rahat bir anneyim; biri yemek yeme konusu. Ne yediği konusunda oldukça rahatsız bir anneyim; örneğin paketli yiyecekler, şeker ve çikolatanın Aren'in etrafında olma fikri bile beni inanılmaz rahatsız ediyor. Bugüne kadar benim bildiğim kadarıyla, böyle söylüyorum çünkü arkamdan ne işler çevrildiğini bilemiyorum, çikolata veya şekerleme ile hiç karşılaşmadı Aren. Karşılaştığında ben etraftaysam bir çita, bir panter hızıyla olaya müdahale ettim. Tatlı olarak bildiği 2 şey var; biri dondurma bir diğeri de sütlaç.

Yemek konusunda rahat olduğum nokta ise; yemeğini nasıl yediği, dökülmesi saçılması, üzerine bulaması daha henüz yıkanmışken saçlarının arasından yoğurtların akması, bunlar beni hiç rahatsız etmiyor. Tüm bunların sadece evimizde yaşanıyor olması da değil üstelik beni rahatsız etmeyen; dışarıda yemek yerken Aren'in aynen evdeki gibi elleriyle yemeğe dalması, tüm vücuduyla yemek yemesi ve etrafı kirletmesi beni zerre kadar rahatsız etmiyor. Ama sadece beni etmiyor, kocamı veya yanımızdaki herkesi fazlasıyla rahatsız ediyor ve Aren'e müdahale ediyorlar; ben etmiyorum. 

Ne kadar yediği, bir öğünde hiçbir şey yemek istememesi de beni rahatsız etmiyor. Aren doydun mu dediğimde cevabı doydum ise ben buna inanıyorum; çünkü doymadığında ıhh ıhh diyor. Ve acıkırsa mutlaka yemek talebi oluyor, sağlıklı ve genelde herşeyi yiyen bir çocuğa müdahaleyi ve yemeğe zorlamayı doğru bulmuyorum. Dolayısıyla kahvaltı etmediyse veya o öğleni sadece meyve yiyerek geçirdiyse benim için sorun yok; Aren için de sorun yok. Ama etraf için sorun çok!!!

Gelelim asıl konuya; nezle, hastalığa bağlı olmayan ateş ve benzerleri beni hiç korkutmuyor. Bu tip durumlarla karşılaştığımda dert etmiyorum, tüm bunları büyümenin bir parçası olarak görüyorum. İlaç vb kullanmıyorum, vücudun ne yapması gerektiğini çok iyi bildiğine inanıyorum; ilaçların mevcut durumu geçirmediğine sadece baskıladığına inanıyorum, biliyorsunuz değil mi, başınız ağrıdığında içtiğiniz ağrı kesici adı üstünde ağrıyı kesiyor, yok etmiyor; sizin o ağrıyı hissetmemenizi sağlıyor ama ağrı yok olmuyor. Dolayısıyla benim ufak tefek gördüğüm nezle ve benzer durumlarda da olaya müdahale etmeyi, baskılamayı doğru bulmuyorum. Fırsat tanınırsa hepsi yok 
olur, zamanla, vücut ne yapması gerektiğini bilir. Lakin fırsat tanınmıyor, etraf tarafından!!!



Aren'i sokakta serbest bırakan, rahat bir anneyim. Bahçe ve benzer yerlerde istediği gibi takılabilir. Düşme, kalkma ve benzerlerini yaşamak konusunda serbesttir. Sadece düşeceği yerleri önceden gözlemlerim, cam veya batıcak birşey var ise ortadan yok ederim. Gönül isterdiki, duyarlı insanların yaşadığı, çevreye önem verenlerin olduğu bir şehirde yaşayalım da; park, bahçe ve sahillerde cam kırıkları, sigara izmaritleri ve benzerleri olmasın. Ama malesef böyle bir ortam yok; dolayısıyla dediğim gibi alan incelemesi yapar, riskleri minimuma indirmeye çalışmak dışında hiçbir müdahalem olmaz. 





Doğayla buluşturulan çocukların, dışarıya çıkarılan çocukların kısıtlanması beni oldukça rahatsız ve mutsuz eder. Neden dışarıda o zaman bu çocuklar, gönüllerinde hareket edemeyeceklerse neden dışarı çıkarılıyorlarki, iç geçirmek için mi? Parka, bahçeye giden çocuk, koşamayacak, çimlerle tepinmeyecek ve hatta toprağa basamayacaksa neden anlamı kaldıki ?



Bir çocuk dışarıdan eve elleri böyle gelmiyorsa yeterince dışarıda kalmamış, oynamamış demektir bana kalırsa.... 


Gelelim bana bu yazıyı yazdıran asıl konuya; Cumartesi günümüzü havanın güzel olmasından da sebeb sayfiye yerinde geçirmeye karar verdik ve Kilyos Uzunya'ya gittik. Daha giderken başımıza geleceklerden emindim; dolayısıyla Aren'in her zamanki çantasını yanıma almak yerine, bavuldan hallice bir çanta aldım yanıma. Yol boyunca uyuyan Aren, vardığımızda uyandı, arabadan iner inmez kendini kumlara bıraktı ve oynamaya başladı; sonra denizi farketti ve hızlıca koşmaya başladı; suya ayaklarını soktu; beline kadar suya girdi diyebilirim, elbette üşüdü ve bundan vazgeçti; ama suyun kenarında durmaktan vazgeçmedi. Bunu yapan tek çocuk elbette ki Aren değildi. Bir çok çocuk vardı, suyun kenarında oynayan, denize ayaklarını sokan. Sanırım 5-6 kez üst değiştirdik. O gün Aren'in babaanneside bizimleydi, doğal olarak hastalanmasından korkuyordu. Kurduğum cümle aynen şöyledi: "En fazla bu akşam ateşi çıkar" Evet aynen böyle düşünüyordum; en fazla ateşi çıkacaktı, bu da benim için sorun değildi. (Aslından o günden bir çok kare var elimizde ama babaannenin fotoğraf makinasında dolayısıyla şimdilik paylaşamıyorum)



Velhasıl, Aren o gün çok eğlendi. Tüm gün sahilde koştu, oynadı, denize taş attıi köpeklerle suya girdi, kumlarda yuvarlandı, çıplak ayak koştu. Bir çocuk için eşşiz deneyimlerden birini yaşadı bence. Canı ne yapmak istiyorsa ona izin verdim; çünkü en fazla ateşi çıkardı bunu biliyordum. 

Ve evet, akşama Aren'in ateşi çıktı ve evet karnıda ağrıdı. Belirtmek isterim ki aynı zamanda yeni dişleri geliyor ve inanılmaz huzursuz; ateşe sebebiyet veren tek şeyin üşütmesi olmadığını düşünüyorum. 

Özetle; yine olsa yine yaparım. Yine o sahilde suya girmesine izin veririm, yine çıplak ayaklarla koşmasına izin veririm, yine çıplak kalmasına izin veririm, yine soğuk kumlara beraber oturup taş atmaya izin veririm, yine sahilde soyup rüzgarın vücudunu yalamasına ve o esnada üzerini değiştirmeye eşlik ederim. 

Neden mi? Çünkü sağlıklı insanların ateşi çıkar, bu vücudun birşey ile savaştığının göstergesidir. Hepsi gelip geçer ama çocukluk dediğin sadece bir kez yaşanır. Bence bir çocuk için özgürlük denilen şey, doyasıya yaşamak denilen şey, annenin korkuların ve endişelerinin bittiği yerde başlar. Eminim Aren'e bugün sorsak yine olsa yine yapar mıydın diye? Cevabı evet olacaktır; zaten öyle olmasa dün ateşi varken havuz gördüğünde girmek için çırpnır mıydı? Babası havuza atıyım mı seni, yüzelim mi dediğinde, yüzünde gülücükler belirip hıı hııı suuu attt der miydi?

Yine olsa yine yaparım!