8.04.2013

Yine Olsa Yine Yaparım




Devletşahı'ın Rahat Annelik yazısı beni çok etkilemişti; düşünmüştüm ben hangi açıdan rahat anneyi, hangi açıdan oldukça rahatsız bir anneyim diye. Bu konuda Devletşah ile benzeşiyoruz. 

2 konu var ki oldukça rahat bir anneyim; biri yemek yeme konusu. Ne yediği konusunda oldukça rahatsız bir anneyim; örneğin paketli yiyecekler, şeker ve çikolatanın Aren'in etrafında olma fikri bile beni inanılmaz rahatsız ediyor. Bugüne kadar benim bildiğim kadarıyla, böyle söylüyorum çünkü arkamdan ne işler çevrildiğini bilemiyorum, çikolata veya şekerleme ile hiç karşılaşmadı Aren. Karşılaştığında ben etraftaysam bir çita, bir panter hızıyla olaya müdahale ettim. Tatlı olarak bildiği 2 şey var; biri dondurma bir diğeri de sütlaç.

Yemek konusunda rahat olduğum nokta ise; yemeğini nasıl yediği, dökülmesi saçılması, üzerine bulaması daha henüz yıkanmışken saçlarının arasından yoğurtların akması, bunlar beni hiç rahatsız etmiyor. Tüm bunların sadece evimizde yaşanıyor olması da değil üstelik beni rahatsız etmeyen; dışarıda yemek yerken Aren'in aynen evdeki gibi elleriyle yemeğe dalması, tüm vücuduyla yemek yemesi ve etrafı kirletmesi beni zerre kadar rahatsız etmiyor. Ama sadece beni etmiyor, kocamı veya yanımızdaki herkesi fazlasıyla rahatsız ediyor ve Aren'e müdahale ediyorlar; ben etmiyorum. 

Ne kadar yediği, bir öğünde hiçbir şey yemek istememesi de beni rahatsız etmiyor. Aren doydun mu dediğimde cevabı doydum ise ben buna inanıyorum; çünkü doymadığında ıhh ıhh diyor. Ve acıkırsa mutlaka yemek talebi oluyor, sağlıklı ve genelde herşeyi yiyen bir çocuğa müdahaleyi ve yemeğe zorlamayı doğru bulmuyorum. Dolayısıyla kahvaltı etmediyse veya o öğleni sadece meyve yiyerek geçirdiyse benim için sorun yok; Aren için de sorun yok. Ama etraf için sorun çok!!!

Gelelim asıl konuya; nezle, hastalığa bağlı olmayan ateş ve benzerleri beni hiç korkutmuyor. Bu tip durumlarla karşılaştığımda dert etmiyorum, tüm bunları büyümenin bir parçası olarak görüyorum. İlaç vb kullanmıyorum, vücudun ne yapması gerektiğini çok iyi bildiğine inanıyorum; ilaçların mevcut durumu geçirmediğine sadece baskıladığına inanıyorum, biliyorsunuz değil mi, başınız ağrıdığında içtiğiniz ağrı kesici adı üstünde ağrıyı kesiyor, yok etmiyor; sizin o ağrıyı hissetmemenizi sağlıyor ama ağrı yok olmuyor. Dolayısıyla benim ufak tefek gördüğüm nezle ve benzer durumlarda da olaya müdahale etmeyi, baskılamayı doğru bulmuyorum. Fırsat tanınırsa hepsi yok 
olur, zamanla, vücut ne yapması gerektiğini bilir. Lakin fırsat tanınmıyor, etraf tarafından!!!



Aren'i sokakta serbest bırakan, rahat bir anneyim. Bahçe ve benzer yerlerde istediği gibi takılabilir. Düşme, kalkma ve benzerlerini yaşamak konusunda serbesttir. Sadece düşeceği yerleri önceden gözlemlerim, cam veya batıcak birşey var ise ortadan yok ederim. Gönül isterdiki, duyarlı insanların yaşadığı, çevreye önem verenlerin olduğu bir şehirde yaşayalım da; park, bahçe ve sahillerde cam kırıkları, sigara izmaritleri ve benzerleri olmasın. Ama malesef böyle bir ortam yok; dolayısıyla dediğim gibi alan incelemesi yapar, riskleri minimuma indirmeye çalışmak dışında hiçbir müdahalem olmaz. 





Doğayla buluşturulan çocukların, dışarıya çıkarılan çocukların kısıtlanması beni oldukça rahatsız ve mutsuz eder. Neden dışarıda o zaman bu çocuklar, gönüllerinde hareket edemeyeceklerse neden dışarı çıkarılıyorlarki, iç geçirmek için mi? Parka, bahçeye giden çocuk, koşamayacak, çimlerle tepinmeyecek ve hatta toprağa basamayacaksa neden anlamı kaldıki ?



Bir çocuk dışarıdan eve elleri böyle gelmiyorsa yeterince dışarıda kalmamış, oynamamış demektir bana kalırsa.... 


Gelelim bana bu yazıyı yazdıran asıl konuya; Cumartesi günümüzü havanın güzel olmasından da sebeb sayfiye yerinde geçirmeye karar verdik ve Kilyos Uzunya'ya gittik. Daha giderken başımıza geleceklerden emindim; dolayısıyla Aren'in her zamanki çantasını yanıma almak yerine, bavuldan hallice bir çanta aldım yanıma. Yol boyunca uyuyan Aren, vardığımızda uyandı, arabadan iner inmez kendini kumlara bıraktı ve oynamaya başladı; sonra denizi farketti ve hızlıca koşmaya başladı; suya ayaklarını soktu; beline kadar suya girdi diyebilirim, elbette üşüdü ve bundan vazgeçti; ama suyun kenarında durmaktan vazgeçmedi. Bunu yapan tek çocuk elbette ki Aren değildi. Bir çok çocuk vardı, suyun kenarında oynayan, denize ayaklarını sokan. Sanırım 5-6 kez üst değiştirdik. O gün Aren'in babaanneside bizimleydi, doğal olarak hastalanmasından korkuyordu. Kurduğum cümle aynen şöyledi: "En fazla bu akşam ateşi çıkar" Evet aynen böyle düşünüyordum; en fazla ateşi çıkacaktı, bu da benim için sorun değildi. (Aslından o günden bir çok kare var elimizde ama babaannenin fotoğraf makinasında dolayısıyla şimdilik paylaşamıyorum)



Velhasıl, Aren o gün çok eğlendi. Tüm gün sahilde koştu, oynadı, denize taş attıi köpeklerle suya girdi, kumlarda yuvarlandı, çıplak ayak koştu. Bir çocuk için eşşiz deneyimlerden birini yaşadı bence. Canı ne yapmak istiyorsa ona izin verdim; çünkü en fazla ateşi çıkardı bunu biliyordum. 

Ve evet, akşama Aren'in ateşi çıktı ve evet karnıda ağrıdı. Belirtmek isterim ki aynı zamanda yeni dişleri geliyor ve inanılmaz huzursuz; ateşe sebebiyet veren tek şeyin üşütmesi olmadığını düşünüyorum. 

Özetle; yine olsa yine yaparım. Yine o sahilde suya girmesine izin veririm, yine çıplak ayaklarla koşmasına izin veririm, yine çıplak kalmasına izin veririm, yine soğuk kumlara beraber oturup taş atmaya izin veririm, yine sahilde soyup rüzgarın vücudunu yalamasına ve o esnada üzerini değiştirmeye eşlik ederim. 

Neden mi? Çünkü sağlıklı insanların ateşi çıkar, bu vücudun birşey ile savaştığının göstergesidir. Hepsi gelip geçer ama çocukluk dediğin sadece bir kez yaşanır. Bence bir çocuk için özgürlük denilen şey, doyasıya yaşamak denilen şey, annenin korkuların ve endişelerinin bittiği yerde başlar. Eminim Aren'e bugün sorsak yine olsa yine yapar mıydın diye? Cevabı evet olacaktır; zaten öyle olmasa dün ateşi varken havuz gördüğünde girmek için çırpnır mıydı? Babası havuza atıyım mı seni, yüzelim mi dediğinde, yüzünde gülücükler belirip hıı hııı suuu attt der miydi?

Yine olsa yine yaparım!
Yorum Gönder