18.04.2014

Çocuğunuzu Disipline Etmeyin- Süper Dadı Programından Uzak Durun!



Disiplin Aspirin'le karıştırılıyor sanki; al evladım şunu ağzına bol su ile yut yarım saate disipline oldun bile.

Kim istemez ki söz dinleyen çocuk; yapma evladım deyince yapmayacak, bir şey söylediğinde peki diyecek. 

Konu çocuğu disipline etmek değil iç disiplini oluşturabilmek. Bak onu cezasız, zorlamasız yapabiliyorsan helal olsun, senden her şey olur hayatta; çünkü en ama en önemli ve zor şeyi başarmışsın. İç disiplin nedir; çocuğun anne babanın rehberliğinde sınırların farkında ve sınırlarla uyumlu bir biçimde sınırları zorlamadan hareket etmesidir; yok bu sözlük anlamı değil, uzman yorumu da değil; benim iç disiplinden anladığım bu. 

Geçtiğimiz günlerde hayatımda ilk kez adını sıklıkla duyduğum Süper Dadı programını gördüm; aman allahım görmez olaydım, tahminimden de beter bir program. Program'ı şöyle gördüm; tam uyumak üzere yatmıştım ki, Güray gelsene çok bomba bir program var dedi, ağzı açık seyrediyordu kocam, ki ağzını kapa diyemedim adama benim de ağzım açık kaldı. 

Allahım çocuk mu disipline ediyorlar, köpek mi eğitiyorlar belli değil. Programı çok seven olduğunu biliyorum ama bak 3 günde çocuk mum oldu mum; uyuyor, tükürmüyor vurmuyor ve yemek yiyor yihuuuuu harika bir şey ya! Kim istemez değil mi? uyuyan, yemek yiyen ve sizin istemediğiniz davranışları göstermeyen bir çocuğu! 





Ve programın en can alıcı noktası; mola paspası; yok canım adını yanlış koymuşsunuz siz onun, adı işkence paspası olmalı. Paspas bir de ayaklarımızı sildiğimiz yerde duran bir şeydir oyle değil mi? Pardon köpek mi bu çocuk! çişini eve yaptı; Lucky hemen paspas'a gidiyorsun, kalk diyene kadar kalkmak yok, bir de poposuna gazeteyle vurdun muuuuu hehh oldu; şartlı koşullanma, tamadır 5 kere daha yap buna bak gör bir daha köpek eve çişini yapıyor mu? Ama sonra o sana muhtaç olan köpek bir gün gelir hartttt diye ısırı verir seni ee onun da güçlü yanları var, tıpkı çocuk gibi. 

Bir de programda alt yazı çıkıyor, aslında buna günah çıkarmakta diyebiliriz; mola paspası bir ceza değildir diye; yaaa gerçekten mi? İnandım! Time-out denilen ve bariz bir biçimde ceza olan, çocuğa kendini bok gibi hissettiren, çocuğu geçtim yetişkini bile isyankar edecek bir uygulama. Benim okuduğum tüm uzmanlar bunun ne denli yanlış olduğunu ne denli çocuğu yaraladığından bahsediyor!. Tamamen hemfikrim. 

Efendim programdaki çocuk 4 yaşında anne babasının istemediği davranışlar var; tükürmek, tekme atmak, vurmak ve benzeri. Ee kimse bunları istemez zaten öyle değil mi? Çocuk bunlardan birini yaparsa, mola paspasına götürülüyor ve orada 4 dakika bekletiliyor; ay sonrası daha da beter, annesi çocuğun yanına gidiyor mola bitti diyor göya çocuk o sürede yaptığı davranışı değerlendirecek; sonra annesi neden bu molayı verdiğini söyleyecek; çünkü sen tükürdün! ve çocukta annesinden özür dileyecek! Bravo mutlu son!!!!

Çocuk o paspasta durmamak için böğürerek ağlıyor bu arada ve o sırada 4 dakika başlatılmıyor! çocuğun böğürmesi bitince dakika başlatıyorlar yani aslında 30-45 dakikalık bir süreç ve bence korkunç bir süreç! Emin ol çocuk o paspasta tükürmenin yanlış olduğunu düşünüyordur! 

Bu mu disipline etmek bu mu bir çocuğa doğru ve yanlış davranışlı göstermek! Sıkıyorsa ama gerçekten sıkıyorsa bunu bir de pozitif disiplin ile çocuğa neden doğru yapmadığını anlatarak vazgeçirsenize! Çocuk pes ediyor, adım gibi eminim çocuk kendini boktan bile beter hissediyor. Haaa ama işe yarıyor mu YARIYOR! Lanet olsun böyle işe yarayan sisteme diyorum ben de! Evet çocuğun pısıyor sınıyor ama sana göre disiplin oldu; bak bir daha tükürmüyor. Bekle ve gör ama o çocuk büyüyecek senden fiziken daha güçlü hale gelecek, unutacak mı sanıyorsun bu yaşadıklarını, unutacak mı sanıyorsun mola paspaslarını, çok yanılıyorsun hem de çok! 

Sonra çocuğun isyankar olunca hiç ağlama oldu mu? Sonra çocuğun büyünce ezik olunca hiç ağlama olur mu? Sonra kızın ona hakaret eden bir adama aşık olunca onu ezen bir adamı sevince sakın ama sakın üzülme olur mu? Sakın çocuğun kendini yetersiz, kötü ve sevilmeyen biri olarak gördüğünde üzülme!Hatırla!!!! bu çocuğu  daha 4 yaşındayken sen ezdin, daha 4 yaşındayken bu çocuğa psikolojik baskıyı sen uyguladın!!!!! Haaa ama çocuğun itaati öğrendi, çocuğun disipline oldu! Aferin sana kocaman aferin! Söylediğimiz, yaptığımız her şey çocuklarımızın iç sesi haline geliyor. Ve bu uygulamaya maruz kalan çocuğun iç sesi ne diyor biliyor musun? Sen kötü bir çocuksun!!!! Kötü ya senin çocuğun kötü mü????


Peki gelelim asıl mevzuya çocuklarda nasıl iç disiplin oluşturulabilir, asıl bunun için ne yapılmalı. O da başka bir yazının konusu olsun mu? Daha doğru, daha pozitif, daha güzel şeylerden bahsettiğimi yazının konusu. Şimdilik mola veriyorum haydi bakalım paspaslarımıza gidip bekleyelim :) Şaka şaka kafamızı dinginleştirelim şöyle bir düşünelim çocuğumuzu disipline mi ediyoruz yoksa kendi iç disiplini mi oluşturmaya gayret ediyoruz. 






17.04.2014

Çocuğuma Bırakacağım Tek Miras



İnsanlar 70-80 yaşlarını görürse evlatlarına, insanlığa mektup yazıyorlar ya hani; işte ben onu şimdiden yapmak istedim, yaşım 37'yken. Ne kadar yaşayacağımız belli değil ki ben uzun bir yaşam sürmek istiyorum, 80-90 yaşımı sağlıkla, sıhatle, akıl ile görmek istiyorum; çünkü merak ediyorum, dünya nasıl bir yer olacak, evladım veya evlatlarım nasıl insanlar olacak falan filan. Gerekirse o yaşları görmek nasip olursa bu mirası yenilerim :) 

Anne ve babalar çocuklarının evlenmesi ve çocuk sahibi olmasını ister; çocuklarda nedense bunu hiç anlamaz, tıpkı biz gibi. Şimdi ebeveyn olunca anlıyorsun ama. Ben de Aren'in evlenmesini, aslında resmi olarak evlenmesi hiç önemli değil, biriyle sadakat, sevgi, aşk, huzur ile birlikte hayatı paylaştığını görmeyi, çocukları olduğunu görmeyi çok isterim. Neden mi? insan merak ediyor çünkü yetiştirdiği evlat nasıl birini seçiyor, nasıl birini nasıl seviyor ve nasıl bir ebeveyn olacak. Çünkü tüm bunlar aslında kendi gerçekliğin ile yüzleşmek olacak; evet kendine has ve nazir bir karakteri olacak daha bebeklikten itibaren oluyor ama olsun bir anlamda sen şekillendiriyorsun onu, temellerini sen atıyorsun. 

Yıllarca evlenirsem babamın soyadından asla vazgeçmem dedim, bana babamdan kalacak en önemli miras dedim; hayat işte esnemezsen asla'lar ile konuşursan gelir demir olsan çelik olsan büker ve eğer seni. Aşık olduğum adam soyadımı almayacak kadınla evlenmem ben dedi; çok aşıktım, çok evlenmek istiyordum; eğildim ve büküldüm ve soyadımı değiştirdim. 

Babam ve annem çok şükür hala hayattalar; maddi anlamda büyük bir miras bırakmayacaklar bize ama şimdiden çocukluğumdan beri bana miras kalan çok önemli değerler ve öğretiler var. Bilemiyorum şimdi benim yapacağım gibi bir miras bıraksalardı ne yazarlardı; aileme sonsuz müteşekkirim bana kattıkları her bir değer için. 

Gelelim benim Aren'e bırakacağım miras mektubuna:

OĞUL, 

ŞÜKRET... Hayatına her gün şükürle başla ve şükürle bitir. Kanıksadığın, doğal saydığın ve rutin gelen her şeyi mucize olarak adlet ve öyle yaşa. Her sabah uyandığın için görebildiğin, duyabildiğin, koklayabildiğin, tadabildiğin, yürüyebildiğin kısacası yapabildiğin her şey için şükret. Yaradan'a şükranlarının iletmeyi her gün ama her gün hatırla. 

GÜÇLÜ OL... Başına her ne gelirse gelsin; güçlü ol, bundan ne öğrenmeliyim ben şimdi diye bak. Yenilgiye de başarıya da kocaman bir eyvallah çek ve geç. Yenilginin de başarının da geçici olduğunu, kader olmadığını belle. 

SÜRDÜR....İyiliği, dürüstlüğü, erdemli olmayı, vicdanı büyüklük olarak görme; bunların olması gereken özellikler olduğunu bil, bunlarla gururlanma sadece bu özelliklerini daha da geliştirmeye daha da göstermeye gayret et. 

SEV....Sev oğul herşeyi sev; herşeye sevgiyle yaklaş, herkeste ve her şeyde sevilecek yanı görmeye bak. Önce kendini sev, her halini kabul et. Daima hatırla en sevilmeyecek insanlar aslında sevgiye en çok ihtiyacı olanlardır. Sen sev onları. 

AKIŞA BIRAK... Hayatı akışına bırak oğul. Ne bir beklentin olsun hayattan ne de insanlardan. Sen iste, sen ümit et ve gerisini hayata bırak o zaman sana her şeyin nasıl da aktığını göreceksin oğlum.

KENDİN OL... Fikrini, düşündüğünü daima söyle; ama uslübuna dikkat et, naif ol. 

SAKİN KAL... Daha şimdiden kulağın çok aşina değil mi bu kelimeye; sakin sakin. Sakin kalmaya gayret et oğul; öfkeye, sinire geçit verme. Sakin kalırsan her şeyi çözersin. 

YAVAŞLA... Kaplumbağa misali yaşa oğul; daima yavaşla, adımlarını yavaşlat, düşüncelerini yavaşlat. Ruhunun ve zihninin bedeninden daha geride kalmasına fırsat verme oğul. Daima birlikte hareket etmelerine fırsat tanı. Acele etmeni gerektirecek hiçbir şey yok oğul bu hayatta. Bunları yap ki iç sesini duyabil, egonu susturabil. 

FARKINDA OL&KAL... Oğul nefesini farkederek başla gününe ve farkederek bitir, gün içinde nefesini dinle,zihnini dinle, ruhunu dinle ve dingin kal. Kendini, duygularını farkederek başla güne ve sonra etrafını farket, insanları farket. Bakarken gör, duyarken işit söylerken hisset.... 

SORGULA... Yaradan hariç bu evrendeki her şeyi sorgula oğul... Duyduklarını, gördüklerini ve işittiklerini önce kendi süzgecinden geçir.

ÖĞREN.... Bilgiye daima aç ol; değişimin daima bir parçası kal, hep daha fazlasını öğrenmek için heves et oğlum. Herkesin cahil olduğu konular olduğunu bil, o yüzden her insandan bir şeyler öğrenebileceğini de bil. İnsan ayrıma, herkesten bir şeyler öğrenmeye bak. 

ÜRETKEN OL... Çalış oğlum; işleyen demir paslanmaz bunu sakın daima hatırla; sana ne güç verecekse, seni ne tatmin edecekse onu yap ama mutlaka ki üretken ol! Kendine, milletine, evrene karşı cömert ve hayırlı ol. 

TEŞEKKÜR EDERİM & ÖZÜR DİLERİM...  Bu cümleleri kurmakta rahat ol; en ufak bir şey için bile teşekkür et ve gerektiği yerde özür dile, affedilmeyi dile ve iste. Bunlar sana daima iyi gelecek. 

TESLİM OL...  Gerektiğinde teslim ol! Mücadele etme,  her şey ile mücadele etmek zorunda olmadığını bil, belki o zaman kazancaksın. 

YARDIM İSTE...  Yardıma ihtiyacın olduğunda yardım iste, bundan çekinme; ve elbette yardımına ihtiyaç duyulduğunda orada ol, ve hatta bu senden istenmeden orada ol. İnsanların sana rehberlik etmesine, yardım etmesine fırsat tanı. 

ve son olarak; 

YAŞA... Oğul, yukarıdakilerin rehberliğinde hayatını gönlünce yaşa! Çok yaşa, iyi yaşa e mi sen Oğul. 


37 yaşımda oğluma miras olarak bu öğütleri bırakabilirim. Elbette başka maddelerde vardır ama isterimki cebinde bunlar daima olsun ve her adımında eli cebinde bu cümlelerden birine değsin. 










15.04.2014

Kanatlarını Taktın ve Uçtun



Aren bugün itibariyle tam 2,5 yaşında; dün akşam kendi isteği ile odasına geçti ve orada yattı. Doğduğundan beri bizim odamızda kendi yatağında yatıyor ve bu bizi inanılmaz mutlu ediyordu; herkes belki de en çok biz halimizden memnunduk. Onu görerek uyumak, nefesini yanağında hissetmek, gözünü açar açmaz onu görmek, o gözünü açar açmaz üzerine atlaması ve seni uyandırması, hepsi bizim için büyük keyifti. 

Elbette bir gün odasına geçecekti, bunu ona anlattık; anlatırken hep istersen dedik, istediğinde dedik. İstediğinde sen de odana geçebilir ve orada uyuyabilirsin. Bir süredir ben odamda uyayacağım, bana yeni  yatak alacaksınız di mi gibi cümleler söylüyordu; geçtiğimiz haftasonu ise son derece kararlı biçimde; ben zaten odamda uyurum ki, ben zaten odamda uyumak istiyorum ki gibi cümleler kurmaya başladı. Ay ve Yıldız temalarını seviyor, IKEA gittiğimizde Ay ve yıldız lambaları aldık iyice heveslendi; bunları odama takalım diye. 

Planlarımız bambaşkayken dün akşam bir anda yatağını kendi odasına taşıdık ve orada uymaya başladı. Tüm sürece dahil oldu bu onu daha da heveslendirdi ve mutlu etti. 

Dün akşam küçük meleğim kanatlarını taktı ve odasına uçtu. Biz ondan daha şaşkındık dün akşam. 

Aren bir çok anlamda zor bir çocukken bir çok anlamda da çok kolay bir çocuk. Uyumlu ve adaptasyonu oldukça hızlı. Tüm önemli süreçleri çok kolay atlattık; çünkü hepsine kendine karar verdi. Emzirmeyi 1 günde bitirdi, bezini kendi isteği ile çıkardı ve çıkardığı gün itibariyle kendi kendine yapmaya başladı, uykuya yatakta geçemyi, kucak yerine, kendi istedi ve daha nicesi... işte en son da kendi odasında kendi yatağında yatmaya da yine kendi karar verdi; biz anne-baba olarak onu sadece cesaretlendirdik ve onun kararlarının daima arkasında olduğumuzu ona hissettirdik. 

Umuyorum hayatında kendi kendine alacağı tüm kararlarda mutlu ve huzurlu olur; daima bizim desteğimizi ve sevgimizi yanında hisseder; gücünü önce kendinden sonra da bizim ona olan güvenimizden, sevgimizden alır.





10.04.2014

Kutsal Kitaplar ve Kişisel Gelişim



İnsanların ailelerini seçerek dünyaya geldiklerine inanırım; dünyaya gelen çocuk ile geldiği ailenin birbirinden mutlaka öğreneceği bir şeyler olduğuna da inanırım. Ben ailemi neden seçtiğimi keşfettim ve müslüman bir aileye doğdugum için de  çok mutluyum. Elhamdülliah müslümanım ve müslümanlığı çok seviyorum. Kuran okudum mu? az biraz, namaz kılıyor muyum? hayır ama isterdim, oruç tutuyor muyum; son yıllarda hiç tutmadım bu yıl Allah nasip ederse düşünüyorum, Hacca gittim mi hayır, kısa vade de düşünmüyorum, kelime-i şaadet getirir miyim evet bolca özellikle uyumadan önce... Yani kısacası aslında müslümanlığın olmazsa olmaz şartlarını yerine getirmiyorum.  En kızdığım şey bir kere bile Kuran-ı eline almamış; gerek hükümet, gerek peçeli, gerek cübbeli, gerekse abuk yorumlar neticesinde dinini söven insanlardır. Kuran-ı Kerim tüm insanlığa gönderilmiş bir kitaptır; herkeste bilgisi, aklı ve gönlü kadarını anlar. Sen de oku bir kere bakalım nasıl anlayacaksın, Allah seni anladığında değerlendirir hiç merak etme. 

Müslümanlığın ötesinde tüm dinlere ve onlara inanlara saygı duyarım; çünkü tüm din kitaplarının gönderilme amacı aynıdır; insana rehberlik etmek; daha güzel, daha anlamlı ve kendini daha iyi keşfetmek için. Neden yaşıyorum, bu hayattaki amacım ne gibi soruların hepsinin cevabı kutsal kitaplarda saklıdır aslında. Ve kutsal kitapların hepsi temelinde aynı şeyi söyler sana: 
İyi ve ahlaklı insan ol! 

Allah bir takım kurallar koyduysa ve yapmanı söylediyse bunlar elbette kendi egosu için değildir; Allahın egosu da yoktur çünkü o bir insan değil, peygamberler sadece ve sadece aracıdır ve özel insanlardır, Allahın mesajını sana doğru bir biçimde aktarır ve dünyadaki vücut bulmuş rehberlerimizdir. 

Yani ne yapıyorsan kendine yapıyorsun aslında; müslümanlıktan yola çıkarsam; namaz saatlerini incelerseniz görürsünüz; örneğin sabah namazı, çakraların en açık olduğu saate denk gelir, yani sabah namazı kılan insan yoga yaparak kazanacağı enerjinin ve ruhsal dinginliğin en tepe noktasına ulaşabilir. Öğlen namazı tam enerjinin düşmeye başladığı, dünyevi tüm işlere kendini kaptırdığın bir anda okunmaya başlar ve sana tekrardan hakikati hatırlatır. Abdest, yarı yıkanmak gibi bir şey, bir insanın gün içinde ellerini ayaklarını yıkamasının nesi kötü olabilir ki? Abdest alıp pis kokan yok mu var elbet ee her gün aynı kıyafeti giyersen abdest alıp aynı çorabı giyersen olmaz elbette. Ama dinimiz temizlik imandandır der zaten!. Oruç detokstan çok daha güzel bir arınma biçimidir, doğru bir biçimde oruç tutan zinde olur ve detokstan daha da güzel bir bağırsak temizliği yapmış olur. Ve daha nicesi; benim gördüğüm, bildiğim ve inandığım din insanı güzele yönlendirmekten, insanı geliştirmekten ve kendini keşfetmekten başka hiçbir şey söylemiyor. 

Gelelim kutsal kitaplarla kişisel gelişimin nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğuna. Yıllardır kişisel gelişim ile ilgilenir ve üzerine çok okurum; okuduğum tüm kitaplar, tüm öğrendiklerim beni dinime daha da yaklaştırdı, daha da şükretmeme sebeb oldu. Çünkü aslında tüm kişisel kitapların söylediklerini ve hatta daha fazlasını Kuran-ı Kerim söylüyor; ama malesef tıpkı dün Üstün Dökmen'in eğitim notlarında da yazdığım gibi bu bilgileri evcilleştiremiyoruz biz; aman kurana abdestsiz dokunma aman öyle yatarak okunmaz aman o günah aman bu şöyle diye diye ve malesef çok ama çok abuk bilgiler etrafta dolaştığı için insanların aklına alıp okumak bile gelmiyor; içinde nasıl bir hazine saklandığının farkında bile değiliz.

Rhonda Byre'nin Secret kitabını bilmeyen yoktur; hatta bir çok insan kişisel gelişim yolculuğuna bu kitap ile başlamıştır. Son kitabı The Magic yani Sihir kitabını okursanız ki bu kitapta aynı amaca hizmet ediyor; yani bu kitabı okuyup uygularsanız size harika bir hayat sunulacağından, hayatınızın olumlu anlamda tamamen değişeceğini garanti ediyor. Ve kitap bolca ama bolca Kurandan ve diğer kutsal kitaplardan metinlerle ve örneklerle dolu. Rhonda tüm bilgilerini kutsal kitaplarla destekliyor; hatta kitap kutsal kitaplardaki bir metnin açığa çıkarıldığını işte sihir bu cümlenin altındaki anlamdır diyor. VE bilin bakalım kitap ne üzerine kurulu; minnet duygusu, şükran ve şükür duygusu üzerine. Şimdi size sorarım Allah'a ve herhangi bir kutsal kitaba inanlar arasında bu duygulara uzak olan var mıdır? Minnet etmenin şükran duymanın şükretmenin gücüne inanmayan? 

İyi düşünmek, olumluya odaklanmak ve şükretmek tüm kişisel gelişim kitaplarının, öğretilerinin ve nicesinin temelidir ve ne tesadüftür ki kutsal kitaplarda bunları nasıl başarabileceğinizin ve yapmanız gerekenlerin cümleleriyle doludur. Ben kişisel gelişim gurularının ki misal en bilinenin Budhha, peygamberler gibi dünyadaki rehberlerimizden olduğuna inanıyorum; bir şekilde kişiyi aslında inanca, Allah'a yaklaştırıyorlar. 

Kendi dinime baktığımda da görüyorum ki yapılmasını emrettikleri her şey insanı daha iyi bir enerji daha iyi bir ruh hali ve daha iyi bir hayat'a yönlendirmek için. 

Aracınız hangi kitap hangi rehber olursa olsun; eğer hayattaki amacınızı merak ediyorsanız, daha mutlu, daha huzurlu, daha olumlu ve daha bereketli ve daha iyi yaşamak istiyorsanız kendinize en yakın olanı seçmenizi, okumanızı ve anlamadığınızı size anlatabilecek bir dost, rehber, arkadaş seçmenizi öneririm.

Hiçbir şey okuyamam, hiçbirine de inanmıyorum diyorsanız günde sadece ve sadece 2 dk'ınızı sahip olduğunuz güzel şeyleri düşünerek ve bunlara şükrederek geçirmenizi öneririm göreceksiniz ki bir anda enerjiniz ve belki de gününüz değişecek. 


9.04.2014

Üstün Dökmen'le Zaman İçinde Çocukla Yolculuk



Sevgili arkadaşım Gamze'nin @gamzecihan81'in oğlu Uzay Florya Küçük Şeyler Anaokuluna gidiyor; bu okul Üstün Dökmen'in kurucusu olduğu zincir okullardan. Gamze, Üstün hocanın Zaman içinde Çocukla Yolculuk semineri olacak gelir misiniz dediğinde Merve @balyanaginhikayesi ve ben hemen kocaman bir eveeettt dedik.

Üstün hocayı daha önce defalarca kurumsal organizasyonlarda dinlemiştim ama bu seferki farklıydı; stand-up yapıyorum dese yeridir bence. İnsanın zekası bilgisiyle ve yaşanmışlıklarıyla birleştiğinde ortaya muazzam şeyler çıkabiliyor.

Seminer'in adı Zaman İçinde Çocukla Yolculuktu, belki siz de şimdi çocukla ilgili Üstün hocanın formüllerinden bahsedeceğimi sanıyorsunuz; biz de bu beklentideydik, üstelik böyle bir bekletimiz olmaması gerektiğini söylediği halde en başında. Sonunda şimdi size ebeveynlikle ilgili bazı stratejiler vermemi ister misiniz dediğinde çoğumuz el kaldırdık :) Çünkü aslında hepimiz ebeveynlik yolculuğunda tarif bekliyoruz; iki yumurtayı sütle çırp çocuğun kafasına sür gibi :)

Dünki sohbetten bana geriye kalanlar şöyle;

* Hayatta herşey göreceli. Nereden baktığın ve nasıl baktığın çok önemli. Üstün hoca zamanla uzay ilgili bir çok örnek verdi; üzgünüm o örnekleri yazamayacağım çünkü benim kafam matematiğe uzay bilimine falan basmıyor.

* Çocuklarımızın bizden geride olmadığını sadece genç olduğunu defalarca vurguladı Üstün hoca. Çocuklarımız bizlerden çok daha fazla şey bilerek bu dünyaya geliyorlar, bunun aksini iddia edebilecek ebeveyn olduğunu düşünmüyorum.

* Eğitim sistemimizin nasıl ezberci bir sistem olduğunu bugüne dek, ki bence hala öyle; ve nasıl yanlış bilgileri sorgulamadan iki farklı bilgiyi zihnimizde nasıl bir araya getiremediğimiz bir sistem olduğundan bahsetti. Örneğin Türk hamamı Türklere mi aittir diye sordu; evet dedik doğal olarak, oysaki Türklerden çok önce yaşamış olan Arşimet'in suyun kaldırma gücünü hamamada bulduğu bilgisinden bahsetti ve Arşimet Roma'lıydı gibi.  Suyun kaldırma gücünü Arşimet'in hamamda bulduğunu biliyoruz hepimiz ama hiçbirimiz bugüne dek ee o halde nasıl oluyorsa Hamam Türk'lerin buluşu oluyor bunu sorgulamıyoruz.  Ben bunun çok mühim olduğunu düşünüyorum; sorgulamak biz de çocukluktan itibaren yasaklanmıştır; bir çocuk çok soru sorarsa amma çok soru sordun denilir, o kısmı seni ilgilendirmez denilir ve daha nicesi.... 

Bir başka verdiği örnekte şu oldu Üstün hocanın: 6X6=36 mıdır diye sordu biz de pek tabii ki evet dedik; işin içinden bir iş olduğunu anladığımız halde. 10'luk sistemin alışılagelmiş olduğunu ama 6'lık sistem kullanılsaydı 6X6= 0 olacağından bahsetti ve kendi kurumlarında çocuklara bu bakış açısını bu sorgulamayı öğrettiklerini belirtti. Çocuğunuza 6X& kaç eder diye sorduğunuzda size geri dönüp hangi sistemde diye sorabilmeli dedi ki buna şapka çıkarırım; böyle sorgulayan ve böyle zihin çalışması yapabilecek bir evladım olmasını çok isterim. 

*Çocuklarımızın yara bandı olmadığını; bizim yaşadığımız ve yaralandığımız noktaları çocuğumuzla iyileştiremeyeceğimizden bahsetti. Bunu örneği meslek seçimine karışmak kısmında verdi; ama ben genel olarak çocuklarımızın gerçekten yara bandımız olmasına karşıyım, aslında bir çoğumuz çocuğumuzu bu anlamda kullanıyoruz bilinçli veya bilinçsiz. 

*Bilgiyi evcilleştirmek gerektiğini söyledi ki en doğru bulduğum söylemlerden biriydi. Aşkla yatıp kalkan ortaokul-lise öğrencilerinin Fuzuli'ye burun kıvırmasını anlamadığını söyledi ki haklı; hangimiz aşıkken Fuzuli okuduk, hangimiz Edebiyat dersinde Fuzuli anlatılırken ilgilendik? muhtemelen hiçbirimiz çünkü bilgi evcilleştirilmemişti, olduğu gibi aktarılmıştı bize ve ilgimizi de çekmedi. Ben tüm derslerin hayatın içinde olması gerektiğine inanan biriyim; hayatın içinden örneklerle anlatılan ve hatta yaşamasına vesilen olunan her bilgi hazinemizde yer alır. 
" HER ZAMAN MUTLU OLAMAYIZ AMA HER ZAMAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ"

Yukarıdaki bu cümle beni için sohbetten geriye kalan yegane altın bilgiydi; çoğu zaman bunu söylemek istedim ben de önce kendime sonra tüm sevdiklerime. Mutlak mutluluk diye bir şey yok ama her koşulda güçlü olmak zorundayız bu da bir gerçek; gerek mental, gerek duygusal; gücün fiziksellikten çok daha öte olduğunu düşünüyorum. 

"ÜRETKEN OL VE ÜRETTİĞİNLE MUTLU OL"

Üretkenliği öyle güzel tanımladıki Üstün hoca; hayvanları mı seviyorsun; git kapının önüne bir kase su koy al sana üretkensin işte dedi ve ne iş yapıyorsan ne üretiyorsan bunun sonucundan mutlu olmayı bil dedi. Ne çok hayvan savunucu görüyorum; doğru bir şeyi savunurken öfkeli dedi; öfkeli insan mutlu olamaz arkadaş! bu çok doğru. Hayatında öfke varsa güzel olan her şey aslında hiç yoktur diyorum ben de!

"HAYAT AMACIN MUTLU OLMAK OLSUN"

İstersen olabilirsin yeter ki iste!




8.04.2014

Bize Neler Oluyor?


HAYATIN %10'U BAŞIMA GELENLER %90 ONLARA GÖSTERDİĞİM TEPKİDİR


Dünya hep aynıydı biliyor musunuz sadece biz değiştik.  Bugün sosyal medya kullanmayan insanlara bakın onlar için dünya hala aynı. Aynı kötü insanlar, aynı kötülükler, aynı ölümler, aynı vahşet.... sadece biz farkında değildik. Sosyal medya farketmemizi sagladı. Kimimiz farkettik ve farkettigimizle kaldik ulan ne boktan bir dünyada ulkede sehirde yasiyormusuz dedik kimimiz de bunlari farkediyorsam bir anlami olmali neden farkediyorum acaba sorusunun cevabini aramaya basladi belki de simdi bu satirlardan sonra neden diye kendinize soracaksiniz ve kisisel yolculugunuza baslayacaksiniz. 

Bugün sosyal medya kullanıyorsanız ve dünyada olan bitenlerin farkındaysanız bunun bir anlamı var; hem de önemli bir anlamı var hiçbir şey tesadüf değil. 

Ben kendime sorduğumda bulduğum bazı cevaplar şöyle oldu: 

Kötülüğün bir parçası da sensin, bunu farket ve kötülükten kurtulmak için neler yapabilirsin ona bak. 

İyiye odaklan, iyiyi yücelt ve iyiliği insanlarla paylaş. 

Bugüne kadar şimdi farkettiklerin için ne yaptın? Şimdi yap, ülken için, dünya için. 

Daha nicesini sayabilirim; farkediyorsak bu iyi bir şeydir. Biliyorum ki bir çok insan fazlasıyla empatik yaklaşıyor ve yaşananlar çok ağır geliyor, yüzleştiklerinden kaçmayı, uzak durmayı yeğliyor; ama şunu belirtmek istiyorum; eğer yüzleşiyorsak mutlaka bize bir öğretisi vardır, yüzümüzü çevirir oradan uzaklaşırsak bir başka sokakta bir başka zamanda yine karşımıza çıkacaktır. 

Dünya bir dönüşüm bir değişim yaşıyor bundan kaçmak mümkün değil, dedim ya ne kadar uzağa kaçarsanız kaçın yüzleştiklerinizde payınıza düşeni gerçekleştirmezseniz daima karşınıza çıkacaktır. Dahası bunlarla karşılaşanlar hazıdırlar aslında. Bakın henüz hazır olmayan ne çok insan var, onların da hazır olduğu zaman kaçınılmaz bir biçimde yüzleşeceklerinden emin olabilirsiniz. 







Bir de şunu eklemek isterim; herkes önce kendinden sorumludur, önce kendini ve kendi hayatını düşünmek zorundadır. Bu hayatta herkesin sınavı ve sınanması farklı farklıdır. Tüm yaşananlar size kendinizi fazlasıyla unutturduysa, evinizle, ailenizle ama en önemlisi kendinizle hiç ilgilenemiyorsanız, başkalarının sınavlarını adeta kendi sınavınız gibi yaşıyorsanız ortada yardım almanız gereken, destek görmeniz gereken bir durum söz konusudur; lütfen bunu da farkedin ve destek almayı ihmal etmeyin. 


Dünya hiçbir zaman tam iyi ve tam kötü olmayacak; dünya dönmeye devam edecek, kimi zaman karşına güzellikleri sunacak ki her gün ama her gün her nefeste o güzelliği hissedebilirsin. Kötü, çirkin ve olumsuz şeyler karşına geldikçe neden diye sor kendine bana düşen ne diye sor; cevabını sana yine evren verecek sen yeterki görmek ve bilmek iste! 


4.04.2014

Bu Yaşananların Bir Anlamı Var

Aşağıdaki yazıyı ben yazmış olmak isterdim; lakin benim yazım değil, ama öylesi söylemek istediklerim ki o yüzden blog'a koymaya ve bir çok insana ulaşmasını istedim. Son zamanlarda ülkemizde yaşananların bir anlamı olmalı öyle değil mi? Hepimizin farketmesi aydınlanması ve ona göre hareket etmesi için bir mesaj olmalı bu bize.... 

Yazı uzun ama bence çok keyifli.... Hızlı okuyorsanız 2 dakikanizi yavaş okumayı seviyorsanız 10 dk alıcak bir yazı bu vakiti ayıranlara müteşekkirim. 

Sevgilerimle
Tuten

*******************

"Aptallar sürüsü, koyunlar, gerizekalılar, salaklar, makarna kömüre vatan satanlar..." lar lar lar... Şimdi sizin karşınıza geçip ben bunlardan birini söylesem, vereceğiniz tepki "Haklısın ya. Ben aptalın tekiyim. Makarna kömüre sattım bu ülkeyi. Ne olur bana yol göster, ne yapmam gerekli" mi olur. Yoksa yumruklarınızı sıkıp, bana sözel veya fiziksel saldırır mısınız? Önceki tavrınızdan vaz mı geçersiniz; yoksa ona daha mı sıkı sıkıya sarılırsınız? Peki benim bu sözlerim size ışık mı tutar, yoksa karanlık bir öfkeyi mi yansıtır? Varlığımın özünden mi gelir, yoksa varlığımın karanlık tarafından mı? Böyle davrandığımda size bir davranış değişikliği yaratabilir miyim, yoksa öncekine göre daha mı tutucu olursunuz?

Eğer yanıtınız "Evet ya benim aklım böyle başıma gelir" ise önce bu lafların hepsini size söylüyorum bunu bilin. Hem de böyle tükrükler saça saça... Yoo kızamazsınız, çünkü kabul ettiniz. Ha ben de oturup çatır çatır yiyeceğim bu klavyeyi bu arada. Ama yanıtınız "Siktir git başımdan Hasan" ise hah o zaman yazıya devam edelim...

*****
Atatürk'ün en sevdiğim sözlerinin başında, halkı için kullandığı "Ah benim sevgisiz bırakılmış halkım" gelir. Atatürk, gerçekten halkını sevdi herhangi bir ayrım yapmadan. Halk da bunu gerçekten hissettiği için onu sevdi ve onunla birlikte yürüdü. Canlıların en temel özelliğidir bu, sevgiyi hissederler. Enerjiyi hissederler. İnsanların diğer canlılara göre dezavantajı, avantajı gibi görünen düşünme yetisidir. Özdeki ruhsal varoluşun katıldığı düşünce insanı genişletebilir, ama safi düşünce egoyu yaratır. Egolar duyuları çok köreltebilir ve bazen algılama hususunda sıkıntı yaşatabilir, ama yine de insan karşıdaki kişinin samimiyetini algılar... İşte Atatürk, Osmanlı zamanında en aşağı teba olarak görülen ve ezilen Türk halkını gerçekten sevdi ayırt etmeden ve halk da onu...

İşte bu bağlamda Atatürk'ün yolundan yürüdüğünü, aydınlığın meşalesini taşıdığını söyleyen insanların, kendisi gibi düşünmeyen, kendisinin istediği gibi davranmayan insanlara sövüp saydırması, dalga geçmesi, alay etmesi... aydınlığa, bu ülkeye ne kadar hizmet eder burası soru işareti. Ayrıca bu tavırların bir davranış değişikliği yaratmasını nasıl bekleyebiliriz ki?

*****
Peki hiç mi kızmayacağız, sinirlenmeyeceğiz, öfkelenmeyeceğiz, hayal kırıklığı yaşamayacağız? Bunlar gayet insani duygulardır. İnsani duygulardır da hepimizin iki boyutu vardır: İnsani boyutu ve varlıksal boyutu. Varlıksal boyutumuzu keşfetmediğimiz sürece, insani olarak yaşayıp gidebiliriz. Kızarız, öfkeleniriz, mutluluk, haz tatmin peşinde koşarız, dış dünyada olup bitenler tüm her şeyimizi belirler. Kazanırsak mutluyuzdur, kaybedersek mutsuz; isteğimiz olursa güleriz, olmazsa ağlarız... Yaşamımız böylece akıp gider. Bir rüzgar gelir o yana atar, diğeri gelir öbür yana. Hallaç pamuğu gibi savrulur dururuz ki zaten dünyanın çok büyük çoğunluğu aynen böyle yaşar gider.

Varlık boyutumuzu keşfedersek ise evet, ilk başlarda yine benzer duyguları yaşayabiliriz; kızarız, öfkeleniriz, sinirleniriz, haz ararız, mutlu oluruz vs. fakat bu sefer insani boyutumuzun bu duygularını bir adım geriye çekilip gözlemleyebiliriz. Neden bu kadar sevindim, neden bu kadar üzülüyorum, bu kadar öfkeliyim, dellendim vs. Hepsini bir adım geriye, yani varlık boyutumuza çekilip gözleriz. Gözlemek, bu duyguların temeline götürür ve temeldeki inançları ortaya çıkartır. Temel inançları fark ettiğimizde ise bunların hepsinin temelsiz olduğunu, birer illüzyon olduğunu görürüz. İllüzyonu görmek onu ortadan kaldırır. İnsani boyutu varlıksal boyuta bağlar. Varlıksal boyuta bağlandığınızda ise dışarıda olup bitenler sizi ancak bir gölün üzerindeki dalgalanmalar gibi etkiler. Dışarıda rüzgar varsa gölün düzeyi dalgalanır; ama göl olduğu gibi yerinde durur. Bizim varlıksal boyutumuz ise gölün kendisidir. İşte aradığımız huzur, gölün kendisi olduğumuzu fark ediştedir. İllüzyonlar ise gölü işaret eden tabelalardır. Tabelaların görüp, izleyip, yanından geçer gideriz ve karşımızda gölü buluruz. İnsani boyut ve varlıksal boyut işte böyle birbirine bağlanır.

*****
Yaşadığımız, deneyimlediğimiz her şey ama her şey spiritüeldir. Çünkü arkasında spirit, yani ruh, yani varlık vardır. İllüzyonlar ise o varlığı işaret eden tabelalar. İşte bu günlerde de bizlere sayısız tabela yolluyor evren. Dellenip dellenip duruyoruz. Dellenmemizi takip edersek de muhteşem bir hazine bizleri bekliyor halbuki farkında değiliz.

"Eee peki Hasan'cım, diyelim takip ettik. Bu neyi değiştirecek ki? Ülke yine tehdit altında değil mi? Hırsızlıklar, haksızlıklar almış başını gitmiyor mu? Karanlık bir gelecek bizi beklemiyor mu? Oturup böyle eeee şeklinde yan gelip yatalım mı yani varlık diye diye…” itiraz edecektir bir yanınız. Tanıştırayım sizi, o sizin zihniniz. Yani illüzyonunuz, yani eğer takip ederseniz sizi varlığınızla tanıştırma potansiyeli taşıyan parçanız… Elbette ki dünyada yapmamı gerekeni yapacağız. Söylediklerim yan gelin yatın demek değil. Fakat eylemlerimiz neye hizmet ediyor? Karanlığa mı, illüzyona mı, ayrıştırmaya mı; yoksa birleşmeye mi, varlığı yaşamaya mı, aydınlığa mı? Varlıkla atılan adımlar, realiteyi değiştirir; ruhunuzdan öyle bir ışık yayılmaya başlar ki diğer kardeşlerimiz gelip sormaya başlarlar “Sende bir güzellik var, ama ne? Bunu bana öğretir misin?” diye. Zaten bir insan sizden talep etmediği müddetçe ona bir şeyler anlatamazsınız, aktaramazsınız, öğretemezsiniz. Ama eğer onun böyle bir talebi varsa, ona yolu aktarabilirsiniz. Talebi yaratacak olan da sizin onu zorlamanız, itelemeniz, ötelemeniz değil, içinizdeki varlığın; gölün güzelliğini yansıtabilmenizden geçer. Ama siz gidip karşınızdakileri zorluyorsanız, öteliyorsanız, iteliyorsanız hakaret ediyorsanız, dalga geçiyorsanız ve bunu “aydınlık” için yaptığınızı iddia ediyorsanız, maalesef yanılıyorsunuz. Siz illüzyonunuzun etkisi altındasınız, mesajları görmüyorsunuz, duymuyorsunuz ve illüzyon tabelasının önünde öylece bağdaş kurmuş oturuyorsunuz. Hareketsizliğinizden bir değişim ortaya çıkmadığı ve dünyanın sizin için beklediğiniz şekilde değişmediğini gördüğünüz için de daha da sinirlenip, sövüyorsunuz etrafa… Bu, bizleri aydınlığa götürmez, ilerletmez, yaşamlarımızı güzelleştirmez…

*****
Bazı özel zamanlarda evrensel plan, karanlığın derecesini o derece arttırır ki insanlar içlerinden yayılan ışığı keşfedebilsinler ve bir araya gelip daha da büyük ışıklar yayabilsinler. İşte yaşadığımız günler de böyle özel zamanlardan ve muazzam potansiyel taşıyor hepimiz adına. Şu anda kızıyorsanız kızın, küfretmek istiyorsanız küfredin de, hatta gidip bir odaya girin yastıkları tekmeleyin, bağırın, çağırın, kusun içinizdeki birikmişi. Sonra sakinleşince duygularınızı gözleyin. İzleyin kendinizi… Fark edeceksiniz ki evet, kendinizi gözleyebiliyorsunuz. Duygularınızı takip edebiliyorsunuz. Eylemlerinizin ardılını görebiliyorsunuz. Eee peki o zaman bunlar gözlemlenebilir hareketlerse, gözleyen kim? İşte gerçek sizsiniz… Tüm yaşam sürecinin ardındaki bilinç… Varlık… Ben kimim sorusunun yanıtı… “Bir ben Ben var benden içeri” sözündeki Ben… Gölün kendisi…

Bunu bir kere fark ettiğinizde ise hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve günden güne değişecek yaşantınız, yaşantımız… Artık eylemlerimiz nereden rüzgar eserse durumundan çıkıp, yaratıma dönüşecek. Evet, yine dünya üzerinde çalışacağız, gerçekleştireceğiz, yürüyeceğiz… Evimize kapanmayacağız ya da bir tapınağa gidip münzevi olmayacağız. Fakat bu sefer bambaşka bir bilinçle, bambaşka bir farkındalıkla hareket edeceğiz… Ve bizimle yürüyen insanlar belirmeye başlayacak çevremizde… Kolkola gireceğiz, yürümeye devam edeceğiz. Yolda kendini yere kapamış, ağlayan, çökmüş kalmış, hiçbir algısı kalmamış kardeşlerimizi de göreceğiz. Kimisi katılacak yürüyüşümüze, kimisi şimdilik ben almayayım diyecek, kimisi görmeyecek bile… Hepsine gülümseyeceğiz… Saygılarımızı ve sevgilerimizi sunup yolumuza devam edeceğiz… Daha nice kolkola girmiş insanlarla, gruplarla karşılaşacağız ve onlarla da bütünleşip daha da büyüyecek yürüyüşümüz… Bir gezegen de böyle değişir işte…