13.02.2013

Çocuğum Sana Aldım Havamı Size Atıyorum :)



Hamile kalır kalmaz alışveriş telaşı da başlar. Şunu da almalıyım bunu da almalıyım. En güzeli olsun aman en iyisi olsun. Çocuğun herşeye ihtiyacı varmış gibi davranılır genelde. Hani nerdeyse ilkokula başladığında giyeceği ayakkabıyı bile alır kıvama gelir insan. Genellikle kocalar bu duruma müdahale eder. Nazik olanlar, hamile karısını üzmek istemeyenler :) "Hayatım buna gerçekten ihtiyaç var mı? diye sorar,  ama büyük bir çoğunluğu "Saçmalama ya, bu çok gereksiz" deyip konuyu kestirip atarlar. (Bunu genellikle ürünün etiketine baktıktan sonra yaparlar)

Hemen hemen blog yazan tüm anne&çocuk bloggerları da mutlaka alınması gereken ürünler, ihtiyaç listeleri, alınması gereksiz olanlar gibi yazılar yazarlar ki bu yazılar gerçekten oldukça faydalı ve yol gösterici olur. Hamileyken ve ilk aylarda benim de bu yazılardan yararlandığım çok oldu. 

Bir de bazı anneler vardır ki; yine ihtiyaç listesinden yola çıkar ve fakat alınabilecek en pahalı, en tasarım harikası ürünü bulma telaşına düşer. Aslında bu ürünleri bebeğine değil kendisine alıyordur. Dün sabah Twitter'da sevgili İrem'in nam-ı diğer Slingomom'ın paylaştığı bir ürün bu yazının ilham kaynağı oldu. Şöyle söyledim: "Bebeğe alınacak ürünler 2'ye ayrılır: bebeğin ihtiyacı olanlar ve annenin hava atmasına vesile olanlar."

Şimdi gelelim bu ürünlere. Özellikle çocuk mobilyalarında inanılmaz tasarımlar var, tasarımlarının enfes olmasının yanısıra fonksiyonel ve uzun ömürlü. Ehh tabii fiyatları da ona göre. Celebrity dediğimiz insanların bunları almasının bence hiçbir sakıncası yok :) bu tarz ürünler eve çok şıklık katıyor, mekanı güzelleştiriyor ama çocukların hiç işi olmuyor bu da bir gerçek. 

Ürünlere geçmeden önce; şayet bu yazıyı okuyorsanız ve bu ürünlerden herhangi biri sizde varsa, ya celebrity'sinizdir ya da çok yakın zamanda olacaksınızdır :) Belki de kendi ailenizin celebritysiniz olamaz mı canım :) Şaka bir yana sizi tanımıyorum elbette almanız ve kullanmanız için gerekli nedenleriniz vardır. Allah daha çok versin; paranız çoktur ve sırf beğendiğiniz için almışsınızdır. Belki de hava atmak istiyorsunuzdur kime ne di mi ?Havam sana güzelim, havam batsın hııhh deyin yeter ;) Kıskanç deyin bana, hıhh paran olsa koşar gidip alırsın deyin. Ama lütfen hakarete varan cümleler kurmayın, kurmayın ki ben de kalp kırmayayım siz de, anlaştık değil mi ;)






Altın emzik gördüğümde şaka sanmıştım ben. Neden, ne için, niye diye hala sorar dururum. Kaldı ki bebeğin emzik alıp almayacağını da doğurmadan bilemez insan. Noluyor altın emzik kullanınca havadan başka inanın bilmiyorum. Sağlığa bir katkısı var mı yok, daha mı hijyenik kesinlikle değil. Sadece daha pahalı daha havalı o kadar. 
Bana hediye gelseydi sanırım nazikçe geri çevirirdim; hoş kocam altınların arasına    koyalım diyebilirdi :)


Bu da dünyanın en pahalı emziğiymi. Tamamen pırlantayla süslü ve altın. İyi para eder değil mi? Eve hırsız girse sadece bebeğin emziğini alsa vallahi 4-5 ay hırsızlık yapmaz adam :) Yanlız bu bebek milleti emziği hunharca kullanıyor onu da hatırlatmak istedim. O pırlantalarla diş kaşır bir yandan çok amaçlı değil mi? 


                                                                                                                       






Yok ben o kadar aşırıya kaçmam ama ne o öyle herkesin kullandığı emziği de kullandırmam çocuğuma diyorsanız. Böyle markalı olanları da var.. DIOR mesela, alın ben de bebeğinizin karşısına geçip şu espriyi yapayım: Ne diyor ne diyor :):)))))






Sling kesinlikle her annenin sahip olması gereken birşey, hayat kurtarıcı Neden gidip Gucci logolusu alınır onu da bilemiyorum tabii. Çok hoş gözüküyor ama bu bir gerçek ;)




Ne yani klasik Avent biberonu mu kullanacaktı sizin çocuğunuz tabii ki D&G falan kullanacak. Dışarı çıkarken şöyle çantanızın kenarına koyacaksınız, markası gözüksün ama sonrada fotoğrafını çekip IG'ye koyacaksınız tamam mı :)


Ama bu erkek bebeğe gider diyorsaniz, kızları da unutmadık elbette bakınız onlara da DIOR var. 










Bu biberonu elimizde tutarken marka kısmını kapamıyoruz tamam mı :)











Bu ne biliyor musunuz? Streil şeysi valla o kadar havalı değilim nesi bilemedim şeydi dedim. UV ile mi ne streil ediyor(muş) biberonları. Bir dünya para. Valla ben mikrodalgada kullanılan Tefal'in strelini aldım ilk 1-2 ay kullanmışımdır sonra sıcak suyla yıkadım bitti gitti. Sanırım Aren bu nedenle mikroplarla cidden kanka oldu. Ayakkabı altı yalamışlığı çoktur; maşallah hiç mikrop kapmadı, ağzında hiç yara olmadı. Ben streilin zorunluluk olduğuna inanmıyorum. Hatta fazla streil'in çocuğa zarar olduğuna eminim. (Doktorunuz konuştu :))




Biliyosunuz bazı markalar bazı diğer markalarla işbirliği yapıyor ve kendi logosuyla bebek ürünü çıkarıyor. Bu da onladan biri pusetin orasında burasına Porsche amblemi ve logosu var. Ee tarzda sanırsın ki çocuğu sokakta bahçede parkta gezdirmeyeceksin de uzaya çıkıyorsun. Yollarımızda pek güzeldir zaten gez dur işte. Çocuğun eline de ver Porsche arabanın anahtarını tam olsun. Porsche'un yoksa bunu neden alırsın di mi ama :) Hani olsa anlarım zaten havan binbeşyüzdür. 






Porsche'um yok o kadar aşırıya kaçmam diyorsan bak böyle çok ilginç süper pahalı birşey var. Gece gezmelerinde de kullanabilirsin akşam oldumuydu kendiliğinden yıldızlar falan çıkıyor tepede bebekte uyuyor, inandın mı :)

Sıra geldi mama sandalyelerine, aaa lütfen ama savoroski(yanlış yazmışımdır muhtemelen) taşlı mama sandalyen olmazsa olmaz. Hadi şimdi hemen evdekini değerlendir. Al taşları züccaciyeden silikon tabancasıyla yapıştır sonra hemen git yemekteyiz programına başvur :) Masanı kurarken savoroski taşlı tabaklarını koymayı hatırla ;)








Tabii ki de erkek bebekleri unutmadım.Ona da böylesini alıyorsunuz. Evde barınız vardır arada bir önüne oturtun da çocuk şimdiden bar kültürüne alışşsın malum Porsche bebek arabası olan Gucci slingle dolaşan bir bebeğin DNA'sında Playboy olmak vardır öyle değil mi ;)











Tasarımını çok beğendim. Aslında iyi bir mobilyacı yapar bunu evinize gelenlerde ayyy çok değişik ay harika nereden aldın der :) Keke iyi tasarım bebeğin uykusunda etkili olsaydı vallahi de billahi de banka kredisi alır yine de alırdım :) Şaka mı sandın ciddiyim ya ciddiyim. 




Bir de bunun tasarımına bayıldım. Hem yatağa da dönüşüyor. Tasarım bizi yansıtıyordu değil mi :) Güray 2. çocuk için düşünsek mi bunu sevgilim ;)



Banyo saati. Tabii ne yani legende mi yıkayacaktın çocuğun için en iyisi alacaksın. Şunun parasına evine yeni bir banyo yaptırırsın ama çocuğun herşeyden önce gelir tabii :)








Yok ya yukarıdaki pek havalı değil hem benim kızım var diyorsanız o zaman bu taşlarla süslü olanını alacaksınız. Ayyy ne parlak ne güzel. Sonra o kız çocuğu büyüyecek adı SS olacak (çözün bu kodu sormayın lütfen :))












Ve tuvalet eğitimine sıra geldi. Size de bu yakışırdı zaten ;) erkeklere yönelik tasarımı özel olan pahalı bir lazımlık bulamadım herhalde ayakta işlerini görebilmelerinden ibarettir ;)












Buraya koymadığım şeylerden biri marka bebek çantaları oldu. Lakin ben de çok iyi bir markanın bebek bakım çantasını istiyordum elbetteki hava atmak için kime mi kendime :) Severim çantanın pahalısını, kalitelisi ee ben de bir kadınım nihayetinde. Kocam da tamam demişti aslında. Hoş ben bu çantayı hamile kaldığım anda istedim 9 ay boyunca emin misin onu mu istiyorsun falan dedi sonra kullanılacak mı o çanta falan dedi :) Doğum yaptığım hastaneye yakın bir alıveriş merkezi ve o markanın mağazası vardı. Gideyim alayım dedi, gaflet anıydı beni bırakma dedim. Deyiş o deyiş kaldık mi Adidas sırt çantasına. (Neyseki sonradan oğlumun şansına bir marka çanta kazandıydım) 


Herşey bir yana dilerim tüm anneler bebeklerine gönüllerinden geçen herşeyi alırlar. 

12.02.2013

"Yeteneğimi Keşfet Yaratıcılığımı Geliştir"



Oyna, Yarat, Keşfet


10 Şubat Pazar günü İnternetannelerinin  Renkli Ada'da düzenlediği Pınar Mermer'in vermiş olduğu "Yeteneğimi Keşfet Yaratıcılığımı Geliştir" eğitimine katıldım. Eğitimleri oldukça seven biriyim. Mutlaka ki bir yararı olur diye düşünüyorum. Özellikle interaktif geçen eğitimler, katılımcıların birbirleriyle fikir alışverişinde bulundukları çok daha etkili ve güzel oluyor. 

Bir de şuna inanıyorum; her bir katılımcının eğitimden aldığı şey beklentisiyle, bakış açısıyla ilintili oluyor. Dolayısıyla da eğitim üzerine yazarken, konuşurken bu noktadan yola çıkılıyor. Eğitimi bir gökkuşağı gibi düşünürsek herkes kendine bir renk seçiyor. Keşke katılımcı olan herkes seçtiği renkten bahsetsede hem diğer katılımcılar hem de katılmayanlar da faydalansa. 


Eğitimde çocuğun yeteneğini keşfetmek ve yaratıcılığını geliştirmek için neler yapılabileceğinin üzerinde durulmadan önce; çocukların doğal olarak, doğuştan getirdikleri yeteneklerini anlama üzerinde duruldu. Her zaman üzerinde durulan ve gerçekten çok önemli bir nokta yine gündemi oluşturuyordu: Çocuğunu Tanımak. Aslında çocuğunu tanımak kadar kendini tanımak da çok önemli. Bu eğitim sırasında bana kalan, inandığım  görüşü pekiştiren şeylerden biri de bu oldu.  Çocuğunuzun doğuştan getirdiği yeteneği bilirseniz doğal olarak onu geliştirebilirsiniz. İşte bu noktada tanımlamalar ve kategoriler devreye giriyor. Pınar bize bu kategorilerden bahsetti ve örnekler verdi. Herkes kendi ve çocuğu adına verilen kategorilerden birşeyler buldu. 


Benim gökkuşağından seçtiğim ve aklımda yer eden ve hatta beni aydınlatan kategori Yüksek Enerjili Çocuklar kategorisi oldu. Yapılan tanımlamaların hepsi Aren'e uyuyordu. Her bir kategoride durduk ve üzerine konuştuk.  O kategoriye ait çocukların yetenekleri neler olabilir ve nasıl geliştirilebilir diye.  Aren'in enerjisi bol bir çocuk olduğunu biliyordum; aslında bunu bilmeye gerek yok, bakınca herşey ortada; ve fakat bunun bir tanımı olduğunu bilmiyordum. Bunun için yapılmış binlerce araştırmadan, makaleden habersizdim. 


Eğitim anlayışıma geri dönersek; verilen eğitimler siz de bir ışık yakıyorsa, birşeyleri farketmenize, anlamlandırmanıza vesile oluyorsa bence başarılı geçmiş demektir. Gerisi size kalır. Yani aslında eğitimler birer beyin jimlastiğidir. İçinizdeki, kafanızdaki odacıklarından birinin kapısını aralıyor ve sizin oradan içeri girmenize vesile ise çok iyi bir eğitim almışınız demektir.  


Benim için böyle oldu; çocuğum için zihnimde uçuşan fikirlerin, görüşlerin sıfatların bir şemsiye altında toplanmasına yaradı. Evet benim çocuğum Yüksek Enerjili Çocuk kategorisindeydi. Eğitim akşamı ve dün Yüksek Enerji'li çocukları, davranış biçimlerini, onlara nasıl yaklaşılması gerektiği üzerine tam tamına 110 yazı okudum (Evet hepsini saydım. Ve evet ben iflah olmaz bir araştırmacıyım) Ve kazı gezisine çıkmış; eşelediği, titizlikle kazdığı alanda karşılaştıkları karşısında gülümseyen, mutlu olan arkeolog misali okuduğum yazıların çoğunda aynı hisle sırıttım. 


Velhasıl; eğitim sonrasında güzel bir yemek masasında dostlarla, arkadaşlarla yenilen bir yemekten sonra kendinizi nasıl mutlu, enerjik ve doymuş hissederseniz öyle hissettim. Elbette buna aracı olan eğitim kendisi kadar oradaki insanların ve mekanın enerjisinin de etkisi vardı. Yanımda Evrim otururken farklı hissetmek ne mümkün aslında :)....

Yüksek Enerjili Çocuklar'la ilgili özel bir yazı dizisi yazmaya karar verdim; ama bunun için okuduklarımı sindirmek, biraz daha araştırma ve gözlem yapmam gerekiyor



Not: İnternet annelerinin inanılmaz güzel bir uygulaması var; bu eğitimlere internet üzerinden hatta akıllı telefonlarınızdan online olarak katılabiliyorsunuz. Detaylı bilgiye info@internetanneleri.com adresinden ulaşabilirsiniz. 

11.02.2013

Eğlenerek Kitap Okuma



 Biliyoruzki çoçukların hayatı oyun üzerine kurulu. Bir çocuğu derinlemesine anlamak için oyun oynamak gerekiyor ve oynarken gözlemlemek; bir çocuğu tatmin edebilmek, onu ruhen doyurabilmek için de onunla oynamak gerekiyor. Sanırım bu uzun yıllar böyle sürüyor. Henüz 16 aylık olan oğlumda gözlemlediğim; ruhumuzu teslim edene kadar onunla oynadığımızda ona tamamen konsantre olduğumuzda tatmin oluyor ve birden bire son derece uyumlu bir çocuk haline geliyor. Oynamak istemediğimizde, geçiştirdiğimizde, onunla oynuyormuş gibi gözüküp bir yandan da başka şeylerle ilgilendiğimizde mızmız, uyumsuz ve hırçın bir çocukla karşılaşıyoruz. 

Kitap okuma alışkanlığı benim hassas olduğum konulardan biri. Biliyorum, bazı çocuklar kitap okumayı sevmiyor, ilgi alanları bambaşka. Ama ben bu konuyu kaderine bırakmak yerine biraz üstüne gitmeyi düşünüyorum. Kitap okuma alışkanlığının erken yaşlardan kazanılmasının önemine inanıyorum. Elbette kitabı eline tutkalla yapıştıracak değilim:), ama tüm yolları deneyeceğime de eminim. Şimdilik ilgili gözüküyor; özellikle son 1 aydır oku diye getiriyor ve bitene kadar da ilgili davranıyor. Fazla üzerine gidilen her konunun ters teptiğini de iyi biliyorum dolayısıyla baskı yapmadan bu alışkanlığı da oyun yoluyla kazandırmak istiyorum.

Kitap okumayı da eğlenceli hale getiren, oyuna çeviren bir uygulama gördüm ve paylaşmak istedim. Sanırım bu uygulama için çocuğun 2 yaş ve sonrası daha uygun ama Aren'le birlikte neler yapabiliriz benim aklımda şimdiden birşeyler canlandı. 

Oyunun orjinal adı:“Is it in the book?” Türkçe'ye "Kitabın İçinde mi?" diye çevirebiliriz sanırım. Bu aktivite eğlenceli olmasının yanısıra, çocuğun dikkatini yoğunlaştırmasına da yarıyor, bir yandan da hem kelime haznesini geliştiriyor hem de okuduğunu anlama ve kavramasına vesile oluyor. 

Nasıl mı oynuyoruz: Önce kitabı okuyoruz elbette :) Sonra evin içinde  kitapta geçen nesneleri bulmaya çalışıyoruz ve hepsini toplayıp masaya koyuyoruz. Sonra kitabı tekrardan açıp evde bulduklarımızla kitaptakileri eşleştiriyoruz. Bir başka sefer kitaptaki renklerle aynı renkteki objeleri bulma oynanabilir veya kitaptaki nesnelerin sayısı kadar nesne bulma. Örneğin kitapta kırmızı bir hayvan vardır buzdolabına gidip kırmızı bir meyve secilebilir. (Tamamen yazarken uydurdum :) )
Bu oyun geliştirilebilir ve farklılaştırılabilir. Mesela tüm objeler bir kutuya koyulup, tek tek çocuğa sorulabilir. Bu kitapta var mıydı? çocuk da bağırır Evettttt :) hangi sayfadaydı bulalım gibi. 
Aynı zamanda benim kişisel olarak da çok sevdiğim bir başka kitap okuma oyunu kendi hikayeni oluşturmaktır. "Story Board" yapma yani. Bunu  çıkartmalarla rahatlıkla yapabilirsiniz. Kocaman bir kağıda çeşitli çıkartmaları hikaye oluşturulabilecek şekilde yapıştırılabilir, bunu yaparken çocuğunuzla konuşabilir onun hayal gücünün gelişmesine, işlemesine de vesile olabilirsiniz. Yine çıkartmaları okuduğunuz bir kitapta aynısını bulup yapıştıtabilirsiniz. Ee bir sürü çıkartma kitabı var zaten diyebilirsiniz öyle hazıra konma yok :) Kendi çıkartma kitabını kendin yapacaksın. Laf aramızda şu yaşa geldim çıkartma kitapları hala benim en sevdiklerimdir; Arene aldım ama kendisi henüz çıkartmaları yemekle daha çok ilgilendi ben de hepsini kaldırdım. Fakat yemek yemeye yanaşmadığı, masasında oturmak istemediği dönemlerde masasını çıkartmalarla donatıp hadi hepsini çıkar bakalım deyip vakit kazandığım ve o orada yemek yedirdiğimde çok oldu itiraf ediyorum :)


Sanırım çocukla ne yapıyorsak yapalım işin içine oyun katmak herşeyi oyun olarak görmek gerekiyor, o zaman çocuklar daha çok anlaşıldıklarına inanıyorlar dahası eğleniyorlar. Pınar Mermer Renkliadada vereceği Oyuncu anne-babalık eğitimi 4 gözle beklediğim eğitimlerden biri. Hele bir gideyim, öğreneyim burada da öğrendiklerimi paylaşırım. 

Herkese çocuğuyla zevklei heyecanla oyun oynadığı bir hafta dilerim. Hadi bakalım kitapları açalım aman içinde mutfak ve banyo malzemeleri geçen bir kitap seçmeyelim malum zaten iki alanada pek meraklılar bütün eşyalar eve saçılmasın ;)






5.02.2013

Çocuklu Hayatın Sihirli Cümlesi: KABULLENME





Çocuğunuz markette kendini yere atıyor, veya evde  oyuncaklarını yere fırlatıyor,olmadı kapıları çarpıyor.... Peki  bu pek de hoş kabul edilmeyen davranışlarla başa çıkmak için ne yapacağız?  Hadi gelin tüm metodları, onlara öğretmemiz gerekenleri bir kenara bırakalım ve tek bir kelimeye odaklanalım:


Kabullenme

Bu cümleye bayılıyorum. Bir çok nedenle kalbimde tam da yerini buluyor. Ebeveynlik hayatımızda kontrol edemeyeceğimiz, değiştiremeyeceğiz o kadar çok şey oluyor ki. Çok uzun zaman önce çocuğumu kontrol etmenin gereksiz olduğunu kabullendim. 
 Aslında günlük hayatımızda ve uzun vadede sorun olan şey karşımızdaki insana saygı duyarken kendi içimizde sakin ve uyumlu olamamamız. 

Ebeveyn olarak karşılaştığımız sorunlarda ilk adım olarak kabullenmeyi seçersek çok uzun bir süre durumu idare edebiliriz. Diyelim ki çocuğunuz öfke nöbeti geçiyor, birşeyleri atma,kırma eyleminde yani kısacası hoş olmayan davranışlar sergiliyor bu durumda yapabileceklerimiz: 

Çocukların limitleri olduğu kabullen
Çocukların ihtiyaçları olduğunu kabullen
Çocukların bu ihtiyaçlarının bazen karşılanamadığını kabullen
Çocukların arada delirebildiğini,sinirlendiği, kızdığını kabullen
Çocukların bazen taşkın, çok sesli vb olduğunu kabullen.
Çocukların bizim nedenlerimizi niçinlerimizi zorlayacağını kabullen
Çocukların kendi duygu ve düşünceleri olduğunu kabullen 
Çocukların kendi duygu ve düşüncelerini dışavurmaya ihtiyacı olduğunu kabullen 
Çocukların bu davranışlarının gelişimleri açısından doğal olduğunu kabullen 


Tabii ki bu, karmaşaya izin vereceğimiz veya fazlasıyla hoşgörülü olacağımız anlamına gelmiyor. Aksine bu çocuklarımız için belirli limitler ve prensipler doğrultusunda güvenli alanı yaratmaktan bizim sorumlu olduğumuz anlamına geliyor. Çocuklarımızın ihtiyaçlarından haberdar olmalıyız ve bu ihtiyaçları için önceden adım atmalıyız. (Bu arada çocukların ihtiyaçlarıyla istekleri arasında çok büyük fark vardır). Tüm bu gürültücü halleri ve taşkınlıkları için onlara fırsat vermeli ve bu güçlü duygularıyla nasıl başa çıkabileceklerini onlara öğretmeliyiz. 

Çocuğunuzun bağırması, çağırması, delirmesi, birşeyleri fırlatması, birini ısırması, saçını çekmesi bunların gerçekten hiçbir önemi yok... Böyle durumlarda onlara öğretebileceklerinizden, verebileceklerinizden çok daha önemli birşey var o da onları böylece oldukları gibi KABULLENME. Onların bu halleriyle kabullendiğimiz anda, ne hissettiklerini neyle mücadele ettiklerini anladığımızı ve bunu hissettirdiğimiz anda işte tam da o anda gerçekten yol alabiliriz, onlarla anlaşabiliriz, iyileştirebiliriz ve iletişime geçebiliriz. 

Demiş bilir kişi... Hislerime tercüman olunca, tercüme etmeden olmazdı. Bırakın çocukları bir yana, kendi ilişkilerinizi gözden geçirin ne zaman anlaşmaya, orta bir yol bulmaya yanaşırsınız; anlaşıldığınızı dahası olduğunuz gibi kabul edildiğinizi hissettiğiniz zaman öyle değil mi? İşte bu! çocuklarımızın bizden tek beklediği şey de bu aslında. Anlaşılmak ve oldukları gibi kabul görmek. Peki biz çoğu zaman ne yapıyoruz; hep bir değiştirme çabası içindeyiz hep birşeyleri öğretme çabası içinde.

Belki de ebeveny olarak yapmamız gereken tek şey çocuklarımızı oldukları gibi KABULLENMEK.  Hep diyorum zor çocuk değil hiçbiri o zor diye adlandırdığımız davranışları bize zor kabullenemiyoruz çocuğumuzun bağırmasını, çağırmasını, isyankar olmasını. Kimbilir belki de çocukken bizi de böyle kabul etmedikleri içindir. Hepimiz az biraz belki de çokca kendimizi utanmış sıkılmış hissetmiyor muyuz böyle durumlarda. İşte sorun da bu zaten. Sorunun kaynağını çocukta değil kendimizde aramalıyız çoğu zaman.

Hem sadece başkalarının arasına karıştığımızda değil bazen evimizde 4 duvar arasında da çocuğumuzun bu davranışlarına tahammül edemiyoruz ve acaba bu çocuğun birşeysi mi var diyoruz, anormal mi, saldırgan mı yoksa yoksa..... Hani bazen çok çocuklu insanlara özeniyoruz ya yani ben özeniyorum işte bu insanların en büyük başarısı KABULLENME. Çocuğunun ağlamasını kabullenme, hırçınlıklarını kabullenme, taşkınlıklarını kabullenme. Bunları sakince gözlemleme o anda sakin kalabilme. Bunu başarabilmeyi çok isterdim ben çok hem de.

Kendimizi iyileştirmeden çocuğumuzu iyileştiremeyiz. Çocuğumuzun gelişimin doğal bir parçası olan bu tip durumlarda belki de yapmamız gereken kendimizi sevmektir önce kendi çocukluğumuzu iyileştirmektir sonrası çorap sokuğu gibi gelir zaten öyle değil mi?

Uyum ve sakinlik içersinde kalabildiğimiz günlerimiz olsun. Dinimiz amin (İçime Nohut Adam Fırat kaçtı :))

4.02.2013

Kendine Vakit Ayırmak Bu mu!?






Anneliğin zaman zaman çok bunaltıcı olduğunu kabul etmeyecek bir anne var mıdır acaba? Bazen insanın kendine ayırabileceği 1 dakikası bile olamıyor. Misal 35 yaşında 2 kere altıma kaçırdım. Tuvalete gitmeye fırsatım bile olmadı; Aren'i alıp kucağımda bile giremedim, varın siz düşünün halimi. (Yanlız belirtmek isterim ben günde 6-7 litre arası su içen biriyim altıma kaçırmam çok zor değil, gülmeyiniz :)). Ama bilindiği üzere dengede kalabilmek için insanın kendine zaman ayırması da çok önemli. 

Şöyle SPA'ya gitmek baştan ayağıya şımartılmak harika olabilirdi; fakat çoğu zaman bebekli insan için bu imkansız ve hatta biraz masraflı bir kendine zaman ayırma aktivitesi. Kızlarla gece buluşması, kocayla başbaşa bir akşam ve uzun uzun banyo keyfi bir çok anne için hayal. İşte kendinize ayırabileceğiniz 1 dakikanız bile çoğu zaman yokken, 15 dakika kendinize ayırabileceğiniz zamanlar oldukça değerli. 

Anneler için 15 dakika ve hatta 15 dakikadan daha az süren insana kendini iyi hissettiren aktiviteleri sıralamışlar; liste beni kahkalara boğdu, sinirden tabii. Açık seçik dalga geçilmiş bence.


1-Bir Bardak Soğuk Su İçin. 
Listeye bununla başlaması bana kahkaha attırdı. Hadi bakalım; masaja gidemiyorsun, dışarı çıkamıyorsun, istediğin şeyleri yapamıyorsun ee o zaman hepsinin üzerine bir bardak soğuk su içmekle başla sen demek gibi birşey olmuş bu :)
Diyor ki; soğuk suyu içerken o suyun boğazınızdan aktığını hissedin, tüm hücrelerinize yayıldığını; bunu hissetmek size kendinizi gerçekten iyi hissettirecektir. Aynı zamanda bu vücudunuzun da kendini yenilemesine vesile olacak, dahası sizi bulunduğunuz ana geri döndürecektir. Günde 6-7 litre soğuk su içen biri olarak bunun bende hiiiiçç böyle bir etkisi olmadı, belirtmek isterim. Kaldı ki kim su içerken kendine vakit ayırdığını düşünür ki. 

2-Kendinize Bir Bardak Çay Koyun. Yahu siz ne diyorsunuz; bir annenin çayını sıcak içtiği veya ayaklarını uzatıp çay keyfi yaptığı nerede görülmüş:) Bir de demiş ki bunu yaparken kafanızı boşaltın, başka şeyleri düşünmeyin. Yani demek istemiş ki; bunu muhtemelen çocuk uyurken yapabileceksiniz o zamanda aman uyanır mı uyanmaz mı diye düşünmeyin:) 

3-Sıcak Bir Duş Alın. Duşun rahatlatıcı etkisini bilmeyen yoktur. İyi de zaten çoğu zaman yahu bir duşa bile giremiyorum demiyor muyuz biz? Zaten zamanımız olduğunda kendimizi banyoya kitlemiyor muyuz? Dakikaların önemini 5 dakikanın ne kadar uzun olduğunu anne olduktan sonra anlamadık mı biz. Hehh bir de şöyle bir öneride bulumuş; kendinize kese yapın vücudunuzu keselerken stresti, öfkenizi, tüm hissettiğiniz olumsuz duyguları da keseyle attığınızı düşünün. Eğer birgün kendi evimde keselenme imkanım olursa bunu hatırlayacağım;)

4-Bir Yoga Pozisyonu seçin ve o pozisyonda birkaç dakika kalın.
 Demiş ki; tam bir yoga uygulaması yapmak için zamanınız olmayabilir ama tek bir tane yoga pozisyonu seçip bir kaç dakika o pozisyonda kalabilirsiniz. Eğer yoga hakkında hiçbir bilginiz yoksa, daha önce yoga yapmadıysanız google'dan rahatlıkla yoga pozisyonlarını bulabilirsiniz. Bu kaslarınızın esnemesine vesile olacak ve kendinize geleceksiniz. 
Valla bir annenin alabileceği yegane yoga pozisyonu amuda kalkmak olacaktır; bu da anneye rahatlama vesilesi değil bebeğe eğlence vesilesi olacaktır. Beyne kan gider bak o ayrı ama zaten çoktan kan beyninize sıçramıştır. 
  1. Derin nefes alın. En basit uygulama demiş; burundan derin nefes alın ağızdan yavaş yavaş verin. Derin nefesle geçiyor yahu annenin ömrü; tabii yapabileceğin en basit uygulama bu dersin. 
  2. Meditasyon. Günde 3 dakika meditasyon yaparsan bir ayda 1 saat yaptığından daha çok faydası olurmuş. Ya sabah kalkar kalkmaz ya da yatmadan hemen önce. Tabii zaten uyanır uyanmaz dur bir meditasyon yapayım da kendime geleyim deriz hep zaten hep kendi rızamızla uyanırız. Ayol kendi rızamızla uyandığımız sabahlar paralize oluruz biz anneler şunu mu yapsam bunu derken vakit dolar zaten. 
  3. Dışarıda Yürüyüş Yapın.  Açık havada yürüyüş yapmak negatif enerjiyi alır götürür dahası kendinizi harika hissetmenizi sağlar. Bak bak bak; tamam aynen böyledir de. Ne zaman yapalım bunu; çocuk uyurken  evde çocuğa yanlız bakarken mi? Veya gece kocacığım sen otur ben bir yürüyüp geliyorum mu diyelim. 
  4. Affirmasyonları yani Olumlama Cümlelerini Tekrarlayın. Bu konuya başka bir yazıda deniyeceğim; evet olumlama cümleleri bazen gerçekten işe yarar ama çoğu insana komik gelir ve yapmaz. 
  5. Pedikur yapın. Hımm dur bakalım en son ne zaman Pedikür yaptırmıştım hımmmmm hafızamı zorluyorum zorluyorum; yaz tatiline gitmeden önce miydi? Yoksa tatilde kendi halimden utanıp döner dönmez miydi? hatırlayamadım. Ama yazan insaflıymış. Şaka yaptığımı düşünüyorsunuz di mi demiş.  Gün be gün yapacakmışız. Bir gün ölü derileri temizlemek, diğer gün ayakları nemlendirmek gibi. Yok yok gerçekten şaka yapıyor olmalı. Hergüne bir eğlence ancak böyle olabilir. Tutmayın beni bunu yazan kadına mail göndermek ve kendine gel bacım demek istiyorum. 
  6. Pedikür yoksa manikür var. Güldüm geçtim bile :)
  7. Kendinize Yüz masajı hediye edin. Bunun için SPA gitmeye veya pahalı ürünlere gerek yok; mutfakta sebze doğrarken kabuklarıyla yapıverin demiş. Vallahi dalga geçiyor billahi. Ya da bu listeyi bir erkek yazmış olmalı. Bununla tatmin olacaklar parmak kaldırsın. 
  8. Yüzünüze Soğuk Su Vurun. Tabii bak, buna çok ihtiyacımız oluyor nasıl da düşünemedik. 
  9. Bağırarak Şarkı Söyleyin. Alibabanın Bir Çifliği Vaaaarrrrrrr. Oldu mu? Tatmin olduk muuuuu!
Ya işte böyle... Bu yazının başlığını gördüğümde, orjinal yazının, çok heyecanlanmıştım. Lakin okuduğumda sinirimden gülüyordum. Mutlu ebevenylerin mutlu çocukları olduğu bir gerçek. Özellikle bir ailede anne mutluysa herkes mutlu olabilir bence. Annenin dengede kalması çok önemli. Bir çok anne imkansızlıktan kendine vakit ayıramıyor bazı annelerde vicdan azabından. Bence insan istedi mi ister imkanı olsun ister olmasın kendine gerçekten vakit ayırabilir. Ve bence herkes kendi listesini yapmalı. Ne bileyim beni mutlu edecek şeyler sizi etmeyebilir sizi edecekler de beni. Şahsen ben yukarıdaki listedeki sıralı şeylerin hiçbiriyle mutlu olmam. Ama evde yapabileceğim başka ufacık birşeyle mutlu olabilirim;demek istediğim herkes önce kendini tanımalı.

İnsanın hem kendine hem ilişkisine vakit ayrımaya ihtiyacı var dahası bu bir zorunluluk; kimi zaman kabul etmediğimiz üstesinden geldiğine inandığımız ama çoğu zaman yenik düştüğümüz bir gerçek.

Dilerim tüm anneler denge kalabilmek adına kendine ve evliliğine vakit ayırabilir, kendini şımartabilecek, mutlu olmasına vesile olacak şeyi bulur ve yapabilir.

Daima hatırlamalıyız biz mutluysak çocuklarımız musmutlu. (Tabii bu mutluluktan ne anladığınıza ve nasıl mutlu olduğunuza da bağlı ben haftanın 7 günü çocuğumu 1 saat görüyorum geri kalan 23 saati kendime ayırıyorum ee mutluyum işte kafası sakat kafa üzgünüm bunu söylemeden edemedim. )

1.02.2013

İşin Sırrı Seçtiğiniz Kelimelerde





Hani çok bilindik bir kelime oyunudur; ben şimdi size mor ineği düşünme desem sizin aklınıza gelecek olan ilk şey mor bir inektir, öyle değil mi? Zihninizde mor bir inek görüntüsü oluşacaktır; beyniniz ineklere dair ne varsa size hatırlatacaktır. 

Peki bunun neden böyle olduğunu hiç düşündünüz mü?  Düşünme dediğimizde ilk yaptığınız şeyin düşünmek olduğu gerçeği.

 Buradan yola çıkarak çocuğunuza, atlama, zıplama, yapma dediğinizde  atlayıp, zıplayacağı ve yapacağı bağlantısını kurmak hiç de zor değil öyle değil mi? :) 

Neden böyle biliyor musunuz? Beynimiz olumsuz ekleri, cümleleri algılayamıyor.  
-me, -ma eklerinin beyin için hiçbir anlamı yok. Kelimelerin sadece ilk hecesi etkili. Yani yap-ma dediğinizde beyin bunu YAP olarak algılıyor. Çocuğunuz bunu YAP olarak duyuyor. Gerçek olan bu;  daha sonra öğretilmiş bir şekilde "yapma"nın ne demek olduğunu kavrıyoruz ama aslında beynimiz hala doğal halinde yapma dendiğinde bunu yap olarak algılıyor. Beynimizin Retikuler Aktivite Sistemi olarak adlandırılan bir bölümü var ve bu bölüm siz negatif cümleler bile kursanız aktif bir halde çalışmaya devam ediyor.

Sizin de bir çok kez başınıza gelmiştir veya hala geliyordur. Yemek sırasında çocuğunuz masadaki herşeyi yere atıyordur; sesinizi de yükselterek AT-MA ingilizce olarak söylersek DON't Throw dediğinizde çocuğunuzun beyni -ma'yı İnglizce konuşuyorsanız DON'T'u kavramıyor ve hatta duymuyor bile. Beyni ona AT komutunu veriyor. Peki bu durumda ne yapacaksınız. Biraz zorlayın kendinizi hergün bu egzersizleri yapın. Mesela bu tip durumlarda ben ve Güray, ELİNDE TUT diyoruz.  Beyin tut'u tut olarak algılayabiliyor çünkü. Tutuyor mu Tüten gerçekten derseniz evet etkili olduğunu zamanların sayısı etkisiz olduğu zamanlardan daha fazla. 

Buradaki ipucu aslında çok basit, yapmamasını istediğiniz şeyin tam tersini söyleyeceksiniz. Örneğin atlamasını istemiyorsanız durun düşünün, ATLAMA yerine ne diyebilirsiniz. Mesela OTUR. 


Örneğin en çok kullandığımız kelimerden biri UNUTMA'dır öyle değil mi? Ve genellikle unuturuz. Ben çok uzun bir süredir bu kelimeyi hayatımdan çıkardım. Unutma yerine HATIRLA diyorum. Örneğin eşime evden çıkarken; anahtarını almayı unutma yerine, anahtarını almayı hatırla diyorum. Genel anlamda artık hayatımda -me, -ma ekli kelimeler yok. Ve olumsuz cümleleri hep olumluyla değiştiriyorum. Örneğin YOK kelimesini kullanmam. Allah yokluğunu göstermesin demem. Allah hep VAR etsin derim. Sonuçta aynı anlam değil mi? Ama birinde olumsuz bir kelime kullanıyoruz ve zihnimiz de bize olumsuz şeyleri hatırlatıyor. Yok olmak ne çok olumsuz düşünceyi hatırlatıp üzebilir bizi. Oysa VAR OLMAK ne güçlü ne güzel bir cümle. 


Çocuğumla iletişim kurarken de buna çok dikkat ediyorum. Faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Evet her otur dediğimde oturmuyor, her elinde tut demem işe yaramıyor ama en azından olumlu konuşma ve düşünme biçiminin alt yapısını oluşturduğumu düşünüyorum. 

Bu egzersizleri yapmak çok keyifli bir yandan da. İnsanı zorluyor, nasıl da kalıplarla konuştuğunu farkediyor insan, nasıl da bir çok olumsuz cümlenin bünyeye işlediğini olumlulusunu bulamadığını görüyorsun. 

Bu konu ilginizi çektiyse ve derinlemesine ilgilenmek istiyorsanız size NLP ile iligli kitaplar okumanızı öneririm. Bir çok İngilizce makale bulabilir, şaşırabilir ve uygulamaya başladığınızda hayatınızda bir çok şeyin olumlu anlamda değiştiğini görebilirsiniz. 






Pozitif Ebevenylik, İyi de Nasıl?


Yine bir AHA Pareting makalesi. Pozitif ebevenylik üzerine çokça yazılan, çokca duyduğumuz bir kavram öyle değil mi? Peki bu yaklaşımı nasıl kullanacağız. 

Disiplinin cezayla hiçbir ilişiği yok. Cezalandırma, cezayı verecek kişinin hoşnutsuz bir davranış biçimi olarak addediği şeye karşı kişiye empoze etmeye çalışıtığı şeye verilen ad.  Displin kelimesi Latinçeden geliyor ve aslında anlamı öğretme, yol gösterme. 

İşte bu nedenle Pozitif Disiplin, Pozitif Yol Gösterme anlamına geliyor. 
Bir çok insan bu yönteme, kavrama Hoşgörülü Yol Gösterme demeyi tercih ediyor; çünkü hepimizi "disiplin" kelimesinin olumsuz olduğu gerçeği ile büyüdük. Aslında pozitif disiplin çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin, onu destekleme biçimimizin her yönünü kapsıyor; bu sayede çocuklarımız da yol göstermemize açık hale geliyor.

Pozitif ebevenyliğin iyi bir fikir olup olmadığı konusunda soru işaretleriniz varsa; emin olun ceza çocuğunuzla olan ilşikinizi baltalayacak, çocuğunuzun kendisini kötü hissetmesine sebeb olacak ve doğal olarak bu da hoş olmayan davranışlar sergilemesini beraberinde getirecek, dahası bu yöntem çocuğunuzun gelişimini ve kendi disiplinini kurmasını sabote edecek. Sizce de sizin amacınız çocuğunuzun kendini iyi hissetmesi ve iyi davranmasına vesile olmak değil mi? 
   
Pozitif ebevenyliği nasıl kullanacağınıza dair bir kaç ipucu paylaşmak istiyorum. Pozitif ebevenylikle büyüyen çocukların duygusal zekalarının oldukça iyi olduğunu da belirtmek isterim. 
1. Pozitif ebevenylik çocuğunuzla kuracağınız iyi iletişimle başlar, en etkili disiplin stratejisi çocuğunuzla yakın ilişki kurmaktır.  Ebevenyleriyle iyi ilişki kuran çocuklar doğal olarak ebeveynlerini de mutlu etmek isterler.
   
2.  Öğreteceğiniz herşeyi önce değerlendirin; çocuğunuzla ilişkinizi güçlendirecek mi zayıflatacak mı?  Sevgiyi herşeyden önce tutun. Sevgiyle yön gösterdiğiniz çocuğunuz doğal olarak iyi davranışlar sergileyecek; sınırlar kendiliğinden belirlenecek , beklentilerinizin karşılanması sağlayacak. Bu yöntemle çocuklar yapmanızı istediklerinizi size sinir olarak değil, empatiyle yapıyor olacaklar.

3. Düzeltmek istediklerinizi çocuğunuzla ilişkinizi yeniden doğrulayarak yapın.  Hatırlayın; çocuğunuzun hoş olmayan davranışları sizinle arasında iletişim bozukluğu olduğunda ve kendilerini kötü hissettiklerinde suyu yüzüne çıkar. 
  • Onun seviyesine inin ve gözlerine bakın ""Delirdiğinin farkındayım ama ısırmak yok!
  • Kucağınıza alın: "Daha oyununun bitmediğinin farkındayım, biraz daha oynamak istiyorsun ama şimdi uyku zamanı."
  • Mutlaka göz teması kurun: "Şuan çok üzgünsün farkındayım"
  • Ellerinizi omuzlarına koyun: "YBana kurabiyeye ne olduğunu söylemeye korkuyorsun."

4. Gerektiğinde sınır koymaktan çekinmeyin, ama bunu empati ile yapın.  Elbette kurallarınızı uygulamanız gerekiyor; fakat aynı zamanda onun bakış açısını da kabullenebilirsiniz. Çocuklar anlaşıldıklarına inandıklarında sizin koyduğunuz limitleri kabullenmeye daha yatkın olurlar. 
  • "Canın çok acıdı ve kendini çok kötü hissediyorsun ama yine de ısırmak yok. Bunun yerine hissettiklerini paylaş lütfen."
  • ""Oynamaya devam etmek istediğini biliyorum; ama şimdi uyku zamanı"
  • "Annenin sana Hayır demesini istemiyorsun ve bundan hoşlanmıyorsun, ama cevabım Hayır. Birbirimize kapa çeneni demiyoruz, delirmek, üzülmek serbest."
  • "Korktuğunun farkındayım; ama her zaman birbirimize doğruyu söylüyoruz."
   
5. Herhangi bir tehlike anında otomatik olarak sınır koyarız ama aslında empati gerekir. "Kuralımız vurmamak, farkındayım seni deli etti ve çok sinirlendi ama gel oturalım ve bu konu hakkında konuşalım"
 
6. Başkaldırma her zaman iletişimin iyi olmadığının göstergesidir. Eğer çocuğunuz sizin dediğinizi, gösterdiğiniz yoldan gitmiyorsa (Ne söylediğin umrumda bile değil, bana karışamazsın) bu her zaman aranızdaki ilşkinin birşeyleri öğretmek, yol göstermek için güçlü olmadığının göstergesidir. Bu hepimizin başına zaman zaman gelir. Böyle zamanlarda oturup düşünmek gerekiyor, ilişkiyi güçlendirmek için neler yapabilirim diye. Böyle durumlarda güç mücadelesine girmek çocuklara aranızdaki kopukluğu daha da kopuk hale getirecektir. 

 
7.  Molaların önüne geçin, bu hoşnutsuz davranışları arttırır. Çocukları duygularıyla başbaşa bırakma da ceza vermenin bir başka yoludur. Çocukları duygularıyla başa çıkması için yanlız bırakmak demek, duygusal zekalarını baltalamak demektir.  Dolayısıyla çocuğunuza odana git ve biraz orada kal.  Otur ve yaptığını düşün gibi şeyler söylemek işe yaramaz, bu aranızdaki iletişimi güçlendireceğine kötü bir hale getirir. 
 
8. Davranışlarının sonucuna müdahale ediyorsanız bu onlara yanlış şeyi öğretir. Çocuk birşeyi yapmak istediğinde veya istemediğinde siz sonuca müdahale etmezseniz sonucunu öğrenme
şansını elde eder ki bu da onun için harika bir deneyim olacaktır. Fakat; çoğu zaman ebevenyler sonuca müdahale ederler, hatta sonucu yönetmeye çalışırlar. Bu nedenle çocuklar için sonuçlar genellikle cezalandırma olarak nitelendirilir.

Ebeveynin sonuca dahil olmadığı bir örnek vermek gerekirse, mesela çocuk dersine çalışmıyor ve sınavı geçemiyor veya dişlerini fırçalamıyor ve dişi çürüyor-eğer bu kötü sonuca katlanabilirseniz- çocuğunuz bundan çok şey öğrenecektir; yapmış olduğu davranışın sonucundan dolayı acı çekece veya üzülecektir. Elbette bunun 1'den daha fazla kere olmasını siz de istemezsiniz veya sırf bu yüzden kişisel imajlarının zedelenmesini. Aslında bu uygulanabilecek en son strateji olmalı, gerçekten çareler tükendiğinde başvurulabilecek bir strateji; şu da bir gerçekçi hepimiz birşeyler yolunda gitmediğinde, olumsuz sonuçlarla karşılaştığımızda çok şey öğrenebiliyoruz.

"Sonuçları"ceza olarak kullanan ebeveynlerin çocukları malesef davranışlarının sorumlusu olarak kendilerini göremiyorlar. (Öğle yemeğimi bugün yanıma almayı unuttum; o yüzden de aç kaldım). Ebeveynlerinden dişlerini sıkmış bir şekilde, tehtit edermişcesine şu sözleri duyan çocuklar "Beni bunu yapmaya zorlarsan SONUÇLARINA katlanırsın" asla davranışlarının sonuçlarından öğrenmesi gerekeni öğrenemiyorlar; sonuçları da ceza olarak algılıyorlar. Ebeveynler sonuca dahil olmamalı.

Sonuçlara dahil olmak hiçbir zaman çocukları iyi ve doğru davranışa teşvik etmiyor. Bunu mümkün olduğunda kullanmamak gerekiyor.

9. Ne düşündüğünüz ve hissettiğiniz çocuğunuza verdiğiniz cevaptan çok daha önemli. Çocuklarımızdan istediğimiz şeyi yürekten ve doğru bir biçimde istersek neredeyse yapmayacakları şey yok.  Sınırlarınızı belirlerken HAYIR yerine EVET ile cümleler kurmanın bir yolunu bulun. "EVET şimdi odanı toplama zamanı ve EVET ben sana yardım edeceğim, EVET o yapmış olduğun kuleyi olduğu gibi bırakabiliriz ve EVET hızlıca bu işi bitirirsek seninle biraz daha oyun oynayabiliriz EVET birlikte bunu eğlenceli hale getirebiliriz ve EVET ben ne kadar şanlı bir anneyim ki senin gibi bir çocuğum var." Çocuğunuz bu cömertçe kullanılan EVET'leri karşılıksız bırakmayacaktır.

10. Çocuğunuza nasıl davranıyorsanız o da kendisine öyle davranmayı öğrenecek. Eğer siz çocuğunuza sert davranırsanız o da kendisine sert davranacaktır.  Ona uygun limitleri koyarken bir yandan da onu severseniz dahası bunu ona hissettirirseniz o da bu beceriyi kendisi adına kazanabilir.

Cezalandırma ve sert disiplin çocuğunuzun kendi disiplinini kurmasına engel olacaktır; dahası çocuğunuzun mutsuz bir çocuk olmasına vesile olacak, mutsuz bir çocuk mutsuz bir ebeveyn'e dönüşecektir. Ve böyle çocuklar ileride birer yetişkin olduklarında kendi kendilerini yönetemeyen, sevemeyen birer birey haline dönüşecektir.

Kendimize karşı sertsek bunun sebebi yetiştiriliz biçimizdendir, bu yetiştirilme tarzımıza hayatın içinde isyan ederek cevap veriyoruz; kaç kere diyetinizi bozduğunuzu düşünün, kendimizi bir çok şeye kurban ediyoruz ve eninde sonunda arıza'ya geçiyoruz.

Pozitif disiplinle yetiştirilen çocuklar ise, kendilerine de böyle yaklaşıyorlar; yani kendilerine hedef koyabilen ve iç displinini oluşturabilen birer birey haline geliyorlar. Yani bu biçimde büyütülen çocuklar günün sonunda kendi kendini yönetebilen, seven ve kendilerine güvenen birer yetişkin oluyorlar.

--- Bu makaleyi çevirirken çok zevk aldım. Ve bir kez daha ebevenliğin oya işlemek gibi çok ince bir  olduğunu, hassasiyet gerektirdiğine ama ortaya çıkan sonucunda mutluluk vesilesi olduğuna inandım. Çocuk yetiştirmek büyük sorumluluk ve özen gerektiriyor. Ama bir çocuğun yetişmesine vesile olmanın keyfini insan hiçbir şeyde bulamıyor. Bunu ancak ve ancak anne&baba olanlar anlayabilir.

Karşındakini DOĞRU anlamak ve anladığını hissettirmek ne denli önemli öyle değil mi? Bebek, çocuk, yetişkin hepimizin istediği şey DOĞRU anlaşılmak ve bunu hissetmek değil mi? 

Ve hayatın tek bir şifresi var o da SEVGİ.