17.01.2013

Bunu Biliyor muydunuz? Aslında Canınız Ne Çekiyor

Bana çok ilginç geldi sizlerle de paylaşmak istedim. Bir parça çikolata için ölüp biterken aslında vücudunuzun ihtiyacı olanın bir kaç adet badem olması. Hoş canım deli gibi çikolata yemek istersen birkaç adet badem beni tatmin etmez ama olsun acil durumlarda işe yaracaksa ne güzel. 

Bakın listede başka neler neler var;

Canınınız şeker çekiyorsa: Aslında ihtiyacınız olan şey Krom, Fosfor,Sülfür ve bu ihtiyacınızı brokoli, üzüm, tavuki taze meyve, ıspanak ve tatlı patates gibi sebze&meyvelerden karşılayabiliyorsunuz. Yani şimdi ıspanak yemeğinin üzerine ağzımıza bir tane Tofita atamaz mıyız olmaz mı :)

Canınız ekmek çekiyorsa: Aslında ihtiyacınız olan yüksek proteinli besinlermiş. Bunun içinde fındık, et ve balık yiyebilirmişsiniz. Hımmm ekmek ve fındık aynı cümlede geçince benim aklıma Nutella geliyor o n'olucak:)

Canınınz Lays yani patates cipsi çekiyorsa: Valla gidip marketten alıp yiyorsunuz :):):). Aslında ihtiyacınız olan Kalsiyummuş. Susam, yine Brokoli, yeşillikler, peynir yiyormuşsunuz. 

Canınız Starbucks Kahvesi gibi Kahve çekiyorsa: Neden içmiyoruz onu anlamadım ama yine de bakalım; Fosfor Sülfür ve Demir ihtiyacınız var demekmiş. Bunun içinde uzun listeden seçtikleri, tavuk, balık,sebze, soğan, sarmısak falan yiyecekmişsiniz. Ay içerim kahvemi ya ben!

Canınız Alkol ve Esrar çekiyorsa: Alkolü anladım da ay canım bir esrar çekti bir esrar diyen var mı yahu :) Aslında ihtiyacınız olan şey, Protein, Glukoz, Potasyum, Kalsiyum,Yulaf'mış. Ay çok protein'e ihtiyacım var bana çabuk Maruhana bulun :)) Bu ihtiyacınızı karşılamak için ise; Yuılaf ezmesi, zeytin, et, yeşillik,peynir, fındık yiyoruz. 

Canınız Kola çekerse: Bence çekmesin ben bırakalı 1 yıldan fazla oldu hiç eksikliğini hissetmiyorum. Bu da Kalsiyum ihtiyacınız var demekmiş. Peynir, susam (susam ihtiyacımızı simitle karşılasak olur mu acep :))yeşillik yiyoruz. 

Canınız Tuzlu yiyecekler çekerse: Klorür ihtiyacınız var demekmiş. Hemen o krakeri elinizden bırakıyorsunuz ve gidip çiğ keçi sütü, deniz tuzu ve balık alıyorsunuz. 

Canınız Sigara Çekerse: Canınız bunu da hiç çekmesin. Ama eğer sigara sigara diye yanıp tutuşuyorsanız ya tiriyakisinizdir ya da işte Silisyum ve Tirozin'e ihtiyacınız var demekmiş. Her ikisi de nedir ben bilemedim. Kırmızı ve yeşil  meyveler, sebze, fındık, çekirdek, C vitamini, portakal yemeliymişsiniz. 


Regly oldunuz: Valla ne yeseniz ne içseniz fayda etmez ben biliyorum ama yine de o dönemde vücudun Çinko'ya ihtiyacı varmış. Kırmızı et, sebze, balık ve kök sebzeleri yemek gerekiyormuş

İştah Eksikliği: Ahhh ahhh bunun bende olmasını ne çok isterdim. Ayol iştahı kapalı insan yer mi zaten şunu yiyin bunu yiyin demişler. Vitamin B1, B3,Magnezum, Klorür eksikliğine delaletmiş. İlginç birşey bulamadım işte yukarıda sürekli yazdıklarıma ek olaraki ceviz, ananas, yine keçi sütü, böbrek var. 

Aşırı Yemek İsteği: Hehh bak işte bu ben. Neyim eksik acaba, ben biliyordum ama var birşeyler yoksa neden ben sürekli birşeyler yemek istiyeyim değil mi :)Silisyum Tirozin, Triptopan eksikliği var demekmiş. Modifiye ve nişastalı ürünlerden uzak durulacakmış eehhh durabilsem zaten sorun bitecek ve işte sağlıklı beslenilecek. 

15.01.2013

Yaş 35 Yolun Neresindeyim?




12 Ocak Cumartesi günü 34 yaşımla vedalaştım 35'e hoşgeldin dedim. Hani bir tartışma vardır; bitirdiğin yaş mı söylenmeli yoksa yeni gün almaya başladığın mı, sanırım ben artık bitirdiğim yaşı söylemeyi tercih edeceğim yaşlara başladım. Yani dolu dolu 34'üm ben dur bakalım daha 35'ten gün alıyoruz. Şöyle bir görelim neye benziyor neler getirecek.

Şaka bir yana yaşla ilgili hiçbir sıkıntım olmadı; ve fakat yaş aldıkça gördümki belli başlı yaşların bünyede etkisi farklı oluyor. 30 yaş mesela insanın çok kritik bir yaşı, başkalaştığı, değiştiği bir yaş. 25'de öyle mesela Veya daha da geriye gidersek 15'i de bunların içine alabilirim.

 Küçük bir kızken hayalim 25 yaşında evlenmek, 27 yaşında ilk çocuğumu, 30 yaşında ikinci çocuğumu ve 33 yaşında 3. çocuğumu doğurmaktı. Yani 35 yaşına geldiğimde 3 çocuklu bir kadın olucaktım; 2 kızım 1 oğlum olacaktı. İşte o zaman belki yolun yarısındayım diyebilirdim. Şimdi bildiğiniz üzere 1 oğlum var. 2 kızım olabilir mi pek emin değilim. 25 yaşında evli olmayı hayal ederken kocamla tanıştım kimbilir belki de bu yüzden tanışır tanışmaz işte o adam dedim, soyadını ismimin peşine koyarak imzalar atmaya başladım. 27 yaşında hadi hadi hadi demeye başladım. 30 yaşında bunalıma sürüklendim, çoktan 2. doğurmam gerekiyordu. 33 yaşında 3. çocuğumu hayal ederken ilk çocuğuma oğluma kavuştum(hamilelikten bahsediyorum). İşte bu yüzden daha benim yolum uzun belki de yolun çok başındayım.

Ve artık 35 yaşında bir kocam bir de oğlum var, yani benim artık bir ailem var. İçimdeyse hala küçük bir kız çocuğu var,ergenlik dönemini yaşayan. Hırçın, zaman zaman memnuniyetsiz, öfkeli bazen öfkesinden ne yapacağını bilemeyip oturup zırıl zırıl ağlayan küçük bir kız çocuğu. Bazen bu kız neşeliyken de ağlıyor ve hatta ufacık bir iltifatın karşısında da. Bu küçük kız ile annelik birbirinin içine geçtiğinde bazen fena çok fena oluyor. Ve elbette bu küçük kızla flört etmek, evli olmakta pek kolay değil. Ama küçük kızlar bir yandan da hayata pembe gözlüklerle baktığından keyifli bir yanları da var. İnanıyorum her erkek çocuk her kadın küçük bir kız olarak kalıyor içinde bir yerlerde. En çok o yönlerimizin okşanmasını, sevilmesini, anlaşılmasını istiyoruz.

Benim bu yönümü çok iyi bilen, tam oraya nazikçe dokunan, seven ve anlayan bir kocam var. Ben ona bu yüzden çok aşık oldum. Belki de ilişkimizi ayakta tutan yegane neden birbirmizin bu yönüne dokunmamız ve sevmemizdir. Ve şimdi de oğlum benim minik kahramanım; ben ağlarken yanımda durup ağlamamın bitmesini bekleyen sonra bana sarılan sırtımı pıtpıtlayan....

Çekirdek ailemin dışında bizi kocaman bir aile yapan, bir yemek sofrasında 10-15 kişi olmamızı sağlayan geniş ailem ve dostlarım var. Doğumgünümü hayatlarının bir parçası haline getiren, doğallıkla bugün O'nun doğumgünü deyip arayıp soranlar. Ve arkadaşlarım, kimi hayatıma geç yaşımda dahil olmuş kimi çocukluğumdan kalma hani pek görüşülmeyen ama özel günlerde arayıp soran, arayıp sorduğun arkadaşlar. Hani başına bir iş geldi mi koşup gideceğin ve sana da koşup geleceğini bildiklerin.

Hayatta sahip olunabilecek tüm zenginliklere sahip hissediyorum kendimi. Zaman zaman tüm mahçubiyetimle Yaradan'a şükrederim; çünkü vermış oldukları, veripte farkına varmamı sağladıkları, tüm bunların sürdürülebilir olması insanın içini şükranla dolduruyor; haketmek için ne yaptım diye sorarken buluyor insan kendini. Cevabı iyi insan olmaksa iyi insan olmak çok mu kolay sanki. Varolması gereken şeyler varolunca iyi insan olunmuyor ki... Bildiğim tek şey layığıyla iyi bir insan, iyi bir anne iyi bir eş ve daha iyi bir kul olmak için  daha çok yolumun olduğu o yüzden ben daha yolun çok başındayım!

İyi ki doğmuşum ama iyi ki varım :)






9.01.2013

Anı Defteri




Hepimizin kah içinde dolaşmayı sevdiği kah sayfasını bile çevirmekten hazetmediği bir kenara tozlanmaya bıraktığı bir anı defteri var. Nerede mi bu anı defteri zihnimizin içersinde. Bu anı defterinin sayfaları bol resimli, tek satırlık cümlelerle dolu. Sayfalar dolmaya bebekliğimizle birlikte başlıyor. Hergün bir kare belki birden fazla kare koyuluyor bu deftere birgün geliyor bu defter kapatılıyor. Farkında bile değiliz çoğu zaman zihnimizin derinliklerinde böyle bir defter olduğunun. Ama her sayfası her günümüze ve hatta davranışlarımıza yansıyor.

Bazen sayfalarını açmayı sevmediğiz bu defterin veya farkında olmadığımız bu anı defterinin farkına bir psikolog koltuğunda  varıyoruz, sayfalarını tek tek açıyoruz. Karşımıza ne kareler çıkıyor. Eğer şanslıysak belki her gece uyumadan önce belki de her anımızda bu defterin sayfalarının içersinde dolaşıp yüzümüze kocaman bir gülümseme konduruyoruz. Ve günün sonunda; mutlu, hüzünlü, depresif, mutsuz vb gibi sıfalarla anılıyoruz hepimiz.

İnanıyorum ki, davranışlarımızın temelinde bu anı defterimiz var. Ben Aren'in anı defterini hep mutlu karelerle doldurmaya çalışıyorum. İşte bu yüzden de insanlar çokca kavgasını verdiğim sınır koymai sınır çizme konusunda çok mu çok bonkör davranıyorum. Nasıl mı?


Doğruyu yaptığımı iddia etmiyorum; ama ben yemek disiplini oluşturmuyorum. Her türlü yemeği yere atma, yüzüne sürme gibi özgürlükleri var. Bundan çok zevk alıyor gözüküyor. Hergün, her akşam benzer kareleri yaşıyoruz. Onun bu mutluluğuna biz de eşlik ediyoruz. Evet bir noktada yetişkin bakış açımız devreye giriyor veya üşengeç tarafımız. Her gece yerleri silmek, mama sandalyesini temizlemek ve benzeri zevkli ve kolay değil. Ama sırf üşengeçlikten onun bu eğlencesine bu mutluluğuna engel olmak istemiyorum. Kimbilir belki de en büyük hatayı yapıyorum. Belki yaşıtlarına göre çok daha geç düzenli yemek yeme sistemine geçecek. Düzenli ile ifade etmek istediğim, ellerini işin işine karıştırmadan yemek yemek. Kimbilir belki de ileride ona pis çocuk diyecekler. Ama bence o zihninin ve kalbinin bir yerinde çocukken bir kase yoğurdu yüzüne sürerken ne denli mutlu olduğunu hatırlayacak. Anı defterinde yemek ilgili komik görüntüler yer alacak ve bu görüntülerde ona eşlik eden anne ve babası.



Mutfakta herşeye karışıyor. Bir keki yapmak 1 saatimizi alabiliyor, her yer un her yer yumurta akı olabiliyor. Ama hiçbirşeyi onun bunu yaparken ki başarıyorum, kendimle gurur duyuyorum görüntüsüne değiştirmem. Pişmesini görmek ve beklemek için fırının karşısında duruşu, fırının alarmı ötünce ellerini çırparak mutfağa koşuşu ve çıktığında sıcak sıcak dememize, kendisinin uff ufff diyerek ama bir yandan da ellemek, yemek için heyecanlanmasına değişmem.


Suyla oynamaya bayılıyor. Çeşmenin yanına oturttur ve eline birşeyleri yıkasın normalde 5-10 dk fazla ilgi göstermezken, konsantre olmazken hiçbirşeye yaklaşık yarımsaatimizi bazen 45dk böyle geçirebiliyoruz. Evet üstü başı daha 5 dk önce değiştirilmişken sırılsıklam oluyor evet o salatalar çöpe veya  benim mideme inebiliyor. Çünkü bir yandan bana yedirmeye çalışıyor o pis salataları pis de olsa tadı korkunçta olsa yedirmeye çalıştığı şeylerin zevkle yiyorum. Çünkü zihninde, anı defterinde mutlu bir kare yer almasını istiyorum. Elbette o bunları yaparken, buraya yazdığım kadar naif, buraya yazdığım kadar mutluluk perisi olamıyorum. Yetişkin halim hep devrede ama yine de sınırlar koymuyorum. Sıkılıp suyla oynamaya doyana kadar yanında duruyorum. Elbette ardından üstünü üçyüzaltmışbeşinci kez değiştirirken ofluyorum pufluyorum. Ama bunları çoğu zaman ona çaktırmayaya çalışıyorum.


Dün hasta olduğu halde kar yemesine izin verdim. Kar'la ilk tanışmasında gönlünce hareket etmesine engel olmak istemedim. Kar'ı elbette ağzına götürecekti. Kar yenmez demek bana çok saçma bir cümle gibi geldi. Sahi neden yenmesin ki elbette oral dönemindeki bir çocuk karı ağzına götürmeyecekti de ne yapacaktı. Karın eriyip suya dönüşmesi çok ilginç geldi ona. Dün belki de ilk kez bir deneye şahit oldu; karın suya dönüşmesi. Kimbilir belki ileride bilim ile ilgilenmek isterse zihnindeki anı defterinde bu sayfa gelir gözünün önüne, gülümseyerek hatırlar ilk deneyini. Hem kaçımız karın dilde bıraktığı hissi hatırlıyoruz ki? Kaçımız bu yaşımızda karı agzımıza götürüp, deneyimledik.


Evi süpürmekten ne zevk aldığını bilmiyorum. Ama çok zevk aldığı bir gerçek; dolayısıyla süpürgenin sapının onun boyuna indirdik ve evi süpürmesine izin veriyorum. İzin vermemen için bir gerekçe göremedim, bulamadım tabii ki yetişkin bakış açımı bir kenara bıraktığımda. Yoksa saatler süren ufacık salonun süpürülmesi ve vuuuu sesiyle yaşamak çok hoş değil. Ama işte yetişkin bakıç açım ve yetişkin iç sesimle ona  ve isteklerine engel olmak istemiyorum.

Belli sınırları koymadığım veya sınır koymak konusunda esnek olduğum için eleştiriliyorum. Bilmem belki de onlar haklı. Biliyorum ki çocuğuna en büyük zararı en büyük faydası dokunmak isterken anneler&babalar ve yakınları yaparlar. Ben sadece onun anı deftlerini mutlu karelerle doldurmak istiyorum. Sınır koyabildiğim ve o sınırın arkasında durduğum tek konu güvenlik ve kendine zarar verme diyebilirim ki bunların içersinde arada esnek davrandıklarım olabiliyor. Mesela ağlasa da katılsada bıçak ve ucu açık tellere dokunmasına izin vermiyorum. Ona sımsıkı sarılıp kendine zarar vermene izin veremem, seni çok seviyorum, o bıçak çok tehlikeli diyorum. Ve fakat araba koltuğunda katıldığında koltuktan kaldırıp kucağıma alabiliyorum; yarada sığınarak beni vicdan azabına gömmekten azad etmesi için yalvararak.


Beraber sallandığımız salıncak fotoğrafının anı defterinde yer almasını; üzgün, keyifsiz bir anında bu kareyi hatırlayıp bir parça mutlu olmasını istiyorum. Anne olarak her ne yapıyorsam tıpkı her anne gibi çocuğumun mutlu olmasına vesile olması için yapıyorum. Benim anı defterimde öyle fotoğraflar var ki bazıları sığındıklarım bazıları da yırtıp attıklarım lakin attıklarım bile silinmiyor zihnimden.

Özetle, sınırları çizerken yetişkin bakış açımı, "çocuklar sınırları sever" söylemini, okuduğum, öğrendiğim tüm bilgileri bir kenara koyuyorum. Aren'in gözünden görmeye çalışıyor ve kendime hep şu soruyu soruyorum. Buna izin vermemem için ne gibi bir sebebim var. Sebeb yetişkinlerin dünyasına aitse o sınırı çizmiyorum


31.12.2012

Bir Yıl Bitip Yenisi Başlarken


Benim için en özel en kutlanılası gün Doğumgünleridir ve 2. sırayı da Yılbaşı alır. Toplu kutlanan böyle günler benim için hiçbir anlam ifade etmezken ve saçma bulurken yıllar yıllar önce benden yaşça hayli büyük çok sevdiğim bir iş arkadaşım şöyle demişti:"Yeni yıl neden kutlanılası neden özel biliyor musun? Düşünsene dünya üzerindeki milyonlarca insan aynı anda aynı zamanda hep iyi şeyler diliyor ve hep güzel şeyler düşünüyor. Yayılan enerjinin büyükliğini gücünü düşün, bunun bir parçası olmak istemez misin?" İşte o gün bugündür o enerjinin parçası olurum ve her yıl kendim, ailem ve sevdiklerimin de içinde olduğu YeniYıl Dilek listesi oluştururum.

Geçen yılı da benzer bir yazı ile kapamıştım bu yılı da. Artık bu benim için gelenek. Bu yıl Dilek Agacımı oluşturmaya pek hevesli değildim ama geleneğimi bozmayıp haftalar öncesinden oluşturdum. Geçen yıl dilediklerimden en ama en önemlileri gerçekleşti; sağlık, huzur, aşk, sevgi-mutlu aile.

Bu yıl ki dileklerime gelirsek;

 
 
 

Bereketli, huzurlu, sağlıklı,iyi enerjilerin daima hayatımza çekildiği, dostlarla, akradaşlarla, işimizle gücümüzle, iştahımızla, istediklerimizi gerçekleştirebileceğimiz parayla dolu bir yıl olsun işallah.
 
Dilerim herkesin yeni yılı gönlü gibi geçer. Ve en önemlisi bir önceki yıldaki deneyimlerimizi yeni yıla taşıyabiliriz. Mutluluklarımız katlanarak artar tıpkı yılbaşı agacındaki gibi bir yeni parça daha ekleyebiliriz hayat ağacımıza. Bir sonraki yıla girerken kendi ağacımız deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, mutluluklarımızla biraz daha büyümüş olur.
 
Yeni yılda birlikte öğrendiğimiz,eğlendiğimiz ve keyif aldığımız yazılarla buluşmak dileğiyle.

 



21.12.2012

Mevzu Bahis 2. Çocuk





Başlığın devamını getirirsek ve hatta 3. çocuk ve hatta çok çocuk. Hep diyorum ya bana önceden bu dünyaya gelme amacını ne olarak görüyorsun deseler çocuk yapıp anne olmak için derdim. Öylesi çok inanıyordum ki buna. Sanırım lohusalığımı haddiden fazla ağır geçirmeme sebeb olan şeylerden biri bu inancın kendi içimde kırılmış olmasıydı.

Farkındalığı her zaman yüksek bir insan oldum. Anneliğin de toz pembe bir hal olmadığını çok iyi biliyordum. Tüm zorluklarının farkındaydım lakin en sevdiğim sözlerden biridir: Yolu bilmekle o yolda yürümek aynı şey değil. Hehh işte, buydu tam da başıma gelen. Ben o yolda tökezlemeden, yolu şaşırmadan yürüyeceğime sonsuz inanıyordum; kendime hiç açık kapı bırakmamışım, ve doğurduğumda tüm kapılar çoktan kapanmıştı.


2. çocuğum olacağını biliyorum ama ne zaman ve nasıl olacak onu bilemiyorum bir de asıl mesele 3. yapacak mıyım? 2. çocuğu yaparsam mutlaka 3. yaparım diyordum ki hala bu söylemi sürdürüyorum. 2 çocuğa bakan 2'yle başa çıkan 3 çocuğa da bakar ve başa çıkabilir diye düşünüyorum. Madem büyük bir aile olacağız o zaman 3. çocuk şart bana kalırsa.



Penguen en sevdiğim hayvandır sırf görüntüsü itibariyle değil. Yaşayış biçimleri hamilelik süreçleri, sadakat duygusuna sahip hayvanlar oluşu beni daima etkilemiştir. Blogumda Yolukar ailesi diye 3 çocuklu Penguen ailesi koymam tamamen buna olan inancımdandır.

Çocuk insanın hayatını zorlaştırdığı kadar kolaylaştırıp güzelleştiriyor da. Kolaylaştırmak mı o da nasıl oluyor derseniz bu konu hakkında sonra yazayım eteğimdeki taşları bir başka yazıya saklayayım.

Son zamanlarda düşünüyorum da hayattaki en güzel zorluk en çekilesi zorluk evlattan gelen zorluk. Kaldıki zorluğu yaratan da evladın kendisi değil senin o zorlukla başa çıkma veya çıkamama biçimin. Benim gibi 30'larında anne olmuş insanlar için durum kesinlikle çok daha farklı. Hele bir de bu 30 yılı oldukça dolu ve özgür yaşadıysanız. Dünyaya baktığında dünyadan kendi coğrafyana indiğinde oradan kendi şehrinde oradan kendi mahallene ve en nihayetinde kendi hayatına ulaştığında  gördüğün gözlemlediğin ve kendi içinde yaşadığın sıkıntılardan en güzeli çocuğundan ötürü çektiğinden başka nedir ki? Allah herkese böyle dertler verse keşke misal: Uykusuzluk, yemeyen çocuk, yerinde durmayan çocuk, çocuktan ötürü yapamadıkların veya ertelediklerin.... Dert mi bunlar sahi, sahi bunlar başa çıkılamayacak şeyler mi?

Evet ebeveynlik dünyanın en sorumluluk gerektiren alanı ve fakat alınabilecek en güzel de sorumluluk. İnsanı insan yapan varlığına şükrettiğin ve seni var etmeye aracı olan en güzel şey değil de nedir? Bu yazıyı okuyan bekarlar veya henüz çocuk sahibi olmayanlar Anne olunca, ebeveyn olunca anlayacaksınız bu satırları. Hiç çocuk sahibi olmayı düşünmeyenlere de saygım sonsuz lakin çocuk sahibi olmak istememek de bir tercih ama olur da birgün kararınız değişirse bilinki bir hayrı vardır...

Kısacası, ben 2. çocuğa ve hatta 3. çocuğa varım diyorum. Biliyorum belki akşama belki haftasonu Aren'den gayri Aren'nin vesile olduğu zorlukların neticesinde aman aman aynı film tekrardan mı kalsın diyeceğim. Ama yine biliyorum bunu derken bile 2. çocuğun zamanlamasını düşünüp duracağım. Benim kafamı en çok meşgul eden şey 2. çocuğumun geliş zamanı. Arenimin zerre olumsuz etkilenmesini istemiyorum. Ne ondan ne ona ayrılan zamandan çalmak istemiyorum. Biliyorum kardeş gelirken de geldiğinde de 1. çocuk kaç yaşında olursa olsun hayat toz pembe olmuyor ve yine biliyorum bunu bilmek yetmiyor.

Sosyal medyada arkadaş olduklarımın veya olmadıklarımın hamileliğini öğrenmek hala beni çok sevindiriyor. Her şahit olduğum doğum ve gördüğüm bebek içimi titretip beni heyecanlandırıyor. Bir çocuğum daha olmazsa hayatta eksik kalacakmışım gibi hissediyorum. Aren'le tam olduk hissini yaşadığım halde içimden bir ses bir tane daha olsun tam olmak ne demek asıl o zaman gör diyor.

Bu sefer kapılarım sonuna kadar açık ne kendime ne anneliğime güveniyorum. Herşey daha kolay olur demiyorum, diyemiyorum. Şayet olursa yine yeniden çaylak anne olacağıma eminim bu sefer. Hazır 2. hatta 3. düşünürken bir ikiz hamileliği olsa beni 3. kere doğurmaktan ve hamile kalmak, sonuna kadar hayırlısıyla ulaşmak zahmetinden 1 kerede kurtarsa beni hayat hımm nasıl olurdu :) Kısmet öyle değil mi? Neden olmasın öyle değil mi?

NOT: Hayır hamile değilim :) veya öyleyse de yemin ederim bilmiyorum. (yemin ederken ayağımı kaldırmadım :))




20.12.2012

Kendin yap-Eldiven


Bugünün anlam ve önemine daha başka nasıl bir yazı yakışırdı bilemedim. Aslında bunu yapar mısınız onu da bilemiyorum. Sanırım elde çorap taşıma hissi pek hoş gelmeyecektir ama paylaşayım dedim yinede. Mesela şuan tipi yağışı nedeniyle eldivensiz bir şekilde ofiste mahsur kalmışken çoraptan olsun eldivenim olsun diyorum ben :)

Buyrunuz efendim, ne dikiş ne ekstra yetenek gerektiren çoraptan eldiven yapımı.

 Öncelikle çorabımızı elimize geçiriyoruz. Kukla oynatır gibi. Bakın yazarken aklıma geldi eski çorapla şu oynayan gözlerden ve pompomlardan koyarak çocuk eğleyebiliriz. Bunu da yapalım bir ara. Neyse nerede kalmıştık. Çorabı elimizden çıkarıyoruz, elimizi üstüne koyup hımmm parmağım şuraya denk geliyor hımm şu kadar önünden kesersem iyi olur falan diyoruz. Bunu yapan ablanın eli biraz dombiliymiş o yüzden az mesafe bırakmış. Siz ne kadar uzun veya kısa istiyorsunuz ona karar verip kesiniz efenim. Parmaksız eldiven olduğunu söylememe gerek yok herhalde değil mi ?


Kesip ettikten sonra ters çeviriyoruz ve elimizde üst kısımdan yine istediğiniz kadarını kıvırıp dikiyorsunuz. Başparmak kısmını da öyle. Nasıl ya demeyin üzerime gelmeyin, ben dikişten anlamam. Ama bana kolay yapılası geldi. Nasıl ya demeyin deneyin vallahi yaparsınız bence.


İşte eldiveniz hazır. Hiç çoraba benziyor mu canımmmm? Aaa nerden çıkardınız hiç de bir kere çorapla alakası bile yok :) Çorapların yıkanıp ütülendiği güne denk getirin bunu yapma işini olur mu :)





 Baktınız ki yeterince süslü değil çorap hissidende kurtulmak istiyorsunuz. O zaman keçeden kalp kesiyorsunuz bence mesela çocuk için yapıyorsanız adının başharfini falan kesip dikin hep kaybeder ya çocuklar ve üzerine dikiyorsunuz.



Taaam tammm işte hazır. Neydi ne oldu di mi :) Hey gidi çorap heeyyyyyy hiç aklına gelir miydi birgün eldiven olacağın. Ayağa giyilirken ele giyileceğin.


Yapan kişi birçok poz vermiş eldiveniyle yazıktır emeğine saygı gerek dedim o fotoları da paylaştım. Bakmayın latife ediyorum ben gerçekten beğendim.

Elleriniz sımsıcacık kalsın.

19.12.2012

Kavanoz Deyip Geçme

Bence harika


Kavanozlardan yapılabilecek şeyler saymakla bitmez. Atmayın, saklayın. Mutlaka ki değerlendireceğiz bir zaman gelecektir. Cam ürünlerin atılmasına çok üzülüyorum, cam bana kalırsa mutlaka geri dönüştürülmesi gereken bir ürün.

Hangi birini paylaşayım bilemedim. Binlecesinin içinden seçtiklerim aşağıdaki gibi.




Bunu yapmayan kaldı mı? Varsa hemen yapsın :) Boş kavanozların kapağını siyah veya başka renk tahta boyasıyla boyayıp üzerine tebeşirde içindeki yazmak. Ben bile yaptım o kadar basit.


Eğer kapakları kullanmazsanız aynı işlemi üzerine de yapabilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey daha öncede yazdığım üzere Karatahta boyası ki bunu Türkiyede de bulmak oldukça kolay.



Çocuğu olan herkesin yapabileceği kullanışlı olduğunu düşündüğüm birşey. O minik oyuncaklar var ya hayvanlar işte onları renkli renkli boyadığınız kapakların üzerine silikon ile yapıştırıyorsunuz bu kadarcık. Boya işlemi için akrilik boya kullanmanız en iyisi.



Gördüğüm en ilginç değerlendirme biçimi buydu. Yapılacaklar listemde. Bir kavanozun içine önce fotoğrafı camına değecek şekilde yerleştiriyorsunuz sonra da içini zeytinyağ ile dolduruyorsunuz işte bu kadar.


Bu da bir diğer alternatif  adına Zaman Kapsülü de deniliyor. Sadece foto koymakla kalmayıp o yıla veya kişilere özel şeylerde koyulabiliyor.


Bu da kavanozda resim sunmanın en basit hali. Beğenmedim :) Ama örnek teşkil etmesi açısından koydum.



Eğer resim koyulacaksa benim en beğendiğim bu oldu. Kavanozun dibine biraz kumi biraz sahili hatırlatacak şeyler, ve kavanozun kapağına iple tutturulup sarkıtılan yazdan kalma resimler.





Veee gelelim benim en sevdiğime, en değişik bulduğuma. Bunu ip tutacağı olarak yapmışlar ama bence delik delmeden içine de istediğinizi yerleştirerek kullanabilirsiniz.




Malzemeler şöyle: 

Kavanoz
Şarap mantarı 2
Delici alet
Makas
Maket Bıçağı
Yapıştırıcı
Boya
Silikon tabancası

Nasıl süsleyeceğinize bağlı olarak: 
Kalem
Keçe
Oynayan Gözler
Fırça
Akrilik Boya



Hazırsanız başlıyoruz.


Önce kavanoz kapağına ufak bir delik deliyoruz. Ve Şarap mantarını tam ortadan ikiye bölüyoruz.


Kavanozu veya kavanozları boyuyoruz istediğimiz renge ve kurumasını bekliyoruz ki en sıkıcı kısım bence hep bu oluyor.

Yukarıdaki resimdeki iki kavanozun iki ufak ayağı olacak şekilde mantarları kavanozlara silikon tabancası ile yapıştırıyoruz. Mantarları da iyice yapıştıktan sonra kavanozun rengine boyamak gerekiyor.



En zevkli kısmı başlıyor süsleme kısmı. İster yukarıdaki gibi isterseniz de yaratıcılığınızı kullanarak sülüyorsunuz kapakları. 


Kaş göz çizerek de kapakları süsleyebilirdiniz. Eğer tavşan yapacaksanız kulakları kapağın arkasına yapıştırıyorunuz.




İçine ipi koyup kapağa açtığınız delikten geçiriyorunuz veeee



Taaatammmm hazırlar artık. Çok mu çok tatlılar bence.