10.06.2014

Nasıl Karar Vermeli

Hepimiz seçilmiş ebeveynleriz kendi çocuklarımız tarafından ve seçilmiş olmamızın bir nedeni ve amacı var. 

Biz yetişkinler hayatımızda bilinçli seçimler yaparız veya öyle olduğuna inanırız; örneğin avukata ihtiyacımız olur, hukuk okumadığımız, bilmediğimiz ve avukat ünvanımız olmadığı için kendimize ihtiyaç halinde avukat seçeriz, tıp okumadığımız ve doktor ünvanımız olmadığı için de doktor seçeriz, liste böyle uzar gider; hatta bazen avukatlar da kendilerine avukat seçerler.... 

Seçim yaparken bazı kriterlerimiz vardır, ihtiyacımızı karşılayacağına güvendiğimiz, inandığımız ve içimize sineni seçmeye çalışırız; burada devreye en çok giren hislerimizdir aslında; bunun farkında olmasakta. 

İşte çocuklarda anne ve babalarını seçerek doğarlar, ben buna inanıyorum, siz inanmıyorsanız bile bu söyleyeceğim şeyleri değiştirmeyecek yani yazıyı okumaya devam edebilirsiniz :)

Çocuklarımızın ilk rehberleriyiz biz; onlar adına karar veren, onlar adına seçimler yapan. Bize güveniyorlar, bize inanıyorlar. Doğrularının, inançlarının ve hayatlarının temelleri bizim tarafımızdan atılıyor. 

Endişe ve korkunun olduğu yerde seçimler ve alınan kararlar doğru olamaz. Endişe ve korkunun yönettiği insanların algıları,duygu ve düşüncesinin önüne ciddi bir perde çekilmiştir. 

Konuyu gündeme bağlayarak devam etmek istiyorum; bir gün gazetede haber çıkıyor; Suriyeliler ülkemize çocuk felçi virusu taşıdı, vakalar görülmeye başladı o yüzden çocuklarınız aşılanmalı. Anneler hemen paniğe kapılıyor; aman allahım aman allahım hemen aşı yaptırmalıyım çocuğuma; bu riski alamam. Gazetede haber çıkmasaydı riski almıştınız ama? Haber çıktığı gün başlamadı risk; şimdi haberdar olduk sadece. 

Söz konusu evlat oldu mu endişe ve korku çok doğal ama endişeleriniz ve korkularınız ebeveynliğinizi yöneten duygularınız ise orada büyük bir hata var, orada büyük bir yanlışlık var. Kararlar ve seçimler sakinlik ve sukunet içinde alınmalı & verilmeli. 

Bu haberi ilk duyduğumda  merak ettiğim tek şey bu virusun nasıl bulaştığı oldu; grip gibi havadan bile bulaşabilecek bir şey olmamalıydı herhalde; google'a yazınca karşınıza tonlarca bilgi çıkıyor ve örnekler; bu noktada şunu anlamıyorum; çocuğu için endişelenen ve korkan biri nasıl bulaşıyor olduğunu neden merak etmez? Sorgulamayı hiç öğrenmediğimiz için mi? Araştırmayı sevmediğimiz için mi? Buraya uzun uzun yazmayacağım ama bugüne kadar bakmadıysanız, bakmanızı öneririm veya çok üşengeçseniz doktorunuza da nasıl bulaşıyor diye sorabilirsiniz.Bulaşma şekli şu değil onu söyleyebilirim: bir Suriyeli çocuk yanımızdan geçti, Bir Suriyeli çocuk bizim parkta dolaşıyor.... (bu arada parkta oynayan Suriyeli çocuk görmedim (siz görmüş olabilirsiniz) var ise ne mutlu çocuk olduğunu hatırlıyordur; zira onlar ekmek peşinde oyun akıllarına bile gelmiyordur; )

Aşının da %90 oranında koruma sağladığını %10 riskin her zaman olduğunu yazıyor kaynaklar; aynı zamanda viruse yakalanan herkesin felç olmadığını yine büyük bir çoğunluğun felç geçirdiğini yazıyor yani her viruse maruz kalan da felç olmuyor. 

Daha önce yapılan çocuk felci aşılarının koruyuculu ise doktorları ikiye ayırmış durumda kimisi korur kimisi yok ek doz olur yapılsın diyor. 

Seçimlerden bahsetmiştik değil mi? Seçtiğiniz doktora güveniyorsunuzdur ve yapılsın diyorsa yaptırırsınız ama yine de çocuğunuzun doktorunuzu değil sizi seçtiğini hatırlatmak isterim bende. 

Size çok uçuk bir örnek gibi gelebilir çevrenizde olmadığı için; aşı yapılıp ölen, sakat kalan veya başka hastalıklar geçiren çocuklar var! O aileler ve o aileleri bilenler de aşının büyük risk olduğunu savunuyorlar. Ben aşı karşıtı değilim; aksine şükürler olsun ki Allahın ve tıbbin böyle bir armağanı var insanlığa; yıllar önce aşı olmadığı için ölünen hastalıklar neredeyse bitti. 

Konunun bir başka boyutuda devlet ve devletin sağlık politikaları. Bunları da en azından yüzeysel bile olsa bilmek gerekiyor; herhangi bir sağlık konusunda karar vermeden önce. Ülkeye kaçak yollarla giren Suriyelileri devlet ne yapıyor? Doğru politika Suriyelileri sokmamak değil mi veya soktuğu Suriyelileri tespit edip, onların aşılanmasını ve sağlık kontrolunden geçilmesini sağlamak değil mi? Her bir vatandaş bunu sorgulamak zorunda değil mi? Yapabileceğimiz çok şey var; ama yapabileceklerimize ancak ve ancak selim ve salim halde karar verebiliriz.Devlet sorgulanabilir, devlete hesapta sorulabilir!

Sonuç olarak bu konuyu yazma nedenim bazılarının fikrimi sorması ve sosyal medya üzerinden fikirlerin net bir biçimde ifade edilememesi ve canım istediği için yazmam :)  aşı karşıtı değilim; insanların çocukları için aldıkları kararları eleştirecek ve karışacak da değilim; bu hadsizlik olur. Ama şunu defalarca tekrar edebilirim; endişe ve korkuyla karar veriyorsanız lütfen tekrardan gözden geçirin o kararınızı. Biraz sakinleşin biraz içinize dönün ve cevabı orada arayın!. Çocuğunuzun sizi seçmesinin bir nedeni var hem de önemli bir nedeni; korkunuzla karar verirken sizi korkunuz yönetiyor, korkuya cevap veriyorsunuz ihtiyaca değil! Ve lütfen araştıralım, sorgulayalım. 

Dilerim tüm çocuklar sağlık & sıhhat ve sükunetle büyür. 










5.06.2014

Üzgün Bir Ebeveyn & İnsan Olmak Yerine...


Duygularımızı belirleyen şey önyargılarımız ve düşündüklerimizdir. Yani üzgünseniz veya mutlu hiç farketmez; bunu belirleyen bir düşünceniz veya önyargınız vardır. Bu duygu'lar gelip yüreğinize çöreklendiğinde ya bunlardan kaçarsınız özellikle olumsuz ise ya da "hoşgeldin" der içinize misafir eder ve onunla sohbet ederisniz. 
Çocuğunuzun herhangi bir duygusunu kabul ettiğinizde ve onu anladığınızı söylediğinizde ki, bunu gerçekten yürekten anladığınızda, çocuk sakinleşiyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi huzurla  devam ediyor işte önce bunu kendimiz için yapmalıyız.  Üzgün müsün? Önce üzgün olduğunu kabul et, kendine şevkat göster, kendini yargılamak yerine ve sadece kabul et ve çözülmesin dile..... Hissettiğin duygu her neyse emin ol ki bu önyargılarının, inandırıldıklarıın ve düşüncelerinin bir parçası, aslında hissettiğin şey üzüntü değil emin ol buna sadece duygun üzüntü ama his, hissetmek çok daha başka bir şey.... 

Aslında biliyor musun konu çok daha derin, sen; annenin babanın çocukken seni büyütenlerin seni inandırdığı kişisin, aslında şuan düşündüğümüz şeylerin o kadar azı kendimize aitti, kendimizi tanımıyoruz bile, ama bu bambaşka bir yazının ve hatta çalışmanın konusu olacak..... 
Duygularımızı olduğu gibi kabul edip içimizde misafir etmekten başka pek şansımız yok aslıda; bir adım geriden bakmak gerekiyor; hangi düşüncelerimiz bu duyguları yaratıyor: 

  • Oğlum diğerleriyle iyi geçinmeli; biz de kimse şiddet uygulamaz. 
  • Oğlumun sinir krizleri var ve eminim dışardan bunları görenler benim kötü bir anne olduğumu düşünüyor. 
  • "Sözümü dinlemiyor belki de klasik cezalardan birini vermeliyim yoksa bu işin sonu kötü olacak. 
  • Berbat bir ebeveyn olmalıyım ben. 


Tüm bu düşüncelerinize baktığınızda farkedersiniz ki ne çok olumsuz fikriniz var kendiniz ve evladınızla ilgili. Ve aslında bu düşüncelerinizin bir çoğu da doğru değildir. 
Şimdi aşağıdaki söylemlere bakın bunların hepsi doğru ve insana kesinlikle kendini daha iyi hissettiriyor. 
  • "Her zaman herkesle iyi geçinemeyiz; bu gayet normal. Evladımın duygularıyla başa çıkmasına yardım etmeliyim (ama tabii önce kendinize yardım etmelisiniz)
  • "Çocuğumun duygularını göstermesinden bu sinir krizi de olsa rahatsız olmamalıyım; hem bunu yaşayan ne çok aile vardır şuan bana acımak yerine eminim anlıyorlardır. 
  • "sanırım onunda anlatmak istedikleri var beni seviyor sözümü dinlememesinin nedeni ne olabilir acaba? 
  • "Elimden gelenin en iyisini yapıyorum; iki adım geri bir adım ileri beni yine de doğru yere ulaştırır. Hem onunla bilrikte ben de büyüyorum ve kendimi tanıyorum. 


Kendinizi daha iyi hissedeceğiz söylemleri seçmek size iyi gelecektir ve bu da daha iyi ebeveynlik etmenize vesile olacaktır. Kaldı ki ebeveyn olmak zaten kendini tanıma yolculuğudur; her yolculuğun zorlu yanları vardır. Sizin çıldırıdğınız noktalarda başka ebevenylerin sakin kalmasının yegane sebebi kendilerini suçlamak yerine anlamaya çalışmaları. Otomatik pilotluktan çıkıp şimdi ne oluyor diye sormaları kendilerine. Sahi çocuğunuz sizi neden çıldırtıyor ve çıldırtırken hangi noktalarınızı harekete geçiriyor. Belki de kendinizle ama en önemlisi kendi ebevenylerinizle şavaşıyorsunuz o sırada; beni deli ediyorsun derken çocuğunuza belki de sizi deli eden anneniz belki de sizi deli eden kontrol edemediğiniz ve yüzleşmekten nefret ettiğiniz duygularınız. Benim öyle itiraf etmek gerekirse. 


"Olayları olduğu gibi görmeyiz olduğumuz halimizle görürüz"

Olumsuz duygularınıza sizi ele geçirecek gücü vermeyin!  Anlamaya ve çocuğunuzdan çok kendinize ne olduğuna dikkat edin! 




3.06.2014

Tohum



Tekrardan merhaba; bir süredir yazmak içimden gelmiyordu; zaten bu yüzden hiçbir zaman profesyonel blog yazarı veya yazar olamayacağım; içimden gelmediğinde kalemimi bile oynatamam ben. Yıllar önce Pınar Kür'ün yaratıcı yazarlık eğitimine katışmıştım 3 ay kadar süren ciddi bir eğitimdi o eğitim sırasında da profesyonel yazar olamayacağıma karar vermiştim; yani elbette hakkıyla olmaktan bahsediyorum....

Bence amatör ruhunu en güzel ortaya koyacağın yer blog'un... Beni hiçbir zaman profesyonel bir blogger yazarı ve bu blogu da hiçbir zaman "profesyonel" olarak göremeyeceksiniz....

Bu girizgahtan sonra.... bir tohum ektim kendi içime şimdi onun yukarıdaki fotoğraftaki gibi toprağın üzerine çıkmasını bekliyorum, suluyorum, okşuyorum ve konuşuyorum. Toprağın üzerine çıktığında hepinizle paylaşıyor olacağım zaten.  (Hayır hamile değilim :))

Sizde zihninideki otları yolup atmaya ve yerine size gelecek tohumlar ekmeye ne dersiniz? Tohum toprağın altındadır; sonra bir gün bir bakarsın ki çıkmış toprağın üzerine ve görüyorsun; tohumun toprağın altında kalan kısmı hala en önemli kısmıdır yani kökleri.... Şimdi biraz düşünün olur mu köklerinizi, zihninizin altında kalanları.... 

Görüşmek üzere...




8.05.2014

Tam da Niyet Etmişken



Kilo vermeye niyet edersin ve güne bu niyetle uyanırsın; tam kahvaltı edeceğin sırada burnuna nefis poğaça kokuları gelir ama sen diyettesindir biraz bozulursun yine de almazsın o poğaçalardan, yersin 1 halanmış yumurtanı yanında bol yeşillklei karnın hafiften acıkmaya başlar, elinde en sevdiğin gofret ile arkadaşın gelir paylaşalım mı der; ah için gider ama hayır diyebilirsin çünkü diyete başlayalı daha saatler olmuştur; akşam olur eve gidersen ve aman Allahım annen mantı yapmış; yok bu kadarı fazladır artık sana aman bugun az yedim zaten dersin ve mantıya gömülü verirsin. 


Öfkesini kontrol edebilen bir insan olmaya niyet edersin; sabah arabana binersin daha köşeyi dönerken ters giriş yapmış bir arabayla karşılaşırsın niyet ettin ya daha bir kaç saat önce aldırmayaya çalışır öfkeni bastırırsın ama tüm gün olanlar yakanı bırakmaz; sanki her şey öfkelenmen içindir o gün. 

Tam, tamam artık iyi düşüneceğim, olumlu bakacağım ve benzerlerini söylersin bir de bakarsın ki her şey ters gidiyor o gün ve sen yine vesvese kuşu olmuşsun. 

Mesela namaz kılmaya başlamaya niyet edersin; ama bir türlü başlayamazsın veya başladığın gibi bırakırsın, tam secde edeceksin aklına abuk şeyler gelir, tam abdestin vardır hoop o an tuvaletin gelir, abdest bozulur ve sende vazgeçersin. 

Yukardaki örnekleri ve benzerlerini hemen hemen hepimiz yaşamışızdır ve yaşamaktayızdır. Peki hiç düşündünüz mü neden böyle?

Aslında tüm bunlara şükretmek ve olduğu anda sevinmek gerekiyor. Tüm bunlar doğru yolda olduğunuzun bir göstergesi. Bir şeye niyet ettiğinizde niyetiniz sınanır; ne kadar istiyorsunuz, gerçekten niyetinizde kararlı mısınız diye. Aslında bu hayatın kendinizle yüzleşmeniz için size sunduğu bir fırsattır. 


Yapılması gereken çok basit, yavaşlamak ve FARKETMEK. diyete karar verdiğinizde hep en sevdğiniz yemeklerin önünüze gelmesi sizin sınavınızdır; o an şükürler olsun ki doğru yoldayım işte bu benim için fırsat deyip niyetinizde ne kadar kararlı olduğunuzu kendinize ispat edebilirsiniz. 

Sakin bir insan olmak istediğinizde karşınıza hep öfkeleneceğiniz şeylerin çıkması büyük bir şükran sebebi; başka türlü nasıl sakin kalmayı öğrenebilirsiniz ki, elbette sınanacak elbette testen geçeceksiniz. 

Boşuna niyet herşeyden önemli denmiyor; ve herşey bu hayatta zıttıyla var! 

Bugünden itibaren bir şeye niyet ettiğinizde yavaşlayın ve FARKINDALIĞINIZI en yüksek seviyeye taşıyın. Daima niyetinizin enerjisinde kalın. Sınavlarınıza şükredin ve bunların fırsat olduğunu görüp fırsatları iyi değerlendirin. 




6.05.2014

Ebeveyn Yemini




Evlenirken bir yemin edilir; aslında o yemine sadece romantik gözüyle bakılır; hastalıkta ve sağlıkla iyi günde ve kötü günde daima seni seveceğime diye.... 

Evlenince anlarsınki o yemin romantizm'in çok ötesindedir; gerçeğin ta kendisidir. İyi günlerin gibi kötü günlerin olur; hem birlikte hem kendine ait. Bir sabah öylesine doktora gidersin o gün hayatının dönüm noktasıdır mesela. 

Yıllarca beraber yaşarsında sonra evlenirsin ve sanırsınki büyü bozuldu. Farkın imzada olduğunu sanırsın ama aslında öyle değil; beraber yaşarken sen ve o'sundur; evlenince biz olursun ama nasıl bir biz olursun ailelerininde içinde olduğu. Şimdi diyebilirsin ki aileler ölmüş olabilir, görüşülmüyor olabilir ve nicesi ama büyüdüğün aileden getirdiklerin, kodların o evliliğe siner. 

Farkında olmayabilirsin ama evlenince sen biraz annensindir biraz baban belki de biraz babaannen biraz anneannen belki de halan. Hepsi evlilikte kendi bir biçimde gösterir. 

Başa dönersek işte bu yüzden evlilik yemini romatizm'in ötesindir. 

Geçtiğimiz günlerde kendi kendime düşünüyordum; ebeveyn olmadan öncede kesinlikle bir yemine ihtiyaç var. Hatta dedim keşke sağlık ve aile bakanlığı anne baba ve kocalara karınız kızınız hamile haberiniz var mı mesajları dışında; tebrikler hamilesiniz sizi ana-baba okuluna alalım deseler ve romantizm'in dışında neler olacağından bahsedip 9 ayın sonunda yemin ettirip ebeveyn olabilir ehliyetini verebilseler; umitsiz değilim bence olabilir. 

Anne-baba olmak tıpkı evlilik gibi çok romantik; nasıl evlenmeden önce bazı hayallerin var ise ki bunlar gerçekten romantizmden öteye pek geçmez; anne-baba olmakta sevgili blogcu annenin hayatımıza soktuğu gibidir. "Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil" Buna baba olmayı da katabiliriz bence. çünkü babalarında pek çok toz pembe hayalleri olabiliyor. 

Aklıma çalekalem gelen yemin şöyleydi; 

Uykuda ve uykusuzlukta sana daima sevgiyle yaklaşacağıma söz veriyorum
Krizlerde ve mızmızlıklarda daima yanında olacağıma söz veriyorum. 
Beni delirttiğinde, çıldırttığında sana karşı sakin kalacağıma söz veriyorum. 
Başarılarında, başarıszlığında daima yanında olacağıma söz veriyorum. 
Seni sen olarak seveceğime, birey olarak kabul edeceğime yemin ediyorum. 




Adı: Çalışan Anne Toplum İçindeki Adı: O Kim?


Çalışan anne konusu bence çok kabak tadı vermiş bir konu; lakin yaz yaz bitmez, konuya sıkıştın mı hoop yazabilirsin. böyle çekirdek konularda var istediğin zaman çitleyebileceğin; malzemeyi sana toplum veriyor ama. 

Bu konuda çok fazla şey yazabilirim, yazmışlığım da var, konuya da sıkışmadım aslında, bekleyen yazılar, aklımdakiler o kadar fazlaki  aslında. 

Çalışan anne'nin özellikle bizim toplumuzdaki karşılığı gerçekten şu kelimelerle ifade edebiliriz: O Kim? 

Az önce Anneysen.com'dan bir mail aldım; Çalışan Anne zirvesi. Konu Çalışan Anne, Zirve hafta içi ve çalışma saatlerinde; söyleyeceklerm bu kadar. Kimseyi kurum veya kişi olarak suçlamıyorum sadece ironiğe dikkat çekmek istiyorum!. 

Zirvenin konusu çalışan anneyken hafta içine koyularak acaba nasıl bir mesaj veriliyor; bana kalırsa tamamen toplumun kanıksaması aman anneyse bir yolunu bulur; çocuğum hasta der işe gitmez, ne kadar önemli bir işi olabilir ki hem. 

Konunun zirvesi bile hafta içine koyulabiliyorken bir okulun veli toplantısını çalışma saatlerine koymasını veya diğer etinliklerin hafta içinde olmasını yadirgamamak gerekiyor. 

Çalışan anne ve hatta anne olmak bir yana bence çalışan kadın kavramı bu topraklarda kabul göremeyecek bir kavram. 

Sanırım Çalışan Anne zirvesi de evde çalışan veya kendilerine ait işleri yapan annelerimize yönelik olacak, pek güzel! 

Çalıştığım şirket son 10 yıldır Amerika'da çalışan annelerin seçtiği en iyi 10 şirketten biri ve ailemde de aynı saygıyı görebiliyorum.  İstanbuldaki ofisimizde de çalışan anneye pozitif ayrımcılık uygulanır ve hayat-çalışma dengesi kurulabiliyor. 

Ama biliyorum ki bu konuda fazlasıyla dertli çalışan anne ve kadın var; bu yüzden aklımda uzun vadede çalışan kadınlar ve anneler için düşündüğüm  ve kurmayı planladığım platformlar var; sanırım birilerinin O kim sorusuna gümbür gümbür cevap vermesi gerekiyor. 


2.05.2014

Olumlu Düşünmekte Zorlanıyorsan Sebebi Var


Çoğunlukla hepimiz olumsuz düşüncelere saplanır kalırız ki bu zaten hali hazırda zor olan bir durumu daha da zorlaştırır. Oysa kendi kendimizi motive ve telkin etsek olumlu yönde işte o zaman belki de mevcut zor durumu bir nebze olsun kolaylaştırabiliriz. 
Şimdi yazdığıma sevinecek misiniz yoksa üzülecek misiniz bilemiyorum ama oh be diyeceğinize eminim; olumlu düşünmekte zorlanmanızın en büyük sebebi zihniniz; zihinin görevlerinin en başında hayatta kalmak geliyor, hepimizi birer "survivor" olarak doğuyoruz, zihin analiz etmeye, kritik etmeyi, senaryolar üretmeye veya kaçmaya programlı aslında; çünkü hayatta kalabilmesi için bunlara ihtiyacı var, hep tetikte olmalı. Görevi bu olunca zihni motive eden de korkularımız oluyor. Zihnin görev tanımında "mutluluk" yok. O sizin işiniz. 
Bu açıklamadan sonra belki biraz rahatlamışsınızdır ve neden olumlu düşünemediğiniz konusunda kendinizi suçlamaktan vazgeçiyorsunuzdur ama durun bir dakika; zihninizin işi bu olabilir ama sizin işiniz de bununla başa çıkmak, o yüzden "oh be" süreniz malesef kısa sürdü. 
Nasıl başa çıkabileceğinize gelince ;
Zihninizde farkındalık yaratmak
Zihnin düşünce biçimini değiştirmek 
Zihninizi izne çıkarmak


Peki bunları nasıl yapacaksınız işte onlarda burada; 

1. Düşüncelerinizi Farkedin. Olumsuz bir şeyi düşünmeye ve hatta kurmaya başladığınızda durun! Derin bir nefes alın ve o düşünceyi kovmaya başlayın, kendinizi telkin burada çok önemli. Bu olumsuz düşünceyi kurduğumun farkındayım, gerçek değil deyip hemen güzel bir şey düşünmeye başlayın 
2. Düşüncelerinizin Duygularınızı Nasıl Etkilediğini Farkedin. Birden bire aklınıza unuttuğunuz yapmanız gereken bir şey geldi; paniklediniz, iç sesiniz devreye girdi ve kendini hünharca eleştiriyor; aman hiçbir şeye de yetemiyorsun,bir bok da beceremiyorsun. Zaten zor durumdaydsınız işte bu düşünceleriniz durumu daha da zorlaştırarak size kenidnizi berbat hissettirmeye başladı. Bu noktada da durun, düşüncelerinizin nasıl da duygularınızı etkilediğini farkedin. Demek olumlu düşünürseniz duygularınızda olumlu bir biçimde değişecek. 
3. Her Daim Düşündüklerinize Inanmalımısınız. Her düşündüğünüz gerçek değildir; her düşündüğünüze de inanmak zorunda değilsiniz. Özellikle olumsuz düşündüğünüzde durun, bunun sizi nasıl etkilediğini farkedin ve değiştirin! 

Ebeveyn olan herkes korku, endişe ve kaygı taşır; kimisi bununla başa çıkabiliyor farkında olarak veya olmayarak yukarıdaki yolları deneyerek; kimisi ise başa çıkamıyor ve kendini zihninin bu yapısa bırakıyor. Zihniniz sizi değil siz zihninizi ele alacaksınız. Elbette doğal olarak tüm ebeveynler çocukları adına da hayat ile savaşıyor;  baykuş misali her daim gözlerimiz açık en uzaktaki de en yakındaki de tehlikeyi görmeye programlıyız. 

Çocuklarınızla ilgili korku, kaygı ve endişe hissettiğinizde "Ya başına bir şey gelirse gibi" Durun, nefes alın ve o an sadece nefesini dinleyin sadece ama, ve sonra tamam bunun neden olduğunu biliyorum şimdi çocuğumla ilgili güzel şeyler düşüneceğim diyin ve şunları tekrarlayın: Çocuğum ve ben güvendeyiz, çocuğum iyi ve iyi kalacak!