20.08.2013

Gözlem Kulesi II


Anne olduktan sonra gözlem yeteneğimin daha da arttı; çevremin, olanın bitenin daha çok farkına ve ayırdına varmaya başladım. Aslında oldukça yorucu oluyor çünkü motor hiç kapanmıyor hep çalışıyor, bu da bir süre sonra arıza sinyaline geçiş oluyor; neyse bu başka bir yazının konusu. Şimdi bir süredir gözlemlediklerim ve aklımda biriktirip, yazıya geçirdiklerim. Gözlem Kulesinin ilk yazısı burada: Gözlem Kulesi.


Anne olmak için ideal yaş 25-29.  Biyolojik yaşlanma diye bir şey var; eğer içinize Ajda Pekkan kaçmadıysa. Malesef 30'lu yaşlardan sonra hızla enerji kaybediyorsunuz irtifaya geçiyorsunuz bir anlamda. Bu fikre katılırsınız veya katılmazsınız; ama benim etrafımda gözlemlediğim tam da böyle oluşu. 

Özellikle 30'lu yaşlardan sonra doğuracaksanız, bebeğinizin sağlığı sıhhati kadar, kendinize de enerji dileyeceksiniz. Bir bebeğe, bir çocuğa bakmak için ciddi enerjiye ihtiyaç var. 20'li yaşlarımdayken uykusuzluk nedir hiç bilmedim; 48 saat uyumayıp, hem de uyumamama vesile olan şeyler insanı ciddi yoracak şeylerken, hiçbir şey olmamış gibi işe veya üniversiteye gittiğimi bilirim. 30'dan sonra uykusuz geçirdiğim bir gece beni bitiriyordu ki Aren'in uykusuzluğu sebebiyle ne çektiğimi bir ben bilirim bir de Allah. 

Bir de çocuk büyüdüğünde sen hala hayatını yaşabileyecek kadar genç olacaksın, hala enerjin, vaktin ve halin olacak. 


Bir annenin sabrı var ise herşeyi vardır; emin olun buna. Sabırlı annenin altından kalmayacağı durum yok. Sabrın sonu mutlaka selamet annelikte. Ve bir insan anne olmadan kendine sabırlı'yım dememeli, diyemez. Ben çok sabırlıyım diyene sizi bir de anne olunca görelim demek istiyorum. Anne olmaya karar verdiğinizde veya hamileyken dualarınızın en başında bu da yer alsın; dinle beni ciddiyim :)


Rahat bir anneysen herşey yolundadır. Herşeyin üzerinde durmayacaksın; gözün her dakika çocuğunun üzerinde olmayacak, ne fazla salacaksın kendini ve çocuğunu ne de sıkacaksın. Biraz herşey oluruna varır, öyle ya da böyle de büyür bu çocuk diyeceksin. Çocuğunu özellikle tanıdığın birine teslim ederken gözün arkada kalmayacak unutma bu çocuk senin yanındayken de düşüyor kalkıyor, başına olmadık işler gelebiliyor. 

Öyle uyudu uyumadı, yedi yemedi çok takmayacaksın. Genel tablosunda arıza yoksa bu da böyle deyip geçeceksin. Özellikle tatilde rahat annelerin ne kadar rahat tatil yaptıklarını gördüm. Yemek yemeyen çocuğa verdi miydi nutellalı ekmeği kahvaltısını yapmış sayıp gönül rahatlığı ile önüne bakıyordu; aslında en güzelini yapıyordu.





En büyük yardımcın ne annen, ne evdeki yardımcı ne de başkası olacak. Sana en çok yardımı dokunan kocan olacak; şayet sana yardımcı bir kocan var ise bil ki dünyadaki en büyük sanslarından birine sahipsin, kıymetini bil, tadını çıkar. 


19.08.2013

Sıradan Sandığım Mucizevi Şeyler



Kendimi bildim bileli dualarımın en başında sıradan bir hayat gelir; hayatımda her anlamda büyük, iddialı,gösterişli şeylerin değil; sıradan, küçük ama mutluluk verici şeylerin olması için dua etmişimdir. Misal; hiç bir konuda dikkat çekmeyi sevmem; mümkünse iddiasız olsun isterim. Böyle şeylerin insan için yük olduğuna inanırım çünkü, en azından bana yük olur orasını biliyorum. 

Mesela bir hastalığım olacaksa kalp, tansiyon gibi sıradan hastalıklarım olsun derim. 

Çocuğum için de hep benzer dualarım olmuştur; aman ne çok zeki olsun ne çok güzel ve benzeri. Eli ayağı tutsun, aklı fikri yerinde olsun yeter demişimdir. 

Aklınıza gelebilecek her konuda hep en sıradanı için dua etmiş ve arzulamışımdır. 

Oysa şimdi görüyorum ki benim sıradan dediğim ve basit sandığım şeyler fazlasıyla mucizevi şeylermiş. Fazlasıyla Allahın bir lütfuymuş. Bunun farkına vardığımdan beri daha çok şükreder, daha çok dua eder oldum. 

Bakıyorum da sıradan yaşadığımı düşündüğüm, tek düze olduğuna inandığım her gün Allahın büyük bir lütfu ve mucizesi. Ne yaparsam yapayım, ne kadar şükredersem edeyim, sahip olduğum ve sıradan olduğunu düşündüğüm bu hayat için yeterince şükredemeyeceğimi biliyorum. 

Sağlıklı olduğumuz her gün, rutin olarak yaptığımız ve bize sıradan gelen (yürümek, konuşmak, yazmak, uyumak, uyanmak, ağlamak, gülmek, sinirlenmek, öfkelenmek, mutlu olmak, yemek yemek...) herşey aslında Yaradan'ın bizlere bahşettiği birer mucize. 

Şimdilerde düşünüyorum da benim hiç sıradan bir hayatım yok mucizelerle dolu bir hayatım var. Bu sebebtendir ki şükretmeden geçirdiğim bir gün hatta neredeyse dakika yok. Her sabah çok şükür Allahım bugün de uyandım diye gözümü açıp, gece uyumadan önce çok şükür Allahım bugün de eve ulaşıp evladıma eşime sarılıp gözümü kapatabiliyorum diyorum. 
Öyle bir hale geldim ki, başımıza gelen ufak tefek tatsız olaylara bile şükrediyorum ki olması gerekenin bu olması gerektiğini öğrendim son zamanlarda. Buna da çok şükür Allahım diyorum. 

Eğer siz de sıradan bir hayatınız olduğunu düşünüyorsanız emin olun ki bir mucizenin ta kendisini yaşıyorsunuz. 

Bu haftaya da böyle başlayalım; daha farkında daha şükrederek! 

16.08.2013

Bavulda Kim Eksik?


Lafı uzatmadan hemen söyliyeyim sevgili okur hazırladığım bavullarda tek eksik oluyor o da ben! İtiraf edeyim de Güray (yeni açanlar için kısa bilgi: Güray kocam olur :) ) rahatlasın; ben bavul hazırlamasını bilemiyorum, yok olmuyor arkadaş; Youtube'dan izledim, araştırdım, yapanlara baktım, yine de beceremiyorum. 

Evlenip aynı evde yaşamaya başladık; o güne kadar gittiğimiz tatillerde vb herhalde Güray benim bavulumun içine hiç bakmamıştı; rutin iş seyahatlerinden biri için canım bana bavul hazırlıyorsun değil mi dedi; ben de neeee senin bavulunu ben mi hazırlayacağım dedim, o da ee tabii karım değil misin dedi. Ee ben nereden bileyim ne giyeceğini, ne istediğini dedim. Zevkine güveniyorum canım dedi. Koca için bavul hazırlamak bir zevktir mottosuna hoşgeldin Tüten, demek evlilik böyle birşey dedim ve bavulunu hazırlamaya giriştim. Adam 1.90 boyunda o kotları katlayıp yerleştirmek kolay mı sanıyorsun sevgili okur :) O kolları benim bedenim kadar olan gömleği buruşturmadan yerleştirmeyi. En özenli halimle bavulunu yaptım; aaa demesin mi böyle bavul mu hazırlanır diye. Ben de hem isteyip hem de beğenmiyorsun o zaman kendi bavulunu kendin yap deyip olay mahalini terkettim. 

Hala her iş seyahati ve tatil öncesi aynı senaryoyu yaşarız :)



Bavul yapma anlayışım ve kabiliyetim şöyle; herşeyi koy ve kapat bavulu! Bekarken kız arkadaşlarla çıkılacak tatillerde veya sevgiliyle gideceğin kısa veya uzun hiç farketmez -2 günlük tatil için de 15 günlük tatil içinde aynı oranda eşya götürebilir bir kadın- uzun uzun bavula ne koyacaksın telefon konuşmaları yapılır. Sabah için şunu alıyorum, gece için şunu, onun altına bu ayakkabıyı giyerim. 4 bikini alıyorum ee hepsinin rengi farklı 4 terlik gerekiyor :) Eee sevgilisin özenli olmanın doruklarında yaşıyorsun işin içine bir de her geceye özel pijama giriyor ve sonra havaalanında bir buluşuyorsun sevgilin sanıyor ki ülkeyi terkediyorsunuz :) Bu ne diyecek oluyor ama daha ilk dakikadan sevgili çemkirmesi suratı çekmek istemiyor; akıllı bir kadın çemkirmez aslında, hepsi senin için sevgilim, sana güzel gözükmek için der, aptal bir kadın ise; ayyyy ne var bir bavulu taşımak mı sana fazla geldi, bırak kendim taşırım der ve hem yolculuk boyu hem de tatil boyu surat asar; hayır sonunda nolur kendine etmiş olur. Adam kadın biraz daha az konuşuyor diye sevinir, surat astığı dakikalarda. Bilin bakalım ben hangi gruba giriyorum :) tabii ki 2. gruba. 

Bir kadın için için bavul hazırlamak öylesi büyük bir uğraş ki aslında, erkekler bunu anlayamaz. Sabah kahvaltıya giderken ne giyeceğini düşüneceksin- siz belki hiç düşünmüyorsunuz ama bavula eşya koyarken benim en zorlandığım kısım bu- neden mi? Çünkü evde pijamayla kahvaltı ediyorum, otelde bu imkan olmadığı için çok mu çok zorlanıyorum :) Gülme sevgili okur, ciddiyim ; benim en büyük sorunum kahvaltıya ne giyeceğim :) Ee sonra bir yaz tatili ise bu plaja giyeceğin kıyafet, terlik kombinasyonu, duş aldıktan sonra ne giyeceksin, akşam yemeğine ne giyeceksin oo çok iş var çok :)

Erkeklerin öyle mi? Mesela Güray, tatilde rahat olacaksın 1 kot 2 şort 3-5 tshirt yeter bana der ve gerçekten sadece bunları alır yanında, bolca iç çamaşırı dışında. Fazladan 1 terlik alır seyahat sırasında giydiği ayakkabılarıyla da tatili bitirir. Peki benim onca hazırladığım bavulun içindekiler giyilir mi? Henüz hiçbir tatilde götürdüklerimin hepsini giydiğime rastlanılmadı :) Genelllikle hep aynı şeyi giyerim, kahvaltıya inerken de bu böyledir :)

Bu seneki tatil için yine özene bezene moda bloogerı edasıyla bavulumu yaptım; kombinler, her güne ayrı kıyafetler :) Hayır sanırsınki ikinci balayına çıkıyoruz, bildiğin çocuklu tatil yapacağız. Ben daha İstanbul'da Aren'le 1-2 kere topuklu ayakkabı giymişken tatile topuklu ayakkabı taşıdım. Ama bak söz vermiştim kendime öyle her mayoya göre terlik götürmeyecektim ve başardım sadece 2 terlik götürdüm, tamam belki 3 :)

Güray'a 2 bavul yapacağım dedim, söz veriyorum bu sefer başaracağım dedim, Aren'e özel bir bavul, ikimiz için aynı bavul. Olmadı yapamadım; ama gerçekten olmuyor, gürayın 2 kotunu koydun mu yer kalmıyor benim eşyalara. 3 bavul yaptım; hepimize özel bavul. Tabii ki en büyük bavul benimkiydi. Güray bavulları gördü; ne o Bodrum'a mı yerleşiyoruz dedi :) Tabii hamalım ya ben taşırım dedi. Velhasıl Aren'i taşıdığı için 2 bavulu ben taşıdım; yani olan bana oldu aslında! Güray pek eğlendi bu duruma. 




Check-in 'e gittik; işlemlerimiz yapılıyor; önce Aren'in bavulunu koyduk, sonra Gürayın, sonra benim eee şeyyyy biraz aşmışız limiti. Hanımefendi sizi şöyle extra ödemeye alalım dedi, isterseniz kredi kartıyla da ödeyebilirsiniz dedi. Ben Aren'in kulağına eğilip, hadi oğlum çişim geldi, annem götürsün de dedim; hain evlat! babam da babam dedi!. Güray gitti ödemeyi yapıp geldi; ben en cici halimdeyim. Bir de diyorum ki; bu bavulun kendisi çok ağır Güray, almayalım bir daha bu bavulu yanımıza! Canım ben bir daha bavulu değil seni almayı düşünmüyorum tatile giderken dedi.  Susmak bir erdemdir ya, haydi Tüten erdemli takıl deyip sustum. 

Allahım ne gereği vardı havaalanına erken gitmenin; beklerken Güray başladı; bak Tüten bir daha böyle 3 bavul yaparsan, bir daha bavul limit aşımı olur ise boşarım seni! İnanbiliyor musun sevgili okur beni boşamakla tehtit etti bir bavul için; yani diş macununu ortadan sıktığı için boşanan çiftler oluyor da bavul kavgası yüzünden neden olmasın değil mi? Ya bak diyecek oldum da sus Tüten lütfen dedi. Eğer Avrupa seyahatine böyle bavul yapıp gelirsen yemin ediyorum taşımam dedi!. Güray yemin ediyorum'la bir cümle kuruyorsa, dizlerin titremeli. Lakin burnumu kaldırdım hıhhhh dedim, ben taşırım!!! Tamam taşı o zaman yanında nakitte olsun da extra bagajı ödersin dedi, öderim beni parayla mı korkutuyorsun dedim bende!

Onca eşyayı taşıdım ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte; başladım kahvaltıya inerken aynı şeyi giymeyi, geçirdim ayağıma şıpıdık terlikleri, Güray başladı, aa bugün de mi bunu giyiyorsun, ee tabii maksat kendini tatmin olsun, nasıl olsa kocan hamal senin taşır, giy bakayım şu tshirtü üstüne; akşama giyinecek hal kalmıyordu ben de, Güray aaa herkes ayıplayacak seni sabah aynı akşam aynı şey, giy bakayım getirdiğin şu elbiseyi diyordu :) Ee kocaya itiraz olmaz, giyiniyordum. Taşıdığım makyaj malzemeleri ve takılardan bahsetmek bile istemiyorum :)



Velhasıl sevgili okur; Ekim ayında evliliğimiz ciddi bir testen geçecek. Güray'ın kararı kesin ve net! Avrupa seyahatine büyük ve 2'den fazla bavul götürürsem bu evlilik bitecek! Koca 2 sırt çantası yapayım bir de Aren'e küçük bavul alayım diyorum da ben sırt çantasıyla seyahate gitmeyi başarabilir miyim onu bilemiyorum! Lütfen bana akıl ver, yardım et, sevaba gir kurtulsun şu güzel evlilik, oğlum babasız büyümesin :) Hadi paylaş, anlat bana az eşya ile nasıl tatile gidilir çanta nasıl hazırlanır! Allah tuttuğunu altın etsin, ne muradın varsa versin!






15.08.2013

Fotoroman-22.ay



Göz kırptığını sanan Aren :)
Kuzum bugün itibariyle dolu dolu 22 aylıksın. Büyüyorsun biz de seni çoğu zaman "adam" yerine koyuyoruz ama aslında sen hala bebeksin. Bebek ol dediğimizde kucağımıza yatıyorsun, bence sen de bebek olmayı çok seviyorsun. 


Aramızdaki bağ günden güne güçleniyor. Bana aşkımmmm annemmm diyorsun ve sımsıkı sarılıp, öpüyorsun. Babana gösterdiğin ilgi, alaka ve sevgide bana gösterdiğinden farklı değil. Aslında sen hep adaletli olmayı seviyorsun. Biri birşey yiyorsa mutlaka diğerinin de yemesini istiyorsun. Hatta yedirmeden bırakmıyorsun. Ama işte anne yine de bambaşka tıpkı evladın anne için başka olması gibi. 


İnsanlar sana gülümsedi mi ve sen de o insana biraz sıcaklık hissettin mi hemen yukarıdaki fotoğraftaki gibi göz kırpıyorsun. Çok sosyal bir çocuksun ve biz senin bu haline bayılıyoruz. Mahallede dışarı çıktık mı el sallamadığın, selam vermediğin esnaf yok; herkes seni tanıyor ve selamını bekliyor. 

Ay dalga gelip götürür mü beni acaba :) O havadaki ayağı annem yer mi acaba :)


Geçtiğimi ayın sonlarından beri korku'yla tanıştın. Korkuların var ve bunu dile getiriyorsun. En büyük korkun sakallı ve uzun saçlı erkeklere karşıydı. Uzunca bir süre biz de afalladık; ama hep sana güven vermeye çalıştık. Sen korktum dedikçe, ben evet o insandan hoşlanmadın, olabilir, bakmamayı tercih edebilirsin dedim. Babam oğlum o sadece uzun saçlı biri ve sen bunu beğenmiyor olabilirsin dedi. Bıkmadan yılmadan sana yapmış olduğumuz açıklamaların meyvesini yemeye başladık. Şimdilerde uzun saçlı bir erkek gördüğünde sadece tedirgin oluyorsun ve sen daha korktum demeden ben sana evet uzun saçlı bir erkek ve sen uzun saçlılardan hoşlanmıyorsun, bakmamayı tercih edebilirsin diyorum; sen anlaşılmanın mutluluğu ile rahatlıyorsun. 

Tam da bu korku gündemimizdeyken Baby Center'dan o aya özel mail geliyor ve konusu korku; aynı seni anlatıyor şu cümleler: 
"Your toddler may suddenly develop a fear of something particular, such as insects or water. This may have arisen from an actual incident – maybe a spider dropped onto your child's arm, and his increasingly capable brain is able to remember it for weeks. Not to worry: Experts say that toddler fears and phobias eventually pass. In the meantime, there are several ways to help your child deal with his fear. For example, acknowledge how he feels and provide some reassurance: "I know you don't like spiders – I'll catch that one and put it outside." 
İçimiz rahat ediyor ve herşeyi akışına bırakıyoruz. Yüksek seslerdeni tanımadığın herşeye karşı "korktum" diyebiliyorsun biz de sana tamam diyoruz. 

Bakmayın böyle masum durduklarına aslında çok tehlikeli bir durum Aren av bulmuşcasına kızın üzerine atlayacak


Yaşıtlarında aran hiç iyi değil; açıkcası bu bizi üzüyor. 2 yaş krizlerinin en çok ortaya çıktığı zamanlar kendi yaşıtlarınla bir araya geldiğin zamanlar. Ben bilincin çok kuvvetli. Sahiplendiğin ortamlarda herşey senin. Bir başkasının dokunmasına bile tahammülün yok; yırtıcı bir hayvandan, mağara adamından farkın kalmıyor. Benim, ben ben diyerek ortalığı birbirine katıyorsun. Bu bizi şimdilerde son 2 ayda en çok zorlayan konu. Sana en çok bağırdığımız, en büyük tepkileri gösterdiğimiz ve sabrımızı tamamen yitirdiğimiz durumlar senin yaşıtlarına karşı gösterdiğin saldırgan tutumlarda ortaya çıkıyor. Kızların saçlarını çekmeye bayılıyorsun, hele tokalı bir kız ise hiç kaçmıyor o tokayı alana kadar mücadele ediyorsun, cimcimlemek sevdiğin başka şeylerden biri. Bunları yaptığında ki biz yapmaman için büyük mücadele veriyoruz, olurda bir yolunu bulursan ve karşındaki çocuk ağlarsa sen daha beter ağlıyorsun. 

Seninle bu konuda konuşup görüşeceğimiz kişiyle görüşmeden önce söz vermeni istiyoruz Aren diyoruz. sanki söz vermek ne demek bilirmişsin gibi söz anne söz bana diyorsun; diğer çocuğun annesine&babasına da söz diyorsun, yani söz verdim çocuğunuza birşey yapmayacağım gibi. Bu aslında benim yüreğimi burkuyor, sanki omuzlarına büyük bir yük koymuşum gibi. Şu sıralar kendimi en çaresiz hissettiğim konu bu. 

Kendinden büyük çocuklara ise kız erkek farketmez hayransın, hatta bayılıyorsun. 



Tam bir erkek çocuğusun; tırmanma, atlama, zıplama senden soruluyor. Vücut kordinasyonun, dengen çok iyi. Kendine bu konularda oldukça güveniyorsun ve seni cesaretlendirmemiz hoşuna gidiyor. 



Doğayıi doğada vakit geçirmeyi, hayvanları çok seviyorsun. Hayvanlara yanaşmak konusunda hiçbir çekincen yok. En sevdiğin oyunlardan biri yine bu. 



Seni hayvansever olarak yetiştirmeye çalışıyoruz; bazen hayvanlara yaklaşmaman gerektiğini söylediğimizde çok bozuluyorsun ve garip karşılıyorsun ama amacımız sadece seni korumak ve aslında çok sevdiğin hayvanlardan uygunsuz bir davranış görürsen, tamamen hayvanlardan soğumanı engellemek. Köpek ve kedilerle oynamak, köpeklere sarılmak en sevdiğin şeylerden biri. 



Çatal bıçak kullanarak yemek yemeyi çok seviyorsun ve sana özel çocuk çatal bıçaklarını değil illa bizimkilerden kullanmak istiyorsun. Artık kendi yemeğini tamamen başından sonuna kendin bitirebiliyorsun.




Ve hala en sevdiğin aktivite&oyun suyla oynamak. Suyun senin üzerinde inanılmaz sakinleştirici, yatıştırıcı ve keyiflendirici etkisi var. Suya karşı bugüne kadar ne bir korku ne de başka bir olumsuzluk geliştirdin; umarım ilerleyen aylarda da bu su tutkun devam eder. 



Üzgünüm tatlım seni ıvır zıvırlardan "junk food" diye tabir edilen yiyeceklerden en fazla 20 ay koruyabildim. Şeker, çikolata ve ıvır zıvır yiyeceklerle tanışmış oldun. Hoş ne kadar traji-komiktir ki ilk şekerin doktorun elinden oldu. Bunlar senin günlük yiyeceklerin arasında yok, sıklıkla yediğin şeyler de değil. Evimizde bulunmuyor. Ama anladım ki, sadece anne&baba ve yardımcının istikrarı ve özeni işe yaramıyor. Çevren bu konuda hassas değil ise algıları kuvvetli ve açık bir çocuk ise bu tip şeylerle tanışmak kaçınılmaz oluyor. Çok katı olmamaya kararlıydım zaten; henüz muakeme yeteneğin gelişmemişken, yanlış, sağlıksız ve benzeri kavramlar senin için bir anlam ifade etmezken,herhangi bir ortamda şeker yiyen çocuklar varken ve sen bunu isterken, hayır olmaz sen yiyemezsin çünkü sağlıksız demeyi düşünmüyordum ki zaten genellikle tanışma şeklin bu şekilde oldu. Kontrollü oluşumuz senin tanıştığın halde bu yiyeceklere düşkün olmayışın içimi rahatlatıyor. 

Şekeri iki yalayıp çöp diyorsun; çikolata ile tanıştıktan sonra sana bitter oranı yükseklerden vermeye başladık ve sen çikolatanın acı birşey olduğuna ikna oldun ve artık istemiyorsun :) Dondurma en sevdiğin şeylerden biri. Kapalısını da yedin, en pisini de yedin. Ama bizim de senin de tercihin kesinlikte açık dondurma. 



Bu ay ilk kez çok hasta oldun be kuzum. Antibiotik kullanmak zorunda kaldık ki benim hiç istememden midir nedir antibiotigini içmiyorsun :( Baban nasıl hisli bir insansın yahu korkulur senden diyor :) Büyüyorsun kuzum büyüyorsun ve her büyüme gibi bunun sancısını çekiyorsun..... 





Seninle eğlenmek bambaşka ve güzel... Seni çok seviyorum kuzum öyle çok ki...... 

14.08.2013

Önümüzdeki Tatillere Bakalım



Daha şu yaz tatilide ne yapacağımıza karar vermeden Kurban Bayramı programımızı ve hatta 2014 yaz tatili planımızı yapmıştık. İnanmıyorsun değil mi sevgili okur vallahi ben de inanamıyorum :) Hayır ne cesaret değil mi? Daha yaz tatile gitmemişiz, uçak yolcuğu nasıl geçecek hiçbir fikrimiz yok, 2 yaş krizleri en uç noktada yaşayan bir çocuğumuz var ve biz Avrupa sehayati planlıyoruz; dahası planlamakla kalmayıp, uçak biletlerimizi alıp, otel paralarımızı ödüyoruz. 

Hayatım boyunca hiç bu kadar uzun vadeli tatil planı yapmadım; tatillerimi ve tatillerimizi en fazla 1 ay öncesinden planladık. Hangi cesaretle ve aymazlıkla bu işe giriştiğimizi hiç bilemiyorum. 

Kurban bayramını planlarken pek heyecanlı ve pek motiveydik. Nereye mi gidiyoruz?  Belçika-Amsterdam'a. Üsteki Belçikadan Brugge ve Ghent'e geçeceğiz, 1 gece Brugge kalacağız, kaç gün mü tam 9 gün. Uçak kaç saat mi sürüyor tam 3 saat fazlası var eksiği yok! Yazın bile soğuk sayılabilecek bu ülkeleri seçerken aklımız neredeysdi karı-koca inanın bilmiyorum. Son 10 yılın ortalamasına baktımda, hem Brüksel hem Amsterdam Ekim ayında en en en yüksek 17 dereceki eminim 10 yıl içersinde 1-2 kez bu dereceyi görmüşlerdir. Genel olarak 8-9 derece. Güyünmekten nefret eden, pusette oturmayan, artık slingte durmayan bir çocukla nasıl böyle bir işe giriştik hiç mi hiç bilemiyorum. 



2014 yaz planımıza gelince; maaile tam 12 kişi ve 12 gün boyunca Fransız Riveriası ve Kuzey İtalya seyatahi yapacağız. (Marsilya, Touloni Cannes,Nice,Monoco,San Remo, Genova, Portofino, Cinqueterre) tüm bu şehirlerde 1 veya 2 gece kalacağız. Tur rehberimiz daha önce bir kaç kez hepsine gitmiş ve iyi bilen babam. Babam da öyledir ki çocuk moçuk takmaz bol yürüyüşlü, bol gezmeli bir plan hazırlar. Ayrıca sadece Aren yok 2 çocuk daha var. Tatile mi gidiyoruz yoksa belamızı mı arıyoruz gerçekten bilemiyorum. Bu kararı nasıl aldık, aklımız neredeydi onu da bilemiyorum. 

Bir ara şöyle demiştik birbirimize; yahu bizim Avrupalı ailelerden ne farkımız var, bak hepsine çocuklarını alıp dünyayı dolaşıyorlar. Çok farkımız var halbuki :) 2 yaş çocuğu ile bu işlere girişmek delilik, ve bakalım biz bu deli işinin üstesinden nasıl geleceğiz. 


Bodrum'dan dönerken Güray'a bizim Belçika uçak  biletleri iade edibilen bilet miydi diye sordum :) O da cevaben Aren'inkini iade edebiliriz sadece dedi :) Otelleri ödemiştik di mi dedim, evet dedi :) Hımm ne kadar zarara gireriz mesela birşey olsa dedim, mesela birşey olsa derken dedi :) Zararımız çok olur ama Aren'i bırakabiliriz dedi :) Hımm tamam o zaman dua etmeye başlayım dedim. 

Yaz tatilimizi ve Aren'in 2 yaş krizlerine şahit olan ailelerimiz 2014 yaz tatili için ödeme yaptıkları halde aslında çok uzun vade ee biz yaşlıyız falan demeye başladılar :) Cesaret edemiyorlar tabii, onlar da bir deli işine adım attıklarını farkettiler. 


3 saat uçak yolculuğu Bodrum dönüşü yaşadıklarımızdan sonra beni çok korkutuyor; vallahi yanıma çikolata, şeker, ipad hepsini alacağım. Hoş hiçbiri Aren'i oyalacak cinsten değil, napacağımı hiç bilmiyorum. Tüm blogları ve tüm çocuklarla seyahat etmenin püf noktaları sitelerini okuyorum, notlar alıyorum; lakin yine de kalbimin atış hızını normale düşüremiyorum. Bakınız böyle bir blog yazan bile var: http://flyingwithchildren.blogspot.com/.Uçak için diğer planlarım şöyle; Aren'i hosteslere teslim etmek ve alın eti sizin kemiği benim demek :) Tuvalete kapanıp sifon ve suyla oynamak :) 

Pusetini götüreceğiz, slingi yanıma alacağım ama hepsinin hamallık olacağını biliyorum. 

Daha önce 2 yaş çocuğu ile Avrupa seyahati yapmış olan varsa uçuş olsun, gezmek olsun tavsiyelerini, önerilerini zevkle dinlerim. Yanlız çocuk var çocuk var bizimki biraz Chuckie modeli onu hesaba katarak tavsiylerde bulunun lütfen. 







13.08.2013

Gölge


Bu ülkenin tarihi, son zamanlarda yaşananlar ve kısa bir süre sonra tarih olacaklar, insanın mutluluğunun, adım attığı her anının gölgesi gibi. Hayat devam ediyor bir şekilde, hele kendi başına bizzat yakının başına gelmedi mi daha da devam ediyor. Oysa bazılarının hayatı bir duruşma salonununda "karar verildi"  cümlesiyle bitiyor. Bazılarının hayatı ekmek almaya giderken, bazılarınınki ise ömür boyu hem gölge hem de yük olarak taşıyacakları taciz olaylarıyla bitiyor.

İnsan olmaktan, yaşamaktan, mutlu olmaktan utanç duyar haldeyim ben aslında son zamanlarda. İçimde hep bir huzursuzluk, içimde hep bir utanma hali. Düşünüyorum benim tüm bunları yaşayan insanlardan farkım ne diye, hiçbir farkım olmadığını sadece şanslı olduğumu ve bu şansı da hakedecek hiçbir şey yapmadığımı görüyorum. Göğsüm sıkışarak şükürler olsun diyorum ve bu cümleyi dolu dolu demelerini istiyorum diğer insanların da.

Bu topraklarda bir aydınlanma yaşanıyor ve çok sancılı yaşanıyor. Adaletsizlik, tecavüz olayları, ensest ilişkiler, cinsel istismalar,  bunları yaşayan bir çok ailenin "namus" a bakışı; tüm bunlar bu topraklarda uzun süredir zaten varolan hatta uzun süredir varolduğu için kanıksanmış şeyler. Sadece bu aydınlanma sürecinde daha çok insan farkediyor ve bazılarımız belki bir kum tanesi kadar, evet malesef kum tanesi kadar, çünkü bizim sadece içimize işliyor oysa bazılarının sadece içine değil bedenine, hayatına da işlemiş durumda, acısını hissediyor, geçmeyen bir sancı kalıyor içinde.

Bazı şeyler kaderdir bazı şeyler ise kederdir ve aslında önüne geçilebilir. Adaletsizlik bir kader değildir, sistemle ilgilidir. Ensest ilişkiler, cinsel istismar kader değil eğitimsizliğin yine bir noktada adaletsizliğin eseridir. Tüm bunlar değiştirilebilecek şeylerdir.

Tüm bunlar yaşanırken sadece kendi hayatına bakan ve başkalarının mutluluğu, huzuru, adaletli yaşama hakkı ve nicesini hiç umursamayanları hiç anlayamıyorum; ama bu konuya girmek bile istemiyorum. Ne kadar mutlu olabilirki bir insan 16 aylık bebeğe tecavüz edildiğini bilerek, ekmek almaya giden çocuğun komaya girdiğini bilerek, terorist sıfatıyla müebbet hapis yemiş aslında vatan sevgisiyle dolu birinin 4 duvar arasında işkence çektiğini bilerek, bir babanın evladına tecavüz ettiğini ve o evladın hiçbir zaman iyi olmayacağını bilerek ne kadar huzurla ve mutlu yaşayabilir bir insan.....

Bu yazı benim kendime olan bir borcum aslında, belki de sadece vicdanımı rahatlatmaya çalışıyorum; dedim ya mutlu bir anımı paylaşırken, haketmediği şeyleri yaşayan insanları düşünüp suçlu hissediyorum kendimi.

Gerçek mutluluk, tanıdığın tanımadığın sevdiğin sevmediğin kısacası tüm insanlığın iyiliği düşündüğünde hem sana hem dünyaya gelecek birşeydir. Ve ben tam anlamıyla mutlu olabilmeyi çok istiyorum; lakin bu topraklarda, yaşadığımız coğrafyada sanki çok zor bu iş.

Tıpkı ülkemiz gibi tıpkı dünya gibi ben de kendi içimde sancılı bir uyanış, sancılı bir farkındalık yaşıyorum. Sonumuz hayrola...






Murphy Pollyanna'ya Karşı

Evet denizde gözlük takarım mümkün değil bakamam yoksa; evet ben o kışın da güneş gözlüğü takanlardanım, napıyım gözlerim hassas arkadaş!


Nasıl anlatsam,nerden başlasam, mmmm..... Bodrum Bodrum, Bodrum 

Biraz deniz, biraz uyku bütün isteğim buydu.... Bodrum Bodrum, Bodrum 


Tatile çıkarken Pollyanna olmaya karar vermiştim; lakin Murphy'nin varlığını unutmuştum, sağolsun kendisi bizzat tatilimize iştirak ederek kendini hatırlattı. Buyrun bizim tatil hikayemize. (pek keyifli bir yazı değil baştan uyarayım da!)


Taaa en başa dönersek; bu yaz için farklı planlarımız vardı. Bir tatil köyüne gitmektense butik bir otelde tatil yapmayı istiyorduk, hatta belki Ayça'nın (Ayça Oğuş'un) eşiyle düzenlediği Baba Beni Kampa Götür programına mı dahil olsak diyorduk. Lakin süpriz bir kararla Güray iş değiştirdi. İş değiştirme süreci 2 ay sürünce herşeyi askıya almak zorunda kaldık. İşten ayrılması, yeni işe başlaması hepsi yaz sürecine denk geldi. Yeni işe başladığında ancak yaz için plan yapabilir hale geldik. Ve yumurta kapıya dayandığı için hiç istemediğimiz tatil köyü planına kaldık. Murphy çoktan sinyal vermiş de haberimiz yokmuş :)

Bodrum hem Güray'ın hem benim çok sevdiğimiz bir yer, dolayısıyla Bodrum'daki alternatiflere göz attık ve çocukla gidilebilecek en uygun yerlerden biri olan Voyage Torba'yı seçtik. Uçak biletimizi Bodrum'a değil, İzmir'e aldık(tek sebebi daha ucuz olmasıydı; ekonomik düşünen bir aileyiz :)) ve bir gece İzmir'de büyük teyzemlerin yanında kaldık ki bu Aren'e çok iyi geldi. Ertesi sabah arabayla Bodrum'a geçtik. Araba kiralayarak çok iyi bir iş yapmışız. Akşamları arabayla dışarı çıkıyorduk, ki böylece Aren'de uyuyordu biz de Bodrum'u arabayla geziyorduk :)
Aman da aman bording pass'i de varmış :) Hiç huyum değildir böyle şeyler saklamak, bunu saklayıverdim. (Gidişi atmışım bu dönüş yine ilk'i yok:))

Bu tatilde bir ilk daha yaşandı; Aren ilk kez uçağa bindi. Gidişimizde hiçbir problem yoktu; çünkü kendisini uçak yolculuğuna alıştırdık, sürekli anlattık, oyuncak uçak aldık eve. Uçakta kalkılmıyor dedik, Aren de sürekli uçak otur kalk yok deyip durdu. Dönüşümüz biraz maceralıydı. En son uçuşu almışık; daha doğrusu ben bu konuda ısrarcı olmuştum, büyük bir hata yapmışız. Uçağa binmeden önce uyudu Aren, uçakta bir uyandı pir uyandı; şöyle söyliyeyim ulan düşsün uçakta hep birlikte ölelim de kurtulalım bile dedim içimden :) Murphy tekrardan aramızda :) 


Tatile giderken hastaydım; ağır franjit geçiriyordum, lakin bundan bahsetmeyeceğim bile. Özel sektör kölesi pardon çalışanı olarak bütün bir yıl 15 gün yapacağınız tatilin hayalini kurarsınız, tatil gelir yanında Murphy'i ihmal etmez. Tatil başladı, ben hasta oldum. Bence insan tatilde değil rapor alabileceği iş günlerinde hasta olmalı :)






Otele vardığımızda böylesi mutlu bir çocuk vardı; heyecanla denize girmeyi bekliyordu kendi tabiriyle CUP yapmayı. 




Ve hemen kendimizi kumsala attık; ilk saatlerde bir rüya yaşıyor gibiydik. Aren kendi kendine kumsalda oynuyor biz de şezlonglarımıza uzanmış kendisini izliyorduk. Hehh işte Pollyanna olmak işe yaramıştı; ama erken konuşmuşum; yine Murphy varlığını unutmuşum :) Aren sonradan denizin ve kumla oynamanın tadının Anne&babayla çıkacağına karar verdi. 

Deniz kısmı bizi hiç zorlamadı; bizi bu tatilde en zorlayan kısımı yemek oldu. Zaten tatile gitmeden önce iştahı kapanan Aren'in tatil boyunca hiçbir şey yemediğini söylesem abartmış olmam. Sadece sıvı şeylerle beslendi. Su, süt arada içtiği başka şeyler. Ve tabii ki tatilin sonunda hasta oldu. Yüksek ateş ve franjit. Hoşgeldin Murphy hoş hiç gitmemiştin ki :)


Ya işte böyle hiçbirşey yemeyen çocuğum ot yiyordu :)

Voyage Torba'dan bahsetmek gerekirse; 
  • Güray hiç mi hiç beğenmedi. Hergün birşeyden şikayetçi oldu ve bir daha hiçbir Voyage'da kalmam dedi. 
  • Ben onun kadar olumsuz düşünmüyorum. Biz genel olarak tatil köyü konseptini sevmeyen bir çiftsiz; misal ikimizin de açık büfede iştahı kapanır, ne yiyeceğimizi bilemeyiz ve mutsuz oluruz.  Ama yemekler kesinlikle lezizdi, en azından görüntü olarak :)
  • Denizi tamamen kum olmamasına rağmen mükemmel bir ısısı vardı ve temizdi. 
  • Yararlanılabilecek bir çok havuz alternatifi vardı. Özellikle çocuklara özel olan aquapark öğleden sonraları için iyi bir alternatif. 
  • Yemek yenilebilecek, atıştırılabilecek yer çok. Hiç aç kalmazsınız :)
  • Mini Klup çocuklara hitap edecek nitelikte, biz akşam yemeğinden önce gidip 30-45 dk vakit geçiriyorduk.
  • Personel oldukça güleryüzlü ve hizmet etmekten memnun.

Velhasıl; tatilin kötüsü olmaz denir ya onca aksiliğe, beni çok üzen Aren'in hastalığına rağmen güzeldi diyebiliyoruz. Aren'le dolu dolu 1 hafta geçirdik. Tatilin ortasında Aren'e insanların isimlerini söyleyip özledin mi dediğimizde hepsine hayır ben en çok anne baba sev dedi ve biz gözyaşlarımızı tutamadık. O da bizimle birlikte olmaktan inanılmaz keyifliydi. 

Şunu söylemeden de geçemeyeceğim; Güray 4/4'lük bir baba. Tatil boyunca Aren'le öyle güzel ilgilendi ki, tatilin son günü Aren'le kendisine "Dünyanın En İyi Babası" ödülünü verdik. Her zaman şükür ettiğim şeylerin başında geliyor. İyi ki iyi ki Güray'dan hiç vazgeçmemişim, iyi ki evladımın babası Güray. Aren Güray'a baba değil dolu dolu babam der; tatil boyunca da gözünün önünden ayırmadı Güray'ı babam da babam :) 



Sahillerin yeni Banu Alkan'ı :)