24.07.2014

Evini Bedenini Temizle Daha İyi Hisset

Bazen nedensiz bir biçimde kendimizi kötü hissederiz; ve neyin var sorusuna gerçekten bir şeyim yok ama kendimi iyi hissetmiyorum gibi şeyler söyleriz; aslında nedeni vardır, ya yüzleşmek istemiyoruzdur ya da farkında değilizdir. Böyle hissettiğimizde çoğu zaman ya yaşadığımız mekanların ya da çevremizdeki insanların negatif etkisi altına girmişiz demektir. Hani bir lafımız vardır temizlik imandan gelir diye, ev, iş yeri, uzun süreler kalınan mekanlar ve en önemlisi bedenimizin temizliği (gerek fiziksel, gerek ruhsal) oldukça önemlidir. 
Bizlere komik gelen, eskilerin çok sık uyguladığı bir ev temizliği şekli vardır; sopayla koltuk minderlerine vurma, eski tip yatak örtülerini, halıları camdan sopayla dövmek suretiyle temizleme. Aslında bu komik gelen ve artık çoğu insanın yapmadığı şey ciddi bir temizliktir; enerji temizliğidir. Koltuklar, perdeler, halılar ve yatak örtüleri eve giren ve evde yaşayan insanların enerjierini titreşimlerini ciddi bir biçimde saklarlar; işte bu yüzden de evin içindeki bu eşyaların temizliği önemlidir. 
Sabah ilk iş camları açmak ve annelerimiz gibi yatak örtülerini camdan sallandırmak, yastıkları camdan iyice döverek silkelemek o kadar faydalı ki. Neden özellikle köyde ve benzererindeki evlere gidildiğinde insan kendini daha iyi ve dinç hisseder; sebebi oranın doğası kadar orada bu farkında olmadan yapılan enerji temizliğidir de ondan. İnsan temiz ortamlarda hem görüntü hem enerji olarak kendini kesinlikle daha iyi ve huzurlu hisseder. 
Kokuların da negatif enerjiyi azaltmak hatta pozitife çevirme güçleri vardır; evdeki negatif enerjiler üzerindeki en etkili kokulardan biri adaçayı'dır, tütsü yapıp evde gezdirmek oldukça etkilidir. Bunun dışında lavanta,çam ve benzleeri oldukça iyidir. O kokulu detarjanlar yerine eve bu kokuların hakim olması daha iyi aslında. Nasılki temizlik günlerinde eve girdiğimizde işte bu temizlik kokusu deriz ve hoşumuza gider, aslında evde kullanacağımız doğal aromatik yağlar bunu daima hissetmemize vesile olabilir. 
Tuz'un negatif enerjiler üzerinde çok ciddi etkileri vardır; bir kez deneyin ve görün. Evinizde veya kapalı bulunduğunuz mekanlarda bir kap tuz bulundurun, özellikle evinize kontrolunuz dışında hoşlanmadığınız kişiler geldiğinde bir kap tuzu kişinin bulunduğu odaya koyun, çocuk odalarına koymanızda oldukça etkili olacaktır.  Şimdilerde meşhur himalaya tuzu lambaları var; gerçeğini bulursanız düşünmeden alın diyeceğim ama Türkiye'de ne kadar bulunur gerçeği bilemiyorum. Tuzu tıpkı adaçayı tütsüsünü evinizde gezdirdiğiniz gibi, evinizde gezdirebilirsiniz, elbette tütsülemeden. 
Bu arada bimem aklınıza geldiğimi; yeni ev sahibi olanlara veya misafirliğe gidilirken eskiden tuz götürülürdü; bunlar Türk'lere Şamanlardan kalan geleneklerdir ve aslında hepsi yitirilmemesi gereken önemli geleneklerdir. Haydi kaselere tuz koyun ve odalarınıza yerleştirin ;) Denize giren insanın neden rahatladığı konusunda da belki  yine a-ha demiş olabilirsiniz, aynı zamanda bebeklerin ilk yıkanma suyuna tuz katmanın da gelenek olmasının ötesindeki nedeni anlamış olabilirsiniz, insanların ayağını tuzlu suya sokmasının yararını, banyo yaparken son suya bir kaç damla tuz eklenip onunla durulanmanın da etkisini. Tüm bu gelenek ve uygulamaların amacı insanın enerjisini olumlu etkilemek içindir. 
Eve girer girmez bunu tüm ev halkı için uygulamak en iyisidir; lütfen kıayfetlerinizi biran evvel çıkarın ve makinaya atın, makinaya atmayacaksınız sillkeleyerek, elbette camdan, yerine koyun ve giyeceğinizi kıyafeti de silkelemeden giymeyin. Bunu çocuğunuz için de yaparsanız çok çok iyi olur. 
Hd Cute Baby Bathing
Tabii bunların dışında en etkili şeylerden biri de dş almaktır; Müslümanlıkta olan abdest'te aslında topraklanmak içindir, enerjinin tekrardan düzgün akışı için enfes bir yoldur; Müslüman değilseniz veya dinle ilgili değilseniz bile abdest almanızı öneririm; aman canım yıkanıyorum ben her gün diyorsanız, abdestin detaylarını uygulamanızı öneririm, daha farklı hissedeceğinize eminim. Suyun akışman olması, bedenimize eklenen negatif etkilerin kolaylıkla akmasına vesile olur. Ellerinizi özellikle sıkıldığınız anlarda yıkamak, kavga ve gürültüden sonra yıkanmak bunların hepsinin etkisi ve önemi büyük. Cinsel ilişkiden sonra yıkanmak dinde gusul abdesti addelien şeyin de anlamı önemlidir aslında; iki insan seviştiğinde bir olduğunda birbirleri arasında ciddi enerji transferleri olur ve bu insanı harika etkilediği gibi olumsuz da etkileyebilir; enerjinin tekrardan hareket edip vücutta doğru akması için yıkanmak oldukça önemli; bunun cinsel ilişkiyle kirli hale gelmek ve bu yüzden yıkanmak gibi abuk bir açıklaması yok yani. Tamamen topraklanma ve enerjinin tekrardan akmasıyla ilişkisi var. 

Ve gelelim bunun dışında ruhsal olarak neler yaparsak daha iyi hissedeceğimize; 
Özellikle sevgilisiyle, eşiyle kavga eden, tartışan arkadaşlarıma; düğün fotoğraflarına bakmalarını rica ederim veya gittikleri tatillerin fotogğraflarına ve o ana geri dönmelerini isterim. Fotoğrafa bakıp o ana gittiğinizde yüzünüzde istemsiz bir gülümseme olur ve o guzel anın o güzel günlerin iyi enerjisini, duygusunu yeniden hissetmeye başlarsınız. (Tabii eğer kötü bir düğün ve tatil anınız yok ise) bunu bir 10 dakika bile yapmak iyi gelecektir. Kendinizi sıkkın hissrttiğinizde veya mesela çocuğunuzla çok zorlandığınızda açın doğum fotolarınıza bakın onun o ilk günlerine bakın, sakinleşeceğiniz kesin. 

Bu yıl içersinde Osho'nun en iyi öğrencierinden biri olan Krishna ile meditasyon çalışmasına gitmiştim; meditasyon çalışmasının büyük bölümü sallanmaktı; evet bildiğiniz sallanmak; gözlerimizi kapadık; kollarımızı bacaklarımızı serbest bıraktık ve sallandıkta sallandık, nasıl iyi geldiğini anlatamam, derinden hafifçe meditasyon müziği geliyordu. Hadi açın youtoube'u relaxing music yazın ve sallanın, iyi geldiğini hatta kendiniz kaptırısanız nasıl da gülmeye sesli gülmeye başladığınıza hayret edeceksiniz; dans etmekte aynı etkiyi yapacaktır ama sallanmanın etkisi çok daha fazla. 
Şimdi neden bebeklerin sallanmayı bunca sevdiğini hatta çocuk olduklarında bazen kendi kendine sallanmalarının nedenini daha iyi anlarsınız. Bizler tüm insanlar derinde ne yapması gerektiğini, kendine iyi gelen şeyi bilir, emin olun buna. O yüzden çocukların davranışlarına müdahale etmek yerine, anlayamaya çalışmak bazen anlamayınca kendi haline bırakmak en iyisi. 
Anlamsızca bile olsa garip sesler çıkarmak, bağırmak, hızlı hızlı solumak; bunların titreşimleri insana iyi gelir; boşuna değildir yani aç camı bir çığlık at denmesi, bu aynı zamanda vücuttaki olumsuz enerjinin atılmasına vesiledir. Bakın yine çocukları, bebekleri gözünüzün önüne getirin; fazlasıyla ajite olmuş her çocuk ve bebek çığlık çığlığa ağlar; işte o noktada içiniz rahat olsun bu enerji atma çalışmasıdır, yine bebek & çocuk bunu kendiliğinden bilir ve yapar.
Tüm dünyanın kabul ettiği en ama en olumlu enerji DUA'dır. Duanın enerjisinin üzerine enerji yoktur. Bu yüzden dua etmek önemlidir; dua illa dinsel bir biçimde olmak zorunda değildir üstelik; aman tüten din'le hiç işim olmaz diyorsanız bile dua edin inat etmezseniz etkisini göreceksiniz. 
Sözcüklerin, telkinin gücüne inanmayan var mı? Etkisini görmeyen, iyi sözler, sakinlikle verilen telkinler her zaman işe yarar; kendinizi telkinle sakinleştirmeyi denediniz mi hiç? Kendinize hiç; şimdi iyisin hadi bakalım sakinleştim güzelim gibi cümleler söylediniz mi? hadi hemen söylemeye başlayın; ay size bir gülmemi geliyor bunları söylerken, tamam doğru yoldasınız, gülmenin enerjisini bilmeyen var mı?
Ve nefes; nefesinizin o doğal gücünden yararlanın. Oturun bir yere, yok oturamam derseniz ayakta şöyle tüm kaslarınızın gevşediğini düşünün, spor öncesi hani bacakları, kolları falan sallandırırlar ya, sallayın, çalkalayın hadi bakalım; rahatladı mı kaslar; şimdi gözlerinizi kapayın; sakin ve yavaşça göbeğiniz tamamen şişene kadar nefes alın veeee usulca göğsünüz tamamen inene kadar, karın kaslarınızı hissedene kadar verin nefesinizi. Biliyor musunuz en uzun yaşayan insan ve hayvanlar; ağır ve yavaş nefes alıp verenler, nabzı 70'in altında atanlarmış. 

Şu yukarıda yazıklarımın hepsi meditasyon'dur aslında; meditasyonda sakin kalabilme ve o sakinlik içerisinde kendini, bedenini, ruhunu hissedebilmekten öte değildir. 
Haydi bakalım bayram temizliğine ;)



22.07.2014

No Poo- Şampuansız Saç Temizleme




4 haftadır denediğim için artık paylaşabileceğimi düşünüyorum; No Poo, şampuansız saç temizleme yöntemi; karbonat ve elma sirkesi ile yapılıyor. Karbonat şampuan yerine geçiyor, sirkede krem. Bu yöntem ile tesadüfen karşılaşmıştım ve ilk karşılaştığımda tembelliğimden sebep aman kim deneyecek şimdi dedim. 

Saçlarım aşırı yağlıdır; sabah yıkanayım akşama beni görsen bu kız en son ne zaman yıkanmıştır ya iggh dersin, inan bana. Yıllardır kuaföre fön çektirmeye gittiğimde ilk gelen soru: en son ne zaman yıkadınız saçlarınızı, genelde terslerim; vallahi hatırlayamıyorum sanırım 1 ayı geçmiştir derim, adam afallar, üzerine siz en son ne zaman yıkanmıştınız derim, o da bugün, dün gibi bir şeyler geveler; ben de insanlar ne kadar zamanda bir yıkanıyorsa o zaman yıkandım der ve konuyu kapatırım. Akşam yıkanıp sabah kuaföre gittiğimde ve fön çekilmeye başlandığında, bir durulasak iyi olur cümlesiyle de çok karşılaştım. 

Saçımın bir diğer sorunu da Neşe'yle aynı; kepek sorunu; aslında kepek değil saç derimde oluşan kabuklar. Ne kadar uyumlu bir çift isek Güray'da da aynı sorun var :) Prozinc diye bir şampuan kullanıyorduk, evet harika ama kendisine bağımlılık yapıyor 1 kere kullanma ertesi gün kafan kabuk içinde ve kaşıntı başlıyor. 

Evde Prozinc'in bittiği hafta başladım bu sisteme; çünkü kafamda feci kaşıntı vardı ve kafa derim kritere dönmüştü; zaten saçlarım öyle ya da böyle yağlanıyordu denemenin hiçbir sakıncası olmadığını düşündüm.No poo yöntemi saç derisinideki kabuklara da oldukça iyi geliyor. 


Bu yöntemdeki ana hedefi saçın kendi yağ dengesini bulması; bunun içinde yıllardır saçın maruz kaldığı kimyasallardan arınması gerekiyor. 

Çocukken saçımın tek sorunu fazlasıyla gür olmasıydı; sizi bilmem ama biz çocukken haftada 1 gün yıkanırdık o da Pazar günüydü, ve benim saçom bir sonraki pazara kadar ancak açılabilirdi, tokaların tutmadığı kadar kalın ve gür saçlarım vardı; üstelik doğal bir sarı tonu vardı ki annemin tüm arkadaşları saçımdan parça keser işte bu renk olsun diye kuaförlerine götürürürlerdi; ya işte sonra saçıma nazar değdi benim :) Niye gülüyorsunuz her şeye değiyor, sanal nazar bile varken, benim sırma gibi saçlarıma mı değmeyecekmiş :)

Şaka bir yana hormonal değişimlerden mi nedendir bilemem, sonradan saçlarım inanılmaz cılız oldu; bundan her gün yıkanmaya başlamış olmanın ve kimyasal şampuanların etkili olduğuna inanıyorum. 





Gelelim yönteme; bir çorba kaşığı karbonatı, eczaneden ingiliz karbonatı alın lütfen, bir su bardağı suda iyice eritiyorum; sakın soğuk ile yapmayın duşta yapın bu işlemi, yoksa patttt diye soğuk suyu dökmek pek iyi olmuyor, bu karışımla saçlarınızın diplerini iyice ovuyorsunuz; elbette köpük olmuyor bu da ay saçlarım temizlenmiyor hissi yaratıyor, saç iyice yağlanmış gibi olabiliyor; iyice durulamak burada çok çok önemli.  Saçınınzın ihtiyacına göre aynı işlemi tekrarlayabilirsiniz; sonra yine bir çorba kaşığı elma sirkesi ile bir bardak suyu karıştırıp saçlarınızın uçlarına diplerine gelmeyecek şekilde sürüyorsunuz, ben gratisten fıs fıs şişe aldım ve fısfısladım ;). Hep merak ederdim ve yazılanlara acaba mı derdim, sirke kokusu kesinlikle kalmıyor. Bu işlemi tekrarlamıyorsunuz. Ve banyodan çıkıyorsunuz. 




Benim ilk denemem çok çok başarılıydı; bu yöntemle ilgili okuduğum tüm blog ve benzerleri, başta saçınız daha da yağlı hale gelebilir sabredini kolay mı onca yılın kimyasalını saçtan atmak, kolay mı saçın dengesini yeniden kazanması diyordu; benim ilk denemem de böyle bir şey olmadığı için bir havalara girdimki sormayın, saçlarımda balyaj var ve daima, uzun yıllardır banyoda krem kullanmadığım için saçın kolay açılmasını ve taranmasını sağlayan Gliss kullanırdım; aman allahım gliss kullanmadım ve saçlarım pamuk gibi hemen açıldı; hala da öyle; yedeklediğim Gliss'leri isteyene gönderebilirim :)))) 

Bu yöntemi 3-4  günde bir uygulamak gerekiyor ben 2 günde bir uyguladım; duş almak ile yıkanmak farklıdır biliyorsunuz değil mi? şimdi ayy 3-4 günde 1 mi yıkandın demeyiniz; her gün duş alırım ama artık her gün saçlarımı yıkamıyorum. 2-3 denemelerimde saç gerçekten yağını çıkarmaya başladı ama inanın şampuan ile yıkanan dönemden çok farklı değil hatta olumlu anlamda daha bile iyi; bu uygulamadan sonra saçı her gün fırçalamak oldukça önemli, ben faydasını çok gördüm. Yüzeyde ciddi bir yağlılık olmuyor; kabuklarım neredeyse hiç kalmadı, kafa derimde ise kaşıntı hiç yok. 

Google'a  No Poo yazarsanız yerli yabancı bir çok bilgi ile paylaşırsınız ve amma çok saçını şampuanlamayan insan varmış dersiniz :) Gün ve gün saçının aldığı şekli koyanlar bile var. Ben de işe yaramadı diyenlerde var. Ben de sizde işe yarar mı yaramaz mı bilemeyeceğim; saçınızın tipi, doğru uygulayıp uygulamadığınız, istikrarlı olup olmaıdğınız çok önemli. 

Bu arada aklıma gelmişken; Aren'e 2,5 yılda 10 kere şampuan sürmemişimdir, çocukların özellikle bebeklerin organik dahi olsa şampuana asla ihtiyaçları olmadığını düşünüyorum. Aren ki dünyanın en pis çocuk yarışması olsa sanırım açık ara kazanır, buna rağmen inanılmaz sağlıklı ve parlak saçları var. Egzama ile doğmuş bir çocuk olarak, egzamasından eser kalmamış olmasının, poposunda ufacık var, yegane sebeblerinden birinin teninin kimyasallardan uzak olmasına bağlıyorum. 


Bakınız bir genç kızımız saçlarım şekil  selfie'mden çekil diyor ;) 

Denerseniz, neler yaşadığınızı paylaşırsanız sevinirim; veya belki de çoktan denemişsinizdir ve şu emeğimi şu hevesimi kıracaksınızdır, olsun gerçekleri duymaya hazır ve nazirim. Deneyecek olanlar lütfen 6 hafta denemeden vazgeçmesin. 

21.07.2014

Neden Okullu Olduk

Nerede kalmıştık; okula gitmemek için bin bir neden varken neden okula gittiğimizde öyle değil mi? 


Büyük şehirde yaşıyor olmasaydık Aren'i okul öncesi okula göndermezdim; bundan eminim. Şehir hayatları içerisinde doğal yaşama çabası bana oldukça traji komik geliyor; bunun sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum, inanmadığım gibi henüz layığı ile gerçekleştireni de göremedim. Kimisi yemek konusunda doğal olmak çabasında; örneğin ben marketten asla sebze meyve almam diyor ve pazardan alışveriş yapıyor; lakin büyük şehirde pazarcının ve marketçinin meyve sebze aldığı hal aynı. Kimisi ben araba kullanmam, apartmanda da oturmam diyor; lakin kullandığı toplu taşıma aracı veya kendine özel bisikletinde de arabaların salmış olduğu gaza maruz kalmış oluyor. Büyük şehirlerde kontrol ve sürdürülebilirlik sorunu var; kim ne derse desin. 

Büyük şehirde bahçeli bir evde oturmanın da doğa ile iç içe olmak olduğuna ve çocuğun gereksinimi olan doğal yaşamı tam anlamıyla karşıladığına inanmıyorum; müstakil evinin etrafı duvarlarla çevriliyse; komşularının hiçbirini tanımıyorsan, veya çocuklar bir araya geldiklerinde ipad'le bahçede vakit geçiriyorlarsa o zaman doğalarına uygun yaşamış olmuyorlar. 

Daha önce bir yazımda yazmıştım; çocuğunu büyüttüğün ortamın içerisinde ayrık otu yapmayacaksın; çocuklar bundan fazlasıyla yara alıyorlar ve sen hayrına olsun isterken işler tam tersi oluveriyor. Önemli olan benim için çocuğumun farkında olarak büyümesi. Bu nedenle okul olayını fazla ciddiye almamasını sağlayacağım; çünkü bizim için özellikle anaokulunda gösterdiği başarının hiçbir anlamı yok; böylesi bir rüzgara kapılmasını da engellemeyi düşünüyorum. Şimdiden ona oraya bir çok yaşıtıyla oyun oynamak için gittiğini söylüyoruz. 

Aren'in etrafında çocukların hemen hemen hepsi ya okula gidiyor ya da gidecek; bu sene okula göndermeseydik eminim seneye onlar gidiyor ben neden gitmiyorum diyecekti; böylesi durumlarda ailelerin sadece yetişkinlerin anlayabileceği mantık ve düzeyde çocuklarına yaptıkları açıklamaları da son derece gereksiz görüyorum. Şöyle mi diyeceğiz; çocuğum okula gitmek senin yaratıcılığını ve özgürlüğünü engelleyecek bir şey o yüzden doğru bulmuyoruz ve seni göndermiyoruz. Çocukta peki anneciğim tamam o zaman mı diyecek. 

Küçük şehirlerde okula ihtiyaç yok; çünkü çocukların bir çoğu gitmiyor ve sokakta fazlasıyla vakit geçiyorlar. Sosyal çatışmayı sokakta öğreniyorlar; doğal ortamlarında, doğal arkadaşlık çerçevesinde. Paylaşmayı da aynı şekilde öğreniyorlar; doğal ortamlarında her şeyi kendi doğası çerçevesinde öğreniyorlar. 

Aren'i okula göndermeye karar vermemizin yegane sebebi sosyal çatışmayı öğrenmesi gerekliliği; Aren bunu apartmandaki 4 arkadaşı ve görüştüğüm hem de sıklıkla görüştüğüm kendi yaşıtlarının da olduğu arkadaş çevresinde öğrenemiyor olması. Sosyal çatışmayı öğrenmesinin hayatında önemli bir yeri olacağına inanıyorum. 

Okul seçerken dikkat ettiğimiz noktalar şunlar oldu; 

Okulun bahçesi olması ve bu bahçeye çocukların yaz kış yağmur çamur güneş çıkartılıyor olup olmadıkları,

Okulun konumunun ve binanın çocuklara uygun olup olmaması,

Okulun bir derneğe bağlı olması, böylece muhattabınız sadece okulun kendisi olmuyor ki bence bu oldukça mühim,

Öğretmenlerinin  deneyimli ve okulundan mezun olmuş olmaları; stajer öğretmenlerin sınıf öğretmeni yapıldığı okulları ne etik ne de yararlı buluyorum,

Okulun yabancı dil adı altında nasıl bir eğitim verdiği; seçtiğimiz okulda yabancı dil öğreten öğretmenler Türk değil, Türk olanlar da Türkiye büyümüş değiller; aynı zamanda çocuk gelişimi okumuş öğretmenler ve her daim sınıfın içerisindeler; İngilizceyi öğretmiyorlar işin doğal akışında çocukların kulaklarının alışmasına vesile oluyorlar; yani öğrendikleri yabancı dil bir anlamda diğer anadilleri oluyor, 

Kendilerini sanatla öğreten okul olarak tanımlıyorlar; haydi bakalım şimdi mevsimleri öğreniyoruz gibi bir uygulama yok. 

Velhasıl; okul okuldur burası net, kattıkları olduğu gibi çocuktan götürecekleri de olacaktır; ama büyük bir şehirde yaşamayı seçtiysek veya seçmediysek böyle geliştiyse ama yine de bunu sürdürüyorsak ve hayattaki en önemli şey sürdürülebilirlik ve yaşadığın yere uyum sağlamak ise, okula gitmesinin  gerekli olduğu fikrine vardık. Uyum sağlamak demek; içinde yaşadığın kutunun formuna bürünmek değil, bir kutunun içinde olduğunu bilmek demekten öte de değil benim için. 

Bir yanım ciddi manada üzülürken bir yanımda yukarıda yazdıklarımın ışığında doğru bir karar verdiğini söylüyor.... 


15.07.2014

Okula Gitmemek İçin Milyon Neden Varken Okullu Olduk


What We Learn Typographic Print. Education Art. Quote About Learning. Gift For Teacher Appreciation. Classroom Decor. Classroom Wall Art.


Okula gitmek konusunu teraziye koyduğumda ağır çeken taraf hep okulun dezavantajları oluyor; teraziye zaten Türkiye'de okula gitmek başlığını koyduğun anda avantajlarının ağır çekme olasılığını ortadan kaldırmış bile olabilirsin. 

Böyle düşünürken neden okullu olduk onu da yazacağım; özellikle ilkokul öncesi neden gidilmesinin çok da gerekli olmadığını, benim için en önemli nedenlerini  yazayım, şöyle bir içimi dökeyim istedim. 

Çocuklar 6 yaşına kadar evet o kadar uzunca süre kendilerine söylenen şeylerin doğru& yanlış olarak değerlendiremiyor;  öz-saygı ve öz-güvenlerini bu yıllar içerisinde kendilerine söylenilenleri doğru kabul ederek oluşturuyorlar.Çocuğun temelleri ailede atılıyor ve okula erken başladığında temelde okulun da izleri oluyor. Hiçbir ebeveyn okulda tam olarak çocuğuna ne söylendiği ve çocuğun söylenenler karşısında nasıl hissettiğini bilemez. İşte bence en baba nedenlerden biri, okula erken gitmenin gereksiz ve hatta gidilmemesi gerekmesi üzerine bu. Öyle 1-2 saatini geçirdiği yer değil çünkü haftanın 5 günü belki evden bile çokça vakit geçirdiği bir yer haline geliyor okul. 

Kendinizden yola çıkarak şöyle düşünebilirsiniz ki ben böyle düşünüyorum; ne kadar bilinçli bir ebeveyn olmaya çalışsam da, okusam, seminerlere gitsem de içimdeki annem & babamın uyandığı ve doğru bulmadığım davranışlarım oluyor ve kalıplaşmış inançlarım. Çocuğun baş rollerde olduğu mesleklerde profesyonellik bir yere kadar; anaokulundaki öğretmenlerinde kendi çocukluğundan getirdiği kalıplar ve anlayışlar var; işin okuluna gidip doğrusunu öğrenmiş bile olsa bilmediği ve hatta bilinçli bir halle yapmasa dahi içindeki o kalıplaşmış duygu ön plana çıkabilir ki çıkıyordur da; bu noktada, çocuğunuzda hoop ailesi dışında da fazlaca vakit geçirdiği yerde ve kişiden etkileniyor ve o kişinin doğrusu birden bire çocuğun doğrusu olabiliyor. Çocukların ilk yıllarda pusulası ailesi olmalı diye düşünüyorum; bu yüzden yürüdüğü yolda daha çok anne & babasının ayak izlerine rastlamalı. 

En az bunun kadar önem verdiğim hatta çokça önem verdiğim bir başka sebep ise; 


Doğuştan yaratıcı, doğuştan özgür ve doğuştan sınırsız düşünebilen bir varlıkken çocuk, okul işine bulaştığı anda yaratıcılığı, özgürlüğü ve hayal kurma sınırsızlığı birden bire sınırların içerisine giriyor; birden bire düşünmenin bile belli kuralları olduğunu öğreniveriyor.  Ve işin en absurd olan kısmı nedir biliyor musunuz? Birer yetişkin olup çalışmaya başladığınızda sizden "out of box" yani kutunun dışında düşünebilen biri olmanız beklenir oysa tüm eğitim hayatınız boyunca size öğretilen tam aksidir; en yaratıcı en "out of box" düşünceyi besleyen eğitim sistemlerinde bile "box" yani bir kutu mevcuttur. Oysa yaratıcılıkların, özgürlüklerine ve sınırsız düşünce biçimine el değmemiş çocukların hayatlarında "box" yani kutu yoktur! Çocuk olmanın şahaneliği buradan gelir bir kutunun olmamasından

İşte; ben çocukların mümkün olduğunda "kutu"nun dışında tutulması gerektiğine inananlardanım. Bir kez ayağının biri en harika kutunun içine bile girdimi mutlaka diğer ayağını da kutunun içine sokarsın evet kutunun ağzı açıktır bazı eğitimlerde, kafan dışarıdadır ve çok şükür ki görebilirsin etrafını ama yine de ayakların o güzel kutunun içindedir! 

Peki o halde neden okula başladığımızı, hangi okula gönderdik bu da bir başka iç dökme yazısı olacak elbet; takipte kalınız, merak iyidir:)