3.07.2013

Bana Yardım Et Anne!



Ne yaparsam, nasıl davranırsam davranayım olmuyor mu diyorsunuz. Yumuşak ses tonu, pozitif disiplin ve daha nicesi... Ama yok yok yok çocuğunuz yine de gözünüzün içine baka baka yapmasını istemediğiniz şeyi mi yapıyor? Mesela sofraya yemek yemek için oturduğunuzda yemekleri yere atmak, ayakkabılarıyla koltuğun üzerine çıkmak gibi. 

Onu hiçbir zaman dayak veya fiziksel şiddet ile cezalandırmadınız ama içinizden bunu yapmak geldi. Evet, sesiniz elbetteki yükseldi belki de işe yaramayacağını bildiğiniz halde ona ufak tefek cezalar verdiniz; tamam o zaman bugün sana yemek yok diyerek tabağını kaldırmak gibi. Veya "time-out" methodunu kullanıp onu yanlız kalması için odasına gönderdiniz vb vb vb..... 

Kendinizi çok yanlız ve çözümsüz hissediyorsunuz ve belki biraz da utanıyorsunuz; çünkü çocuğunuz ne yaparsanız yapın kafasının dikine gidiyor ve sizi dinlemiyor!!!!

İşte yukarıda yazanlarda biraz kendinizi biraz da çocuğunuzu bulduysanız veya ne birazı bu aynı biz diyorsanız, o zaman azimli ve çok hassas çocukların dünyasına siz de hoşgeldiniz!


Azimli ve sizinle işbirliği yapmayan bir çocuğunuzun olması oldukça rahasız edici bir durum aslında. Ve bir çok kitap ceza yöntemi üzerine kurulu. 

Örneğin; çocuğunuza yemekleri yere atmamasını söylüyorsunuz, o ise gözününzün içine baka baka söylediğinizi takmamacasına yerlere atıyor. Siz kızdığınızda deliriyor ve size vurmaya başlıyor, siz daha da beter şeyler olmasını engellemek adına hemen odana gidiyorsun diyorsunuz. İşte o anda bir güç savaşı başlıyor. Bazen siz kazanmış gibi gözükürsünüz bu güç savaşlarını, ama aslında her zaman savaşı kaybeden ebevenylerdir. 
Eğer bu durum sürekli tekrarlıyorsa, yani cezalandırmalar, "odana git" söylemleri çocuk zaman içinde kendinin "kötü" olduğunu düşünmeye başlıyor. Kendilerini kontrol edemediklerinin farkındalar aslında; ve en acısı da duygularını kontrol edebilmek, kendilerini regüle edebilmek adına ihtiyaç duydukları yardımı hiçbir zaman göremiyor olmaları. Hani bir söz vardır ya onlara en kızdığımız zamanlar aslında sevgimize en çok ihtiyaçları olduğu zaman diye aslında durum tam da böyle. Belki de kızmadan önce derin bir nefes alıp kendimizi telkin etmeliyiz: Tamam şuan çok sinirliyim, kızgınım ve öfkeliyim ama şuan onun da en çok ihtiyacı olan şey sevilmek! 

Tüm bunlar yaşanırken çocuğunuz gülüyor olabilir ama içinde gerçekten yara almış yanlız bir çocuk vardır. Ve hissettiği bu duygular onun bu uygunsuz davranışları sürdürmesine sebeb olur. Bu çocuklar birer yetişkin olduklarında depresyona,yanlış ilişkilere ve bağımlılığa daha yatkın olurlar. (şimdi bunu okuyup eyvah demeyin olur mu? 1-2-3-5 kez yaşanılan durumlardan değil sürekli yaşanılan durumlardan bahsediliyor)
Duygularını kontrol etmek konusunda çocukken yardım göremeyenler yetişkin olduklarında bu duygularıyla başa çıkabilmek için yemeğe, alışverişe, televizyona veya bilgisayar oyunlarına çok düşkün olabilirler. İçlerinde en çok hissettikleri duygu, yeterince iyi olmadıklarıdır. 
Bu tipteki çocuklar azimli oldukları kadar duygusal anlamda oldukça hassas çocuklardır. Tüm duygularını en yüksek mertebede yaşarlar ve bu nedenle de kurallara uymaları çok kolay değildir. Ve ebevenylerinden de tek beklentiler bu duygularını kontrol etmeleri konusunda yardımcı olmalarıdır; eğer ihtiyaç duydukları yardımı göremezlerse istenilen şekilde asla davranmazlar. Evladınız dikenli bir gülde olabilir, sadece ışık gördüğünde açan bir çiçekte. Ebevenyler olarak bizlerin görevi onlara açabilecekleri uygun koşulları sağlamaktır. 
Hassas çocukların hissettikleri tüm duygular büyük olur ve bu nedenle verdikleri tepkiler de bir o kadar büyüktür. Bu nedenle de duygularını dışa vurma biçimleri sert olur; çünkü bu duygularla nasıl başa çıkacaklarını bilemezler. İşte bu bilinmezlikte gözünüzün içine baka baka yapmaması gereken şeyi yapmasına sebeb olur. O anda söylemek, anlatmak istediği tek şey yardım ricasıdır aslında.
Hissedilen duygular arasında öne çıkanlar; korku, acı, utanma, üzüntü, suçluluk ve  hayal kırıklığıdır. Bu duyguları hissetmelerinin doğal olduğunu ve nasıl başa çıkacaklarını öğretmekte biz ebeveynlerin görevidir. Bu duygularını farkedemeyen ve nasıl başa çıkamayacağını bilemeyen çocuklar ve hatta bana kalırsa yetişkinler istenmeyen davranışlar sergilemeye başlarlar. Tıpkı yazının başında vermiş olduğumuz yere yemek atmak gibi. Tüm bu duyguların ortaya çıkmasının sebebi yardım çağrısından, tedavi ihtiyacından başka birşey değildir aslında. Ve çocuklar bu duygularıyla başa çıkabilecekleri güvenli bir alan ararlar ki bu alanda anne babasından başkası değildir. 
Tüm bu duygular ortaya çıktığında çocuklar daha doğrusu insanların tümü kendini tehtit altında hisseder. Yakınlarında kim varsa bu duygularıyla ilgili onlarla ilişki içersine girerler. Tehtit ediliyormuş gibi hisseden insanların tepkisi 3 şekilde olur: savaşmak, uçuşa geçmek ve donmak. Donma hali, tepkisiz kalmak, boş boş bakmak gibi. uçuşa geçmek halinde ise bir yere sığınıp kalmak gibidir. Fakat bu tepkiler içersinde en bilindik olan savaşmaktır ki bu da defansa geçme haliyle kendini gösterir. Genellikle insanlar, duygularını anlamak yerine savaşmayı tercih ederler. 
Çocuk duygusunu anlamak yerine mesela kızgın ise kızgın olduğunu anlamak yerine, yemeği yere atarak tepkisini gösterir; işte o durumda kızgınlığı bir kenara bırakarak; sen galiba bir şeye kızdın demek bağırmaktan daha çok işe yarayacaktır. Ona duygularını ifade edecek alanı yaratırsak, rahatlayacak ve daha çok söz dinler hale gelecekdir. (Sanırım bunları 1-4 yaş arasında yapmak en zoru; çünkü çocuk kendini henüz sözel olarak çok iyi ifade edemiyor oluyor)
Tüm bunları yaparken limitleri korumakta elbette önemli; istediğin kadar ağlayabilir, istediğin kadar bağırabilir ve kızabilirsin ama yemeği yere atmak yok gibi. Elbette tüm bunları yaparken derin nefes almanız ve kendi kontrolunuz de oldukça önemli. Ona güvenli bir alan yaratırsanız hem limitlerinizi öğrenebilir hem de duygularını ifade edebilir. 
Tam da bu noktada hatırlatmak isterim ki; bağırdığınız anda çocuğunuzla tüm ilişkinizi kesiyorsunuz aslında bağırdığınız amanlarda çocuğunuz sizi asla duymuyor sadece korkuyor. 
Duygularını kontrol edemeyen çocuklar davranışlarını da kontrol edemez hale geliyor. İşte tam da bu nedenle çocuğunuzun koyduğunuz limitlere uymasını istiyorsanız, duygularını kontrol etmesine yardımcı olmalısınız. 


Karşı koyma bir disiplin değil iletişim& ilişki sorunu--Aslında karşı koyarak göstermek istediği şey ne kadar yanlız hissettiği. Sizi kendi tarafında hissetmediği; oysa hepimizin dilindedir: seni her halinde seviyorum sözü, bunu duymaktan çok hisetmek istiyor çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi. 

Çocuklar derinden onlarla ilişki halinde olduğumuzu hissettiklerinde bunu korumak için ellerinden geleni yapacaklardır. Kontrolünü kaybeden çocuğa tekrardan kontrolünü kazandırmak ebevenylerin işi. Her ne şart altında olursa olsun ilişkiyi ve iletişimi koparmamak gerekiyor. 
Ve bunların hepsinin temelindeki çok büyük güç sevgi yatıyor; sevgiyle halolmayacak şey yok!

Kaynak: AHA Parenting

2.07.2013

2 Temmuz 1993 - 2 Temmuz 2013


Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.... 

Lakin hala aydınlığa çıkamadık. 

Bundan tam 20 yıl önce ki, o günü hala dün gibi hatırlatım; TV'dan seyretmiştik son halini, sadece 15 yaşındaydım ve çok şaşkındım. Annem babam ve en çok abim deli gibi ağlıyordu; 22 yaşındaydı sadece o da... Kimbilir belki de o gün şair olmak konusunda daha da eminim olmuştu. 

Bu olayın yaşandığı gün Aziz Nesin'de oradaydı ve şans eseri polisler sayesinde linç edilmekten ve yanmaktan kurtuldu; bu sabah bu olaylar bugün olsaydı ne olurdu diye düşündüm. Aziz Nesin yaşasaydı, polis ne yapardı acaba, cevabını bilmeyen kaldı mı?

"Sivas Davası’nın sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında olan Şevket Kazan da vardı. Olaydan sonra Adalet Bakanı olarak görev yapan Şevket kazan, bakanlığı döneminde sanıkları hapishanede ziyaret etti. Bu ziyaret de büyük tepki çekti. Sanıkların geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Parti üyesi ve yöneticisi de bulunuyordu." 


Adalet Bakanı olarak görev yapan.... başka söze gerek var mı?!?



Hayatını yanarak kaybeden insanlar! bir kez daha hatırlayalım hepsini ve bir kez daha neden öldüklerini? Belki biraz daha anlam kazanır son zamanlarda yaşanılanlar. Hepsinin ruhu şad olsun. 




Hayatını kaybedenler[değiştir]

Şenlik Katılımcıları[değiştir]

  • Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
  • Muhibe Akarsu - 45 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
  • Gülender Akça - 25 yaşında
  • Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
  • Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
  • Sehergül Ateş - 30 yaşında
  • Behçet Sefa Aysan - 44 yaşında, şair
  • Erdal Ayrancı - 35 yaşında
  • Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
  • Belkıs Çakır - 18 yaşında
  • Serpil Canik - 19 yaşında
  • Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
  • Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
  • Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
  • Serkan Doğan - 19 yaşında
  • Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı
  • Murat Gündüz - 22 yaşında
  • Gülsüm Karababa -22 yaşında
  • Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
  • Emin Buğdaycı -18 yaşında şair.
  • Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
  • Koray Kaya - 12 yaşında
  • Menekşe Kaya - 15 yaşında
  • Handan Metin - 20 yaşında
  • Sait Metin - 23 yaşında
  • Huriye Özkan - 22 yaşında
  • Yeşim Özkan - 20 yaşında
  • Ahmet Özyurt - 21 yaşında
  • Nurcan Şahin - 18 yaşında
  • Özlem Şahin - 17 yaşında
  • Asuman Sivri - 16 yaşında
  • Yasemin Sivri - 19 yaşında
  • Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
  • İnci Türk - 22 yaşında

Otel çalışanları[değiştir]

  • Ahmet Öztürk - 21 yaşında
  • Kenan Yılmaz - 21 yaşında

1.07.2013

Kindyroo


Ders bitmiş Aren'in enerjisi hala bitmemiş 3 turu dönüyor :)

Kindyroo'yu Türkiye'ye ilk geldiği zamanlardan beri bilirim; o zamanlar ortada ne Aren vardı ne de evlilik.... Kuzenim Günçe'yi sıklıkla Etiler'deki çocuklara özel, adını şimdi hatırlayamadığım, alışveriş merkezine götürürdüm (Evet efendim o zamanlar alışveriş merkezlerinin çocuklara uygun olmadığını düşünmezdim; kendi ellerimle Günçe'ye pasta, çikolata ve şeker yedirmişliğim de var. Annesi arada intikam almak istese de hala Aren'e kıyamıyor) Kindyroo da o merkezdeki yerlerden biriydi. Sonra orası kapandı, Günçe büyüdü, benim başka telaşlarım oldu falan filan. 


Aren fazlasıyla hareketli bir çocuk; ona ne ev ne bahçe ne de biz bir noktadan sonra yetemiyoruz. Birlikte yapabileceğimiz eğlenceli aktiviteler kazan-kazan methoduna çok uyuyor. Yani hem  eğleniyor bir yandan gelişiyor hem de biz. Böylece her anlamda bir kazanım elde etmiş oluyoruz. 

MyGym, Gymboore ve bir kaç yer daha denedik; Aren küçüktü, ama bir çok Franchise'in Türkiye'ye gelince Türkleştiğini düşünüyorum. Evet ben de arıza ve uyuz bir ebeveyn'im bunu da kabul ediyorum; başka insanları rahatsız etmeyecek "normal" karşılanabilecek bir çok detay beni fazlasıyla rahatsız ediyor. 

Kindyroo'yu Aren'le ilk denemek istediğimizde pek hoş olmayan şeyler yaşadık; bunu Türkiye Franschise sahibi ile paylaştığımda gördüğüm tavır ve yaklaşım ise bugün Kindyroo'ya gitmemizin yegane sebebidir. 

Kindyroo Avusturalya menşeili 0-5 yaş arası çocuklar için tasarlanmış bir program. Bu program çocukların derin duyuları da dahil olmak üzere tüm duyularına doğru uyaranları vererek, fiziksel, sosyal,duygusal ve zihinsel gelişimlerini kendi potansiyelleri doğrultusunda tam olarak ortaya çıkarabileceklerini sağlayan nörolojik gelişim programı. 

Bu program sayesinde çocukların beyin hücrelerin arasındaki bağ sayılarında artma mümkün olabiliyor. 0-5 yaş arası nöron bağlantılarının en yoğun olduğu dönem; ne kadar çok doğru bağlantı kurulursa ilerideki başarıyı, odaklanmayı, sosyalliği ileri seviyeye taşımak o kadar kolaylaşıyor. 

Kindyroo programının faydalarına şöyle bir göz atarsak: 

Denge ve koordinasyonu mükemmelleştirir
Odaklanma süresini uzatır
Tüm kas sistemini geliştirir ve etkinleştirir
Dil gelişimini hızlandırır
Problem çözme beceresini arttırır
 Sosyal ilişkileri geliştirir
Özgüvenin pekiştirilmesine destek olur

Benim bu programı tercih etme sebebine gelince; ilk ve yegane sebebimim, denemiş olduğumuz bir çok yere kıyasla Aren'in en çok burada mutlu, huzurlu ve eğleniyor olması. Buna ek olarak; serbest oyun saati ve benzerlerinden farklı bir programı olması. Daha önce yüksek enerjili çocuklarla ilgili yazılar yazmıştım; yüksek enerjili çocukların hiperaktif çocuklarla karıştırabildiğini, bu tipteki çocukların enerjilerinin doğru yönlendirilmesi gerektiğini ve ileride odaklanma, konsantrasyon sorunlarıyla karşılaşılmaması için 0-5 yaş döneminde mutlaka doğru yönlendirilmeleri gerekliliğinden bahsetmiştim. Ben bu programın bu amaca hizmet ettiğine inanıyorum. 

Aynı zamanda bu tip programlarda sosyal ilişkiler disiplin çerçevesi içinde de gelişebiliyor. Sırayı bekleme, oyuncak paylaşımı ve benzeri. Aren'in bu konuda pozitif bir disipline ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ve bu programın bu anlamda da bize faydalı olacağına inanıyorum. 
Denge & koordinasyon ve kas gelişimi de benim Aren adına çok önem verdiğim konular. Bu programın temelinin bunlara hizmet ediyor olması da benim tercih sebeblerimden biri. 

Kindyroo programında her haftanın bir teması var; bu temanın hedefleri de ebeveynlere anlatılıyor. Aynı zamanda ev ödevlerinizde var, size her hafta bir klasor veriliyor evde neler yapabileceğinize dair. Örneğin geçtiğimiz haftanın teması Goril idi. El becerisine yönelikti ve bu beceri sayesinde neler kazanılabileceğini de size hem anlatılıyor hem dersin oradaki tahtada yazıyor hem de dosya halinde veriliyor. 

Tabii ki Aren'in de oturduğu zamanlar var. Bekleme odasında  kendi grubunu
 beklerken boş durmuyor hem çocuğum boşuna oraya okul demiyor :)


Daha önce de yazmış olduğum üzere bizim tercih sebebimizin ilk ve en önemli sebebi, Aren'in burada çok mutlu olması. Oraya okul diyor ve gittiğimizin ertesi günü gözünü okul ile açıyor. Dün bana sen işe dit ben okula dedi :) Hatta uzunca bir süre okula dit okula dit diye tutturdu. 
Biz Ataşehir'deki şubeye gidiyoruz; sorun yaşadığımız şube Bahçeşehir şubesiydi. Merkezleri Bağdat caddesinde ve bir de Antalya'da şubeleri var. Diğerleri hakkında yorum yapmam mümkün değil, hala aynı düşünüyorum Franschise olarak Türkiye gelen herhangi bir kurum ve kuruluşunun tek bir felsefede ilerlemediğini bir çok anlamda Türkleştiğini ve hizmet kalitesinin yer, mekan ve Franscihse sahibine göre değiştiğini düşünüyorum. Buradaki yazı ancak Ataşehir şubesi için referans olabilir. Kindyroo ile ilgili detaylı bilgi almak isterseniz kindyroo.net adresinden inceleyebilirsiniz. 


Bir itirafta daha bulunayım Aren'le geçirdiğim başka hiçbir 1 saatte ben de bu kadar çok eğlenmiyorum ve konsantre olamıyorum ;) O 1 saat Aren'le birlikte geçirdiğim en güzel saatlerden biri. Evde başbaşayken Aren'e tam anlamıyla konsatre olduğum söylenemez, bir noktadan sonra da sıkılıveriyorum. 


Bu video Kindyroo programının amacını anlatan ve yurtdışındaki programlardan örnekler taşıyor. 


25.06.2013

Şifa Niyetine


Ömrüm.....


Kendimce zor günlerim var; ve bu süreçte bana en iyi gelecek şeyin bir bebek olduğunu düşünüyorum. Zor bir hamilelik zor bir doğum zor bir lohusalık ve zor bir 17-18 ay geçirdim ama yine de yine de hepsini geri istiyorum; sanki bir evladım daha olursa yine aynı süreçlerden de geçsem yine doğal doğum yapsam ve yine zorlu da olsa o ilk anda onu kucağıma aldığımda bir kolumda yeni bebeğim bir kolumda Aren'im ve bizi sarmalayan Güray olsa sanki herşeyi unutacakmışım gibi sanki herşey daha güzel olacakmış gibi. O andan başka hiçbir şey düşünmüyorum, düşünmek bile istemiyorum. Hali hazırda yaşadığım zorluklar, yaşayabileceğim zorlukları biliyorum ama içimdeki ses umrumda bile değil diyor. Sanki benim tek şifam yeni doğan bebek olacakmış gibi. 

Şimdi şuanda hamile olmayı ve bebeğimi kucağıma almaya sayılır günler kalmasını çok isterdim. Bunca zamandan sonra en çok istediğim ve artık kesin emin olduğum birşey varsa bir bebek daha istediğim evet biliyorum kolay olmayacak evet biliyorum herşey belki daha da zor olacak ama kesinlikle aynı zamanda bana şifa olacak; bana iyi gelen de aileme iyi gelecek. Sonra belki en zor anlarımda yeni bir bebek hali kuracağım ve kimbilir en başından beri istediğim 3 çocuklu aileye kavuşacağım. 


Bir ailem bir evladım olmasaydı kendimce ağır geçirdiğim su süreci sanırım hiç atlamazdım; ben bir yandan evladıma sarılıp diğer yandan doğmamış evladımın özlemini çekerken evladını yitiren tüm anneleri düşünüyorum ve gözyaşlarım durmuyor; öyle bir güce sahip olmak isterdim ki evlatlarını toprağa değil kalbine gömebilsin tüm anneler! Allahın hikmetinden sual olmuyor biliyorum, ama yine de yine Allah'a olmasa bile içimden niye demekten kendimi alamıyorum, niye!

Herşey öyle dünyevi öyle geçici ki şu dünyada bir evlattan daha gerçek daha sonsuz daha daha daha olabilecek hiçbir şey yok! 


24.06.2013

Değişim Rüzgarları


Kelimelerle anlatılamayacak tek duygu!


Bir ülke değişiyor; ve biliyoruz ki değişim sancılı bir süreç ama süreç tamamlandığında müsvet veya menfii hiçbir şey kaldığı yerden aynen devam etmiyor.

Benzer değişimleri biz de aile içinde yaşıyoruz; her birimizin yaşadığı ve ailemizi müsvet bir biçimde etkileyecek değişimlerin içersindeyiz.

Ailemizin en minik üyesi dünya için küçük ama kendi için büyük değişimler yaşadı; bu değişimlere bizden çok o hazırmış ki hepsinin altından kalkabildi. Biz ondan daha çok zorlandık onun yaşadığı bu değişimlere alışmaya çalışırken. En yeni değişikliğimiz tam 1 ay önce yazdığım acaba yeni bir dönememi giriyoruz yazım da bahsettiğim bezi bırakmış olmamız; biz yeni bir döneme girip girmediğinizi düşünürken Aren çoktan girmiş bile o gün bugndür donlu; ve fakat çoğu zaman çırılçıplak dolaşan bir çocuk :) Çişi de kakası da tuvalete ama çişini daha çok ağaç dibine yapmayı seviyor, kakasını da mümkünse oyunundan ödün vermeden bulunduğu yerde lazımlık olur, yer olur uygun neresi varsa oraya yapmayı seviyor, ama ortada arkadaş ve oyun yoksa tuvalete yapıyor, lakin kimseyi yanında istemiyor, kakasını yapıp bitti bitti diye her seslenişinde içimden sen ne zaman bu kadar büyüdün diyorum. 

Kocam hayatında yaşayabileceği en büyük değişimlerden birini yaşıyor, 10 yıldır çalıştığı şirketten yeni hedefleri doğrultusunda ayrıldı; gerek ayrılış biçimiyle gerekse ayrılırken duyduğu sözler nedeniyle kendisiyle bir kez daha gurur duydum. Eğer bir baba gerçekten çocuğunun ilk kahramanıysa Aren kendisine seçilebilecek en doğru kahramanı seçmiş; umarım babasının tüm erdemlerini sürdüren bir çocuk olur. 

Ben de tıpkı ailemin diğer üyeleri gibi kendimce değişimler yaşıyorum. Şu süreçte gördüğüm ve öğrendiğim en önemli şey; AİLE! İnsanın hayatındaki en değerli şey; hele ki bu aile dostlarla, sevdiklerimizle büyük bir aile halini aldıysa. Ailenin çekirdek kısmı en önemli en korunalası kısmı. O çekirdek kısım içersinde kendimi olabildiğine mutlu olabildiğine huzurlu hissediyorum. Her günüm şükran her günüm şükür dolu. 

Değişimlere beraber yelken açmak, ailece daha da güçlenmek bana kendimi öyle mutlu ve huzurlu hissettiriyor ki; her ne olursa olsun bize birşey olmaz diyebiliyorum, yeterki birlikte olalım, yeterki daima mücadele edecek gücü birbirimizden bulalım, sağlık ve sıhhatle kalalım.... 

Ailemin sahip olduğu bu birlik ve beraberlik duygusunu ülkemin bir kısmında görmek de beni çok mutlu ediyor; çünkü o birlik ve beraberlik duygusunun insana nasıl iyi geldiğini, nasıl umut olduğunu kendimden biliyorum. Dünya da birşeylerin değişmesini gerçekten istiyorsak, önce kendi gücümüzün farkına varmalıyız. "Bir benle mi" söylemi yerine evet bir ben demeliyiz; birlikten kuvvet doğar, bir elin nesi var iki elin sesi var gibi çok anlamlı Atasözlerimiz gerçekliğini istersek yaşatabiliriz. 

Biz ailece bu değişim sürecinde daha da kuvvetlendik ve birbirimize kenetlendik; hepimiz bambaşka değşiim süreçlerinden geçerken ve farklı karakterlere sahipken bunu başarabildik; çünkü biz birbirimizi çok seviyoruz ve birbirimize karşı hep iyi niyetle, esneklikle yaklaşıyor veya en azından bunu deniyoruz; aynı şeyi ülkemin de başarabileceğine inanıyorum!.... 

Dilerim değişim sürecinden geçen herkes ve güzel ülkem müsvet sonuçlarla süreci tamamlar...



 Bir şey değişir herşey değişir!






17.06.2013

Yabancılaşmak


Bugune kadar  ülkemden gitmeyi hiç düşünmedim; daha 2 hafta öncesine kadar gidenlere anlam veremediğimi söylüyordum. Yine 2 hafta öncesine kadar fikrimi sorsanız, bence insan her ne olursa olsun kalıp mücadale etmeli derdim. Bir başka ülkede,en huzurlusun da bile, kendimi oraya tam anlamıyla ait hissedemem gibi düşünürdüm ki hala da böyle hissediyorum. 

Ülkemizin içinde bulunduğu durumda yaşadığım duygulardan biri de yabancılaşmak; artık tam anlamıyla bu topraklara da ait hissedemiyorum kendimi. Kendimi de dinliyorum ve hissettiklerim beni çok korkutuyor; bu öfkenin bu içimden taşan agresifliğin ve nefretin kaynağını bulmaya çalışıyorum, bulamıyorum. Ve hissettiğim bu çirkin ve kötü duygular nedeniyle de çok üzülüyorum; ama elimde değil bunları bastırmak, durdurmak yerine açığa çıkmasına izin veriyorum ki terketsinler bedenimi dahası ruhumu. İçimde çok güzel, insan olmaya ait, insanı insan yapan duygularım da çok ama onlara yoğunlaşıp bu kötü duyguları da yok etmek istemiyorum; çünkü o zaman acımaya, o zaman üzülmeye başlayacağım dahası bir anlam aramaya çalışacağım ki bu beni daha dipsiz kuyulara atacak. İyi ki ailem iyi ki evladım iyi ki dostlarım iyi ki güzel insanlar var;  onlar sayesinde şarj olsam da pilim tam dolmuyor, hiçbir zaman yeşil olamıyorum hep kırmızı bir noktada duruyor şarjım. 

Kendini hiçbir yere ait hissetmemek aidiyet duygunun kaybolması feci bir şey!. Şimdilerde sık sık gitmeyi düşünüyorum; gitmeyi düşünürken de bir çok soru dönüyor kafamın içinde. Evladım hangi vatan sevgisiyle hangi aidiyet duygusuyla yetiştireceğim; vatanı diye nereyi bilecek; şimdi gidersek büyüyeceği ve kendini ait hissedeceği yer gittiğimiz yer mi olacak yoksa her ne olursa olsun yaz tatillerinde vb geldiğinde kimliğinde yazan T.C' mi olacak? Yoksa o da kendini hiçbir yere ait hissedemeyip bambaşka duyguların içinde mi bulacak kendini. Milyon soruların içinden sadece bir tanesi bu. 

Ülkemden gitmek zaman alacak iyi düşünülüp karar verilmesi gereken bir durum; sabahtan akşama olacak birşey değil. Ama tek bir tıkla yine kendimi artık pek de parçası hissetmediğim sosyal medya mecralarını terketmek çok kolay. Şu dönemde o kadar çok elim gitti ki twitter'ı, IG'yi Facebook'u kapamaya. Son 2 senedir facebook kullanmaz olmuştum; anlamsız ve saçma gelirdi. Bu olaylarla birlikte tekrardan kullanmaya başladım 140 karakterin bana yetemediği zamanlarda "What is on your mind" sorusuna uzun uzun yazmak istedim, yazdığımda oldu. Oradaki arkadaşlarımı takip etmek istedim, düşüncelerini bilmek, belki de aynı görüşte olanları görüp oh be yanlız değilmişim hissini yakalamak için. İnsan elbette kendi gibi düşünenlere daha yakın hisseder ve bunu arar; bu zaten insanın doğasında olan birşeydir, kimse kendini o denli yanlız o denli "öteki" hissetmek istemez. 

Instagram tamamen anlamını ve önemini yitirdi benim için; dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış demişler ya bir çok insana çok kırıldım ve çok şaşırdım. IG nedir allahaşkına? Bir eğlence aracı değil mi? Güzel günlerin bir parçası değil midir? İnsan neden ülkesi ve vatandaşlarının bir kısmı eziyet ve zülm görürken, özgürlük adına demokrasi adına mücadele ederken; hayatının güzel bir karesini paylaşmak ister ki nasıl içinden gelebilir ki bu. Neden ve niye hala cevabını bulamadığım iki soru. Dün ve ondan bir gece önce çocuklar ve bebekler bile bu zülme maruz kalmışken; paylaşılan bazı fotoğraflar beni benden aldı; insan olmak adına utandım. İlk zamanlarda bu alanlarda da öfkemi dile getiriyordum oysa şimdilerde sessiz kalmayı yeğliyorum; evet tek bir tıkla silmek o insanı tek bir tıkla bloklamak oldukça basit ki bu basit işlemi yapıyorum ben de ama neden ve niçin sorularının cevabını hala bulamılmış değilim. Bu soruları sorma nedenim de içimi rahatlatmak aslında, mantıklı bir cevap duyup içimdeki o öfkeyi dindirmek... 

Twitter'ın bile anlamı öyle değişti ki benim için, öylesi farklı bir gözle bakmaya başladım ki. Kendimi ait hissettiğim çok sevdiğim, gün içinde soluklandığım, keyif aldığım, bebeğimi ilk kucağıma aldığım zamanlarda kurtarıcım olan yer şuan bambaşka hissettiriyor bana. Haber alabilmek adına sürekli elimde ama beni en az bu ülke kadar yoruyor. 

Herşeyden kopmak, herşeyden uzaklaşmak kendimden bile ayrı düşmek istiyorum.Eğer bu bir kaçış ise evet kaçmak istiyorum; yoksa ciddi anlamda aklımı yitireceğim. Bu olayın başından beri hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyorduk ya; ülkem için ne olur ne değişir öngöremiyorum ama benim adıma hiçbir şey eskisi gibi olmayacak onu biliyorum. En korktuğum şeylerden biri ve tanık oldukça şahit oldukça beni çok üzüp çok öfkelendirecek şeylerden biri de herşey bitip, umuyorum ülkem güzel günler gördüğünde, yaşanılanları unutarak hareket edecek insanlar olması olacaktır. Şimdilerde yaşanılan bu durum bir insanın içine işlediyse, farkındalık yarattıysa o insan kaldığı yerden aynı şekilde devam edemez bana kalırsa. Martin Luther King Jr.'ın dediği gibi "Herşey sona erdiğinde düşmanca davrananların kelimelerini bile hatırlamayacağız. Tek hatırladığımız dostumuz görünenlerin sessiz kalmaları olacak" Diliyorum, umuyorum gerçekten bazı şeyler hatırlanarak hayata devam edilir.

Bunları niye yazıyorum; çünkü yazmak bana daima iyi geliyor, iyileşmeme vesile oluyor!







14.06.2013

Yenik Düşmek

Öyle tükenmiş hissediyorum kendimi, öyle mutsuz, öyle yenik, öyle güçsüz, öyle çaresiz. Bunlar yenik düşmektir benim dünyamda yenik düşen direnmeye devam eder mi?

 Abdullak Cömert'in Ethem Sarısülük'ün Mehmet Ayvalıtaş'ın vebali hepimizin üzerine olmaz mı? Onlar senden benden farklı ne yaptı, sadece kaderi mi farklı yazılmıştı? 

Benim çorbada tuzum olmuş mudur bilemiyorum hakkıyla orada olamadım biliyorum; hakkını vererek orada olan herkese de gönül borcumuz var, Allah hepsinden razı olsun!. 

Gezi de direnenlere saygım sonsuz; dün ki görüşmeye Gezi'yi temsilen gidenlere ise hayal kırıklığımın yegane temsilcileri. Hayalperest falan değilim, Başbakandan bir beklentim yoktu ama gidenlerden çokca vardı. Sonuç değişmeyecek bile olsa zekice, cesurca sorulan sorular olmasını isterdim. Hesap sormalarını değil sadece soru sormalarını beklerdim. Ben gitseydim ve 20-25 dk söz hakkım olsaydı bambaşka sorular sorardım mesela;


  • Yasal süreci bize çözüm olarak sunuyorsunuz; oysa zaten bu olması gereken değil mi?
  • AKP hükümeti olarak yaptıklarınızı anlatıyorsunuz; bunlar sizin zaten temel sorumluluklarınız değil mi? Doğru ifade etmek isterim başbakanım bu yaptıklarınızı çok iyi yapmış olabilirsiniz, takdir bekliyorsanız o başka ama yaptıklarınızı söylemeniz sanırım doğru değil. 
  • Ölen insanların buna polis memuru da dahil neden ve ne uğruna öldüğünü düşünüyorsunuz; bu konuyu düşünüp hiç üzüldüğünüz oldu mu derinden. Mesela siz 3 çocuğunuzdan herhangi birinin biran için öldüğünü düşündünüz mü? Şimdi düşünün ve hissettiklerinizi paylaşın lütfen. 
  • Bu süreçten hem kişisel hem de hükümet olarak neler öğrendiniz? Kendinizi eleştirdiğiniz noktaları bizimle paylaşabilir misiniz?
  • Vakti zamanında sizinde hayatınıza karışıldığını düşünüyorsunuz; o dönemde neler hissettiğinizi bir kez de bizimle sözlü olarak paylaşır mısınız? Ve şimdi gerçek empatiyle bizim de böyle hissettiğimizi anlar mısınız....

Ve daha nicesi nicesi nicesi.... 



Hissetiklerimi Redhack öyle güzel yazmışki;