6.03.2014

Kendini Kötü Hissederken....

Gününüz kötü mü geçiyor uyandınız ve üzerinizde bir ağırlık, bir bıkkınlık mı var. Depresyondasınız veya depresyona girmek üzeresiniz, kimseyi görmek ve hatta konuşmak bile istemiyorsunuz, tek istediğiniz mutsuzluğunuzu dibine kadar yaşamak ve öyle kalmak! Demek ki siz bunları hissettiğiniz gün mutsuz olmayı seçtiniz, demek ki biriktirdiğiniz ve belki biriktirdiğinizin farkında bile olmadığınız şeyler vardı ve bir anda olduğunu sandığınız bir öfke patlamasına tutuldunuz sebebsiz bir mutsuzluk hali. 

Bunları hissettiğiniz anda hemen kalemi al hayatındaki iyi şeyleri yazmaya koyul hemen ama. Üşenme lütfen kaleme kağıda sarılmayacaksan telefonunun klavyesine sarıl ama mutlaka yaz. Yazmanın bir şifa olduğunu daima hatırla. Yazdıkça çözülecek her bir cümlede kendini daha iyi hissetmeye başlayacaksın. Yazdıkların bittiğindeki eminim hayatında her güzel şeyi yazmış bile olamayacaksın şükürler olsun diyeceksin ve sabahki halinden eser kalmayacak. 

Yazdığın onca şükür ve şükran duyacağın şey varken hala kendini kötü hissediyorsan üzgünüm ama şükrün ve şükranın gönlünden gelmiyor demektir; sahip oldukların kıymetini ve değerini bilmiyorsun demektir. Öylese kötü olman öylesi doğalki. Kendini sevmiyorsun demektir bu; kendini sevmezken evladını bile sevemezsin sonun kaçınılmaz mutsuzluktur! Şimdi iyi düşün bunu mu seçiyorsun kendin için, gerçekten mi????

İşte benim hemen aklıma gelen şükran listem: 

Yürüyebiliyorum
Konuşabiliyorum
Duyabiliyorum
Tat alabiliyorum
Yazabiliyorum
Okuyabiliyorum
Bu sabahta uyandım 
Sağlıklıyım & Sıhatliyim
Ailem & Evladım & Dostlarım var ve hepsi sağlıklı
Kazancım var
Yuvam var 
Aklım var

ve nicesi ve nicesi...... Hepsine şükürler olsun, Yaradan'a şükranlarımı sunuyorum. 

Bunları yazıp üzerine bir de okuyunca kendinizi daha iyi hissetmemeniz pek mümkün değil. Mutlu olana kadar, bunların hepsinin doğal değil size bahşedilen çok çok özel şeyler olduğunu anlayana kadar yazın ve okuyun. 


Mutsuz olduğunuz günler elbette olacaktır, o gün mutsuz olmayı seçtiğinizi bilin ama yine de şükranlarınızı sunmayı ve şükretmeyi daima hatırlayın. Dilinizde şükür gönlünüzde o şükrü söyleyecek duygu daim olsun. 


Eminim bir çocuğunuz ülkemin ve dünyanın hali böyleyken mutlu olmak mı diyorsunuz; kötü şeyler ancak ve ancak iyi şeyler çoğaldığında yok olurlar; herkes üzerine düşüneni yapsa dünyanın halini varın siz düşünün ee başkası üzerine düşeni yapmıyor diye siz de mi yapmayacaksınız, neden? Mutluluğunda mutsuzluğunda bulaşıcı olduğunu hatırlayın ve size hangisinin bulaşmasını istiyorsanız ona karşı korumasız ve yakın olun. Şimdi hayatınıza dışardan bakın hangisine yakınsınız hangisine karşı korumasızsınız!.... 

Siz iyi vatandaş olun, siz farkında olmayanları farkına vardırın ama bunun için tüm gün TV karşısında oturmanıza kötü ve boktan giden herşeyi sövmenize gerek yok!  

Mutluluk bulaştıran ve üzerine mutluluk bulaşanlardan olun! 

Bir kez daha: Dilinizde şükür gönlünüzde o şükrü söyleyecek duygu daim olsun. 








4.03.2014

Cinsel Kimlik ve Çocuklar- Kız Gibi mi Erkek Gibi mi?



Dün abimin doğumgünüydü; bir kızı ve bir de oğlu var. Günçe 9 yaşında, Göknar 3 yaşında olmak üzere. Aren Göknar yerine Günçe ile arkadaşlık etmek istiyor ve Günçe'ye kelimenin tam anlamıyla hayran. Günçe'yi kimselerle paylaşmak istemiyor ve onun yapabildiği her şeyi kendisi de yapmak istiyor. 

Aynı zamanda çocukluğundan beri etrafında çok fazla kız arkadaşı var. Dün akşam doğumgününde canımı çok sıkan şeyler yaşandı. Günçe güzel bir elbise giymişti ve Aren'in karşısına geçip geçip eteklerini tutarak dönüyor, etek havalanıyor ve Aren'de hayran gözlerle onu izliyordu. Ben de anne ben de elbise giyeceğim, lütfen anne lütfen diye tutturmaya başladı. Günçe'nin dolabını açtım ve Bale kıyafetlerinden birini buldum ve Aren'e giydirim, kıyafetinin üzerine; Aren bayıldı ve çok hoşuna gitti, o da eteklerini sallamaya, havalandırmaya başladı. Bu olay Günçe'nin odasında yaşandı, salona döndüğümüzde; herkesin ilk tepkisi aaaaaa niye bunu giydi şimdi bu çocuk oldu. Aradan yükselen ve çok yakınım olan insanların söylemleri şöyleydi: 

- Baban görmesin seni pipini keser
- Kız Aren buraya gelsene
- Ya çıkarın şunu şu çocuğun üzerinden.....

Konunun en çok üzerinde duran ama böylesi çirkin konuşmayan insan babam. Gerek Aren'in mutfağa olan ilgisi, gerek kızsal şeylere olan merakı ve böyle elbise ve benzerlerini giyiyor olması, kimbilir belki kendi aile tarafında genetik olarak gay olan birilerinin olması, babamı fazlasıyla endişelendiriyor. 

Duyduğu cümleler karşısında Aren umursamaz duruyordu; ben de oldukça sakin yaklaştım ve açıklama yaptım: 

- Danıştığımız psikolog henüz cinsel kimliğinin oturmadığını ve serbest bırakmamız gerektiğini söylüyor, biz sakıncalı bulmuyoruz. Söyledikleriniz Aren'i yaralayacak cinsten söylemezseniz sevinirim. 

Anlaşıldı mı elbette hayır. Kız Aren sesleri yükseliyordu ve her daim hadi çıkarın bu elbiseyi sesleri vardı. 

Kırıldım mı, evet üzüldüm mü evet, endişe ettim mi HAYIR!. 

Niçin kırılıp, üzüldüm; çünkü evladım ileride gay olmayı tercih edebilirdi bu durumda toplumu geçtim aile içinde yaşanabilecekler beni fazlasıyla korkuttu. Oysa ben o ortamdaki diğer insanların çocuklarının gay değil insan olmasıyla daha çok ilgiliyim ve ilgilenirdim. Başka kusurları ve sorunların olan çocukların bu yönlenleriyle hiç ilgilenmediğim gibi kırıcı olmayı hiçbir gün tercih ettim. 


Aren'in kızsal şeylere ilk ilgisi oje ile başladı.  Biz o dönem pipililer sürmez, erkekler sürmez gibi şeylerle izin vermiyorduk. Sonra etrafındaki kız çocuk arkadaşları toka taktığı için toka takmak istiyordu ve elbette beni makyaj yaparken görünce ben de ben de diyordu. O dönem Nilüfer hanım'a sıklıkla danışmaya gidiyorduk; bu konuyu sorduğumuzda. Söylemlerimizin son derece yanlış olduğunu 3-4 yaşa kadar cinsel kimliğin oturmayacağını ve bu tip konularda serbest bırakmamızı söyledi bize. Dahası erkek çocuğunun babayı örnek alacağını, babasının da böyle bir eğilimi olmadığına göre korkmamamız gerektiğini söyledi. Biz oldukça kafamız net bir biçimde çıktık. 

Oje konusunda cilde zararlı olduğunu belirttik; zaten oje süren biri de olmadığımdan pek istekli olmadı. Ama diğer konuların hepsinde serbest bıraktık ve gözlemlediğimiz sadece kızsal şeylere "ben de  ben de" yaklaşımı diğer şeylere yaklaşımından farklı değil. Örnek vermek gerekirse; Günçe masadan atlayınca da ben de diyor, günçe etek giyince de bende diyor. 

Dün akşamdan sonra akşam geç saatlere kadar ve bugün bu konuyu çeşitli tezlerden ve yabancı kaynaklardan araştırdım. Okuduğum tüm makalelerin, bilimsel çalışmaların ve tezlerin hepsi aşağıda özetlemeye çalışacağım şeyleri söylüyor. 

Erkek gibi giyinmek isteyen kız çocuklarının ve kız çocuk gibi giyinmek isteyen erkek çocuklarının ailelerin soruları ve endişeleri ortaktır. 

-Çocuğumun bu davranışı anormal mi?

-Onu değiştirmeye çalışmalı mıyım?

-Profesyonel yardıma ihtiyacı var mı?


Oysaki oldukça doğal ve çok sık rastlanan bir durumdur bu; erkek çocukların  ablalarının kıyafetini giymek istemesi veya kız çocukların erkek oyuncaklarıyla oynamak istemesi. 5 yaşın altındaki bir çok çocuk henüz cinsel kimliği hakkında net bir bilgiye sahip değildir. Ablasının kıyafetini giymek istemesinin cinsel kimlik karmaşasıyla çok büyük olasılıkla hiçbir ilgisi yoktur. 

Daha büyük çocuklar bile zaman zaman keşke erkek olsaydım keşke kız olsaydım gibi söylemlerle bulunurlar. 

Bu sorun gibi gözüken durumun daha çok erkek ailelerininde gözükmesinin sebebi arabayla oynayan bir kız çocuğun barbie ile oynayan bir erkek çocuk kadar endişe uyandırmamasındandır toplumda. 
Bir çocuğun cinsel kimliği keşfetmeye başlaması hayatının ilk yılına denk geliyor. 8-10 ay civarında cinsel organlarının farkına varıyorlar. 1-2 yaş arasında birbirlerininin fiziksel değişiklikleri konusunda merak duymaya başlıyorlar. 3. yaş gününden önce kendilerini erkek veya kız olarak söylemeyi bilebiliyorlar. 4 yaşına geldiklerinde ise artık kesin olarak kız veya erkek oldukları bilebiliyorlar ama yukarıda da belirttiğim üzere 5 yaşından önce netlik kazanmıyorlar. 

4-5 yaş arasında feminen ve maskulen rolleri farkediyorlar: 
*Erkek çocuklar daha agresif oyunlar oynarken kız çocuklar daha feminen oyunlar oynuyorlar 
*Sosyal davranışlara bakıldığında daha erkeksi veya kadınsı tavırlar sergileyebiliyorlar. 
*Vücut dilleri de feminen veya maskulen olarak kendini ele vermeye başlıyor. 
* İlkokul zamanı ise çocukların kendi cinsel kimliğine uygun arkadaşlar seçtiği görülüyor yanı erkeklerin daha çok erkeklerle kızların daha çok kızlarla birlikte oynaması gibi. Erkek çocukların seslerinin kalınlaşması kız çocuklarının daha kibarlaşması gibi 

Cinsel kimlik doğrultusunda davranmanın  üzerinde en büyük etkinin çocuğunun etrafındaki erkek ve kadın kimliklerinden kaynaklandığı görülüyor. Erkek ve kadınlara ait karakteristik özellikleri çocuklar ebeveynlerinden ve çok yakınındakilerden alıyorlar. Ve bu etkileşimi kendi karakterleri ve değerler sistemine katıyorlar. Aynı zamanda TV'dan etrafındaki arkadaşlarından da etkileniyorlar. Tüm bunların etkisi feminen ve maskulen davranışların kalitesini belirliyor. Ama elbette bu konuda  çocuğun en çok etkilendiği şey ebeveynin çocuğa olan yaklaşımı. 

Cinsel Rol ve BasmaKalıplar
Kültürlerin feminen veya maskulen olarak yerleşmiş davranış biçimleri var; ve ne zamanki çocuğun davranışları bu davranış biçimlerinin dışında oluyor işte o zaman çocuk ayrıştırılmaya ve dalga geçilir hale geliyor. Ve ebeveynler doğal olarak çocuklarının sosyal olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda endişe duymaya başlıyorlar. 


Çoğu zaman çocuğunuzunu sosyal olarak kabul görecek davranış biçimlerine zorladığınızı görürsünüz. Oysa önemli olan çocuğunuzu kendini yeterince iyi hissetmesinidir. Toplumca belirlenen basmakalıp rollere sahip olmayabilir ama her çocuğun kendine özel yetenekleri ve güçlü yanları vardır ve önemli olan da ebeveyn olarak bunları ön plana çıkarmaktır. 


Ironik olan şu ki; yıllar içinde kadın ve erkeklere biçilen roller de değişmiştir. Erkekler eskisine göre daha yumuşak ve kabul edilebilir feminen yanlara sahip olabilirken kadınlarda daha maskulen taraflarıyla kabul görmektedir. 

Sonuç olarak çocuğunuzun kendi yolunda gelişmesi ve potansiyelini en üst seviyesinde kullanamabilmesi için ona yardımcı olmalısınız, topluma ayak uydurması ve basmakalıp rolleri üstlenmesi konusunda değil. 

Çocuğum gay veya lezbiyen olarak mı büyüyecek? 

Yapılan araştırmalara göre çocuklukta bu ve benzer davranış biçimleri gösteren çocuklar birer yetişkin olduklarında cinsel kimliklerinin tersi bir biçimde yaşamaya devam etmişler. Büyük bir çoğunluğun bu tip davranışları büyüdükçe geçmiş ve tamamen ortadan kalkmış 

Büyüdükçe hala cinsel kimliği konusunda emin olamayan çocuklar da var; ve fakat bunların da sayısı oldukça az. 

Kadınsı özellik gösteren erkek çocukların anneleriyle ilişkilerinin çok iyi olduğu ve kadınsı oyunlar oynamayı sevdikleri gözlemlenmiş tam tersi de kız çocuklar için geçerli. 

Ne Yapmalıyım &Ne Zaman Profesyonel Yardım Almalıyım ?

Çocuğunuzla ilk hassas konuşmayı siz yapmalısınız ve onu dikkatlice dinlemelisiniz; ebeveyn olarak yapılacak ilk şey bu. 
Çocuğunuz her davranışıyla, duruşuyla her anlamda çok güçlü bir biçimde karşı cinse ait özellikler ve davranışlar gösteriyorsa bu durumda profesyonel yardım almanız gerekiyor demekir. 

Bu belirtilerin ortak özellikleri arasında; çocuğun kendine zarar vermesi ve depresyon görülür. 

Tüm bu belirtiler en çok ergenlik çağında yoğunlaşıyor; çünkü bedeni değişen çocuk bunu kabullenemiyor ve depresyon katsayısı artıyor. 

Çocuğunuz çok şiddetli bir biçimde diğer cinsel kimliği istediğinden bahsediyorsa ergenliği veya ileri yaşları beklemeden profesyonel yardım almak gerekiyor; çünkü bu durumda çocuğunuzun dahil olduğu sosyal gruplar, okul ve bezleri için de bir aksiyon planına ihtiyacınız olacak. 

Velhasıl kelam; okuduğum tüm bilimsel makale ve yazılar bana Nilüfer hanımın verdiği bilgiden daha farklı bir şey vermedi; sadece detayıyla öğrenmiş oldum ve davranış biçimimizin de doğru olduğunu görüp yüreğime su serpilmiş oldu. 
Herşey bir yana çocuğum ileride gay olur mu bilemiyorum ama okuduğum en katı bilimsel makaleler bile önemli olan çocuğunuzu yargılamadan kabul etmeniz ve ona yardımcı olmanız diyor. Çocuğum gay olsa kendimi öldüresiye üzülmem, elbette tercih ettiği cinsel kimlik yerine doğuştan getirdiği cinsel kimlik ile yaşamasını tercih ederim; ama hayattaki seçimlerinin hele ki onu mutlu edecek seçimlerinin daima yanında olurum. İnandığım ve çabaladığım tek şey özgüvenli ve kendiyle barışık & mutlu bir çocuk yetişrirmek. 

Daha 2 yaşındaki çocuğumun Gay olacağı endişesine kapılanların çocuklarının ne olacağını bilemiyorum umarım ailelerinin istedikleri gibi olurlar ama şayet tercihleri başka olursa yanlarında ailelerinden çok bizi bulacakları da kesin. 



3.03.2014

Evdeki Patron


Sizin evin patronu kim? Şüphesizki bizim evin patron'u Aren... Kendimiz ettik kendimiz bulduk. Çocuk özgüvenli, duygularını dile getiren, özgür çocuk olsun derken patron oldu çıktı. Çok fazla fikrini almışız bence her konuda; oysaki bazı konular vardır ki sadece anne & baba karar verir. Acemiliğimize geldi işte kantarın topuzunu kaçırdık; ee haliyle çocukta kendini patron sanıverdi. Herşeye karar verebilir, her istediğini yapabilir sanıyor kendini. 


28 ayla birlikte hayatımız tam anlamıyla alt üst oldu ve malesef o meşhur mesnevi sözündeki gibi; hayatım altüst olur diye korkma ne biliyorsun altıın üstünden güzel olmadığını tutmadı; malesef altı pek güzel gelmedi. Tepetaklak bir biçimde dolanıyoruz. Bir çocuk hiç mi işbirliği yapmaz, her şeyi mi kendisi yapmak ister. Evet var o modelden bizde 2011 model Aren Mir Yolukar! Sınırlarını zorlama ustası bir çocuk; soluksuz kalıp kusacak kıvama gelene kadar ağlar mı sizce? Hem de istediği şeye daha önce aynı derecede ağlayıp yapılmadığını bildiği halde. Biz de insanız be mübarek, insanız! Yok vallahi bu dereceye gelip sakın kalana insan diyemem doğa üstü bir varlıktır bence. 


Neyse hal böyle olunca bir çaresine bakalım dedik; gideceğim uzmana da gideceğim ama önce okuyayım dedim farklı kaynaklardan okudum; işbirlikçi olmayan çocuğu işbirlikçi yapmanın yollarına nedenlerine. 


Tüm kaynakların ilk söylediği şey; sağlıklı bağlanma ve iyi bir iletişim. Geçinizzzzz dedim. Bence fazla sağlıklı bağlanma ve fazlasıyla iletişim var bizim evde; herşeyin fazlası zarar, ciddiyim. Öyle her konuda fikrini sorarak iletişime geçmeyeceksin, öyle her konuda açıklama yapmayacaksın. Bu böyle deyip geçeceksin arkadaş. 


Okuduklarımdan derlediğim öneriler ve bu öneriler hakkındaki fikirlerim aşağıdaki gibi. Sizi de dinlemekten zevk alırım, deneyimi yani pratik bilgiyi teoriden çok daha üstün tutuyorum. 


Öncelikle tavsiye edilen şu; şunu şunu yapmazsan sonuçlarına katlanırsın demenin aslında cezadan farklı olmadığı söyleniyor. Ee ama yani şekerim başka bir uzmanda ceza vermeyin ama sonucunu söyleyin, katlansın diyor, hangi birinize inanalım ki biz; hımmm iç sesimizi dinleyelim değil mi? Valla biz ceza vermedik, vermiyoruz ama sonucuna katlanırsın neredeyse mottomuz; hatta evdeki tüm konuşmalarımız bunun üzerine: Aren şimdi giyinmezsen biz de seninle oynamıyoruz. Bazen hemen giyinir bazen de çok da umrumda hıhh oynamayın o zaman havasına girer, B planımız hazırdır tabii o zaman sakız çiğneyemezsin deriz liste böyle uzar gider, çoğunlukla ben aman banane ya çıplak kalsın derim, güray bir yolunu bulup giydirir. 


Sonucuna katlanırsın o zamanın alternatifleri nelermiş: 


1- Bırakın Sorunu Çocuğunuz Çözsün: Hala üzerini giyinmedin canım, seninle oynamak istiyorum oysaki ben, ne yapabiliriz sence? Uzman diyor ki; çocuklar sorumluluk almaya bayılır, yardım etmeyi severler. Bazen sadece onlara biraz güvenmek gerekir. Şimdi iyi tamam doğru söylüyorsun; sorumluluk almaya ve yardım etmeye bayılıyorlar. Ama ben Aren'e böyle bir cümle kursam; bööhüüü giyinmicem bennnn oynayalım diye bögürür. Veya artık o anki ruh haline göre iyi banane oynamazsak oynamayalım diyebilir. 


2- Kazan&Kazan Methodu: Çocuğunuz için 1 numara çalışmıyorsa; demek giyinmek istemiyorsun ama bu benim hiç hoşuma gitmedi, böyle çıplak kalırsan hasta olabilirsin; üstünü giyinmek ve sonrasında oynamak için ne yapabiliriz canım? Çocuk bu noktada ciddi olduğunuzu anlayacak ve işbirliği yapacakmış; valla sanırım ciddiyette sınıfta kalıyoruz biz, ayrıca naparsak giyinirsine bizimkinin cevabı şekerrrr olacaktır. Rüşvet istemek ve almak konusunda oldukça cüretkar!


3-Söylemlerinizi Değiştirin:  Çocuğa evet veya hayır deme şansı bırakacak sorular sormamayı öneriyor; yani üzerini giyinmek ister misin gibi? Hayır derse o noktada sıçıyorsun çünkü. Onun yerine; Canım üzerini biraz böyle durduktan sonra mı giyersin yoksa hemen şimdi mi giymek istersin gibi alternatif sunuyorsun ama cevabın hayır olmayacağı gibi. Aren'e böyle bir söylemde bulunsam offf giyinmicem dedim sanaaa diye fırça yeriz!


4-Tekrar Yapması İçin Ricada Bulunmak: Canım sen giyinmek istemedin ben de sinirlenip bağırdım, özür dilerim. Şimdi gel tekrardan deneyelim; bu noktada çocuğun boyutuna inilir, ona dokunulur, gözlerinin içine bakılır ve yumuşak bir ses tonuyla ricada bulunur. Canım giyinmen için ne yapabiliriz birlikte. Şimdi çyakalarsan boyuna inersin ve bunları yaparsın. Kaldı ki bence bu biraz da tüm ipleri eline vermektir; yine senden çok abuk bir şey isteyebilir, yapacak mısını istediğini de bunu soruyorsun. Aren'de bu tavsiye işlemez arkadaş!


5- Kendi Haline Bırakın Öğrensin: Bak en beğendiğim bu oldu!. Siz sonucunda ne olacağını ve katlanması gerekeni söylemeyin, bırakın kendi kendine öğrensin diyor. Giyinmiyor örneğin siz de kendi haline bırakıyorsunuz sonra birden çok üşümeye başlıyor ve sizden rica ediyor; buradaki kritik nokta şu, çocuğa bu noktada aciyip ayy canım benim gel giydireyim hemen derseniz hep bunu dener, bak ben sana demiştim ama deyip giydirirseniz ve başına kakarsanız belki bir daha yapmaz ama yara almış olur sizin tarafnızdan en doğrusu; canım benim ben şimdi seni giydiremem, umarım çok üşümemişsindir, müsait olur olmaz giydireceğim seni; böyle bir söylem çocuğa kendini hem önemli hissettirecektiri bak annem babam hala beni önemsiyor gibi hem de sorumluluğunu hatırlatacaktır der uzman. Güzel söylüyor; örneği ben attım kafadan giyinmek belki de iyi bir örnek değil ve bence hemen hemen tüm çocuklarda işe yarayacak olan bu yöntem. 


Bunların dışında elbette hemen hemen herkesin bildiği  çocuğunuzla iletişiminizi gözden geçirin, duygularını anladığınızı ona da yansıtın gibi önerilerde var ama temcit pilavi gibi herkesin herkesin yazdığı ve önerdiği şeyler bir kez daha yazmak istemedim. 


Sonuç olarak; örneklerin yanına eklediğim kendi yorumlarımla şunu söylemek istiyorum aslında; uzmanların önerileri çok güzel ama teorik bilgi oluyor pratikte doğru da uygulasan her zaman işe yaramıyor. Ama şuna çok yarıyor; kendi yöntemini kendin bulurken sana kılavuzluk ediyor. Diyorum ki çok okuyun az ve öz uygulayın. Okuduğunuz herşeyin işe yarayacağına pratikte çalışacağına hemen inanmayın da hayal kırıklığı yaşamayın. 



Kader Diyemezsin Sen Kendin Ettin


KADER KAYBEDENLERİN SIĞINDIĞI BİR LİMAN; OLMASINI İSTEDİĞİNİZ ŞEYLER İÇİN BEKLEMEK YERİNE HAREKETE GEÇİN! 

Kader konusu beni çok uzunca süre meşgul etmiş bir konudur; açıklamalar beni bir türlü ikna etmemiştir. Her şey belli ise neden yaşıyoruz neden kıpırdıyoruzki biz diye düşünmüşümdür. Aman "herşey olacağına varır " cümlesini ki, aslında bu sadece kaçış cümlesidir, bir zamanlar çok kullanmışımdır. 

Sonra kişisel gelişim ile ilgilenmeye başladıkça, dinle ilgili kulaktan dolma değil kendim okuyup öğrendikçe kader kavramını kendi içimde çözdüm veya çözdüğümü sanıyorum diyelim :) 

Beni en çok etkileyen Isra suresindeki daha öncede yazdığım şu cümle olmuştur: "Biz sizin kaderinizi çabanıza bağlı kıldık" işte bu cümle kader üzerinde insanın etkili olduğu hatta insanın kaderinin ana hatlarını olmasa da ayrıntılarını kesinlikle kendisinin yazdığının bir göstergesi. 

Doğduğumuz anda ölmeye de başlıyoruz ve aslında hemen hemen tüm dinlerde doğuma ağlanır ölüme sevinilir, ölüm bir kutlamadır aslında, hakikate kavuşmaktır. Bu dünyaya gelişşimizin elbette bir anlamı var, olmalı da öyle değil mi? 

Kaderimizin sadece oyuncusu değilimiz; ana hatları belirlenmiş olabilir hayatımızın; ölüm tarihimiz gibi ama nasıl öleceğimiz bizim elimizde olabilir, kaderimizi bu anlama yönetebileceğimize inanıyorum. 

Binlerce senaryomuz var bence ve senaryolardan hangisini seçeceğimiz bize bağlı; elbette Yaradan hangi senaryoyu seçeceğimizi biliyor o herşeye hakim ve bilendir çünkü. 

Kaderimi elime aldığımdan beri daha huzurlu, daha mutlu ve daha çoşkulu yaşadığımı söyleyebilirim. Seçimimi yapar gerisini Yaradan'a bırakırım; hayırlı ise olacağını olmuyorsa bir hikmeti olduğunu bilirim. 

İnsanın kendi gücünün farkına varması ve hayatının aslında çokça çabasına bağlı olduğunu bilmesi hayatı daha anlamı kılıyor. 

Siz de şimdi "aman her şey olacağına varır demeyi bırakıp, seçimlerinize dikkat edebilirsiniz"

Şimdi sizleri  konumuzla alakalı olmasa da  "Kader Diyemezsin Sen Kendin Ettin" şarkısıyla başbaşa bırakıyorum....






24.02.2014

Bir Güzel Aile




Onlar farklı bir aile; tanıdığım nice aileden daha aile olmayı başarabilmiş güzel insanlar.... Bu insanların hikayesinin bir kısmını sizinle de paylaşmak istedim. 

Rod (kucağında erkek çocuk olan) bundan yıllar önce, yaklaşık 25 yıl  kadar, bize AFS ile gelmişti; annem ve babam evin içinde sürekli inglizce konuşan biri olur ise inglizce öğrenmemize ve konuşmamıza faydası olacağına inanmıştı. 1 yıl kadar bizimle yaşadı Rod ve ailemizden biri oluverdi. O zamandan bu zamana kendisiyle hiç kopmadık. Daha sonra kendi ailesiyle ziyaretimize geldi, 1 yıl kadar da işine ara verip gelip Türkiye'de anaokulu öğretmenliği yaptı. Psikoloji mezunu, master yapmış biri; ve fakat şimdilerde de web designer olarak çalışıyor. 

Anneme anne babama da baba diy hitap eder; 5-6 yıl kadar önce anneme ve bize bir mail göndererek işte torununuz dedi; bir evlat edinmişti hem de hiç kimsenin evlat edinmek istemediği bir çocuğu adını da Can koymuştu. Ertesi yaz Can'a seni büyükanne ve büyükbaba ve ailenin diğer kalanlarıyla tanıştırmaya götürüyorum diyerek yanımıza gelip 1 ay kadar kaldılar; Can annemi görür görmez are you my Babaanne dedi. Çocuklarına bir yandan Türkçe öğretiyor; annem de doğal olarak ölürüm ben sanaa yavrummmm yes ben senin babaannenim dedi. 

Annem uzun yıllar Rod'un gay olduğuna inanmak istemedi ve bize kardeşinize çok kötü şeyler konduruyorsunuz dedi; o evlenecek uygun birini bulamıyor o yüzden evlenmedi ve evlat edinmeyi tercih etti dedi. 

Bu ziyaretin ardından geçen 2 sene sonrasında Rod'tan yeniden mail aldık bu sefer bir kız evlat edinmişti üstelik zenci ve adını Alev koymuştu; annemin adı. Mailde anneciğim şimdi de bir kız torununu oldu adı Alev yazmıştı; annem yine ölürüm ben sanaaa babaannen kurban olsun sana evladım diye geri cevap yazmıştı. 

Rod'un beraber yaşadığı biri olduğunu biliyorduk ama bu konu hiç konuşulmadı; annemi babamı ve Türk bakış açısını bildiğinden oldukça çekiniyordu bu konudan sanırım. Geçen yıl nasıl olduysa annem ev arkadaşında gelsin istersen dedi Rod'a; Rod inanılmaz heyecanlamıştı. 

2 çocukla beraber geldiler. Önce Rod ve çocuklar geldi; Alev'le ilk kez tanıştık, kıtalar arasında nasıl bir aile bilinci yarattıysa çocuklar ilk andan itibaren bizleri benimsediler. Rod'a baba diyorlar ve bizlere de babaanne, dayı, hala gibi sıfatlarla hitap ediyorlar. Bir müddet sonra Daddy diye hitap ettikleri kişi de aramıza katıldı böylece aile tabloları tamamlanmış oldu. 

1 aydan fazla süre birlikte yaşadık; 2 çocuklarını nasıl büyüttüklerine şahit olduk. Öylesi özenli ve öylesi güzel yetiştiryorlarki tam anlamıyla bir aile olmuş durumdalar. Onları görünce bir çocuğu hakkıyla büyütmek için kocaman bir yüreğe, sonsuz bir sevgiye ve bilinçli ebeveyn olmak dışında hiçbir şeye ihtiyaç olmadığını bir kez daha anladım. Bu 2 adamın benden kat be kat iyi çocuk yetiştirdiğini söyleyebilirim. Evlenmiş olduklarını söylememe gerek var mı ;)

Bu arada Türkiye'de USA'den çok daha rahat ettiklerini kendileri söylediler; o rüya ve özgürlükler ülkesi olarak bilinen Amerika'nın aslında öyle olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Parkta zenci bebeği itmek ve kendi çocuğunu salıncağa koymak mı dersin, okulda çocuklara sizin anneniniz yok mu demeler, gay çift oldukları için dindar kesin tarafından dışlanmak mı dersin nice hikayeyi üzülerek anlattılar. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor oysa bildiğim başka hikayelerde ve USA yaşanan ırkçılık üzerine.... 

Burada en fazla annesi mi zenciydi diye sordular; evlat edindiklerini söyleyince tebrikler ah ahh hakikatli çocukmuş demeler ve benzerlerini dyduk. Gay çift olduklarını anlamak çok zor ikisi de gayet düzgün görünümlü çünkü, ama bunu ima etmeye çalışanlara evet dediğimizde en çok merak edilen peki hangisi anne hangisi baba oldu biz de cevaben her ikisi de anne her ikisi de baba dedik. Sahilde teyzeler her gün farklı senaryolar ile karşımıza geliyordu ve pek keyifli oluyorlardı :) Bir başka sıkça karşılaştığımız konu isimleri Türk olduğu için peki bu kızın adı Türkçe kendisi zenci babası Amerikalı ee bu kız nereli kime benzemiş demeleri oluyordu :) 

Aslında ülkemiz bir çok açıdan özgürlüklerin başkenti amma velakin yönetim şeklimiz buna şimdilik el vermiyor! diyerek siyasi bir kapanış yapayım :) 

Bu hikayeyi paylaşmamın bir çok nedeni var ama sizler edebiyat derlersinde ana fikir çııkarmak konusunda eminim tecrübelisinizdir ve ana fikre kendınız varabilirsiniz. Etrafımızda dini dili cinsel tercihi her ne olursa olsun güzel insanlar olsun yeter!


13.02.2014

Büyümek





Büyümek sancılı bir süreç hele yetişkinken büyümek daha da sancılı bir süreç. Çocuklar an'ın içinde kalabilen yegane varlıklar; eminim bir çok ebeveyn aynı şeyi gözlemlemiş ve deneyimlemiştir. Deli gibi ağlayan çoçuk ağlaması bittikten sonra hiçbir şey olmamış gibi diğer an'ı yaşamaya başlar. İşte bu muhteşem bir şey; ağlarken sadece ağlamaya odaklanıyor çocuklar, dikkatini dağıtmak, eline bir şeyler vermek hiçbiri çözüm değil aksine çocuğun doğuştan getirdiği o muhteşem özelliğine, an'da kalabilmek, balta vurmak. 

Çocuklar büyürken farkında olalım veya olmayalım içimizdeki çok yere dokunuyorlar; bazen dokundukları yerler kabuk bağlamış veya uzun zamandır açık ve kanayan yaralar olabiliyor, varlığını bildiğimiz ama gözardı ettiğimiz ne çok duygumuz varsa bir çocuk büyürken gelip oraya dokunuyor. Farkında değilseniz büyüyen sadece çocuğunuz oluyor ama birlikte büyümüyorsanız da o zaman çocuğun büyümeside tam ve bütün olamıyor. 

Her çocuğun ailesini seçtiğine ve o aileye gelmesinin her iki taraf için de bir misyon taşıdığına inanıyorum. Dünyaya gelmemizin bir nedeni ve bir amacımız olduğu düşünülürse ve hatta buna inanırsak o zaman bu yap-boz'un parçalarını daha net bir biçimde görebiliriz. 

Aren doğduktan sonra kendimin ve bir çok duygumun, kabuk bağlamış yaralarımın, kabuk bağlayamamış ve tedavi bekleyen yanlarımın farkına vardım ben. Belki de bu yüzden "zor" diye tanımladım anneliği, belki de bu yüzden zaman zaman çok zorlandım ve hala çok zorlanıyorum. 

Bir eşikten atlıyorum şu sıralar ve Aren bu süreçte bambaşka bir çocuk haline dönüştü; biliyorum gelişiminin dahası gelişimimizin birlikte büyümemizin bir parçası bu. Bir şeye niyet ettiğinizde hayat sizi defalarca test eder; bilmek ister çünkü gerçekten hazır mısınız, gerçekten bunu isiyor musunuz? diye ve gelişebilmeniz için karşınıza yıkılması zor duvarlar, atlanması gereken eşikler çıkarır. Ve siz o noktada ya bunları farkedersiniz ve ağlasanız da zorlansanızda, farkındayım der ve mücadale edersiniz veya vazgeçersiniz. 

Son günlerimiz Aren'in durmaksızın ağladığı, içini çeke çeke ağladığı belli ki sancı çektiği şekilde geçiyor. Beni ve içimdeki çok şeyi tetikliyor. Eskiden içimde tetiklenenleri farketmezdim daha doğrusu farketmek istemezdim; ama şimdi farkediyorum ve ben de sancı çekiyorum; ama biliyorum ki geçecek ve biliyorum ki bunun bir nedeni var. 

Aren ağlarken sakin kalmaya çalışıyorum, sabır göstermekten daha farklı bir şey bu, ondan daha çok bana ne olduğunu anlamaya çalışıyorum ve aklıma hep sevgili arkadaşım, mentörüm, iyi ki varsın dediğim Pınar'ın Mucize Pınar'ın bir sözü geliyor: "Ruh hatırlar Tüten".  Ruhum acı çekiyor o an'larda çünkü ben odana gidip ağlayabilirsin, bundan ağlayacak ne var şimdi veya en iyi haliyle dikkati dağıtılmaya çalışılmış bir çocuk olarak büyüdüm; çok belli ki bunlar ruhuma işlendi ve Aren ağlarken benim ruhum acı çekiyor kendi üzüntülerini hatırlayarak. Bazen onun da acı çektiğini düşünüyorum oysaki o sadece duygusunu yaşıyor bunu biliyorum. 

Tahammül edemediğimiz çocuklarımız veya eşimiz veya bir başkası değil; tahammül edemediğimiz şey onların bize hissettirdikleri bizim içimizde olanlar. Bunu farkettiğiniz anda, herşeye başka bir gözle bakıyorsunuz; farkediyorsunuz ki çözüm sizde ne çocuğunuz için ne başka biri için çözüm aramıyorsunuz, kendiniz için çözüm aramaya başlıyorsunuz. Kendi çözümlerinizi bulmaya başladığınızda, belki karşınızdaki insan aynı kalıyor ama siz artık aynı tepkileri vermiyorsunuz ; çünkü biliyorsunuz herşey orada içinizde yaşanıyor ve içinizde çözülecek. Bu nedenle bir çok tedavi ve terapide siz ne kadar isterseniz o kadar iyileşirsiniz deniliyor; bu nedenle çare-siz- siniz deniliyor. Bunu keşfettiğinizde çektiğiniz sancı bir yandan acı verirken bir yandan şükretmenize sebeb oluyor. 

Ben Aren'in yanında kalıyorum ve artık kesinlikle öfkelenmiyorum, bağırmıyorum ve sinirlenmiyorum sadece çok üzülüyorum hem de çok. Ona bol şevkat ve sevgi göstermeye çalışıyorum ama uyuz bir oğlum var öyle anlarda sevgiyi, şevkati normalde asla hayır demeyeceği şekeri bile kabul etmiyor; ben de sadece aynı odada ona yakın durup onu anladığımı ifade etmeye çalışıyorum. Elbette ağlamanın ve inatçılığının süresi uzadığında benim de içimdeki alev gittikçe ateşleniyor ve bir ejderaya dönmeme ramak kalıyor; kimi zaman eskisi gibi olmasa da ağzımdan ateşler çıkabiliyor; ama bunun için kendimi suçlamıyorum artık. Ben de sadece o an'da kalmaya çalışıyorum, sadece o an'da kalıp kendime dokunmaya şevkatle, sevgiyle çalışıyorum ki an'da kalmanın benim için atlanılması gereken bir eşik ve hatta yıkılması gereken bir duvar olduğunu sevgili Pınar'la yaptığım Regresyon çalışmasından da iyi biliyorum. 

Dün akşam anamdan emdiğim süt burnumdan geldiği anlarda bir yandan hep içimden farkındayım dedim ve şükrettim; tüm bunlar benim sınavımdı 100 alamadım belki ama 75 ile bugüne kadar alamadığım bir not'u aldığımı söyleyebilirim. 

Velhasıl kelam büyümek sancılı bir süreç; sancıyı çekmezsen ne büyüyebiliyorsun ne de büyüdüğünü anlıyorsun! 

Haydi bakalım yazığı aşağıdaki şarkıyı dinlemeen bitirmeyin 









4.02.2014

Aren'le Hoşbeş III



Bir zaman geliyor büyümesinin hızına yetişemiyorsun; tutamıyorsun zamanı gerçekten. Ve bu dönem tam da dilinin tamamen çözülmesine denk geliyor. 

Aren'in ağzından çıkanlara bazen öyle hayret ediyoruz ki, büyümek böyle birşey diyoruz. Son zamanlarda her konuşmamızın ardından ne dedin diyor? Bilmediği kelimeleri öğrenmeye ve anlamlandırmaya çalışıyor. Baba sen anneme ne dedin; işimden bahsettim oğlum; anne sen babama ne cevap verdin. Ben de iyi yapmışssın Güraycığım doğru bir strateji dedim. Ne dedin ne dedin :)

Bakalım son zamanlarda neler neler yumurtlamış. 


Haftasonu arabada gidiyoruz; sabah maaile birlikte kahvaltı etmişsiz tabii ki çocuklar masaya oturmamış, oyun oynamak adına, dolayısıyla da ellerine tutuşturulan bir dilim ekmek belki bir dilim kaşarla kahvaltı yapmışlar. Parka gitmek üzere çıkıyoruz ama yolun yarısında Aren'in uyku sinyalleri geliyor ve uyuyacağım diyor ama malum tüm zamanların en iyi ve en uzun uykuya direnen çocuğu ünvanını alacak denli iddalı. Uyumadığı için; Arenciğim uyuymayacaksan parka gidelim istersen diyoruz. Gelen cevap: 

- Zaten karnım da çok aç, sabah sucuk da yiyemedim, beni sucuk yemeye götürün :):):)

Aynı gün arabada dönerken; Aren eve bebek gelsin mi diyorum. 

- Hayır gelmesin, ben ona pat yaparım ben onu ısırırım 

Aaa kıyabilir misin ona daha minicik olacak ama, ufacık olacak, canı acımaz mı sence? 

- Acımaz minik ısırırım onu. 

Ama o senin kardeşin olacak senin gibi annenin memesinden süt içecek, sen abi olacaksın. 

- Yaaaa memeni emmesin, memeler benim. Yaaa ama olmazzz ama olmazzzzz 

Bu noktada Aren kopar ve ciddi depresyona girer. Baba bebek gelmesin baba bebek gelmesin. Yaaaa ama yaaa!

- Tamam oğlum gelmeyecek, üzülme lütfen! 

- Hee tamam o zaman ! 

Ben napayayım çocuk hazır değil kardeşe baksana kurt kesiliyor resmen. 

Yine arabada gidiyoruz; babaannesini özlediğinden bahsediyor. Güray da diyor ki; haftaya supriz yapıp gidelim babaanneye kapıyı çalalım aaaa desin çok sevinsin, sonra da babaanneyi alıp İstanbula gelelim olur mu Aren. Aren buna çok sevinyor üzerinden bir müddet geçince

- Baba babaannemi arar mısın? 

Biz özledi herhalde diyoruz arıyoruz, arabada bluetooth üzerinden konuşabiliyorsuz. Kayınvaldem telefonu açıyor ve

- Babaanne haftaya sana süpriz yapacağız, sana geleceğiz, kapıyı çalacağız bir açacaksın aaaa Aren gelmiş :)

Bu arada kayınvaldem son geldiğinde gitmesini hiç istemedi; kayınvaldem de ama Koko'ya (amcasına) yemek yapacağım, eşyalarını yıkacağım sonra geleceğim demişti. 

- Babaanne Koko'ya yemek yaptın mı? 

- Yaptım canım, 

- Tamam o zaman gel! 

- Aren bak çocuklar böyle şeyler yapmazlar
-Ben çocuk değilim anne çocuk değilim
- Nesin peki sen?
- Ben Aren'im ben Aren'im dedimmmmm ben çocuk değilim sensin çocuk. 
- Hayır ben çocuk değilim Tüten'im o zaman
-Hayır sen Tüten değilsin annesin! 


Güray ne zaman Aren'e kızsa gözüme bak dedim sana diyor.  Güray Aren'in istemediği bir ey yapıyor ve Aren. 

- Babaaaa gözüme bak dedim sana! :)

 Dün akşam Güray'a sarılıyorum; 

- Anne sen napıyorsun öyle (hayretler içinde çocuk),
- Baban'a sarılıyorum
- Deli'ye bağlayan Aren, yaaa olmaz sarılma diyerek koşuyor üzerime
- Tamam tamam gel sana sarılayım 
- Tamam o olur :)
Sen benim ilk aşkımsın canımsım diyorum, evin diğer çocuğu araya giriyor. 

- Hayır ilk aşkın benim! :)

Daha bir çok böyle muhabbet olmuştur ama yazmayınca unutuyor işte insan :) Bunlar öyles güzel anılar ki her okuduğunda gülümseme garantisi olan, o yüzden yazmalı insan.