22.06.2011

Bezsiz Bebek Büyütmek (Hayal mi?)


Bebek bezlerini oldum olası sevmem. Bir bebeğinde o bezin içinde rahat edebileceğine pek inanmam. Dahası az buçuk kıyısında köşesinden iddasız bir şekilde ama kesinlikle bilinçli olarak çevreyii doğayı önemserim ve elimden gelen herşeyi yaparım. Bebek bezlerinin de ciddi doğa düşmanı olduğunu biliyorum.

Hamile kalmadan önce bezsiz bebek kavramıyla tanıştım. Sonra bloglarda bunu deneyen anneleri okudum sanırım ilk kez Tanya'da görmüştüm ve bayılmıştım çok hoşuma gitmişi, doğaya dost yıkanabilir bez kullanma fikri. Kaldı ki bunun bebek için de çok sağlıklı olduğu söyleniyor dahası bu onaylanıyor anneler tarafından. Dahası bebek bezlerinin içindeki kimyasalların özellikle erkek bebeklerin sperm üretimi testis gelişimi için sakıncaları kanıtlanmış durumda.

İşte ben de heyecanlandım. Neden olmasın dedim. Neden ben de yapamayım dedim. Heveslendim. Ama asla iddalı olmadım. bilemiyorum ki doğumdan sonra neler hissedeceğimi, başarıp başaramayacağımı. Ama niyetim bu yönde bunu gönülden istiyorum.

Ama etraftan herkes bu konuda köstek bana. En yakınların bile. Yapamazsın olmaz diyor. Eskiden böyleydi biz bıktık evladım kolaymı o bezleri kaynatmak bebek bir kaka yaptı mı taaa sırtına kadar çıkacak kaç kere yıkanır bez değiştirilir diyorlar. Suda bekleteceksin onları zaten işin başından aşkın olacak deniliyor. Annem biraz destekledi ama o da zor olacağından emin ol dedi. Sevgili eşim alt değiştirmeye hiç karışmayacağını başından beri beyan ettiği için doğal olarak destekliyor bu çevreci ve sağlıklı yöntemi :)

Ama ben insanları anlamakta zorlanıyorum. Neden destek verilmez böyle bir konuda? Neden hemen olmaz denilir? Neden inanılmaz yapılabileceğine?

Bebeğimi çok merak ediyorum. Ne hissedeceğimi, onun ne hissedeceğini, anneliği başarıp başaramayacağımı. Ve bir de işte şu yıkanabilir bebek bezini kullanma konusunda başarılı olup olmayacağımı.

Siz okurken ne hissettiniz başarılır mı, başarılmaz mı :)

Düşünürken İncitmek



Bazen karşındakini düşünürken incitebiliyor insan. Niyet ne kadar iyi olursa olsun ağızdan çıkan kelimeler olduğu haliyle karşındakine dokununca can acıtabiliyor ve canı acıyan her canlı tepki gösteriyor. Tepki gören kişinin de canı yanıyor bu durumda çünkü aslında düşünceli olmaktan başka bir gayesi yok, niyeti de son derece iyi ve masum.

Biz birbirmizi en çok böyle yıpratıyoruz Güray'la. Kelimelerin gücü adına! Tepkiler ortaya koyulduğunda çoktan ateş yanmış oluyor ve üzerine körükle gidilmiş. Sonra o ateşi söndürmek için aslında ne derken ne denmek istendiği niyetin ne olduğu su serpiyor duruma. Ortalık çoktan toza dumana bulanmışken.

Yani birini düşünürken aslında onu incitebiliyoruz ne kadar yaman bir çelişki öyle değil mi?

Belki de karşındakinin ağzından dökülen her kelime her bir cümle sana değmeden önce iyi niyet filterisine girmeli önce o filtereye çarpmalı ve sonra içine işlemeli.

Ne denli karşındakini tanıyor da olsan iyi niyetli olacağını da bilsen kelimelerin gücü gerçekten bambaşka. Duyduğun anda sende yarattığı o ilk his işte o his yok mu herşeyin başı. O dakikadan sonra filtreler, süzgeçler, niyet analizleri bunlara yer&zaman kalmıyor.

İnsan en çok sevdikleriyle konuşurken filtre kullanmıyor sanırım bu da çok yaman bir çelişki öyle değil mi? Ve aslında kelimelerin, cümlelerin bizleri nasıl ele geçirdiğinin bir göstergesi. Dil, edebiyat bunlar gerçekten çok önemli en nihayetinde iletişim bunlarla kuruluyor. Her bir sorunda iletişim-sizlik hedef gösterilmiyor mu? Sıklıkla birbirimize beni anlamıyorsun, seni anlayamıyorum demiyor muyuz?

Bir de işin içinde beden dili var. O apayrı bir konu başka bir yazının uzun bir konusu bile olabilir.

Diyeceğim o ki, neyi nasıl söylediğimiz hangi kelimelerle ifade ettiğimiz çok önemli.


Not: Sevgili okur sana söylüyorum kocacığım sen anla :))))




21.06.2011

Karar Verildi!

Oh be! Sonunda ne istediğimi buldum. Ve hatta bu ikimizin hayali oldu. Bu sene bir haller oldu bana iş hayatından fazlasıyla sıkılır oldum. İşteki başarı beni tatmin etmez oldu. Ciddi manada yorulmaya başladım. İşi keyiften çok para kazanma aracı olarak görmeye başladım. İşten uzak kaldığım günler en keyifli günlerim oluverdi. İlk kez bir tatile laptopumu götürmedim, ıphone üzerinden de yanıtladığım mail sayısı 2-3 geçmez sanırım ve bu benim kişisel tarihimde nadir rastlanan bir durumdur.

Yine bu sene ben ne yapabilirim aslında ne istiyorum beni ne mutlu eder sorusuna iş anlamında kafayı fazlaca yordum hatta bir ara craft işlerine adım atmışlığım ama hızlıca uzaklaşmışlığımda var. Sonra bu soruya bir sünger çektim yok kızım sen en iyi bildiğin işi yap tekrardan kendi haline dön dedim.

Lakin Alaçatı'ya gittiğimizde ve huzuru iliklerimize kadar hissettiğimizde ee bir de Süper Loto'nun 12 trilyon verdiğini öğrendiğimizde anında aynı anda kocayla aynı hayali kurmaya başladık. Hatta karar verdik. Evet biz bir butik otel yapmalı ve orada yaşamalıydık en azından Nisan-Ekim arası kesinlikle İstanbuldan uzakta olmalıydık. Hatta kocaya bu hayal gerçek olursa 3 çocuk bile yaparım demişliğim var ki yaparım sanırım. Eğer tüm enerjimi çocuklarıma harcayabileceksem geleceklerini garanti altına alabiliyorsam ve dahası yardımcı konusunda hiçbir sıkıntı çekmiyorsam yani evimin temizliği ütüsü gibi şeyleri düşünmüyorsam ee bir de çocuk bakımında yardımcı bir kadınım en iyisinden olacaksa neden olmasın ki öyle değil mi?

Karar verdik bile. Bir butik otel yapacağız sadece 15 odalı ve orayı işleteceğiz keyfimizle amaç para kazanmak olmayacak amaç iyi birşeyler yapmak olacak önce kendi ruhlarımız için.

Para bana asla soğuk gelmedi. Asla çok parası olanın çok derdi olacağını düşünmedim. Param olmasın sağlığım olsun da demedim. Valla hem sağlığım hem çok param olsun dedim. Parayı çok severim neden sevmeyeyim ki. Olsun çok param olsun mevcut durumum değişmeden elbette. Yani hiçbir zaman aman param olursa mutluluğum huzurum gider demedim. Ama evet para erkekleri değiştirir mi %100 değiştirir. Bu konuda endişelerim oldu benim de parayı bulan adam önce arabasını sonra karısını ve en sonra kendini değiştirir bu da bilinen birşey. Kocam da bu kurala uyar mı diye düşünmedim değil bak şimdi acaba bu yüzünden mi çok param olamıyor :)))

İşte böyle sürekli süper loto hayaliyle yaşıyorum Alaçatı'dan beri yaşıyoruz daha doğrusu.

Birgün gelir belki biz de Hayaldi Gerçek Oldu deriz belli mi olur ;) ve bizim iktidarımız başlar kendi cumhuriyetimizde.

20.06.2011

Tatilin Ardından

Aslında bu yazıyı tek bir cümleyle yazıp bitirmek isterdim. Şöyle; muhteşem, harika, olağanüstü bir tatildi nokta.

Ama öyle olmuyor malesef. Bir kere 12 ay yani 1 yılın 365 gününün içersinde sadece 7 gün veya 15 gün izin yapmak çok absurd öyle değil mi? Hoş geçmişe dönüp baktığımda tatillerin son günlerine doğru sıkılırdım işi bile özlediğim olurdu. Bu tatilde hiçbir şeyi özledim. Güray son günlerde evi özlediğini söylediği zamanlarda kendimi yokladım yok ben gerçekten evi bile özlememiştim. İşte evi bile özletmeyecek cinsten güzel bir tatildi benim için.

Hamile her kadın tatile çıkmalı bundan %100 emin oldum. Ve tatilde üzülerek anladığım birşey daha oldu. Beni ne iş ne de başka birşey beni şehir hayatı ve getirisi olan herşey fazlasıyla yoruyor (muş) hele hamilelikle şehir hayatının stresi ve yorgunluğu x2 oluyor (muş). Hamilelikte yaşadığım tüm şikayetler ve sıkıntılar uçaktan indiğimiz anda bitti. Bıçak gibi kesildi inanılır gibi değildi gerçekten. Onca stres yüklü olduğumun farkında bile değilmişim meğer ben. En çok oğlum için üzüldüm herşeyden habersiz annesi ne hissederse onu hissediyor ve tatilde onun da çok iyi olduğundan emindim zaten sıklıkla kendini belli etti tekmeleri ve jimlastik hareketleriyle.

Şehir hayatının elbette artıları ve çok güzel yanları var. Ama teraziye koyduğumda benim için artık eksileri çok ön planda bunu anladım.

Ve ben şimdiden huzurla uyuyup huzurla uyanmayı, iyot kokusunu, enfes kahvaltıları, balık ziyafetlerini, sakızlı türk kahvesini, kestaneli browniyi, sakızlı muhallebiyi, Alaçatı sokaklarını, Çeşme rüzgarını özledim.

Kendim şehirdeyim de aklım ruhum gerçekten burada değil.

9.06.2011

GIDI GIDI :)



Biri beni gıdıklıyor sevgili okur ee ben de onu gıdıklıyorum birlikte gıdı gıdıcılık oynuyoruz. Pek bir keyifli çok keyifli. Gıdıklamadığında üzülüyorum hadii hadiii gıdıkla beni diyorum. Bazen yoruluyor sanırım ve istiharata çekiliyor belki de içeriden ay anne bir git başımdan rahat bırak beni diyordur Bay Tickle kimbilir :)




Allah nazardan kem gözlerden korusun güzel çok güzel bir duygu.




İşte böyle günler gıdıklanacağım anın heyecanıyla geçiyor ;)

2.06.2011

Piknik




Biz çocukken sık sık hemen hemen her Pazar Belgrad ormanına pikniğe giderdik bir kaç aile. Çok keyifli vakit geçirdiğimizi hatırlıyorum. Sonra nasıl oldu da son buldu neden bu alışkanlığı yitirdik net bir şekilde hatırlamıyorum. Sanırım çocuklar yani bizler büyüdük sınav stresi, haftasonları kurs ve özel hocalar, trafik artışı, ailelerin yorgunluğu başladı ve bu alışkanlık yavaş yavaş bitti.


Şimdi aklımda bir kare var gerçek olmasını istediğim ve olacağına inandığım. Alacağımız oğlumuzu hem de öyle çok büyüdüğünde değil yaşı 2'yken falan belki 2.'de yolda olur o sırada kimbilir :) gideceğiz bir yeşillik alana ailece kuracağız yere pötikareli örtümüzü babamız arabadan piknik sepetini çıkaracak ee bir de topu tabii. Baba&oğul çimlerde top oynayıp kovalamaca oynarken anne bir yandan dikkatli olun yapmayınn hanginiz bebek ben anlamadım ki derken bir yandan da piknik sepetindeki yiyecekleri çıkaracak.


Hep birlikte elbette minnağın peşinden koşturarak yemek yiyeceğiz termostaki çayımızı içeceğiz ve çimlere ailece uzanıp yuvarlanıp gülüp eğleneceğiz. Vaktin nasıl geçtiğini anlamayacağız bile. Minnak dönüş yolunda arabada uyuya kalacak. Uyandırmaya, yıkamaya kıyamayıp o çim kokusu, civardaki mangal kokusuyla yatıracağız yatağına. Çekeceğiz yine de mis gibi kokan kokusunu içimize. Gideceğiz kendi yatağımıza belki birbirmize sırtımızı dönüp uyuyacağız ama içimizden aynı cümleler dökülecek "Allahım şükürler olsun ki böyle bir ailem var."


Minnak bütün gece oksijen patlaması nedeniyle hiç uyanmayacak anne&baba huzurla uyuyacak ve ertesi gün sendromsuz bir şekilde işe başlayacak. Sanah iş yerinde hayırdır çok neşelisin çok güzelsin bugün diyecekler. Sıratacağım sadece içimdeki aşkın huzurun yüzüme yansıması olacak bu sadece!


Hayallerim hep böyle işte... Bunca güzel hayalin karşısında inanıyorum ki evren benim lehime çalışacak...

30.05.2011

Kadın Olmak!!

Kadın olmak hayatın her alanında çok zor hem de çok. Böyle gelmiş ve böyle gidiyor. Özellikle iş hayatının içinde kadın olmak başlı başına çok zorlu. İş hayatının içinde kadın olarak adım attığında 1-0 yenik başlıyorsun neye karşı mı, herşeye karşı!.

İyi bir pozisyona gelirsin herkes acaba nasıl geldi der. Kadınsındır ya zekani eğitimin, çalışkanlığın vesile olmamıştır elbet altında başka bir neden vardır.

Bir gün işten izin alırsın. Kadınsındır ya hemen aman işte hemen de hasta olurlar denir.

İş görüşmesinde evli olup olmadığın sorulur kısa bir süre sonra evlenmeyi düşünüyorsan hemen yanına soru işareti koyulur. Ee evleneceksin ya önceliğin ailen kocan olacaktır bu da iş verenin işine gelmez. Haa ya bir de hamile kalırsan.

Sonra kariyer planın yapılırken 2 şeyi mutlaka göz önünde bulundururlar hamile kalma potansiyelin ve kaç çocuk sahibi olduğun. Hamile kalırsan vay haline zaten. Bir anda kariyerin dondurulu verir niye ee hamilesin koskoca 4 ay çalışamayacaksın bir de bunun yorgunluğu var izinleri var. Bebeğin mi var hımmm bak o da düşündürücü.

Ee sonra kriz oldu diyelim. Önce genç veya evli kadınlar işten çıkartılırlar niye miii ee kocası vardır çünkü nasıl olsa bakar ona. Genç bir kadınsa da ailesi var canım babası anası bakar. Zaten kadınlar niye çalışıyor ki öyle değil mi? Bu onlara verilmiş bir lütuf.

Çok zor değil değil mi neden daha çok erkeklerin iş hayatında yükseldiğini anlamak. Neden kadınlar için geçerli olan zorlukların zerresinin erkek için geçerli olmadığı anlamak...

İş hayatı herkes için yıpratıcı olabilir ama kadınlar için çok daha yıpratıcı olduğu bir gerçek!.