istemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.01.2015

Istemeyi Biliyor musun da Istiyorsun Bilmeden mi İstiyorsun?




Benim mini bir blog'um var biliyor musunuz :) Instagram sayfam :) Her sabah aslında instagram olmasaydı buraya yazacağım şeyleri oraya yazıyorum. Bir çok blogger'in bloguna daha az yazmasının yegane nedeni de bu aslında. Instagramda bu yazılarımı #tutenminiblog hastag'ı kullanarak yazıyorum. 

Bazen eskiden daha çok yazardınız; çocuk büyüdü böyle oldu gibi yorumlar oluyor; doğru çocuk büyüyünce ve aslında sen de büyüyünce ve çocuk büyütmek sana çok doğal gelmeye başlayınca daha az yazıyor oluyorsun. Bir de, elbette herkesin büyütme hikayesi kendine özel bir deneyimde olsa o kadar çok anne & çocuk blogu var ki bir ben eskik kalayım diyorsun, ben dedim en azından. Ama yazmak benim doğal eylemim, elimde peçete geçse hani kalem derim; o yüzden yazılarımı her sabah instagramda da görebilirsiniz. 

Blog yazmanın keyfini oralarda bulamam ve fakat yine de kullanım kolaylığı ve interaktif olması nedeniyle zevkle kullanıyorum. 

Bugün de şöyle yazmıştım; 

Gunaydin♥ Bir seyi cok istersen olmaz'a inananlardan misiniz? Yoksa inatla istemekten yana misiniz? Asil olan, eylemlerin en onemlisi belki de en gucu istediklerinizi oluruna birakmaktir, yani teslim olmaktir.
Isteklerinizi gonlunuzde birakin zihninize tasimayin; cunku zihninizde barajlar var su su akmaz zihnin barajlarina takilir ya baraj kapilarini acip suyu akisina birakmayi ogreneceksiniz ya da gonuldeki zihne hic tasimayacaksiniz o da teslimiyetle mumkun.
Bir de soyle aciklayabilirim; cok istediginiz seylerin en dusunmediginiz anlarda olma sebebi enerjiyi serbest birakmakla alakalidir; enerjinin akabilmesi icin serbest olmasi gerekir; surekli uzerine dusundugunuz surekli zihinde tuttugunuz seylerin enerjisi akmaz. Haydi bakalim hem dilekleriniz hem istekleriniz hem de gununuz su gibi aksin #tutenminiblog



28.01.2014

Sal Gitsin



Bu hayatta hiçbir şeyi siz yapmıyorsunuz; yaptığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz, her şeyi O yapıyor ve zaten O'nun işi de bu; siz O'nun işine karışarak, çomak sokarak sadece istediklerinize engel oluyorsunuz. O kim mi? Allah, Tanrı, Güç, Evren sen adına ne demek istersen; sen ne dersen de o O'dur!


Bize düşen istemesini bilmektir; istemek ve O'na güvenmek. Eğer bir şeyi başardığınızı, yaptığınızı düşünüyorsanız bu O izin verdiği içindir! Siz O'na ancak şükredebilir, teşekkür edebilirsiniz.

Adım atmak için hevesiniz yoksa O'ndan adimlarinizi yönetmesini istemeyin!


Diyelim ki bir dileğiniz var ve bunun için deli gibi dua ediyorsunuz ve olmasını çok istiyorsunuz; ama isterken bile olmayacağından eminsiniz, nasıl olabilir ki zaten, yok ya olamaz diyorsunuz ve istedikten sonra bekliyorsunuz 2 saat geçiyor bak gördün mü olmadı diyorsunuz, 2 ay geçiyor bak olmadı zaten olmazdı ben biliyorum diyorsunuz? Sahi kuzum siz ne yapıyorsunuz; olmayacağını düşündüğüz duayı mı ediyorsunuz; peki neden?

Tabii bu arada şunu söylemek isterim; dileğiniz balerin olmak ve sahne almak ise ve siz hiç hayatınızda bale yapmadıysanız buna dilek, hayal ve benzeri demek komik olacaktır. Bunu istiyorsanız dua etmeden önce bir bale kursuna yazılmanız gerekiyor!

İşte size formül: Dua (inanarak)+emek+ SALMAK! Bunu başarabilirseniz sizin için hayırlı olan istediğiniz herşey en doğru zamanda sizin olacaktır. O'nun size 3 cevabı olacaktır: 

Tamam oldu!
Hayır şimdi değil!
Senin için daha iyi planlarım var! 

Bir şeyi isteyip dua ettikten sonra nasıl olacağı sizi hiç ilgilendirmemeli; başaracak olan siz değilsiniz istediğinizi gerçekleştirecek olan O. Elbette istediğiniz olana kadar sizin de tutarlı davranışlarınız ve emeğiniz olmalı. Ve evet; eğer çok istediğiniz inanarak istediğiniz bir şey gerçek olmuyorsa; yukarıda cevaplardan 2-3 sizin içindir. 

İnsanın içinde 2 ses var biri iç ses diğeri de ego'nun sesi. Çoğunlukla ego'nun sesini duyuyoruz çünkü kahrolacısanın sesi iç sesten daha gür ve yüksek! Ego'nun sesini kısıp iç sesi duymak pek kolay değil, bu da ayrı bir konu; daha detaylı bir şekilde birlikte bakar üzerine konuşuruz. 

Özetle; doğru istemesini bildiğimiz herşey eğer hayrımıza ise olur! Eğer değil ise iç sesinizi duyabiliyorsanız, üzülmek yerine şükredebilirsiniz; çünkü olmuyorsa gerçekten hayırlı bir nedeni vardır şimdi üzüldüğünüz, sonra farkına vardığınızda demek bundanmış iyi ki de olmamış diyeceğiniz. (tabii bu doğru bir biçimde istenilen durumlar için geçerli)

Bir dilek dileyin ve unutun onu salın gitsin; isterseniz alın bir balon elinize dileğinizi içine okuyun ve bırakın gökyüzüne, salın gitsin! Sonrasında istediğiniz şey için adımlarınızı atın, emek verin; nasılını düşünmeyin, göreceksiniz eğer hayrınıza ise o balon uçup yine size gelecek! 

Hatırlayın bu işin büyük kısmı ve nasıl olacağı O'nun işi bu sizi hiç ilgilendirmez. 





16.01.2014

Gerçekten İstersek Olur mu?- Bir Başarı Öyküsü




Şule; tanıdığım en olduğu gibi, en temiz insanlardan biri. Ve fakat aynı zamanda; en olumsuz düşünen, en olumsuz konuşan, kendiyle barışık olmayan biriydi. Biriydi diyorum; çünkü bunu değiştirdi. O değişmek istedi, o inandı ve başardı. Bana da onun hikayesini yazmak kaldı.

Şans ve başarı hazır olana ve saf niyet arzusu ile isteyenlere gelir!

Şimdi biraz  Şule 'yi dinleyelim ne dersiniz....


Olumsuz Şule; evet bu Şule sadece kendine olumsuz davranıyordu çok enteresan öyle değil mi veya çok tanıdık; dışardan herkese yetecek enerjisi olup kendine bir türlü o olumlu pozitif enerjiyi gösteremiyordu, istediği halde yapamıyordu; yıllar yılı bu böyle oldu; mutlu anlarda bile hemen ardından olumsuzluk arayıp sadece kendimi mutsuz ederdim. Bir süre sonra artık bunun hayatımı etkilediğini fark ettim.


Şule olumsuz düşündükçe, kafasında kurdukça her sabaha bir olumsuzlukla kalkıyordu; ve ilk işi yine yeniden bir olumsuzlukla karşılaştığını bana anlatmak oluyordu; aslında kendisi farkında olmasa bile bana bak işte olmuyor görüyor musun mesajını vermek istiyordu; ben de her seferinde ona hiç şaşırmadım Şule diyordum; şaşırmıyordum çünkü herkesin kendini güvende ve rahat hissettiği "comfort zone" dediğimiz bir alanı vardır; eğer olumsuz düşünceyi alışkanlık haline getirdiyseniz beyniniz de bunu terketmek istemez. İşte Şule'nin de yaşadığı buydu ve bundan kurtulmak zor ama mümkündür. 

Ben olumsuz düşündüğümde insanlarda beni öyle görüyorlardı ve bunu bana söylediklerinde de al sana bende yine bir mutsuzluk; örnek vermek  gerekirse: Çocuğumu hiç tanımayan birine anlatırken çok yaramaz dediğimde, kişi çocuğumu hep o şekilde algılayıp ona göre davranıyordu. Ben İpeği bu şekilde hatırlanmasını istememiştim. Benim olumsuzluğumun çocuğuma geçmesini hiç istemiyordum.


Şuleyi tanıdım tanıyalı kendi hariç herkesi dinleyen bir insandı. Biri, çok hareketli bu çocuk  bir sorunu olmasın dediğinde, Şule hıçkırıklara boğulabiliyor ve bana sence olabilir mi diyordu. Öncelikle Şule'ye bunun nasıl üzerinden geleceği üzerine konuştuk ve zamanla Şule; başkalarının söylediklerini dinledi ama hayatını yönetmesine izin vermemeye başladı. 



"Ben değişmek istediğimi tam da burda anladım ben ne kadar olumlu olursam hayatım, etrafımdakiler, en önemlisi çocuğum o şekilde etkilenip mutlu olacaktı"


Şule değişmek istedi; işte bu çok önemli. Ve bunu ancak kendinin yapabileceğini anladı; yani artık farkındaydı! Bunu istediği anda evren artık onun için çalışmaya başlamıştı




İlk önce ben mutlu olmalıydım.Tek merak ettiğim de başkasına bu kadar olumlu olurken kendime niye hiç olamıyordum. Sürekli kafamda bişiler yapmalıyım ama ne diye dolanıyordum.

İpeğin annesi olmaktan çok mutluyum ama kendim için de birşeyler yapmak istiyordum; ve benim en iyi bildiğim şey Pilates, yaklaşık 5 senedir pilates yapıyorum, beni yakından tanıyanlar Pilates yapmanın beni nasıl mutlu ettiğini bilirler. Pilates'e verdiğim emek kendini göstermeye başladıkça, daha da mutlu oluyordum.


Kendisine karşı neden olumlu olmadığı konusunda Şule'ye biraz ayna tutmak gerekiyordu; ve Şule inanılmaz güzel bir kadın ve insan olduğu halde aynalara bakmayı sevmeyen biriydi. Önce ayna çalışması yaptık onunla. Hergün aynaya bakacak, yanağından bir makas alıp kendini sevdiğini söyleyecekti; başlarda zorlansa da sonradan çok keyif almaya ve kendini çok iyi hissetmeye başladı Şule.


Şule'den kendiyle ilgili olumlu özellikleri yazmasını ve benimle paylaşmasını istedim; inanır mısınız 2 gün aldı kendine dair iyi özellikleri sıralamak, oysa ben Şule'ye dair 10-15 iyi özelliği hiç düşünmeden yazabiliyordum. Zorlamayla 3-5 sevdiği özelliği sıralayabildi Şule ve bunları tekrarlamaya, okumaya ve farketmeye başladı. Kendini seven bir insan haline dönüşüyordu. 





İçimden ben de bir gün birşeyler yapabilirim diye geçiriyor ama bunu yaparken bile içimden: "Sus Şule sen hiçbir şeyi beceremezsin" diyordum. Bir gün biriyle pilates hakkında  bir arkadaşımla konuşurken; "Seninle çok yapmak isterim" dedi  ve ben kalakaldım ama bir yandan da çok hoşuma gitti. Bir kursa gitmemi tavsiye etti bana ve benim için kurs arayışına girdi. 


Size evrenin Şule için çalışmaya başladığını söylemiştim ;)


Ve ben kursa kayıt oldum; eşimle birlikte bankaya ödeme yapmaya giderken, vazgeçelim gidemeyeceğim dedim. Eşim  bunun saçma bir fikir olduğunu söyledi ve parayı yatırdık. Çok mutlu olmam gerekiyordu öyle değil mi? Onun yerine ben de endişe ve korku başladı. 


Endişe ve korku insanın en büyük zehiridir ve Şule'nin zihni bu zehire o kadar alışık ki, tekrardan sahneye çıkması ve başrol oynaması oldukça normal. Endişe ve korkuyu defetmenin üstesinden gelmenin kolay olduğunu söyleyemeyiz; ama bir kere defedildi mi kolay kolay geri gelmez. 


Ve Kasım ayında yaşadığım şehir olan Adapazarında plananan eğitim iptal olmuştu; ve ben elbette işte benim başıma ancak bu gelir diye söylenmeye başlamıştım. 

Şule endişe ederek ve korkusunu içine büyüterek bu sonuca vardı o istedi evren onayladı; kurs iptal oldu.


Kurs ile görüştüğümde bir daha Adapazarında eğitim planlamadıklarını ama İstanbul'daki eğitime katılabileceğimi bildirdiler. İşte bu benim için çok daha büyük bir endişe kaynağı ve korkuydu; nasıl giderdim İstanbul'a, hiç yanlız bir yere gitmemiştim ki, bulamazdım, yapamazdım edemezdim. 


Bu aşamada Şule'ye hemen Zero Limit kitabını almasını önerdim, hem de hemen. O da hemen gitti, aldı ve okumaya başladı. Ve elbette bir yandan konuşuyor ve Şule'nin tüm kemiklemiş inançlarını yıkmaya çalışıyordum; çok yoruldum çok :)


O günlerde Tüten bana inanılmaz destek oldu; daima bana inandığını ve güvediğini söyledi. Aynı zamanda eşim de öyle, sürekli destekliyor ve Tüten gibi motive ediyordu. Ben eşimin beni götürmesini ve beklemesini istiyordum; eşim bunu asla kabul etmedi aynı zamanda Tüten de bunun asla olamayacağını; pilates eğitmenliğinden daha önemlisinin benim tek başıma birşeyler başararak, kendime güvenmeyi ve inanmayı öğrenmem olduğunu hatırlattı bana. Hedefimi ve amacımı bana sürekli hatırlattı; benim ilk amacım pilates eğitmeni olmak değil, kendim için birşey yapmaktı. 

Zero Limit kitabıyla birlikte 4 anahtar kelimem olmuştu; Seni seviyorum, Lütfen beni affet, Özür dilerim ve teşekkür ederim. Bu kelimeleri önce duygusuz ve gülerek tekrarlasam da daha sonra isteyerek ve hatta ihtiyaç duyarak söylemeye başladım; çünkü bana kendimi çok iyi hissettiriyordu. Bu kitabı aynı dönemde işinde sıkıntılar yaşayan bir arkadaşıma tavsiye ettim; kitabı okuyamaya başlamasıyla birlikte onun da hayatında çok güzel değişimler başladı. 



Ve eğitim zamanı geldi çattı; elbette çok heyecanlıydım, içimden sürekli 4 anahtar kelimemi tekrarlıyordum; otobüse binmiş tek başıma İstanbul'a gidiyordum. Ve vardım evet başardım ben Adapazarından-İstanbul'a tek başıma gittim; eğitime katıldım, yüzüm kızarmadım insanlara merhaba dedim ve arkadaş edindim. Tüten'in o günlerde bana söylediği gibi; ben aslında başarmıştım hem de çok önemli birşeyi başarmıştım. 





Tüm bu süreçte Şule'ye hep asıl olanın Pilates eğitmenliği sertifikası alıp almamak değil asıl önemli olanın süreç ve kendi içinde çıktığı yolculuk olduğunu anlatmaya çalıştım. O ilk gün o eğitime yanlız gidip, insanların içersinde kendiyle barışık bir insan olarak yer almak Şule için büyük bir başarıydı. 



1 hafta süren eğitimler sırasında ne zaman başım sıkışsa kilit kelimeleimi tekrarladım ve kendime olan inancımı tazeledim; olumlu düşünmeye ve iyiye odaklanmaya and içmiştim ve bunu sürekli kendime hatırlatıyordum. Eğitimler oldukça zordu; anatomi öğreniyordunuz hem de latince. Elbette moralimin bozulduğu ve başaramayacağımı düşündüğüm zamanlar oluyordu; böyle zamanlarda hemen kendimi rahatlama yoluna gidiyor ve her zamanki gibi Tüten'e yazıyordum. 

 
Kursun sonunda sınava girdik; başaracağımdan emin değildim, zorlu bir sınavdı ama şunu biliyordum ki bu sınavın sonucu her ne olursa olsun ben büyük bir şey başarmıştım; herşeyden önemlisi düşünce sistemimi değiştirmiştim, kendime güveniyor ve kendimi seviyordum ve hepsinden öte kendim için birşey yapmıştım ben zaten başarmıştım! Sınavı geçip pilates eğitmeni olmaya hak kazanırsam da bu başarımın bir parçası olacaktı; ben bir yapbozun en önemli parçalarını biraraya getirmiştim zaten. 

Ve şimdi Şule Dediş ismimin önünde bir de parıl parıl Pilates Eğitmeni ünvanım var; benim artık bir stüdyom var; şnsanlara pilates öğreteceğim ve bir yandan öğrenmeye devam edeceğim! 

Ben istedim, ben inandım ve ben değiştim! Bunu isterseniz siz de başarabilirsiniz!




Şule'nin bu hikayesinin bir başarı hikayesi olduğuna inanıyorum; saf niyet arzusuyla istemenin, inanmanın ve değişime kendini adamanın sonucunun kesinlikle olumlu olduğunu gösteren çok güzel bir hikaye!