30.04.2012

Çocuklu Hayatın SWOT Analizi :)




İşletme veya İktisat okuyanlar, iş hayatının yönetim kısmında olanlar SWOT kelimesine ve analizine çok uzak değillerdir. SWOT analizi; işinizle ilgili alanlarda güçlü ve güçsüz yanlarınızı görmenizi, gelecekte sizi bekleyen fırsatlar ve tehlikelere karşı hazırlığınızı bugünden yapmanızı sağlayan 4 adımdan oluşan bir analizdir.

S(Strenghts-Kuvvetli taraflar) Şirketinizin güçlü olduğu yanlar neler? Kuvvetli olduğunuz yanları bulmak için, yeteneklerinizi, potansiyellerinizi, pazarlama gücünüzü, finansal gücünüzü, pazardaki deneyiminizi vb. değerlendirme.

W(Weaknesses-Güçsüz yanlar) Güçsüz olduğunuz yanlar neler? Mali zorluklarınızı, pazardaki deneyimsizliğinizi, personel yetersizliğinizi vb. 

O(Opportunities-Olanaklar) Şirketiniz için hangi olanaklar mevcut? Şu anda faaliyet gösterdiğiniz alanla ilişkili bir başka alanda büyüme olanağınızı, kişisel ilişkilerinizin size sağladığı gücü, mali desteklerinizi vb.
T(Threats-Tehlikeler) Gelecekte sizi hangi tehlikeler bekliyor? Mali kriz olanaklarını, en değerli personelinizi kaybetme riskini, müşterilerinizi rakip şirkete kaptırma riskini vb.

*****************************

İşte ben de bu analizi çocuklu hayata uygulamak istedim. Şöyle hızlıca analiz edelim bakalım ona göre ayağımızı denk alırız ama di mi :)


S(Strenghts-Kuvvetli taraflar)
 Anne&baba olarak güçlü olduğumuz yanlarımız neler çocuk yetiştirirken bir bakalım. Valla pek güçlü bir yanımız yok aslında. Sudan çıkmış balık gibiyiz desek daha doğru olur. Ama sabrımızın hiç de fena olmadığını söyleyebilirim. Çocuk yetiştirme konusunda potansiyelimiz var bence. Valla bu pazarda hiç deneyimiz yok. Aslında kuzen yeğen komşu çocuğu bakmak konusunda kocamın da benim de deneyimimi var ama insan bu deneyimi kendi çocuğunda pek kullanamıyormuş. Finans anlamında karun ol yine çocuğuna yetemediğin hissi vardır diye düşünüyorum. Şükür şuan o birşey istemiyor biz onun adına alıyoruz beğendiğimiz herşeyi alabiliyoruz dilerim ilerde onun istediği herşeyi alabiliriz.  Çocuğumuzu sonsuz seviyoruz ve onun için herşeye katlanabileceğimizi düşünüyoruz ki bence bu oldukça güçlü bir yan.

W(Weaknesses-Güçsüz yanlar)
Bu alandaki deneyimsizliğimiz elbetteki en güçsüz yanımızı oluşturuyor. Valla personel yetersizliğimiz olduğu da gerçek :) evde kaç kişi olursak olalım 1 çocuğu idare edemiyoruz. Ondan ona ondan ona. Çocuk bakmak ciddi fiziksel güç gerektiryor. Güçlü kuvetli olacaksın. Biz Aren'i 10-15 dk taşıyıp 1 saat dinlenme ihtiyacı duyan bir çiftsiz. Bir kere ikimizde kiloluyuz ve spordan hiç hoşlanmıyoruz bu da bizi güç konusunda zorluyor. Yaşımızın nispeten ilerlemiş olması da bence bizim güçsüz yanlarımızdan biri. Arada sırada pimpirikli oluyoruz. Ay aman'la kurulan cümlelerimiz var.

O(Opportunities-Olanaklar)

Bebek sahibi olmak insana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Bu bakış açısını fırsata çevirmek her anlamda mümkün. Kişisel anlamda da her ne kadar "Tehlikeler" kısmına da giriyor olsa aslında evliliği ikili ilişkileri olumlu anlamda da etkileyen bir yanı var. İlşikiyi güçlendiriyor. Aynı zamanda aile içi ilişkilerde güçleniyor ve çocuklu insanlarla tanışıp kaynaşıp ailece görüşülebiliyor. Bakınız bir çok harika tweeter arkadaşım var bu sayede. İnsaını daha dingin daha sabırlı olmaya zorladığı da gerçek. Ve istenirse kişisel gelişim alanında en iyi gelişimi çocuklu hayattayken yakalayabiliriz. Çocuk sahibi olmak insanı yaratıcı da kılabiliyor.

T(Threats-Tehlikeler)

Valla bu işin riski tehlikeleri de var. Bir kere erken yaşlanabilirsin çocuk harika birşey de sorumluluk denilen şey ki bence hayattaki en ağır sorumluluk düzgün bir evlat yetiştirme sorumluluğu insanı ciddi yaşlandırır arkadaş. Sonra mali anlamda bir dikili ağacın olamadan göçüp gidebilirsin. Çocuğun olana kadar ne kadar gezdin ne kadar eğlendin ne kadar allışveriş yaptın hepsi kar. Çocuk yetiştirirken çatışma yaşamayan çift sayısı sanırım çok azdır. Bu çatışmaların dozu artarsa müşteriyi rakip firmaya kaptırma misali eşler birbirini başkasına kaptırabilir aman ha dikkat allah kimseye göstermesin.


26.04.2012

6 Ayın Ardından




6 ay nasıl geçti bir de bana sorun. Bazen göz kapayıp açıncaya kadar geçmiş gibi bazense 6 yıl olmuş gibi. Bazen gözümün önüne o 23 saatlik zor doğumun ardından göğsüme koydukları an geliyor ve biliyormusunuz bazen göğsümde hala aynı biçimde yatıyor sadece boyut ayrı (Bak şimdi çocuğumu cok özledim otur ağla) hissettiklerim onun hissettirdikleri kokusu nefes alışı hepsi aynı. 
Ama işte 6 aya o kadar çok şey sığdırdık ki öylesi çabuk büyüyüp o kadar hızlı gelişiyorlar ki hepsini düşünüce bir 6 yıl geçmiş gibi hissediyorum.

Şimdi biraz Aren Mir'e seslenme zamanı;

İçime ekildiğin günden bu yana 15 ay geçti meleğim. 15 aydır hergün seni yine yeniden yaşıyorum. Eskiden karnımı okşar konuşurdum seninle şimdi senin karnını okşayıp konuşuyorum seninle.  o küçücük tohum halinden harika bir çiçeğe dönüştün. Doğduktan sonra dökülen yaprakların oldu ama yerine hep yenileri daha da güçlü bir biçimde çıktı. Senin köklerin bizim içimizde sarmaşık misali sarıyorsun her geçen gün bizi hızla capcanlı.

Çok sosyal bir çocuksun işte aynı sarmaşık gibisin hemen sarıveriyorsun insanı yeter ki sarılacak bir duvar bul kendine. Herkesle ayrı bir iletişimin var insanların tanıyorsun artık kimi nasıl tavlayacağını kime ne yaparsan gönlünü kazanacağını çok iyi biliyorsun. Mesela mesafeli dedene yine mesafeli ama sıcacık davranıyorsun adam seni kucağına alamadan yapamıyor. Anneciğini öpüyorsun çünkü biliyorsun annen o öpücük karşısında sana dünyaları verir. Babanı en yorgun anında bir bakışınla bir sözünle(ba-buuu ııghhhhh )tavlıyorsun.

Kendi tercihlerin kendi istediklerin ve bu böyle yapılacak başkasını kabul edemem tavırların var. Baban evde bir kişilik bir karakter var yahu deyip duruyor her gün. Algıların doğdugun günden bugüne çok açık. Bakışların birşeyi anlatmak için kıçını yırtarcasına çabalayışın bunların hepsi bize mucize gibi geliyor. Çok hassas bir bebeksin gözyaşların hep hazır bekliyor. Resmen güceniyorsun.

Gelişimin çok iyi. Birçok şeyi seni hiç zorlamadığımız halde erken yaptın. Başarmanın hazzını takdir edilmenin keyfini şimdiden yaşıyorsun. Seni hep yüreklendirmeye destek olmaya çalışıyoruz. Yardıma ihtiyacın olduğunda hemencecik orada bitmeye çalışıyorum. Annen baban hep yanında diyoruz sana. Sabahları işe giderken kulağına fısıldadıklarım aramızda ;)

Herşeyden önemlisi herkesin farkettiği ve benim kocaman sırıtmama neden olan mutlu bir bebek oluşun. İlk aylarda oğlum gülücük parayla değil derdik. Öylesi ciddiydin ki Allahım bu çocuk hiç gülmeyecek mi derdim. Aslında derdin çok büyüktü ciddi gaz sancıları yaşayan bir bebektin. Sonra güleç oğlan oluverdin. Yerine göre gülüş biçimlerin var. Haylaz gülümsemesi, mutluluk gülümsemesi ve çapkın gülümsemen. Çığlık yarışına bayılıyorsun.

Hala toprağını havalandırmaya yenilemeye çalışıyoruz, suyunu vitaminini eksik etmemeye çalışıyoruz. Seninle birlikte biz de büyüyoruz. Biz çok acemiyiz sen bizim yanımızda çok daha olgunsun. Zaman zaman bizim sana rehberlik edeceğimiz yerde sen rehberimiz oluveriyorsun.

Her geçen gün sana daha da bayılıyoruz daha da bağlanıyoruz. Her gün macera dolu. Ömür denilen şey seninle daha anlamlı daha yaşanılası. İstiyorum ki mutlu bir bebekten mutlu bir çocuğa mutlu bir çocuktan mutlu bir yetişkine dönüşüver. Tıpkı tohumların ağaca ağaçların ormana dönüştüğü gibi. Elbette bizi beğenmediğin zamanlar olacak elbette eleştirdiğin ve keşke ile kuracağın cümleler ama lütfen karşımıza "mutlu değildim, değilim" diye çıkma. İşte o zaman çok üzülüyorum.

Sayende geleceği zevkle hevesle merakla ve umitle bekliyoruz. Acaba nasıl konuşacak acaba nasıl bir çocuk olacak acaba neler yapmaktan zevk alacak diye konuşup duruyoruz babanla. Babanla birlikte yapmaktan zevk aldığımız çok şey var. Ama şimdilerde en büyük ve en güzel ortak keyfimiz sen ve sana dair olan herşey. Heyecanla seninle birlikte yürüyüpü sohbet edebileceğimiz hayatın başka alanlarına da beraberce katılabileceğimiz zamanları bekliyoruz. Biliyoruz biz hayaller kuracağız sen o hayelleri yıkıp yerine yenilerini kuracaksın bize sadece sana eşlik etmek kalacak.

Hayatın tek motivasyonu sen oldun. Senin varlığın işe gelmeye de yaşamaya da hatta rejim yapmaya bile sebeb oluyor. Daha güzel daha genç gözüken bir kadın olmaktansa daha güzel daha genç gözüken bir anne olma telaşındayım. Benimle gurur duymanı beni sevmeni çok istiyorum. Beni annen olmanın ötesinde insan olarak sev istiyorum. Baban ve beni kendine rol model seç istiyorum. Bizi seçerek dünyaya geldiğin için gurur duy çok sevin istiyorum.

Seni şimdiden sadece oğlum olduğun için değil o şekillenen o ben de varım diyen kişiliğinle karakterinle seviyorum. Nasıl ki şimdiden istediğin tercih ettiğin herşeyinle senin yanında olmaya çalışıyorum ilerde de öyle olmak istiyorum. Ama bir yanım hep akıl danışanın olmak istiyor.  Fikrime düşüncelerime değer vermeni çok istiyorum. Bana bağımlı değil ama bağlı bir çocuk ol istiyorum. nasıl ki göbek bağın kesildi ama bağlılığımız hala devam ediyor işte ileride de benden ne kadar uzak olursan ol nasıl bir hayatı seçersen seç hep bana bağlı olduğunu hissedeyim istiyorum.

Dilimden düşmeyen her an her gün söyledikçe parıldayan o bilindik cümle;  Seni çok seviyorum oğlum....

17.04.2012

Anne Olunca...




İnsan anne olunca tüm duygularla, hayatla ve hatta kendiyle yeniden tanışıyor,bazen hep orada duran duygularıyla ilk kez karşılaşmış gibi oluyor. Sende mi burdaydın diyor. İnsan evladıyla yeniden doğuyor.  Kimi duyguya buyur hoşgeldin diyorsun kimi duyguya senin burada ne işin var diyorsun kimini de yeniden keşfetmenin hazzını yaşıyorsun.

İşte benim anne olunca buyur hoşgeldin dediğim keşfetmeyi sevdiklerim aslına bakarsan özetin de özet haliyle bu işten anladığım;

  • Kalbinin ısısı artar. Her an sıcacık bir kalbin oluverir.
  • Gözyaşların hep hazırda bekler. Her an akabilirler.
  • Artık çocukları güzelliğine şirinliğine dinine ırkına diline bakmadan da çok ama öyle böyle değil çok sevebilirsin. Ve dünyadaki tüm çocukların en az kendi evladın kadar mutlu sağlıklı ve huzurlu olmasını dilersin.
  • Vicdanınla yeniden tanışırsın bugüne kadar onu aslında pek de iyi tanımadığını anlarsın.
  • Duygusal bir insan olmanın ne demek olduğunu asıl şimdi anlarsın.
  • Şükür, şükran, sağlık&sihhat duaların artar. Bazı cümleler dilinden düşmez oluverirler.
  • Kendinden daha çok düşündüğün hatta bazen düşünmek zorunda olduğun biri vardır ama yine de sırıtıverirsin onu düşünürken.
  • Hayatın anlamı değişiverir. Daha uzun yaşamak istersin hep genç kalmak istersin. Daha güzel bir kadın olmaktansa daha genç bir anne olarak kalma telaşın başlar.
  • Anneni daha iyi anlarsın hatta daha çok seversin.
  • Kalbinde içine yeni yeni odalar olduğunu farkedersin. Hergün bir yenisini açar hayatındaki cüce.
  • Karşılıksız sevmenin aşk dediğin şeyin yeni versiyonu ile tanışırsın ve bu versiyon çok sık güncellenir.
  • Kocana duyduğun aşk bile şekil değiştiriverir. Daha çok bağlanırsın ona.
  • Aile olmak ne demek anlarsın.
  • Farkındalığın artar, herşeye herkese farklı bir gözle bakabilirsin.
  • Kadın olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlarsın.
  • Ve hatta insan olmanın ne demek olduğunu keşfedersin.
  • Destek olmak ne demek iyi bilirsin, empatiyi yeniden keşfedersin.

Şu son üç maddeyi her anne anlamayaz ve olamaz tabii. İnsan gibi insan değilsen ve kadın olmanın gerçek anlamının farkına evladın olduktan sonra bile varamadıysan işte o zaman aşağıdaki listedeki durumlardan biriyle karşılaşırsın. Bil bakalım o durum hangisi :)

Tabii ki bunların ve daha pek çok güzel keyifli duygularının yanında başta da dediğim gibi sende mi burdaydın dediğin duyguların vardır. Onlar da ;



  •  Yorgunlukla gerçek yorgunlukla tanışırsın. Bugüne kadar yorgunum cümlesini kurduğun hallerini hatırlar sinirden gülersin.
  • Kıskançlık duygusuna merhaba dersin. Belki bugüne kadar hiç tanışmamışsındır belki de bu halini hiç bilmiyorsundur. 
  • Yetersizlik duygusunu daha önce hiç böylesine hissetmemişsindir.
  • Başarızlıktan deli gibi korkarsın. Anneliğine toz kondurmak istemezsin.
  • Beceriksizlık ne demekmiş anlarsın ve daha önce beceriksiz dediğin insanlardan af dilemek istersin.
  • Kadının kadın düşmanı olduğunu çok daha iyi anlarsın.

Listeler böyle uzar gider işte. Velhasıl anne olunca ama öyle ama böyle farklılaşırsın.



9.04.2012

Çalışan Anneyi Bir Rahat Bırakın




Bu yazının başlığını anneleri bir rahat bırakın diye atabilirdim veya insanların tercihlerine biraz saygı diye ama şüphesiz ki en çok eleştiriyi çalışan anneler alıyor. Siz hiç çalışan annelerin çalışmayan annelere saldırdığını gördünüz mü?

Bir kadın evlendikten sonra çalışmak istiyorsa tufak karşılanıyor hele kocasının geliri iyi ise ve yine de çalışmak istiyosa tuhaflıktan daha da öteye geçiliyor ve çok garipseniyor. Çalışmak bir kadının çalışması pek çok insanın zihninde zorluk ve gereksiz gibi kavramlarla eşanlamlı. Hani 2 küme çizersin eşanlamlıları bulun dersin işte A kümesine çalışmak isteyen evli kadın yazsak B kümesinde gereksiz, zor, saçmalık gibi kelimeler olsa 100 insandan 85'i gider o kelimelerle birleştirir.

Ve bu evli kadın çocuk sahibi olup anne sıfatını kazandıktan sonra çalışmaya devam etmek isterse tuhaf ve garip olmanın ötesine geçiliyor eleştirilmeye dahası daha fenası acınılmaya başlanıyor bu kadına. Çünkü bir kadın anne olduıktan sonra neden çalışmak isteyebilirki kocasının durumu iyiyse. Çalışmak istiyorsa bunun 2 açıklaması olabilir. 1- Kocasının durumu aslında iyi değildir maddi anlamda yetersiz kalacaklardır ama kesın bunu açıkca dile getirmek istemez ve çalışmak istiyorum der. 2- Çocuk bakmak totosuna zor geliyor evden kaçmak istiyordur. 

Neden bir kadının sadece ama sadece kendi için çalışmak istemesine inanılmaz ve neden Anne olan kadının çalışmak istemesi bu kadar eleştirilir bu kadar ayıplanır.

Neden anne olduktan sonra işini bırakıp çocuğuna bakmayı tercih eden kadın işine dönmeyi tercih eden kadından daha çok taktir toplar.

Neden çalışan annenin çocuğunu iyi bir biçimde yetiştiremeyeceğine inanılır.

Çünkü'lerden bir tanesi ayrı bir yazının konusu olacak  bakıcı mevzusu. O kadar çok insan dahası anne var ki bakıcısı olan kadını küçümseyen ve hatta aşağılayan. Genel görüş de şu yönde; tüm bakıcılar kötüdür, bilinçsizdir. Bakıcıyla büyüyen çocuk eksik çocuktur.  (Bakıcı konusu ayrı bir yazı konusu olduğundan burada detayları yazmayacağım)

Çok uzun yazabilirim ama tek bir cümle ile özetlemek istiyorum: Çocuğumu sadece ben büyüteceğim sadece ben ego'dan başka hiçbirşey değildir.(burada kastettiğim tüm yardımlara kapalı insanlar) Herkese güvensiz yaklaşmak kendine güven eksikliğinin en büyük belirtisidir, şüphecilik iyi ileri boyutu paranoyaklıktır.

 Bir de 7/24 çocuk ile birlikte olmak çocuğunu hiç bırakmamış olmak özelllikle de yaşını almış bir çocuk ise marifet değil dahası çocuğa kötülüktür. Bunu yaptığınız çocuğunuz hayatta güven problemin en büyüğünü yaşar. Etrafa hayata ve kendine güvensiz çocuk yetiştirmekten öteye geçemezsiniz.

Ama sizin nasıl çocuk yetiştirdiğiniz beni hiç ilgilendirmez lütfen benimki de sizi ilgilendirmesin !!!


Çalışan anneleri de bir zahmet rahat bırakın artık. Herkesin tercihi kendini ilgilendirsin oldu mu?












27.03.2012

Ek Gıda Macerası


Biz yetişkinlerin hayatında günümüzün bir parçası olan ve artık rutin olarak kabul ettiğimiz şeyler çocuklu yaşamda maceraya dönüşüyor. Bu maceralardan biri de yemek yeme yani ek gıdaya geçiş. Adı üzerinde işte ek. Yani bebeğin anne sütü almasının yanı sıra yeni tatlarla ve yemeklerle tanışması ve hata kaynaşması durumu. Bebek için ne kadar yeni ve heyecan verici ise anne&baba için de öyle oluyor aslında.

Bir bebek ek gıdaya hazır olup olmadığının sinyallerini veriyor aslında. 4. ay itibariyle Aren ciddi manada yemeklere ilgi duymaya gördükçe ağzını şapurdatmaya başladı. Üzerinde durmadık doktor kontrolümüzde doktorumuz da Aren'in artık hazır olduğunu tattırmaya başlayabileceğimizi söyledi. Genel mantığın ay X kaşık olduğunu belirtti. Yani 4 aylıksa neyi deneteceksek 4 çay kaşıgı gibi. Ben 4. ayın erken olup olmadığını sordum anne sütünün bu durumda 2. plana düşüp düşmeyeceğini özellikle bilmek istedim. Ve bebeğin hazır olmasının ne demek olduğunu anlatmasını istedim.

Doktorumuza oldukça güveniyorum yapmış olduğu açıklama da bana çok mantıklı geldi. Bebeğin hazır olmasının anlamını şöyle açıkladı herşeyden önce gelişimi yerinde mi boy/kilo orantısı, motor gelişimi gibi. Ve elbette yemeklere duyduğu ilgi. Anne sütünün asla 2. plana düşmeyeceğini ek gıdalarla sadece tanıştığını ve asıl gelişimin anne sütüne bağlı olduğunu söyledi. Kendisine Sağlık Bakanlığının ilk 6 ay sadece anne sütü sloganını hatırlattığımda bunun genel bir kural olduğunu Sağlık Bakanlığının tek tek çocukları değerlendiremeyeceğini söyledi ve kendisinin de bunu desteklediğini belirtti.  Kimi çocukların 4. ay itibariyle hazır olduklarını kimi çocukların ise 7. ayda bile hazır olamadıklarını belirtti. Ve doktorumuzun genel görüşü çocuklarımızın hayat yolculuğunda onlara eşlik etmek. (Melerim hiç 2. plana düşmedi hala oldukça ön planda :))

Durum böyle olunca Aren'e eşlik etmeye karar verdik. Bizim maceramız nasıl başladı nasıl ilerliyor kısaca bahsetmek gerekirse:

  • Mevsimine ve ayına uygun organik sebze ve meyveler satın alındı. Tüm meyve ve sebzelerin temizliği organik meyve&sebze temizleme suyunda bekletilerek yapılıyor ve sadece gününde pişirilip tüketiliyor
  • Meyveyi seveceğinden %100 emin olduğum için sebze ile başladım.
  • 4. ay itibariyle başladığımızdan aynı gün içinde hem sebze hem meyve vermedim. Verdiğim sebze veya meyvenin bünyesinde nasıl bir etki yapacağını gözlemledim. Alerjik reaksiyon kabızlık gibi.
  • Öncelikle karışım olarak vermek yerine yine doktorumuzun tavsiyesi üzerine 3  gün boyunca aynı meyve veya sebzeyi deneyip daha sonra ki ben oldukça uzun bir süre sonra ikili üçlü karışımlara geçtim. Şahsi fikrim ben karışım olarak sevmediğim için çocuğumunda sevmeyeceğini düşündüm. Meyveler belki verilebilirdi ama sebzeleri karıştırarak vermedim uzunca bir süre. Sonra bu ay itibariyle sebze çorbasına geçtik.
  • Aren ciddi manada gaz problemi olan bir bebek olduğundan ek gıdayı verdiğim gün ve ertesi gün kakasını yapamadıysa ek gıdaya ara verdik. Kakasını yaptığı gün tekrardan yeni bir ek gıda denemesi yaptık.
Bu macerada önemli olduğunu düşündüğüm ve uygulamadığım yöntem ise şu oldu. Areni mutlaka masaya oturttuk ve masayı yemek düzeni haline getirdik. Masaya adapte olan küçük bir mama sandalyesi kullanıyoruz bunun için. Kocaman mama sandalyelerini gereksiz görüyorum. Birincisi çok yer kaplıyor ikincisi bence çocuğu masadan uzaklaştıyor. Oysa bence çocuğun kendini yemek masasına ait hissetmesi çok önemli (belirtmek isterim ki Aren motor gelişimi olarak önde olan bir çocuk 4. ayın sonunda desteksiz uzunca bir süre tek başına oturabildiği için biz zorluk çekmedik ek gıdaya geçişte bebeğin oturabilir pozisyonda durabilmesi de önemli)

Yemek düzeni derken şunu kast ediyorum masada tabağı kaşıgı ve peçetesi hep oldu. Ben de onunla birlikte önüme onun yediğinden veya baska bir şeyi koydum. Yemekten önce ona hep şimdi meyve saati dedim ve hep oturttum. Önce kendi önümdekinden bir kaşık aldım ve onun suratına bakarak yedim. Sonra ona bir kaşık verdim. Çok kısa bir süre sonra Aren kaşığını kendi tutmaya başladı. Şimdi bizim yedirmemizden hiç hoşlanmıyor. Kaşığına yemeğini koyuyoruz o kendi ağzına götürüyor. Elbette komik kazalar oluyor ama ben buna izin veriyorum çünkü bunun onun gelişimi için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Her yemekten sonra mutlaka banyoya gittik eli ve ağızı yıkandı. Her gidişimizde yemekten sonra eller ve ağız yıkanır dedim. Sonra ona özel küçük havlusuyla elini ağzını sildik. Hem görsel hafızasında hem de zihninde bunun yer edeceğini düşünüyorum. İyice bilinçlendiğinde elini ve ağzını her koşulda temiz tutacağına inanıyorum. Ve bu uygulamayla büyük konuşmak istemem ama Arenin masada yemek yeme alışkanlığı kazanacak bir çocuk olacağına inanıyorum. Areni yedirirken önüne ne oyuncak ne de başka birşey koydum. Bilemiyorum belki benim organizasyon ve planlı bir insan olmamım sonucudur ama ben hep Arene şimdi yemek zamanı şimdi oyun zamanı gibi söylemlerde bulunuyorum. Oyun ve yemek ilişkisi kurmasını istemiyorum. Evde, sokakta,restaurantta elinde kaşıkla koşan anne olmak istemiyorum veya yemek yedirirken binbir oyuncağı masada tutmak. Ara öğünlere başlayıp finger foodslara geçtiğimizde yani eline alıp birşeyler kemireceği zaman masa dışında olabilir. Ama büyük konuşmamak gerektiğini çok iyi biliyorum kimbilir bir gün gelir elinde kaşıkla koşturan biri olurum veya oyuncakları sıralamış ve oynayarak yediren. Bu yüzden kimseyi kınadığım yok.

Ve işte aşağıda yemek maceramızdan bir kare :)

Balkabağı yiyen Aren :)

Şahsi fikrim ufak ufak hazır oldukları ay itibariyle bebekleri ek gıdaya sağlıklı bir biçimde alıştırmak gelecekteki yemek yeme alışkanlığı için sağlam bir temel oluşturuyor. Daima hatırlamalıyız onlar hiçbir şeyin tadını bilmiyorlar seçim hakları da yok. Biz ne veriyorsak onu yiyorlar elbette zaman için damak zevkleri oluşacak ama bence sağlıksız beslenmelerinden de sağlıklı bir gıdadan çok az yemeleri çok daha iyi birşey.

Dilerim tüm bebişler annelerini zorlamadan ve üzmeden güzel güzel beslenirler.



13.03.2012

Bana Alternatif Deme


Hayatta gicik ve sinir oldugum cok sey vardir ama bundan daha fenasi gicik ve sinir oldugum seylerle sonuna kadar ugrasmamdir. İste boyle biri icin anne olmak tam da yerine dusmek aslinda nasil mi? Aynen soyle; fena halde gicik oldugum seyler var annelik hamilelik konularinda onceleri tweeterda ve gruplarda gicik oldugum seylerle ilgili konusuyordum futbolcu edasiyla topa girer pas atar yeri geldi mi kaleye dogru ilerlerdim ama derdim hicbir zaman gol atmak olmadi spor yapiyorduk neticede biraz ter atalim biraz dinc kalalim diye ama gordum ki gol atma hevesinde olan cok sporu dinc kalmak icin degil hep kazanmak icin yapan cok ve kazanmak icin her yolu mubah gorende


Boyle oldugunu gorunce kah eglenmek kah iki lafin belini kirmak icin bulundugum sanal alemler pek can sikici hale gelir oldu ben de kendimce sustum ogle her lafa atlamaz oldum. Ama blogum benim evim sayilir ve evimde ister pijamayla gezerim ister tuvaletle kime ne, misafir olarak gelenin basimin ustunde yeri vardir gelene git demeyiz yani her yorumu yayinlariz ama hatirlatmakta fayda var misafir umdugunu değil buldugunu yer

Gelelim gicik oldugum seylere alternatif annelik alternatif ebeveynlik alternatif hamilelik adi altinda yapilan edilen cizilen herseye fena halde giciyim ornek vermek gerekirse;

Hamilelikte doktor kontrolu mevzusu yok efendim oyle haftalik kontrole gidilmesine gerek yokmus ultrasona girmek gereksizmis cinsiyeti de ogrenmiyormusuz ve alternatif oluyormusuz. Bunu koydeki kadin yapinca cahil sehirdeki yapinca alternatif oluyor gel de gicik olma

Arkadasim sen sualenin gen haritasini mi cikardin hangi genin cocuguna gecip gecmedigini bileblir misin kisisel tercihtir banane diyememenin en onemli nedeni o sehirdeki kadina ozenen sehirdeki kadinin en dogrusunu yaptigina inanan koydeki kadin aa bak o da utlrasona girmiyor gerek yok iste deyip doktorun kapisindan bile gecmiyor hamileligi boyunca ve sonra sonrasi coğunlukla hüsran her kontrolde ultrason yaptirma ki bilincli bir DR yapmiyor zaten bize kalp atislarini dinletmemişti mesela doktorumuz ama bunu kalkipta alternatif birseymis gibi sunma son derece geleneksel birsey bu de ki bana ben ananem babanem gibi hamilelik gecirmek istiyorum ne cinsiyet bileyim ne kafa olcusu ne baska birsey onunda saygiyla egilecegim vallahi
Alternatif değil bilinçli olalım derim.


Gelelim Doula meselesine ya biri bana aciklasin Doulanin ebeden farki nedir koydeki kadini ebe dogurtunca ay ne igrenc hastaneye doula tutup gidince hem modernsin hem de alternatif dogum yapmis oluyorsun yahu Doulaligi destekleyecegine ebeligi destekle de bitmesin kaybolmasin bu degerli meslek vallahi beni ebe dogurttu cok da guzel dogurttu o olmasaydi doguramazdim ki hani kendine doula dese bin misli para kazanir kizcagiz.
Avrupada kadın evde doğurunca alternatif doğum yapmış oluyor köyde kadın evde doğurunca cahil oluveriyor.

Bana kalırsa en kiritik en önemli konu ise aşı konusu; aşı yaptırmayan ve buna alternatiflik diyenlerde çok. Bu konuyu çok araştırdım açıkcası aynı şeyi yapmama ramak kalmıştı alternatif ebeveyn olmanın kıyısından döndük. Aşılarla ilgili çok fazla şey yazılıp çiziliyor ve fakat çokca araştırmam sonucu gördüm ve inandım ki Türkiye yaşarken ve tüm sülalen Türkken aşı yaptırmamak çılgınlıktan başka hiçbir şey olamaz. Hepatiti düşünelim Türkiyedeki oranını ve yurtdışındaki oranını. Evet Fransada yaşasaydım ve sülalemin çoğu Avrupalı olsaydı düşünebilirdim yaptırmamayı. Ve yine en doğrusu buymuş gibi sunan buna alternatiflik diyenler köydeki kadın çocuğunu aşıya götürmediğinde vay cahil vay deniyor şehirdeki aşı yaptırmayınca alternatif anne&baba oluyor. Ee ordakiler de artık her habere her bilgiye ulaşıyor baksana okumuşu şehirlisi herşeyi çok bileni bile aşı yaptırmıyor ben neden yaptırayım diyor. Nice çocuk var geçmişte aşı olmadığı için malesef ölen.


Ve çocuklarda beslenme, kendisi vejetaryan olan ailelerin bir çoğu bunun en doğrusu olduğuna inandıklarından çocuklarını hayvansal gıdaların birçoklarından mahrum ediyorlar. Ben vejetaryan olupta buna bağlı olarak sağlımk problemi yaşamayan biriyle henüz tanışmadım. Şahsi fikrim vejetaryanlığın insan sağlığı için uygun olmadığı hele hele bebek ve çocuk sağlığı söz konusu olduğunda bunu tercih eden ailelere alternatif demek ancak ve ancak .... olabilir. Kaldı ki bu alternatif aileler çocuk yetiştirme konusunda çocuğu bir birey olarak görmekten özgür bırakmaktan yanayken neden besin seçimlerinde özgür bırakmıyorlar onu da anlamış değilim.

Ve çocuk yetiştirme konusuna gelince yine alternatif olmak adına çocuklarına hiçbir disiplin vermeyen aileler biliyorum görüyorum ve tanıyorum. Çocuğunun herşeyi yapmasına ve başkalarını rahatsız etmesine izin vermek alternatiflik değil olsa olsa saygısızlık olur ve ben çocuğumun bir başkasını rahatsız etmesine sanırım en başta kendim olmak üzere tahammül edemem. Çocuğuna başkalarına saygıyı öğretemiyorsan alternatif olmazsın olsan olsan geniş olursun. ,Benim gözümde çocuğuna bunca geniş davranan ile çocuğuna aşırı katı davranan aileler arasında hiçbir fark yok her ikisini de doğru bulmuyorum.

Velhasıl konu çok uzar gider. Özünde kimin nasıl çocuk yetiştirdiği ve tercihleri kimseyi ilgilendirmez. Ama bir başkasını kınarken burun bukerken insan önce kendi yaptığına bakmalı diye düşünüyorum. Bir de ebeveynlikte alternatiflik olmayacağını olsa olsa tercihler olabileceği düşüncesindeyim. Ve geçmişten beri uygulanan şeyleri allayıp pullayıp günümüze uyarlamaya ve buna da alternatif denmesine fena halde gıcığım.
Ve yazdığım üzere bir başkası yapınca allamadan pullamadan cahil olurken kendisine alternatif denmesini bekleyenleri anlamıyorum anlamayacağım.

İşte öyleyken böyle biz nasıl bir ailemiyiz vallahi son derece alternatif olmayacak bir aileyiz. Geleneksel Türk ailesinden halliceyiz. Alterinatif değiliz ama bilinçliyiz.




27.02.2012

Uyku Eğitiminden Notlar

Bu yazıyı heyecanla bekleyenler olduğunu biliyorum amma velakin bir çoğunuzun beklentisini karşılamayacağını da ilk baştan belirtmek isterim. Söz konusu uyku olduğunda biz annelerin tam anlamıyla sihirli bir değneye ihtiyacı oluyor. Hani deseler ki Ugandada sihirli değnek satılıyormuş gidip alırız olmadı getirtmenin yollarını kesinlikle buluruz dahası bu habere inanırız öyle değil mi ?

Uykusuz Anneler Klubü web sitesini duymayan kaldı mı? Eğer duymadıysanız ve hiç siteye bakmadıysanız çok şey kaybediyorsunuz demektir ama kazanmak için geç değil hemen yukarıdaki mavi renk olan Uykusuz Anneler'e tıklayın ve siteyi ziyaret edin.

Şimdi yazacağım satırları abarttığımı düşünebilirsiniz veya aklınızdan birilerine yaranmaya çalıştığım o da olmadı en iyi ihtimalle sitenin kurucularını tanıdığım için tanıdıklarımı övdüğüm geçebilir. Ama hepsinde yanılıyorsunuz doğru cevap E şıkkı yani hiçbiri.  Uykusuz Anneler Klubü bugüne kadar annelere destek olmak amacıyla kurulmuş en ayağı yere basan en organize ve en "sosyal sorumluluk" bilinciyle ilerleyen bir klüb bana kalırsa. Klübun kurucuları Perihan Gürer, İrem Erdilek (hangi sitesine link vereyim ki) ve Esra Sert nam-ı diğer Acemi Anne (yazılarına http://www.ntvmsnbc.com/ uzerinden ulaşabilirsiniz.) Bu 3 kadının da 10 parmağında 10 marifet var. Hepsi bir anlamda çalışan kadın ve çocuk sahibi yani aslında keyiften bir web sitesi kurmuş ve bir yandan çaylarını yudumlayıp bir yandan da siteyi güncelleyen insanlar değiller. Hepsi kendi alanında tanınmış insanlarlar. Sosyal medyada bilinen web sayfaları izlenen kişiler özetle reklama da ihtiyaçları yok.

Böyle olduğu halde Uykusuz Anneler Klübünü ciddiyetle yürütüyorlar ve hiçbir karşılık beklemedikleri için de yaptıkları iş sosyal sorumluluk projesi (uyumayan anneye destek bana kalırsa kesinlikle sosyal sorumluluktur bu derrdi çekmeyen ne alaka diyebilir ancak)olarak görülebilir. Niye mi? Aralarında bir uzman psikolog var. Ve bu psikologun siteye yazması yetmiyormuş gibi bir de her ay 5 anneye seminer düzenliyorlar.  Ve az sonra detaylarından bahsedeceğim bu seminer herhangi bir maddi karşılığı olmadan aldığım en yararlı ve iyi seminerdi diyebilirim. Hepimizin bildiği üzere arada sırada sosyal amaçlı yardım içerikli seminer ve benzerleri düzenlenir. Ve tabii ki gerek düzenleyen kurum kuruluş veya kişiler gerekse eğitimi veren kişi hani deyim yerindeyse ağzınıza bal çalar devamı için üzerine para vermeniz o da olmadı birşeyler yapmanız gerekir onların adını duyurmak, siteniz varsa yer vermek işte birşeyler yapmak. Oysaki bu eğitimde sizden hiçbirşey beklenmiyordu. Ve sevgili Uzman Psikolog Aysun Bal Ömeroğlu gerek zamanını gerekse bilgisini ve yardımını orada çekilişkle bir eğitim kazanmışsız gibi değilde randevu alıp kendisine gitmişiz gibi bizlerle paylaştı. Dolayısıyla Uykusuz Anneler Klübü kurucuları ve sevgili Aysun Bal bence büyük bir takdiri, teşekkürü ve bu övgüyü hakediyorlar.

Eee hadi neler anlattı bahsetsene dediğinizi duyar gibiyim. Dedim ya belki bildiklerinizden bir fazlasını söylemeyeceğim belki de çok eksik olacak. Katıldığım eğitim uyku eğitimi olmasının yanısıra aslında Ebeveyn nasıl olunur üzerineydi. Uyku Ebeveyn olmanın bir parçası sadece bunu öğrendim. Öyle bir yelpaze ki ebeveyn olmak yelpazenenin diğer yapraklarını açmadan görmeden bilmeden uyku kısmını anlamaya çalışmak boşa yelpazeyle yellenmek gibi birşey.

Aysun hanım nasıl doğum yaptığımızdan tutun da hamilellik sürecimize lohusalığımıza aile yapımızda dahil olmak üzere detaylı sorular sordu bize. Yani olayın başlangıcına indi. Ve bunları öğrenmeden sadece uyku üzerine konuşmak boşa kürek çekmek olacak gibiydi. Herkes kendi hikayesinden bahsetti ve Aysun hanım hikayenin içinden can alıcı noktaları cımbızla çekip yorumlarda bulundu ki çok önemli detaylardı bana kalırsa.
Sonra çocukların doğumla birlikte bir takım hormon seviyeleriyle hayata geldiklerini ve yaşam süresinde uyku da olmak üzrere tüm bu hikayenin çocuğu etkilediğinden bahsetti.

Hepimizin bildiği üzere her çocuk bir değil zaten öyle olsaydı eğitimli, aklı başında olan ve okuduğunu anlayan herkes uyku üzerine okuduğu kitapları pratiktede uygulama konusunda sıkıntı çekmezdi. Hep dediğim gibi ne olursa olsun önce çocuğumuzu tanımamız gerekiyor. Ama sakın şu yanılgıya düşmeyelim: Benim çocuğum uykuyu sevmiyor. Benim çocuğumun biyolojik ritmi bu az uyur. Eğitimden çıktığımda kurduğum cümlelerden biri şuydu: Uyumayan çocuk yoktur uyumayı öğretemediğimiz çocuklar vardır.

Her çocuk uyku arasında uyanır(mış) kimi doğuştan yetenekli işte tekrardan uykuya dalmayı becerebiliyor(muş) kimi de desteğe ihtiyaç duyuyor(muş) Ama işte eğitimden aklımda kalan bir cümle: Limitleri iyi bilmek gerekiyor. Çocuğunuzun uykuya geçmek için bu ihtiyacını nereye kadar karşılayacaksınız, karşılayacağız. Ne zamana kadar destek olmalıyız çocuklarımıza. Ve hepimizin en büyük zayıf noktası çocuklarımıza destek olmak isterken acaba geleceklerine köstek mi oluyoruz. Evet ben de çocuğuma hep destek olmak isteyenlerim ama eğitimden sonra durup düşündüm. Uykuya geçmesi konusunda oğluma destek verirken yani onu hiçbir koşul altında ağlatmazken acaba birşeyleri kendi kendine öğrenmesine engel mi oluyorum  Kimbilir belki de tam da bu sebebten anne dışındaki kişiler çocukları uyutma konusunda çok daha başarılar. Çünkü biz anneler kafası karışık insanlarız. Ve işte eğitimdeki en can alıcı noktalardan biri kafası karışık annenin çocuğunun da kafası karışık olur ve kafası karışık birinin uyuması beklenemez. (bu benim anladığım elbette Aysun hanım cümleyi böyle kurmadı)

Limit konusu çok önemli her alanda. Devam ettiremeyeceğin şeye başlamamak kritik örneğin hep kucakta uyutmak bir gün gelecek sen kafaca vazgeçmek istemesen de vücudun sana vazgeç diyecek sen kafaca ve ruhen çocuğunu kucağında tutmak isteyecek ve hatta tutamadığın için vicdan azabı yapacaksın hatırlayalım beden ruh ve akıl uyum içersindeyse hayatta herşey uyumla ilerler. Kafan ve ruhun bebeğini kucağında taşımaya devam derken bedenin bunu diyemeyecek ve o gün vicdan azabıyla ve/veya bıkkınlıkla taşımaktan vazgeçeceksin ve n'oluyoruz ya diyecek bugüne kadar iyiydik hani taşıyordun beni can atıyordun ben öyle sakin sakin dururken bile kucaklıyordun şimdi noldu diyecek sana asıl o zaman güveni sarsılacak. Senden ne zaman ne geleceğini bilemeyecek. Hep tetikte hep tetikte olacak hep bir tedirginlik.

Çocuklarımızın uyumasını istiyorsak önce sakin olmalıyız bir başka deyişle "cool" olmalıyız. Çocuğunu hangi yöntemle uyutmaya karar verirsen ver önce karar vermen gereken nokta bunu gerçekten inanarak ve sakinlikle yapabilecek misin? Çocuğunu uyutmaya çalışırken içinden hay Allah doğru mu yapıyorum acaba diyecek misin? Ona üzgünüm ama böyle yapmam gerekiyor gibi mi bakacaksın. Yoksa içini sürekli acaba doğru mu yapıyorum sorusu mu kemirecek böyle bir durum varsa varsın hiç başlama uyku eğitimine. Senin kafan karışıkken ve yaptığına inanmıyorken çocuğunun inanmasını bekleme uyumasını hiç bekleme.

Aysun hanım şu cümleyi kurdu ve beni kalbimden vurdu: Bir çocuğun uyku sorunu her zaman olacaktır. Dişi çıkacak uykusu bozulacak, 2 yaş sendromu olacak uykusu bozulacak, hasta olacak uykusu bozulacak ve sil baştan en başa döneceksin. Ben de diyorum ki hep eğitimlerin en nankörü uyku eğitimi. Peki Aysun hanım nasıl mı devam etti. Önemli olan o süreci yönetmesini bilmek. Yani aslında bütün iş uyku sürecini yönetmekte. Anne&baba olduğumuzda kabullenerek başlamalıyız evet muhtemelen çocuğumuz melek bebek değilse ki onlar çok azınlıkta (yani hiç uyku problemi olmayan çocuklar hastayken de uyur diş çıkarırken de uyur işte her koşul altında uykusu düzenlidir) çocuğumuzun daima uyku sorunu olacak ve bizler soruna değil çözüme hiç değil süreci yönetmeye odaklanmalıyız. Yani o istikrarlı ve sakin tavrımızdan ödün vermemeliyiz

Şahsen ben çocuğumun ağlarsa bana hayata ve herşeye dair güvenini kaybedeceğini düşünürdüm. Oysa bu eğitimde öğrendim ki çocuğun güveninin kaybetmesine sebeb olan şey düzensizlik ve akıl karmaşası.  Ne yapıp ne edip kaos ortamı yaratmamalıyız çocuklarımız için. Bir gün öyle uyutup bir gün böyle uyutmak gibi. Bir gün sen ne zaman uyuyacaksın hee kapa gözlerini çabuk deyip ertesi gün hatta belki bir sonraki uykusunda vicdan azabıyla gel kuzum buraya aman da canım uyumasan da seni çok seviyorum hadi bakalım gel göğsümde uyu. İşte bu çocuğun zihninde noluyoruz yahuya sebeb oluyor (muş).

Düzen ve istikrar demişken uyku eğitimi veren birkaç kişiden duyduğum bu eğitimle birlikte çocuklarının önceden olan banyo sırasındaki mızmızlıkları ve ağlamaları da bitmiş. Sebebinin güven duygusunun tazelenmesi pekişmesi olduğuna inanmaya başladım. madem ki çocuğun hayatında düzen konusu bu kadar önemli demek ki hayatındaki bir alanın düzene girmesi bile başka şeylerin de düzelmesine sebebiyet veriyor.

Anlatmanın arasına girip örnek vermem gerekirse; sistemde hiçbir değişiklik yapmadım ama eğitim bana o kadar iyi geldi ki zihnime cila atılmış gibiydim. Eve geldim Aren'i aynı sistemle hiçbir mızırtı olmadan 15 dk'da uyuttum ilk uykusunu 4 saat yaptı ki bu bizim için bronz kupa demektir. Ertesi gün de yani dün akşamda 10 dkda uyudu. Tek fark gerçekten sakin olmam zihnimin parıldaması ve sistemi hiç değiştirmeden yapmamdı. Ve daha önce de yazmıştım çocuklar bazı süreçlere bizden daha hazırlar benim çocuğum hazır değil bu eğitime diye düşünmeyin deneyin. Zaten gerekli zamanı verdiğiniz halde 20 gün diyelim kabaca çocuğunuz hala uyumuyorsa demek ki hazır değildir eğer çocuğunuzun kodlarını çözebiliyorsaniz anlarsınız zaten.

Sabır konusuna gelirsek bir çocuğa uyku dahil çoğu şeyi öğretmek sabır gerektiriyor. Ama sabır göstermemiz gereken şeyin ne olduğunu bilmiyoruz aslında. Aysun hanımın eğitim sırasında başka bir konuda değindiği şeydi bu. Sabır göstermemiz gereken şey çocuğumuzun bitmek bilmeyen talebi veya yaptığı şeye göz yummak değil yani ağlıyorsa buna göz yummak değil sabırla ve istikarla doğrusunu öğretmek.Veya olmayacak birşeyi ısrarla yapıyor ve istiyorsa duymamazlıktan gelerek veya izin vererek sabretmek değil. Inatla ve istikrarla neden yapmaması gerektiğini söylemek anlatmak ona. Evet belki milyon kere ama milyon kere aynı şeyi yapan çocuğa katlanmaktansa milyon kere söylemeyi tercih edenlerdenim ben.

Aysun hanım çocuğunuzu ağlatın demiyor bunu da belirtmek isterim. Ama ağlarsa yaklaşımınızı değiştirin demek istiyor benim anladığım. Ağlamak konusuda kafamızdaki eşleştirmeleri kırmalıyız sanırım. Şöyle düşünebilirsiniz aman canı cehenneme eğitimin de onun da bunun da şunun da uyumayan insan mı var elbette bir gün uyuyacak, uyumayı öğrenecek. Peki sizce kendi kendine uyumayı erken yaşta öğrenmemiş bir bebek çocuk hayatta başka alanlarda da hep desteğe sürekli bir destekten bahsediyorum hep yardıma ihtiyacı olmayacak mı? Çocuğumuzla oyun oynarken ona bir kere nasıl yapıldığını gösterip hatta belki de göstermeden nasıl yapılacağını keşfetmesi için yardımcı olup sonra onun yapmasını keşfetmesini beklemiyor muyuz? Gelişimi ve onun iyiliği için doğru olan bu değil mi? Evet bu. O zaman kendi kendine uyumasını öğrenebilmesi için de ona yol göstermeliyiz belli bir limitte yardım etmeliyiz ama sonrasını ona bırakmalıyız. Bunu onun iyiliği için yapıyoruz ama önce buna biz ikna olmalıyız. Aysun hanım dedi ki hepimizin bildiği o meşhur cümle aslında: Bir bebeğin gelişimi uykusundan ve beslenmesinden anlaşılır. Ve bildiğiniz üzere bunlar birbirine doğru orantı ile bağlı. İyi uyuyan çocuk iyi beslenir iyi beslenen çocuk iyi uyur (tabii ki başka bir sorunu yoksa uyumamasındaki etkenlerden sadece biri beslenme. Veya iyi beslenmemesindeki etkenlerden sadece biri uyku. şimdi sesler yükselebilir ama benim velet çok güzel besleniyor yine de uymuyor  veya çok güzel uyuyor ama iyi beslenmiyor. ee o zaman yelpazedeki başka şeye bakacaksın arkadaş)

Yazı çok mu uzadı ne. Anlatmakla olmuyor arkadaş bu deneyimi yaşaman gerekiyor o yüzden bana çıkmaz deme aman benim çocuk az da olsa uyuyor deme şansını dene koş bir koşu Mart çekilişi için olmadı Nisan olmadı Haziran eğitim devam ettiği sürece siteye yorumunu bırak bu eğitimi sen de al.

Kısa  kısa.....
  • Herşeyden önce çocuğunu iyi tani
  • Düzen Düzen Düzen. Çocuğuna düzen ver ki güveni gelişşin. Hiçbir şey için düzenden vazgeçme.
  • Sakinlik sakinlik sakinlik
  • Limitleri iyi belirleme
  • Verdiğin eğitime önce sen inan
  • Süreci yönetebilme becerisine sahip ol değilsen de süreci yönetmeti öğren
  • Gerçek sabır nedir öğren ve uygula
  • Çocuğu ağlatıp ağlatmamak üzerine tekrar düşün iyi mi ediyorum kötü mü beynindeki eşleştirmeleri kırmaya bak
  • Bu çocuk uyumuyor uykuyu sevmiyor diye düşünme uykuyu öğrenmemesini uyumamasının ilerde başka sorunların temeli olabileceğini hep hatırla.
  • İyi uyku için iyi bir beslenme planı gerekiyor yani gene düzen düzen düzen. Çocuğunun beslenme saatlerini iyi set et.
  • Kendine iyi bakman gerektiğini daima hatırla. Sen iyisen bebeğin iyi.  Ne kadar zinde ne kadar dinç olursan o kadae sabredebilir o kadar emek harcayabilirsin bu işe ve stresin yokken senden bebeğine sevgi akışı öyle kesintisiz olur öyle hızlı akar.