beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.01.2014

Yapılacaklar Listesi #Antibiotiksiz Çocuk Büyütmek


Dün HT Hayat'in düzenlediği Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın sunduğu Antibiotiksiz Çocuk Büyütmek seminerine gittim. Her zamanki gibi oldukça faydalı ve iyi bir seminerdi; hem HT Hayat'a hem de Ahmet Hoca'ya teşekkürlerimle.....





"Hastalıkları tedavi etmek zordur, masraflıdır ve uzundur. Önlem almak en doğrusu"

Yukarıdaki tabloyu seminer sırasında kendim için hazırladım. Prof. Dr. Ahmet Aydın tüm hastalıkların beslenme şeklimizle alakalı olduğunu söylüyor; söylemekle kalmıyor bunu kanıtlıyorda. İstatistik bilgilere dayanarak son yıllardaki hasta ve hastalık artışlarını gösteriyor ve aynı şekilde son yıllarda değişen beslenme alışkanlıklarını ve gıda sektöründeki değişiklikleri.


"Her hastalığın altında unlu şekerli gıdalar vardır" 

Ahmet hoca, yağlı yemek ile vücutta yağ olmayacağını (burada bahsettiği yağ elbette yukarıdaki listede bahsettiğim tereyağ ve zeytinyağı ve kuyruk yağı) vücutta yağ yapan şekerdir diyor. Ardından da hemen tüm beslenme uzmanlarının ve diyetisyenlerin kendisine gıcık olduğunu söylüyor; ee nasıl olmasınlar değil mi? Haydi bakalım bu öğlen  salatalarınıza gönlünüzce zeytinyağı koyun. 


"Bütün hastalıklar bağırsakta başlar"
"Bağırsaklar vücudun ikinci beynidir"


Hipokratın söylemiş olduğu bu sözü Prof. Ahmet Aydın tamamen destekliyor. Peki bağırsakları korumak için ne yapmak gerekiyor. Öncelikle; vajinal doğum ile dünyaya gelmek sizi 1-0 önde başlatıyor tabii eğer anneninz veya siz çocuğunuz için hamilelik döneminde sağlıklı ve iyi beslendiyseniz. Sezeryanla doğum yapmış iseniz bir gazlı bezi vajinanıza dayadıktan sonra bebeğinizin ağzına koyuyorsunuz; nasıl yani, ay ne demek o diyebilirsiniz; buna şaşıranlara Ahmet Hoca; neden şaşırdınız çocuk nerden çıkıyorki dedi, eh pek de doğru dedi. 

Bağırsakları korumak için probiyotik beslenmek gerekiyor; kefir, peynir ve benzerlerini tüketmek. Eczaneden alınan probiyotik tozu yoğurta katıp daha sonra yoğurt mayalarken bunu kullanabilirsiniz. 


Ahmet hoca geleneksel hatta taş devri beslenme tipini doğru buluyor ve böyle beslenmenin insanları hastalıktan koruduğunu ve ömrünü sağlıklı bir biçimde sürdürmesiye vesile olduğunu söylüyor. Geleneksel beslenme deyince aklınıza ne geliyor? Şöyle bir düşününce modern tıp'ın yasakladığı herşey geliyor benim aklıma Mesela; tereyağ tüketimi, mesela yumurta tüketimi, mesela sakatat tüketimi gibi. Ve buna pişirme yöntemleri de dahil. Aslında Ahmet hoca annenden anneannenden ne gördüysen aynen onu yap diyor. 

Sakatat yemenin, karaciğer mesela; zararı değil yararı olacağını bildiriyor. Yumurta yemenin gayet sağlıklı olduğunu; kolestrol'un bir sakıncası olmadığını, kadınlık ve erkeklik hormonlarının kolestrol ile arttığı anlatıyor. 

Burada devreye yiyeceklerimizi nasıl seçeceğimiz giriyor; yumurtada hangi yumurta gibi. Bildiğiniz, güvendiğiniz, üreticisini tanıdığınız, tavuğunu gördüğünüz birinin yumurtası. Bu noktada benim de canı gönülden inandığım bir noktaya değiniyor; arz-talep meselesi. Siz talep ederseniz bu tip üreticiler çoğalacaktır diyor, talep edin lütfen siz de talep edin. 


Gereksiz ilaç kullanıma karşı olan antibiotik kullanımı ise neredeyse sıfıra indiren bir Prof. Dr. neden Omega 3 ve D vitamininin kullanılmasını önerir; çünkü bu iki vitamin insanın vücudunun kendisinin üretebileceği ve geleneksel beslenmenin çok uzağında beslenen insanların beslenme şekiyle üretemeyecekleri ve hayati önem taşıyan vitaminler de o yüzden. Merak ediyorsanız; kendisine de Omega 3 ve D vitamini kullanıyor. 
Omega 3'ün faydaları ve yararları yazmakla bitmez, aynı şekilde D vitamininde. Hem zihinsel hem bedensel sağlığınızın en üst seviyede olmasını istiyorsanız; kronik ağrılarınız var ise, kafanızı toparlamakta güçlük çekiyorsanız mutlaka Omega 3 kullanmalısınız; yoo ben daha gencim mi diyorsanız, bebeklerin de kullandığını ve kullanması gerektiğini hatırlatmak isterim size. 

Bir de size kötü bir haberim var; ben çok ceviz yerim, dışarıdan takviye almama gerek yok diyorsanız; Ahmet hoca yanıldığınızı söylüyor. Siz cevin yiyin yine ben size yemeyin demiyorum ama zevk için yiyin :)

Omega takviyesi alırken dikkat etmeniz gereken nokta içindeki Epha ve Dha oranı; sizi hiç yormayayım çocuk için Carlson marka deneyebilirsiniz kendiniz için de Solgar. Ocean Mullers markaları hakkında da olumsuz bir bilgi vermedi Ahmet hoca. 




Peki hani nerede antiboitiksiz çocuk yetiştirmek hakkında bilgiler derseniz; hepsi yukarıda. Geleneksel beslenme sisteminden şaşmayan, gerekli takviyeyi alan insanlar ister yetişkin ister çocuk olsun antibiotik almasına gerek kalmaz diyor özetle Prof. Dr. Ahmet Aydın. 

Değerli hocamız antibiotik asla kullanılmaz demiyor; menejit, bazı boğaz iltihapları (her Beta değil) ve zatürede kullanmanın gerekli olduğunu belirtiyor. Ama orta kulak iltihabı, grip, öksürme gibi hemen antibotik yazılan hastalıklarda kullanmanın yararından çok bağırsak florasını bozarak zararının olacağını da belirtiyor. 


Günümüzde ve yaşayış biçimimizde geleneksel beslenme düzenini sürdürmek mümkün mü? Kolay değil ama mümkün en azından evinizde mümkün ve bence zararın neresinden dönülse kar; hatırlamamız gerek herkes kendi evinin önünü süpürse her yer tertemiz olur; evinizde başladığınız geleneksel beslenme düzeni, talepler ve istekler doğrultusunda tüm ülkeye yayılabilir. 

Bu arada eminim Ahmet hocanın eşi harika kek ve börek yapıyordur; Ahmet hoca da yiyordur. Bayram ziyaretlerinde bitterinden de olsa ağzına bir çikolata atıveriyordur. Ama kendinin de söylediği üzere yoğurdu evde yapıyorlar ve mısır özü yağı kullanmıyorlar. 

Diyeceğim o ki; sağlıklı beslenmenin bir ucundan tutun, diğer uçlar tuttuğunuz ucu takip edecektir elbette. 

Sadece virusler değil sağlıkta insandan insana bulaşır öyle değil mi?  


Sağlıcakla kalın!

8.11.2012

Beslenme Saati

Yiyelim içelim güzelleşelim dostlar:)

Aren hayatımıza girmeden önce beslenme konusunda çok uyumlu ama bir o kadar da kötü beslenen bir çifttik. Ne zamanki bir çocuğumuz oldu,  beslenme konusunda kendimize de çekidüzen vermeye başladık. Çünkü inanıyoruz ki çoçuk gördüğünü ve alıştığını uygulayacak. Dahası biz sağlıklı olmazsak çocuk nasıl olsun. İkimizinde kilo problemi var(dı) Benim hala var ve sanırım ömrü billah tombul kadın kategorisinde olacağım. Diyetisyene gittik ve kilo verdik. Eve bazı yiyecekleri ve gruplarını sokmamaya başladık.

Güray'ın organik gıda sektöründe olması ve neredeyse sektörde başı çeken tüm firmaların içini dışını işleyişini bilmesi nedeniyle bakış açımız sektörün içinden olmayanlara göre biraz daha farklı. Buna rağmen evimizde organik fasulye, organik pirinç falan pişmezdi. Kahvaltı soframızda bildiğin market sucuğu, nutella ve reçel de olurdu. Akşam yemeğinde tavuk çoğu zaman başrollerdeydi.

Aren ek gıdaya başladığında doktorumuzun da tavsiyesiyle oldukça dikkatli davrandık. En önem verdiğimiz husus mevsiminde tüketim. İlk aylarda herşeyin organiğini alıyorduk. Feriköy organik pazarından Güray'larında tezgahı olması nedeniyle oradan alışveriş yapmak fiziki anlamda da kolay oluyordu. Zamanla yumuşak bir geçiş yaptık çünkü inanıyoruz ki sadece organik beslenmekte doğru değil. Bebekken ve ek gıdayla ilk  tanışmasında en doğrusunun organik olduğuna inanıyorum fakat sonra azar azar yumuşak geçişlerle organik olmayan gıdalara da alışmalı ve tanımalı düşüncesindeyim. Sadece organik beslenen çocukların ileride hem sağlık hem de sosyal sorunlar yaşayacağına inanıyorum. Organik olmayan gıda bile olsa doğal olmasına dikkat ediyorum. Günümüzde hala organik ve doğal gıdanın aynı olduğunu düşünen çok insan var. Halbuki birbirinden oldukça farklı. Evde yapılan veya köyünüzden gelen her ürünün organik olduğunu düşünmeyin lütfen. Örneğin pazardan meyve alıp içine bardak bardak şeker atıp sonrada ev yapımı yani organik reçel demek olmuyor olmaz. Doğal reçel denir mi, bence o bile tartışmaya açık.

Konu her ne olursa olsun çerçeve içine koymayı ve uç noktalarda olmayı sevmiyorum. Dolayısıyla Aren'le dışardaysak ay bu ekmek organik mi ama şimdi de domatesin mevsimi değil yemesin demiyorum. Yiyecekse ve tadacaksa yiyor. Süreklilik arzetmediği sürece bence hiçbir şeyin sakıncası yok. Kendimiz için de aynı şey geçerli. Evimize sosis ve tavuk girmez. Ama bir dost meclisinde bir arkadaşımızın evinde yemeğe gittiysek ve önümüze sosisli makarna çıkardıysa pardon şekerim biz sosise ağzımızı sürmüyoruz demiyoruz elbette. Veya sakız çiğnemeyenleri bilirim yok vallahi çiğnerim. Güzel bir schnitzel'e de hayır dediğim görülmez. Lakin bebekli bir aile olarak ne kadar sosyal olduğumuz ve böyle durumlarla ne kadar karşılaştığımızı yazmama gerek yoktur sanırım :) Aren de dışarıda yemek yemeği pek sevmiyor örneğin ev köftesine bayılan Aren'in henüz herhangi bir köftecide köfte yediğini görmedik bu ne ya gibi bakıyor ve tükürüyor.

Beslenmemizde organik olmazsa olmaz ürünlerimiz ise aşağıda. İşte bu ürünleri organik almaktan vazgeçmiyoruz.
Bizim eve ya Saklı Cennet ya da TEMA balı girer başka bal girmez. Marka vermeyeyim ama yediğiniz bir çok balın  sadece şeker olduğunu bilin bal değeri olmadığını. Arılara kesme şeker yedirilip kovanlarına naftalin koyulduğunu. Hem bal hem organik hem de nefis. 

Aren için zeytinyağ tercihimiz yine Organik Saklı Cennet. Evimizde diğer yemekler için diğer  zeytinyağları kullanılyoruz misal Tariş.


Tüm bakliyatlarımız da organik Saklı Cennet markasından. Bakliyatı kendimiz için de kullanıyoruz  ve farklı ilk tadışta  anlamak mümkün hatta pişme süresi bile oldukça farklı.

Tereyağ olarak benim içime sinen bu oldu Güray pek taraftar değil ama diğerleri yerine bunun en uygun olacağını söyledi. Organik Keçi sütünden tereyağ rengiyle tadıyla kokusuyla oldukça farklı. Ben de Aren de çok sevdik. (Gördüğünüz üzere sadece üray'ın dahil olduğu markaları kullanmıyoruz :))



Aren'in 1 yaşına 2 hafta kalmasından itibaren İnek sütünü ve Keçi sütünü  dönüşümli olarak kullanıyoruz. Alerjik bünyeye sahip bir bebek olmasına rağmen İnek sütünün hiçbir yan etkisini yaşamadık. Süt ile ilgili söylemlerin hiçbirine inanmıyorum ve fakat uzun ömürlü sütleri de ne kendimiz ne de çocuğum için kullanmıyorum. Bizim tercihimiz Lera Fresca günlük süt. Keçi sütünde de Mado'yu denedik. Sırada Atatürk Orman Çifliği ve Baltalı var.



Son olarak, her insan her çocuk kendi yolunu çizer. Biz doğru örnek bile olsak gün gelir bizi örnek almak istemeyebilirler. Hangimiz anne&babamızın hem söylediği hem bizzat uyguladığı her doğru davranışı örnek aldık ki. Eminim aramızda anne babası sigara içmediği  ve bu konuda çocuğuna asla içmemelisin gibi bir baskı yapmadığı halde sigara içenler vardır. İşte beslenme konusu da bunun bir benzeri. Çocuklarımız birgün gelecek okula sonrada sosyal hayatın içine karışacaklar; kendi seçimlerine yapacaklar belki de seçimlerinin arasında sağlıksız besinler ve beslenme biçimleri olacak. O zaman onlar için ancak daha sağlıklı beslenmeleri için dua edebiliriz. Bir de temelinin sağlam olması bir nebze de olsa içimize su serper. Biz anne&baba olarak kontrol kısmi  bizdeyken elimizden geleni yapalım ve gerisini düşünmeyelim derim.

Bu ürünleri ben nerede bulurum derseniz; Saklı Cennet Organik ve Doğal Gıda Dükkanı Akatlar'da açıldı aynı zamanda cafe olarak da hizmet veriyor; yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Saklı Cennet ürünleri Tekzen.com.tr üzerinden de alınabiliyor. (Ne alaka hırdavatçi dükkanında organik gıdanın işi ne gibi doğal bir soru gelirse aklınıza Tekzen ve Temari yani Saklı Cennet markasının üretimini gerçekleştiren şirket kardeş aynı holding'in çatısı altında)

Bu yazı size reklam kokuyor gibi geldiyse şirket ne babamın ne de kocamın. Kocamın da herhangi bir maddi kazancı olmuyor alınan üründen keşke olsaydı reklamın alasını yapardım zira bilmediğim, denemediğim ve aslında inanmadığım bir ürünün reklamını yapmaktansa denediğim bildiğim kocamın işin içinde olduğu ürünün reklamını yapmayı daha doğru bulurum.