övgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
övgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.09.2013

Sahi Kontrol Kimde, Çocuğunuzda mı Sizde mi?



Hürriyet Yazarlarından Özgür Bolat'ın "Övgü Çocuklara Nasıl Zarar Veriyor", yazısını okuduğumda oldukça etkilenmiştim. Yazıyı sonuna kadar okumanızı öneririm: Tık tık  Şimdi size konuyu anladığım kadarıyla özetlemeye,yazının içinden örnekler vererek kendimizden bahsetmek istiyorum. Yazıda daha fazla örnek olduğunu tekrardan belirtmek isterim. 

Bu yazıya kadar daha önce de çocuklarınızı fazla övmeyin tarzında öneriler ve cümleler duymuştum; ve buna hep olur mu öyle şey çok saçma şeklinde yaklaşmış; şu yazıya kadar ayağı yere sağlam basan bir yazı ve neden duymadığım için, söylenmiş olabilir, ben duymadım, tam aksi şekilde bir tutum sergiledim. Hatta hep şöyle söyledim; ben de pek övülen bir çocuk olmadım, oysa övülmek isterdim.




Bağımlı bir çocuk yetiştiriyor olabilir misiniz diye bir yazı yazmıştım; ve bence kesinlikle o yazıda çocuğunuzu sürekli övüyorsanız diye bir madde de olmalıydı. 


Yazının bu bölümü  beni oldukça etkiledi; çünkü beni hayatta yegane korkutan şey, duygularını diğer insanlara göre belirleyen bir çocuk. Yani bir başkası onaylamadığı sürece mutlu olamayan veya bir başkasının söylediğine fazlasıyla takılıp, ciddiye alıp mutsuz olan insan. Bu tıpkı hava yağmurlu ve kapalıysa tüm günü mutsuz geçirmek gibi bir şey. Oysa benim çocuğuma öğretmeye çalıştığım ve çalışacağım yegane şey; duygularının kontrolünün kendisinde olması. Peki mümkün (müymüş) çocuğu bunca överken çocuğa bu bağımsızlığı kazandırmak; hayır değil (miş). Bu tam da bu perhiz ne lahana turşusuna örnek. Yıllar sonra yetişkin olduğumda ve kişisel gelişime merak sardığımda, bana en büyük kattığı şey bu oldu; insanların söylediklerine fazla takılmamayı öğrendim ve mutlu olmanın bağımsızlığı kazanmak. Aren'e de başından beri öğretmek istediğim budur; kendiyle barışık bir insan olması. Lakin 1,5 yıldır pek de doğru olmayan bir yol izlemişim. Fakat hiçbir şey için geç değildir felsefesine inanırım.





Böyle bir mesajı kim vermek ister ki kimse öyle değil mi? Yapmayalım bundan sonra olur mu, tanıklık edelim bundan böyle. O da ne demekmiş dersenizi malesef bu yazıyı sonuna kadar okumalısınız :) 



Son cümle ne doğru öyle değil mi? Kontrolü elinde hisseden çocuğu kimse durduramaz; gerçekten de böyle, kim hangi konuda kontrolü elinde hissediyorsa, aynı zamanda kendi gücünün de farkındadır ve istediği herhangi bir konuda kimse onu durduramaz. 

Bu yazıdan sonra gördüm ki; ebeveynlerin çoğu kontrolü kendi elinde tutuyor; buna ben&biz dahiliz, siz de muhtemelen öylesinizdir; bir düşünün kontrolü çocuğunuza bırakıyor musunuz, yoksa siz de benim, bizim düştüğümüz hataya düşüp, çocuğunuz özgüvenli olsun, kendini iyi hissetsin diye aslında çok da iyi yapmadığı şeylerde onu övüyor musunuz? 

Şöyle düşünürdüm; Aren ve bir çok çocuk yaptıkların işin övülmesini istiyorlar, oysa şimdi anlıyorum ki, övülmesinden çok farkedilmesini ve tanıklık edilmesini istiyorlar. Bence bunu yapabiliriz;  legolardan bir kule yaptığında,  hayatım çok güzel bir kale yaptın yerine, tatlım legolardan kule yaptın demek belki de daha doğru olacaktır; çocuk karşılığında çok güzel yaptım ama di mi diye sorarsa; sanırım en doğrusu güzel yaptığına inanıyorsan güzeldir demektir; beğendiyseniz beğendiğinizi söylemek ama beğenmediyseniz de daha iyisini yapabilirsin diye desteklemek veya ben görsel olarak çok beğenmedim ama önemli olan senin nasıl hissettiğin demektir belki de. Düşünüyorum da çocukların yaptıkları herşey de onay beklemeleri ve bu onayı alamadıklarında üzgün olmaları tam da bağımlılık örneği ve sanırım bunun da temeli işte tam da çocukluğun bu döneminde yatıyor. 

Bu konuyu merak edip başka kaynaklardan da okuduğumda; övgü ile iltifatın arasında inci bir çizgi olduğunu gördüm. Yani çocuğunza gözlerin harika demek, bugün öyle güzelsinki günümü aydınlatıyorsun falan gibi şeyler söylemek iltifata giriyor ve bence bu ve bunun gibi cümleleri her yaşta insan ister; bir de halk arasında "gaz vermek" dediğimiz, motive etmek de öcgüden bağımsız; yani sen yaparsın, başarırsın gibi cümleler de bence gayet motive edici. Vallahi bunların bir zararı var ise kabullenemeyeceğim; üzgünüm bilim!

Zor dostum zor ebeveynlik ama bir o kadar heyecan verici, geliştirici ve güzel! 

Dilerim bu yeni çağın çocuklarına serüvenlerine en doğru bir biçimde eşlik ederiz. 

Şimdi sizden beklediğim bu yazıyı övmeniz değil tanıklık etmeniz :) Yok canım biz yetişkin olduk artık isterseniz övebilirsiniz :)))))))




22.08.2013

Bilimsel Olmayan Gerçekler


Bazı bilimsel gerçeklere saygı duymalı ama kendi gerçekliğimizi yaşamalıyız diye düşüyorum. 



Öpücük Tedavisi: Aslında bunun için tam anlamıyla bilimsel olmadığını söyleyemeyiz. Bakınız bir grup araştırmacı ki, eminim onlar da araştırmacılar arasında pek sevilmeyen, hımm onlar mı, ya onlar her dersten kalırdı zaten, diye bok atılanlardır; anne öpücüğünün iyileştirici gücüyle ilgili şöyle demişler: 

"Bir grup uzman araştırmacının yaptığı incelemeler doğrultusunda bebeğini öpen bir anne yavrusuna bağışıklık sistemini kuvvetlendiren bir dizi bakteri geçişi sağlıyor. Bu sayede bağışıklık sistemi güçleniyor vesoğuk algınlığı ve kulak iltihapları gibi hastaların iyileşme süreci hızlanıyor.Bebekleri kucaklamak da iyileşmeyi sağlıyor. Montreal'de bulunan Bliss Hastanesi erken doğan ünitesindeki doktorların araştırmaları doğrultusunda 61 bebek incelendi. Bilim adamları bebeklerin nabzını, kandaki oksijen seviyesini ve kan alımı esnasındaki yüz ifadelerini inceledi. Sonuçlara göre anne kucağındaki bebekler ağrıyı çok daha çabuk unutuyor ve daha hızlı iyileşme kaydediyor.Annesiyle birlikte incelemeye tabi tutulan bebekler daha çabuk iyileşirken, annesiz olanların daha fazla ağrı çektiği saptandı."
Aren doğduğundan beri ne zaman başına birşey gelse; gel öpelim de geçsin cümlesini kullandık. Büyüyüp bilinçlendiğinde, bir yerine birşey olduğunda dur öpelim hemen dedik ve abartılı bir biçimde öptük onu. Zamanla bu çok hoşuna gitti; hem öpülmek hem de öperken yaptığımız şaklabanlıklar ve abartılı hallerimiz. Şimdi düştüğünde, canı acıdığında hemen öpmemizi istiyor; anne düştüm öp, anne böcek ısırdı öp, babam sen de öp, biz öptükten sonra bir hoşuna gidiyor ki sormayın, arkasından da tamam geçti diyor. Ve aynı şeyi bize de yapıyor, birşey mi oldu, hemen gelip öpüyor ve tamam geçti dememizi bekliyor. 

İnsanın kendini daha iyi hissettiği kesin; evet büyüyecek ve öpücükle geçmeyecek fiziksel acıları olacak ama eminim öpülmek isteyecek çünkü bu onu rahatlatacak. Dolayısıyla öpücük tedavisi diye birşey var; özellikle ufak tefek yaralanmalarda ciddi işe yarıyor efendim, tavsiye ederiz. 


Kuzum, Balım, Arım, Peteğim: Çok yakın zamanda Ayşe Arman röportajlarından birinde okudum; bir profesor erkek çocuklarının kuzu diye değil Koç'um diye sevilmesi gerektiğini söylüyordu; erkek çocuk gücünü hissetmeliy(miş) Vallahi ben kuzum diye seviyorum, sevmeye de devam edeceğim. Ne yapmışlar yani kuzum diyerek büyütülen 10000 erkek üzerinde araştırma yapıp, bu erkeklerin 999 güçsüz olduğunu mu saptamışlar. Bir keresinde de iişte cüce, yer mantarı gibi sıfatlarla sevmenin çok yanlış olduğunu okumuştum; vallahi bazı şeyler sevimli söylenince hele de çocuğa çocuğun ondan yara alacağına hiç mi hiç inanmıyorum. Yer mantarı diye de sevdiğim çok oldu Areni. Kızları da prenses diye sevmeyin derler; kendilerini de prenses sanmasın diye ee oldu olacak kızlara Ece ismi de koyulmasın malum anlamı kraliçe demek :) hoş Ece'lerin çoğu kendini kraliçe sanar, orası ayrı :) Sansın yahu prenses sansın çocukken nolucak; büyüyünce prenses olmadığını bilecek, bununla başa çıkmasını öğretirsiniz olur biter, hiç değil se hayatının bir döneminde kendini sahiden prenses sanmış olur. 


Alkışlarla Yaşıyorum: Daha yeni bir psikoloğun tweetini gördüm; çocuğun doğal yapacağı şeylerde; tuvalet, yemek yeme, uyuma, alkışa ihtiyacı yoktur, gereksizdir falan gibi. Vallahi bal gibi de var çocuğun alkışa ihtiyacı. Yahu ortalama 2 sene altına sıçan bir çocuğun tuvaletini söyleyip yapmaması nasıl alkışlanmaz ki. Bizimki 19. ayda bıraktı vallahi biz de alkışlarla her daim kutlandı; şimdi arada mesela son dakika tuvalete yetişirse alkış bekler ve zevkle alkışlarız; kolay mı çiş tutmak, kendimden biliyorum hiç kolay değil. Bir çocuk oyunun en güzel anında anne kaka deyip o kakayı da gidip tuvalete yapıyorsa alkışlarım arkadaş onu ben!. 

Sonra yemek mevzusu; tabaktaki yemeği bitirmek veya bitirttirmek kolay mı? Hiç değil. Alkışı hakeder arkadaş. Bizim evde alkış konusunda da bilim'e el sallanıyor, her annenin kendi bilimi vardır ayrıca :) 

Bir de kendimden yola çıkarak şunu söylemek isterim; annem ve babam bizi bilimsel gerçeklerle büyüttüler :) Bu doğal şeyler bizim evde hiç övgü almadı. Okul zamanında da böyle oldu; sınıfını mı geçtin, ee doğal zaten işin bu, işe mi girdin ilk mulakattan, ee doğal zaten böyle olmalıydı, herşeye doğal yaklaşıldı ve alkışa tutulmadık; vallahi bu beni üzen birşey olmuştur. İsterdim alkışlanmak bu doğal sayılan konularda. Alkışları görelim :))))


Daha bir çok şey var; bilime, ilime, söylenene aykırı davrandığımız ve sakıncalı olduğunu düşünmediğimiz, görmediğimiz; şimdilik bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. Sizin evinde kendi bilimsel gerçekleri var mı :)