blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.05.2013

Blog'lamaca


Hehh işte tam da bu nedenden :) Ayrıca bu çantaya da bayılıp alıverdim ;)


10 yıldan fazladır iyi bir  blog takipçisiyimdir, son 3 yıldır da kendime ait bir blogum var. Evlilik hazırlıkları sırasında kendi blogumu açmış ve tüm aşamaları yazmaya başlamıştım; hatta o zaman blogun adı: Tutenevleniyor idi. Blog yazdığımı bilen 1-2 kişi vardı; sonra tanımadığım insanlar beni takip etmeye başlayınca çok şaşırmıştım. Her zaman hiç kimse okumuyor gibi yazmayı yeğledim. Blogumun ilk yazısında bu blog bir Eylül günü aranızdan ayrılacak demiştim; çünkü o zamanlar evlilik hazırlıklarının sonuna gelince blog yazmayı da bitiririm diye düşünüyordum. Ama öyle olmadı, blog'a yazmayı çok sevdim; takip edildikçe, yorum yazıldıkça, yani blog internaktif bir hal alınca, devam etmeye karar verdim; ve blogun adını değiştirdim. Bugün karar veriyor olsaydım adı başka olurdu; ama o zaman tam da evlenmek üzereyken ve hayatın her telinden yazacağımı biliyorken adına da Evcilik Hayatı deyiverdim. 


Hamileliğimle birlikte blog daha çok hamilelik, anne&çocuk üzerine yazılarla dolmaya başladı. Ağırlıklı olarak -ki bu çok doğal, çünkü hayatım çocuk ekseninde dönüyor- anne&çocuk üzerine yazmaya başladım; ama blogum için bir anne&çocuk blogu diyemem. Yazmayı her zaman çok sevdim, bildiğimi paylaşmayı da; dolayısıyla bu çok sevdiğim iki şeyin en iyi birleşebileceği alan blog'tu. 

Benim kendime ait bir blog anlayışım var;  bu anlayış bilinen, kabul gören blogger anlayışıyla neredeyse taban tabana zıt!  Hala blogger kime denir, kriterleri nedir hiç bilmiyorum. Blog yazmak için tek bir özelliğe gerek var bence, o da: Kendin gibi yazmak.





Blog anlayışımın ne olduğundan bahsetmeyeceğim, zaten takip edenler iyice anlamıştır diye düşünüyorum. Dediğim gibi; hiç kimse okumayacak gibi yazmayı seviyorum ben.Bir kaç kez şöyle geri bildirimler aldım; sanırım yazılarını tekrardan gözden geçirmiyorsun, fazlasıyla imla ve benzeri hatalar var, bu da okumayı zorlaştırıyor. Böyle samimi yapılan geri bildirimleri seviyorum; evet yazdıklarımı tekrardan gözden geçirmem, imla hatalarının farkındayım; bunu okuyanı umursamadığımdan yapmıyorum, işimin arasında hızlıca yazıyorum ve dedim ya kimse okumayacakmış gibi yazıyorum; ince bir işçiliğim yok. Şunu da belirtmek isterim; yıllarca dergicilik yapmış, edebiyat fakültesi mezunu, kendi adıyla yazıları gazete ve dergilerde yayınlanmış birinin az da olsa imla ve yazım kurallarından haberi vardır :)... Son zamanlarda başkaları da saygısızlık olarak görür mü diye, daha çok dikkat ediyorum; ama yine de bir redaksiyon çalışması yapmam :) Yazıyı yayınladıktan sonra dönüp 1 kere de ben okurum o kadar. 

Velhasıl; takip eden herkese, takip edip de yorum yazanlara, fikirlerini, görüşlerini paylaşanlara çok teşekkür ederim. Blog'a yazmayı çok seviyorum, yazdıklarımı paylaşmayı, yorumları, yorumların üzerine konuşmayı da öyle. 















10.01.2011

Çevrimiçi OFF Hayat içi ON


Sosyal miyiz gerçekten? Ben kendime bu soruyu şu sıralar çok soruyorum. Tüm sosyal ağları kullanırken, facebook, twitter, gtalk, msn, ve daha bir sürüsünü ki, ben hepsini kullanmıyorum, gerçekten sosyal olup, olup biteni takip ettiğimizi mi düşünüyoruz. Hayatın ta içinde mi oluyoruz yoksa ta dışında mı?

Bence sosyal olduğumuzu sanırken tam anlamıyla asosyal oluyoruz ve olup biteni takip etmek bir yana olup bitenden tamamen bihaberiz. Hayatın içinde değil çok uzağındayız.

Peki tüm bunları kullanmaktan vazgeçmek mi gerekiyor? Hayır kesinlikle vazgeçmek gerekmiyor ama ölçüsünde kullanmak gerekiyor. Dahası gerçekten hepsini kullanmaya gerek var mı bunu düşünmek gerekiyor. Ve ne için kullanıyorum diye sormak gerekiyor.
Chat sitelerinden eş bulma sitelerinden bahsetmiyorum bile onların sosyal ağ değil başka bir ağ olduğunu düşünüyorum çünkü.

Haftalardır düşünüyorum neden ben eskisi kadar kitap okumuyorum diye. Evlendiğim için mi? Ona mı vakit bulamıyorum. Akşamları ne olup bitmiş diye işlerden sonra oturup nete bakmak yerine 2 sayfa kitap okuyabilirim oysa ki öyle değil mi?

Herşeyi internetten bakmak yerine daha çok hayatın içinde olabiliriz bence.

Arkadaşlarımızın nasıl olduğunu facebook statüslerinden takip etmek yerine bir telefon açıp nasılsın diyebiliriz örneğin. Çektiğimiz güzel resimleri e-maille paylaşmak yerine paylaşmak istediklerimizi bir çaya davet edebiliriz evimize veya sohbet etmek için msn, gtalk randevusu vermek yerine dışarda bir kahve için sözleşebiliriz.

Hatta sosyeteyi merak ediyorsak internetten takip etmek yerine hem de eğlence olsun diye o gece klubüne gidebiliriz öyle değil mi?

Uzun lafın kısası, ben bu yıl internet kullanımını minimum da tutup hayatın içinde olma kararı aldım yani Çevrimiçi OFF Hayat içi ON diyorum kendime.

Blogger olmayı ise bu işin tamamen dışında tutuyorum. Blog tutmaya başladığımdan beri binlerce blogu da takip ediyorum ve bloglar bana kendimi hayatın içinde hissettiriyor çok fazla şey öğrendim bir çok blogdan. Blog tutmak ve takip etmek sanki günlük değiştirmek gibi birşey.

Tüten ben
Hayat içi ON

29.12.2010

Niye Yazar İnsan


Blog yazarlarının çeşitli nedenlerle eleştirildiğini duyuyorum, okuyorum. Benim sinir olduğum örnekleri sıralarsam;

* Bu insanın hiç mi kötü bir zamanı yok hep güzel herşey harika
* Bu insanın hiç mi iyi bir zamanı yok hep kötü, hep depresif yazılar
* Amma çok özelini yazıyor bize ne senin kocanın&karının bu sabah kahvaltıda ne yediğinden
*Hep de genel geçer konular canım blog bu biraz kendinden bahset...

Kimi insan vardır sadece üzgünken yazmak ister, ve evet yazan herkes okunmak ister bu bir gerçek ama 1 kişi okusun ama 100 kişi ama okusun işte biri ister. Okunmak istemiyorsa kendi iç sesiyle haşır neşirdir. Ne diyorduk, evet bazısı sadece üzgünken yazar iyi günlerinde yazmaz iyi günlerinin kaydı olmasını istemiyordur sadece zihninde kalsın istiyordur. Belki nazardan korkuyordur belki de içinden öyle geliyordur. İyi günde niye yazıyım ki iyiyim işte diyordur.

Kimi insan vardır sadece mutluyken yazmak gelir içinden. Çoşar, çağlar, enginlere sığmaz illa ki paylaşmalıyım der ve mutluyken döktürür. Canı sıkkınken hiç uğramaz buralara belki kendisiyle bile konuşmuyordur öyle zamanlarda.

Kimi insan da kendi dünyasının kapılarını ardına kadar açmayı sever ve kendinden fazlaca söz eder. Kendiyle yüzleşmektir belki de bu. Hoşuna gider iyi kötü ne varsa yazmaktan bir daha bir daha yaşar. Yazarken kendini keşfediyordur belkide.

Kimi de hiç kapılarını açmaz. Dünyadan gördüklerinden bahseder. Eleştirmeyi, görüş bildirmeyi seviyordur belki de.

Tüm bunlar eleştiri sebebi olabilir mi? Bence olamaz, olmamalı. Kim ne istiyorsa yazar nasıl istiyorsa yazar. Buralar reklam ajansı değil ki! Patron versin konuyu yarına kadar story board hazır olsun! Kendi reklamını yapmak isteyen vardır elbet ona da amenna diyorum.

Ben neden yazıyorum ve hangi mood'da yazıyoruma gelince. Valla içimden geldiği her zaman yazıyorum. Mutlu olduğumda da, üzüntülü olduğumda da ne zaman canım isterse ne zaman yazdıklarımın bir anlamı olacağını düşünürsem ve ne zaman yazmayı özlersem.

Bugünde özledim geldim iyi ki geldim değil mi:) Bu konuya niye değindim, sabah takip ettiğim bloglardan birinde ki kişi diyordu ki sanırım mutsuzken yazmıyorum bloga çünkü kimseciklerin etkilenmesini istemiyorum. Ne güzel işte bu da bir düşünce.

Tüten ben
İçinden geldiği gibi yazan