30.01.2013

Her Eve Lazım-Uçucu Yağlar II



Geçen hafta uçuçu yağlarla ilgili bir yazı yazmışım; Çarşamba günleri de böyle yazılara yer ayırabileceğimi söylemiştim. Bu dizinin 2. yazısı, her evde bulunması gereken uçuçu yağlar ve kullanım alanları üzerine.

Bu yazıya başlamadan önce aklıma geldi; çok uzun zaman önce çok kısa bir süre piyasanın iyi bilinen bir şirketinde Pazarlama Müdürü olarak çalışmıştım. Uçuçu yağlar ve baharat üretiyorlardı. Yetiştirilmek üzere işe alınmıştım; dolayısıyla üretimin her aşamasını öğrenmeye çalışıyordum. Fabrikada işçilerle beraber yağları şişeler, bitkileri poşetlerdim. Yağlar galonlara gelip şişelere ayrıştırılırdı. Piyasa araştırması için Kapalıçarşıdaki dükkana gidip anket yapmış, gelenlerle konuşmuştum. Şaşırmıştım o zaman. Bir çok insan gelip bu yağlardan alıyor, tarifler veriyor ve faydalarından bahsediyordu. Diyeceğim o ki, bu işin meraklısı çok. Yağ almak hatta bilgilenmek istiyorsanız Kapalıçarşıya gidin derim. Böyle şeylerle ilgili bilgiyi en çok hayatın içinden, deneyimlerden elde edebiliyor insan.


1- Lavanta Yağı: Lavanta yağının tüm dünyada vücudu dengede tutmak için kullanıldığını bilinmekte. Yanıkları ve böcek ısırıklarını hafifletmekte oldukça faydalı. Uyku için de oldukça yararlı. Birçoğunuz biliyordur; Johson'ın Lavantalı bebek yağı ve şampuanı var; üzerinde de uykuya yardımcı olduğu kanıtlanmıştır yazıyor. Bence bunu kullanmaya gerek yok. Bir kaç damla lavanta yağını yatağın bir kenarına damlatmak, odaya kokunun yayılmasını sağlamak faydalı olacaktır. Aynı zamanda diş çıkarma döneminde bebeğinizin dişetine uygulamakta acıyı hafifletirmiş (ama bence UYGULAMAYIN, hele bu yazıyı refere alıp hiç uygulamayın. Uygulayacaksanız da sorumlusu kendiniz olun )

2- Limon Yağı: Gün içinde içtiğiniz suya bir damla limon yağı damlatmak vücudunuzu alkalize etmeye yarıyor. Vücuttaki asit/alkali dengesi iyileştiğinde, vüdunuzun hastalıklarla savaşması da kolaylaşıyor. Alkali diyeti diye bir diyette var biliyorsunuzdur. Aynı zamanda ev temizliğinde de önemli bir yeri var. Aromaterapide kullanığında da iyileşmeye ve fiziksel enerjinin artmasına yardımcı oluyor. 

3- Nane Yağı: Alnı ve omurgayı nane yağı ile ovmak ateşin düşmesine yardımcı oluyor. (Bebeğinizin ateşi olduğunuda bunu UYGULAMAYIN. Uygulayacaksanız da sorumluluk tamamen size aittir) Yazları da ayağınızın altına damlatacağınız 1-2 damla Nane yağı ayaklarınızın serin kalmasına yardımcı olur. Nane aramoasının hafızayı güçlendirdiği ve insanı ayık tuttuğu da bilinmekte. Boşuna değil yani sınavlarda nane şekeri yenmesi. Ama bence nane şekerinin hiçbir esprisi yok. Bunun yerine taze nane yemek, gerçek nane yağını koklamak çok daha fazla işe yarayacaktır. 

4- Çay Çiçeği Yağı: Ben bu yağı ilk kez duydum. Araştırdım, Türkiye bulması kolay. antibakteriyal,antiseptik, antiviral ve antifungal bir yağmış. Atlet ayağı denilen yani açıkcası ayaklar koktuğunda ayağın altına uygulandığında iyi geliyormuş. Anti bakteriyel olduğu için de sivilce tedavisinde oldukça etkiliymiş. Body Shop'un bir ürünü vardır sanırım içinde bu var ve sivilce için kullanıyor; demek ki onu almaya gerek yok :) Evde olması lazım mı bilemedim, şahsen benim evde bulunduracağım 10 yağdan biri olmayabilir :)

5- Kekik otu Yağı: Antiparasatik bir yağmış (ne demek olduğunu bilmiyorum). Kepek sorunu için herhangi bir şampuanın içine 6-7 damla damlatmak sorunuın ortadan kalkmasına tamamen yardımcı oluyormuş. Bu yağı kullanırken mutlaka seyreltmek gerekiyor, yoksa cildi yakabilir. Seyretlme işlemi başka bir yap örneğin ve en iyisi zeytinyağı ile yapılması.

6- Buhur (Günlük)  Yağı:  Diğer bir adı Sığla yağı. Ben bunu da ilk kez duydum. Oldukça yararlı bir yağmış. Türkiye'de bulunabiliyor; araştırmalar kanserli hücreleri bile öldürdüğünü görmüş. İyileşme hızını inanılmaz arttırıyormuş. Ne zaman ihtiyaç duyarsanız kullanın diyorlar. Herşeye iyi gelebilirmiş. Aktara danışmakta fayda var bence. 

7- Acı Elma Yağı: Bir diğer adıyla adaçayı yağı. Bunu referans aldığım yazı yazmamış; ben yazıyorum. İnternet anneleri de iyi bilir bunu. Bu yağ düşme, çarpma gibi durumlarda o bölgeye sürüldüğünde morluğu, çürümeyi engelliyor. Kokusu oldukça keskin ve sanırım seyrelterek kullanmak en iyisi.

Bir de yazıda bolca karışım yağlardan örnek verilmiş. Ben bunlardan sadece birini  yazacağım; çünkü ölçüleri yok olsa dahi çok doğru bulmuyorum. Yazının başında belirttiğim üzere, en iyisi hayatın içinde olup bunları öğrenmek. Güvenilir bir aktar bulun ve kendinizi aktarınıza teslim edin. 


8- On Guard: Bu karışım yağın adını olduğu gibi bıraktım. Önlem olarak kullanılan bir karışım. İçinde yabani portakal,karanfil,tarçın çubuğu,okaliptüs ve biberiye var. Özellikle kış mevsiminde soğuk algınlığından ve gripten korunmak için evinizde bu karışım olması mikropların kırılmasına yardımcı oluyor. Sıcak suyun içine hepsinden 5'er damla damlatarak eve kokunun yayılmasını sağlayabilirsiniz. Bu karışı suyla seyrelterek mutfak ve banyo temizliğinde kullanabilirsiniz. 

29.01.2013

İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek






Ahaparenting.com
zevkle takip ettiğim bir site. Makaleleri hoşuma gidiyor. İnatçı Çocuğa Ebeveynlik Etmek makalesi de ilgimi çekti ve sizinle paylaşmak istedim. (Tekrardan belirtmek istiyorum; çevirmen değilim. Ben okuduğumdan ne anlıyorsam onu paylaşıyorum)


Makalenin çevirisinden sonra, hiç durur muyum benim de söyleyeceklerim olacak elbette. Madem okumaya başladınız, sıkılmak etmek yok sonuna kadar okuyun bakalım. 

*******
İnatçı bir çocuğunuz mu var? O zaman şanlısınız! İnatçı çocuklar küçükken aileleri zorlarlar ama bu çocuklara hassasiytle ebevenylik edilirse harika birer yetişkine dönüşebilirler. Kendi kendine motive edebilen, iç sesini dinleyebilen, istediklerinin peşinden giden, baskıya karşı dayanıklı birer birey haline gelirler. Ebevenyler çocuklarının bu güçlü  iradesini ve inatçılığını kırmadığı sürece bu çocukların bir çoğu geleceğin liderlerindendir. 

Peki güçlü iradeli, inatçı çocuk tam olarak kime denir? Bazı aileler bu tip çocuklara "zor" veya "inatçı" diyor. Fakat, bu çocukları aynı zamanda kendi bakış açılarından kolay kolay vazgeçmeyen kişiler olarak tanımlayabiliriz.  Bu yapıya sahip olanlar  tamamen haklı olma derdindeler ve bunun için herşeyi bir kenara koyabilirler. Birşeyi kalpten istiyorlarsa beyinlerinin vites değiştirmesi oldukça zor. Oldukça büyük tutkulara sahipler ve tam gaz bu tutkunun peşinden gidiyorlar. 

Genellikle bu tipteki çocuklar aileleriyle güç savaşı yapmaya meyillilerdir. Fakat, güç mücadelesi için 2 kişi gerekiyor. Onların sizi davet ettiği her tartışmaya katılmak zorunda değilsiniz! Düğmenize basıldığında, derin bir nefes alıp kendinize çouğunuzla bu güç savaşına girmeden de kazanan taraf olabileceğinizi hatırlatmalısınız. Ve bu tip durumlarda nasıl bir adım geride durmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Araştırmalar gösteriyor ki, bu tip çocuklara açık seçik saygı gösteren, sınırlar koyan ve seçenekler sunan aileler bu tip güç savaşlarından kendilerini koruyabiliyorlar. Sadece kural koymak yerine, kazan/kazan felsefesini benimseyen ailelerin çocukları, yani çocuğu ile uzlaşma yolunu seçen aileler, çocuklarına müzakarenin ve uzlaşmanın temelini de öğretmiş, çocuklarına bu beceriyi kazandırmış oluyorlar. 

İnatçı çocuklar ebevenyleri tarafından kendi dediklerinin yapılması konusunda zorlanırsa bütünlüklerinin tehdit edildiğini düşünürler.  Ve eminim hiç kimse itaatkar çocuklar yetiştirmek istemez. İtaakar olduğu için değil, size güvendiği ve sizin onun için en iyisini istediğinizi bildiği için söylediklerinizi dinlemeliler. Eminim siz de kendi iç disiplini olan, sorumluluk alabilen ve en önemlisi kime ne zaman güvenebileceğini, başkalarından etkilenip etkilenmediğini muhakeme edebilen bireyler yetiştirmek istersiniz. Çocuğun bu özelliğini baltalamak diğer insanlardan kolayca etkilenmesine vesile olur. Dahası, bu çocuğumuzla aramızdaki onları yetiştirmek üzere yaptığımız manevi şözleşmeye ihanet etmektir. 

İnatçı çocukları idare etmesi zordur; enerjileri yüksek, zorlayıcı ve ısrarcıdırlar. Onların bu çok değerli özelliklerini nasıl koruyacağız ve işbirliğine teşvik edeceğiz? 

Önerilere geçmeden önce elbette benim de söyleyeceklerim var. Bu tanımlarda ben kendi çocukluğumu ve Aren'i buldum. Çocuğunun inatçı olduğunu düşünmeyen var mı? Veya inatçı olmayan çocuk var mıdır? Bence çocuklar ikiye ayrılır bu konuda. Fazlaca inatçı olanlar ve daha az inatçı olanlar diye. Kiminin inadı çabuk kırılır kiminin inadı kırılmaz. Misal benim inadımı kırmak demiri kırmaktan zordur, kocamın da öyle dolayısıyla çocuğumuz kime çektiyse artık. Yazı, tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakın, aman analar babalar üzülmeyin bardağın dolu tarafını görüne hizmet ediyor aslında. Yazarken, okurken güzel de yaşarken çok kolay olmuyor işte. Evet bir çocuğun istediğini elde etmek için çabalaması güzel, evet yüreğiyle, tüm benliği ile birşeyi istemesi tutkulu olması güzel. Bunlar gerçekten bir insanı lider yapabilecek özellikler, elbette tek başına yeterli değil her inatçı çocuk lider olacak diye birşey yok. İç disiplin, sorumluluk alabilmek dahası başkalarından etkilenmemeyi öğrenmek hayatta kazanılabilecek en güzel şeylerden. 

Çocuklarla uzlaşmak çok kolay değil hele böyle çok mu çok inatçı çocuklarla. Benim ailem bu yönümü fazlasıyla baltalamaya çalışmış mesela, lakin baltalayamamış sonunda hep pes etmişler. Ya bıkmışlar ne halin varsa gör demişler ya da işte ebeveynlik otoritelerini kullanarak tam da itaakarlığa hizmet edecek şekilde bir yolunu bulup itaat etmemi sağlamışlar. Vallahi bazen ben de Aren'e biz ne dersek o olur tamam mı gibi söylemlerde ve eylemlerde bulunuyorum. 

Bu makale burada bitmiyor ben arada kendi görüşmeleri yazdım.  Uzadı farkındayım ama kendim için de yazdığımdan kesemeyeceğim. Makalenin öneri kısmına gelince;

İnatçı,Güçlü İradeli Çocuğunuza Karşı 10 Öneri

1. Güç savaşlarına karşı kurallardan ve rutinlerden uzak durun.  Kurallardan ve rutinlerden uzak kalırsanız onlara patronluk taslamamış olursunuz. Misal "Yemeklerden sonra tuvalete gidip el&ağız yıkamak bu evin kuralıdır" veya "Işıklar saat 8:00'de söner" Bunun yerine "Acele edersen 2 kitap daha okuyabiliriz" "Ev ödevlerini, bilgisayar,telefon ve TV zamanından önce bitiriyoruz" g,ibi söylemler sizi "kötü polis" olmaktan kurtaracaktır. 
Vallahi bunu sevdim. Zira rutin'lerin olmaması gerektiğine inananlardanım. Çocukların rutini sevdiği bence tamamen yalan. Rutin seven çocuk görmedim. Sadece güvende olmayı seviyorlar; güven de sadece rutinle elde edilen birşey değil. Bu çok basit birşey, uygula rutini sağla güveni.
2.  İnatçı çocuğunuz hakimiyetin kendisinde olmasını herşeyden çok istiyor.  Mümkün olduğunca yapmış olduğunu aktivitelerde sorumluluğu kendisinin taşımasına fırsat verin.  Örneğin; dişini fırçalaması için başının etini yemeyin; onun yerine şöyle sorun:"Evden çıkmadan önce ne yapmak istersin?" Eğer boş boş bakarsa, hemen bir liste sunun: "Her sabah kahvaltı ediyoruz, dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvaleti kullanıyoruz ve çantamızı hazırlıyoruz. Görüyorum ki çantanı hazırlamışsın, bu harika. Şimdi, evden çıkmadan önce yapmak istediğin başka birşey var mı?" Kendini özgür ve kendi kendisinden sorumlu hisseden çocuklar daha as asi ve muhalefettirler. Sanırım belirtmeye gerek yok, erken de sorumluluk almaya başlarlar. 
Evet çok güzel ama bu tip söylemler hemen başka yere çekilebiliyor. Mesela ilerisi için düşünüyorum; Arenciğim evden çıkmadan önce yapmak istediğin birşey var mı? Evettt evden çıkmak istemiyorum ki ben, oynamak istiyorum biraz daha. Veya yoo anne. Evden çıkmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz, tuvalete giriyoruz. Bir düşün bakalım yapmak istediğin birşey olabilir mi? Hayırrrr dişimi fırçalamayacağım, çişim yok benim. Cevabım şu olur: Bak çişin gelirse hiç duramam git ve çişini yap Aren. Offfff yapmıyacağım. O zaman gitmiyoruz, iyi banane. Aren dedim hemen git çişini yap :). Gerçekte böyle olur di mi yani. 

3. İnatçı çocuğunuza seçenekler sunun.  Talimatlar verirseniz, sinirden deliye döneceği kesin. Eğer seçenek sunarsanız kendini kaderine hakim biri olarak görecektir. Elbette sunacağınız seçenekler yapabilecekleriniz dahilinde olmalı. Örneğin; markete gitmeniz gerekiyor ve o hala oyun oynamak istiyor; sunacağınız seçenek şöyle olmalı: "Şimdi mi çıkmak istersin 10 dakika sonra mı?"
İşte, az inatçı çocuklar 10 dakika sonra çıkmaya tamam diyecektir. Ama çok inatçı çocuklar hayırrrrr ben gelmek istemiyorum, gelmeyeceğim işte diyecektir. Onlar için hep 3. seçenek vardır; o da ASLA'dır. 
4. Kendi bedeni üzerinde kendi otoritesi olsun. "Duydum ki bugün ceketini giymek istemiyormuşsun. Bence dışarısı soğuk ve ben kesinlikle ceket giyeceğim. Elbette sen kendin için daha iyi bilirsin; tabii eğer güvenliğini ve sağlığını koruyabiliyorsan, o yüzden şimdi ceket giymeyi veya giymemeyi bir daha düşün. Ve korkarım ki, dışarı çıktığımızda üşüyeceksin ve ben eve geri dönmeyi düşünmüyorum. Ceketini çantaya koymaya ne dersin, belki fikrin değişir? " Ceketini giymek istediğinde ona siz kazanmışsınız gibi davranmadığınız üzere, zature olmayacaktır. Ceketini giymek istediğinde kendini yenilgiye uğramış gibi hissetmediği sürece, o ceketi üşüdüğünde mutlaka giyecektir. Onun için evde sıcak sıcak otururken dışarı çıktığında üşeyeceğini hayal etmesi oldukça zor ki bu konuda da haklı. Zaten dışarı çıktığında doğal olarak üşüyecek ve giymek isteyecektir. Ona öğretmeniz gereken şey, öğrendiği yeni bir bilginin fikrini değiştirmesinin utanılacak birşey olmadığı. 
Bu maddeye tamamen katılıyorum; bence sorun çocuğa bak ben demedim mi? Ben demiştim sanagibi söylemlerle utandırmak ve güç savaşı içine sokmak. İnatçı çocuk daha da inat ederek soğuktan totosu dahi donsa o ceketi giymecektir. Ama doğal davranılırsa elbette giyer. Şimdi düşünüyorum da Aren de asla platosunu giymek istemiyor evden çıkarken, Allahım bağırış çağırış her türlü muhalefet söz konusunu acaba dışarı çıkınca mı giydirsem? Herhalde zatüre olmaz gerçekten birkaç dakika içinde. Deneyeceğim :)

5. Size muhalefet olmasına vesile olmayın. Zorlayıcı bir tavır takınırsanız, çocuğunuzu kolaylıkla size meydan okumaya teşvik edersiniz. Güç savaşı içersinde olup olmadığınızı bilirsiniz nasıl olsa, bu tip durumlarda durmalı, derin nefes almalı ve kendinize şunu hatırlatmalısınız: bu güç savaşını kazanmanız aslında daha önemli şeylerin kaybına sebebiyet veriyor: O da çocuğunuzda olan ilişkiniz. Çelişkiye düştüğünüzde "Tamam, sen kendi adına karar verebilirsin" demeyi tercih edin. Kendi adına tercih veremez durumda ise, hangi kısmına karar verebileceğini ona gösterin, veya ihtiyaçlarını karşılayacak başka bir yol gösterin ona. Elbette bunları yaparken güvenliğine ve sağlığına zarar vermeyecek şekilde karar almasına vesile olun. 
Söyleyebileceğim tek şey var; ebeveyn olmak zor çok zor. 

6. Bir adım geride durmanız çocuğunuzun gururunun kırılmasını engeller.  Doğru olduğunuzu kanıtlamak zorunda değilsiniz. Mantıklı beklentiler sunmalı ve bunların uygulanmasını sağlamalısınız. Bak hiçbir şart altında çocuğunuzun şevkini kırmamalı veya kendi görüşünüzü dayatmamalısınız. Sizin istediğinizi yapmalı, ama bunu yaparken kendi düşünce ve duygularını yaşamakta serbest olmalı. 
Buna tamamen katılıyorum ve doğrusunun bu olduğuna çok inanıyorum. Ebeveynler asla ama asla çocuklarının gururunu kırmamalı. Dahası kendi duygu ve düşüncelerini yaşamalarına izin vermeli. 

7.  Onu Dinleyin. Siz bir yetişkin olarak haklı sebeblerle kendinizin en iyisini bildiğiniz konusunda ısrarlı olabilirsiniz. Fakat sizin güçlü iradeye sahip çocuğunuzun da güçlü istekleri ve şevki olacaktır; ve kendisi için önemli olan birşeyi korumaya çalışacaktır. Sadece onu sakince dinlemek ve söylediklerine yanıt vermek onun neden size başkaldırdığını anlamanıza vesile olur. Yargılamayan bir söylem: "Yıkanmak istemediğini duydum. Bana biraz daha bu konudan bahseder misin, neden yıkanmak istemiyorsun?" bu söylem onun size açılmasına, korkuları varsa bunu dile getirmesine vesile olabilir. Sizin için iyi bir açıklama olmayabilir ama yapmış olduğu açıklama onun için önemli bir neden olabilir.  
Dinlemek ne önemli öyle değil mi?
8.  Onun gözünden görün.  Mesela, onun oyuncaklarından birini yıkamaya söz verdiniz ve unuttunuz ve o da bu yüzden sinirli.  Size göre sadece inat yapıyor  olabilir, ona göre ise tamamen mutsuz, dahası onun size vermiş olduğu sözleri çiğneme hakkı yok ama siz ona verdiğiniz sözü çiğneyebiliyorsunuz. Bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz? Elbette ondan özür dileyerek ve verdiğiniz sözler konusunda daha dikkatli davranacağınızı söyleyerek. Birlikte gidip yıkamanızı istediği oyuncağı da yıkamalısınız hatta ona bunu nasıl yapacağını da gösterebilirsiniz. Size nasıl davranmasını istiyorsanız sizin de ona öyle davranmanız gerektiğini hatırlayın!

En dikkat ettiğim şeydir, özellikle çocuklara karşı; bir söz verildi mi kesinlikle yerine getirilmeli. Getirilmiyorsa açıklaması yapılmalı ve mutlaka özür dilemedi. 


9. İlişkiniz aracılığı ile disiplin edin asla ceza ile değil. Çocuklar asla tartışmanın ortasında birşey öğrenmezler. Tıpkı hepimizde olduğu üzere, adrenalin pomplarken, tüm diğer sistemimiz kapanır. Çocuklar bize kendilerini beğendirmek için davranılar. Ne kadar çok tartışır ve cezalandırırsanız onun bu kendini beğendirme arzusunu o kadar baskılamış olursunuz. 

Sevgi, sevgi ve yine sevgi. Tek gerçeğin, çocuk yetiştirmede yegane şeyin bu olduğuna inanıyorum. Ve ne güzel söz; ilişkiniz aracılığı ile disipline edin. Zaten çocuklarımızla iyi ilişkilerimiz olursa disiplin kendiliğinden olur. 
10. Onlara saygı ve empatiyi sunun.   Güçlü iradeli ve fazlaca inatmı çocukların en büyük kavgası saygı görmek içindir. Onlara bunu sunarsanız kendilerini korumak için savaşmak zorunda kalmazlar. Hepimizde olduğu üzere, bu onların anlaşılmasına çokca yardım eder. Onun bakış açısının, istediği şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız- örneğin; superman kıyafetini kiliseye giderken giymek istiyor ve siz bunun uygunsuz olduğunu düşünüyorsunuz-- ona empati ile yaklaşabilirsiniz ve sınırlar getirebilirsiniz. "Bu kostumu çok seviyorsun öyle değil mi? Fakat kiliseye giderken giyinmemiz gerken bir şekil var ve bu kostumu giyemeyiz. Biliyorum ki bu kıyafetini isteyeceksin. Bu kıyafeti yanımıza almaya ve eve dönerken giymeye ne dersin?"

Cevap veriyorum; şöyle diyecektir çok inatçı çocuklar: Hayırrrr ben onu giymek istiyorum. Hayırrr olmaz :)

Velhasıl; yineliyorum çocuk yetiştirmek inatçı olsun olmasın zor iş ama bir o kadar da keyifli. Öyle değil mi?



25.01.2013

"Anne Ben Sıkıldım"




Acaba "Anne ben sıkıldım" cümlesinin duymayan anne var mıdır yeryüzünde :) Özellikle anaokulu, oyun grubu ve okula giden çocuklar yani ev dışında da bir hayatın ve insanların olduğunu keşfeden çocukların en sık kullandığı cümle budur sanırım. Ben de çok kullanırdım bunu. Karşılığında aldığım cevap ise beni çok sinirlendirirdi: "Sıkı can iyidir çabuk çıkmaz" Aslında doğru tavır, çocuğun sıkılmasına da izin vermek. Onu da tatsın öyle değil mi? Sürekli aksiyon, sürekli hareket sürekli faaliyet yapan çocukların bir süre sonra birşeyler yapmadan duramayacağını düşünüyorum. 
Bazen, hatta çoğu zaman :) Aren arabada sıkıldığında biliyorum komik ve insan söylerken bile yabancılaşıyor ama şöyle cümleler kuruyorum; Arencim şuan sıkılmak nedir onu deneyimliyorsun; insanlar arada sıkılabilirler yeni birşey öğrenmenin tadını çıkar. Beni dinliyor mu? Çok dinler yavrum benim :) Ağlamalar, kemerini çözmeler, tehtit vari çığlıklar. Aksiyon da son nokta!
Bir de sıkılan çocuğa aktivite bulmak yerine sıkıldığı haliyle bırakmak belki de kendisinin kendi kendini eyleyecek şeyleri bulmasına vesile olur. Ama ben artık deneyimli anne sayılırım bunun bir "hayal" olduğunu elbette gerçekten çocuğu oyalayacak birşeyler bulunduğunu biliyorum. 







İşte bu her annenin tattığı duyguyu, duyduğu cümleyi duyan bir yabancı anne. "Mom I'm Bored" "Anne Ben Sıkıldım" kavanozu yapmış. İçine de çocuğun yapabileceği şeyleri listelemiş. Misal, resim çiz, Annenin tercih ettiği birşeyi yap,meyve ye, arkadaşını ara, arkadaşını bize çağır, sebze ye, 10 dk kitap oku vs vs vs. Çok komik ve güzel örneklerde var. Bence herkes çocuğuna özel hazırlayabilir. Anne ben sıkıldım cümlesini duyar duymaz git kavanozdan bir kağıt seç bakalım ne çıkacak demek bile bence çocukları heyecanlandıracak bir faaliyet. İçinden çıkanın pazarlığını yapacakları da kesin elbette. 















Herkese iyi tatiller, iyi haftasonları..... 




23.01.2013

Uçuçu Yağlar ve Faydaları I



Yeni bir blog takip etmeye başladım, uçuçu yağlar ve her alandaki faydalarından, kullanım önerilerinden bahsediyor. Sizlerle paylaşmaya karar verdim, blog İngilizce aşağıda, o blogtan benim beğendiğim, faydalı olduğunu düşündüğüm bölümleri bulabilirsiniz. Ara ara yazıyor olacağım dolayısıyla buna bir yazı dizisi de diyebiliriz. 
Çarşamba günlerini bu ve benzer konulara mı ayırsam acaba? Aman boşver, hiç de ilgimizi çekmiyor diyorsanız söyleyin de boşuna yazmayayım hoş en çok yazdıklarımı açıp okuyan ve hee öylemiymiş diyen blogger benimdir. Size yazıyorum sen anla Tüten aslında bu blogun tüm yazıları. 

22.01.2013

Neden Danışman Yardımı

Dün yazıma devam edeceğimi söyleyip bu sabah saatlerinde vazgeçmiştim. Öğlen saatlerinde ya bugün yazarsın ya da bir daha yazmazsın, bunu sen de biliyorsun dedim kendime :)

Şaka bir yana, söz verdiğim için yazmamak içime sinmedi, yazmamı isteyen arkadaşlarımda olunca haydi Tüten.

Neden Danışman Yardımı
Yazıyı bitirirken, bence herkesin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar danışmana da ihtiyacı var demiştim. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Lütfen bana; bacım insanlar doktora gidemiyor, çocuğuna bez alamıyor sen ne diyon, Venüs'te mi yaşıyorsun diye gelmeyin. Şükürler olsun ki bir çok şeyin farkında olarak yaşayan, üzgünüm mütavazi olamayacağım ve çok ciddiyim, oldukça farkındalığı yüksek biriyim. Evet; gelir düzeyi çok düşük, doktora bile gidemeyen, çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çok aile var. Haydi siz de danışmana demek bu ailelere karşı komik olabilir. Ve fakat; yakından şayet olduğum üzere, çoğu zaman bu insanlar çocuklarının başına bu anlamda birşey geldiğinde bir çok gelir seviyesi yüksek, eğitimli insandan daha özenli davranıp bulup buluşturup danışman, psikolog yardımı alıyorlar. 

Niye böyle bir giriş yaptığım bana kalsın ve konumuza geri dönelim. 
Benim çocuk doktorlarından beklentim çok yüksekmiş, çok şey beklemişim. Bu bekletim nedeniyle de beklentimi karşılayacak DR'u bulana kadar doktor değiştirdiğim de oldu; elbette bulamadım. Aslında benim beklentimi çocuk DR'unun karşılamıyor olması da doğal sanırım. Ben istiyordum ki, çocuğumun davranışlarını, fiziksel gelişimi dışındaki gelişimlerini de takip etsin çocuk doktorumuz. Ben sormadan, söylemeden o bana anlatsın sorsun. Lakin bununla hiç karşılaşmadım. Sanırım bu iş psikologların işi. Şimdi fiziksel gelişimimizi doktor kontrolünde takip ediyoruz ki 1 yaşından sonra DR'a pek gittiğim yok, gerekli olduğunu da çok düşünmüyorum, eğer herşey yolundaysa. Hastayken mutlaka danışıyorum, gidiyorum elbette. 3 ayda bir de takip ve aşı var ise onun için de gidiyoruz. 

Diğer gelişim takibi için de Pazartesi günü de bahsettiğim üzere Nilüfer hanıma gidiyoruz. Böyle bir yardım almak; farketmediklerinizi farketmenize oldukça fazla imkan tanıyor. Sizi doğru bir biçimde yönlendirebiliyor. Ben doğumdan önce ve doğumdan sonra çok fazla kitap okudum, çok fazla internet araştırması yaptım. Kitap okumak, araştırma yapmak çok güzel. Lakin kitap gibi çocuk yetiştirmek  çok kötü. Kitapta yazılanları uygulamak istediğinizde veya kitapta yazan ile çocuğunuzu karşılaştırdığınızda kendinizi çok iyi hissetmeyebilirsiniz veya olduğunuz yerden çok daha iyi bir noktada görebilirsiniz kendinizi. Okuduğunuzu anlayıp anlamadığınızı nereden bileceksiniz? Kitabın ağzı da dili de yok. Ama danışmanın öyle değil. Oradaki ilişki yaşayan bir ilişki. Danışmanın ağzı da dili de var :)  Takıldığınız noktada kitabı açıp baktığınızda bir yere kadar işe yarayabilir, kitabın o sayfasında hep aynı şey yazar oysa Danışman size farklı alternatifler sunabilir dahası size özel çözümler. 

İşte bence en önemli nokta da bu, size özel çözümler, sizin ailenize, çocuğunuza özel ve uygun fikirler. Ayrıca ödenen bedel orta gelirli her ailenin ödeyebileceği bir bedel.


Anneanne-Babaanne ve Diğer İnsanlar Çocuğunuzun Üzerinde Ne Kadar Etkili
Sizi bilmem ama benim en çok takik olduğum konulardan biriydi bu, ta ki Nilufer hanımdan işin aslını öğrenene kadar. Benim annemin, kayınvaldemin ve çevremdeki bazı insanların sevmediğim, hoşlanmadığım dahası doğru bulmadığım davranışları var. Hatta bunlara davranış kalıpları da diyebiliriz. Misal, annem Aren'e çok gereksiz şeyler öğretebiliyor. İçeriye gitme orası karanlık korkarsın. Çocuk korku nedir bilmiyor, karanlıktan da neden korksun neden ona karanlıktan korkulması gerektiğini öğretiyorsun ki. Bu ve bunun gibi yüzlerce şey. Misal annem aaa tatsın bir kaşık nolucak diyerek reçel de verebiliyor şu boool şekerli olanından. 

Kayınvaldem akıl karıştırma, dikkat dağıtma konusunda ordinaryus prof. Aa Aren bak kuş, aa bak araba geçti, aa bak kim geliyor. Çocuk neye bakacağını şaşırıyor. Veya atlama Aren, şimdi düştün şimdi kafanı patlattın şimdi kolun kırıldı. Hep bir felaket senaryosu. 

Etrafımda pipin ısırıyor mu diyen bile var, hatta ay ay pipisi ısırdı diyen. Evet etrafım ilginç insanlarla çevrili benim :) 

Bu durum beni hem çok yoruyor, hem çok endişelendiriyordu. Annem'i sürekli uyarmaktan hatta azarlamaktan çok yorulmuştum. Kayınvaldemi nazikçe doğru cümleleri bularak uyarmak zaten bünyeyi ciddi sarsan bir konu. Etrafa pipi değil ama ben şimdi ısıracağım dememek için kendini kasmak çocuğu taşımaktan daha beter boyun, sırt tutulmasına aracı. 

Son görüşmemizde Aren'i anneme neden annem yanlızken, yani yardımcımız yokken bırakmayı tercih etmediğini söyledim. Annemin birşey olmaz kızım yaklaşımı beni deli ediyor dedim. Veya biz yokken rahatlıkla bir kerecik ısırsın şu çikolatayı der dedim. 

Nilufer hanım; anneanne- babaannelerin ve diğerlerinin yani anne&baba haricindeki kişilerin çocuklar üzerinde ciddi etkileri olmadığını çocuğun anneyi babayı esas alacağını ve annenin, babanın davranışlarını taklit edeceğini söyledi. Dahası anneanne-babaanne ile o benim "çarpık" bulduğum ilişkiye de ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir çok farklı davranış biçimini görebileceğini, ayırdını iyi yapabileceğini.

Anne- Baba ve Anne&Baba Arasındaki İlişki
Yine ilk görüşmemiz; Nilufer hanım çocuğun sadece anne ve babayla değil, anne&baba arasındaki ilişkisiyle de ilişkisi vardır diyor. Yani karı&koca olarak ilişkiniz nasıl ve bu çocuğunuza nasıl yansıyor. Ee herhalde burada kocamla aramızdakileri yazacağımı düşünmüyorsunuz :) Yani özetle, evliliğiniz, kocanızla veya karınızla aranızdaki ilişkiyle çocuğunuzun da ilişkisi var. Dolayısıyla bu ilişkileri de gözden geçirmek, yansımalarına çocuğun üzerindeki etkilerine bakmak lazım. 

Önce Ben Sonra İlişkim ve En Sonra Evladım
Öyle şey mi olur, evladım herşeyden önce gelir diyebilirsiniz. Bir insanin evladı olunca onun için yaşamalı, attığı her anım onun için olmalı görüşünü savunuyor olabilirsiniz; hehhh işte tam bu noktada yukarıdaki başlığı benimsemelisiniz. Niye mi? Çünkü evladına yararın dokunsun istiyorsan önce kendini besleyeceksin tıpkı uçaklarda olduğu üzere maskeyi önce kendinize takınız'daki gibi. Önce sen nefes alacaksın ki bünyene oksijen dolup beynine kan gidecek ki evladına da maskesini takabilir. 

Ve kendinden sonra da ilişkin; kocanı ve kocanla arandaki ilişkiye ay artık biz anne&babayız diye bakmayacaksın. Anne baba olmak için ne yaptınız bir düşün. Çok ayıp hemen aklına sex geldi :) Eee o gelecek tabii. Flört ettiniz, akşam romantik ortamlar yarattınız, seviştiniz yok olmadı sonraki ay yine seviştiniz yok yine mi tutmadı bir daha seviştiniz. Hatta hamileyken de seviştiniz :) Ya senin ilişkiden anladığın bu mu diyebilirsiniz. Lakin evet ilişkilerin büyük bir kısmı ister itiraf edelim ister edemeyelim sex üzerine kurulu. Ama elbette sevişene kadar kaç akşam yemeğine çıktığınız, ne sohbetler ettiğiniz, ne kavgalar ettiğiniz, neler neler paylaştığınız bunlarda önemli. Eee ama sonunda sevişiliyor işte. 

İşte çocuktan sonra bu tarafınızı unutmayacaksınız, besleyeceksiniz. Flört etmeye devam yani. Tamam biliyorum uykusuzken, bakımsızken, pijamalıyken, asosyal bir hayat sürerken bu çok zor. Ama pijamalarla da sohbet edilebiliyor, yemek yenilebiliyor ayaküstü de olsa belki sonuca her zaman varamıyorsunuz çocuk uyanıyor, uyku geliyor, hal kalmıyor ama olsun siz çabalayın bir gün o da olacak :) 

Ben önce ben sonra sevgilim sonra da evladım diyemeyen gruptayım. Ama Nilüfer hanımın bu görüşmemizden bir sonraki görüşmemize kadar bize verdiği ödev bu. Haftasonu 1 saat bile olsa Aren'i bırakacağız ve karı koca başbaşa kalacağız. Biz bunu geçtiğimiz haftalarda 15 ay sonra karlı haftada denedik, sinemaya gittik deprem oldu, yani Türkiye sallandı düşünün.
Ben çalışan bir anneyim, haftaiçi Aren'le az vakit geçirebiliyorum. Aslında biliyorum nicelikten çok nitelik önemli o az zamanı kaliteli ve iyi geçiriyoruz. Ama yine de haftasonları yanından ayrılmak istemiyorum, birbirimize doyalım istiyorum. Elbette, bazen benim de ihtiyaçlarım oluyor ve elbette karı koca birlikte olmaya da ama işte yetişkin halimizle bunlarla başa çıkabiliriz diyoruz. Lakin sadece bastırıp duruyoruz. 

Yine Nilufer hanım'la görüşmelerimizden birinde telafisi olmayacak şeylerden geri durun. Telafisi olabilecekler konusunda kendinizi yiyip bitirmeyin demişti. Mesela biz Aren olmadan 
tatil yapmayı hiç düşünmüyoruz; çünkü biz onsuz kaldığımız zamanı telafi edemeyiz.  Bir de belki de nispeten geç anne&baba olmuş olmamızından sebeb, olabilecek mümkün olan her anımızda Aren'le olmak istiyoruz.  Şükür bu konuda destek aldık. 

Nilüfer hanımın söylemek istediği şu oldu; her çift gibi sizin de başbaşa olmaya ihtiyacınız var. Yenilenmek, tazelenmek, sabır çıtanızı yüksek tutabilmek için. Gidip 1 saat hava alıp gönlünün istediği yapıp eve döndüğünde çocuğunla daha verimli oynacaksan, daha sabırlı olacaksan hemen aç kapıyı fırla. 

Elbette şuan bir çoğunuzun aklınızdan geçeni ben de sordum. Peki ya çocuk ağlarsa, peki ya gitmemizi istemezse. Eğer siz gerçekten isterseniz, ve onu buna hazırlarsanız ağlamaz dedi. Eğer ağlıyorsa kafasını karıştırdığınız ve onu hazırlamadığınız içindir dedi. Vallahi elçiye zaval olmaz üzerime gelmeyin :)


Velhasıl; aslında kendinizi ve ilişkinizi düşünürken kendinize yatırım yaparken ilk sıraya koyduğunuz evladınız. 

Panik Anında
Dur tahmin edeyim; sizin evde de şöyle şeyler oluyor mu? Dışarı çıkacaksınız, çocuk ne altını bağlatmak istiyor, ne giyiniyor, tepinmeye başlıyor. Evden çıkmak istemez, oyunu bir türlü bitmez. Siz o anda ne hissediyorsunuz? Sinir, öfke, telaş ve buna bezner duygular. Peki ilk ne yapıyorsunuz. Çocuğunuzu mu sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Peşinden koşup giydirmeye mi çalışıyorsunuz, dikkatini mi dağıtmaya çalışıyorsunuz. Bak parka gideceğiz deyip yola mı getirmeye çalışıyorsunuz. İlk yapmanız gereken şey bu değil işte; ilk yapmanız gereken kendi içinizde ne olduğuna bakmak, çocuktan önce kendini sakinleştirmek, bir durup ben napıyorum ya demek. Siz sakinleştiğinizde çocuğun da daha uyumlu olduğunu göreceksiniz. 

Hem üzülmeyin hangi çocuklu ailenin zamanında evden çıkıp bir yere yetiştiği görülmüş ki :)


İşte böyle arkadaşlar, bu yazı dizisi aslında bitmez. Devam edecek diye bitirmek gerekir ama malesef burada dün ki kapanış cümlemle bitiriyorum: Sakin Kalın ve Yola Devam edin. Bir nebze de olsa işinize yaradıysa bu bilgiler ne mutlu bana!



Şıp Şak Nutella Browni





Bugün 2 yazıya başladım. Biri dün yazdığım yazının devamıydı diğeri de uzun zamandır yazmayı planladığım bir yazıydı. İkisi de içime sinmedi bazen kafamın tasını bir attırıyolar isyennnn moduna geçiveriyorum. İçime sinmeyen yazıları da sizinle paylaşmıyorum, doğal olarak. 

Rejimde olmasam bugün bana en iyi gelecek şey kendimi çikolata ve bilimum abur cubura boğmak olurdu. Lakin rejimi 2. gününden bozarsam kendime feci bozulurum. Bugün üzerime özellikle dar birşey giydim ve beni sıkan bir pantalon hatırlayayım diye aynaya baktıkça yandan çıkan simitleri önden gözüken göbeği göreyim de kendime geleyim diye. 

Neyse, yapıp yiyemeyeceğim ama görüntüsü bile güzel. Siz yapıp benim yerime de yiyin. Kendimi kendimle regüle etmeyi öğrenmem lazım :) yoksa çocuğuma nasıl öğreteceğim değil mi? Rejim biter bitmez yapıp afiyetle yerim

Ama bakın bu size bir komploda olabilir. Ben her gece Allah'ım ben zayıflayamıyorsam arkadaşlarımı, etrafımdakileri şişmanlat diye de dua ediyor olabilirim, ona göre :) Ayrıca ben şişman değilim, siz çok zayıfsınız tamam mıııııı :)

Malzemeler

1 küçük kase Nutella
10 tatlı kaşığı un
2 yumurta

Hepsini bir güzel karıştırın. Cupcake kağıtlarına yerleştirin verin fırına. Valla tarifte şu kadar zaman şu sıcaklıkta dememiş ama klasiktir işte. Önceden ısıltılmış 180 derece fırında 15-20dk :) Bunu kaile almayın, herhalde ilk kez kek yapmıyorsunuzdur fırınızı da en iyi siz bilirsiniz, kaç derecede kaç dakikada pişirdiğini mesela benim fırınımın çok acelesi var hemencecik yapıveriyor şayet bir tarifteki dakikaya ayarlarsam genelde o yemek veya kek yenilemez duruma geliyor. 


Ben bu browninin üzerine 1 top dondurma koyardım siz canınız ne istiyorsa onu koyun. Ohhh afiyet olsun, yiyin gari :)

21.01.2013

Çocuğunuza Öğreteceğiniz En Önemli Şey





Kendi kendini regüle etmesi der yazıyı bitirirmişim :)   Neyse konumuza geri dönelim. Regüle etmekle kastettiğim şey bebeğin, çocuğun kendi kendini sakinleştirebilmesi.

"Kendini regüle etmeyi bilmiyor" cümlesiyle ilk kez Aren için gittiğimiz danışmanımız, aile psikologumuz Nilüfer Devecigil'in ofisinde tanıştım, bundan yaklaşık 6-7 ay kadar önce. Nilüfer hanıma gitmemizin ana nedeni Aren'in kronikleşmiş uyku problemiydi. Konuyu uyku eğitimiyle çözmekten vazgeçmiştik. Zaten Güray başından beri uyku eğitimine inanmıyordu, dahası bunun çocuğa en azından bizim çocuğumuza zararı olacağını düşünüyordu ki bu noktada kendisi %100 haklı çıktı.
Bir daha çocuğum olsa ve Allah korusun ama uyku problemi olsa asla başvurmayacağım yöntem uyku eğitimidir. Nilufer hanımın bu konudaki yazı, yazılarını okumanızı öneriririm. O ilk görüşmede, biz yaşadığımız zorlukları anlatırken, Nilüfer hanım bizi durduruyor; bırakın şimdi Aren'i diyor, eli kalbinde tüm bunlar olurken siz neler hissettiniz, hissediyorsunuz diye soruyor. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyorken o odada o anda neler olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Biz kalbimizde içimizde neler hissettiğimizi anlatıyoruz. Nilüfer hanım işte tek problem bu diyor. Bebeklerin sakinleşmeyi bilmediklerini, bu tip durumları regüle edecek bir sistematikleri olmadığını önemle belirtiyor. Kim regüle edecek bu durumu? Tabii ki de bizler ebeveynlik sıfatına sahip insanlar. Ve geri kalan herşey kendiliğinden yoluna girecek. Eğer anne baba sakinse, her daim yüreği ağzında değilse, çocuğu olayın içersinden çıkarmadan sakinleştirmeyi başarabiliyorsa dahası çocuğa sakinleşmesi için yol göstere biliyorsa işte o zaman hem kendileri hem dünya için evet dünya için büyük bir adım atılmış olacak. Niye mi? Taa bebeklikten, çocukluktan sakin kalabilmeyi öğrenmiş bir çocuk ileride bir yetişkin olduğunda artık içine işlemiş bu özelliği her alanda kullanabilecek.

Ben, kendim dahil bir çok yetişkinin bu özelliğe sahip olamadığını düşünüyorum. Misal; benim gibi duygusal yemek yiyen çok insan vardır. Kendini sakinleştirebilmek adına. Oysa kendimizi çocukken regüle etmeyi becerebilseydik belki bugün duygusal her anımızda yemeğe saldırmayacaktık Kendinizi neyle sakinleştiriyorsunuz bir gözden geçirin. Yemekle mi, bağırıp çağırarak mı, tırnak yiyerek mi, saçınızla oynarak mı veya başka bir yardımcı öğeyle mi? Eğer cevabınız kendi kendimi telkin ile sakinleşiyorum, nefesimi kontrol ederek sakinleşiyorumsa yani hiçbir şeye ihtiyaç olmadan kendinizi yine kendinizle sakinleştirebiliyorsanız inanin ki başarılabilecek en önemli şeyi başarıyorsunuz. Ve sizin bu özelliğiniz çocuğunuza yansıyacak en önemli özelliklerinizden biri.


Bebeklere baktığımızda kendilerini neyle sakinleştiriyorlar; eğer emen bir bebek ise emerek eğer emmeyen bir çocuk ise biberon ve tabii emsin emmesin bir çok çocuk için emzik. Emzik bir çok anne babanın kurtarıcısı; çünkü emzik emen çocuk bir şekilde rahatlıyor emziği regüle etme aracı olarak kullanıyor. İşte bu nedenledir ki bir daha çocuk sahibi olursam emzik kullanmayı düşünmüyorum. Aren'i zorla emziğe alıştırdık ama işte alışmadık popoda don durmaz derler ya hehh işte; Aren'le ilgili en kolay şey emziği bırakma oldu çünkü 9. ayda kendi kendine bıraktı nasıl olduğunu anlamadık :) hatta bir kaç hafta korkumuzdan yahu olamaz bırakamaz napıcağız şimdi dedik ve emziği ağzına tıkamaya çalıştık, etrafa 3-4 emzik yerleştirdik yok istemedi de istemedi. Ehhh bunu fırsata çevirdik ve emzik olayını tarihe gömdük.

Bu Cumartesi Nilüfer hanımın ofisinden tekrardan içeri girdiğimizde Aren artık büyümüştü. 15 Aylık oldukça bilinçli bir bebekti. Önce kucağıma geldi bana sarıldı, kafasını dayadı. Nilüfer hanım'da hemen belirtti: tabii önce en güvendiği insana sarılacak. Ve ardından bluzu açmaya çalıştı meme meme dedi. Açtım bluzumu çünkü meme vermezsem mızmızlanacağından emindim ve o anın bozulmasını istemiyordum. Bir nevi Aren rahatlasın da işimize baksak diye düşünüyordum. Nilüfer hanım sence neden emmek istiyor şimdi dedi. Rahatlamak için, kendini daha da güvende hissetmek için dedim. Evet aynen böyle dedi. Aren 2 emdi bıraktı zaten, hoop kucağımdan indi ve ortama hızlı bir giriş yaptı. Görüşmeye özellikle Aren'le gitmeyi tercih ediyoruz. Birincisi bırakmak istemiyoruz, ikincisi Nilufer hanım aramızdaki ilişkiyi gözlemeyerek yorumda bulunabiliyor. Hoş çok kolay olmuyor ama olsun zorlukları hep fırsat olarak görmeyi ilke edinmeye çalışıyoruz çift olarak :)

Bu sefer Nilüfer hanıma gitme sebebimiz kendimizi ve Aren'i tekrardan gözden geçirmekti. Regüle etmek konusunda neredeydik, ne kadar yol katetmiştik. Tahmin ettiğimizden daha da güzel şeyler duyduk. Bizim göremediklerimizi gösterdi Nilufer hanım bize. Biz sınır koyamadığımızı düşünürken aslında yaptıklarımızın nasıl da sınır koymak olduğunu duyduk. Ben emzirmek konusunda hata yaptığımı düşünürken aslında nasıl da doğru bir yol izlediğimi öğrendim. Bunun yanısıra elbette yanlışlarımızıda öğrendik, duyduk. Örneğin ilk görüşmede Nilüfer hanım bir çok kendini sakinleştirmeyi bilmeyen çocuğun günümüzde hiperaktif diye algınlandığını ve yanlış yollarla tedavi edildiğini söylemişti. Çok bilinenin aksine çocukların dikkatini dağıtmanın çok yanlış olduğunu, bunun ileride de dikkat dağınıklığına, konsantrasyon bozukluğuna sebeb olduğunu söylemişti. Bunun olmaması içinde çocuğu olayın içinde sakinleştirmemiz gerektiğini, dikkatini başka şeye yönlendirmememiz  gerektiğini üzerine basarak belirtmişti.

Bu bilgiden yola çıkarak ama pek de doğru anlamamış olarak biz Aren'î bazı konularda fazlaca zorlamışız aslında. Örneğin; bir akşam Aren çamaşır odasına girmek istedi, izin verdim. Çamaşır makinasının üzerine çıkmak istedi, neden çıkmak istediğini anladım detarjanlarla oynamak istiyordu. İzin vermedim. Hayır Aren'cim onlar zararlı ve ben senin kendine zarar vermene izin veremem dedim. Peki annecim dedi dermişim :)))) Elbette kucağımdan atlamak istedi ve hemen ağlamaya başladı yere koydum kapının önünde oturup ağladı. Ağlamasına izin vermemiz gerektiğini biliyorduk,sevdik okşadık olayın içinde tutmamız gerektiği bilgisiyle dikkatini başka bir yere çekmedik. Lakin Aren gerçekten inatçı bir kişiliğe sahip kime çektiyse artık :) ağladı da ağladı ağladı da ağladı ee saatin yelkon ve akrebi sabit durmuyor geçtikçe geçti zaman baktık çocuk 20-25 dakikadır ağlıyor aldım apartmana çıkardım bir dumur vaziyet oldu ama mızırdanma devam. Yukarıda annemler oturuyor oraya çıkmak istedi. Orada oyalandı etti; hadi baba bizi bekliyor dedim ve aşağıya indik. Eve girer girmez yine çamaşır odasına gitme isteği illa o detarjanlarla oynayacağım krizi başladı. Birara içimden oyna ulan oyna derken buldum kendimi. Detarjanla çitileyeyim de gör gününü falan diyordum. Neyse hadi banyoya dedik ve krizi durdurduk. Bu arada bu cümleyi elbette kriz geliyorum derken de kurduk yok oturup iihh ihhh deyip ağlamaya devam ediyordu.

Nilüfer hanım Cumartesi günü şöyle söylememizin daha çok işe yarayacağını söyledi. Anlıyorum o renkli detarjanlar çok ilgini çekiyor, sanırım böyle birşeylerle oynamak istiyorsun. Hadi gel banyoya gidelim suyla oynayalım tıpkı bu detarjan şişeleri gibi şeyler var oradada. Yani aslında aynı olayda tutuyoruz çocuğu sadece zararlı birşeyin yerine zararsız birşey koyuyoruz.

Mesela Aren birşeyleri yere atmaya bayılıyor. Biz izin vermiyoruz ama yerine de başka birşey koymuyoruz. Nilüfer hanım bunu atmama izin veremem ama canın birşeyler atmak istiyorsa al bunları at deyin dedi. Siz izin vermedikçe ve o birşeyleri atmak istedikçe o kısırdöngüden çıkamayacak dedi. Pazar günü bunu uyguladım ve Voila! Arencim annenin telefonunu yere atmak yok birşeyleri fırlatmak mı istiyorsun al bunu babaya fırlat :) Yok öyle demedim tabii ki. Al bunu at canım dedim attı ve sevindi. Önüne kocaman bir kutu koydum içine de fırlatabileceklerini bunları istediğin kadar fırlatabilirsin dedim; bu arada özellikle oyuncaklarını seçmedim ona zevk vermezdi evdeki fırlatabileceği şeyleri koydum, pek bir sevindi.

Bu arada yeri gelmişken daha önce etraf tarafından çok eleştirildiğim ama kendimce doğru olduğuna inandığım yemek olayından bahsetmiştim. İzin vermeme nedeni olarak sadece yetişkinlerin dünyasına özgü şeyler bulduğumu, bunun da çocuğa haksızlık etmek olduğunu söylemiştim. Bu konuda Nilufer hanımdan "çok doğru''yu duydum ya, haydi bakalım yemekler saçlara başlara sürülmeye, yerlere atılmaya devam edilsin :):):)

Belirtmek isterim ki hareketli çocuklarda sakin kalabilirler. Bunu size söylüyorum anne sen anla lütfen. Annem yani Aren'in anneannesi Aren'e hiperaktif teşhisi koydu :) Çok hareketliymiş efendim bunca çocuk büyütmüş onca çocuğun büyümesine seyirci olmuş Aren gibisini görmemiş. Acilen önlem almazsak çok çekermişiz sonra :) Yaa gördünüz mü biz ailece sakin kalamıyoruz :) Elbette böyle birşey yok. Aren çok hareketli ama kısa bür süredir de tamam çok kısa bir süredir :) sakin kalmayı da becerebilen bir çocuk. Annem dün itibariyle hiperaktif sözünü geri aldi ama olabilirmiş heran yine :):):):

Nilüfer hanımdan notlar'a bir başka yazıda devam edeceğim. Kafanızı ağrıttığım bu yazıyı bitirirken şunu söylemek isterim; bir danışmana, bir psikologa gitmek için illa spesifik bir nedene, soruna gerek yok. Gitmek önce ruha, insanın içine çok iyi geliyor. Orada o ortamda bulunmanın bir büyüsü oluyor; misal Aren Nilüfer hanımın yanından çıktıktan sonra yaklaşık 10 saat kadar meme demedi ve istemedi. Bence tüm ebeveynlerin çocuk doktoruna ihtiyacı olduğu kadar, çocuk doktora gittikleri düzen kadar bir danışmana gitmeye de ihtiyaçları var. Sebeblerini bir sonraki yazıya saklıyorum aman siz de çok merak etmiştiniz sanki.

Ve o meşhur cümle ile bitiriyorum. "Keep Calm Carry On "diyerek. Sakin kalın ve yola devam edin.








18.01.2013

Şekerin Faydaları



Bu yazının başlığını görüp deli olduğumu ve hatta cahil olduğumu düşünecek ne çok insan vardır kimbilir. Ve bir çok insan deli bu ya şekerin faydası mı olurmuş diyerek yazıyı okumayacaktır bile. İşte önyargının en güzel örneklerinden biri de bu :) Şayet siz bu satıra geldiyseniz önyargıları fazla olmayan birisiniz demektir, ne güzel. Merak ediyorsunuz demektir ki merakın böylesi çok iyi bence.Veya mesela ben bu başlığı görmüş olsaydım; biliyordum biliyordum çok sevdiğim birşeyin bir yararı olduğunu biliyordum diyerek sevindirik olmuş ve heyecanla yazıyı açmış, okuyunca az biraz hayal kırıklığına uğrardım. Sizin bünyenizde de aynı etkiyi yarattıysam üzgünüm.

Şekerin ciddi zararları olduğunu vücuda girince nasıl da hücreleri yiyip bitirdiğini açıkcası bebeğim olana kadar bu denli bilmiyor ve önemsemiyordum. Evet şekerin tıpkı diğer tadı harika olan şeyler gibi yasaklılar listesinde olduğunu bilirdim, evet pek bir yararı olmadığını da. Şekeri çay, kahve ve benzerlerinde sevmem, üzerine şeker serpilmiş hiçbir şeyi sevmem. Pastayla aram hiç yoktur. Ama şekerleme, kek, kurabiye gibi şeylere bayılırım. 15 aylık oğlum henüz şekerle hiç tanışmadı diyebilirim. Beni en sinirlendiren şeylerden biri doktor ofislerinde şekerin olabilecek en kötü haliyle topitop gibi lolipopların çocukların eline tutuşturulmasıdır. Bir doktor, bir çocuk doktoru bunu yapıyorsa konuyla pek ilgisi olmayan annenin veya anneanne ve babaannelerin bunu yapmasına şaşırmıyorum.

Neyse biz konumuza geri dönelim. Bu yazıyı gördüğümde de bana çok ilginç geldi, faydalanabileceğimizi düşünüp paylaşmak istedim. İtiraf edeyim başlığı bir köşe yazarı edasıyla ilgi çeksin diye  "Şekerin Faydaları" olarak koydum :) Aslında Şekerin 20 Farklı Kullanımı olmalıydı ;) eee ne de olsa serde dergicilik var, 5 yıl editör yardımcılığı ve derginin çeşitli departmanlarında çalışmış biri olarak başlık atmakta üstüme yoktur ;) (Mütevazilikten nasibini almamış diyorsanız çok ayıp ama çok ayıp :))

Yazı bir çeviri yazısıdır. Çeviri ise apayrı bir alan, çevirimi beğenmiyorsanız haklı olabilirsiniz, affola (bakın arada mütavize olabiliyorum :))

ŞEKERİN 20 FARKLI KULLANIMI


1. Bebeğinizi Yatıştırın

Açıkcası bu ilk madde beni çok şaşırttı; sen de mi Brütüs dedim. Nasıl ya nasıl olabilir ki dedim.

Benim için tartışmalı bir konu ama olduğu gibi bıraktım. Güvenilir olarak bilenen  Pediatrics
Amerikan Pediatri Derneği tarafından yapılan bir araştırma göstermiş ki (Pediatrics'in üzerine tıklayarak makalenin tamamına ulaşabilirsiniz) 

Aşı öncesi 1-4 oranında şekerli su verilen bebekler, direkt ağız yoluyla veya emziğin üzerine, daha az acı çekiyorlarmış ve aşının yaratabileceği psikolojik ve fiziksel etkilerden daha az etkileniyorlarmış. 

Elbetteki ben makalenin tamamını okudum. 18-36 ay arası için diyor. Aman sakın yeni doğmuş bebeğinize uygulamayayın ki bizim anneannelerimizin babaannelerimizin sıklıkla uyguladığı birşeydir bu bebeğe şekerli su vermek demek bir nedeni varmış öyle değil mi?

2. Yarayı İyileştirin

Yaranın üzerine bir tutam şeker serperek yaranızı iyileştirebilirsiniz: Masal mı, gerçek mi? Yine yapılan bir çalışma (çalışmanın üzerini tıklayarak makalenin tamamına ulaşabilirsiniz) göstermiş ki yaranın üzerine bir tutam şeker serpmek hem bakterileri öldürüyormuş hem de acıyı azaltıyormuş. Zimbawe'de şeker bir tedavi aracı olarak kullanıyormuş. Bu makale de oldukça ilginç okumanızı tavsiye ederim. 


3. Yanan Damağınızı Yatıştırın

Bakın bu bana çok ilginç geldi; şekeri direkt yemeği sevmediğim halde ilk fırsatta deneyeceğim 
çünkü başıma sıklıkla gelen bir durum. Sıcak kahveden, çaydan veya başka birşeyden diliniz, damağınız yandığında bir tutam şeker yemek veya kesme şekeri damağınıza dayamak acıyı direkt dindirirmiş. 

4. Baharattan Yanan Ağız

Diyelim ki çok acı birşey yediniz hemen üzerine asitli birşeyler yemek veya süt içmek acıyı hafifletirmiş ama bir tutam şeker hepsinden daha iyi sonuç veriyormuş 

5&6&7. Kese Yapın

Şeker muhteşem bir kese aracı. Hadi bilinen adıyla söyleyelim Body Scrub şekerim, dünya para vermeyin evde yapın. Üç yemek kaşığı şekeri biraz zeytinyağı ile karıştırın, koyu bir kıvama getirin, isterseniz içine biraz da vanilya yağı koyun mis koksun diye sonra bunu cildinize uygulayın ve yıkayın. Yumuşacık bir cildiniz olacağını göreceksiniz. 
Evde artık yenilmeyecek kıvamda olan muzu da bu karışma ekleyebilirsiniz.

Yumuşacık dudaklarınızın olmasını istiyorsanız; yine zeytinyağı ile şekeri karıştırıyorsunuz isterseniz içine biraz nane aroması veya vanilya koyup dudaklarınıza bununla masaj yapıp yıkıyorsunuz. Yumuşacık dudaklarınız ve öpüşünüz oluyor. Denemeye değer öyle değil mi?



8. Kalıcı Ruj

Çıkmayan rujum yok diye üzülmeyin sakın olur mu :) Yeni sürülmüş rujunuzun üzerine bir parça şeker serpin sonra dudaklarınızın üzerinde dilinizi gezdirin aman bu işlemi yaparken yanlız olun yoksa çok sexi gözüküyorsunuz :) Ve işte kalıcı rujunuz hazır, rujunuzun çok daha uzun süre dayandığını göreceksiniz. 


9. Tertemiz Eller 

Eliniz çok kirlendiğinde örneğin yağlıboya ve başka çıkması zor birşeyle sabunla birlikte elinize biraz şeker almak oldukça hızlı bir şekilde elinizin temizlenmesine yardımcı olacaktır. Aynı zamanda yumuşacık eller için aynı miktarda şeker ve zeytinyağı ile ellerinizi ovar ve durularsanız, elleriniz yumuşacık olacak. 


10&11. Çiçeklerinizi Besleyin &Bahçenizi Koruyun

Uzun ömürlü çiçekler için; 3 çay kaşığı şeker ve 2 yemek kaşığı sirkeyi ılık suda karıştırıp çiçeklerinize döküyorsunuz. Şeker çiçeği besliyor, sirke ise çiçeğe zarar veren bakterilerin büyümesine engel oluyor

Eğer bir bahçeniz varsa ve çiçek yetiştiriyorsanız bitkilerin, çiçeklerin olduğu yere şeker serpmek ki 5 kg'dan bahsedilmiş; bitkilere zarar veren solucanlara ve zararlı bakterilere engel oluyormuş



12 &13.Arı ve Sineklere Tuzak Kurun 

Çok basit bir şerbet yapın. Kaynayan suya şeker atın ve bunu bir kavanoza koyun. Böylece sinekler ve arılar sizin değil o kavanozun etrafına toplanacak.Sineklerle mücadelede bu şerbetin içersine bal katıp sonra bu karışımı şeritler halinde kesilmiş bir beze veya herhangi bir şeye döktüğünüzde sinekler hoop onun üzerine yapışırmış. Yani bu iğrenç olabilir ama yemeğin içine düşmüş bir sinek daha iğrençtir demiş yazan, haksız da sayılmaz öyle değil mi? :)


14. Hamaböceklerine Ölüm

Ben aslında hayvanların öldürülmesine karşıyım ama kimdi o Leman Sam'dı değil mi, farelerle falan konuşan hehh o kıvamda da olamam açıkcası. Hamaböceğinin de ne denli iğrenç olduğunu biliyoruz. Bunun için modern dünyanın harika çözümleri var elbet ama bu da bir alternatif olarak bilgi dağarcığımızda dursun derim: Eşit miktarda şekerle kabartma tozunu olduğu yere koyuyoruz. Şeker ilgileri çekiyormuş, kabartma tozu da onları mahvediyormuş. 



15.Kelebekleri Besleyin

Aramızda kelebek besleyen olduğunu sanmıyorum. Yine de ilginçmiş, duymak isterim diyen varsa yazının altına yorum bıraksın, yazacağım. 

16.Öğütücü Temizleme

Aslında bu kahve ve baharat öğütücüleri için yazılmış. Benim evimde yok ama ya birgün olursa bilmekte fayda var. Şeker kalıntıları temizlemek için süper bir yöntemmiş. bu tip öğütücülerin içine bir parça şeker koyup 2-3 dakika makinayı çalıştırınca ve üzerine güzelce durulayınca pırıl pırıl oluyormuş. 


 17. Çimen Lekelerine Son!

Bu madde bana o meşhur reklamı hatırlattı. Kaçımızın çocuğunun veya kendimizin kıyafetlerinde çimen lekesi var ki. Bizim üllkemizde çimenlere basmak yasaktır, anneler de çimen lekesini hiç sevmez :). Sıcak suyun içine fazla miktardsa hamur kıvamına gelecek şekilde aslında hamur değil diş macunu diyelim şeker katılıp çimen lekeli kıyafetin üzerine 
bırakıp 1 saat beklettikten sonra her zamanki gibi yıkarsanız lekeden eser kalmayacakmış. Kıayfetlerinizi korumuş da olursunuz böylece ;) Denemesi bedava haaanımmmm :)


18&19. Taptaze Kekler, Kurabiyeler 

Eğer kekinizi sakladığınız kabın içersine birkaç adet küp şeker koyarsanız kekinizin tazeliğini daha uzun süre koruduğunu göreceksiniz. Aynı şey kurabiyeler için de geçerliymiş.


20. Peynirleriniz Küflenmesin

Peynirinizin küflenmesini engellemek için saklarken içine bir kaç tane küp şeker koymak 
küflenmeyi engellermiş. 


İşte böyle, belki ooo bunların hepsini biliyordum diyebilirsiniz. Ben bilmiyordum. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp hem tamam mıııı :)







17.01.2013

Bunu Biliyor muydunuz? Aslında Canınız Ne Çekiyor

Bana çok ilginç geldi sizlerle de paylaşmak istedim. Bir parça çikolata için ölüp biterken aslında vücudunuzun ihtiyacı olanın bir kaç adet badem olması. Hoş canım deli gibi çikolata yemek istersen birkaç adet badem beni tatmin etmez ama olsun acil durumlarda işe yaracaksa ne güzel. 

Bakın listede başka neler neler var;

Canınınız şeker çekiyorsa: Aslında ihtiyacınız olan şey Krom, Fosfor,Sülfür ve bu ihtiyacınızı brokoli, üzüm, tavuki taze meyve, ıspanak ve tatlı patates gibi sebze&meyvelerden karşılayabiliyorsunuz. Yani şimdi ıspanak yemeğinin üzerine ağzımıza bir tane Tofita atamaz mıyız olmaz mı :)

Canınız ekmek çekiyorsa: Aslında ihtiyacınız olan yüksek proteinli besinlermiş. Bunun içinde fındık, et ve balık yiyebilirmişsiniz. Hımmm ekmek ve fındık aynı cümlede geçince benim aklıma Nutella geliyor o n'olucak:)

Canınınz Lays yani patates cipsi çekiyorsa: Valla gidip marketten alıp yiyorsunuz :):):). Aslında ihtiyacınız olan Kalsiyummuş. Susam, yine Brokoli, yeşillikler, peynir yiyormuşsunuz. 

Canınız Starbucks Kahvesi gibi Kahve çekiyorsa: Neden içmiyoruz onu anlamadım ama yine de bakalım; Fosfor Sülfür ve Demir ihtiyacınız var demekmiş. Bunun içinde uzun listeden seçtikleri, tavuk, balık,sebze, soğan, sarmısak falan yiyecekmişsiniz. Ay içerim kahvemi ya ben!

Canınız Alkol ve Esrar çekiyorsa: Alkolü anladım da ay canım bir esrar çekti bir esrar diyen var mı yahu :) Aslında ihtiyacınız olan şey, Protein, Glukoz, Potasyum, Kalsiyum,Yulaf'mış. Ay çok protein'e ihtiyacım var bana çabuk Maruhana bulun :)) Bu ihtiyacınızı karşılamak için ise; Yuılaf ezmesi, zeytin, et, yeşillik,peynir, fındık yiyoruz. 

Canınız Kola çekerse: Bence çekmesin ben bırakalı 1 yıldan fazla oldu hiç eksikliğini hissetmiyorum. Bu da Kalsiyum ihtiyacınız var demekmiş. Peynir, susam (susam ihtiyacımızı simitle karşılasak olur mu acep :))yeşillik yiyoruz. 

Canınız Tuzlu yiyecekler çekerse: Klorür ihtiyacınız var demekmiş. Hemen o krakeri elinizden bırakıyorsunuz ve gidip çiğ keçi sütü, deniz tuzu ve balık alıyorsunuz. 

Canınız Sigara Çekerse: Canınız bunu da hiç çekmesin. Ama eğer sigara sigara diye yanıp tutuşuyorsanız ya tiriyakisinizdir ya da işte Silisyum ve Tirozin'e ihtiyacınız var demekmiş. Her ikisi de nedir ben bilemedim. Kırmızı ve yeşil  meyveler, sebze, fındık, çekirdek, C vitamini, portakal yemeliymişsiniz. 


Regly oldunuz: Valla ne yeseniz ne içseniz fayda etmez ben biliyorum ama yine de o dönemde vücudun Çinko'ya ihtiyacı varmış. Kırmızı et, sebze, balık ve kök sebzeleri yemek gerekiyormuş

İştah Eksikliği: Ahhh ahhh bunun bende olmasını ne çok isterdim. Ayol iştahı kapalı insan yer mi zaten şunu yiyin bunu yiyin demişler. Vitamin B1, B3,Magnezum, Klorür eksikliğine delaletmiş. İlginç birşey bulamadım işte yukarıda sürekli yazdıklarıma ek olaraki ceviz, ananas, yine keçi sütü, böbrek var. 

Aşırı Yemek İsteği: Hehh bak işte bu ben. Neyim eksik acaba, ben biliyordum ama var birşeyler yoksa neden ben sürekli birşeyler yemek istiyeyim değil mi :)Silisyum Tirozin, Triptopan eksikliği var demekmiş. Modifiye ve nişastalı ürünlerden uzak durulacakmış eehhh durabilsem zaten sorun bitecek ve işte sağlıklı beslenilecek.